{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>ERZURUM<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>3. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO\t: 2023/998 <br>KARAR NO\t: 2025/580<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ERZURUM ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 20/10/2022 (Karar)<br>NUMARASI\t: 2020/46 Esas,  2022/596 Karar<br>DAVA\t: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)<br>Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine dair verilen karara karşı yasal süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:  <br>DAVA; <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin kredi garanti fonu kapsamından alınan 19/04/2019 tarihli 36 ay vadeli alınan krediye ilişkin olarak, 14/04/2017 tarihinde 150.000,00-TL limit tutarı kadar kefilliğe imza attığını hatta müvekkilinin eşi ... ise sadece 150.000,00-TL limit tutarı kadar eş muvafakati verdiğini, kötü niyetli davalı banka tarafından bu durum görmezden gelindiğini, kefilin sorumlu olduğu 36 vadeli krediden bugüne kadar 29 taksit ödendiğini, bu taksit tutarına karşılık gelen miktar ise 155.000,00-TL yakın ödeme yapıldığını, kalan 7 taksitten ise yaklaşık 37.000,00-TL olmasına rağmen dikkate alınmadığını, banka dosyasında boş olarak alınan senedin olduğu, dosyanın asıl borçlusu olan ...'ın müvekkili kefil olduğu borcu dışında, başka borçları da olduğundan tüm bunlar banka tarafından toplanarak o an ki bakiye gözetilerek senedin banka tarafından doldurulduğu ve 202.445,25-TL takip çıkış üzerinden icra takibine gidildiği, davalı banka tarafından başlatılan icra takibi ile müvekkilinin maaşının 1/4'üne haciz konulduğunu ve sürekli kesinti yapıldığını, icra kanalı ile malları üzerine haciz yapılma tehdidi altında olduğunu, Erzurum ... İcra Müdürlüğünün 2019/... Esas sayılı dosyasının teminatsız olarak durdurulmasını, mahkemece bu talebin kabul görmemesi halinde icra dosyasına yatan tutarların icra kasasında depo edilmesini ve davalı bankaya ödenmemesi yönünde teminatsız tedbir karar verilmesini, müvekkilinin davalı bankaya takip çıkışı 202.445,25-TL borcun tümünden sorumlu olmadığının tespitini, davalının haksız ve kötü niyetli takip yapması nedeniyle bonoda yazılı miktar olan 220.000,00-TL'nin %20'si üzerinden kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddialarının hem gerçeğe hem de hukuka aykırı olduğunu, 14/04/2017 tarihli kredi sözleşmesinde davacının müteselsil kefil olduğunu, davacı borçlunun, kefaletin sona ermesi gerektiği iddiası hukuka aykırı olduğunu, davacının 150.000,00-TL dışındaki borçtan sorumlu olmadığı iddiası sözleşme hükümlerine aykırı olduğunu, müvekkili bankaya karşı ileri sürülemeyeceğini, davacı borçlunun iddiasının aksine, kefaleti sadece, kendisinin genel kredi sözleşmesini imzalarken doğmuş borçları değil, ileri de doğacak borçları da kapsadığını, davacının dava dilekçesindeki gibi, kefaletin sona erdiği gibi iddia ve itirazlarda da bulunmayacağını, gayrikabili rücu feragat ettiğini kabul ve taahhüt ettiğini, bu nedenle, davacının böyle bir dava açma hakkı da bulunmadığını, davacının kefalet sözleşmesinden dolayı sorumlu tutulamayacağı iddiası, genel kredi sözleşmesine göre mümkün olmadığını, bu nedenle davacının bu iddiasının hukuki dayanağının olmadığını, davacı  müteselsil kefil, bu imza ile, kredi müşterisinin doğmuş ve doğacak bütün borçlarından sorumlu olduğunu attığı imza ile kabul ettiğini, davalı müvekkilinin, borçlulara kredi kullandırdığını ve borçlularda kredi borcunu ödemek için kambiyo senedi tanzim ettiğini ve müvekkiline verdiğini, söz konusu borç ödenmeyince, davalı müvekkilinin, alacağın tahsili amacıyla, borçlular hakkında, Erzurum ...İcra müdürlüğünün 2019 / ... Esas sayılı dosyasıyla icra takibi açtığını, davacı borçlu menfi tespit davası ikame ettiğini, açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. <br>YEREL MAHKEME KARARI; <br>Mahkemece, \"... Tüm dosya kapsamına göre; icra takibine konu senedin davalı bankadan çekilen kredi sözleşmelerine talil edildiği, davacının dava dışı borçlunun davalı bankadan çekmiş olduğu ... nolu krediye 150.000,00TL limitle müştereken ve müteselsilen kefil olduğu, dava dışı borçlunun davacının kefil olduğu sözleşme kapsamında bakiye borcunun 115.473,52 TL olduğu, davacı kefilin kefaletinin bulunduğu kredi sözleşmesinden sonra muaccel olan ve kredi sözleşmesi kapsamında bulunmayan çek depo bedellerinden sorumlu tutulamayacağı, davacının ... nolu krediden dolayı bakiye borçtan kefalet limiti ile sorumlu olduğu anlaşılmış davanın kısmen kabulü ile, davacının davalı bankaya Erzurum ...İcra Dairesi 2019/... Esas sayılı dosyasına konu senet nedeniyle 86.971,73-TL borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin istemin reddine,  karar verilmesi gerekmiş, aşağıdaki gibi hüküm tesis edilmiştir.<br>\"  gerekçesiyle \"Davanın kısmen kabulü ile, davacının davalı bankaya 86.971,73-TL borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin istemin reddine,\" şeklinde  karar verilmiş, karara karşı davalı vekili ve davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF İTİRAZLARI: <br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporuna karşı itirazlarının dikkate alınmadığını ve savunma haklarının kısıtlandığını, bilirkişi raporunda takip tarihi itibariyle müvekkilinin nakit alacağının 125.063,42-TL olduğunun belirtildiğini, müvekkilinin alacağının eksik tespit edildiğini, işlemiş faizin de eksik hesaplandığını, itiraz ettikleri bilirkişi raporundaki tespitin aksine mahkemece alacaklarının 115.473,52-TL olduğuna karar verildiğini, karar verilirken de bu rakamın nasıl tespit edildiğinin açıklanmadığını, raporda çek depo talebi bölümünde çek taahhüt kredisine dayanak 05/08/2012 tarihli kredi sözleşmesi hükümleri incelendiğinde verilen çek yapraklarına ait yasal sorumluluk bedellerinin kefiller tarafından davacı bankanın talebi halinde depo edecekleri hususunda açık bir hüküm bulunmadığını, bu itibarla davacı kefillerinin karşılıksız işlemine konu yasal hükümlülük sorumluluk bedellerini davalı bankaya depo etme yönünde bir sorumluluklarının bulunmadığının denildiğini, bu tespiti kabul etmediklerini, itiraz ettiklerini, zira genel kredi sözleşmesinde TBK'nın 582. maddesi uyarınca müteselsil kefaletin sözleşme sebebiyle doğmuş borçları kapsadığı gibi ileri de doğması muhtemel borçları da kapsayacağının belirtildiğini, genel kredi sözleşmesinde davacının müteselsil kefil olduğunu, davacının dava dilekçesinde kredi kullanırken boş senedi imzalayarak müvekkiline teslim ettiğini ve müvekkilinin de daha sonra senedi doldurduğunu iddia ettiğini, bu iddianın gerçeğe aykırı olduğunu, davacının iddiasının aksine davacıların kendilerinin kambiyo senedini tanzim ettiğini ve müvekkiline teslim ettiklerini, davacının borcu ödediği, borçlu olmadığı yönündeki iddiasının gerçeğe aykırı olduğunu, davacının bu iddiasını belge ile ispat etmesi gerektiğini, Yargıtay içtihadı birleştirme kararında kefalette eşin rızasına ilişkin hükümlerin aval de uygulanamayacağının açıkça belirtildiğini, tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı banka çalışanlarından aldıkları bilgiye dayanılarak banka dosyasında boş olarak alınan bir senet olduğunun bilindiğini, kötü niyetli davalı bankanın asıl borçlu ...'ın bankaya olan ödenmemiş tüm borçlarından dolayı müvekkilini kefil olduğu borcun dışında da sorumlu tutarak hakkında haciz başlattığını ve devamında maaşının 1/4'üne haciz koydurduğunu, işbu menfi tespit konulu davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, dava dışı asıl borçlu tarafından ödenen taksit tutarının 155.000,00-TL olduğunu, müvekkilinin eş muvafakati ile kefil olduğu miktarın 150.000,00-TL olduğunu, müvekkilinin maaşından sürekli kesinti yapıldığını, müvekkilinin davalı bankanın haksızlığını ispat etmek için banka şubesine defalarca gidip tüm banka sözleşmelerini, kredileri ve belgelerini istediğini, fakat banka tarafından hiçbir şekilde yardımcı olunmadığını, müvekkilinin bilgilenmek amacıyla davalı bankadan isteyip tahsil edemediği belgeler ve davalı bankanın sözleşmeye aykırı davranması dolayısıyla özen yükümlülüğünü yerine getirmeyen davalı bankanın kötü niyetinin açıkça ortada olduğunu, bunun hukuk düzeni tarafından korunmasının mümkün olmadığını, davalının haksız ve kötü niyetli takip yapması nedeniyle bonoda yazılı miktar olan 220.000,00-TL'nin %20'i üzerinden davalı bankanın kötü niyet tazminatına mahkum edilmesi gerektiğini, davalı bankanın sunmuş olduğu ... makbuz numaralı 71.500,00-TL tutarındaki (anapara) müvekkilinin kefil olmadığı kredinin eş muvafakatiyle kefil olduğu krediye dahil edilmesinin müvekkilinin rızası dışında olduğunu, müvekkilinin yalnızca kefil olduğu 150.000,00-TL ile sorumlu olduğunu, müvekkilinin bilgi ve rızası dışında dava dışı ...'ın çekmiş olduğu krediler üzerinde herhangi bir sorumluluğu olmadığını, tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen kısmen red kararının kaldırılarak davanın kabulü ile müvekkilinin borcun tümünden sorumlu olmadığının tespitine karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.<br>UYUŞMAZLIĞIN TESPİTİ, DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;<br>Dava, Erzurum İcra Müdürlüğünün 2019/... Esas sayılı dosyasında yer alan 26/05/2017 keşide tarihli 15/11/2019 vade tarihli, 220.000,00-TL bono nedeniyle borçlu olunmadığına yönelik menfi tespit istemine ilişkindir.<br>Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere inceleme yapılmıştır.<br>Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde, davacı vekilinin dava dilekçesinde müvekkilinin kredi garanti fonu kapsamından alınan krediye ilişkin olarak, 150.000,00-TL limit tutarı kadar kefilliğe imza attığını hatta müvekkilinin eşi ... ise sadece 150.000,00-TL limit tutarı kadar eş muvafakati verdiğini, kefilin sorumlu olduğu 36 vadeli krediden bugüne kadar 29 taksit ödendiğini, bu taksit tutarına karşılık gelen miktar ise 155.000,00-TL yakın ödeme yapıldığını, kalan 7 taksitten ise yaklaşık 37.000,00-TL olmasına rağmen dikkate alınmadığını, banka dosyasında boş olarak alınan senedin olduğunu, dosyanın asıl borçlusu olan ...'ın müvekkili kefil olduğu borcu dışında, başka borçları da olduğundan tüm bunlar banka tarafından toplanarak o an ki bakiye gözetilerek senedin banka tarafından doldurulduğu ve 202.445,25-TL takip çıkış üzerinden icra takibine gidildiğini iddia ederek müvekkilinin davalı bankaya borcun tümünden sorumlu olmadığının tespitini talep ettiği, davalı vekilinin cevap dilekçesinde kredi sözleşmesinde davacının müteselsil kefil olduğunu, davacı borçlunun kefaletinin sadece, kendisinin genel kredi sözleşmesini imzalarken doğmuş borçları değil, ileri de doğacak borçları da kapsadığını, ileri sürerek davanın reddini talep ettiği, mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.<br>a-6100 sayılı HMK.nun 298/2. maddesine göre “Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.” <br>\"Yukarıda belirtildiği üzere gerekçeli kararda mahkemece alacaklardan sadece... Şirketinin sorumlu olduğu belirtilmesine rağmen, hüküm fıkrasında her iki davalının sorumluluğuna hükmedilmiştir. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında çelişki bulunduğundan, bu durum 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına ve 6100 sayılı yasanın HMK.nun 298/2. maddesine aykırı olduğundan hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.  T.C.  Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/16374 E. 2014/229 K.\"\t<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu`nun 2010/11-195E., 238K. Sayılı 28.04.2010 tarihli usulden bozmayı kapsayan ilamının gerekçesinde de vurgulandığı üzere: \"Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının, açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.\"<br>Somut uyuşmazlıkta gerekçeli kararda mahkemece davacının ... nolu krediden dolayı bakiye borçtan kefalet limiti ile sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, davacının davalı bankaya Erzurum ...İcra Dairesi 2019/... Esas sayılı dosyasına konu senet nedeniyle 86.971,73 TL borçlu olmadığının tespiti yönünde hüküm tesis edilmesine rağmen, mahkemece hüküm altına alınan 86.971,73 TL'ye nasıl ulaşıldığı açıkça belirtilmemiş, dairemizce de belirtilen miktara mahkemece nasıl ulaşıldığı  denetlenememiştir.  Mahkemenin, yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan biçimde usulün öngördüğü niteliklere haiz bulunmayan kararı, usul ve yasaya uygun değildir. Bu durum 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına ve 6100 sayılı yasanın HMK.nun 298/2. maddesine aykırı olduğundan ilk derece mahkemesinin kararı bu yönüyle yerinde görülmemiştir. <br>Kabule göre de; <br>a-Taraf vekillerince bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçeleri ibraz edildiği, mahkemece 20/10/2022 tarihli duruşmada taraf vekillerinin bilirkişi raporuna karşı itirazları hakkında olumlu veya olumsuz herhangi bir karar verilmeden sonuca gidildiği görülmüştür. Oysa ki mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmadığı, eksik incelemeye göre karar verileyeceği, bu sebeple de mahkemece taraf vekillerinin bilirkişi raporlarına karşı itirazlarının kabulü ile dosyanın konusunda uzman farklı bir bilirkişiye veya bilirkişi heyetine tevdii ile taraf vekillerinin bilirkişi raporlarına itirazlarını ayrıntılı şekilde karşılar nitelikte bilirkişi raporu alınması gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi isabetsiz olmuştur. <br>b-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297 nci maddesi uyarınca, mahkeme kararlarının; Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri içermesi, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi zorunludur. <br>Somut uyuşmazlıkta davacının borçlu olmadığının tespiti yanında % 20 kötüniyet tazminatın da davalıdan tahsili talebi de bulunmaktadır. Ancak ilk derece mahkemesince davacının belirtilen talebi hakkında olumlu veya olumsuz herhangi bir karar verilmediği, yukarıda da belirtildiği üzere sadece davacının menfi tespit talebi hakkında hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. <br>Bu haliyle mahkemenin, yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan biçimde usulün öngördüğü niteliklere haiz bulunmayan kararı, usul ve yasaya uygun değildir. Bu durum 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına ve 6100 sayılı yasanın HMK.nun 298/2. maddesine aykırı olduğundan ilk derece mahkemesinin kararı bu yönüyle yerinde görülmemiştir. <br>HMK.'nun 353/1-a-6. maddesinde \"...Mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması\" bölge adliye mahkemesince başvuruya konu kararın esası incelemeden kaldırılmasına karar verilmesi gereken haller arasında sayılmıştır. Somut olayda;  yukarıda ayrıntılı  biçimde izah edilen yargılamadaki eksiklikler uyuşmazlığın esasının çözümü için olmazsa olmaz niteliktedir.<br>Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekili ve davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemeye göre, kararın HMK'nın 355. ve 353/1-a-6 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf itirazlarının kısmen kabulü ile dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemesine gönderilmesine, sair istinaf itirazlarının kararın kaldırıma sebep ve şekline göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;<br>1-Davacı vekili ve davalı  vekilinin istinaf itirazlarının AYRI AYRI KISMEN KABULÜ ile, mahkemece verilen hükmün HMK’nın 353/(1)-a-6. Maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, sair istinaf itirazlarının kararın kaldırıma sebep ve şekline göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına <br>2-Dava dosyasının HMK’nın 353/(1)-a maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>3-İstinaf kanun yolu başvurusu sırasında alınan peşin harçların yatıran taraflara iadesine, <br>4-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderinin İlk Derece Mahkemesinde verilecek yeni kararda dikkate alınmasına,<br>5-İİK 36. maddesi gereğince istinaf aşamasında tehiri icra talebi doğrultusunda yatırılan teminat olması halinde yatıran tarafa İADESİNE,<br>6-Kararın taraflara tebliği, harç ve gider avansı iadesine ilişkin işlemlerin yerel mahkemesince yerine getirilmesine,<br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oybirliğiyle HMK'nun 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere 17.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"83c2a3b3a59d6e84","SID":"a5263d136a5a3512"}}