{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    <br>T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>11. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2025/896 <br>KARAR NO\t\t: 2025/1082<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 16.05.2025<br>NUMARASI\t\t: 2007/417 Esas <br>TALEBİN KONUSU\t: İhtiyati Tedbir<br>KARAR TARİHİ\t: 10.07.2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 10.07.2025<br><br>\tİzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 16.05.2025 tarih 2007/417 Esas sayılı kararın Dairemizce incelenmesi ihtiyati tedbir isteyen davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye...... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :\t\t\t<br>\tTALEP : İhtiyati tedbir isteyen davacı vekili 24/04/2025 tarihli dilekçesi ile; davacı bankanın eldeki bu davayı tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine dayalı olarak açtığını,  banka ile davalı ... A.Ş. arasında 1993, 1994, 1996 ve 1997 yıllarında kredi ilişkisinin kurulduğunu, 1996 yılı sonrasında kredilerin düşük tutarlı ipotek ile kefalet karşılığı kullandırıldığını, krediler sebebiyle hesabın kat edildiğini, icra takiplerinin başlatıldığını, davalıların davanın açılmasından bu yana  bankanın borçlu ... firmasından alacağının bulunmadığı iddiasında bulunduklarını ancak dava sürecinde bankanın borçlu firmadan alacağının bulunduğunun kesinleştiğini, davalı ...’ın ortak-kefil ...’ın eşi olduğunu, davalı ...’un ortak-kefil ...’un eşi olduğunu, davalı ... A.Ş.’de ilk kuruluşta ...Tekstil ve ...’ın dışarıdan müdür olarak atandığını, ortak ...’ın ise ...’ın kardeşi olduğunu ve tüm yetkilerini ...’a devrettiğini, sonrasında şirket ortaklık yapısı ..., oğlu .. ...ve kızı ...’ndan oluşmaktayken 24/12/2024 tarihli sicil gazetesine göre ...’ın hisselerini kızı ...’na devrettiğini, davalı ... Tic. A.Ş.’nin ortaklarının ... ve ... Paz. A.Ş. olduğunu, ...Ltd. Şti.’nin hisselerinin % 45’nin .... firması üzerine kayıtlı olduğunu, ...’ın ortak- kefil ...’ın kardeşi olduğunu, davalı ...’ün ortak-kefil ...’ın dayısının oğlu olduğunu, davalı ...’in ortak- kefil ...’ın kardeşi ...’in oğlu olduğunu, şirket ortaklık yapıları dikkate alındığında ...’ın hesap kat tarihinden sonra kurduğu .... A.Ş, .... Tic. A.Ş. ve ....Tic. Ltd. Şti.’ye gerek ortak olarak gerek hakim ortaklığını dışarıdan atanan müdür olarak tesis ederek ticari faaliyetlerine devam ettiğini, mahkemece 13/06/2007 tarihinde mal varlıkları üzerine uygulanmak üzere ihtiyati haciz kararı verildiğini, 04/10/2007 tarihli karar ile kaldırıldığını, 18/10/2007 tarihinde ihtiyati tedbir konulduğunu ve 24/03/2010 ve muhtelif tarihlerde ihtiyati tedbirlerin kaldırılmasına karar verildiğini, ihtiyati tedbirlerin kaldırılmasının hukuka uygun olmadığını, bilirkişi raporunda ... ve ... yönünden hesap kat tarihi olan 11/06/2001 tarihinden sonra edinilen mal varlıkları esas alınarak organik bağ kurulduğunu, oysa müvekkilinin bu davalılar yönünden iddiasının “borçlu ... Firması hakim ortakları ... ve ...’un 1996 yılından itibaren banka ile ağırlıklı kefalet karşılığı kredi ilişkisine girdiği, şirket hakim ortaklarının şirket faaliyetlerinden elde ettikleri ile gelir ile edindikleri taşınmazların üzerine haciz konulmasını engellemek adına taşınmazları eşlerini nam-ı müstear olarak kullanarak ... ve ... adına edindikleri” yönünde olduğunu; davalı .... Tic. A.Ş.’nin davalı ... Firması ile organik bağının bilirkişi raporu ile belirlendiğini belirterek, bankanın ileride giderilmesi zararlarının doğmasının önüne geçilmesi için tüm davalıların mal varlıklarının sorgulanarak davalılar adına kayıtlı taşınır ve taşınmazların sicilleri ve şirket hisseleri üzerine ihtiyati tedbir konulmasına, mahkeme aksi kanaatte ise davanın üçüncü kişiler arasından alenileştirilmesini sağlayarak müvekkilinin iyi niyetli üçüncü kişilere karşı dava sonucunda elde edeceği haklarının korunabilmesini teminen davalı şirketlerin ticaret sicil kayıtlarındaki hisseleri dahil davalılar üzerine kayıtlı taşınır ve taşınmazlar üzerine “davalıdır” şerhi konulmasına, karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, davacı bankanın kredi borçluları ile davalı şirket ve kişiler arasında fiili ve organik bağın bulunduğunu, alacağının tahsilinin önüne geçildiğini, kanuna karşı hile işlendiğini ileri sürerek, davalılar tarafından ayni hak ileri sürülen tüm mal varlığının davalı ... Tic. A.Ş.’ye, ...’a ve ...’a aidiyetinin tespitine ve bu bağlamda muvazaa sebebiyle tapuda davalılar adına kayıtlı dilekçede yazılı taşınmazların borçlu şirket ve kefilleri adına resen tahsis edilmesinin hüküm altına alınmasına, bu isteğin kabul edilmemesi halinde BK’nın 18 ve devamı İİK’nın 277 ve devamı maddeleri gereğince taşınmaz üzerinde müvekkili banka yönünden cebri icra yapabilme yetkisinin verilmesine, davalıların tespit edilecek diğer malları yönünden marka sicil müdürlüğüne, trafik tescil müdürlüklerine, tapu sicil müdürlüklerine, bankalara yazılar yazılarak sahiplerinin ..Tic. A.Ş., ... ve ... olduğunun ve buna göre kayıtlarının düzeltilmesinin hüküm altına alınmasına, bu isteğin kabul edilmemesi halinde tapu kaydının tasdikine gerek olmaksızın BK’nın 18 ve devamı İİK’nın 277 ve devamı maddeleri gereğince taşınmaz üzerinde müvekkili banka yönünden cebri icra yapabilme yetkisinin verilmesine; kredi borçlusu şirket ve kefiller muvazaa, kanuna karşı hile ve namı müstear ile diğer davalılar adı altında faaliyetlerine devam ettiklerinden ve ayrıca 5411 sayılı Kanun’un müvekkili bankaya verdiği yetkiler de göz önünde bulundurularak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla davalı kredi borçlusu şirketin müvekkiline tasfiye olunacak alacaklar hesabına 31/08/2001 tarihi itibariyle aktarılmış olan 8.636.555,00 YTL banka alacağının tasfiye olunacak alacak tutarına esas ana para üzerinden işleyecek temerrüt faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ettiği, davacının eldeki bu davayı tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine dayalı olarak açtıklarını belirtiği,  her ne kadar davalı tarafın mal varlığının sorgulanarak gerek mal varlıkları gerekse şirket hisseleri üzerine ihtiyati tedbir konulması istenmiş ise de; dava, davacı bankanın alacağını tahsil edilememesi sebebiyle ve davacı tarafın da belirttiği şekilde perdenin aralanması teorisine dayalı olarak açıldığı, dolayısıyla, davalıların üzerlerine ihtiyati tedbir konulması istenen mal varlıkları ve hisseleri bu davada uyuşmazlık konusu olmayıp, ihtiyati tedbir kararı ancak uyuşmazlık konusu üzerinden verilebileceğinden, diğer yandan; mevcut delillerden tüzel kişilik perdesinin aralandığı konusunda yaklaşık ispat koşulunu sağlar düzeyde kanaate de ulaşılmadığından, ayrıca “davalıdır” şerhi de taşınmazla ilgili bir davanın derdest olduğunu bildirme işlevine sahip olup, eldeki davada aynı çekişme konusu olmayan mal varlığı ve şirket hisseleri yönünden “davalıdır” şerhinin konulması olanaklı görülmediği,  belirtilerek; ihtiyati tedbir talebinin reddine, karar verilmiştir<br>\tKarara karşı ihtiyati tedbir isteyen davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>\tİSTİNAF NEDENLERİ : İhtiyati tedbir isteyen davacı vekili, davanın perdenin aralanması teorisine dayalı geniş kapsamlı bir dava olduğunu,  asıl borçlu ... AŞ'ne kullandırılan kredileri Bankaya geri ödenmeyerek davalılara menfaat sağlandığını, kredilerin kullandırım tarihlerinden sonra edinilen mal varlıklarının, Banka alacağına dayalı olarak edinildiğini, davadaki talebin asıl borçluya kullandırılan ve varlığı yargı kararlarıyla da kesinleşen  Banka alacağının, davalıların mal varlıklarından tahsil edilmesine yönelik olduğunu, Banka ile  davalı ... AŞ 1993, 1994, 1996, ve 1997 yıllarında kredi ilişkisi kurulduğunu, 1996 yılı sonrasında kredilerin düşük tutarlı ipotek ile kefalet karşılığı kullandırıldığını, kullandırılan kredilerin noter ihtarnamesi ile kat edilerek  ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip başlatıldığını, ipotek limitlerinin  icra dosyasına ödenmesi üzerine takip kapatıldığını, daha sonra  firma ve kefiller aleyhine ilamsız takip başlatıldığını,  açılan itirazın iptali davasında son olarak Yargıtay 11 HD 2020/5138 Esas, 2021/3998 Karar, 21.04.2021 tarihli ilam ile takip tarihi itibarı ile taleple bağlılık ilkesi gereği takibin 7. 6.427.183-TL üzerinden devamına, temerrüt tarihinin 26.06.2001 olarak belirlenmesine, temerrüt tarihinin %210 olarak belirlenmesine karar verildiğini,  ilk ilamsız takipte eksik talep edilen GSM kredileri için 26.12.2003 tarihinde genel haciz yolu ile takip başlatıldığını,  itiraz üzerine  açılan alacak davasının Yargıtay 11 HD 2023/6208 Esas, 2024/9328 Karar 24.12.2024 tarihinde, Bankanın takip tarihindeki alacağı 24.668 TL Asıl alacak, 17.019 TL İşlemiş Temerrüt Faizi, 851 TL BSMV olarak kesinleştiğini, yerine getirilmeyen icra taahhütleri nedeni ile banka tarafından ödenen tutarların tahsili için 01.09.2004 tarihinde  genel haciz yolu ile takip başlatıldığını,  Borca itiraz üzerine açılan (ve 2. Takip için açılan alacak davası ile birlşene) itirazın iptali davası yargılamasında Yargıtay 11 HD 2023/6208 Esas, 2024/9328 Karar 24.12.2024 tarihili kararı ilebanının takip tarihindeki alacağı 64.265 TL Asıl Alacak, 131.093 TL İşlemiş Temerrüt Faizi, 6.554 BSMV  olarak kesinleşyiğini, bankanın borçlu firmadan alacağının bulunduğu Yargıtay kararları ile kesinleştiğini,  borçlu davalı ... firmasının ortaklık yapısı ... % 46, ... %33, .... % 10, .... % 8, Diğer % 3 şeklinde olduğunu,  ... ve ...'ın dava açılış tarihinde üzerilerine kayıtlı taşınmazları kendi gelirleri ile elde etmediklerini, eşlerinin nam-ı müstearı olarak hareket ettiklerini,  ortaklık yapıları dikkate alındığında, ...'ın hesap kat tarihinden sonra kurduğu bu şirketlere gerek ortak olarak gerekse hakim ortaklığını dışarıdan atanan müdür olarak tesis ederek ticari faaliyetlerine devam ettiğini, davalıların bir kısmsım malvalıkları üzerine uygulanmak üzere  13.06.2007 tarihinde ihtiyati haciz kararı verilmiş, 04.10.2007 tarihli karar ile ihtiyati haciz kaldırılmış, 18.10.2007 tarihinde ihtiyati tedbir konulmuş ve 24.03.2010 ve tabloda ayrıntılarına yer verilen muhtelif tarihlerde ihtiyati tedbirlerin kaldırılmasına karar verildiğini, Mart 2010 tarihli bilirkişi raporu esas alınarak ihtiyati tedbirlerin kaldırılması hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda ... ve ... yönünden hesap kat tarihi olan 11.06.2001 tarihinden sonra edinilen mal varlıkları esas alınarak organik bağ kurulduğunu, bankanın davalılar ... ve ... yönünden iddiasının borçlu ... Firması hakim ortakları  ... ve ...'ın 1996 yılından itibaren banka ile ağırlıklı kefalet karşılığı kredi ilişkisine girdiği, şirket hakim ortaklarının şirket faaliyetlerinden elde ettikleri gelir ile edindikleri taşınmazların üzerine haciz konulmasını engellemek adına taşınmazları eşlerini nam-ı müstear olarak kullanarak ... ve ... adına edindiklerine ilişkin olduğunu, davalı .... Tic. AŞ firmasının davalı ... firması ile organik bağı bilirkişi raporu ile  tespit edildiğini, .... Tic. AŞ'nin ünvanı  \".....Ticaret AŞ\" olarak değiştirildiğini,  davalı ... AŞ'nin dava açılış tarihindeki ortaklık yapısı ...'ın kardeşi ...'dan oluşurken ... ...şirket yetkilerini ...'a devrettiğini, davanın devamı süresince şirket ortaklık yapısı 1000 adet pay üzerinden ...'dan oluşmakta iken ... hisselerini 20.12.2024 tarihinde kızı ...'na devrettiğini, hisselerin devir tarihi itirazın iptali davalarının davalı ... ., ... ve . ...aleyhine kesinleştikten sonraki döneme denk geldiğini, bu hali ile ... kanuna karşı hileli faaliyetlerine davanın devamı süresince devam ettiğini, davalıların mal varlığının sorgulanarak davalılar adına kayıtlı taşınır ve taşınmazların sicilleri ve şirket hisseleri üzerine İhtiyati tedbir  kararı verilmesi gerekitğini,belirterek; kararın kaldırlmasını talep etmiştir.<br>\tDavalılar vekilleri istinafa cevap dilekçesi ile davacının istinaf başvurusunun reddini talep etmiştir.<br>\tGEREKÇE : Talep, ihtiyati tedbir istemine ilişkin olup ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle istemin reddine karar verilmiştir.<br>\t1.Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle  sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br>\t2.HMK'nun 389/1. maddesi uyarınca mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. HMK'nın 390/3. maddesi uyarınca tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.<br>\t3.İhtiyati tedbirin alacağı güvence altına alma fonksiyonu da bulunmamaktadır.<br>\t4.İhtiyati  tedbirde asıl olan  ihtiyati  tedbire esas  olan  bir  hakkın bulunması ve bir ihtiyati tedbir sebebinin ortaya çıkmasıdır. Bunlar ihtiyati tedbirin temel şartlarını oluştururlar. Madde de bu iki  hususa  yer  verilmiş  ihtiyati  tedbire ilişkin  hak ve özellikle  ihtiyati  tedbir sebebi genel olarak belirtilmiştir. Tedbir  talebinin  kabulü  ve ya reddi  bir kısım genel ilkeler konularak hakime  bırakılmış, ancak ihtiyati  tedbirin  uyuşmazlık  konusu hakkında  verileceği  düzenlenmiştir.<br>\t5.Geçici hukuki koruma yargılamasını asıl hukuki koruma yargılamasından ayıran özelliklerden biri ispat ölçüsüdür. Geçiçi hukuki koruma yargılamasında yaklaşık ispatla yetinilmiş olması, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelmemektedir. Açıklandığı üzere ihtiyati tedbir kararının verilebilmesi için yaklaşık ispatın varlığı şarttır.<br>\t6.Eldeki davada iddianın ileri sürülüş şekline göre ihtiyati tedbir talep edilen mal varlığı değeri davanın konusunu oluşturmadığı gibi  dosyanın bulunduğu aşama ve delil durumu itibariyle talep edenin haklılığına ilişkin kanun ile aranan yaklaşık ispat koşulunun bu aşmada oluşmadığının, davacının ileri sürüdüğü hususların varlığının yargılamayı gerektirdiğinin, davanın yerine ikâme edilecek ve uyuşmazlığın esasını çözecek mahiyette, başka bir deyişle yargılamanın sonunda elde edilecek menfaatin elde edilmesine neden olacak şekilde ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği  anlaşılması karşısında ihtiyati tedbir isteminin reddine dair kararda usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir.<br>\t7.Davalıdır şerhinin, dava konusu taşınmazın devir ve temlikini önleyici bir fonksiyonunun olmayacağı açıktır. 6100 sayılı HMK'nun 341/1. fıkrasına göre, ilk derece mahkemesince verilen istinaf kanun yoluna başvurulabilecek olan kararlar; nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi kararları, karşı tarafın yokluğunda verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine verilen kararlar olarak gösterilmiştir. Davalıdır şerhi kararının ise, HMK'nın 389 ve müteakip maddeleri kapsamında düzenlenen ihtiyati tedbir kararı niteliğinde bulunmadığından tapu kaydı üzerine davalıdır şerhi konulmasına ilişkin karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulamayacaktır.<br>\tBu itibarla, istinaf kanun yoluna başvuranın davalıdır şerhi yönünden ilk derece mahkemesi ek kararının istinaf yolu caiz bulunmadığından istinaf isteminin reddine, ihtiyati tedbir talebi yönünden ise  dilekçesinde yer verdiği itirazların, açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.<br>\tH Ü K Ü M :Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Davacının davalıdır şerhi talebi yönünden istinaf başvuru talebinin HMK'nın 341. maddesi uyarınca istinafı mümkün olmadığından istinaf dilekçesinin REDDİNE,<br>\t2-Davacının ihtiyati tedbir talebi yönünden istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>\t3-İhtiyati tedbir isteyen davacı yönünden istinaf karar harcı olan 1.013,90-TL'den peşin alınan 615,40-TL'nin mahsubu ile bakiye 398,50-TL harcın ihtiyati tedbir isteyen davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,<br>\t4-İstinaf başvurusu nedeniyle ihtiyati haciz isteyenin davacının yaptığı giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>\tDosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1-f maddesi gereğince kesin olmak üzere 10.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. <br>\t\t\t\t<br><br><br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c57d3a272cc9dbf7","SID":"972103f89fd41476"}}