{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    <br>T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS     NO\t: 2022/286 <br>KARAR NO\t\t: 2025/1315<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>  <br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 28/10/2021<br>NUMARASI\t\t: 2020/30 Esas  2021/920 Karar <br>DAVA\t\t: İSTİRDAT<br>KARAR TARİHİ            : 10/07/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ : 10/07/2025<br><br>İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/30 Esas ve 2021/920 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.<br>\t<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı/takip alacaklısı tarafından müvekkilim şirket aleyhinde İzmir 13. İcra Müdürlüğü'nün 2019/1628 E. sayılı dosyası ile 4.720,00-TL bedelli ve 5.900-TL bedelli 2 adet fatura dayanak gösterilerek toplam 10.620,00-TL fatura alacağının tahsili talebiyle ilamsız icra takibi başlatıldığı, icra takibine itiraz edilmiş ve müvekkilin malvarlığı üzerine dosyadan konulan tüm hacizlerin fekkine karar verilmesi talep edildiği, İcra Müdürlüğü'nün 07.03.2019 tarihli kararı ile bu talebimizin reddine karar verilmesi üzerine bu kez tarafımızca İzmir 11. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2019/233 E. sayılı dosyası ile usulsüz tebliğ edilen ödeme emrinin iptaline ve tebliğ tarihinin öğrenme tarihi olarak kabulüne karar verilmesi talebiyle dava açıldığı, ancak müvekkilin araçları ve banka hesapları üzerine haciz konulduğundan ve müvekkil aleyhinde yapılacak haciz işlemleri ticari hayatını olumsuz yönde etkileyeceğinden, haciz baskısı altında 10.620-TL asıl alacak ve ferileri ile birlikte toplam12.987,12-TL, 12.648,01-TL'si 08.03.2019 tarihinde bakiye 339,11-TL's ise 12.03.2019 tarihinde olmak üzere İcra dosyasına ödenmiş ve icra dosyası İcra müdürlüğünce infazen kapatıldığı, İcra dosyasına ödeme yapıldıktan sonra İzmir 11. İcra Hukuk Mahkemesi 26.09.2019 tarih 2019/233 E. 2019/731 K. sayılı ilamı ile şikayete konu ödeme emri tebligatının iptaline ve tebliğ tarihinin öğrenme tarihi olan 05.03.2019 tarihi olarak tespitine kesin karar verdiği, davalarının  kabulü ile Müvekkilin İzmir 13. İcra Müdürlüğü'nün 2019/1628 E. sayılı dosyasına yaptığı toplam 12.987,12-TL ödemenin 12.648,01-TL'sine ödeme tarihi olan 08.03.2019 tarihinden , 339,11-TL'sine ise ödeme tarihi olan 12.03.2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkile ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP:<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; : Davacı şirket tarafından mahkemenizde ikame edilen işbu istirdat davasının ve davacı yanın müvekkil şirketten davaya konu hizmeti almadığına ve alacağı bulunmadığına  ilişkin iddialarının tarafımızca kabulü mümkün olmadığı, Müvekkil şirket tarafından davacı şirkete KOBİ Gelişim Destek Programı'na  başvuru kapsamında danışmanlık hizmeti verildiği, Müvekkil şirket tarafından davacı şirkete Ar-ge ve İnovasyon Programı'na başvuru kapsamında danışmanlık hizmeti verildiği, Müvekkil şirket tarafından tam ve eksiksiz olarak yerine getirilen hizmetler karşılığında davacı şirkete düzenlenen faturalara yasal süresi içerisinde itiraz edilmemiş olup fatura içerikleri davacı şirket tarafından kabul edildiği, haksız ve yasal dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Uyuşmazlık, davalı tarafından verildiği iddia olunan hizmete ilişkin ödenmeyen fatura bedellerine istinaden İzmir 13.İcra Müdürlüğünün  2019/1628 Takip sayılı dosyası üzerinden girişilen icra takibinde davacının haciz baskısı altında ödenen bedellerden dolayı borçlu olup olmadığı, davaya konu faturaların  iade edilip edilmediği ve ödenen bedellerin istirdatı koşullarının oluşup oluşmadığı hususlarında toplanmaktadır.<br>Dosya ve taraflara ait ticari defter ve dayanakları üzerinde uyuşmazlık konularında bilirkişiden rapor alınmış, bilirkişinin mahkememize verdiği 02/03/2021 havale tarihli raporunda özetle;  Ticari kazancın tespitinde \"tahakkuk esası İlkesi\" ve \"dönemsellik ilkesi\" olmak üzere iki temel ilke geçerli olduğu; Tahakkuk esası ilkesinde, gelir veya giderin miktar ve mahiyet itibarıyla kesinleşmiş olması yani geliri veya gideri doğuran işlemin tekemmül etmesinin yanı sıra miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması gerekli olduğu. Dönemsellik ilkesinde ise, bu gelir  veya giderin ilgili olduğu döneme intikalinin sağlanmasıdır. Ayrıca \"Dönemsellik\" kavramı gereği işletmeler, gelir ve giderlerini tahakkuk esasına göre muhasebeleştirmek, hasılat, gelir ve karlarını aynı döneme ait maliyet, gider ve zararlarla karşılaştırmak durumundadırlar der.\" Vergi Usul Kanununun 230/5 inci maddesine göre, faturada bulunması gereken unsurlara baktığımız 'da; İcra takibine konu alan 2 Adet Fatura'nın tamamının, davacı ...ŞTİ.'nin adına düzenlendiği, davalı defterlerinde yine aynı firma adının görüldüğü, Faturaların usulüne uygun düzenlendiği, Faturaların açık yani bedeli ödenmemiş fatura olduğu, Davalı şirket tarafından davacı şirket unvanına düzenlenmiş olduğu, Faturaya davacı yanın 8 gün içinde itiraz ettiğine dair dosyada mevcut belge yada bilgi olmadığı, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre; fatura, emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya İşi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olduğu, (213 sayılı VUK 229. md.) Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir  itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır (TTK 21/2). Dava konusu faturaların;KOBİGEL Proje Ara Faaliyet Raporu 16.08.2018 tarihinde KOSGEB sistemi üzerinden gönderilmesi,aynı tarihte sözleşme'nin 4.b maddesi uyarınca KOBİGEL başarı primi ikinci taksitine (5.000 TL * KDV) ilişkin davacı şirkete 16.08.2018 Tarih 023235 Sıra Nolu Fatura) düzenlendiği.(Kısmen gerçekleştiği ....Şti.maduriyeti yaşandığı) tespit edildiği, taktirin Sayın Mahkemeye ait olduğu, Davacı şirkete Ar-ge ve İnovasyon Programı'na başvuru kapsamında danışmanlık hizmeti verildiği.8.06.2018 tarihinde sözleşmenin davacı şirkete iletildiği ve işbu Sözleşmeye ve koşullarına davacı ve davalı şirket tarafından herhangi bir itirazda bulunulmadığı veya kabul edildiğine dair bir belgede olmadığı; Arge-İnovasyon programına ilişkin yazılan Proje 29.08.2018 tarihinde KOSGEB sistemi üzerinden KOSGEB'e taslak halinde olduğu sunumun gerçekleşmediği, sözleşmenin 4.a maddesi ile proje yazım ücreti olarak Arge-İnovasyon Programı kapsamında yazılan Projenin yazım ücreti olarak davacı şirkete 4.000 TL + KDV tutarında fatura 11.06.2018 Tarih 023144 Sıra Nolu Fatura düzenlendiği, görülmüş olup,bunun kabul görüp görmeyeceği taktirin Sayın Mahkemeye ait olduğu, Düzenlenip verilen belgenin fatura niteliğinde sayılabilmesi ve buna ilişkin sonuçları doğurabilmesi, taraflar arasında geçerli bir sözleşmenin varlığı ile faturanın düzenlenebileceği, Takdiri Sayın Mahkemeye ait olduğu, Fatura düzenleyen tacir ile adına fatura düzenlenen tacir arasında mal satımı, üretimi, iş görülmesi veya menfaat temini konularında geçerli bir sözleşme ilişkisinin bulunması, Sayın Mahkemenin takdirinde olduğu, “faturanın içeriğine 8 gün İçerisinde itirazda bulunulmadığı, takdirde sadece faturada belirtilen verilerin doğru olduğu karinesi doğacağı; faturanın verilmesine neden olan iş veya hizmetin de yapılmış olduğunun kabulü anlamını taşıyıp taşımayacağının takdirinin Mahkemeye ait olduğunu belirtmiştir. <br>Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporları esas alınarak; davaya konu hizmet sonucu Kosgeb Hibe Desteğinde onay alındığı,  taraflar arasındaki elektronik posta yazışmalarından alınan hizmete ilişkin ayrıntıların yer aldığı, hizmet karşılığı ilk taksidin ödendiği, sözleşmenin 4.b maddesinde ikinci taksit ödemesinin kararlaştırıldığı, faturaların davalı şirket tarafından davacı şirket unvanına proje yazım ücreti olarak, açık yani bedeli ödenmemiş olarak  usulüne uygun şekilde düzenlenmiş olduğu, faturaya davacı yanın itiraz ettiğine dair dosyada mevcut belge yada bilgi olmadığı, davalı tarafından hizmetin görüldüğüne ilişkin ispat yükünü yerine getirdiğinin kabulünün gerekeceği...\" gerekçesi ile; Davanın REDDİNE karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br>İSTİNAF NEDENLERİ: <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, menfi tespit davasında ispat yükünün davalı alacaklıda olduğunu ve davalının ispat yükümlülüğünü yerine getirmediğini, davalının faturalara konu herhangi bir hizmet verdiğini ispatlayamadığını, davalı tarafından düzenlenen faturalara karşı iade faturası düzenlediklerini, davacın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.  <br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: <br>Dava, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan fatura alacağının tahsili için yapılan icra takibinden dolayı ödenen paranın hizmetin verilmediği iddiasına dayalı olarak istirdadı istemine ilişkindir. <br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ispat yükü başlıklı 190. maddesinde; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.<br> (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklinde düzenleme getirilmiştir.<br>Aynı Kanun’nun Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı 222. Maddesi; \" (1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.<br>(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.<br>(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.<br>(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.<br>(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.” şeklindedir.Türk Ticaret Kanunu’nda faturanın tanımı yapılmamıştır. Vergi Usul Kanunu'nun 229. maddesinde yer alan tanımlama  ise; \"Fatura satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır” şeklindedir. Bu durumda fatura; “ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari bir belge niteliğindedir.” şeklinde tanımlanabilir.<br>TTK'nın 21. maddesinde faturaya ilişkin \"Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir. Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır.\" şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Bu yasal düzenlemelerden çıkan sonuç; fatura  düzenlemesi için öncelikle taraflar arasında akdi  bir  ilişkinin  bulunmasının gerekli  olduğudur. Ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma halinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili olmayıp, taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belge sayılacaktır. Anılan madde hükmü ile, faturanın özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir  ispat aracı olduğu, süresinde itiraz edilmemekle münderecatından sayılan hususlar yönünden  düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine, bir karine getirilmiştir. Faturanın  adına  tanzim  edilen  aleyhine  ispat  vasıtası  olması, yani faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi yukarıda ayrıntısı açıklanan yasa hükmünden kaynaklı karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen  tacirin alınan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim  edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmesinin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gereklidir. Maddede yer alan karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir.<br>Fatura sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu için süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin delil olabilir. Sözleşmenin kuruluşu aşamasında başta var olmayıp, ifa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların sonradan faturaya konulması durumundaki buna muhatabınca itiraz edilmese dahi bu kayıtların faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden kabul edilmesi, düzenlemenin şekline olduğu kadar amacına da aykırı düşecektir.<br> Sadece faturanın tebliğ edilmesi ve tebliğden itibaren sekiz gün içinde itiraz edilmemesi akdi ilişkinin varlığının kanıtı değildir. Bu nedenle akdi ilişkinin inkârı halinde faturayı düzenleyen kimsenin bu ilişkinin varlığını ve faturaya konu malların teslim edildiğini, hizmetin verildiğini kanıtlaması gerekir.<br>Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, davalı tarafından hizmetin verildiğinin ispatlanmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28/10/2021 tarih ve 2020/30 Esas 2021/920 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, <br>2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 615,40.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 80,70.TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70.TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,    <br>3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 10/07/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6a2578edce168c6f","SID":"b9f734a889cd22c4"}}