{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO:2023/244 Esas<br>KARAR NO:2025/874<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ:02/06/2022<br>NUMARASI:2019/421 E. - 2022/71 K.<br>DAVANIN KONUSU:Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:19/06/2025<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:<br>DAVA DİLEKÇESİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının şahıs şirketi olan ... ticaret unvanı altında 05.06.2014 tarihinden itibaren ve ... markası ile 2014 yılından beri Dedektör sektöründe bilfiil faaliyet gösterdiğini, Bursa'da ki Dedektör sektörünün öncülerinden olup sektör içerisinde de bilindiğini, 3-4 ay önce iyi bir noktaya getirdiğini düşündüğü şirketi adına yıllardır kullanmakta olduğu ... markasını tescil ettirmek için başvuru yapmayı düşünmüş ancak Davalı şirketin tamamen ilgisiz ve haksız bir şekilde, kendisine ait olan ... markasını kendi adına tescil ettirdiğini gördüğünü, davalının haksız ve kötü niyetli olarak anılan markayı tescil ettirmiş olması sebebiyle, GERÇEK HAK SAHİBİ olduğunu, ... isimli internet sitesi ve ... isimli internet siteleri alan adlarını aldığını, bu siteleri aracılığı ile ticaret yapmaya devam ettiğini, GOOGLE isimli arama motoru aracılığı ile ... araması yapıldığında davacının en üst sırada çıktığını, Müvekkil markasını genişletebilmek adına bunların dışında ayrıca ... isimli video paylaşım sitesi üzerinden bir hesap açmış olup bugüne kadar ... markası adı altında 100 DEN FAZLA video yayınlamış ve bu iş için çok ciddi bir EMEK SARFETMmiş olduğunu, davacının youtube sayfasına ... linki aracılığı ile ulaşabileceğini, Youtube sayfasının kabaca 1860 ABONESİ bulunmakta ve yayınlanan videolar ortalama 500 - 2500 görüntülenme aldığını,  Dolayısıyla davacının ... markası üzerinde GERÇEK HAK SAHİBİ olduğunu ve AYIRT EDİCİ NİTELİK kazandığını,Davalı şirketin kötü niyetli olarak ...markasını kendi adına tescil ettirdiğini,Davalının basiretli tacir olarak , tescilini talep ettiği işaretin, yurtiçinde ya da yurtdışında başkası tarafından kullanıldığını ve/veya tescil edilmiş olduğunu bilmesi ya da bilebilecek durumda Olduğunu, Davalı şirket ... Şti. İstanbul merkezli bir şirket olup daha öncesinde Bursa Pazarında herhangi bir faaliyet göstermediğini, ..., ..., ..., ... gibi birçok MARKA TESCİLİ bulunduğunu, Bu nedenlerle; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, ... no ile tescilli ... markası üzerinden davacının gerçek hak sahibi olduğunun tespiti ve/veya Davalı Şirketin marka tescili kötü niyetli yaptığının tespiti ile dava konusu markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP DİLEKÇESİ:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı şirketin kurularak faaliyete geçtiği 28.03.2013 tarihinden bu yana  değerli maden dedektörleri üretim ve satışı ile iştigal etmekte olup; şirketin anılan faaliyetleri kurucu ve müdürü olan ...'ın icra etmiş olduğu faaliyetleri ile birlikte 2002 yılına kadar uzandığını, uzun yıllardır firma faaliyetleri kapsamında metal arama dedektörü, yeraltı görüntüleme sistemi ve alan tarama cihazı gibi ürünleri imal ederek ve dünyaca ünlü dedektör markalarının distribütörlüğünü yaparak Türkiye'nin dört bir yanında faaliyet gösterdiğini, uzun yıllardır gerçekleştirmiş olduğu faaliyetler neticesinde gerek imal etmiş olduğu ürünler ve gerekse Türkiye çapında gerçekleştirmiş olduğu eğitimsel faaliyetleri ile definecilik sektörüne yön vererek; sektörde ve ilgili tüketici kitlesi üzerinde büyük bir bilinirliğe kavuştuğunu, şirketin kurucusu ve müdürü olan ...'IN , şirketin anılan kapsamdaki bilinirliğe kavuşması adına yıllardır yoğun emek ve çabalar sarf ettiğini, firmasının unvanını kullanarak definecilik sektöründeki ilgililerinin bilinçlenmesi amacıyla 2002 yılında \"...\", 2004 yılında \"...\" ve \"...\" adında üç ayrı eser meydana getirdiğini, 2018 yılında \"...'ni -...- kurmuş ve Türkiye genelinde birçok konferanslar düzenlediğini, Youtube adlı sosyal medya platformundaki 40.000 takipçisi olan kanalı üzerinden toplamda 11.000.000 -on bir milyon- izlenme sayılarını bulan 750'den fazla video yayınladığını,  davalının zaman içerisinde sürekli olarak artan bilinirliği sayesinde genişleyen ticaret ağını da Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli olan alt markalarını kullanarak Türkiye genelindeki bayileri ve internet siteleri aracılığıyla yönettiğini, Merkezi İstanbul Üsküdar'da davalının ticari faaliyetlerini aynı zamanda Bursa, Düzce, Mersin ve Ordu illerinde yer alan bayiileri ile sürdürdüğünü, kapsamdaki faaliyetleri ile birlikte TÜRKPATENT nezdinde tescilli olan; ... numaralı \"...dedektör\", ... \"...\", ... numaralı \"...\", ... numaralı \"... ” ve ... numaralı \"...\" gibi birçok marka tescillerinin de sahibi olduğunu, ayrıca, yukarıda adreslerine yer verilen - bayileri ile bağıntılı olarak; ..., ..., ... ve ... şeklindeki alan adlarının da sahibi olduğunu, markalarını da bayileri ve internet siteleri üzerinden yoğun bir şekilde kullandığını, marka tescillerindeki yer alan ibarelerin, belirtmiş olduğumuz internet sitelerinde yoğun bir şekilde ve özellikle bu ibareler ön plana çıkarılacak şekilde markasal anlamda kullanılmakta olduğunu, davacının sahibi olduğu şahıs şirketi firmasının vergi levhasında veya mesleki faaliyet belgesinde \"...\" ibaresi yazması dava konusu ibareyi markasal anlamda kullanmış olduğunu göstermeyeceğini, uygulamada bahsedilen gerçek hak sahipliği ilkesi, tescilsiz işaretin ticaret sırasında marka hukukuna özgü bir şekilde; eş söyleyişle markasal anlamda kullanılmış olmasını aradığını, buna karşılık, davacı tarafın markasal kullanım olarak nitelendirilemeyecek belgelere dayanarak dava konusu ibareyi anılan amaçla kullanmış olduğunu iddia ettiğini dava konusu markanın işletme adı olarak tescil edilmesi, muhakkak marka olarak kullanıldığını da göstermeyeceğini, davacının marka üzerinde hak sahipliği iddiasını ispatlayamadığını, Marka kullanımına ilişkin tüm veriler birlikte değerlendirildiğinde davacı tarafın, dava konusu ibareyi markasal anlamda kullanmadığı, esasen böyle bir iradesinin de çok yakın bir zamana kadar olmadığı rahatlıkla görüldüğünü, davacının 3-4 ay öncesine kadar davacının marka başvurusunda bulunma fikrinin bulunmadığını belirterek, davacının asıl iradesini açıkça ikrar ettiğini,Son olarak, davacının davalı şirketin İstanbul merkezli olmasına dayanarak, dava konusu marka ile birlikte \"...\" ve \"...” gibi benzer markaların da sahibi olduğunu vurgulayarak, tüm marka tescillerinde kötü niyetli olduğunu iddia etiğini, yukarıda detaylıca bahsedildiği üzere, vekil eden şirket tüm markalarını, bayileri ve bu bayilerinin bağıntılı olduğu internet siteleri vasıtasıyla yerel olarak yoğun bir şekilde kullandığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İlk Derece Mahkemesin kararıyla; \"davacının ... markası üzerinde gerçek hak sahibi olduğu ve davalı tescilinin kötü niyetli olduğu, kötü niyetli tescil halinde markanın tescilli olduğu tüm sınıftaki hizmet ve emtialar bakımından hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiği\" gerekçesi ile; davanın kabulü ile, davalı adına tescilli ... sayılı markanın hükümsüzlüğüne,  karar verilmiştir.<br>İSTİNAF:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece  davacının \"...\" ibaresi üzerinde müvekkiline kıyasla öncelik hakkı bulunduğundan bir kısım hizmetler bakımından davanın haklı olduğu ileri sürüldüğünden ve müvekkilinin kötü niyetli hareket ettiği gerekçesi ile dava konusu markanın tüm mal ve hizmetler bakımından hükümsüzlüğüne karar vermesinin hatalı olduğunu, dava dosyasında alınan bilirkişi raporlarının çelişkili olduğunu, tanık beyanlarının karara esas alınması için yeterli olmadığını, davacının müvekkiline kıyasla marka üzerindeki hak sahiplini ortaya koyacak net bir yazılı delili bulunmadığını, bilirkişi raporunda ve mahkeme kararında öncelik bakımından tespit edilen hususlar davacı tarafın marka kullanımına değil ticaret unvanı ve işletme adına yönelik olduğunu, davacı tarafın istikrarlı ve kesintisiz bir şekilde ne işletme adı ne alan adı ne de markasal kullanımı söz konusu olmadığını, gerçek hak sahipliğinin tespiti için vergi levhası ve mesleki faaliyet belgesi gibi kayıtları incelenerek değerlendirme yapılması hatalı bir yaklaşım olduğunu, davacının bu belgelerinde \"...\" ibaresinin yazması dava konusu ibareyi fiilen markasal anlamda kullanmış olduğunu göstermeyeceğini. Yargıtay 11 HD 2014/15701 E. 2015/3990 K. sayılı kararında, ticaret odası sicil kaydı ve vergi dairesi kaydı gibi belgelerin hükümsüzlük davasında kullanım aracı olarak ileri sürülemeyeceğinin sabit olduğunu, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda davacının ... ve ... platformlarında yer alan hesapları da yanlış bir şekilde değerlendirildiğini, bu hesapların davacıya ait olup olmadığı araştırılmadan davacı iddialarına itibar edilerek değerlendirme yapıldığını, söz konusu hesapların ilk açıldığı tarihten bu yana aynı kullanıcı adı ile hizmet verdiği doğrulanamadığını, hesap sahibi kullanığı bilgilerini istediği zaman güncelleyebileceğini, davacının markasal kullanım tespiti bakımından bu tespitin hatalı olduğunu.Davacının sadece markayı kullandığını ispatlamasınında davanın kabulü bakımından yeterli olmayacağını,  markanın davacı tarafça hangi mal ve hizmetler üzerinde kullanıldığının da tarih kaydıyla beraber ispatlanması gerektiğini, davacının faaliyet alanı değerli maden dedektörleri üretimi ve satışı ise ve bu ürünler bakımından müvekkilinin marka tescil başvurusundan önce marka kullanımı söz konusu ise bile, değerli maden dedektörleri nitelik itibarı ile söz konusu ürünlerdin hiçbirisi kapsamına girmediğini, davacının dosyaya yansıdığı ileri sürülen kullanımının mal ve hizmet listesi bakımından bu ürünleri kapsaması mümkün olmadığını, müvekkilinin marka tescili mal ve hizmet listesi bakımından davacının faaliyeti ile ilişkilendirilecek olsa bile kötü niyeti ortaya koyacak hiçbir somut emare söz konusu olmadığını, müvekkilinin davacı ile tedarik ilişkisi, akrabalık bağı, bayilik/distribütörlük ilişkisi, devam eden husumet, coğrafi yakınlık ya da buna benzer hiçbir bağlantısı olmadığını, müvekkili markasının davacının marka kullanımı ile benzer görülmesi yalnız başına kötü niyet göstergesi olarak kabul edilemeyeceğini, bu alanda Türkiye çapında yüzlerce işletmenin faaliyet gösterdiği tanık beyanlarına ve mahkeme kararına da yansıdığını, kötü niyet iddiasının tümden reddi gerektiğinden bahisle istinaf isteminin kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasını davanın reddini talep etmiştir. <br>İSTİNAFA CEVAP:Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalının iddialarının mesnetsiz olduğunu, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarının çelişkili olmadığını, müvekkilinin ... markasını uzun süredir kullandığı ve gerçek hak sahibi olduğunu, müvekkilinin sektörde  ... markası ile tanındığını, ... markası ile ..., youtube gibi platformlarda uzun yıllar faaliyet gösterdiğini, iki adet internet sitesi oluşturduğunu ve bu siteleri güncel ve aktif olarak kullandığını, bu durumun tanık beyanları ve vergi levhası  ile de sabit olduğunu, müvekkilinin markası için oldukça yüksek bir emek ve para harcadığını ve müvekkilin eskiye dayalı kullanımının bulunduğunu, davalının birçok delili göz ardı ederek tek delile yoğunlaşmasının kabul edilemeyeceğini, davalının istinaf talebinin \"...\" başlığı altında ifade edilen hususların hangi açıdan davanın esası ile doğrudan ilgili olduğu tam olarak anlamadıklarını, müvekkilin uzun yıllardır davalı ile aynı sektörde çalıştığı ve maden arama aletleri, dedektör vb. ürünlerin ticaretini yaptığı gibi apaçık bir gerçeğin ispatlanmadığı iddialarının dikkate alınamayacağını, davalının kendi beyanlarının çelişkili olduğunu, davalı şirket'in tescil başvurusunun kötü niyetli olduğunu beyanla istinaf isteminin reddi ile mahkeme kararının onanmasını talep etmiştir.<br>GEREKÇE:İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Davacı vekili dava da; gerçek hak sahipliğine dayalı olarak ve davalının tescilinin kötüniyetli olduğunu ileri sürerek, davalı adına  ... tescil numaralı \"...\" markasının hükümsüzlüğünü talep etmiştir. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. 27.09.2021 tarihli bilirkişi heyet raporunda özetle; \" Davalı adına ... Markasının 35. Sınıfta yer alan hizmetler için Türkpatent nezdinde tescilli olduğu, Davalının ilk olarak ... ibaresini “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Makine ve cihazların elektroniğinde kullanılan elemanlar: yarı iletkenler, elektronik devreler, entegreler, yongalar (çipler), diyotlar, transistörler, manyetik kafalar, saptırıcılar; elektronik kilitler, fotoseller, elekttonik açma kapama mekanizmaları,algılayıcılar (sensörler). mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir” hizmetlerinde davacıdan daha önce kullanımlarının olduğu, davacının sözkonusu ibare üzerinde ilk ve gerçek hak sahibi olduğuna ilişkin tespit yapılamadığı, Kullanım önceliği açısından davalının davacıdan daha önce ... ibaresini dedektör ürünleri ve bu ürünlerinin satış ve pazarlaması için 2013 yılından itibaren markasal kullanımlarının mevcut olduğu, , davacının sözkonusu ibare için ilk ve gerçek hak sahibi olduğunun tespit edilemediği, dosya kapsamındaki belgelerin incelenmesinden, her iki firmanın ... İBARESİ aynı sektörde uzun zamandır birlikte faaliyet gösterdikleri, bu nedenle de hükümsüzlük koşullarının mevcut olmadığı\" belirtilmiştir. 24/11/2021 tarihli bilirkişi EK raporunda özetle;\"Davacının ilk olarak ... ibaresini “Dedektör ve dedektörlerin satışı ve pazarlamasında” davalıdan daha önce kullanımlarının olduğu, davacının söz konusu ibare üzerinde ilk ve gerçek hak sahibi olduğu,  ...  markasının davalı adına 35. Sınıfta yer alan hizmetler için Türkpatent nezdinde ...- noile tescilli olduğu,Davacının “... ibaresini”, “Dedektör ve dedektörlerin satışı ve pazarlamasında' davalıdan daha önce ciddi olarak kullanımlarının olup, ilk ve gerçek hak sahibi olduğunun tespiti nedeni ile , davalı adına ... no ile tescilli ... markasının “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Makine ve cihazların elektroniğinde kullanılan elemanlar: yarı iletkenler, elektronik devreler, entegreler, yongalar (çipler), diyotlar, transistörler, manyetik kafalar, saptırıcılar; elektronik kilitler, fotoseller, elektronik açma kapama mekanizmaları, algılayıcılar (sensörler). mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir” hizmetleri açısından hükümsüzlük koşullarının mevcut olduğu\" belirtilmiştir.Davacı tarafından marka üzerinde önceye dayalı gerçek hak sahipliği ileri sürülmektedir.Gerçek hak sahipliğinin tespiti yönünden, markanın ilk olarak kullanılmaya başlanması yeterli olmayıp,  markanın belli bir yer, bölge ve piyasada bilinir hale geldiğinin de ispatı gerekmektedir. Doktrinde marufiyet kuralı olarak isimlendirilen bu şart hem Türk Patent ve Marka Kurumu uygulamasında hem de Yargıtay içtihatlarında kabul edilmiş ve tescilsiz marka sahibinin kendisinden sonra yapılan tescilleri engelleyebilmesi veya hükümsüzlük davası açarak haksız yapılmış tescilleri ortadan kaldırabilmesi için tescilsiz markanın kullanımla ayırt edici hale geldiğinin kanıtlanması gerekmektedir.Markayı tescil ettirmeden ilk defa kullanan ve maruf hale getiren kişinin “gerçek hak sahipliğine” dayalı olarak 6769 Sayılı SMK.nun 6/3 maddesi uyarınca  ve aynı markanın aynı tür mal ve hizmet için bir başka kişi adına tesciline itiraz edebilmesi veya hükümsüzlük davası açabilmesi için; Davacıya ait markanın ayırt edicilik kazanmış olması, markanın, itiraz eden veya dava açan tarafından diğer haksız başvuru/tescil yaptığı iddia edilen kişinin başvurusundan önceki bir tarihten beri kullanılmakta olması ve itiraz sahibinin veya hükümsüzlük davası açanın üzerinde önceden kullanmaya dayalı hak sahibi olduğunu iddia ettiği ibare ile tescil başvurusu yapılan veya hükümsüzlüğü talep edilen markanın aynı veya benzer olması gerekmektedir. Davacının Bursa ilinde faaliyet gösterdiği, Bursa şehir isminin coğrafi yer bildirdiği, kimsenin tekeline bırakılmayacak işaretlerden olduğu, \"dedektör\" ibaresinin ise davacının tanıttığı ve satışını yaptığı ürünün cinsini tanımlayıcı nitelikte olduğu anlaşılmaktadır.SMK 5/1-c d  maddesi gereğince, coğrafi yer bildiren ibarelerin yanına getirilen ayırt edici eklerle tescilli mümkünken, coğrafi yer bildiren \"BURSA\" ibaresinin yanına getirilen \"...\" ibaresinin, markanın kullanıldığı \"...\" emtiası yönünden ayırt edici olmadığı, davacının coğrafi yer bildiren ve doğrudan ürünün cinsini tanımlayan ibarelerin birlikte kullanımı ile, ayırt edici olmayan bu ibare üzerinde önceye dayalı markasal hak elde edildiğinden bahsedilemeyeceği, SMK 5/2 maddesi gereğince ibarelerin kullanım sonucu ayırt edicilik kazanması ve davacının gerçek hak sahipliği kazanabilmesi için yoğun tanıtım ve reklam faaliyeti sonucu ikinci bir anlam kazanması ve bu ibarenin davacı ile özdeşleşmesi, davacıya aidiyetinin ispatlanması  gerektiği anlaşılmaktadır.Dosya kapsamına sunulan delillerden, 2013-2014 yıllarından beri davacı tarafça \"...\" ibaresinin alan adı ve işletme adı olarak kullanıldığı anlaşılıyorsa da, bu ibarenin davacı kullanımı ile ayırt edici hale geldiğinin ve ikinci bir anlam kazanarak marka olarak davacı ile özdeşleştiğinin ispatlanamadığı anlaşılmaktadır.Davacı tarafça cins vasıf ve coğrafi yer bildiren ibarenin önce kullanılması davacıya önceye dayalı  hak vermemekle birlikte, dosya kapsamına sunulan delillerden, davalının da çeşitli il ve ilçe adları yanına \"...\" ibaresini ekleyerek tescil ettirdiği (..., ..., ..., .. vb)  bu arada \"...\" şeklinde davaya konu markayı da tescil ettirdiği anlaşılmış, mahkemenin davalının davacı kullanımlarından haberdar olmasının beklenir olduğu,  davalı tarafça yapılan tescilin iyi niyetli bir davranış olarak değerlendirilemeyeceği, Bursa ilinde dedektör ürününe ilişkin alanda faaliyet gösteren kişi yada kurumların, faaliyetini engelleme amaçlı olduğu, tescilin kötüniyetli olduğu ve hükümsüzlük kararı verilmesi gerektiğine yönelik gerekçesinin ve  kötüniyetli tescil nedeniyle  hükümsüzlük kararı verilmesinin yerinde olduğu anlaşılmıştır.Davalı vekilince istinaf dilekçesinde; mahkemece alınan kök ve ek raporların çelişkili olduğu, çelişkinin giderilmeden karar verildiği ileri sürülmüşse de; mahkemece alınan kök raporda bilirkişilerce, davacı kullanımlarının sehven davalıya ait olduğu kabulü ile değerlendirme yapıldığı, itiraz üzerine alınan ek raporda ise bu yanlışlığın düzeltildiği,... ve  ... alan adlarının davacıya ait olduğunun  tespit edildiği belirtilmek sureti ile değerlendirme yapıldığı anlaşılmakla raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi gerektiğine ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Tüm bu nedenlerle davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK 353/1-b/2 maddesi gereğince kısmen kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, düzeltilmiş gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davalı vekilinin istinaf isteminin KISMEN KABULÜ ile,2- İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 02/06/2022 tarih, 2019/421 E., 2022/71 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden düzeltilmiş gerekçe ile yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, 3-Davanın KABULÜ ile, davalı adına tescilli ... sayılı \"...\" markasının HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE, 4- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 4/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL karar harcından peşin alınan 44,40 TL'nin mahsubu ile 571,00 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan: 44,40 TL başvurma harcı, 44,40 peşin harç, 6,40 TL vekalet harcı, 2.200,00 TL bilirkişi ücreti, 383,60 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam  2.678,8‬0 TL'nin, davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 4/c-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine  göre  40.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 5- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davalı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,5/b-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan 220,70 TL istinaf yoluna başvurma harcının davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,5/c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,  20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi.19/06/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"28c23aebe1170297","SID":"667304006eabcd22"}}