{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\"><br>                      T.C.<br>                     İZMİR<br> BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ  <br>         14. HUKUK DAİRESİ <br>\t\t\t\t              \t            \t \t\t\t\t\t\t\t\t\t<br>ESAS NO\t  \t: 2023/1361<br>KARAR NO\t \t: 2025/995<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>                   <br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ \t: AYDIN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ\t  <br>ESAS NO \t\t: 2021/860<br>KARAR NO\t\t: 2023/262<br>DAVA TARİHİ\t: 01/11/2021<br>KARAR TARİHİ\t: 26/04/2023<br>DAVA\t                  : Alacak ( Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan )<br>KARAR TARİHİ\t: 03.07.2025<br>KARARIN YAZ. TARİH\t: 03.07.2025<br><br>Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26.04.2023 tarih ve 2021/860 Esas, 2023/262 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü.<br>İSTEM:<br>Davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; Davacı ile davalı arasında 2010 yılından 2021 yılına kadar süren bir ticari ilişki olduğunu, davalı yanın ihtiyaç oldukça müvekkili şirkete sipariş formu gönderdiğini, işbu sipariş formlarına istinaden müvekkil şirketin gereken parçayı ürettiğini, davalı tarafından müvekkiline gönderilen sipariş formlarının her birinin sözleşme niteliği taşıdığını, işbu sipariş formlarının hepsinde \"Parçalar işlendikten sonra çıkan talaşlar bedelsiz olarak ....'e iade edilecektir.\" ibaresinin yer aldığını, parçaların işlenmesinden kasıt belli bir kalıba uygun hale getirilmesi ve makineler yardımı ile işlenerek belli bir forma sokulması olduğunu, bu parçaların işlenmesinden bakır, kalay, demir karışımı bir talaş elde edildiğini, sözleşme gereği bu talaşın müvekkil şirkete iade edilmesi gerektiğini, müvekkili olan şirketçe davalı ile arasındaki sözleşmeler gereği, yapılan parçalar eksiksiz ve zamanında davalı yana teslim edildiğini, ancak davalı yanın üzerine düşen edimi ifa etmediğini, müvekkilinin, davalı şirkete göre daha küçük çapta bir işletme olduğundan ve davalı ile işlerin bozulmasını istemediğinden, talaşların bir gün iade edileceğine ilişkin beklenti ile üretime ve teslime devam ettiğini, müvekkilin davalı ile aralarındaki ticari ilişkiyi ve ticari hayatını devam ettiren işbu ilişkiden kaynaklı nakit akışını kesmek istemediğinden talaşların geleceğine de güvendiğinden işleri yapıp siparişleri teslim etmeye devam ettiğini, ancak işbu ticari ilişkinin sonlarına doğru müvekkil şirketin bir sorun olduğunu fark ettiğini, durumu davalı yana ilettiklerinde talaş iadesi olmayacağı bilgisi verildiğini, müvekkilinin birkaç sipariş daha teslim etmişse de artık geçmişe dönük talaşların verilmemesi, birim fiyatta sorun olması gibi sebeplerle taraflar arasındaki ticari ilişkinin son bulduğunu, müvekkili şirketin yıllarca davalı şirketin istediği parçaları üretip davalıya teslim ettiğini, işlenen parçalardan çıkacak talaşların iadesi müvekkil için oldukça önemli iken iade yıllar içerisinde sadece bir kere 16.08.2010 tarihinde gerçekleştirildiğini, müvekkil şirket davalı ile görüşmelerinde gerek sözlü gerek yazılı olarak talaşların iadesi olmaz ise yapılan işin değerinin çok daha fazla olacağını belirttiğini, zira işbu değerli metallerin talaşların iadesinin kararlaştırılmasına istinaden davalıya oldukça düşük fiyat teklifleri yapıldığını, gerektiğinde bu işi kaybetmemek için ham madde fiyatlarının yükselmesine rağmen talaşların iadesine güvenerek yıldan yıla artırım bile yapmadığını, ancak davalı yan sürekli üstün ve büyük bir firma olduğunu müvekkile hissettirerek istediği fiyattan olmazsa tüm siparişleri keseceğini belirttiğini, nitekim davalı bu hususta müvekkile \"rekabetçi fiyatlar\" teklif edilmesi gerektiğine ilişkin beyanlarda bulunduğunu, ....gibi bir müşteriyi kaybetmek isteyip istemediği gibi tehditkar sorulara maruz bıraktığından, müvekkil şirketin 2010 yılından beri davalı şirkete göndermiş olduğu parçalardan çıkacak talaşların miktarının bilirkişi marifeti ile belirlenerek müvekkiline iadesine, mümkün olmaması halinde talaşların karar tarihine en yakın tarihteki bedelinin bilirkişice hesaplandıktan sonra artırılmak üzere şimdilik 600.000-TL (belirsiz alacak)'nin davadan önce hakkın doğum tarihinden itibaren başlayacak ticari işlerde uygulanan avans faiz oranıyla davalıdan tahsili ile müvekkile ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP:<br>Davalı vekilinin cevap süresinden sonra verdiği beyan dilekçesinde özetle; Öncelikle arabuluculuk sürecinde iş bu davada beyan edilen 10 yıl geriye yönelik süre ile dile getirilen talebin yer almadığını, arabuluculuk sürecinde davacı taleplerinin 2010-2021 yıllarını kapsadığı bilgisi yer almadığından açılan dava ile başvurulan arabuluculuk süreci ve tutanağının örtüşmediğini, bu sebeple ortaya çıkan usulü eksiklik nedeniyle davanın reddini, davacı yanın taleplerinin TTK ve 'TBK hükümlerince zamam aşınına uğramış olup davanın reddi gerektiğini, davacımın 10 yıl gibi uzun bir zaman dilimine ilişkin olarak sunmuş olduğu sipariş formlarına istinaden hak kazandığını iddia ettiği talaş ve hurdaları 10 yıl boyunca müvekkil şirketten hiç tabep etmemiş olması, hurdaları iade alınmadığı halde ticari ilişkiye 10 yıl boyunca devam etmiş olması hayatın olağan akışına, TTK hükümlerince basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğüne ve TMK'nın dürüstlük ilkesine açık aykırılık oluşturduğunu, davacının iddiaları sadece bu açıdan dahi değerlendirilerek davanın reddi yönünde karar tesis edilmesi gerektiğini, bununla birlikte davacı yanın iddialarını çürütür nitelikle mahkemeye sunulmuş olduğu fatura örneklerinde davacımın bazı tarihlerde bedelsiz değil, bedel ödeyerek müvekkil şirketten hurda satın aldığının görüldüğünü, davacının bedelsiz hurda talep hakkı var ise neden bedel ödeyerek müvekkili şirketten hurda satın aldığını, bu durumun müvekkil şirketin iddialarının maddi gerçekleri yansıtmadığının kanıtı olduğunu ve hüküm tesis edilirken dikkate alınmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesinin 26.04.2023 tarih ve 2021/860 Esas, 2023/262 Karar sayılı kararı ile özetle; ''... taraflar arasında 2010 yılından 2021 yılına kadar süren bir ticari ilişkinin bulunduğu, bu süreç içinde davalı tarafından gönderilen sfero döküm dişli göbeklerinin üzerine davacının CuSn12Ni kalite bronz alaşımını teknik resimlere uygun olarak döküm işlemini gerçekleştirdiği, bu işlemin kabaca teknik resmi uygun yapıldıktan sonra davalıya teslim edildiği, davalının da bu parçaları ürünün nihai tasarımına göre teknik resme uygun işlenmiş son haline getirdiği, bu işlemden çıkan hurdaların davalı tarafından davacıya iade edilmediği gibi 2010 yılında 2.634,00-TL, 2011 yılında 2.220,90-TL, 2012 yılında 29.862,00-TL, 2013 yılında 3.953,90-TL, 2014 yılında 8.604,50-TL, 2015 yılımda 9.101,60-TL, 2016 yılında 7.173,00-TL, 2017 yılında 14.096,25-TL, 2018 yılımda 5.650,00 olmak üzere toplam 83.296,15-TL bedellik davalı tarafından davacıya hurda satışının yapıldığı anlaşılmıştır.<br>Her ne kadar davalının, davacıya gönderdiği ve dosyaya davacı tarafça sunulan sipariş formlarında \"Parçalar işlendikten sonra çıkan talaşlar bedelsiz olarak iade edilecektir.\" ibaresi yer almış ise de, 2010 yılından 2021 yılına kadarki yaklaşık 11 yıllık süreçte davacının, hurda iadesi talep etmeden davalının yeni siparişlerini kabul edip parça üretip davalıya teslim ettiği, bu kadar uzun bir süre sipariş formlarındaki bu maddenin uygulanmasını talep etmediği ve davalının sonraki siparişlerini kabul edip ticari ilişkiye devam ettiği gibi, sipariş formlarındaki bu hükmün tam tersi olacak şekilde 2010 yılından 2018 yılına kadar ki süreçte davacının, davalıdan bedelini ödeyerek hurda satın aldığı anlaşılmıştır.<br>Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca ; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” Keza 6100 Sayılı HMK.’nın 29/1 maddesine göre; Taraflar, dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadırlar\" hükümleri ve tüm yukarıda açıklanan hususlar nazara alındığında davacının, bu aşamadan sonra sipariş formlarındaki hurda iadesine ilişkin maddenin uygulanmasını talep etmesinin dürüstlük ilkesine aykırılık oluşturduğu anlaşılmakla, davacının davasının reddine'' dair karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili tarafından verilen 26.05.2023 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; <br>-Davalının, süresinde bir cevap dilekçesi sunmadığını, bu haliyle, ancak dava dilekçesinde ileri sürülen hususların reddi konusunda delil ileri sürebileceğini ve sadece bu vakıaların reddi kapsamında savunma yapabileceğini, davacının, sözleşmelere itiraz etmeyip, “ alacak var ama uzun süre istenmedi sözleşme zımnen değişti” savının, savunmanın genişletilmesi sayılacağını ve dava süresince bu hususa muvafakatlerinin olmadığının vurgulandığını, bu haliyle hakimin de bu konuyu resen ele almasının da mümkün olmadığı kanaatinde olduklarını, <br>-Ticaret Hukukunda sessiz kalmanın diğer tarafa bir hak kazandırmayacağını, müvekkilinin bronz ve demir karışımlı talaş alacağı konusunda sessiz kalmadığının ayrıca aşağıda açıklanacağını , ancak her halde zaten böyle bir durum olsa bile bunun bir hak bahşetmeyeceği ve bunun dürüstlük kuralıyla ilgili olmadığı hususunda hukukumuzda sükutun ikrardan gelmeyeceğini, nasıl ki işbu davada davalının süresinde cevap dilekçesi vermeyerek davayı kabul ettiği sonucu çıkmamışsa müvekkilinin de ticari ilişki devam ederken sessiz kaldığı iddiasıyla talaşların iadesinden vazgeçtiği, bu durumu kabul ettiği sonucunun çıkartılamayacağını, hukukumuzda sessiz kalmanın aksi düzenlenmedikçe uygulanması mümkün olmayan bir kural olduğunu, bir olayda zamanaşımı süreleri içerisinde taraflardan birinin sırf belli bir süre alacağını bekledi diye artık bu kişinin alacağından vazgeçmiştir demenin hukuk güvenliğini sarsan bir durum ortaya çıkaracağını, nitekim Yargıtay'ın sükutun ikrardan gelmediği yolunda birçok karar verdiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2018/1328 E. 2019/6943 K. Sayılı ilamında \"Keza Dairemizce de sessiz kalma sebebiyle hak kaybına ilişkin olarak verilen onlarca karar örneği bulunmaktadır. Söz konusu kararların ortak özelliği ise, bu kararların tamamının marka haklarına ilişkin olarak verilmiş olmasıdır.\" denilerek ticaret hukukunda sessiz kalma sebebiyle hak kaybının sadece marka haklarına ilişkin olarak verildiğine dikkat çekildiğini, buna göre, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte, müvekkilinin 10 yıl boyunca talaş alacağını talep etmediği düşünülse dahi işbu alacaktan vazgeçildiği anlamına gelmeyeceğinin açık olduğunu, bu haliyle yerel mahkeme gerekçesinin hukuka ve usule aykırı olduğunu, <br>-Nitekim, taraflar arasında bulunan yaklaşık 10 yıllık ticari ilişkide, güven duygusunun esas alınması gerektiğini her ay, hatta her yıl, müvekkili şirkete verilmesi gereken talaşın teslimindeki her gecikmede, karşı tarafa dava veya icra yoluna başvurulmasının taraflar arasındaki ticari ilişkinin güven duygusunu zedeleyeceği gibi ticari ilişkiyi de sonlandıracağını, dolayısıyla; mahkemece, müvekkili şirketin yaklaşık 10 yıl boyunca talaşların teslimi noktasında karşı tarafı dava ve icra yoluna gitmemiş olmasının sonradan dava etmesinin kötü niyetle yorumlanmasının hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığı kanaatinde olduklarını, zira; ticari ilişkilere hakim olan temel ilkelerden birinin güven unsuru olduğu bilinen bir gerçek olduğunu, bu bağlamda; karar gerekçesinde, karşı taraftan başka bir ticaretten ötürü (alüminyum hurdası) bedel karşılığı hurda malzeme alındığı için zımnen talaşları talep etmekten müvekkilinin vazgeçtiği şeklinde yapılan değerlendirmenin de hiçbir yasal ve teamüle uygun dayanağının bulunmadığını, hurda malzemenin karşı taraftan bedelsiz olarak alınmasının kararlaştırılmadığını, ancak metal ürünlerin (bakır, kalay, nikel ve döküm demir karışımlı olarak) cnc torna da işlenmesi sırasında oluşan talaşların bedelsiz olarak müvekkiline geri verileceğinin sözleşme ile kararlaştırıldığını, <br>-Yargılama süresince defalarca vurguladıkları diğer bir hususun da, davalı şirketin müvekkiline bedelsiz bronz ve demir karışımlı talaş iadesini hiç yapmadığı, eksik yaptığı hususunda olduğunu, bu konuda dosyaya sunulan kayıtlara bakılacak olursa; 04.08.2010 / 16.08.2010 / 02.11.2010 / 05.01.2011 tarihlerinde davalı yanca \"Faturalı alınan dökümlerin işlenmesi sonucu ortaya çıkan talaşın iadesi için düzenlenmiştir. Fatura edilmeyecektir.\" açıklaması yazılarak sevk irsaliyelerinin tanzim edildiğini ve müvekkilinin davalıya dökümünü yaparak gönderdiği parçalardan çıkan bir kısım bronz ve demir karışımlı talaşın müvekkiline \"Bedelsiz\" olarak iade edildiğini, görüldüğü gibi, mahkeme gerekçeli kararında dayanılan “2010 yılından 2021 yılına kadar hurda iadesi talep edilmemiştir” ifadesinin gerçeği yansıtmadığını, yukarıda anlatıldığı ve dosya içerisinde yer alan davalının da itiraz etmediği irsaliyelerden de anlaşıldığı üzere davalının bir kısım bedelsiz bronz ve demir karışımlı talaş iadesi yaptığının açıkça ispatlandığını, <br>-Oysa son bilirkişi raporuna bu kapsamdaki itirazlarımız ve sunulan uzman görüşleri içinde de yer alan bu hususa itibar edilmediğini, bu konuda ek bir inceleme-rapor yapılmadığını, bu haliyle incelemenin zaten eksik yapıldığını, <br>-Bilirkişi raporunda eksik ve hatalı olarak incelenen bir diğer hususun ise müvekkili şirketin 2010-2011 yılı ticari defterlerinin kapanış tasdikinin yaptırılmadığı ve bu nedenle delil olarak dikkate alınamayacağının belirtildiğini, oysa ki, kapanış tasdikin zorunluluğunun 01.07.2012 tarihi itibariyle getirildiğini, bu tarihten önceki ticari defterler bakımından bu şartın aranmasının açıkça eksik ve hatalı inceleme sonucu olduğunu, kaldı ki, bizzat davalının dilekçelerinde de davacı şirkete talaş iadelerinin zaman zaman yapıldığı ve hatta alacağının bu sebeple olmadığının belirtildiğini, böyle bir savunma da yapıldığını, <br>-Dökümhanelerin en temel hammaddesinin hurda olduğunu, döküm şirketleri pek çok farklı yerden hurda temin ettiklerini, satın aldıkları bu hurdaları (hammaddeyi) eriterek, gelen siparişleri ürettiklerini, davalı şirketin fabrikasının ise çok büyük hacimli olduğunu, davalının, tıpkı müvekkili gibi pek çok farklı firmaya ürünler döktürdüğünü, davacı müvekkili şirketin bunlardan sadece biri olduğunu, davalı şirkette her gün onlarca/yüzlerce varil farklı içerikte (krom, bakır, demir, aliminyum vb.) hurda ( talaş) ortaya çıktığını, <br>-Müvekkili şirketin de bu şekilde farklı yerlerden hurdalar alırken elbette yıllardır tanışıklığı ve ticareti olan davalı şirketten de (kendi bedelsiz hakları dışında) çıkan hurdalardan satın aldığını, müvekkili şirketin, davalı şirket dışında da pek çok başka şirketten hurdaları bedeliyle satın aldığını, yine tüm itirazlarında bu itirazlarını/açıklamalarını yapmış olsalar da, mahkemece bu konuda bir değerlendirme yapılmadığını, bu iddialarına itibar edilmediğini, <br>-Davalı şirketin stoklu çalıştığını, yani, müvekkili şirketin ürettiği dökümlerin davalı şirket nezdinde ne zaman işlemeye gireceğinin belli olmadığını, sözleşmeye göre müvekkilinin ürettiği dökümlerden çıkan talaşların ancak “ parçalar işlendikten sonra” bedelsiz olarak iade edileceğini, oysa bu arada, davalı şirkette üretim devam ettiğini, sürekli hergün başka firmalardan gelen dökümlerin/parçaların hurdaları çıkmaya da devam ettiğini, müvekkilinin de zaten işte bu dökümleri bedeliyle satın aldığını, sektörde sistemin böyle işlediğini, bunun gayet normal ve hatta olması gereken ticaret olduğunu, müvekkili şirketin talaş alacağı yazılı sözleşmelerle sabitken, sırf bu nedenle bedeliyle başka üreticilerden/dökümcülerden gelen ürünlerin hurdalarını almaktan kaçınmasının da elbette düşünülemeyeceğini, <br>-Burada bir önemli konunun da, davalı nezdinde çıkan ve müvekkili tarafından satın alınan hurdaların (müvekkilin kendi bedelsiz hakları dışında olan, başka üretimlerden çıkan hurdalar) satış talebinin davalıdan gelmesi hususu olduğunu, sonuçta müvekkilinin davalının fabrikasında çıkan hurdayı bilmesinin mümkün olmadığını, davalı şirketin teklif edeceğini, müvekkilinin de o günkü değerlere göre diğer hurda aldığı yerlere göre fiyat makul ise davalıdan da bir kısım hurda temin ettiğini, bu durumun ticaretin en doğal hali olduğunu, ticareti, özellikle döküm işini bilen her kişinin, taraflar arasındaki bu ticaretin hayatın olağan akışına gayet uygun olduğunu ifade edeceğini, <br>-Davalı tarafından bedelsiz bronz ve demir karışımlı talaş iadesi sözleşmelere uygun olarak yapıldığını, yine yukarıda 3 nolu başlıkta bahsedildiği üzere, müvekkili tarafından davalıdan döküm ticaretinin olağan akışı gereği bedeliyle ayrıca hurda da satın alındığını, <br>-İşte tam bu noktada bakılacak olursa, mahkemenin gerekçesine dayanak yaptığı müvekkilinin davalıdan bedeliyle hurda aldığı ve sessiz kaldığı gerekçesinin doğru olmadığını tarih sıralamasıyla bile açıkça ispatlayan aşağıdaki son bilirkişi raporunda şöyle belirtildiğini: davalı şirketin sözleşmelerin başladığı 2010 Ocak ve Haziran aylarında 3 adet bedeliyle hurda sattığını, ardından 2010 Ağustos ve Kasım ile 2011 Ocak aylarında da 4 farklı zaman ve sayıda sözleşmelere uygun olarak bedelsiz talaş iade ettiğini,<br>-Bu veriye göre, davalının müvekkili şirkete bedeliyle hurda sattıktan sonra, bu kez bedelsiz talaş vermesinin sözde olayda uygulanan dürüstlük kuralına aykırılığı ortadan kaldırması gerektiğini, Görüleceği üzere, davalının sözleşmeler başladıktan sonra da zaten bedeliyle hurda satıp sonra bedelsiz (talaş) iadeleri yaptığının görüleceğini, itirazlarında yine bunları açıklamışken mahkeme tarafından bunlara itibar edilmeksizin yeni rapor-ek rapor alınmaksızın eksik incelemeyle taraflar arasındaki ilişkiye (ve genel döküm/hurda işlerindeki işleyişe-teamüle) aykırı hüküm kurulduğunu, <br>-Nitekim, sundukları belgelerden de anlaşılacağı üzere; sadece karşı tarafın düzenlediği taşıma irsaliyesi ile 2010 ve 2011 yıllarına ait toplam 4 defaya mahsus faturalı alınan dökümlerin işlenmesi sonucu ortaya çıkan talaşların iadesi için düzenlendiğini ve fatura edilmeyeceği ibaresinin bulunduğunu, gelen bedelsiz talaşları mıknatıs makinesinde ayrışma yaparak dört adette gelen taşıma irsaliyesinde yer alan (923 kg bakır, kalay ni karışımlı talaş ile 1400 kg gelen demir döküm talaşın) bu talaşların müvekkili şirkete geri verildiğinin belirtildiğini ve bu hususun dosyaya sunulan belgeler ile ispatlandığını, davalı tarafça bu sözleşme gereğinin yerine getirildiğini yazılı (ödeme dekontları, banka hesap hareketleri gibi) belgelerle kanıtlayamamış olmasına rağmen ve mahkemece \"yaklaşık 11 yıl boyunca istenilmeyen talaşların şimdi talep edilmesi kötü niyet olarak nitelendirilerek\" davanın reddine karar verildiğini, oysa; asıl kötüniyetin yaklaşık 11 yıllık ticari ilişkinin hatırına güven unsuru ile hareket eden müvekkili şirketin, iyi niyetini istismar ederek sözleşme gereğini yerine getirmeyen karşı tarafın davranışlarında mevcut olduğunu ve mahkemece karşı tarafın bu kötüniyeti korunacak şekilde karar tesis ederek usul ve yasaya aykırı davranıldığını,<br>-Taraflar arasında süregelen hukuki ilişkide talaş’ların bedelsiz iadesinin tüm sözleşmelerde defaatle yazılıyken ve müvekkili şirketin bunların zaman içinde talaş iadesini beklerken, örneğin davalının Ağustos 2019 tarihli siparişinde bu kez sözleşmeden bedelsiz iade kısmını çıkarttığını, durumu farkeden davacının, derhal e-postada duruma itiraz ederek ilgili maddenin tekrar sözleşmeye eklenmesini talep ettiklerini ve karşı tarafça da müvekkiline önce baskı yapıldığını (büyük firma-küçük firma, işi senden alırız v.b.) sonra kabul edilerek 2020 yılında yeniden sözleşmeye eklendiğini,<br>-Görüldüğü gibi süre gelen ilişkide o kadar yıl sonra bile anlık bir değişiklikte dahi müvekkili şirketin derhal itiraz ettiğini ve bedelsiz bronz ve demir karışımlı talaş iadesi konusundaki hassasiyetini gösterdiğini, işte bu durumun dahi tek başına mahkeme gerekçesinde yer alan “sessiz kalma-dürüstlüğe aykırılık” olgusunun aksini ispatlar nitelikte olduğunu, asıl kötüniyetli olanın davalı şirket olduğunu, davalı şirketin açıkça bu karar ile belki bugün milyonlarca lira haksız zenginleştiğini, <br>Belirterek Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/860 E. 2023/262 K.Sayılı 26.04.2023 tarihli kararın kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı yan üzerine bırakılmasına karar verilmesi istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.<br>DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK.nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda,<br>Dava, eser sözleşmesi kapsamında işlenen parçalardan çıkan talaşın (hurdanın) aynen iadesi, bunun mümkün olmaması halinde bedelinin iadesi istemine ilişkindir.<br>İlk derece Mahkemesi tarafından davanın reddine karar verildiği, verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edildiği görülmüştür.<br>Davacı taraf, davalı ile 2010 yılından 2021 yılına kadar süren ticari ilişkide sipariş formlarına göre parçaları işlediğini, sipariş formlarında \"Parçalar işlendikten sonra çıkan talaşların bedelsiz olarak ....e iade edilecektir\" ibaresinin yer aldığını, sözkonusu parçaları işleyip eksiksiz ve zamanında davalı yana teslim ettiğini, ancak davalı tarafça sadece bir kez 16.08.2010 tarihinde talaş (hurdanın ) iade edildiğini, diğer talaşların iade edilmediğini belirterek işlenen parçalardan çıkan talaşın aynen iadesi, bunun mümkün olmaması halinde bedelinin iadesi istemiyle eldeki davayı açmıştır.<br>Davalı taraf süresinde davaya cevap vermediği, aşamalarda sunduğu beyan dilekçesinde ise davacının 10 yıl boyunca talaşları talep etmeyerek ticari ilişkiye devam etmesinin hayatın olağan akışına, TTK hükümlerince basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğüne ve TMK'nın dürüstlük ilkesine açıkça aykırı olduğunu, davacının 10 yıl süreli ticari ilişkinin tamamında talaş iadesi şartı ile çalışmadığını, davacının sipariş formlarında geçen talaşları iade aldığını, davacının talaş iadesi olmaksızın parça satışları da yaptığını, davacının bazı tarihlerde ise bedel ödeyerek kendisinde hurda satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.<br>Somut olayda taraflar arasında yazılı olmayan eser sözleşmesinin bulunduğu, davacının yüklenici, davalının ise iş sahibi olduğu; davacı yüklenicinin davalı iş sahibinin sipariş formlarına göre parçaları işlediği anlaşılmış olup; taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacı yüklenicinin parçaları işledikten sonra çıkan talaşları bedelsiz olarak davalıdan talep edip edemeyeceği, davalı tarafça bedelsiz iade edilen talaş olup olmadığı, davacının bakiye talaş alacağı olup olmadığı, varsa miktarı ile aynen iadesinin mümkün olup olmadığı, aynen iadesi mümkün değilse bedelinin ne olduğu hususundan kaynaklandığından Mahkemece mali müşavir bilirkişi ve metalurji ve malzeme mühendisinden oluşan bilirkişi heyetinden sipariş formları, taraflar arasında yapılan e-mail yazışmaları, fatura ve sevk irsaliyeleri ile tarafların ticari defter ve kayıtları incelenerek denetime ve hüküm kurmaya elverişli ve taraf vekillerinin itirazlarını da karşılar şekilde rapor alınarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken Mahkemece \" 2010 yılından 2021 yılına kadarki yaklaşık 11 yıllık süreçte davacının, hurda iadesi talep etmeden davalının yeni siparişlerini kabul edip parça üretip davalıya teslim ettiği, bu kadar uzun bir süre sipariş formlarındaki bu maddenin uygulanmasını talep etmediği ve davalının sonraki siparişlerini kabul edip ticari ilişkiye devam ettiği gibi, sipariş formlarındaki bu hükmün tam tersi olacak şekilde 2010 yılından 2018 yılına kadar ki süreçte davacının, davalıdan bedelini ödeyerek hurda satın aldığından davacının bu aşamadan sonra sipariş formlarındaki hurda iadesine ilişkin maddenin uygulanmasını talep etmesinin dürüstlük ilkesine aykırılık oluşturduğundan davacının davasının reddine'' karar verilmesi usule ve yasaya aykırı olduğundan davacı vekilinin istinaf istemi yerinde görülmüştür.<br>Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli olmadığından davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile,<br>2-Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26.04.2023 tarih ve 2021/860 Esas, 2023/262 Karar sayılı kararının, 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>4-Verilen kararın niteliği gereğince harç alınmasına yer olmadığına,<br>5-Davacı vekili tarafından yatırılan 179,90 TL istinaf karar harcının istemi halinde ilk derece mahkemesince yatıran davacıya iadesine,<br>6-Davacı vekili tarafından yatırılan 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin, ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,<br>7-Kararın, ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,<br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/(1)-g maddesi gereğince, kesin olmak üzere, 03.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8344452d488c4a21","SID":"e775a5900f5c3701"}}