{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   <br>T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2022/253 <br>KARAR NO\t: 2025/1325<br>KARAR TARİHİ\t: 10/07/2025<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 21/09/2021<br>NUMARASI\t\t: 2020/366 Esas 2021/629 Karar<br>DAVANIN KONUSU\t: İtirazın İptali (Gemi Ve Yük Alacaklılığından Kaynaklanan)<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 10/07/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 10/07/2025<br><br>Davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil şirkete 102944600 nolu blok emtia abonman ve 4143145 nolu Nakliyat Sigorta Poliçesi ile sigortalı ......Tic. AŞ 04/02/2016 tarihli ve DKAKAT16/02/045 nolu fatura muhteviyatındaki 10200 torba stearik asit emtiası .... firmasından ithal edilmek ile, anılan emtia Jakarta-Endonezya'dan Aliağa İzmir'e gönderilmek üzere 10/02/2016 tarihinde MSCUJQ122333 nolu konşimento tahtında (15 konteynere) tam ve eksiksiz bir şekilde davalı şirketin 15/02/2016 tarihli ve MS12016000112389 nolu navlun faturası tahtında nakliye işini üstlendiği ve temin ettiği....isimli gemiye yüklendiğini, anılan emtiaların tahliyesi esnasında yapılan kontrollerde [MSCU 606472-9 ve TGHU 088277-6] nolu konteynerlerin içinde bulunan emtiaların ıslak olduğunun belirlendiği, uygulanan testlerde ıslaklığın deniz suyu olduğunun belirlenmesi ile üretimde kullanımının uygun olmadığının tespit edildiğini, emtianın bedeli olan 12.810,00-ABD doları zarar bedelinden sovtaj ve muafiyetin mahsubu ile tespit edilen 8.576,43-ABD doları hasar bedelinin 31/05/2016 tarihinde davacı müvekkil sigorta şirketinin sigortalısına ödendiğini, davacı müvekkil şirketin hasar bedelini ödemekle mukavele şartlarına ve TTK m. 1472 (ETTK m. 1301) ve TBK m. 183 (EBK m162) hükümleri uyarınca sigortalısının yerine kaim olduğunu ve sigortalının zarara sebebiyet verenler aleyhine mevcut her türlü talep ve dava haklarının davacı müvekkil şirkete intikal ettiğini, ekspertiz raporu ile dava dilekçesi ekinde sunulu diğer belgelerden anlaşıldığı üzere emtiaların halen taşıyanın yeddinde iken yani taşıma esnasında zarar uğradığının sübuta erdiğini, dolayısıyla meydana gelen hasardan davalı şirketin sorumlu olduğunu, müvekkil şirketi tarafından işbu rücu hakkına dayanılarak anılan hasarın tahsili için davalı aleyhine İzmir 10. İcra Müdürlüğü'nün 2016/13061 takip nolu dosyası ile \"genel haciz yolu ile\" icra takibi başlatıldığını, anılan takip dosyasından tebliğe çıkartılan 7 örnek ödeme emrine davalı tarafından itiraz edilmesi üzerine ilgili icra müdürlüğünce takibin durdurulmasına karar verildiğini, bu sebeple davalının itirazının iptali ile takibin devamına, davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın doğrudan .... A.Ş.’ye husumet yönelttiğini, müvekkili davalı ... A.Ş., İsviçre Cenevre merkezli deniz yolu ile konteyner içinde yük taşıma işi ile iştigal eden .... . şirketinin Türkiye acenteliğini gerçekleştirdiğini, Türk Ticaret Kanunu’nun 105. maddesine göre acentenin akdettiği ve akdedilmesine aracılık ettiği sözleşmelerden doğan ihtilaflardan dolayı müvekkili namına acenteye karşı dava açılabileceğini, iş bu nedenle müvekkili acenteye asaleten açılan davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, ayrıca müvekkil davalı ... A.Ş., İsviçre Cenevre merkezli deniz yolu ile konteyner içinde yük taşıma işi ile iştigal eden ... şirketinin Türkiye acenteliğini gerçekleştirdiğini,  işbu taşıma sözleşmesinin bir tarafının İsviçre merkezli .... olup müvekkil şirketin, işbu sözleşmede acente sıfatı ile hareket ettiğini, müvekkil şirketin acenteliğini yaptığı taşıyan tarafından düzenlenen ve taşıma sözleşmesi şartlarının yer aldığı konşimentonun 10. maddesi ile taşıma sözleşmesinden kaynaklanacak uyuşmazlıkların çözümü için başvurulacak yetkili mahkemenin Londra Mahkemeleri ve uygulanacak hukukun İngiliz hukuku olarak belirlendiğini, böylece taşıma sözleşmesinin tarafları, işbu taşımadan kaynaklanan uyuşmazlıkların Londra Mahkemeleri’nde ve İngiliz hukukuna göre çözüleceği hususunda anlaştıklarını, konşimentonun 10. maddesi ve noter onaylı tercüme fotokopisini dilekçe ekinde sunduklarını, ayrıca Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunu'nun 47. maddesinde “Yer itibariyle yetkinin münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hâllerde, taraflar, aralarındaki yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlığın yabancı bir devletin mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşabilirler” diyerek tarafların yabancı mahkemelerin yetkili kılınmasına ilişkin anlaşma yapabileceklerini belirttiğini, ayrıca yeni HMK’nun 17. maddesinde  de bu konuda açık bir düzenleme getirdiğini, dolayısı ile işbu davanın yetkisiz mahkemede açılmış olduğunu ve yetkili mahkemelerin Londra mahkemelerinin olduğunun her türlü izahtan vareste olduğunu,  davacı tarafından dava konusu hasar ile ilgili olarak taşıyana TTK. m.1185 gereğince süresinde bir ihbar yapılmadığını ve her iki tarafın da katıldığı bir tespitin bulunmadığını, davacı tarafından dava konusu malların hasarlanmasına ilişkin olarak taşıyana veya taşıyanın acentesine Türk Ticaret Kanunu’nun 1185. maddesine uygun olarak yapılmış bir hasar ihbarının bulunmadığını, davacının Türk Ticaret Kanununun ilgili hükümleri gereğince resmi tespit yaptırmamış olması ve de üç günlük yasal süresi içerisinde hasar ihbarında bulunmaması sonucunda; yükü taşıyanın konşimentoda yazılı şekilde ve tam olarak teslim ettiği, eğer yükte bir hasar var ise bunun taşıyanın sorumlu olmadığı bir sebepten ileri geldiği hususlarında taşıyan lehine karine oluşmuş olduğunun kabulünün  gerektiğini, söz konusu hususa ilişkin ispat yükünün davacı yan üzerinde olup davacı tarafın sözkonusu hasarın taşıyanın sorumlu olduğu bir sebepten ileri geldiğini ispatlamakla yükümlü olduğunu,  davacı yanın işbu iddiayı ispat etmek için yeterli delil sunmadığını, davacı tarafından sigortalısına ait malların, Jakarta Limanın’dan Aliağa Limanı'na taşınmış olduğu ve işbu taşıma sonunda mallarda hasar oluştuğunun anlaşıldığı iddia edildiğini, davacının iddia ettiği hasarın deniz taşıması sırasında ya da davalı müvekkil şirketin sorumlu olduğu ticari bir kusurdan kaynaklandığını kanıtlamakla yükümlü olduğunu, hasarın deniz taşıması sırasında veya müvekkil firmanın sorumluluk alanında oluştuğuna ilişkin hiçbir kanıt bulunmadığını,  davacı tarafından işbu malların taşımanın hangi aşamasında hasarlanmış olduğuna dair herhangi bir delil sunulamadığını, hal böyle iken; ispat yükü yer değiştirmişken, davacının iddia ettiği hasarın deniz taşıması sırasında ya da davalı müvekkil şirketin sorumlu olduğu ticari bir kusurdan kaynaklandığını kanıtlamakla yükümlü olduğunu, müvekkil şirket aleyhine haksız ve kötü niyetli olarak icra takibi başlatan davacı aleyhine %20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesine müvekkil şirket aleyhine başlatmış olduğu icra takibi ve devamında itirazın iptali davası sebebiyle, esasen ispat edilememiş olan davanın reddi ile davacının kötü niyet tazminatı ödemesi gerektiğini,  davacı tarafından ikame edilmiş olan haksız ve mesnetsiz olan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>MAHKEMECE: \"...,Dava, deniz taşımacılığı ve sigorta sözleşmesinden doğan rücuen tazminat alacağının tahsili için başlatılan icra takibine  yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. <br>Yapılan yargılama, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, <br>Davacı sigorta şirketi ile dava dışı .... A.Ş. arasında 01/07/2015 başlangıç - 01/07/2016 bitiş tarihli ve 102944600 numaralı Nakliyat Abonman Sigorta Poliçesi ile nakliyat rizikolarına karşı sigorta sözleşmesi yapıldığı,<br>Dava dışı  sigortalı .....Tic. A.Ş tarafından  ..... firmasından  04/02/2016 tarihli ve DKAKAT 16/02/045 nolu fatura muhteviyatı 10200 torba stearik asit emtiasının satın alındığı ve Jakarta-Endonezya'dan Aliağa İzmir'e gönderilmek üzere  10/02/2016 tarihinde MSCUJQ122333 nolu konşimento tahtında davalı taşıyan .....'ın 15/02/2016 tarihli ve MS12016000112389 nolu navlun faturası ile  .... isimli gemiye yüklendiği, yükün Aliağa İzmir limanında   tahliyesi esnasında yapılan kontrollerde MSCU 606472-9 nolu konteynerde bulunan 680 torbada 17.000 kg. ve TGHU 088277-6 nolu konteynerde bulunan 160 torbada 4.000 kg. Stearik Asit cinsi emtianın deniz  suyu kaynaklı ıslaklık sebebiyle hasarlandığının  tespit edildiği, davacının  dava dışı  sigortalısı...... A.Ş'ye hasarlanan  emtianın bedeli olan 12.810,00-ABD dolarından sovtaj ve muafiyetin mahsubu ile  8.576,43-ABD doları hasar bedelini 31/05/2016 tarihinde ödediği, davacının sigorta sözleşmesinden doğan rücuen tazminat alacağının tahsili için davalı taşıyanın  acentesi ... A.Ş'nin kendi adına asaleten ve taşıyana izafeten  İzmir 10. İcra Müdürlüğü'nün 2016/13061 takip nolu dosyası ile  ilamsız  icra takibi başlatıldığı, davalıların  ödeme emrine süresinde  itiraz etmeleri üzerine  takibin durdurduğu, davacı tarafça  1 yıllık hak düşürücü süre  içinde iş bu  itirazın iptali  davasının   açıldığı  anlaşılmıştır.<br>Mahkememizce  aldırılan 14.07.2021  tarihli  bilirkişi  heyet raporunda dava konusu olayda, çuvallar içerisindeki Stearik Asit emtiasındaki hasarın ana sebebinin, MSCU 606472-9 ve TGHU 088277-6 nolu konteynerde bulunan emtianın, konteynerlerin içerisine deniz suyu (tuzlu su) girmesi sebebiyle hasarlandığı, bu durumun konteynerlerin yüke elverişsiz olduğu neticesini doğurduğu tespit edilmiştir. <br>6102  sayılı TTK'nın 1178/1 maddesine göre; taşıyan, navlun sözleşmesinin ifasında, özellikle eşyanın yükletilmesi, istifi, elden geçirilmesi, taşınması, korunması, gözetimi ve boşaltılmasında tedbirli bir taşıyandan beklenen dikkat ve özeni göstermekle yükümlüdür. TTK'nın 1178/2 maddesine göre  taşıyan, eşyanın zıyaı veya hasarından yahut geç tesliminden doğan zararlardan, zıya, hasar veya teslimde gecikmenin, eşyanın taşıyanın hâkimiyetinde bulunduğu sırada meydana gelmiş olması şartıyla sorumludur. <br> Buna göre taşıyan eşyayı teslim aldığı andan teslim ettiği ana kadar iyi halde bulundurmakla yükümlüdür. Diğer bir ifade ile  zıya, hasar veya geç teslimde taşıyan karine olarak kusurlu sayılmaktadır. Dolayısıyla bu sebepten kaynaklanan bir zarardan kurtulabilmesi için taşıyanın kendisinin veya adamlarının kusuru olmadığını ispatlaması gerekir. İspat yükü taşıyandadır. Somut olayda  davacının sigortalısının satın aldığı emtianın  deniz taşıması sırasında  taşıyan .....'nın hakimiyetindeyken deniz suyu ile ıslanarak  hasar gördüğü,  taşıyanın kendisinin veya adamlarının kusuru olmadığını ispatlayamadığından meydana gelen zarardan  taşıyan sıfatını haiz ....'nın TTK m. 1178 uyarınca sorumlu olduğu,  davacı sigorta şirketinin  sigorta sözleşmesi kapsamında yer alan riziko sebebiyle meydana gelen zararı dava dışı sigortalısına ödediğinden dava dışı sigortalının talepte bulunabileceği zararın ortaya çıkmasından sorumlu taşıyana  davacının  TTK m. 1472  maddes  uyarınca  rücu edebileceği  bu kapsamda  davacı tarafından sigortalısına poliçe kapsamında ödenen  8.576,43 USD tutarında tazminat  ile davacının sigortalısına ödeme yaptığı 31.05.2016  tarihinden icra takip tarihi olan 29.09.2016 tarihine kadar 3095 sayılı yasanın 4/a maddesine göre kamu bankalarının ABD doları mevduat hesabına uyguladıkları en yüksek faiz  oranına göre( %1,65 faiz oranına göre)  hesaplanan  58,57 ABD doları olmak üzere toplam  8.635,00 ABD  doları talep edebileceği anlaşılmakla   davalı......’ ya izafeten  ... A.Ş'nin  itirazının  iptaline, takibin bu miktar üzerinden ve takip talebinde belirtilen koşullarda devamına karar verilmiş, dava konusu  alacak likit olmadığından ve yargılamayı gerektirdiğinden davacının  icra inkar tazminatı isteminin  yasal koşulları oluşmadığından icra inkar tazminatının reddine karar verilmiştir.<br>Davacının davalı  ... A.Ş aleyhine  açtığı  davada  Mahkememizin  27/02/2018 tarih, 2017/650 Esas, 2018/217 Karar sayılı kararıyla  TTK'nun 105/2. Maddesine göre, acentenin, acentelik sözleşmesi kapsamında müvekkili nam ve hesabına yapmış olduğu sözleşme ve işlerden dolayı müvekkili adına dava açabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabileceği,  davalı acentenin müvekkili  ....adına yapmış olduğu taşıma sözleşmesinin ifası sırasında doğan zararın tazmini istemine ilişkin olduğundan husumetin doğrudan doğruya acenteye yöneltilemeyeceği, davalı acente aleyhine açılan davanın husumet (pasif) yokluğundan reddine karar verildiği, verilen kararın istinaf edilmesi üzerine  İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin 2018/1169 Esas, 2020/348 Karar sayılı kararı ile \" ... A.Ş'e karşı doğrudan dava açılamayacağı, açılsa dahi takibe dayalı olarak açılan itirazın iptali davasında (Pasif husumet sıfatının bu dava ve takipte bulunmadığı, bu durumun HMK'nun m. 119 ve 124'e göre düzeltilmesinin de mümkün olmadığı gözetildiğinde) HMK m.124 'e dayanarak taraf teşkilinin sağlanmayacağı, taşıma konusu emtiayı taşıyan firma .... olmakla husumetin doğrudan bu şirkete karşı yöneltilmesi gerektiği\" belirtilerek bu davalı  yönünden verilen hükmün kaldırılmadığı dolayısıyla davalı ... AŞ aleyhine açılan davada  Mahkememizce  verilen  önceki hüküm  kesinleştiğinden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilerek aşağıda yazılı hüküm kurulmuştur,<br>\" gerekçesi ile;<br>\"1-Davacının davalı  ... A.Ş aleyhine  açtığı  davada daha önce  verilen  hüküm  kesinleştiğinden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına,<br>2-Davacının davalı .....’ ya izafeten  ... A.Ş aleyhine açtığı davanın KABULÜ ile;<br>Davalının  İzmir 10. İcra Müdürlüğü'nün 2016/13061 sayılı dosyasında 8.576,43 ABD doları  asıl alacak ve 58,57 ABD doları  işlemiş faiz olmak üzere toplam 8.635,00  ABD doları  borca itirazının iptaline, takibin bu miktar üzerinden ve takip talebinde belirtilen koşullarda devamına,<br>3-Alacak likit olmadığından ve yargılamayı gerektirdiğinden  inkar inkar tazminatı isteminin reddine,\" şeklinde karar verilmiştir.<br>Mahkeme kararına karşı .....'ya izafeten ... A.Ş.vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:<br>Davalı ....'ya izafeten ... A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle; <br>davanın konusu taşıma sözleşmesinin bir tarafının İsviçre merkezli ..... olup, müvekkili şirketin, işbu sözleşmede acente sıfatı ile hareket ettiğini, müvekkili şirketin acenteliğini yaptığı taşıyan tarafından düzenlenen ve taşıma sözleşmesi şartlarının yer aldığı konişmentonun 10. maddesi ile taşıma sözleşmesinden kaynaklanacak uyuşmazlıkların çözümü için başvurulacak yetkili mahkemenin Londra Mahkemeleri ve uygulanacak hukukun İngiliz hukuku olarak belirlendiğini, böylece taşıma sözleşmesinin taraflarının, işbu taşımadan kaynaklanan uyuşmazlıkların Londra Mahkemeleri’nde ve İngiliz hukukuna göre çözüleceği hususunda anlaştıklarını, dava konusu konteyner taşıması, merkezi Cenevre – İsviçre’ de bulunan .....'nın konişmentosu tahtında üstlenildiğini,  bilindiği üzere konişmento tahtında yapılan taşımalarda, navlun sözleşmesinin nasıl yapılacağı ve ifa edileceği, yükleme, taşıma, teslim ve sair ameliyelerin nasıl ve ne şekilde yapılacağı, taşıma tahtında çıkacak uyuşmazlıklar halinde uygulanacak hukuk ve uyuşmazlığın görüleceği yetkili mahkeme (yetki anlaşması) için de konişmento hükümlerinin uygulanmasının gerektiğini, davacının işbu davasını taşımaya ilişkin konişmentonun ön yüzündeki kayıtlar ve arka yüzünde yer alan navlun sözleşmesi hükümleri tahtında değerlendirmenin  gerektiğini,  bu açıklamalara istinaden, konteyner (kırkambar) taşımalarında navlun sözleşmesinin konişmentonun kendisi, yani konişmento arkasındaki taşıma şartları olduğunun tartışmasız olduğunu, hiç bir şekilde Türk Ticaret kanunu'nun 105. maddesinin yetkiye ilişkin bir düzenleme içerdiğini kabul anlamına gelmemek kaydıyla, her ne kadar bu görüşe katılmıyor olsalar da bir an için bile bu görüşün doğru olduğunu kabul etseler dahi işbu davaya konu taşıma sözleşmesi taşıyanın .... A.Ş.'nin aracılıkta bulunduğu veya yaptığı bir sözleşme olmayıp T.T.K. 105. maddesi uygulama alanını bulmayacağını, dava konusu konişmentonun Jakarta, Endonezya'da düzenlenmiş olup taşıyanın Endonezya acentesi tarafından imzalandığını, diğer yandan, TTK m. 105/2’nin uygulanabilmesi ve acentenin müvekkilini mahkemede temsil edebilmesi için, söz konusu uyuşmazlığın, “acentenin fiilen aracılıkta bulunduğu ya da bizzat müvekkili nam ve hesabına yaptığı bir sözleşmeden” doğması gerektiğinin maddede açıkça belirtildiğini, işbu davada ise zaten, yetki şartının yer aldığı konişmentonun yurt dışındaki bir acentenin aracılığı ile yurtdışında düzenlenmiş olup Türkiye’deki bir acente tarafından değil, yurt dışındaki bir acente tarafından imzalandığının görüldüğünü, dolayısıyla, TTK madde 105’in dava  konusu olayda uygulanmasının söz konusu olamayacağını, işbu uyuşmazlık konusunda Türk mahkemelerinin münhasır yetkisinin bulunmadığını, TTK madde 105/2 hükmünün Türk mahkemeleri açısından münhasır bir yetki oluşturmadığını, ilk taşıma ve son taşımanın dava dışı şirketler tarafından gerçekleştirildiğini, iddia edilen hasarın taşımanın hangi aşamasında meydana geldiğinin belli olmadığını, dosyada mübrez bilirkişi raporunda eksik değerlendirme ile müvekkil şirketin sorumlu tutulduğunu, müvekkili şirketin, hangi aşamada gerçekleştiği belli olmayan hasar nedeniyle sorumlu tutulamayacağını, konteyner muhteviyatı malların ne şekilde ve neden hasarlandığının net olarak anlaşılamadığını, hasarın taşıma sırasında meydana geldiğinin kanıtlanabilmesi için yükleyici tarafından konteynere yüklenmiş olan yükün yükleme öncesinde, yükleme, istifleme sırasından, Jakarta limanına taşınması sırasında veya limanda gerçekleştirilen işlemler esnasında ya da davacının sigortalısının deposuna taşınması sırasında hasarlanmadığının kanıtlanmasının gerektiğini beyanla ve açıkladıkları diğer nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda bir karar verilmesini  istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.  <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE<br>Dava, uluslararası deniz yolu ile taşımadan kaynaklı olarak sigortalı emtianın hasar görmesinden dolayı ödenen tazminatın rücuen tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. <br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi \" (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.<br>(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. \" şeklinde düzenlenmiştir.<br>6102 sayılı TTK'nın 1472. maddesinde halefiyet düzenlenmiştir. Maddede, sigortacının sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçeceği, sigortalının gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hakkın tazmin ettiği bedel kadar sigortacıya intikal edeceği ifade edilmiştir. Sigortalının tazminat alacağının hukuki temelinin haksız eylemden, kanundan veya sözleşmeden kaynaklanmış olması arasında hiçbir fark yoktur. TTK'nın 1472. maddesinden kaynaklanan halefiyet hakkı sigortacıya, zarar sorumlusundan, sigortalısına ödediği sigorta bedeli kadar talep hakkı ve bunun doğal sonucu olarak da zarar sorumlusuna karşı dava hakkını sağlamaktadır. Bu dava türüne doktrin ve uygulamada sigortacının rücu davası adı verilmektedir. Halefiyete dayalı olan rücu davasında, esas itibariyle sigortalının kendisine zarar verene karşı açacağı tazminat davasının, onun halefi sıfatıyla sigortacı tarafından açılmasıdır.<br>TTK'nın 1178. Maddesinde \" (1) Taşıyan, navlun sözleşmesinin ifasında, özellikle eşyanın yükletilmesi, istifi, elden geçirilmesi, taşınması, korunması, gözetimi ve boşaltılmasında tedbirli bir taşıyandan beklenen dikkat ve özeni göstermekle yükümlüdür.<br>(2) Taşıyan, eşyanın zıyaı veya hasarından yahut geç tesliminden doğan zararlardan, zıya, hasar veya teslimde gecikmenin, eşyanın taşıyanın hâkimiyetinde bulunduğu sırada meydana gelmiş olması şartıyla sorumludur...\"  düzenlemesi bulunmaktadır.<br>TTK'nın  1185. maddesi \" (1) Zıya veya hasarın en geç eşyanın gönderilene teslimi sırasında taşıyana yazılı olarak bildirilmesi şarttır. Zıya veya hasar haricen belli değilse, bildirimin eşyanın gönderilene teslimi tarihinden itibaren aralıksız olarak hesaplanacak üç gün içinde gönderilmesi yeterlidir. İhbarnamede zıya veya hasarın neden ibaret olduğunun genel olarak belirtilmesi gereklidir.<br>(2) Eşyanın incelenmesi tarafların katılımıyla mahkeme veya yetkili makam ya da bu husus için resmen atanmış uzmanlar tarafından yapılmışsa bildirime gerek yoktur.<br>(3) Gerçek veya muhtemel bir zıya veya hasarın söz konusu olması hâlinde taşıyan ve gönderilen, eşyanın incelenmesi ve koli sayısının belirlenmesi için birbirlerine uygun olan her türlü kolaylığı göstermekle yükümlüdürler.<br>(4) Eşyanın zıya veya hasarı ne bildirilmiş ne de tespit ettirilmiş olursa, taşıyanın eşyayı denizde taşıma senedinde yazılı olduğu gibi teslim ettiği ve eğer eşyada bir zıya veya hasarın meydana geldiği belirlenirse, bu zararın taşıyanın sorumlu olmadığı bir sebepten ileri geldiği kabul olunur. Şu kadar ki, bu karinelerin aksi ispat olunabilir.\" şeklindedir.<br>Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin  2019/3799 esas, 2020/3051 karar sayılı emsal ilamı ;<br>\"Davaya konu taşıma işleminde yabancılık unsuru mevcut olmakla MÖHUK’un tatbiki gerekmekte olup, bu çerçevede taraflar arasında düzenlenen konişmentolardaki yetki şartının MÖHUK ve TTK kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar bakımından taraflar yetki sözleşmesi yapabilirlerse de, MÖHUK 47/1 maddesi uyarınca, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisini ortadan kaldıran sözleşme yapılması mümkün değildir. Kanun koyucu MÖHUK 54/1-b maddesi ile, Türk mahkemelerinin milletlerarası münhasır yetkisine giren bir konuda verilen yabancı mahkemece karar verilmesini tenfiz engeli olarak kabul etmiştir.6102 sayılı TTK’nın 105/2 maddesi uyarınca, yabancı tacirlerin Türkiye'deki acentelerinin aracılığıyla yapılan sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklar yönünden acente, müvekkiline izafeten onun nam ve hesabına dava açabileceği gibi, müvekkiline izafeten acente aleyhine de dava açılabilir. Kanun'da açıkça, sözleşmelerde, bu hükme aykırı sonuç doğuracak şartların geçersiz olduğu hükme bağlanmıştır. Aynı düzenlemeye mülga 6762 sayılı TTK'nın 119. maddesinde de rastlanmaktadır. Gerek Kanun'da yer alan düzenlemelerden, gerekse de Kanun gerekçelerinden, kanun koyucu tarafından, yabancı tacirlerin Türkiye'deki acenteleri aracılığıyla yapılan sözleşmelerden doğacak ihtilaflar yönünden dava ister izafeten acente aleyhine açılsın, isterse sözleşmenin tarafı aleyhine açılsın, bu tarz uyuşmazlıklarda Türk mahkemelerine milletlerarası münhasır yetki tanındığı anlaşılmaktadır. <br> Somut olayda taraflar arasındaki uyuşmazlık davalı şirketin Türkiye'deki acentesi .....A.Ş aracılığıyla yapılan taşıma sözleşmesine ilişkin olup, konişmentonun da acente tarafından düzenlendiği dikkate alındığında, dava yerleşim yeri yurt dışında olan davalıya karşı açılmış olsa dahi Türkiye'deki acentenin aracılık ettiği taşıma sözleşmesine istinaden düzenlenen konişmentoya konulan uyuşmazlığın yabancı mahkemede görülmesine dair yetki şartının Türk mahkemelerinin münhasır yetkisini ortadan kaldırır nitelikte olması nedeniyle geçersiz olduğundan mahkemece eksik ve hatalı değerlendirme sonucu yetkisizlik kararı verilmesi doğru olmamış ve kararın bu sebeple davacı yararına bozulması gerekmiştir. \"şeklindedir.<br>Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin  2019/3298 esas, 2020/2018 karar sayılı emsal ilamında\"<br>Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre,  taşımanın yapıldığı geminin yabancı bayraklı olması, yüklemenin yabancı limandan yapılması ve yetki itirazında bulunan davalı ... ..’nın yabancı şirket olması nedeniyle somut uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıdığı, dava konusunun Türk mahkemelerinin yetkisinin münhasır yetki esasına göre düzenlenmiş bir konuya ilişkin olmayıp deniz taşımasından yani akdi ilişkinden kaynaklandığı, konişmentoda yer alan yetki şartına göre davalı ..... 'ya karşı açılan davanın Londra Mahkemelerinde görülmesi gerektiği, TTK 105. md. göre taşıma ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda taşıyıcıya izafeten acenteye karşı dava açılabileceği, acenteye doğrudan dava yöneltilmesinin söz konusu olamayacağı, konteynerlerin gemiden tahliyesi esnasında birinin mühürsüz diğerinin de üzerinde farklı mühür bulunduğunun gümrük otoritesi ve yük ilgilileri tarafından ortaklaşa olarak tespit edildiği, konişmentoda kayıtlı olan hurda bakır tel türü emtianın yerine konteynerlerden parke taşı türü malzeme çıkmasından dolayı davalı ..... İşletmelerinin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesi ile asıl ve birleşen dava yönünden davalı Mediterranean ....hakkında açılan davanın yetkisizlik nedeniyle usulden reddine, davalı ... hakkında açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ......San ve Tic AŞ hakkında açılan davanın esastan reddine karar verilmiştir. <br>Karara karşı, asıl ve birleşen dava davacısı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.                    <br>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, olayda dava konusun emtianın yüklemesinin yabancı bir limandan yapılmış olması, taşımayı yapan geminin yabancı bayraklı olması ve yetki itirazında bulunan davalı ... ..’nın yabancı bir şirket olması dikkate alındığında uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıdığı, dava konusunun  münhasır yetki esasına göre düzenlenmiş bir konuya ilişkin olmadığı, taşıma akdi ilişkisinden kaynaklandığı, davacıların konişmentolarda “gönderilen” olarak yer aldığı ve tacir ibaresinin kapsamına girdiği, ayrıca  10.3. maddesinde  açıkça tacirin açacağı her türlü dava ve taşıyan tarafından açılacak davalarda İngiliz Hukukunun uygulanacağı ve Londra Yüksek Mahkemesi'nin münhasıran yetkili olacağı düzenlendiği, bu durumda iş bu davada da münhasıran Londra Yüksek Mahkemelerinin yetkili olduğu, kural olarak genel işlem koşulları içeren sözleşmeler düzenlenmesinin yasal sınırlar içinde hukuken mümkün olup, taraflar arasında düzenlenen konişmentolardaki yetki şartına ilişkin hükmün tacir olan davacı tarafın kolayca anlayabileceği bir içerikte olduğu, ayrıca uyuşmazlık halinde mahkemenin yetkisinin düzenlenmesine ilişkin hüküm konulmasının dürüstlük kuralına aykırı bir düzenleme sayılamayacağı, haksız işlem şartı olarak kabul edilemeyeceği, ilk derece mahkemesince hükmedilen nisbi vekalet ücretinin esastan red kararına yönelik olduğu, yabancı bir ülke mahkemesinin yetkili olması halinde HMK 20.maddesi uygulama alanı bulmayacağından gerekçede yetkili mahkemenin açıklanması yeterli olup hüküm kısmında ayrıca gösterilmesine lüzum görülmediği gerekçesi ile asıl ve birleşen dava davacıları vekilinin istinaf başvurusunun esastan karar verilmiştir.<br>Karar, asıl ve birleşen dava davacısı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Asıl ve birleşen dava, uluslararası deniz yolu ile taşıma işinden dolayı uğranılan zarara bağlı tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, asıl ve birleşen davada, davalı ..... hakkında mahkemenin yetkisizliği sebebiyle usulden, ... A.Ş. hakkında pasif husumet yokluğundan, ..... A.Ş. hakkında ise davanın esastan reddine karar verilmiştir. Davaya konu taşıma işleminde yabancılık unsuru mevcut olmakla MÖHUK’un tatbiki gerekmekte olup, bu çerçevede taraflar arasında düzenlenen konişmentolardaki yetki şartının MÖHUK ve TTK kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Davalılardan ... A.Ş.’nin dava konusu uyuşmazlığı doğuran taşıma işinde davalı yabancı şirketin acentesi sıfatıyla hareket ettiği sabittir. Yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar bakımından taraflar yetki sözleşmesi yapabilirlerse de, Türk mahkemelerinin MÖHUK 47. maddesine istinaden münhasır yetkisinin olduğu hallerde bu yönde bir sözleşme yapılması mümkün değildir. 6102 sayılı TTK’nın 105/2 maddesi son cümlesi uyarınca, yabancı tacirler hesabına acentelik yapanlar bakımından müvekkili adına Türkiye’de dava açılması halinde sözleşmedeki yetki şartının MÖHUK gereğince geçersizliği öngörüldüğüne göre, madde hükmü ile bu nitelikteki uyuşmazlık bakımından Türk mahkemelerinin münhasır yetki taşıdığının kabul edilmesi gerekmektedir. Buna dayalı olarak, somut olayda taraflar arasında düzenlenen konişmentolardaki yetki şartı geçersiz olduğunda davalı ......hakkında yetkisizlik kararı verilmesi doğru olmamış, kararın bu sebeple temyiz eden asıl ve birleşen dava davacısı yararına bozulması gerekmiştir.\" şeklinde gerekçeye yer verilmiştir.<br>Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere,  Türkiye'deki acentenin aracılık ettiği taşıma sözleşmesine istinaden düzenlenen konişmentoya konulan yabancı mahkemeye işaret eden yetki şartının, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisini ortadan kaldırır nitelikte olması nedeniyle geçersiz olmasına,  hükme esas alınan bilirkişi heyeti raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına,  taşıyan, eşyanın zıyaı veya hasarından  doğan zararlardan, eşyanın taşıyanın hâkimiyetinde bulunduğu sırada meydana gelmiş olması şartıyla sorumlu olup taşıma konusu emtianın hasara uğramasında davalının sorumlu olduğunun ispatlanmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM  : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 21/09/2021 tarih, 2020/366 Esas ve 2021/629 Karar sayılı kararına karşı davalının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>2-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı taraftan alınması gereken 2.095,75 TL istinaf nispi karar harcından başlangıçta alınan 523,95 TL'nin mahsubu ile eksik yatırılan 1.571,80 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, <br>3-Davalı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına, <br>4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,<br>5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, <br>Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince oy birliği ile kesin olmak üzere  karar verildi. 10/07/2025<br><br>\t<br> <br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e082347db1d42178","SID":"32eae00049639f3f"}}