{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2025/853 <br>KARAR NO:2025/773<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:15/05/2024<br>NUMARASI:2024/177 Esas 2024/437 Karar<br>DAVANIN KONUSU:Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:02/07/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi ;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: <br>DAVA:Davacılar vekili dava dilekçesi ile;davacılar ile davalı arasında, davalının dava dışı kooperatifteki 4 adet hissesinden 2 adet hissenin davacılara devri konusunda sözleşme imzalandığını, devir işleminin dava dışı kooperatife bildirildiğini, ilk etapta dava dışı yönetim kurulunca davacıların üyeliklerin kabul edilmesine rağmen  kooperatifin yönetim kurulunu 05/05/2016 tarihli  kararı ile, kooperatifin 30/10/2002 tarihli olağanüstü genel kurul gündeminin oybirliği ile kabul edilen 9. Maddesine göre, \"birden fazla hissesi olan üyelerin inşaat ruhsatları alınana kadar paylarını devredemeyecekleri, aksi halde, devir işleminin geçersiz olacağı \" kararına istinaden 30/09/2015 tarihli yönetim kurulu kararı ile yapılan hisse devrinin yönetim kurulunun yetkisi olmaksızın yapıldığı gerekçe gösterilerek hisse devri işleminin iptaline ve hissenin ...'e iadesine karar verilmiş olduğu davacılara ihbar edildiğini, bu sebeple davalı ile yapılan hisse devir sözleşmesinin geçersiz olması nedeniyle ödenen 235.050-USD'nin aynen ve temerrüt tarihi olan 20.10.2020 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasanın 4/a maddesine göre Devlet Bankalarınca bir yıl vadeli dolar hesabına uygulanan en yüksek faiz  ile birlikte davalıdan tahsilini ve  davalı üzerine kayıtlı menkul, gayrimenkul ve araçlar ile banka hesapları üzerine teminatsız olarak ihtiyati tedbir mahiyetinde ihtiyati haciz kararı verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP:Davalı  vekili cevap dilekçesi ile; davada görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, davacılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığını ve davaların ayrı olarak açılması gerektiğini,  hisse devri iptalinin gerçekleşmesinin üzerinden 7 yıl geçtiğini, davanın zaman aşımına uğradığından reddi gerektiğini, hisse devrinin iptaline ilişkin kooperatif kararının haksız ve kanuna aykırı olduğunu,  hisse devir bedellerinin Türk lirası olarak belirlendiğini ve bu şekilde ödendiğini, davacıların Dolar olarak miktar talep edilmesi haksız ve kötü niyetli olduğunu, davacıların dosyaya sundukları ödeme dekontlarında; “...” açıklamasıyla davacılardan ... 208.300-TL’yi ve ... de 208.300-TL’yi davacılara banka kanalıyla gönderdiğini, bu nedenlerle öncelikle görev ve zaman aşımı yönünden usulden, olmadığı takdirde esastan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.  <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Dairemizin kaldırma kararı doğrultusunda Küçükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesince görevsizlik kararı verilmesi üzerine dosya Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne tevzi edilmiş olup yapılan yargılama sonucunda ilk derece mahkemesince, 15/05/2024 tarihli duruşmaya kadar Arabuluculuk Son Tutanağı aslı veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğin sunulmadığı gerekçesiyle davanın, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF NEDENLERİ: Davacılar vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; her ne kadar, mahkemece, işbu yargılama kapsamında arabuluculuk kurumuna başvurunun dava şartı olduğundan bahisle davanın usulden reddine karar vermiş ise de bunun kabulü asla mümkün olmadığını, nitekim işbu dava, görevsizlik nedeniyle Sayın Yerel Mahkeme'ye tevzi olmadan öncesinde tarafımızca Küçükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/394 E. Sayılı dosyasına kayden ikame edilmiş, anılı Mahkemenin 05.07.2023 tarihli 2023/213 K. Sayılı görevsizlik kararının tarafımızca istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 27.12.2023 tarihli 2023/1724 E.-2023/1927 K. Sayılı kararı ile istinaf taleplerimizin esastan reddi ile kesinleşmesi üzerine işbu dava mahkemeye tevzi olduğu ve mahkemece dava türü Asliye Hukuk'tan Asliye Ticaret'te görülmesi takdir olunan şekilde değişen işbu davaya ilişkin olarak dava şartlarının ikmali yönünden tarafımıza herhangi bir muhtıra ve/veya ara karar ile bildirim yapılmadığını ve herhangi bir kesin süre de verilmediğini, bu halde, işbu yargılama kapsamında muhtıra ve/veya ara karar ile tarafımıza dava şartlarının ikmali yönünden herhangi bir kesin süre verilmeksizin istinafa konu karar ile dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesinde isabet bulunmadığını, muhtıra ve/veya ara karar ile dava şartlarının ikmali yönünden kesin süre verilmeksizin davanın dava şartı yokluğundan reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı vekili yasal süresinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde;  huzurdaki davada zorunlu dava arkadaşlığı söz konusu olamayıp, davacıların davası ancak ihtiyari dava arkadaşlığı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, ihtiyari dava arkadaşlığının söz konusu olduğu hallerde her davacının ayrı bir davasından söz edileceğini, bu halde ilk derece mahkemesi tarafından iki davacı aleyhinde ayrı ayrı ve nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken zorunlu dava arkadaşlığı varsayımı ile tek bir vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup hükmün vekalet ücretine ilişkin 3 No’lu bendinin kaldırılmasını, müvekkil lehine her davacı için ayrı ayrı nispi vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DAİRE KARARI:Dairemizin 23/10/2024 tarih 2024/1550 E. 2024/1335 K. Sayılı ilamı ile; \" ...Somut olayda, davacılar vekilince her ne kadar hukuki yanılgı ile önce Asliye Hukuk Mahkemesi'nde işbu dava açılmış ise de 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'ndan kaynaklanan uyuşmazlıklar ticari dava sayıldığından 6325 sayılı HUAK'nın 18/A maddesinin 2. fıkrasında,  konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı sayılmış olup, arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verileceği düzenlenmiş olmakla verilen kararda hukuka aykırılık görülmemiştir. ...Uyuşmazlık konusu davada iki davacı, bir davalı bulunmaktadır.Taraflar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmamaktadır. Davacıların her ikisi de kendileri adına yapılan hisse devirlerinden dolayı peşin toplam ödenen bedelin ( 235.050 USD) davalıdan tahsili ile davacılara ödenmesini talep etmiş olmakla birbirinden bağımsız, ayrı bir dava olan her bir davacının talebi yönünden vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken hukuki yanılgı ile davalı lehine tek bir vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı olmuştur. Ancak, hüküm tarihinde yürürlükte bulunun AAÜT 7/2 maddesi \"Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur. \" şeklinde düzenlenmiş olmakla  tarifede belirlenen maktu ücrete göre vekalet ücretine hükmedilmiştir. \" gerekçesiyle  davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile HMK 353/1.b-2 madde uyarınca davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmasına karar verilmiştir.Dairemizce verilen 23/10/2024 tarih ve 2024/1550 Esas, 2024/1355 Karar sayılı ilam davacılar vekili tarafından temyiz edilmiş dairemizin  26.11.2024 tarihli ek kararı ile davacılar vekilinin temyiz başvurusunun  6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1-g maddesi ve aynı Kanunun 366/1 maddesinin yollamasıyla 346/1 maddesi gereğince reddine karar verilmiştir.<br>YARGITAY KARARI:Verilen kararın davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2024/3721 E. 2025/1135 K. 19/03/2025 tarihli  ilamı ile,\"... Eldeki davada Bölge adliye Mahkemesince işin esasına girilerek yeniden bir karar verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi yukarıda açıklandığı gibi Bölge Adliye Mahkemelerinin kaldırma kararları için geçerlidir.Bu nedenle  Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1-g maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 353. maddesine dayanarak kararın kesin olduğundan bahisle ek karar ile temyiz başvurusunun reddine karar verilmesi doğru olmamış,  ek kararının bu nedenle kaldırılması gerekmiştir.1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun ‘Davaların niteliği ve muhakeme usulü’ başlıklı 99. maddesinde ‘Bu kanunda düzenlenen hususlardan doğan hukuk davaları, tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın ticari dava sayılır.’ hükmü düzenlenmiştir.Somut olayda, davacılar, dava dışı kooperatifin ortağı olan davalıdan, kooperatif ortaklığını devraldıklarını, ancak kooperatife ortaklık kaydı yapılmadığını ileri sürerek davalıya ödedikleri 235.050,00 USD'nin  tahsilini talep etmektedir. Davacıların dava dışı kooperatife  karşı herhangi bir talepleri bulunmamaktadır. Bu nedenle eldeki dava,Türk Ticaret Kanunu kapsamında mutlak ve nispi ticari davalardan olmadığı gibi yukarıda açıklanan 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’ndan kaynaklanan ticari davalardan da değildir. Bu durumda zorunlu arabuluculuk dava şartına da tabi değildir. Açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesince işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. \" gerektiği gerekçesiyle oy çokluğu ile bozma kararı verilmiştir.<br>YARGITAY KARARI ve BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ:Dava, taraflar arasında yapılan kooperatif hisse devir sözleşmesinin geçersiz olduğundan bahisle ödenen bedelin  iadesi istemine ilişkindir.Somut olayda, taraflar arasında yapılan kooperatif hisse devir sözleşmesinin geçersiz olduğundan bahisle ödenen bedelin  istirdadı amacıyla  huzurdaki dava açılmıştır.Dosya kapsamına göre ;Küçükçekmece 4. Asliye Mahkemesince,  taraflar arasındaki uyuşmazlık, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'ndan kaynaklandığı, anılan Kanun’un 99/1. maddesinde, bu yasada düzenlenen hususlardan doğan hukuk davalarının taraflarının tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın ticari dava sayılacağı belirtilmiş olmakla görevsizlik kararı verilmiş, verilen karar istinaf edilmesi üzerine dairemizin 27/12/2023 tarihli kararı ile görevsizlik kararı yerinde görülmüş ise de  mahkemenin kısa kararında İstanbul Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğu, gerekçeli kararında ise Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğu şeklinde hüküm kurulması nedeniyle kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki bu çelişkinin giderilmesi amacıyla  hükmün düzeltilmesi cihetine gidilmiş olup, dairemizce verilen karar 20/02/2024 tarihinde kesinleşmesi üzerine 26/02/2024 tarihinde görevli Asliye Ticaret Mahkemesine dosya tevzi edildikten sonra mahkemenin 15/05/2024 tarihli ilk duruşmada arabuluculuk son tutanağının sunulmamış olması nedeniyle dava şartı noksanlığından davanın usulden reddine karar verilmiştir.Somut olayda, taraflar arasında yapılan kooperatif hisse devir sözleşmesinin geçersiz olduğundan bahisle ödenen bedelin  istirdadı amacıyla  işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır. Bu durumda uyuşmazlık; kooperatif hisse devir sözleşmesinin geçersizliğine dayandırılmış olup geçersiz hisse devir sözleşmesinin sonucu olarak sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak talebinde bulunulmuştur.O halde mahkemece öncelikle üyelik devir sözleşmesinin geçersiz olup olmadığı yada üyelik devrinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti sonrası davacıların alacak talebi değerlendirileceğinden taraflar arasındaki uyuşmazlık, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'ndan kaynaklanmaktadır. Anılan Kanun’un 99/1. maddesinde, bu yasada düzenlenen hususlardan doğan hukuk davalarının taraflarının tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın ticari dava sayılacağı belirtilmiştir. Bu durumda söz konusu uyuşmazlıkla ilgili davada görevli mahkeme ticaret mahkemesidir.Diğer yandan Yargıtay bozma ilamında  davacıların dava dışı kooperatife  karşı herhangi bir talepleri bulunmadığı, Bu nedenle eldeki dava, Türk Ticaret Kanunu kapsamında mutlak ve nispi ticari davalardan olmadığı gibi 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’ndan kaynaklanan ticari davalardan da olmadığı, bu durumda zorunlu arabuluculuk dava şartına da tabi olmadığından Bölge Adliye Mahkemesince işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozma kararı verilmiş ise de 6100 sayılı HMK'nın 353/1.maddesinde; \"Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa;a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir:...3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması\" hükmü yer almaktadır. Yukarıda belirtildiği üzere davanın açıldığı asliye hukuk mahkemesince davanın ticari dava olduğu ve ticaret mahkemesinin görevli olduğu kabul edilerek verilen görevsizlik kararı istinafa konu edilmiş olup, dairemizce de ticari dava olduğu ve asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu kabul edilerek buna ilişkin istinaf itirazları kabul edilmemiştir.  Bu bağlamda dairemizin göreve ilişkin kararı  ilk derece mahkemesini bağlayan kesin bir karar olup, usul hukuku anlamında ticari davanın varlığı ve buna bağlı olarak alacak talebi hakkında asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu hususu kesinleşmiştir. Bu kesinlik ile Yargıtay da bağlı olup, görev hususu temyiz incelemesi sırasında bozma nedeni yapılamayacağından bozma gerekçesine iştirak edilmemiş ve Dairemizce bozma ilamına karşı direnilmesine karar verilmiştir. Nitekim Yargıtay kapatılan 23 HD'nin 27/11/2019 tarih ve 2018/302 E, 2019/4972 K sayılı ilamındaki \" HMK'nın 353/1- a/3. maddesinde;\"Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması halinde bölge adliye mahkemesinin esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da  görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar vereceği\", 362/1-c maddede ise; \"Yargı çevresi içinde bulunan ilk derece mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek için verilen kararlar ile merci tayinine ilişkin kararların temyiz edilemeyeceği\" düzenlenmiştir.Anılan yasal düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, Bölge Adliye Mahkemesine kendi yargı çevresinde bulunan mahkemeler arasındaki görev ve yetkiye ilişkin uyuşmazlıklarını kesin olarak giderme yetkisi tanındığı, bu uyuşmazlıkların en geç Bölge Adliye Mahkemesi kararıyla çözümlenmesi sisteminin benimsendiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, ilk derece mahkemesinin görev ve yetkiye ilişkin kararını istinaf başvurusu üzerine inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi kararı kesin nitelikte olup bu karara karşı temyiz yoluna başvurulmasının mümkün olmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.\" şeklindeki ilamında da açıklandığı üzere; yeni HMK ile görev ve yetki hususunun en geç Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile belirlenebileceği ve bu yönde verilen karların HMK 362/1-c maddesi uyarınca da temyiz edilemeyeceği açıkça belirtilmiştir. Yargıtay Dairesinin bu kararına göre de; Dairemiz kararı görev yönünden kesinleşmiş olmakla ve bu görev karında aynı zamanda davanın  da ticari dava olduğu belirlenmiş olmasını göre, Yargıtay Dairesi de bu kararla bağlı olup, dolaylı yoldan da olsa davanın ticari dava olmadığına karar veremeyecektir. Hukuki güvenlik ve kanunlarla bağlı olmanın doğal sonucu Yargıtay Dairesi için de geçerli olup, bu nedenle de Daire kararına direnilmek gerekmiştir. 19/12/2018 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan 7155 sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkındaki Kanun'un 20. maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesine ek düzenleme getiren 5/A maddesinde  \"Dava şartı olarak arabuluculuk\" başlığı ile \"(1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. (2) Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla iki hafta uzatılabilir.\" hükmü getirilmiştir. 6325 sayılı HUAK'na \"Dava Şartı Olarak Arabuluculuk\" başlığı ile 18/A maddesi eklenmiş, 6325 sayılı HUAK'nın 18/A maddesinin 2. fıkrasında; \"Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir.\" düzenlemesi bulunmaktadır.Somut olayda, davacılar vekilince her ne kadar hukuki yanılgı ile önce Asliye Hukuk Mahkemesi'nde işbu dava açılmış ise de 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'ndan kaynaklanan uyuşmazlıklar ticari dava sayıldığından 6325 sayılı HUAK'nın 18/A maddesinin 2. fıkrasında, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı sayılmış olup, arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verileceği düzenlenmiş olmakla verilen kararda hukuka aykırılık görülmemiştir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 27/05/2024 tarih 2023/1047 E. 2024/4340 K. Sayılı ilamında ; \"... Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile her iki tarafın tacir ve ticari işletmesiyle ilgili olan  nispi ticari davada davanıın asliye hukuk mahkemesinde açıldığı, asliye hukuk mahkemesinin görevsizlik kararından sonra davacı tarafından arabulucuya başvurulduğu, dava tarihinin davanın asliye hukuk mahkemesinde açıldığı tarih olduğu, davacı tarafından,  6325 sayılı Kanun'un 18/A, 2 fıkrasına göre dava açılmadan önce, arabulucuya başvurulmadığının sabit olduğu bu nedenle ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğuna\" hükmedilmiştir.Davalı vekili, iki davacı aleyhine ayrı ayrı ve nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken zorunlu dava arkadaşlığı varsayımı ile tek bir vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek hükmedilen vekalet ücreti yönünden kararın düzeltilerek müvekkil lehine her davacı için ayrı ayrı nispi vekalet ücretine hükmedilmesini talep etmiştir. Somut olaydaki uyuşmazlık; iki ayrı satış/hisse devir işleminden kaynaklanmaktadır. Davacılar vekili,  ...'in,  davalının dava dışı kooperatifteki 4 adet hissesinden 1 adetini kendi adına, 1 adetini eşi ... adına devraldığını belirterek işbu davayı birlikte açmıştır.Aynı yargılama sınırları içinde birden fazla bağımsız davanın bulunması hali olarak nitelendirilen dava birleşmesini iki guruba ayırmak mümkündür. Bunlardan birincisi, davacı veya davalı yanda veyahut  hem davacı hem de davalı yanda, taraf çokluğu olması sebebiyle doğan “subjektif dava birleşmesi”; diğeri ise aynı yargılama sınırları içinde ve taraflardan birinin diğerine karşı birden fazla davasının bulunması halinden doğan “ objektif dava birleşmesidir”. ( Yavuz Alangoya,  Medeni Usul Hukukunda Dava Ortaklığı,S:30, Aynı yönde, Sabri Şakir Ansay, Hukuk Yargılama Usulleri, S:83,129.) Objektif ve Subjektif dava birleşmesinde görünüşte tek bir dava dilekçesi bulunmasına rağmen aslında dava dilekçesinde belirtilen davacı ve davalı yönünden ayrı ayrı birbirinden bağımsız birden fazla asli talep kadar bağımsız dava vardır.Uyuşmazlık konusu davada iki davacı, bir davalı bulunmaktadır.Taraflar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmamaktadır.Davacıların her ikisi de kendileri adına yapılan hisse devirlerinden dolayı peşin toplam ödenen bedelin ( 235.050 USD) davalıdan tahsili ile davacılara ödenmesini talep etmiş olmakla birbirinden bağımsız, ayrı bir dava olan her bir davacının talebi yönünden vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken hukuki yanılgı ile davalı lehine tek bir vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı olmuştur. Ancak, hüküm tarihinde yürürlükte bulunun AAÜT 7/2 maddesi \"Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur. \"şeklinde düzenlenmiş olmakla  tarifede belirlenen maktu ücrete göre vekalet ücretine hükmedilmiştir.Sonuç olarak; davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi ile, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile HMK 353/1.b-2 madde uyarınca davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmasına dair verilen kararda hukuka aykırılık bulunmadığından Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 19/03/2025 tarih 2024/3721 E. 2025/1135 K.  sayılı ilamına direnilmesine dair karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 19/03/2025 tarih 2024/3721 Esas. 2025/1135  Karar sayılı bozma ilamına DİRENİLMESİNE, 2.a-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,b-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile, HMK 353/1.b.2 maddesi uyarınca Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin  2024/177 Esas - 2024/437 Karar sayılı ve 15/05/2024 tarihli kararının KALDIRILMASINA ve YENİDEN HÜKÜM TESİSİNE, 3-Davanın, 6100 sayılı HMK'nun 115/2. ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun  18/A-2. maddesi  gereğince dava şartı yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE,4- Alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcının peşin alınan 74.809,76 TL'den mahsubu ile bakiye 74.382,16 TL harcın talep halinde davacılara iadesine,5-Davacıların yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,6-Davalının yaptığı 844,00 TL yargılama giderinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,7- Davalı vekille temsil olunduğundan, karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 30.000,00 TL vekalet ücretinin her bir davacıdan ayrı ayrı alınarak davalıya verilmesine,8- HMK 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde artan gider avansının yatıranlara resen iadesine,İstinaf İncelemesi Yönünden;1-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacılar ve davalı tarafından yatırılan  istinaf başvuru harçlarının hazineye gelir kaydına,2-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince her bir davacı ve davalı yönünden alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcın taraflarca yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacılarca istinaf aşamasında sarf edilen istinaf giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı tarafça istinaf aşamasında sarf edilen 1.597‬,00 TL istinaf harçları ile 106,00 TL posta masrafı olmak üzere toplam 1.703‬,00  TL istinaf giderlerinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,5- Temyiz bozma kararı sonrası davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT 2/4 maddesi uyarınca tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünün 18inci sırasının b bendine göre takdir ve tayin olunan 16.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dair, 6100 sayılı HMK'nin 361/1. Maddesi gereğince gerekçeli  kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.02/07/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f21a96eac2439164","SID":"650cc822626104fc"}}