{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO:2023/381 Esas<br>KARAR NO:2025/949<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ:13/09/2022<br>NUMARASI:2021/2 E. - 2022/122 K.<br>DAVANIN KONUSU:Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:03/07/2025<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:DAVA DİLEKÇESİ:Davacı vekili tarafından Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesine sunulan dava dilekçesinde ve aşamalardaki beyanlarında özetle; Davacı şirketin “...”, “... ...”, “... ...”, “...! Şekil”, “...” ve benzeri ibareli markaların sahibi olduğu; Türkiye genelinde 650 adet ... markası adı altında mağaza işletmekte olduğunu, dünya çapında 33 ülkeye ihracat yaptığını, ... markası adı altında ayakkabı, bot, çizme, terlik, patik, kemer, çanta vb. ürünü sattığını, davalı ...’ın davaya konu tescilli markalarının  24.07.2015 tarih ve ... başvuru numarası ile başvurulan ve 19.08.2016 tescil tarihli “... ...” ibareli marka 02.05.2017 tarih ve ... başvuru numarası ile başvurulan ve 28.09.2018 tescil tarihli “...” ibareli marka, 31.05.2019 tarih ve ... başvuru numarası ile başvurulan ve 13.11.2019 tescil tarihli “...” ibareli markaları olduğunu, söz konusu numaralarının TPMK nezdinde 35. ve 41. sınıflarda tescilli olduğunu ancak söz konusu tescillerin hukuka aykırı olduğunu, davalı ...’ın söz konusu markalarını tescil ettirmek istemesinin müvekkilinin 6769 sayılı SMK ve 556. Sayılı KHK ile koruma altına alınan haklarına aykırılık oluşturduğunu, 556 sayılı KHK madde 6. “Bu kanun hükmünde kararname ile sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir” hükmünü amir olduğunu, davalı tarafından başvurusu yapılan ... ibareli... başvuru no.lu markasına yönelik Ankara 4. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi nezdinde açılan 2015/318 e. sayılı davada ilk derece mahkemesince verilen red kararına karşın YARGITAY 11. HD tarafından kararın davacı lehine bozulduğunu, davacı şirkete ait dava konusu ... markasının TPE nezdinde 01, 02, 03, 04, 05, 06, 07, 08, 09,14,18, 25, 26 ve 35, 41… ve devamı sınıflarda tescilli olduğunu, aynı zamanda TPE nezdinde tanınmış marka olarak tescil edildiğini, aynı zamanda SMK’nin ilgili hükümlerinden de anlaşılacağı üzere tanınmış markalar, sadece tescilli olduğu sınıflarda değil tüm sınıflar bakımından kanun koyucu tarafından koruma altına alındığını, davacı firmaya ait “..., ... ..., ... ..., ... Şekil, ...” ibareli markalardan davalının habersiz olmasının mümkün olmadığını, bu durumun  davalı şirketin faydalanma kastını gösterdiğini, üst düzey bilinç seviyesindeki tüketici nezdinde dahi davalı markalarının davacıya ait ... markasının alt bir markası veya marka serisi olarak değerlendirileceğini, davacı şirkete ait 2001 yılında tescil edilmiş olan ... markasının 3 harften oluştuğunu, davalının markasının ... kelimesine ekleme yapılmak sureti ile oluşturulmuş ibarelerden oluştuğunu, davalı ... kelimesine ...harfini getirerek ... kelimesine ek birkaç ibare ile oluşturulmuş olan markaların tüketici nezdinde alt veya üst marka anlaşılacağını, halkın markayı kullanan işletmelerin aynı olduğu yanılgısına düşmesi veya düşürülmesi durumu dolayısıyla da markalar arasındaki sulandırma ihtimalinin olduğunu, somut uyuşmazlığın konusunu oluşturan iltibas bakımından Yargıtay’ın orta bilinç düzeyindeki nihai tüketici kavramını esas aldığını, davalıya ait markanın davacının yeni bir ürün grubu, bir alt markası olarak algılanacağını, reklam ve tanıtımı yapılmış ... markasının tanınmış marka olarak tescilinin sektörde lider firma olduğunun kanıtı olduğunu, davalıya ait söz konusu markaların, KHK 8/4 ve SMK’nin ilgili hükümlerine göre markanın korunması ile ilgili tüm hukuki normları ihlal ettiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2004/4268 E. 2005/2362 K 10.03.2005 tarihli içtihadında tanınmış marka sonradan tescil edilmiş bir marka arasında iltibasın varlığı değerlendirildiğinde, iltibasa konu markalar farklı sınıflarda tescil edilmiş olsa bile tanınmış markanın korunacağının ortaya konduğu;  Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin, 2018/275 E. Ve 2019/2246 Karar sayılı ile karara bağlanan “...” ibareli markanın müvekkile ait markalara özellikle de “...” tanınmış markasına ve “...” ibareli markalarla karıştırılma ihtimalinin olduğundan usul ve yasaya aykırı olan BAM kararını ortadan kaldırdığı belirtmiş, Markaların 3. şahıslara devrinin önlenmesi adına ihtiyaten tedbir konulmasına, davaya konu ... sayılı ... ... ... sayılı ... markasının ve ... sayılı ... ...markasının hükümsüzlüğüne, ... tescil numaralı “... ...” markasının ... tescil numaralı “...” markasının ve ... tescil numaralı “...” markasının sicilden terkinine karar verilmesi talep etmiştir.<br>CEVAP DİLEKÇESİ:Davalı vekili tarafından Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesine sunulan cevap dilekçesinde ve aşamalardaki beyanlarında özetle; davalının ... adı altında Kanada, Kuzey Amerika, Avrupa, Türkiye ve Ortadoğu da faaliyetlerini sürdürmekte olduğu; yapmış olduğu hizmetlerin liderlik  gelişimi, profesyonel koçluk hizmetleri, mentorluk projelendirmesi ve eğitimi, fasilitasyon, kurumlar ve şahıslar için liderlik eğitimleri, satış koçluğu, ebeveyn koçluğu gibi hizmetler olduğunu, davaya konu edilen ... tescil numaralı ... ibareli markanın 28.09.2018 tarihinden buyana 35, 41 nice sınıflarında, ... tescil numaralı ... ibareli markanın 19.08.2016 tarihinden bu yana ... ve ... numaralı nice sınıflarında; ... tescil numaralı ... ibareli markanın 13.11.2019 tarihinden buyana 35, 41 nice sınıflarında davalı adına tescilli olduğunu, davacının dava dilekçesinde ..., ..., ... ... markaları ile ilgili ileri sürdüğü hususların hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davalı markasına ilham veren/kaynak oluşturan bilimsel, psikolojik bir model olan ...metodu/modelinin bilimsel psikolojik model olduğunu, burada motivasyon kişinin içinden geldiğini, zihnin sekiz duyusal durumunu tanımladığını, kişinin zor fakat eğlenceli bir aktiviteye odaklandığında zamanın nasıl geçtiğini anlamadığı, zamanın bir kişi için aktığı (...-akış) böylece kişilerin sorunlardan ve kaygılardan uzaklaşarak mutluluğu yakalamasını sağladığı bir yaklaşım olduğunu, davalının ...metodu kullanılmak suretiyle yerli ve yabancı birçok firmaya danışmanlık hizmeti verdiğini, bu hizmet kapsamında “...” metodu da kullanılmak suretiyle firmaların orta ve üst düzey yöneticilerine iş alanındaki performanslarının artırılması ve gelişimi için oluşturduğu modüllerle eğitim ve danışmanlık hizmeti/koçluk hizmeti başta olmak üzere ilişki ve süreç geliştirmenin yanı sıra yönetimsel performans, gelecek planlaması, integral liderlik karizması ve yaratıcılık ile Perakende Satış/ Strateji Simülasyonlarıkonularında pek çok yerel ve uluslararası kuruma hizmet vermekte olduğunu, bu hizmetlerin başlıcalarının liderlik gelişimi, profesyonel koçluk hizmetleri, mentorluk projelendirmesi ve eğitimi, Fasilitasyon, (fasilitasyon kişilerin kendi sorunlarını çözmelerinde yol gösterme ve bu yolda alınacak hedeflere ulaşabilmeleri konusunda yönlendirme becerisidir.) kurumlar ve şahıslar için liderlik eğitimleri, satış koçluğu, ebeveyn koçluğu gibi hizmetler olduğunu, bu alanda uluslararası sertifikalara sahip olduğunu,Eğitim verdiği ve danışmanlık yaptığı firmalar arasında ... Grubu, ... Otomotiv,...., ... Üniversitesi, ... Bankası, ... Finans, ...bank, ..., ...,..., ... gibi yerli ve yabancı pazarın önde gelen firmaların olduğunu, davacı yan markaları ile davalı markaları arasında görsel ve işitsel benzerlik bulunmadığını, benzerlikten söz edebilmek için işaret benzerliği, emtia benzerliği, karıştırılma ihtimali,hedef tüketici kitlesinin dikkat düzeyi şartlarının oluşup oluşmadığının göz önünde bulundurulmasının ve bu dört şartın aynı anda gerçekleşmesinin gerektiğini, davacıya ait ... ortak esas unsurlu markalar ile davalıya ait ... ...” “...” “...” markalarının tali unsurları ile ... esas unsurlu markalardan bütünsel yaklaşım açısından farklı olduğunu, ... esas unsurlu markaların serisi olma algısı yaratmadığı gibi ... markasının ... harfinin yazımında yer alan hoparlör benzeri şeklin markayı ... markalarından uzaklaştırdığını, davalı markalarındaki tali unsurun müvekkil markasının bütünsel durumu, ... ibaresindeki “...” harfi yerine dizayn edilmiş hoparlör benzeri şekil, kısmi benzerliği iltibas anlamında bertaraf etmeye yeterli olduğunu, davacıya ait ... markası ile ... markası arasında fonetik bir benzerlik bulunmakta ise de, her iki ibare arasında kavramsal olarak farklılık bulunduğunu, davalı markalarında şekil unsurlu özgün bir yazım stili kullanıldığını, bütünsel olarak markalar arasında farklılıklar bulunduğunu, fonetik benzerliğin iltibas tehlikesi yaratmak için yetersiz kaldığını, davalı adın  tescilli ve davaya konu edilen “... ...”, “...” ve “...” markalarının içerdiği “...” kelimesinin anlam itibariyle de davacı yan markaları ile iltibas oluşturabilecek mahiyette olmadığını, ...’un İngilizce bir kelime olduğunu,  “akış, debi, akım, cereyan, akıcılık” anlamlarına geldiği ve bilimsel bir psikolojik metottan ilham aldığını, davacı tarafın markası olan “...” harflerinin bilinir bir manasının olmadığını, aksi durumun kabulü “...” harfleriyle başlayan veya başlaması muhtemel her türlü markaya (Ör: ..., ..., ..., ... v.s.) kendinden menkul bir yasak getirmek manasına gelir ki bunun da haklı ve hukuki sebebinin yok olduğunu,  uyuşmazlık konusu markalar; karşılaştırılan işaretler arasındaki farklılıklar markanın kapsadığı mal ve hizmetin orta düzeydeki alıcı kitlesi üzerinde bıraktığı genel izlenim dikkate alındığında dava konusu işaretlerin tertip tarzı, içerdiği kelime ve şekil unsurları, anlamları ile her iki markanın tescili istenen emtia sınıfı birlikte gözetildiğinde, var olduğu iddia edilen benzerlik olgusunun iltibasa yol açacak nitelikte olmadığını, davalıya ait markaların hizmet markası olduğu ve davacı markaları ile faaliyet alanları itibariyle birbirinden tamamen farklı olduğunu, davalının işletme destek hizmetleri meslek grubunda faaliyetini sürdürdüğünü, dava konusu markaların ise hizmet markası olduklarını, davacı yanın ise ayakkabı ve ayakkabı yan sanayi meslek grubunda  faaliyetini sürdürmekte olduğunu, markalarının bir ticaret markası olduğunu, dolayısıyla karıştırılma ihtimalinin olmadığını, davacının tanınmışlık iddiasının haksız olduğunu, zira SMK m.6/4 uyarınca tanımış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvurularının aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedileceğinin belirtildiğini, yine SMK m.6/5 uyarınca tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedileceğinin öngörüldüğünü, dolayısıyla tanınmış markaların başka mal veya hizmetlerde kullanılmasının engellenmesi için tanınmış markanın farklı mal veya hizmetlerde kullanılmasından haksız bir yararın elde edilmesi, markanın itibarına zarar verilmesi, markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin gerektiğini, Tanınmış markanın farklı mal ve hizmetlerde kullanılmasının markanın itibarına zarar verip vermediği, haksız yarar sağlayıp sağlamadığı hususlarının her somut olayın niteliğine göre değerlendirilmesinin gerektiğini, marka sahibinin markanın tescilli olduğu tüm sınıflarda değil sadece tanınmış marka imajının söz konusu olduğu/tanınmış marka niteliğinin bulunduğu mal ve hizmetler esas alınmak suretiyle üçüncü kişi tarafından markanın kullanılacağı mal ve hizmetler arasındaki ilişkinin değerlendirilmesinin gerektiğini, davacının ve davalının markalarının kullanıldığı alanlar değerlendirildiğinde davalının markalarının davacının markalarını akla getirmediğini, haksız yere faydalanma ve itibarını zedeleme durumunun söz konusu olmadığını, davalıya ait “...” markasına karşı davacı tarafça açılan davanın davacı taraf lehine bozulmuş ise de ilk derece mahkemesince direnme kararı verildiğini belirtmiş davanın reddine karar verilmesi talep etmiştir.Davacı vekili tarafından Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesine sunulan cevaba cevap dilekçesinde özetle; davalının yetki itirazının yerinde olmadığını, davacının yerleşim yerinin yetkili mahkemeler olduğunu, müvekkili markasının 35. Sınıflarda tescilli olup aynı zamanda TPE nezdinde \"Tanınmış Marka\" (maruf marka) olarak tespit edildiğini, tanınmış markaların sadece tescilli olduğu sınıflarda değil, tüm sınıflar bakımından kanun koyucu tarafından koruma altına alındığını, davalı şirketin tescil talebinin müvekkili firmanın tanınmışlığından yararlanmak amaçlı ve kötü niyetli olduğunu, müvekkili firmaya ait \"...', \"... ...\", \"... ...\", \"...! Şekil\", \"...”, “... ...\", “... ...”, “...” ibareli ve başkaca tescilli markalarından habersiz olmasının mümkün olmadığı gibi tescil ettirmek istediği \"...” markasını da iltibas sureti ile oluşturmuş olması davalı şirketin, müvekkil şirkete ait tescilli markalarının  tanınırlığından faydalanma kastını göstermediğini, şu ana kadar \"...\" markası ile müvekkilinin milyonlarca müşteriye ulaştığını, ayrıca değil orta bilinç düzeyindeki tüketici üst düzey bilinç seviyesindeki tüketici nezdinde dahi  davalı markası olan “... markasının müvekkiline ait “...\" markasının alt bir markası veya marka serisi olarak değerlendirileceğini, dolayısıyla da her iki marka arasındaki aynilik derecesindeki benzerlik dolayısıyla iltibasın varlığının ortada olduğunu, açıklanan nedenlerle davalının müvekkiline ait markalarına tecavüzün önlenmesini ve menini, davalı markalarının hükümsüzlüğünü, davalı markalarının sicilden terkinini talep etmiştir. Davalı vekili tarafından Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesine sunulan ikinci cevap dilekçesinde özetle; Sınai Mülkiyet Kanunu 156/5 maddesine göre Üçüncü kişiler tarafından sınai mülkiyet hakkı sahibi aleyhine açılacak davalarda yetkili mahkemenin davalının yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesi olduğunu, müvekkili sınai mülkiyet hakkı sahibi olduğu müvekkili aleyhine ikame edilecek davalarda yetkili mahkeme SMK 156/5 maddesi gereği müvekkilinin ikametgahı mahkemesi olduğunu, müvekkilinin ikametgahı \"Şişli/İstanbul\" olup  yetkili Mahkeme İstanbul Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri olduğunu, davacı tarafın talep sonucunu davasını değiştirmesine ya da yeni dava eklemesine kesinlikle muvafakatleri bulunmadığını, dava konusu edilen ve müvekkiline ait \"...\", “...” ve “... ...” markaları müvekkili adına tescilli ve yasal olarak koruma altında olduğunu, hukuki olarak koruma altında olan bir markanın kullanılması suretiyle davacının marka hakkına tecavüz edildiği iddiasının hukuka uyar yönü bulunmadığını, davacı tarafın cevaba cevap dilekçesinde de yine müvekkiline ait “...” markası ile ilgili olarak YİDK kararının iptali için açtıkları davada mahkemece verilen kararın Yargıtay tarafından bozulduğunu beyan ettiğini, davanın lehlerine sonuçlandığı algısı yaratmaya devam ettiğini,  cevap dilekçelerinde de belirttikleri üzere davacı .... A.Ş. tarafından müvekkil ... ve Türk Patent Enstitüsü aleyhine Ankara 4. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2015/318 E. sayılı dosyası nezdinde Türk Patent Enstitüsü YİDK’in 12.08.2015 tarih ve 2015-M-7366 sayılı kararının iptali istemiyle ikame ettiği davada verilen karar her ne kadar Yargıtay tarafından bozulmuş ise de dosyaya ibraz ettikleri mahkeme ilamından da görüleceği üzere ilk derece mahkemesi önceki kararında aynen direndiğini, yani davaca tarafça iddia edildiği üzere davacı lehine verilmiş bir karar bulunmadığını, henüz usulen kesinleşmemiş bir karar mevcut olduğunu, davacı yan markaları ile müvekkili markaları arasında görsel ve işitsel benzerlik bulunmadığı gibi anlam itibariyle de farklı olup iltibasa yol açacak nitelikte olmadığını, müvekkili markasına ilham veren ... (akış) theory bilimsel, psikolojik bir metot olduğunu, müvekkilinin bu metodu kullanılmak suretiyle yerli ve yabancı birçok firmaya danışmanlık hizmeti verdiğini, tanınmış markanın farklı mal veya hizmetlerde kullanılmasının markanın itibarına zarar verip vermediği, haksız yarar sağlayıp sağlamadığı hususları her somut olayın niteliğine göre değerlendirilmesi gerektiğini, bir markanın tanınmış olması o marka ile benzerlik içeren markaların tesciline her durum ve şartta engel olunacağı anlamına gelmeyeceğini, müvekkilinin markalarını kullandığı alan ile davacının markalarını kullandığı alan değerlendirildiğinde müvekkili markaları davacı markalarını akla getirmediğini, davacı markalarından haksız yere faydalanması veya itibarını zedelemesi mümkün görünmediğini, açıklanan nedenlerle Yetkiye yönelik itirazımızın kabulü ile öncelikle davanın yetkisizlik nedeni ile reddine, Müvekkil adına kayıtlı markalar üzerine konulan 20.03.2020 tarihli markanın 3. Kişilere devrinin önlenmesine dair tedbir kararının teminatsız olarak kaldırılmasına,  her hâlükârda haksız ve mesnetsiz davanın esastan reddini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İlk Derece Mahkemesi kararıyla; \" Her ne kadar davacı markası 25.emtia sınıfında tanınmış marka ise de rapordaki tespitlerde taraf markaları arasında işitsel ve harf sıralamasına dayalı benzerliğin bu markalardaki diğer görsel unsurlarla bertaraf edildiği ve işaretler arasında kavramsal farklılığın bulunduğu, davacının 41. sınıftaki markası olan “... + Şekil” markası ve davacının farklı sınıflarda tescilli diğer “...” unsurlu markaları ile karıştırılma ihtimali/riski yaratmayacağı, davalının hitap ettiği 35. sınıftaki ortalama tüketici çevresinin algısı ve sunduğu hizmetlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu kitlenin görsel ve anlamsal olarak birbirinden ayırabileceği taraf markaları arasında bu sınıf açısından da herhangi bir bağlantı (seri marka vs.) kurmayacağı veya doğrudan karıştırılma ihtimali yaşamayacağı tespit ve değerlendirmelerin dosya kapsamı ile uyumlu olduğu hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı sonucuna ulaşılmıştır Tüm dosya kapsamı, sunulan rapor içeriği izahı yapılan mevzuat kapsamında değerlendirildiğinde yasal şartları oluşmayan ve sübut bulunmadığı,\"  şeklinde gerekçeleriyle Davanın REDDİNE  şeklinde hüküm kurulmuştur.<br>İSTİNAF:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davalı Türk Patent ve Marka Kurumu’na başvuruda bulunarak ‘’... ...’’ markasını ... başvuru numarası ile, ‘’...’’ markasını ... başvuru numarası ile, ‘’...’’ markasını ... başvuru numarası ile 35. ve 41. sınıflarda tescil ettirdiğini, bu tescilin hukuka aykırı olduğunu, mahkeme kararında her ne kadar markalar arasında kavramsal farklılığın bulunduğu, davalının “...” unsurlu her üç markasının davacının “...” unsurlu markalarıyla karıştırılma ihtimali yaratmayacağı ve bu sebeple markaların tüketici nezdinde karıştırılma ihtimallerinin olmadığı belirtilerek davanın reddine karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalının söz konusu markalarını tescil ettirmek istemesi müvekkilinin 6769 sayılı SMK ve 556. Sayılı KHK ile koruma altına alınan haklarına aykırılık oluşturduğunu,  Müvekkilinin \"...\", ‘’...’’ \"... ...\", \"... ...\", \"... Şekil\", \"...\" ibareli markaları TPE nezdinde tescilli olduğunu, marka tescilinin sağladığı korumadan yararlandığını, müvekkili firma, çok uzun bir süredir istikrarlı bir şekilde yüksek bütçeli reklam, promosyon ve diğer tanıtım faaliyetlerde bulunduğunu ve bu faaliyetlerine de her sene artan bütçeler ile devam ettiğini, müvekkili markasına ciddi derecede yatırımlar yaptığını, milyonlarca doları aşan reklam yatırımlarıyla \"...\" markasını, tüm iş dallarında ve iştigal alanlarında bilinen, meşhur bir marka haline getirdiğini, müvekkiline ait \"...\" markası TPMK nezdinde de tanınmış marka \"...marka\" olarak tescil edildiğini, \"...\" markasının tüm Türkiye'deki perakende sektöründe lider bir marka olduğunda, neredeyse tüm tüketiciler tarafından tanınır durumda olduğunu, mahkemece, müvekkil şirkete ait markanın tanınmış marka olduğuna hükmedildiğini,   \"...\" markası ile müvekkili milyonlarca müşteriye ulaştığını, orta bilinç düzeyindeki tüketici ve üst düzey bilinç seviyesindeki tüketici nezdinde dahi davalı markalarını müvekkiline ait \"...\" markasının alt bir markası veya marka serisi olarak değerlendirileceğini, iki marka arasında aynilik derecesindeki benzerlik olduğundan iltibasın varlığının ortada olduğunu,SMK’nın ilgili hükümlerinden de anlaşılacağı üzere tanınmış markalar, sadece tescilli olduğu sınıflarda değil tüm sınıflar bakımından kanun koyucu tarafından koruma altına alındığını, davalının tescil talebinin kötü niyetli olduğunu ve müvekkilinin tanınmışlığından yararlanma amaçlı olduğunu, davalının müvekkili markalarından habersiz olması mümkün olmadığını, davalı müvekkilinin \"...\" ibaresini birebir kullanarak ardına \"...\" harfini getirerek oluşturulan \"...\" kelimesine ek birkaç ibare ile oluşturulan markaların iltibas tehlikesi yaratmayacağını düşünmesinin gereksiz olacağını,  Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2018/275 Esas ve 2019/2246 Karar sayılı ile ‘’... ...’’ ibareli markanın müvekkiline ait markalara özellikle de ... tanınmış markasına ve ... ibareli markalarla arasında karıştırılma ihtimalinin olduğundan bahisle  BAM kararını ortadan kaldırdığını, markaların genel izlenimlerinin karıştırma ihtimaline neden olacak bir benzerlik içerdiği, müvekkilin markası ile davalının markası arasında ilişki kurulması ihtimalinden dolayı davalının markasının, müvekkilin bir alt markası gibi algılanabileceği ihtimaline binaen somut olayda KHK 8/4 ve SMK 6/5 maddelerinde yer alan yazılı ününden haksız yarar elde edilmesi, tanınmışlığının ve ayırt ediciliğinin zarar görmesi koşullarının hepsinin mevcut olduğunu belirterek mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Mahkemece verilen ret kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, müvekkili markasına ilham veren ... (akış) theory bilimsel, psikolojik bir metot olduğundan müvekkili bu metodu kullanarak yerli ve yabancı birçok firmaya danışmanlık hizmeti verdiğini,  ... metodu/modeli, Claremont Graduate University'de Seçkin Psikoloji ve Yönetim Profesörü Macar-Amerikalı psikolog olan ... tarafından yaratılmış bilimsel, psikolojik bir model olduğunu, ..., bireyin aksiyonlarının farkında olduğu fakat farkında olduğunun farkında olmadığı odaklı bir aksiyon olduğunu, davacı yan markaları ile müvekkili markaları arasında görsel ve işitsel benzerlik bulunmadığı gibi markalar anlamsal olarak da birbirinden farklı olduğunu, müvekkili adına tescilli ve davaya konu edilen “... ...”, “...” ve “...” markalarının içerdiği “...” kelimesi anlam itibariyle de davacı yan markaları ile iltibas oluşturabilecek mahiyette olmadığını, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimali olmadığını, hitap eden kitlelerinin birbiriyle bir bağlantı kurmayacağını, tanınmışlık olgusu markanın hükümsüzlüğü kararı verilmesi için yeterli olmadığını, müvekkile ait “...” markasına karşı davacı tarafça açılan davanın davacı taraf lehine bozulduğunu ve  ilk derece mahkemesince direnme kararı verildiğini, henüz bu kararın kesinleşmediğini belirterek mahkemece verilen kararın onanmasını davacının istinaf talebinin reddini talep etmiştir. <br>GEREKÇE:İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davanın konusu; davalı adına ... sayılı ... ... ... sayılı ... markasının ve  ... sayılı ... ...markasının hükümsüzlüğüne, ve sicilden terkinine karar verilmesi talebidir. TPMK kayıtlarına göre;  davalı ... adına ..., ..., ... ve ... ... ŞİRKETİ  adına ..., ...,..., ..., ..., ... sayı ile kayıtlı olduğu görülmüştür.TPMK tarafından 23/03/2020 tarihli cevabi yazıda ayrıca ... sayıyla kayıtlı marka sahibi adına hüküm ifade etmediği, ... sayıyla kayıtlı markanın koruma tarihi 02/11/2019 tarihinde süresinin dolduğu belirtilmiştir.Tanınmış Marka Değerlendirmesinde;  ... markasının tanınmışlığı olgusunun ispatı bakımından Ankara 4.FSHHM’nin 2015/400 E. sayılı dosyasına sunulan 20.06.2017 tarihli bilirkişi raporunun ve 05.12.2017 tarihli ek raporun; Ankara 1. FSHHM’nin 2016/230 E., 2017/517 K. tarihli kararının; Türk Patent Enstitüsünün 2015-M-3247 karar no.lu YİDK kararının; Ankara 2.FSHHM’nin 2014/113 E., 2015/61 K. sayılı kararının; Ankara 3. FSHHM’nin 2013/294 E. sayılı dosyasına sunulan 19.01.2015 tarihli bilirkişi raporunun; Ankara 3. FSHHM’nin 2013/264 E., 2015/318 K. sayılı kararında; Ankara 3. FSHHM’nin 2013/164 E. sayılı dosyasına sunulan 27.02.2014 tarihli bilirkişi raporunun irdelenmesi sonucunda davacının “...” unsurlu markasının 25. emtia sınıfında (ayak giysileri, ayakkabı ürünlerinde) tanınmış marka olduğu  anlaşılmıştır.Mahkemece alınan bilirkişi raporunda;\" Davalının “...” unsurlu üç markası ile davacının “...” unsurlu markaları arasında işitsel ve harf sıralamasına dayalı benzerliğin bu markalardaki diğer görsel unsurlarla bertaraf edildiği ve işaretler arasında kavramsal farklılığın bulunduğu; -Davacının “... + Şekil” markası ile davalının “...”ibaresini içeren her üç markasının 41. Sınıftaki “Eğitim ve öğretim hizmetleri.Sempozyum, konferans, kongre ve seminer düzenleme, idare hizmetlerinde” örtüştüğü; somut olaydaki davalının eğitim, öğretim ve sempozyum hizmetlerini sunduğu ve hitap ettiği ortalama tüketici kesiminin yüksek dikkat seviyesi, alacağı eğitimin içeriği, eğitim konularının niteliği (yaşam koçluğu, mentorluk, alternatif yaşam stilleri), bu eğitime ayırdığı süre, eğitim kurumu araştırırken harcadığı zaman ve ödediği ücret gibi unsurlar birlikte ele alındığında davalının “...” unsurlu her üç markasının, davacının 41. sınıftaki markası olan“... + Şekil” markası ve davacının farklı sınıflarda tescilli diğer “...” unsurlu markaları ile karıştırılma ihtimali/riski yaratmayacağı; - Davacının SMK m.19/2 ve m.25/7 uyarınca “...” ibareli markalarını dava tarihi öncesinde 41. sınıfta beş yıldır kullandığını gösteren bir delilin dosya içeriğinde tespit edilemediği; -Davacının “...” unsurlu markaları ile davalının “...” unsurlu her üç markasının 35. sınıftaki reklamcılık/ilan ve perakendecilik hizmetlerinde örtüştüğü; Ancak davalının hitap ettiği 35. sınıftaki ortalama tüketici çevresinin algısı ve sunduğu hizmetlerin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu kitlenin görsel ve anlamsal olarak birbirinden ayırabileceği taraf markaları arasında bu sınıf açısından da herhangi bir bağlantı (seri marka vs.) kurmayacağı veya doğrudan karıştırılma ihtimali yaşamayacağı; -Davacının “...” unsurlu markasının SMK m.6/5 uyarınca 25.emtia sınıfında tanınmış marka vasfı taşıdığı; Ancak somut olayda SMK m.6/1’de aranan şartların karşılanmamasının yanı sıra, SMK m.6/5 hükmünde düzenlenen üç halin davalı yanca gerçekleştirildiğini gösteren delillere rastlanamadığı\" belirtilmiştir.Davacı adına tescilli ... markasının tanınmış marka olduğu, ... unsurlu birçok marka ile yine davacı adına 03/11/2009 başvuru tarihli ... başvuru numaralı 16/25/35 ve 41. Sınıflarda tescilli \"...\" markası ile 02/11/2011 başvuru tarihli ... başvuru numaralı 35. Sınıfta \"...\" markalarının tescilli olduğu anlaşılmıştır.Davalının hükümsüzlüğü istenen 35/41. sınıflarda... sayılı ... ... markasının 24/07/2015 başvuru tarihli, 35/41. Sınıflarda ... sayılı ... markasının 28/09/2018 başvuru tarihli ve 35/41. Sınıflarda ... sayılı ... ...markasının 13/11/2019 başvuru tarihli olduğu anlaşılmaktadır.Davacı tarafça davalı aleyhine “... ...+Şekil” marka başvurusu ile ilgili kurum kararının iptali davasında  Yargıtay HGK 2021/11-182 2022/1456 Karar sayılı Kararında; \"davalı ... tarafından 24.06.2014 tarihinde “... ...+Şekil” ibaresinin marka olarak tescili istemiyle TÜRKPATENT’e başvuruda bulunulduğu, tescil kapsamında 35 ve 41. sınıf hizmetlerden bazılarının yer aldığı, başvurunun ilan edilmesi üzerine davacı tarafından “...” ve “...” ibareli markaları dayanak gösterilerek itirazda bulunulduğu, itirazın Markalar Dairesince reddi üzerine yeniden inceleme isteminin de YİDK tarafından reddedildiği ve başvurunun 18.11.2015 tarihinde tescil edildiği anlaşılmaktadır. - Dosya kapsamından davalı başvurusu kapsamında yer alan mal ve hizmet listesinin davacı markalarının mal ve hizmetleri ile aynı olduğu görülmektedir. Bu durumda 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi gereğince davacı markaları ile davalı başvurusunun işaret itibariyle iltibas yaratacak kadar benzer olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir.-Davalı başvurusu, beyaz zemin üzerine siyah renkli büyük ve küçük harflerle yazılmış “... ...” ibaresinden oluşmaktadır. Başvuruda yer alan “...” ibaresi “...” ibaresinin altına görece oldukça küçük şekilde yazılmış ve “...” ibaresi ön plana çıkarılmıştır. Ayrıca “...” ibaresindeki “...” harfi oldukça büyük şekilde yazılarak bu harfin markada şekil unsuru olarak görülmesi sağlanmıştır. Davacı markalarında da beyaz zemin üzerine siyah renkli büyük ve küçük harflerle yazılmış “...” ve “...” ibareleri asıl unsur olarak yer almakta ve bu ibarelere muhtelif tali unsurlar eklenmek suretiyle seri markalar oluşturulduğu görülmektedir.-Öte yandan davalı başvurusunda olduğu gibi davacı markalarında da “...” harfi diğer harflere göre daha büyük yazılarak dikkati üzerine çekmektedir. Dolayısıyla taraf markalarında “...” ibaresi asıl unsur olarak yer almakta ve davalının “... ...+Şekil” ibareli başvurusu davacının markalarının asıl unsuru olan “...” ibaresini aynen içermektedir. Davalı başvurusunda bu ibarenin sonunda yer alan “...” harfi ve diğer eklemeler markaya yeterli düzeyde ayırt edicilik katmamaktadır. Hatta davalı başvurusunun davacı şirketin seri markalarından biri olduğu intibaı uyanmaktadır. Gerçekten de “...” harfi ve diğer eklemeler nedeniyle davalı başvurusu ile davacı markaları aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer sayılmazlar ise de, genel intiba, görünüm, okunuş ve anlam olarak davalı başvurusu ile davacının \"...\"  ibareli markaları arasında oldukça yüksek, davacının \"...\" ibareli markaları ile ise orta düzeyde benzerlik bulunduğu kuşkusuzdur. -Bu nedenle ortalama tüketici nezdinde taraf markalarında yer alan ibarelerin anlamlarının bilinmesinin mümkün olmadığı, anlamı bilinmeyen ibarelerin ayırt edicilik düzeyinin daha yüksek olacağı, genel ve bütüncül bakış açısı itibariyle taraf markalarının karıştırılma ihtimalinin yüksek olduğu, markalar arasında en azından ticari, ekonomik ve idari bir bağlantı bulunduğu algısının oluşabileceği, ayrıca davalı markasının davacının seri markası olarak algılanabileceği kabul edilmelidir.-O hâlde mahkemece, yukarıda belirtilen hususlar gözetilerek markalar arasında 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında benzerlik bulunduğu kabul edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. \" denilmiştir. Davacı markalarının ... ve ... asıl unsurlu, davalı markalarının ise ... asıl unsurlu olduğu, her iki ibarenin de anlamının Türkiye de yaygın olarak bilinen sözcüklerden olmadığı, davalı markalarındaki ... ibaresi yanına ve önüne getirilen ibarelerin ayırt edicilik katmadığı, karşılaştırma yapılırken bu ibarelerin dikkate alınması gerektiği anlaşılmaktadır. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda taraf markalarının benzer olmadığı tespitinin yapıldığı, mahkemece rapordaki görüş dikkate alınarak davanın reddine karar verildiği anlaşılmışsa da; taraf markalarının aynı sınıflarda tescilli olduğu, ortalama tüketici kitlesine hitap ettiği, bilirkişi raporunda davacı markalarının ilgili sınıflarda kullanılmadığı tespiti yapılmışsa da, kullanmama definin açıkça ileri sürülmesi gerektiği, dilekçedeki tarafların faaliyet alanlarına ilişkin beyanların, kullanmama defi olarak değerlendirilemeyeceği, davacı tarafça davalı aleyhine “... ...+Şekil” marka başvurusu ile ilgili kurum kararının iptali davasında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından, ... ibaresi ile ... ibaresi arasında yüksek düzeyde, ... ibaresi arasında orta düzeyde benzerlik  ve karıştırılma ihtimali bulunduğu kabul edilerek, hükümsüzlük koşullarının oluştuğu gerekçesiyle  direnme kararının bozulmasına karar verildiği, yukarıda aktarılan kararın somut uyuşmazlık yönünden güçlü delil teşkil edeceği, taraf markalarının benzer olduğu, davacı ... markasının tanınmışlığının karıştırılma riskini arttırdığı, hükümsüzlük koşullarının oluştuğu, mahkemece bilirkişi raporundaki görüşe itibar edilerek, davanın reddine karar verilmesinin isabetli olmadığı kanaatine varılmıştır. Tüm bu nedenlerle davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK 353/1-b/2 maddesi gereğince kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına,davanın kabulüne  karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- Davacı vekilinin istinaf isteminin  KABULÜ ile,2- İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 13/09/2022 tarih, 2021/2 E., 2022/122 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,3- Davanın KABULÜNE, Davalı adına tescilli, ... sayılı ... ..., ... sayılı ...  ve ... sayılı ... ...markasının HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE, sicilden terkinine,-Karar kesinleştiğinde TPMK'na bildirilmesine,4- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 4/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL karar harcından peşin alınan 54,40 TL'nin mahsubu ile 561,00 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan: 54,40 TL başvurma harcı, 54,40 peşin harç, 7,80 TL vekalet harcı, 4.500,00 TL bilirkişi ücreti, 152,75 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 4.769,35 TL'nin, davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 4/c-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 40.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,5- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davacı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,5/b-İstinaf yargılaması için davacı tarafından yapılan 492,00 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 127,00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 619,00 TL'nin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,5/c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,  20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 03/07/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a2d9b1e6cd76e3eb","SID":"d24f52f726c4e57c"}}