{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    21. HUKUK DAİRESİ     2025/264 Esas  - 2025/833 Karar<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2025/264 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2025/833<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br><br>İNCELENEN DOSYANIN\t<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 31/05/2023<br>NUMARASI\t\t: 2021/207 Esas  2023/376  Karar <br><br>DAVA\t: Alacak <br>DAVA TARİHİ\t: 29/03/2021<br>KARAR TARİHİ\t: 14/07/2025<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 14/07/2025<br><br>\tTaraflar arasındaki alacak istemine  ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. <br>\tDAVA<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle;  Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile ... A.Ş. arasında 08.01.1990 tarihinde Görev Verme Sözleşmesi imzalandığını, anılan sözleşmenin 10.06.2006 ve 17.03.2009 tarihlerinde tadil edildiğini,  davalı şirketin anılan sözleşme ve mevzuata aykırı olarak, mülkiyeti Genel Müdürlüğe ait olan taşınmaz ve tesislerden reklam bedeli ve baz istasyonu, telsiz, TV aktarıcısı vb. kurulumuna ilişkin bedel ve kira bedeli elde ettiğini, elde edilen bu bedellerden şimdilik 1.000 TL'nin sözleşme tarihi baz alınarak tahsil tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini  talep ve dava etmiştir. <br>\t\t\t       CEVAP<br>\tDavalı vekili  cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından talep edilen alacağın zamanaşımıma uğradığını, İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi, Elektrik Piyasası Kanunu ve Özelleştirme Kanunu ve ilgili yönetmelikler kapsamında reklam  gelirlerinin dağıtım - şirketlerine ait olduğunu, ... Genel Müdürlüğü'nün Ana Statüsünün, ...'ın elektrik dağıtım varlıklarından reklam ve kira geliri elde etmesine izin vermediğini, ...'ın mülkiyet hakkının İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi ile sınırlandırıldığını, Tesis ve Basılı Evrakta Reklam Amacıyla Yararlanma Esaslarını düzenleyen yönetmeliğin davacının alacak hakkına dayanak oluşturamayacağı bildirerek davanın reddini istemiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece;  ilgili mevzuat düzenlemeleri ve dosyaya kazandırılan bilgi, belgeler ile  incelenmesi neticesinde; Davacı ... ile davalı ... A.Ş arasında imzalanan İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi niteliği itibari ile, özel hukuk sözleşmesi niteliğinde olup, bu Sözleşme ile bedeli mukabilinde davacı ... tarafından davalı ... A.Ş'ye ilgili dağıtım bölgesindeki dağıtım tesislerinin kullanılması ve işletilmesi haklarının devredildiği göz önünde bulundurulduğunda, davalının davacı ... 'tan Sözleşme ile almış olduğu işletme hakkının bir başkasına devretmesi söz konusu olmayıp, \"İşletme hakkının\" esasına müteallik olmayan \"mülkiyeti davacıya ait olan taşınmaz ve tesisler üzerinden davalı tarafından elde edilen reklam bedellerinin, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı vb. kurulumuna ilişkin bedellerinin ve taşınmazların kiraya verilmesinden elde edilen bedellerin\" davacı ... tarafından talep edilmesinin yerinde olmadığı, taraflar arasında imzalanan İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi uyarınca davalı şirketin elde etmiş olduğu reklam bedellerinin, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı vb. Kuruluna ilişkin bedellerin ve taşınmazların kiraya verilmesinden elde edilen bedellerin, davalı ... A.Ş'nin EPDK tarafından düzenlenen gelir tarifesi içinde yer aldığı gerekçeleriyle  davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece mülkiyet hakkının müvekkiline ait olduğu göz önüne alınmadan karar verildiğini, taraflar arasında akdedilen ihds'de dağıtım faaliyeti haricinde davalının dağıtım tesisleri ve taşınmazlardan gelir elde edebileceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığını, elektrik dağıtım şirketleri tarafından elde edilen reklam, kira vb gelirlerin paylaşımının EPDK düzenlemesi kapsamına girmediğinin mahkemece değerlendirilmediğini, ... A.Ş. Genel Müdürlüğü Tesis ve Basılı Evraktan Reklam Amacıyla Yararlanma Esasları Hakkında Yönetmeliğin halen yürürlükte bulunduğunu, Sayıştay raporlarının müvekkilinin davada haklı olduğunu ortaya koyduğunu, bu raporların mahkemece değerlendirilmediğini, emsal dosyalarda alınan bilirkişi raporlarının müvekkilinin haklılığını ortaya koyduğunu, aslolanın tarafların arasındaki sözleşme hükümleri olduğunu, 6446 Sayılı Kanun ve Tali mevzuatta yer alan düzenlemelerin Anayasal güvenceye sahip mülkiyet hakkını kısıtlar şekilde yorumlanamayacağını, ... tarafından İHDS ile EDAŞ'lara devredilen hakkın \"mülkiyet hakkı saklı kalmak kaydıyla ve elektrik dağıtım faaliyeti ile ilgili olmak üzere tesislerin işletme hakkı\" olduğunu, dava konusu edilen bedellerin İHDS kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, EPDK'nin mahkemeye sunduğu veriler, EPDK EBİS'te yer alan veriler ve bilirkişi raporunda yer alan ...'ın yevmiye defterlerinde yer alan bedellere ilişkin verilerin birlikte değerlendirilerek alacağın değerlendirilmesi gerektiğini, elde edilen bu gelirlerin tamamının tüketici lehine tarifeye yansıtılmadığı, aksine şirkete bırakıldığı ve EPDK'nın yazısında da görüleceği üzere gelir paylaşımı konusunun Dağıtım Tarifesinin Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ kapsamına girmediğini, dava konusu hususların dağıtım şirketlerine bildirilmesine rağmen şirketlerin haksız bir şekilde gelir elde etmeye devam ettiğini bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. <br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava; vekaletsiz iş görmeden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.\t<br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;  \t<br>\tDavacı tarafından davalıya gönderilen 25/12/2020 tarihli yazı, EPDK tarafından davacıya gönderilen cevabi yazı sureti, EPDK müzekkere cevapları, yargılama aşamasında alınan bilirkişi kök ve ek raporları, işletme hakkı devir sözleşmesi dosya içerisinde yer almaktadır. <br>\tEPDK tarafından davacıya gönderilen 06/07/2021 tarihli yazıda, kira vb. işlemlerin davacının müsaadesi ile yapılması, bu işlere ait bedel tespitinin şirket tarafından yapılması, bunlarla ilgili tasarruf hakkıyla cezai ve hukuki sorumluluğunda dağıtım şirketine ait olmak üzere elektrik dağıtım ve perakende satışı amacı dışında sağlanan gelirleri davacı hesabına aktarılması hususlarının davacı ve diğer işletme hakkı devir sözleşmesi tarafı olan şirketçe değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. <br>\tDavacı tarafından davalıya gönderilen 25/12/2020 tarihli yazıyla, işletme hakkı devir sözleşmesinin konusunun sözleşmede yer alan kapsam ve şartlar dahilinde dağıtım bölgesindeki mevcut ve yeni yapılacak elektrik dağıtım sisteminin, dağıtım tesislerinin ve dağıtım tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların dağıtım faaliyeti için işletme hakkının devri, bu tesislerin iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi ile ihtiyaç duyulan yeni dağıtım hat ve tesislerinin yapımı, sözleşmenin herhangi bir şekilde sona ermesinde söz konusu bütün tesislerin davacıya veya davacının belirleyeceği kuruluşa geri devredilmesiyle bu konularda tarafların her türlü hak ve yükümlülüklerinin tespit edilmesinin oluşturduğu, mülkiyeti davacıya ait olan dağıtım tesisleri ve taşınmazlar üzerine reklam alınması, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı vb. tesis edilmesi, bu taşınmazların kiraya verilmesi iş ve işlemlerinin dağıtım faaliyeti ve işletme hakkı devir sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmadığı gibi, sözleşmede dağıtım tesisleri ve taşınmazlardan dağıtım faaliyeti haricinde gelir elde edilebileceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığı, işletme hakkı devrine konu varlıkların dağıtım faaliyetinde kullanılabileceği, davalı tarafından konuya ilişkin herhangi bir bildirim ve müsaade talebinde bulunulmaması rağmen mülkiyeti davacıya ait taşınmaz ve tesisler üzerinden ihds'ye ve mevzuata aykırı bir şekilde kira ve reklam gelir elde edildiğinin tespit edildiği bildirilmiştir. <br>\tYargılama aşamasında alınan 10/06/2020 tarihli  bilirkişi raporlarunda özetle;  taraflar arasında yapilan sözleşmede malik ...'ın yararlanma ve tasarruf yetkilerinin saklı tutulduğu, davalı şirkete sadece işletme hakkı ile sınırlı olarak  kullanma yetkisinin devredildiğini, davalı şirketin ...”a ait olan taşınmaz ve tesislerden reklam bedeli, baz istasyonu, telsiz, TV aktarıcısı vb. kurulumuna ilişkin bedel ve kira bedeli elde edilmesinin elektrik enerjisinin dağıtımı, dolayısıyla davalının işletme hakkı ile bir ilgisi bulunmadığını, kira ve reklam gelirleri ile kurulum bedellerinin, Birinci ve İkinci Uygulama Dönemlerinde, davalı şirketin işletme giderlerinden düşülmek suretiyle tarifenin belirlenmesinin  ve Üçüncü uygulama döneminde ise %75'inin davalı şirkete bırakılmasının ve kalanının işletme giderlerinden düşülmesinin Dördüncü uygulama döneminde ise %50'sinin davalı şirkete bırakılarak, kalanının işletme giderlerinden düşülmesinin yasal dayanağı bulunmadığı ve düzenlemenin Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından çıkarılan tebliğe dayandığını, bir idari işlem olan tebliğin kanıma aykırı olmaması gerekmekle birlikte, bu düzenleme idari yargı tarafından iptal edilmediği veya idarece kaldırılmadığı takdirde, bunun yürürlükte olduğunu ve buna/idareye güvenerek işlem tesis eden taraflar veya üçüncü kişilerin de bu nedenle mağdur edilemeyeceğini,  bu nedenle tüketiciye yansıtılan kısım için davacının herhangi bir talebi bulunmayacağını, davalı şirket bakımından ise aynı sonucun kabul edilemeyeceğini, zira, davalı şirket ile davacı arasındaki hukuki ilişkinin taraflar arasındaki sözleşmeye dayandığı ve tarafların hak ve yetkilerinin sözleşme ile belirlendiğini ve bu hususun her iki tarafın da bilgisi dahilinde olduğunu, dolayısıyla Üçüncü uygulama döneminde davalı şirkete bırakılan %5 payın ve Dördüncü uygulama döneminde %50 payın iade edilmesi gerektiğini, iade talebinin hukuki sebebinin sebepsiz zenginleşme veya vekaletsiz iş görme olacağı ve bu iki sebebin birbiri ile yarışacağını, alacak miktarının 186.801,20 TL olduğu bildirilmiştir. <br>\t23/01/2023 tarihli talimat bilirkişi raporunda özetle; davalı defterlerinin incelendiği, ravalının ticari defterlerinde, dava konusu alacak kalemlerini 679 Diğer Olağan dışı gelir ve karlar hesabının alt hesabı olan 6790101007 Kira Gelirleri hesabında takip ettiğini, davalının sunmuş olduğu ticari defter kayıtlarında, dava konusu alacak kalemlerine ilişkin düzenlemiş olduğu faturaların dava tarihine kadar olan kısmı esas alındığında davalı tarafça düzenlenen faturalar toplamının 148.752,20TL olduğunu, düzenlenen fatura tarihleri esas alınarak dava tarihine kadar hesaplanan avans faizi toplamının 28.264,78TL olduğu bildirilmiştir.<br>\tDavacı yan taraflar arasında işletme hakkı devir sözleşmesi imzalandığını, anılan sözleşme ile mülkiyeti davacıya ait dağıtım tesisleri, dağıtım sistemi, tesislerin üzerinde bulunduğu taşınmazlar, dağıtım faaliyeti için gerekli olan işletme ve varlıkların işletme haklarının davalıya devredildiğini, davalının ise bu sözleşmeye aykırı olarak mülkiyeti davacıya ait olan taşınır ve taşınmazlardan reklam ve kira gelirleri elde ettiğini iddia etmiş, davalı yan ise taraflar arasında imzalanan işletme hakkı devir sözleşmesinde reklam ve kira geliri elde etmesini yasaklayan bir sözleşme hükmü bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. <br>\tTaraflar arasındaki uyuşmazlık, mülkiyeti davacıya ait olan, işletme hakkı ise davalıya devredilen taşınır ve taşınmazlar üzerinden davalının reklam ve kira geliri elde etmesinin taraflar arasındaki işletme hakkı devir sözleşmesine aykırılık teşkil edip etmediği, aykırılık teşkil ediyor ise davalının ne kadar reklam ve kira geliri elde ettiği, davacının davalının elde ettiği reklam ve kira gelirlerinin tahsilini davalıdan talep edip edemeyeceği, talep edebilecek ise miktarı, uygulanması gereken zaman aşımı süresi hususlarından kaynaklanmaktadır. <br>\tDavacı vekilinin istinaf itirazları incelendiğinde, taraflar arasında akdedilen İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin  “Amaç” başlıklı 1. maddesinde; \"... Anonim Şirketi (...) ile ... Anonim Şirketi  arasında imzalanan bu Sözleşme'nin amacı; Kayseri ve Civarında yer alan ve ... uhdesinde bulunan Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların, mülkiyet hakkı saklı kalmak koşuluyla  ... Anonim Şirketi'ne İşletme Hakkının devredilmesi ile Dağıtım Tesisleri'nin ve gerekli diğer unsurların iyileştirilmesi, güçlendirilmesi ve yeni Dağıtım Tesisi yapımının esaslarını ve tabi olduğu hükümleri belirlemektir.''  hükmüne yer verildiği,<br>\tİşletme Hakkı Devir Sözleşmesinin “Tanımlar ve Kısaltmalar” başlıklı 2. maddesinde işletme hakkının, “Şirket'in, Dağım Tesisleri ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilmesinde kullanması gerekli diğer ilave unsurlar üzerinde bu sözleşmede yer alan hükümlerle sınırları belirlenen hakkı ve bu hakkın tanınması nedeniyle yürürlükteki mevzuattan ve bu sözleşmeden doğan bütün sorumlulukları” şeklinde tanımlandığı,<br>\tİşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin “Sözleşmenin Konusu” başlıklı 3. maddesinde; “Sözleşme'nin konusunu; sözleşme'de yer alan kapsam ve sartlar dahilinde, dağım bölgesi'ndeki mevcut ve yeni yapılacak elektrik Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların dağıtım faaliyeti için işletme hakkının devri bu tesislerin iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi ile ihtiyaç duyulan yeni dağıtım hat ve tesislerinin yapımı ve Sözleşme'nin herhangi bir şekilde sona ermesinde söz konusu bütün tesislerin ...'a veya ...'ın belirleyeceği kuruluşa geri devredilmesi ile bu konularda Tarafların her türlü hak ve yükümlülüklerinin tespit edilmesi oluşturmaktadır.\" hükmüne haiz olduğu görülmüştür.<br>\tİşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin “Devir” başlıklı 5.1 maddesinde de;  “Devir, Dağıtım Bölgesi'nde yer alan, mülkiyeti ve/veya kullanma hakkı ...'a ait olan Dağıtım Tesisleri ve Dağıtım Sistemi ile bunların üzerlerinde yer aldığı mülkiyetindeki ve/veya kullanımındaki taşımazlar, bu taşımazlar üzerindeki kullanım hakları, Dağıtım Tesisleri'nin gereği gibi işletilebilmesi için varlığı sorumluluk arz eden taşınmaz, tesis, araç-gereç, iş makinaları, telsiz cihazları ve bunların mütemmim cüzlerinin mülkiyet hakları saklı kalmak kaydıyla, İşletme Haklarının halihazır fiili ve hukuki durumu ile Şirket'e devredilmesidir.” ifadelerine yer verildiği anlaşılmıştır.<br>\tDosya kapsamında yer alan taraflar arasındaki sözleşme, davacı ...'ın özelleştirilmesinde kabul edilen yöntemin gerçekleştirilmesine yönelik olarak  imzalanan bir sözleşmedir. <br>\tSözleşmenin amacı sözleşmenin 1.maddesinde sözleşmede belirtilen bölgede “...'ın uhdesinde bulunan Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların, mülkiyet hakkı saklı kalmak koşulu ile  ... Anonim Şirketi'ne İşletme Hakının devredilmesi ile Dağıtım Tesisleri'nin ve gerekli diğer unsurların iyileştirilmesi, güçlendirilmesi ve yeni Dağıtım Tesisi yapımının esaslarını ve tabi olduğu hükümleri belirlemek” olarak belirtilmiş, sözleşmenin konusunu düzenleyen 3.1 maddesinde de “Dağıtım bölgesindeki mevcut ve yeni yapılacak Elektrik Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların, Dağıtım Faaliyeti için İşletme Hakkı'nın devri, bu tesislerin iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi ile ihtiyaç duyulan yeni dağıtım hat ve tesislerin yapımı ve sözleşmenin herhangi bir şekilde sona ermesinde söz konusu bütün tesislerin ...'a veya ...'ın belirleyeceği kuruluşa geri devredilmesi ile bu konularda tarafların her türlü hak ve yükümlülüklerinin tespit edilmesi” olarak belirtilmiştir.<br>\t4628 Sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 14. maddesinde ...'ın özelleştirilmesine ilişkin olarak, Bakanlık, ..., Elektrik Üretim Anonim Şirketi, bunların müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıklarının özelleştirilmesine yönelik öneri ve görüşlerini Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bildirir. Özelleştirme işlemleri, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümleri dairesinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yürütülür.\t<br>\t(Ek fıkra: 10/05/2006-5496 S.K./4.mad) ...'ın faaliyet alanında yer alan ve dağıtım faaliyeti için gerekli olan işletme ve varlıklar üzerinde, mülkiyeti saklı kalmak kaydı ile ... ile belirlenen dağıtım bölgelerinde faaliyet göstermek üzere kurulan elektrik dağıtım şirketleri arasında işletme hakkı devir sözleşmesi düzenlenebilir.<br>\tBu özelleştirme uygulamaları çerçevesinde, bu Kanunda belirtilen piyasa faaliyetlerinde yer alan gerçek ve tüzel kişilerden, yabancı gerçek ve tüzel kişiler elektrik üretim, iletim ve dağıtım sektörlerinde, sektörel bazda kontrol oluşturacak şekilde pay sahibi olamazlar. (Ek fıkra:09.07.2008-5784 S.K./4.mad) ''Elektrik Üretim Anonim Şirketi ve/veya müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıkları özelleştirme programına alınsa bile bunların bağlı oldukları Bakanlık veya kurumları ile ilgileri ve mülkiyetinin bağlı bulundukları kurum ve/veya kuruluşlara aidiyeti aynen devam eder. Ancak, bu kuruluşların özelleştirmeye hazırlanmalarına yönelik teknik, mali, idari ve hukuki işlemler, personele ilişkin işlemler ve özelleştirilmelerine ilişkin iş ve işlemler, 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilir. Ancak bu kuruluşların ve bu kapsamda oluşturulabilecek yeni anonim şirketlerin yönetim kurulu başkanlığı ve üyelikleri, denetim ve tasfiye kurulu üyelikleri ve genel müdürlükleri ile ait oldukları kuruluşlardan ayrı olarak özelleştirme programına alınan ve anonim şirkete dönüştürülmelerine gerek görülmeyen müesseselerde, müessese müdürlükleri ve yönetim komitelerine, işletme ve işletme birimlerinde bunların müdürlüklerine yapılacak atamalar ve bu görevlerden alınma işlemlerine ilişkin olarak Başbakana teklifte bulunma yetkisi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına aittir. Başbakan bu maddeyle ilgili yetkisini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına devredebilir.\" düzenlemesine yer verilerek, ... ile belirlenen dağıtım bölgelerinde faaliyet göstermek üzere kurulan elektrik dağıtım şirketleri arasında işletme hakkı devir sözleşmesi imzalanması mümkün kılınmıştır.<br>\t4046 Sayılı Özelleştrime Uygulamaları hakkında kanunun 18/A maddesinde özelleştirme yöntemleri düzenlenirken, kiralama ve işletme hakkının devredilmesi de özelleştirme yöntemleri arasında gösterilmiş ayrı ayrı belirtilmiş, 18/A-b maddesinde kiralama “kuruluşların aktiflerindeki varlıklarının kısmen veya tamamen bedel karşılığında ve belli bir süre ile kullanma hakkının verilmesidir.” şeklinde, 18/A-c maddesinde işletme hakkının verilmesi “Kuruluşların bir bütün olarak veya aktiflerindeki mal ve hizmet üretim birimlerinin-mülkiyet hakkı saklı kalmak kaydıyla bedel karşılığında belli süre ve şartlarla işletilmesi hakkının verilmesidir.” şeklinde tanımlayarak, her iki durum biribirinden ayrılmıştır. İşletme hakkının devredilmesinde “belirli süre” ile devredilebileceği kabul edilmiş olup, gerek kiralamada gerekse işletme hakkının devrinin belirli bir süre ile yapılma imkanı olduğu halde ayrı ayrı yasada düzenlemiş olması söz konusu sözleşmenin kira sözleşmesinden farklı bir sözleşme olduğunu ortaya koymaktadır. Kiralama ile işletme hakkının devri sözleşmesi arasındaki fark sözleşmelerin süreli olup olmamasından değil kiralamada özelleştirilen kuruluşların ve varlıkların kullanılma hakkı verilirken, işletme hakkının devredilmesinde, Kuruluşların bir bütün olarak veya aktiflerindeki mal ve hizmet üretim birimlerinin mülkiyet hakkı saklı kalmak kaydıyla işletilmesi hakkının verilmesinden kaynaklanmaktır. İşletme hakkının verilmesinde esas olan bir malın kullanımı değil, Kamu İktisadi Kuruluşu tarafından hali hazırda yürütülmekte olan hizmetlerinin, işletme hakkını devralan tarafından yerine getirilmesine devam edilmesi ve hizmetlerin iyileştirilmesidir. İşletme hakkının devri sözleşmesinden önceki devreden kuruluşun dağıtım bölgesindeki abonelerle yapılan abonelik sözleşmeleri, devir sözleşmesinden sonra da  devam ettiği ve devralanı bağladığı gibi, işletme hakkını devralan tarafından işletme süresince yapılan aboneliklerde, sözleşmenin sona ermesinden sonra da işletmeyi işletecek olan firmaları bağlayacak olması nedeniyle hasılat kira sözleşmesinin unsuru olan “hasılat veren bir malın veya hakkın kullanılmasını ve semerelerinin iktitafını terk etme” kavramından daha geniştir. Bu nedenle sözleşmenin sırf belirli süreli olduğundan bahisle kira sözleşmesi olduğu söylenemez (Emsal Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin  06/11/2013 tarih, 2013/13729 Esas 2013/14873 Karar sayılı ilamı).<br>\tYapılan açıklamalar karşısında somut olaya gelindiğinde, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin konusunun, elektrik dağıtım sisteminin, dağıtım tesislerinin ve dağıtım tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların Dağıtım Faaliyetleri için işletme hakkının devrini oluşturduğu, 24/07/2006 tarihli işletme hakkı devir sözleşmesi ile davalıya, sadece “işletme hakkı” kapsamında kalan ve sadece bu amaca hizmet eden taşınır ve taşınmaz malvarlığı değerlerinin işletme amacıyla sınırlı olmak üzere tahsisinin öngörülüp mülkiyet hakkı davacıda kalma şartı ile işletme hakkının devrinin amaçlandığını, 24/07/2006 tarihli işletme hakkı devir sözleşmesinde mülkiyeti davacıya ait olan tesisler üzerinde davalının herhangi bir reklam ve kira geliri elde etme hakkı düzenlenmediğini, ilgili hakların dağıtım şirketlerine devredildiğine dair sözleşmede  bir hüküm bulunmadığı, ayrıntısı ile izah edildiği üzere, sözleşmenin konusunun sözleşmede yer alan kapsam ve şartlar dahilinde dağıtım bölgesindeki mevcut ve yeni yapılacak elektrik dağıtım  sisteminin dağıtım  tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların dağıtım faaliyeti için işletme hakkının devri olup, davalı tarafça dağıtım faaliyetini gerçekleştirdiği, mülkiyetinin davacıya ait olduğu hususunda ihtilaf bulunmayan taşınır/taşınmazlarda GSM baz istasyon ve reklam gelirleri elde etmesinin taraflar arasındaki sözleşmeye göre mümkün olmadığı, bahsi geçen tebliğde \"Dağıtım şirketinin bölgede işlettiği dağıtım şebekesi üzerinden elde ettiği reklam ve kira (baz istasyonu, araç, bina, arazi, veri transferi iletişim alt yapısı kullanım geliri)'' gelirlerinin dağıtım şirketinin gelirleri arasında sayılmasının bu gelirlerin davalı tarafça elde edilmesini meşrulaştırmayacağı, bu hali ile davalı tarafça mülkiyeti davacıya ait olan taşınır ve taşınmaz malvarlığı değerlerinin dava dışı 3. kişiye kiraya verilip kullandırılması hakkı olmamasına rağmen, aksi yönde davranarak gelir elde ettiği ve davacının iş bu gelirin davalıdan tahsili talebiyle eldeki davayı açtığı görülmüştür.<br>\tUyuşmazlığın çözümü için öncelikle ilgili yasal düzenleme ve kavramlar ile davanın hukuki niteliğinin açıklanması gerekmektedir.<br>\tVekaletsiz iş görme 6098 sayılı TBK'nun 526 ile 531. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, genel olarak bir kimsenin sözleşme veya hukuken yükümlü olmadığı hâlde başka bir kimsenin hukuk ve menfaat alanına müdahale ederek iş görmesinden doğan hukuki ilişkiyi ifade etmektedir. Vekaletin bulunmaması, görülen işin bir vekâlet ilişkisine veya başka bir sözleşmesel ilişkiye ya da benzer bir yükümlülüğe dayalı olmadan yapılması anlamına gelmektedir. Görülen işin başkasına ait olması gerektiği de açıktır. Ancak bazı durumlarda görülen işte vekâletsiz iş görenin de menfaati olabilir. Bu durumda ortak yarar söz konusu olur ki; ortak yararın bulunduğu durumlarda iş göreninin menfaati iş sahibinin menfaatine göre daha üstün değilse işin başkasına aidiyeti unsuru var sayılır. Vekaletsiz iş görme nedeniyle taraflar arasında kurulan ilişki bir sözleşme ilişkisi olmamakla beraber iş gören ile iş sahibi arasında kanuni bir borç ilişkisi doğmaktadır.<br>\tVekaletsiz iş görme, yasal düzenleme uyarınca gerçek (caiz olan) vekaletsiz iş görme ve gerçek olmayan vekaletsiz iş görme olmak üzere ikili bir ayrıma tabiidir.<br>\t TBK'nun 526. maddesine göre, bir kimsenin vekaleti olmaksızın iş sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak veya onun hukuka ve ahlaka aykırı yasaklaması olmadan gördüğü iş, gerçek vekaletsiz iş görmedir. Gerçek vekaletsiz iş görmede, iş gören iş sahibinin menfaatine ve yararına iş görme iradesi ile hareket etmektedir. TBK'nın 530. maddesinde ise iş görenin başkasının işini kendi menfaatine görmesi suretiyle oluşan gerçek olmayan vekaletsiz iş görme düzenlenmiştir. Bu hükme göre göre iş sahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile, iş görmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir; ancak zenginleştiği ölçüde, iş görenin masraflarını ödemek ve giriştiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür. Görüleceği üzere gerçek olmayan vekaletsiz iş görmede, iş görende  başkasının işini görme iradesi bulunmamaktadır. İş gören başkasının hukuk alanına girerek bir iş görmekte ise de bu işi kendi işi olarak kendi menfaatine yapmaktadır. Kanundaki bu hükme göre iş sahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile gerçek olmayan vekaletsiz işgörmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir.<br>\tBu bağlamda, konularının benzer olması nedeniyle Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04/06/1958 tarih ve 1958/15 Esas 1958/6 Karar sayılı kararına değinmekte fayda bulunmaktadır. Çünkü içtihadı bileştirme kararları, konularıyla sınırlı ve sonuçlarıyla bağlayıcı olmakla birlikte gerekçeleriyle de yol göstericidir. Bu yol göstericilik kararın sonuç kısmının yorumlanması, kapsamının belirlenerek uygulanması için gerekli olduğu kadar, dayandığı esasların başka müesseselerin yorumlanıp uygulanabilmesi için de geçerlidir.<br>\t Anılan karar gerekçesinde; “Bir kimsenin kendisine ait olmadığını bildiği veya bilebilecek durumda olduğu bir malı kendisinin malı imiş gibi kiraya vermesi ve kiracılardan kira paralarını toplaması faaliyeti bir iş görmedir ve mal kiraya verene ait olmadığı cihetle görülen iş, başkasının işidir. Malı kiraya verip kira paralarını alan kimse, mal sahibinin menfaatine değil, fakat kendi menfaatine hareket ettiğinden dolayı, ortada başkasının işini gören kimsenin, iş sahibinin yerine kendi menfaatine hareket etmiş olması durumu vardır ki böyle bir durumda işi görülen kimse (yani mal sahibi), işi görenden (yani kiraları toplayandan) Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmünce, kira paralarının (yani işin görülmesinden iş görenin elde ettiği menfaatlerin) kendisine verilmesini isteyebilir. Borçlar Kanununun bu maddesinin matlabı (İş yapan kimsenin kendi menfaati için yapıldığı halde) ve metni ise (Kendi menfaati için yapılmamış olsa bile iş sahibi, yapılan işten hasıl olan faideleri temellük etmek hakkını haizdir. Temellük ettiği faidelere göre, işi yapan kimsenin masrafını tazmin ve yapmış olduğu taahhütlerden onu tahlis eder) şeklindedir. Az önceki açıklamalardan hadisede, bu maddenin ilk cümlesinin tatbik şartlarının gerçekleşmiş olduğu anlaşılmaktadır”,<br>\t“Vekâletsiz tasarrufta iş görenin başkasının işini görme niyetiyle hareket etmesi esas olması itibariyle kiraya verdiği malı kendi malı gibi kiraya veren ve kiraları kendi malının kirası gibi toplayan kimse de başkasının işini görme kastı bulunmadığı cihetle hadisede Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmünün tatbiki mümkün olmayacağı ileri sürülemez. Zira, Borçlar Kanununun 410 ile 413. maddelerinde kanun, hakiki vekaletsiz tasarrufu tanzim etmekte, 414. maddesinde ise hakiki olmayan vekaletsiz tasarrufa diğer tabirle hükmi vekaletsiz tasarrufa ait bazı esasları bildirmektedir; hakiki vekaletsiz tasarrufun kanuni şartları arasında, iş görenin başkasının işini gördüğü iradesiyle hareket etmiş olması durumu varsa da hükmi vekaletsiz tasarrufta böyle bir şart aranmaz (Oser - Sechönenberger - yukarıda anılan eser - Art. 419 N. 9). İsviçre Federal Mahkemesinin kararlarından alınmış olan şu örnekler dahi hükmi vekaletsiz tasarrufta başkasının işini görme niyetinin kanuni şartlardan bulunmadığını göstermektedir: Bir ihtira beratının kanuna aykırı olarak bir üçüncü kişi tarafından kullanılması; makine ısmarlamış bulunan bir kimsenin işinde kullanılmak üzere fabrikacıya vermiş olduğu model ve resimlerin fabrikacı tarafından üçüncü kişiye satılacak makinelerin yapılması için müsaadesiz olarak kullanılması; rehinli alacaklının rehin edilmiş malı akde aykırı olarak temlik etmesi.. bütün bu hallerde Federal Mahkemece Borçlar Kanununun 414. maddesinin tatbiki cihetine gidilmiştir. Demek, söz konusu 414. maddenin tatbiki için başkasının işini görme iradesinin aranmayacağı cihetinde hukuk alimlerinin görüşleriyle Federal Mahkemenin görüşleri birleşmiş bulunmaktadır ki bu hukuki anlayış, heyetin büyük bir ekseriyetince de kanuna uygun bulunmuştur” şeklindeki açıklamalara da yer verildikten sonra; <br>\t“Bir kimsenin başkasına ait olduğunu bildiği veya bilebilecek durumda bulunduğu bir gayrimenkulü kendi malı imiş gibi kiraya verip kiraları toplamış olması sebebiyle hak sahibinin o kimseden kiraların alınması için açacağı davanın gerek Borçlar Kanunun 414. maddesine dayanan, gerekse Medeni Kanunun 908. maddesine dayanan bir dava olarak tavsifi mümkün olduğuna ve fakat tereddüt halinde, Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmüne dayanan menfaatlerin devri davası sayılacağına ve bundan dolayı on yıllık müruruzamana tabi olacağına” karar verilmiştir (Emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15/04/2021 tarih 2017/11-2407 Esas 2021/502 Karar ve 23/09/2020 tarih 2017/1-1257 Esas 2020/661 Karar sayılı ilamları).<br>\tAçıklanan bu yasal düzenlemeler ve ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı ...'ın mülkiyetindeki taşınır ve taşınmazların davalı tarafından kiraya verilerek kira ve reklam bedellerinin tahsil edildiğini bildirerek davalının elde ettiği kira ve reklam gelirlerinden şimdilik 1.000,00 TL'nin davalıdan tahsilini talep ettiği görülmüştür.<br>\tDava dilekçe içeriği ve dayanılan maddi vakıalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde istemin gerçek yönünün haksız işgal tazminatı veya sözleşmeden kaynaklı alacak  olmayıp, kendilerinden onay almaksızın sözleşme hükümlerine aykırı olarak mülkiyeti davacıya ait taşınmaz/taşınırı kiraya veren davalıdan  gerçek olmayan vekâletsiz iş görme hükümleri uyarınca elde ettikleri menfaatin devri istemine ilişkindir.<br>\tVekaletsiz iş görmeden kaynaklanan alacak istemine ilişkin davada, yani  vekaletsiz  iş  görme halinde, 818 sayılı BK (6098 sayılı BK.), özel bir zamanaşımı süresi öngörmediğinden, BK'nun 125. maddesindeki (6098 sayılı yasa 146. madde) on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerekmektedir (Emsal Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 29/11/2021 tarih 2021/3857 Esas 2021/12136 Karar sayılı ilamı).<br>\tBu bağlamda, mahkemece, taraflar arasındaki İHDS'nin ve bunun dayandığı mevzuatın davacıya devredilen tesislerin mülkiyet hakkının açıkça davacıda olduğunun yazıldığı ve sözleşmelerde bunların kiralanması, reklam alınması vs şekilde gelir elde edilmesi ve edilecek gelirin davalıya ait olacağına dair hüküm bulunmadığından eldeki davanın  gerçek olmayan vekâletsiz iş görme hükümlerinden doğan menfaatin devrine ilişkin alacak davası olduğu ve eldeki davada vekaletsiz iş görmeye ilişkin on yıllık zaman aşımı süresinin uygulandığı gözetilerek, delillerin bu hükümler çerçevesinde değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmesine rağmen yukarıda yazılı olduğu şekilde hüküm tesisinde isabet görülmemiştir.<br>\tHal böyle olunca Dairemizce, somut olayda davalının dava dışı üçüncü kişi/kişiler ile reklam sözleşmesi, telsiz, baz istasyonu, TV aktarıcısı vb. kurulumuna ilişkin sözleşme ve taşınmazların kiraya verilmesine ilişkin kira sözleşmesi imzalamak suretiyle mülkiyeti davacıya ait olan taşınmaz/taşınırdan gelir elde ettiğinin bilirkişi raporu ile belirlendiği, davacı tarafça  yukarıda açıklanan yasal düzenleme çerçevesinde gerçek olmayan vekaletsiz iş görme hükümleri kapsamında dava tarihinden geriye dönük on yıl süre ile davalının elde ettiği gelirlerin kendisine ödenmesini davalıdan talep edebileceği, bilirkişice tespit edilen ve  dava tarihinden geriye dönük on yıllık süre zarfında talep edilebilecek alacağın 1.000,00 TL'den fazla olduğu gözetilerek ve HMK'nun 26. maddesi ile talep ile bağlı kalınarak ve davalının temerrüte düşürüldüğüne ilişkin tebliğ edilmiş bir ihtar bulunmadığından temerrütün dava tarihi itibariyle gerçekleştiği dikkate alınarak davanın kabulü ile şimdilik 1.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekmiştir. <br>\tTüm bu nedenlerle  ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>\tHÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;<br>\tA)1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile,<br>\tAnkara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin  31/05/2023 tarih ve  2021/207 Esas  2023/376  Karar sayılı kararının HMK'nın 353/(1).b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,<br>\t2-Davanın KABULÜ ile <br>\t1.000,00 TL'nin 29/03/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, <br>\t3-Karar tarihi itibariyle alınması gerekli 615,40 TL nispi karar ve ilam harcından peşin alınan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 556,1‬0 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, <br>\t4-Davacı tarafça yatırılan 59,30 TL peşin harç ile 59,30 TL başvurma harcı ve 120,60 bakiye karar harcı olmak üzere toplam 140,00 TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>\t5-Davacı tarafça yapılan 345,70 TL posta masrafı ve 9.000,00 TL bilirkişi gideri olmak üzere toplam 9.345,7‬0  TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,<br>\t6-Davalı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, <br>\t7-Davanın zorunlu arabuluculuğa tabi olması nedeniyle, suç üstü ödeneğinden karşılanan 1.320,00 TL zorunlu alabuluculuk ücretinin haklılık durumuna göre davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,<br>\t8-Davanın kabul edilen kısmı yönünden, istinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.'ne göre takdir ve tayin olunan 1.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>\t9-Davacı tarafça yatırılan gider avansından dosyada kalan kısmın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,<br>\tB)1-Davacı taraftan istinaf karar harcı olarak alınan 269,85 TL harcın talep halinde davacıya iadesine, <br>\t2-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan 738,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve dosyanın istinafa gönderim gideri 20,00 TL  yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>\t3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,  \t<br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda\tHMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 14/07/2025<br><br><br><br><br>Başkan-              Üye -                            Üye -                Zabıt Katibi -<br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"89f5b90f37a8b23b","SID":"78f4b71aa9121549"}}