{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    <br>T.C.<br>İZMİR <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>20. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/6 <br>KARAR NO\t\t: 2025/970<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 10/08/2021 (Dava) - 21/09/2022 (Karar) <br>NUMARASI\t\t: 2021/481 Esas -  2022/644 Karar<br>DAVA\t\t: İtirazın İptali <br>BAM KARAR TARİHİ\t: 19/06/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 19/06/2025<br><br>İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/09/2022 tarihli 2021/481 Esas ve 2022/644 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: <br>DAVA :<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil şirket nezdinde M-62548003 numaralı “İnşaat All Risks Sigorta Poliçesi” ile sigortalı dava dışı ....A.Ş.' ye ait inşaat alanında 28.03.2018 tarihinde davalı ... Tiç.Ltd. Şti.' nin güvenliği yeterince sağlayamaması neticesinde hırsızlık olayı meydana geldiğini ve bu olaydan kaynaklı olarak sigortalı zarara uğradığını, dava dışı ... A.Ş. ile davalı ... .Ltd. Şti.'nin imzalamış olduğu Gözetim Hizmet Sözleşmesi gereği inşaat alanında yeterli ve gerekli önlemleri alması gerektiği halde almamış olmakla yükümlülüklerini yerine getirmediği nedeniyle yaşanın hırsızlık olayında oluşan zarardan sorumlu olduğunu, dava dışı sigortalının eksper raporuyla tespit edilen 16.832,07-TL. zararı 14.08.2018 tarihinde müvekkil şirket tarafından ödendiğini, yapılan bu ödemeyle müvekkili şirket sorumluluğunu yerine getirdiğini, sigortalı ile müvekkili arasında atfedilen poliçe genel şartları uyarınca rücu hakkı olduğunu, TTK nın 1472/1 maddesi gereğince müvekkili şirket sigortalısının zararını gidermekle davalı karşısında sigortalısının halefi konumuna geçtiğini yaşanan hırsızlık olayı sonucu sigortalısının zararının giderilmesi adına müvekkili şirketin ödediği tutarın tahsili için davalı aleyhine İzmir 11. İcra Müdürlüğü'nün 2020/3956 Esas sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine davalı borçlunun borca itiraz etmesi nedeniyle takibin durdurulması kararı verildiğini, iş bu dava ikame edilmeden önce arabuluculuk yoluna başvurulduğunu ancak anlaşma sağlanamadığını belirterek davalı borçlunun İzmir 11. İcra Müdürlüğü'nün 2020/3956 Esas sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazının iptaline ve takibin devamına %20 den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :<br>Mahkemece, ''...Davacının davasının KISMEN KABULÜ İLE İzmir 11.İcra Müdürlüğü 2020/3956 E. Sayılı dosyasında asıl alacak 16.832,00 TL'nin takip talebindeki faiz oranı olan yasal faizi ile takibin kısmen devamına, itirazın kısmen iptaline, takip tarihinden önce borçlunun temerrüde düştüğüne dair bir evrak bulunmadığından yasal faizin takip tarihinden itibaren işletilmesine, bu nedenle fazlaya ilişkin talebin reddine, Asıl alacak likit olduğun asıl alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınıp davacıya verilmesine...'' şeklinde karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ  :<br>Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin isabetli olarak asıl alacak ve icra inkar tazminatı taleplerinin kabulüne karar verdiğini, karar bu yönüyle usul ve yasaya uygun olup bu hususta bir itirazları bulunmadığını, ancak yerel mahkeme tarafından dava dilekçesi ekinde sunulu rücu talep yazısı ve ödeme dekontu değerlendirilmeden faiz başlangıç tarihi yönünden eksik ve hatalı hüküm kurulduğunu, bu yönüyle karar hatalı olup faiz başlangıç tarihi yönünden iş bu kararı istinaf ettiklerini, bu nedenle davanın talepleri doğrultusunda tam kabulüne karar verilmesini, dolayısıyla yasal mevzuat ve Yargıtay içtihatları uyarınca faiz başlangıç tarihinin müvekkili şirket tarafından ödemenin yapıldığı tarih olan 14/08/2018 olarak kabul edilmesini talep ettiklerini belirterek Yerel Mahkeme kararı asıl alacak ve icra inkar tazminatına hükmedilmesi bakımından hukuka usul ve yasaya uygun olduğundan davalı tarafın yerinde olmayan ve işbu yargılamanın uzaması amacı taşıyan, haksız, dayanıksız ve kötüniyetli istinaf taleplerinin esastan reddine, faiz başlangıç tarihi yönünden istinaf başvurumuzun kabulüne, yargılama gideri ve vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle;  ilk derece mahkemesi tarafından müvekkili şirkete davanın hiçbir aşamasında usulüne uygun tebligat yapılmadan hüküm kurulduğunu, ticaret sicil gazetesi incelendiğinde dava açılış tarihi olan 06.08.2021'de ve tebligatın çıkış tarihi olan 24.08.2021'de müvekkili şirketin adresinin \"....\" olduğunu, bila iade dönen ilk tebligat sonrasında İlk Derece Mahkemesince 01/11/2021 tarihli duruşma zaptında yer aldığı üzere \"Davalı şirketin ticaret sicil müdürlüğünden tebligata yarayışlı adresinin sorulmasına, gelen yazı cevabında belirtilen adrese duruşma günü beklenmeksizin daha önceki çıkartılan tebliğ adresi ile aynı olması halinde T.K md. 35 'e göre tebligat, aynı olmaması halinde normal tebligat çıkarılmasına\" karar verildiğini, akabinde İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından verilen 02/11/2021 tarihli müzekkere cevabında ise müvekkili şirketin adresinin \"...\" olduğunun açıkça belirtildiğini, Ticaret Sicil Müdürlüğünden gelen müzekkere cevabına rağmen İlk Derece Mahkemesince 12/11/2021 tarihinde \"....\" adresine Tebligat Kanunu 35. maddeye göre tebligat yapıldığını, Ticaret Sicil Gazetesi ve Ticaret Sicil Müdürlüğünün cevabi yazısı dikkate alınmadan, gerekli araştırmalar yapılmaksızın, yanlış adrese yapılan usulsüz tebligat neticesinde müvekkilinin davaya süresinde cevap veremediğini ve savunma hakkının kısıtlandığını,  müvekkili şirket bir özel güvenlik şirketi olmayıp şirketin amaç ve konusunun ticaret sicil gazetesinde açıkça belirtildiğini, davacı tarafından düzenlenen ödeme emrinin hatalı olduğunu, taraflar arasında yapılan sözleşmeye göre müvekkilinin sadece ...park Projesinde yer alan sitenin yönetimi ve gözetimi yükümlülüğü altına alınmış olup şirketin güvenliğinden sorumlu tutulmadığını ve sözleşme boyunca müvekkili şirketin \"Gözetim Danışmanı\" olarak anıldığını, davacının, sitenin güvenliğini sağlamakla yükümlü olmayan müvekkilini yaşanan hırsızlık olayından sorumlu bularak  icra takibinde bulunmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, personelin inşaatta güvenlik değil gözetim görevini yerine getirdiğini, sözleşme hükümlerine uygun davrandığını, personelin gerekli iletişimi sağladığını ardından hırsızlık olayı polise taşınarak ifadelerin verildiğini, sözleşmenin 2.6.maddesinde \" Olay vukuunda polisin ve işverenin yetkilisinin anında haberdar edilmemesi görev ihmali sayılacaktır\" ibaresi yer almakta olup müvekkili şirket ve personelinin söz konusu maddeye aykırı hiçbir eylemde bulunmadığını, söz konusu alanda müvekkili şirketin gözetim personelleri haricinde gerektiği sayıda Özel Güvenlik Elemanı çalıştırmayan, gerekli güvenlik kamera vb. sistemlerini kurmayan dava dışı sigortalının tam kusurlu olduğu anlaşıldığından, dava dışı sigortalının kusurunu müvekkili şirkete yüklemenin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu ayrıca davanın esasına girildiği bir durumda hırsızlık mahallinde herhangi bir keşif yapılmadığını, bilirkişi raporunun ise sorumluluk incelemesi yönünden son derece zayıf kaldığını belirterek tehiri icra talebinin kabulü ile davalı tarafından başlatılan İzmir 11. İcra Dairesinin 2020/3956 E. sayılı icra takibinin geri bırakılmasına,  kararın kaldırılmasına, dosyanın; taraf teşkili sağlanarak yeniden incelenmesi, taraflarının delil ve cevaplarını sunabilmesi için ilk derece mahkemesine gönderilmesine, neticeten haksız ve hukuka aykırı davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı yana tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>DELİLLERİN  DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: <br>Dava, inşaat alanında meydana gelen hırsızlık nedeni ile oluşan zararın sigortalıya ödenmesi nedeni ile inşaat alanının gözetimi hususundaki anlaşma uyarınca ödenen tazminatın sigortalıya ait inşaatın güvenliğinden sorumlu davalıya rücu istemli takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. <br>İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, karar davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.<br>1-Davacı Vekilinin İstinaf İtirazlarının Değerlendirilmesinde;<br> 6100 sayılı HMK.'nun 341-(2) maddesinde; \"miktar veya değeri Üçbin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir\" hükmü mevcuttur. Ayrıca, 6100 sayılı HMK.'nun Ek 1. maddesi 1. fıkrasında; HMK.'nun \"341. maddesindeki parasal sınırın her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların; o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların On Türk Lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz\" hükmünün yanı sıra, aynı maddenin 2. fıkrasında; HMK.'nun \"341. maddesindeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktarın esas alınacağı\" düzenlenmiş bulunmaktadır.<br>Yeniden değerleme oranındaki artış sonucu yerel mahkeme hükmünün verildiği 2022 yılı için  HMK.'nun 341-(2) maddesindeki istinaf kesinlik sınırı 8.000-TL olmuştur.<br>Mahkemece reddedilen ve istinaf incelemesine konu edilen 2.419,67 TL karar tarihi itibarı ile HMK.'nun 341-(2) maddesinde düzenlenen kesinlik sınırının altında olup, ilk derece mahkemesince verilen karar kesin niteliktedir.<br>Miktar olarak kesin nitelikteki karar ile ilgili olarak, ilk derece  mahkemesince, karara karşı kanun yolunun açık olduğunun belirtilmesi sonuca etkili değildir.<br>Buna göre; mahkemece verilen karar kesin nitelikte olup, kesin olan kararlara karşı HMK'nın 346. maddesi hükmü uyarınca ilk derece mahkemesince istinaf dilekçesinin reddine karar verilebileceği gibi, HMK'nın 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince de bu yönde karar verilebilir. Bu karar usule ilişkin nihai karardır. Bölge Adliye Mahkemesince verilen bu usulden ret kararına karşı temyiz yolu da kapalıdır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05/01/2018 tarih, 2017/5397 esas ve 2018/5 karar sayılı ilamı bu yöndedir.)<br>Öte yandan; mahkemece verilen kararlara karşı tarafların hangi kanun yoluna ve hangi sürede başvuracağının tereddüde mahal vermeyecek şekilde belirtilmesi, bu belirlemenin tarafların iradesini yanıltmayacak bir şekilde doğru olarak yapılması gerekeceği, başka bir deyişle, verilen karar ara ve ek kararlarda, yargı mercii tarafından hem kanun yolunun hem de kanun yoluna ilişkin başvuru süresinin tarafları hataya düşürmeyecek şekilde doğru olarak gösterilmesi gerekecektir. Aksi takdirde, bu durumun tarafların haklarını arayabilmelerini zorlaştıracağı, dolayısıyla mahkemece verilen kararda kanun yolunun hatalı belirlenmesi durumunda, hatalı belirlemenin sonuçlarının taraflara yükletilmeyeceğinden gerek istinaf başvuru harcı ve gerekse istinaf karar harcının iadesine karar vermek gerekmiştir. <br>Açıklanan nedenlerle; karar tarihi itibariyle miktar olarak kesin olan  mahkeme kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvurulamayacağından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulden reddine karar vermek gerekmiştir.<br>2-Davalı Vekilinin İstinaf İtirazlarının Değerlendirilmesinde;<br>Mahkemece dava dilekçesinin usulüne uygun olarak davalıya tebliğ edilerek savunması alınarak ve delilleri toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği halde davalı yönünden eksik taraf teşkili ile karar verilmiş olup, davalının bu yöne ilişkin itirazı yerinde olduğundan kararın bu yönden kaldırılması gerekmiştir.<br>Mahkemece tensiple dava dilekçesinde gösterilen adrese tebligat çıkartıldığı ancak tebligatın adres yetersiz şerhi ile bila tebliğ geri döndüğü, bunun üzerine farklı bir adrese çıkartılan tebligatın tanınmadığından bahisle bila tebliğ iade edildiği, yargılama aşamasında Mahkemece tebligat yapılamadığı gerekçesi ile davalının ticaret sicil kaydının istendiği,  sicil kaydındaki adresin tebligat yapılan adreslerden farklı olmasına rağmen Mahkemece sicil kaydındaki adrese tebligat çıkarmak yerine yine dava dilekçesindeki adrese Tebligat Kanunu 35. maddeye göre tebliğ yapılmış olduğu,  Mahkemece yargılama sırasında davalının güncel adresinin tespiti ve taraf teşkili yönünden başkaca araştırma yapılmamış olduğu anlaşılmıştır.<br>Davalının yargılama sırasında davadan haberdar olmadığı ve dosyaya dilekçe sunmadığı, ancak  verilen karar sonrası sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde karara taraf teşkili yönünden itiraz ederek dilekçesi ekine Ticaret Sicili Gazetesinin suretlerini ekleyerek Mahkemece yeterli araştırma yapılması halinde adresinin tespit edilebilecekken araştırma yapılmaksızın usulsüz tebliğe dayalı karar verilerek savunma hakkının kısıtlandığını savunmuş olduğu, davalının taraf teşkili sağlanmadan yargılama yapılarak karar verilmekle savunma haklarının kısıtlandığı yönündeki itirazlarının yerinde olduğu anlaşılmıştır.<br>3-Kabule göre de; <br>a-Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi heyet raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığı, davacı tarafından sigortalısına ödenen tazminatın gerçek zarar tutarı olup olmadığı hususunda inceleme ve değerlendirme yapılmadığı, Mahkemece olayda kusur durumunun tespiti için diğer bilirkişiler yanında trafik bilirkişisi kusur tespiti için heyete dahil edilerek kararda da rapordaki kusur tespitine atıf yapılmış ise de, kusur tespiti yönünden trafik bilirkişisinin heyette yer almasının yerinde olmadığı; diğer taraftan Mahkemece tarafların edim yükümlülüğünün ve sorumluluklarının tespiti yönünden davalı ile dava dışı sigortalı arasında düzenlenen sözleşme hükümlerinin incelenerek somut olayın meydana gelişi de nazara alınarak tarafların sorumluluğu yönünden yeterli değerlendirme yapılmadığı, davanın kabulünü gerektiren somut gerekçenin yeterince ortaya konulmadığı; davacı ile dava dışı sigortalı arasında düzenlenen poliçe hükümlerinin de incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği halde eksik incelemeye dayalı karar verilmiş olduğu  anlaşılmıştır.<br>b-Mahkemece \"Davacının davasının Kısmen Kabulü İle İzmir 11.İcra Müdürlüğü 2020/3956 E. Sayılı dosyasında asıl alacak 16.832,00 TL'nin takip talebindeki faiz oranı olan yasal faizi ile takibin kısmen devamına, itirazın kısmen iptaline, takip tarihinden önce borçlunun temerrüde düştüğüne dair bir evrak bulunmadığından yasal faizin takip tarihinden itibaren işletilmesine, bu nedenle fazlaya ilişkin talebin reddine\"  şeklinde gerekçe ile davalı yönünden temerrüt hükümlerinin oluşmadığı kabul edilmiş ise de; Mahkemenin faiz işletilmesi hususundaki kabulünün hatalı olduğu, sigorta şirketlerinin sigortalısına yaptığı ödemeyi kusurlu 3. Kişiye rücu amacı ile talepte bulunduğu durumda, rücu alacağı ödemenin yapıldığı anda doğacağından,  davacı aksini talep etmedikçe faiz başlangıç tarihinin kural olarak ödeme tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğinden, Mahkemenin bu yöne ilişkin kabulünün hatalı olduğu anlaşılmıştır.<br>Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde;  davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulden reddine; davalı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile, yerel mahkeme kararının HMK 353/1-a-6. madde uyarınca kaldırılarak dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmesi gerekmiştir.  <br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK.'nun 341-(2) ve 346-(1) maddeleri gereğince miktar itibariyle kesinlik nedeniyle  USULDEN REDDİNE<br>2-Davalı vekilinin istinaf itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle ESASTAN KABULÜNE; İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/09/2022  tarihli 2021/481 Esas ve 2022/644 Karar sayılı kararının HMK 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,<br>4-Kararın kaldırılması sebep ve şekline göre davalı vekilinin sair istinaf taleplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,<br>5-İSTİNAF AŞAMASINDA; davalı tarafından yatırılan istinaf  karar harcının istek halinde kendisine iadesine, (harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine), <br>6-İstinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf yoluna başvuru harcı ve istinaf karar harcının istek halinde davacıya iadesine, (harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine), <br>7-İstinaf aşamasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek nihai kararda ele alınmasına, <br>8-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, <br>9-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>10-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359-(3) maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,<br>Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK 353/1-a maddesi gereğince  kesin olarak oy birliği ile karar verildi. 19/06/2025 <br><br>\t<br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d388e7cbd26683f7","SID":"2fc605ae37eb15fd"}}