{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    7. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2024/513 - 2025/1523<br>T.C.<br>SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  7. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2024/513 <br>KARAR NO\t\t: 2025/1523<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>KATİP\t:...\t(...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 07/11/2023<br>NUMARASI\t: 2021/899 Esas - 2023/1029 Karar<br><br>DAVACI \t: .... SİGORTA ANONİM ŞİRKETİ - ./İSTANBUL<br>VEKİLİ\t: Av. .<br>DAVALI \t: .... GLOBAL LOJİSTİK LİMAN HİZMETLERİ ANONİM ŞİRKETİ - ./KOCAELİ <br>VEKİLİ\t: Av. .......<br><br>DAVA\t: Tazminat (Rücuen Tazminat)<br>DAVA TARİHİ\t: 06/12/2021<br>KARAR TARİHİ\t \t: 26/09/2025<br>KR. YAZIM TARİHİ\t \t: 26/09/2025<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla  HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 17/03/2011 Günü 41....... /41........ plaka sayılı aracın 27.11.2010 ila 27.11.2011 dönemini kapsyan 200.000,00 TL teminat sağlayan 12103202 no'lu Zorunlu Trafik Sigorta poliçesi ile sigorta edildiğini, davacı Eureko Sigorta A.Ş. tarafından sigorta edilen sigortalı aracın sürücüsünün alkollü-ağır kusurlu olarak karıştığı trafik kazası nedeniyle, ...'in malul kaldığını, olaya bağlı olarak İstanbul 16.Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan 2011/402 Esas sayılı davada ve dava sırasında ......'in vefat ettiğini ve yargılama sonunda tazminata hükmedildiğini, iş bu kararın İstanbul 14.İcra Müdürlüğünün 2015/31760 Esas sayılı dosyasında, ... Mirasçıları tarafından icraya konulduğunu ve adı geçenlere icra takibi sırasında 24.11.2015 tarihinde 35.945,49 TL.- nin ödendiğini belirterek 24.11.2015 ödeme tarihinden itibaren 35.945,49 TL nin yasal faiziyle birlikte sigortalı araç sahibinden rücuen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı araç sürücüsünün olayda alkollü olmadığını, davaya konu Asliye Ceza Mahkemesinde görülen dava dosyasının ve Asliye ceza mahkemesinde görülen dava dosyasının dosyamız içerisine getirtilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesince; \"...Davanın REDDİNE, ...\" şeklinde hüküm kurulmuştur.<br>İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kararın yeterli gerekçeyi içermediğini, mahkemenin kararında, dosyada mübrez delillerin ve itirazlarının değerlendirilmeden, bahsi dahi geçirilmeden hüküm kurulduğunu, mahkeme tarafından bilirkişi incelemesi yaptırılmış ise de, alınan raporların birbiriyle çeliştiği ve hatalı tespitler içerdiğini, denetime elverişli olmadığını, bu husustaki tüm itirazlarına karşın, Mahkeme tarafından etkin bir inceleme yapılmadığını, alkollü araç kullanmanın aynı zamanda bir ağır kusur hali olduğunu, davalıya Trafik Sigortası poliçe şartlarına göre ağır kusur bakımından da rücu hakkının doğduğunu, kazanın münhasıran alkolün etkisiyle meydana geldiğinin açık olduğunu, tarafları lehine tehir-i icra kararı verilmesini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. <br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; alkol dışında başka unsurların da olayın meydana gelmesinde rol oynadığının yüzde yüz olduğunu, tek başına bu denli az alkol etkisi ile işbu kazanın meydana gelmeyeceğini, somut olayda ödenen tazminatın rücu şartlarının gerçekleşmediğini belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLER:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07/11/2023 tarih, 2021/899 Esas - 2023/1029 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava sigorta sözleşmesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkindir.<br>İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.<br>İlk derece mahkemesi kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır.<br>İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Dosyanın incelenmesinde; davacıya .......... numaralı poliçe ile 27.11.2010-27.11.2011 tarihleri arasında zorunlu trafik sigorta poliçesi ile sigortalanan davalıya ait 41......... plaka sayılı çekicinin 17.03.2011 tarihinde dava dışı sürücü ... sevk ve idaresinde iken, Kocaeli TEM Otoyolu üzerinden Ankara istikametine seyri esnasında Kocaeli-Bekirderesi rampası mevkiine geldiğinde öndeki aracın yavaşlaması üzerine kendi aracının ön kısımları ile önünde aynı istikamette seyreden ... sevk ve idaresindeki 34..... plakalı araca çarptığı ve anılan aracında önceki diğer araçlara çarpması şeklinde zincirleme trafik kazası meydana geldiği, davalı sigortalı araç sürücüsünün kaza anında alkollü olduğu ve ağır kusurlu olduğundan bahisle, davacı tarafından, davacı aleyhine açılan dava ve takip nedeniyle yaptığı ödemenin rücusu amacıyla eldeki davanın açıldığı, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacı vekilinin istinaf yasa yoluna başvurduğu görülmüştür.<br>2918 sayılı KTK'nın 48. maddesinde, alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin kara yolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir.<br>   Kara Yolları Trafik Yönetmeliği'nin \"Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı\" başlıklı 97/1. maddesinde, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin kara yolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra, bu konu ile ilgili olan \"b-2\" bendinde, alkollü içki almış olarak araç kullandığı tespit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanamayacakları belirtilmiştir.<br>Öte yandan, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.4.c maddesinde, tazminatı gerektiren olay işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa sigortacının sigorta ettirene rücu hakkı olduğu açıklanmıştır.<br>Bununla birlikte, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.4.c maddesinin dayanağını teşkil eden KTK'nın 48. maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin kara yolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin 2. fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Kara Yolları Trafik Yönetmeliğinin 97. maddesinde, yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve müteakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabulü de mümkün değildir.<br>Yukarıda açıklandığı üzere, Yönetmelik m. 97 hükmünde belirtilen 0.50 promil sınırı ile bağlı kalınmaksızın, kazanın salt (münhasıran) alkolün etkisi altında gerçekleşip gerçekleşmediğinin karar yerinde araştırılması zorunludur. Nitekim Yargıtay 17. HD'nin 21/05/2009 tarihli ve E. 2009/565, K. 2009/3435 sayılı kararında \"...Mahkemece yapılacak iş; sürücünün 0.50 promilin altında bile olsa alkollü olduğunun kabulü ile içlerinde bir nöroloji uzmanı bir de İTÜ veya Karayolları Trafik Fen Heyeti gibi kurumlardan seçilecek makina mühendisinden oluşturulacak bilirkişi kurulundan, kazanın münhasıran (salt) alkolün etkisi ile meydana gelip gelmediğinin, kazanın meydana gelmesinde alkol dışında başka etkenlerin var olup olmadığının tespiti...\" gerektiği ifade edilmiştir.<br>Genel Şartlara göre sigortacının rücu hakkının doğumu için kazanın salt (münhasıran) alkolün etkisiyle meydana gelmiş olması gerekmektedir; tek başına sürücünün alkollü olması sigortacıya rücu hakkı vermez. Aracı sürenin, alkolün tesiri altında olup, güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş olması halinde, meydana gelen kazanın sürücünün alkollü oluşunun bir sonucu olması gerekir. Alkollü bir şekilde trafikte seyreden bir sürücünün alkol konsantrasyonu hangi seviyede olursa olsun bireysel farklılıklar gösterdiği, sürücünün tesiri altında bulunduğu alkol seviyesinde araç kullanması halinde “emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek halde” olup olmadığının tespitinin bireyin kaza anındaki sürüş ehliyetini belirleyebilecek dikkat algı, denge, refleks, psikomotor ve nöromotor koordinasyon gibi nörolojik, nistagmus, akomodasyon, görme gibi oftalmolojik ve genel durumunun tespitine yönelik detaylı dahili muayenesine ait tıbbi verilerin değerlendirilmesi ile mümkün olabilmektedir. Başka bir anlatımla sürücünün alkollü olup olmamasının kazanın meydana gelmesine etkisi yoksa bu durum sigortacının sigortalıya rücu edebilmesi için yeterli bir neden değildir. Bu kapsamda alkollü araç kullanma sebebiyle oluşan bir rizikoda sigorta tazminatı ödeyen sigortacı kendi sigortalısına rücu ederken TTK 1409. madde uyarınca böyle bir durumun varlığını ispat ile yükümlüdür.<br>   O halde, davacı ZMMS şartlarına göre rücu şartlarının oluşması için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. (Yargıtay 17 Hukuk Dairesinin 2018/2861 -2020/4762 e-k sayılı ilamı)<br>Somut olay bakımından bu maddelerde düzenlenen “ağır kusur veya kasıt hâli”nin açıklanması gerekmektedir.<br>Taraflar arasında akdi ilişkiyi düzenleyen sigorta poliçesinin sigortacının işletene rücu hakkını düzenleyen B.4/a maddesi; sorumlu olduğu kişilerin kasti bir hareketi veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmiş ise sigortacının zarar görene ödeme yaptıktan sonra kendi sigortalısına rücu edebileceği hükme bağlanmış bulunmaktadır. Görüldüğü gibi maddede tam kusurdan değil, kasıt veya ağır kusurdan söz edilmektedir.<br>Kast, ceza hukukunda suçun manevi unsuru olup, yasanın suç saydığı bir fiili bilerek ve isteyerek işlemek iradesi anlamına gelir. Kast, özel hukukta ise kusur çeşitlerinden olup, haksız bir sonucun elde edilmesi için bilerek ve isteyerek yapılan iradi faaliyettir. Kusur ise, tazminatı (ödenceyi) veya cezalandırılmayı gerektiren hukuka aykırı davranış biçimidir. Kusur, ihmal veya tedbirsizlik sonucunda ortaya çıkar. Ayrıca borçlunun sözleşmenin gereklerini yerine getirmemesi akdi kusurdur. İhmal; haksız sonuca yönelmemekle birlikte, durumun ve koşulların gerektirdiği dikkat ve özeni göstermeme hâli, dikkatsizlikten ve/veya özensizlikten kaynaklanan kusur; savsama ve gerekli özeni göstermeme durumudur (Yılmaz, E: Hukuk Sözlüğü, Ankara 1996, s:363, 451, 490).   <br>Öğretide ve yargısal uygulamada yerleşik şekliyle sadece kusurun \"ihmal türü\" kusur sözcüğü ile ifade edilmekte, \"kast türü\" ise yine \"kast\" olarak anılmaktadır.<br>Kara Yolları Trafik Kanunu'nda, Yönetmelikte ve Tüzükte,  kara yolundan yararlanan motorlu araç sürücüleri, yayalar ve hayvan güdücülerin hâl ve hareketleri belli kurallara bağlanmıştır. Bu kurallar kusurun belirlenmesinde önemli bir unsur olup, bunlara aykırı davranış, sorumluluk hukuku açısından kusurlu davranış olarak kabul edilir. Trafik kuralları nitelik açısından iki grupta toplanır. Bunlardan ilkinde, kara yolundan yararlanacakların davranış biçimi teknik ve objektif olarak tüm kapsamıyla belirlenip tanımlanmış ve objektif hukuk normu hâline getirilmiştir. İkincisi ise; kara yolundan yararlananlara belli durum ve koşullarda özen yükleyen kurallardır. Ayrıca, her kusur, sorumluluk için mutlak bir değer ifade etmez; zararın uygun sebebi olan ve zarar tehlikesi ihtimalini artıran kusurlar önemlidir.<br>İşte bu noktada \"ağır kusur\" kavramı ve somut olayda ağır kusurun varlığından söz edilip edilemeyeceği irdelenmelidir.<br>Ağır kusur, yargısal kararlarda \"aynı durum ve koşullar altında her mantıklı insanın göstereceği en ilkel (basit) dikkat ve özenin gösterilmemesi\" şeklinde tanımlanmaktadır. Başka bir anlatımla ağır kusurda; hâl ve şartların yüklediği özen gösterme ve tedbir alma ödevlerine veya bir hareket tarzı emreden kurallara \"tam bir aldırmazlık\" söz konusudur. Ağır kusur, bağışlanması kesinlikle olanaksız olan irade eksikliği esasına dayanır. Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre de ağır kusur kavramı bir özel hukuk kavramı olarak; kasıt olmamakla beraber kasta yakın bir kusurun varlığını ifade etmektedir.<br> Yukarıda da açıklandığı gibi, trafik kurallarının büyük çoğunluğu, kara yolundan yararlanan sürücü ve yayalara belli durumlarda kesin olarak belirlenmiş (objektif) nitelikte bir hareket tarzı emreder. Bu kurallar karşısında kişinin bir takdir ve değerlendirme hakkı yoktur. Ne emredilmişse ona uymak zorunluluğu vardır; özenin ölçüsü kuralın kendisidir. Ancak, kusurun derecelendirilmesinde somut olayın özelliği de gözetilmelidir; belli bir hareket tarzını emreden mutlak nitelikteki bir trafik kuralı ihlal edilmesine rağmen, ağır kusur kavramından ayrılmak gerekebilir. <br>Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 10.12.2003 tarihli ve 2003/11- 756 E., 2003/743 karar sayılı kararında da detaylı bir biçimde açıklanmıştır.<br>Somut olay yukarıdaki açıklamalar ile birlikte değerlendirilecek olursa; davacıya ....... numaralı poliçe ile 27.11.2010-27.11.2011 tarihleri arasında zorunlu trafik sigorta poliçesi ile sigortalanan davalıya ait 41...... plaka sayılı çekicinin 17.03.2011 tarihinde dava dışı sürücü ... sevk ve idaresinde iken, Kocaeli TEM Otoyolu üzerinden Ankara istikametine seyri esnasında Kocaeli-Bekirderesi rampası mevkiine geldiğinde öndeki aracın yavaşlaması üzerine kendi aracının ön kısımları ile önünde aynı istikamette seyreden ... sevk ve idaresindeki 34....... plakalı araca çarptığı ve anılan aracında önceki diğer araçlara çarpması şeklinde zincirleme trafik kazası meydana geldiği, davacının kaza nedeniyle ödediği tazminatın rücusu için eldeki davayı açtığı görülmektedir.<br>  Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmamaktadır. Kazanın münhasıran alkol etkisiyle meydana gelmiş olması halinde sigortacının rücu hakkının doğacağı açıktır. Bu kapsamda mahkemece aldırılan 18.07.2023 tarihli nöroloji uzmanı ve makine mühendisinden oluşan bilirkişi raporuna göre; dosyaya gelen İzmit Seka Devlet Hastanesinin 17.03.2011 tarihli ...... poliklinik protokol numaralı tetkik sonuçlarında dava dışı araç sürücüsü ...’in saat 16.46 itibariyle kanındaki alkolün 0,224 promil olduğu, kazanın 15.10’da meydana geldiği nazara alındığında kaza anındaki alkol miktarının 0,46 promil olduğu, kazanın sürücünün takip mesafesini korumaması ve hızını kullandığı aracın yük durumuna göre ayarlamadığından dava dışı sürücü ...’in %100 kusuruyla meydana geldiği, olayda münhasıran alkol etkisinin olmadığı değerlendirildiğinden davacının münhasıran alkol etkisinde araç kullanmaya dayalı rücu talebi yönünden şartların oluşmadığı anlaşılmıştır. Anılan raporda alkol oranlarının etkileri de açıklanarak ve olayın oluş şekli de değerlendirilerek sonuca gidildiği anlaşıldığından hükme esas alınabileceği anlaşılmıştır.<br>Yine eldeki olaya ilişkin ceza kovuşturmasının yapıldığı, Kocaeli 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/285 esas 2013/276 karar sayılı dosyasında sanık ...’in eylemlerinin taksir seviyesinde kaldığı, kast olmadığı değerlendirilerek hüküm kurulduğu ve anılan kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği görülmüştür. Bu durumda davalının eyleminden sorumlu olduğu kişinin eylemlerinin kast olmadığı kesinleşmiş ceza dosyasındaki maddi kabul ile sabittir.<br>Bu durumda üzerinde durulması ve tartışılması gereken davalı tarafa atfedilen kusurun ağır kusur sayılıp sayılamayacağıdır. <br>Kara Yolları Trafik Kanunu'nun koyduğu kurallara uyulması zorunludur. Ancak bu kuralların her türlü ihlali, sürücünün, kasta yakın bir kusuru olduğunu göstermemektedir. Anılan Kanunun 47. maddesinde belirtilen kusur hâllerinin hepsinin, aynı zamanda ağır kusur olarak nitelendirilmesini gerektiren bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır. Aksine, asli kusurun varlığı teminat kapsamında kalabileceği gibi, sonucun gerçekleşme şekli ağır kusuru gösteriyorsa, tali kusur hâlinde dahi teminat dışında kalma söz konusu olabilir. İşte bu nedenle, Genel Şartların 4/a maddesindeki düzenlemede, tam kusurdan bahsedilmeyip  sadece kişilerin kasti hareketleri veya ağır kusurları sonucunda meydana gelmiş olma olgusuna yer verilmiştir. Buradan çıkan sonuç, nitelikleri gereği rücu davalarında, her somut olayın kendi özelliği çerçevesinde değerlendirilmesinin gerektiğidir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/17-1083 esas 2019/26 karar sayılı ilamı)<br>Somut olayda da; az yukarıda açıklandığı üzere hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalının eylemlerinden sorumlu olduğu dava dışı sürücü %100 kusurlu kabul edilmiştir. Dava dışı sürücünün 0,46 promil alkollüyken öndeki aracın yavaşlaması nedeniyle takip mesafesini korumaması ve aracın hızını ayarlayamaması nedeniyle gerçekleşen kazadaki kusurlu eyleminin ağır kusur veya kast olarak nitelendirilemeyeceğinden davacı sigortacı Genel Şartlarındaki ağır kusur nedenine dayanarak da rücuen tazminat talebinde bulunamayacaktır. Bu nedenle bu maddedeki rücu şartlarının da mevcut olayda oluşmadığı anlaşıldığından mahkemece bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken gerekçede yazılı nedenlerle ve ağır kusur yönünden eksik değerlendirme yapılarak karar verilmesi hatalıdır.<br>Gerekçeli karar başlığında; davacının adresinin yazılmaması 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesine aykırı ise de, bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir.<br>Bu nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan nedenlerle kamu düzeni yönünden kabulüne, diğer istinaf istemlerinin reddine, yerel mahkemenin kararının kamu düzeni gereğince kaldırılmasına, dosyada toplanacak başkaca delil bulunmadığı anlaşıldığından ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus da bulunmadığından; dairemizce davanın esası hakkında HMK'nın 353-(1)-b)-2) madde gereğince hüküm kurulmasına karar verilmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>Davacının İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE;<br>A-)Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07/11/2023 tarih, 2021/899 Esas - 2023/1029 Karar sayılı kararının HMK'nın 353-(1)-b)-2) maddesi gereğince kamu düzeni gereğince KALDIRILMASINA,<br>YENİDEN YARGILAMA YAPILMASI GEREKMEDİĞİNDEN AŞAĞIDAKİ ŞEKİLDE HÜKÜM KURULMASINA,<br>a-Davanın REDDİNE,<br>b-Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin yatırılan 613,86.-TL harcın mahsubu ile, eksik yatırılan 1,54.-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,<br>c-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,<br>ç-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, yürürlükte bulunan AAÜT gereği reddedilen kısım üzerinden hesap ve takdir edilen 17.900,00.-TL vekalet ücretinin, davacıdan alınarak davalıya verilmesine, <br>d-Dava şartı zorunlu arabuluculuk sürecine yönelik, 1.320,00.-TL arabuluculuk ücretinin 6183 sayılı Kanuna göre ve davalı aleyhine açılan davanın reddedilmesi nedeniyle davacıdan tahsili için Hazineye müzekkere yazılmasına,<br>e-Yargılama sonucunda ve re’sen yapılacak gider olmadığı takdirde, gerekirse re’sen yapılacak gider de mahsup edilmek suretiyle, 6100 sayılı HMK’nın 333. maddesi gereğince yatırılan avansın kullanılmayan kısmının yatırana iadesine,<br>B-)İstinaf incelemesi yönünden harç ve yargılama masrafları;<br><br>1-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 187,80-TL karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302-(5) maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,  <br>2-İstinaf Kanun Yoluna Başvurma Harcının hazineye gelir kaydına, <br>3-İstinaf kanun yoluna başvuru için yaptığı masrafların, istinaf eden davacı taraf üzerinde bırakılmasına,<br>4-İstinaf eden davacı tarafından yatırılan, istinaf avansından kullanılmayan kısmın HMK'nın 333. maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesince istinaf eden davacıya iadesine,<br>5-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>6-Gerekçeli kararın tebliği işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,<br>7-Dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,<br>İlişkin; Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362. maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.26/09/2025<br>\t\t\t\t<br>Başkan ...<br>  e-imzalıdır <br><br>Üye ...<br>  e-imzalıdır <br><br>Üye ...<br>   e-imzalıdır<br><br>Katip ...<br>  e-imzalıdır<br><br>  * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1d14b327a6289091","SID":"9da0e061f6409037"}}