{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/2397 Esas<br>KARAR NO:2025/1115 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>NUMARASI:2020/524 Esas-  2022/659 Karar<br>TARİH:12/10/2022<br>DAVA:Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:26/06/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;müvekkili şirket ile davalı şirket arasında akdedilen 13.11.2019 tarihli sözleşme uyarınca ve taraflar arasındaki ticari ilişkiye istinaden müvekkilinin, davalıdan ... Sıvı satın aldığını, taraflar arasında akdedilen ve davalı tarafça hazırlanan 13.11.2019 tarihli teklif formunda bahse konu teklif imzalandıktan sonra satış sözleşmesi yerine geçeceği maddesi yer almakta olup, bu nedenle 13.11.2019 tarihli teklif formu artık sözleşme sayıldığını, bahse konu sözleşmede davalı tarafın müvekkili şirketin çanta şubesi için 1.500,00 ton, 140,00 USD birim fiyat, 210.000,00 USD tutar olmak üzere KDV dahil 247.800,00 USD fiyat ile  müvekkili şirketin Mersin şubesi için 1.000,00 ton, 140,00 USD birim fiyat, 140.000,00 USD tutar olmak üzere KDV dahil 165.200,00 USD fiyatın müvekkiline ...Sıvı vermeyi taahhüt ettiğini, Sözleşmede ödemelerin 120 gün vadeli olacağı, tarafların 1 yıl içinde sabit fiyat  ve 2.500 ton tüketimi karşılıklı taahhüt ettikleri, süresinde çekilmeyen miktarın fatura edilip tahsil edileceği ve istenildiğinde sevk edileceği maddesi yer aldığını, davacı müvekkilinin ürünleri alıp, sözleşmede yer alan edimlerini yerine getirerek ödemeleri yaptığı sırada davalı taraf ürün tedarikini kestiğini ve fiyatlarda artış yaptığını, müvekkilinin sözlü ve yazılı mail yolu ile davalı taraf ile defalarca görüştüğünü, sözleşmeye konu ...Sıvı ürünün piyasada genel olarak yıl başlamadan tonaj ve fiyatta anlaşılan bir ürün olduğunu ve üründe bozulma olmadığı sürece de yıllık yapılan bağlantılarla tedarik edilebildiğini belirttiğini, davalı tarafın fiyat artışında ısrarcı olduğunu, müvekkilinin de dava açma hakkını saklı tutarak ihtirazi kayıtla fiyat artışını kabul ettiğini, fakat bu duruma rağmen davalı müvekkiline ürünü tedarik etmediğini, müvekkilinin zarar etmesine sebep olduğunu,  uzman bilirkişiler tarafından hesaplandığında fazla çıkması halinde arttırılmak üzere ( tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda arttırılmak üzere ) fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkilinin uğramış olduğu 73.000,00 TL tutarındaki zararın ihtarname tebliğ tarihi olan 04.08.2020 tarihinden itibaren işleyecek olan ticari faiz ile birlikte davacı müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;davacının talep ettiği 73.000 TL'nin 3. Kişiden alınan ürün bedeli ile anlaşma bedeli arasındaki farktan kaynaklanmakta olup, davacının talebinin belirsiz olmadığını, davacının davasının öncelikle belirsiz olarak açılmasının mümkün olmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan reddi gerektiğini, taraflar arasında \"Tedarik Sözleşmesi\" bulunmadığını, davacının 3. Kişiden satın almış olduğu ürünlerin bedelinden müvekkili şirketin sorumlu olmadığını, taraflar arasında müvekkili şirketin, davacının 3. Kişilerden alım yapmak durumunda kalması halinde zararını karşılayacağını taahhüt ettiğini veya başkaca yükümlülüklerin düzenlendiğini, tarafların imza yetkililerince imzalanmış bir tedarik sözleşmesi bulunmadığından; ayrıca davacı şirket tarafından ileri sürülen maddi zarar ya da müspet zararın dayanağı olabilecek herhangi bir delil sunulmamış olduğundan hukuku ve maddi dayanaktan yoksun davanın reddini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 12/10/2022 tarih ve 2020/524 Esas-  2022/659 Karar sayılı kararında;\"Dava, hukuki niteliği itibariyle taraflar arasında akdedilen sözleşme edimlerinin davalı tarafından yerine getirilmemesinden kaynaklı davalının uğramış olduğu zararın davalıdan tazmini talebine ilişkindir.<br>Mahkememizce, uyuşmazlığın taraflar arasında iddia olunan bir sözleşme dahilinde davacının davalıdan alması gereken 12226 ton kimyasal maddenin 3. Şahıslardan aldığı ve buna ilişkin munzam zararın davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin olduğu tespit edilmiştir. ....Bilirkişiler 30/09/2021 tarihli raporunda, 13/11/2019 tarihli teklif formunun davacı tarafından, aynı gün imzalanarak gönderilmiş olması halinde, TBK.m.1/1 ve 2/1 hükmüne göre sözleşmenin kurulmuş olacağı, kararlaştırmaya göre de 1 yıl süreyle 140,00 USD/Ton birim fiyatla ürün tedarikinin davalı tarafından taahhüt edilmesine göre, taahhüdüne aykırılıktan doğan tazmin borcunun, davacının 3. Kişiden temin ettiği ürünlerin satın alma tarihleri ile sözleşmenin feshedildiği 28/07/2020 ihtar tarihi itibarıyla, piyasa fiyatı konusunda heyetlerinde uzman bulunmadığı, bu nedenle 3. Kişiden alım bedelinin dürüstlük kuralına uygun olup olmadığının denetlenemediği gibi eksik kalan alım sebebiyle uğradığı zararın hesaplanamadığı, davacının alım fiyatları yönünden, ticari defter kayıtlarının esas alınması sonucu kararlaştırmadaki 140,00 USD/ton birim fiyata nazaran, 3. Kişiden temin ettiği 179,36 ton ürün için uğradığı zararın 59.893,82 TL olarak hesaplandığı, ihtarnamenin davalıya 04/08/2020 günü tebliğ edildiği görülmüş ise de, ihtarnamede miktar yer almadığı rapor edilmiştir.Mahkememizce, 30/09/2021 tarihli bilirkişi raporu ve tarafların itirazlarını karşılar nitelikte heyete kimyacı eklenerek yeniden rapor alınmasına, karar verilmiştir.Bilirkişiler 11/01/2022 tarihli ek raporunda; uyuşmazlığın esası yönünden kök rapordaki tespit ve görüşlerin cari olduğu, davacının sözleşmeyi feshettiği 28/07/2020 tarihi esas alınarak ertesi günü olan 29/07/2020 günü dahil 3. Kişiden temin ettiği 154,86 tonun alım fiyatının piyasa fiyatına uygun olduğu denetlenmek suretiyle davalının taahhüdü ile arasındaki fark sebebiyle uğradığı zararın 49.329,01 TL olduğu, sözleşmenin fesih tarihi olan 28/07/2020 tarihli alım fiyatının piyasa fiyatlarına uygun olduğu TBK.m.213/f.3 hükmü uyarınca davalının eksik taahhüdü kapsamında 954,04 ton ürün yönünden davalının aynı tarihteki satım taahhüt fiyatı ile piyasa fiyatı arasında oluşan fark nedeniyle davacının isteyebileceği soyut zararın 351.430,17 TL olduğu, ihtarnamenin davalıya 04/08/2020 günü tebliğ edildiği görülmüş ise de; ihtarnamede miktar yer almadığı rapor edilmiştir.Davacı vekili 14/01/2022 tarihli dilekçesi ile 73.000,00 TL olan dava değerini 327.759,18 TL artırdıklarını, dava değeri ıslah ederek dava değeri toplamının 400.759,18 TL olarak kabulünü talep etmiştir.Yapılan yargılama sonunda toplanan tüm deliller ile denetlenip benimsenen ve somut olaya uygun görülen bilirkişi raporları ve hesaplamalar birlikte değerlendirildiğinde; davalı 13/11/2019 tarihli teklif formunun davacıya gönderildiği, bu kapsamda her iki teslim yeri için toplam 2.500,00 ton'un 1 yıl müddetle 140,00 USD/ton birim fiyatla satımının kararlaştırıldığı, davalı tarafından davacıya 1.391,10 Ton ürün teslim edildiği, eksik kalan ürünün 1.108,90 ton olduğu, ancak davacının üçüncü kişiden 154,86 Ton ürün temin ettiği eksik kalan ve üçüncü kişiden satın almadığı 954,04 Ton olduğu, davacının üçüncü kişiden yapılan alımlar sebebiyle davacının uğradığı zararın 49.329,01 TL olduğu, TBK 213/f.3 hükmü uyarınca, bir başkasını satın alma zorunda olmaksızın satış bedeliyle belirlenmiş ifa günündeki piyasa fiyatı arasındaki farka göre hesaplanacak zararının giderilmesini isteyebileceği, davacının 28/07/2020 tarihinde sözleşmeyi feshetmesine göre, hemen ertesi günü yaptığı 29/07/2020 tarihli alım fiyatının, davalının satım taahhüdüne konu üründen, teslim etmediği bakiye ürünü uygulanması gerektiği, zira zararın daha da artmaması açısından davacının bu davranışı göstermesinin objektif iyi niyet kuralı kapsamında göz önünde tutulduğu, davacının eksik kalan üçüncü kişiden satın almadığı 954,04 ton bir başkasını satın alma zorunda olmaksızın satış bedeliyle belirlenmiş ifa günündeki piyasa fiyatı arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebileceği, davalının aynı tarihteki satım taahhüt fiyatı ile piyasa fiyatı arasında oluşan fark nedeniyle davacının isteyebileceği soyut zararın 351.430,17 TL olduğu,Davacının üçüncü şahıslardan 49.329,01 TL ürünü üçüncü kişilerden zaten aldığı ve bunu davalıdan isteyebileceği,  bilirkişi heyeti tarafından ürünün piyasa değeri bulunmuştur. Ancak 3. Kişilerden alındığı şimdi davacının bu miktar yanında 954,04 ton bedeli vermek gerekip gerekmeyeceği üzerinde durulması gerektiği, taraflar arasındaki anlaşma var bu miktarı da içerecek kadar emtianın teslimi konusunda anlaşmışlar.Bu nedenle artık davacının bunu 3. Kişilerden alıp almadığı tartışılamaz. Davalı taahhüdünü yeri getirmemiştir. Teslim konusunda miktarın tamamı için farkı ödemelidir. Davacı bu farkı aldıktan sonra bakiye miktarı üçüncü kişilerden alıp almamakta serbesttir. Tüm dosya kapsamı ve bilirkişi raporları ile 400.759,18 TL alacak tespit ve kabul edilmiş olmakla, davanın kabulüne, 400.759,18 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurmak gerekmiştir...\"gerekçesi ile, ''1-DAVANIN KABULÜNE,400.759,18 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.   <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davanın belirsiz alacak davası olarak açılması bakımından itirazlarının ilk derece mahkemesince değerlendirilmediğini, Belirsiz alacak davası açılabilmesi için, dava açılacak miktarın ya da değerin tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesinin mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olması gerektiğini, açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamayacağını, çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacağını, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemeyeceğini, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulmasının kabul edilemez olduğunu, Somut uyuşmazlıkta davacı tarafından üçüncü kişiden 154,86 Ton ürün temin edildiği ve uğranılan zararın 73.000 TL olduğu belirtilerek davanın ikame edildiğini, 154,86 ton ürün bakımından uğranıldığı iddia edilen zararın miktarının net şekilde belirlenebildiğinin ortada olduğunu, öte yandan iddianın genişletilmesi kapsamında muvafakatleri bulunmayan ancak İlk Derece Mahkemesince itibar edilen davalı tarafından müvekkil tarafından satışı gereken ancak satılmayan ve üçüncü kişinden de temin edilmeyen 954,04 ton bakımından ise piyasa değerinin belli olduğu iddiası, yine dava değerinin belirlenebilir olduğunu ortaya koyduğunu, ürünün piyasa değerinin belli olduğunu iddia eden tarafın da tacir olduğu gözetildiğinde dava değerinin belirlenemediği savunmasına sığınmasının düşünülemeyeceğini, davanın yalnızca bu sebeple reddi gerektiğini, ancak İlk Derece Mahkemesi tarafından bu yöndeki itirazların yargılamanın hiçbir safhasında dikkate alınmadığını,Nitekim Yargıtay uygulamasının da belirsiz alacak davasının kısmi davaya çevrilemeyeceği bu itibarla usulden reddedilmesi gerektiği yönünde olduğunu,“Buradaki hukuki yarar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114’üncü maddesi gereğince dava şartı olup, sonradan hâkim tarafından verilecek süre ile davacı tarafından ya da Mahkemece re’sen belirsiz alacak davasının kısmi dava türüne tahvil edilmesi suretiyle tamamlanması mümkün olan bir dava şartı değildir. Bu nedenle belirtilen talep yönünden davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.” (Ek-1: Yarg. 9. HD., E. 2021/7853, K. 2021/11914, T. 15.9.2021)“Hülasa, yukarıda yapılan tüm bu açıklama ve tespit bağlamında; şartları bulunmadığından eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak ikâme olunamayacağı, Mahkemenin davayı kısmî alacak nitelendirmesinin isabetsiz olduğu ve halihazırdaki Dairemiz uygulamasına göre de davacı vekilince yapılan ıslahında dava türünü değiştirmeye etkili olamayacağının anlaşılması karşısında, davanın hukukî yarar şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek karar verilmesi yerinde olmamıştır. Salt bu nedenlerle de kararın bozulması gerekmiştir.” (Ek-2: Yarg. 9. HD., E. 2021/5121, K. 2021/9537, T. 25.5.2021)Taraflar arasında sözleşme kurulmadığını,Davacının dayandığı Teklif Formu incelendiğinde teklifin 13.11.2019 tarihine dek geçerli olduğunun belirtildiğini, ancak belirtilen tarihe dek müvekkiline teklifin kabul edildiğine dair dönüş yapılmadığınığ, bu itibarla taraflar arasında yazılı ve geçerli bir sözleşmenin varlığından, davalı tarafa sabit fiyat taahhüt edildiğinden söz edilemeyeceğini, Teklif Formunun müvekkili tarafından da imzalanmadığını, imzalanmamasının yanı sıra formlarda adı geçen kişinin de imzaya yetkili olmadığını,anılan husus da gözetildiğinde müvekkilinin karşı tarafa herhangi bir taahhütte bulunmadığının izahtan vareste olduğunu, ancak İlk Derece Mahkemesince hatalı şekilde müvekkiline bu yönde bir yükümlülük yüklendiğini ve karar verildiğini, oysa gerek imzalanmamış olması gerekse de adı geçen kişinin müvekkil adına yetkili olmadığı gözetilerek taraflar arasında sözleşmenin bulunmadığı yönünde karar verilmesi gerektiğini, Yargıtay kararları gözetildiğinde de ortada geçerli bir sözleşme bulunmadığından müvekkilinin zarardan sorumlu tutulamayacağının ortada olduğunu, “Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davalının sözleşmenin feshine dair protokolü ve davacının elinde bulunan 6.000 adet damacanın davalı tarafa satılacağını kabul ettiği, davalı tarafın bayilik sözleşmesindeki imzanın yetkili temsilcilerince atılmadığı savunmasında bulunduğu, sözleşme tarihinde sözleşmede imzası bulunan şahsın imza yetkilisi olmadığının anlaşıldığı, taraflar arasında düzenlenmiş bir sözleşme olmadığından, davalı tarafın bu sözleşmeden kaynaklı zararlardan sorumlu olmayacağı…” (Ek-3: Yarg. 11. HD., E. 2020/3602, K. 2021/426, T. 26.1.2021)İddianın genişletilmesine muvafakatleri bulunmamasına rağmen bu hususun ilk derece mahkemesi tarafından gözetilmediğini,Davacı tarafından dosyaya sunulan dava dilekçesi ve cevaba cevap dilekçesi incelendiğinde üçüncü kişilerden satın alınan ürün bedelinden kaynaklı zarar ile kar kaybının talep edildiğinin görüldüğünü ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu (“HMK”) m. 141/1 açık hükmüne rağmen dilekçeler teatisi tamamlandıktan çok sonra 09.10.2021 tarihinde dosyaya sunmuş olduğu dilekçe ile üçüncü kişilerden temin edilmeyen 954,04 ton ürün bakımından piyasa değerinin belirli olduğundan bu ürünler bakımından da hesaplama yapılmasını talep ettiğini, anılan talebin de iddianın genişletilmesi yasağı ihlal edilecek şekilde 03.11.2021 tarihinde İlk Derece Mahkemesince kabul edildiğini, bilirkişi heyetinin dahi anılan hususun dava dilekçesi ile talep edilmediğini ortaya koyduğunu ancak İlk Derece Mahkemesi tarafından dikkate alınmadığını,Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da iddianın genişletilmesinin cevaba cevap dilekçesinin verilmesi ile son bulduğunu ortaya koyduğunu:“Dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasında bu yasağın uygulanmaması ile daha uyuşmazlığın en başında, karşı tarafın açıklamasını, iddia ve savunmasını tam olarak görmeden, sağlıklı ve tam bir iddia ve savunma örgüsü kurmanın mümkün ve gerçekçi olmadığı gözetilerek; tarafların dilekçelerinde rahat, doğru ve sağlıklı bir iddia ve savunma bütünü oluşturmalarını sağlamak olduğu gibi, maddi ve hukukî nitelendirmeleri uyuşmazlığı çözecek doğrulukta ortaya koymaları amaçlanmaktadır. Şüphesiz ki bu imkân, sadece cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi ile söz konusudur. Bu iki dilekçeden sonra, hangi ad altında olursa olsun verilecek dilekçeler, sınırlama ve yasak kapsamında kabul edilmelidir.” (Ek-4: Yarg. Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2-2301, K. 2021/807, T. 22.6.2021)(1) (Değişik:22/7/2020-7251/15 md.) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez.<br>Gerek dosya kapsamı gerek güncel içtihat ışığında dava dilekçesi ve cevaba cevap dilekçesinde hiçbir şekilde dile getirilmeyen taleplerin dikkate alınarak karar verilmesinin son derece hatalı olup kararın sırf bu nedenle kaldırılması gerektiğini, Faiz başlangıç tarihinin hatalı olarak belirlendiğini,Temerrüt faizinin temerrüt tarihinden itibaren işlediğini, somut uyuşmazlıkta dava değerinin 14.01.2022 tarihinde arttırılarak harcın tamamlandığını, hiçbir şekilde alacağı kabul anlamına gelmemek kaydıyla temerrüt tarihinin 14.01.2022 olduğunun sabit olduğunu ancak İlk Derece Mahkemesince alacağa dava tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verilmesinin son derece hatalı olduğunu,“Davacı tarafından ... 1. Noterliği'nden davalılara keşide edilen 29 Eylül 2015 gün ve ... yevmiye numaralı ihtarnamede ödenmesi istenilen bir miktar miktar belirtilmemiş olup bu haldeki ifa talebi davalı borçluları temerrüde temerrüde düşürecek nitelikte olmadığından, dava dilekçesinde talep edilen 10.000,00 TL'lik kısma dava tarihinden, ıslahla artırılan 82.128,00 TL'ye de harcın yatırıldığı 26.01.2018 tarihinden faiz yürütülmesi gerekirken alacağın tamamına ilk derece mahkemesince temerrüde esas teşkil etmeyen ihtarnamenin keşide tarihinden, bölge adliye mahkemesince ise ihtarla verilen sürenin bitim tarihinden itibaren faiz uygulanması doğru olmamıştır.” (Ek-5: Yarg. 15. HD., E. 2018/3653, K. 2019/3744, T. 2.10.2019) İstinaf talebinin kabulü ile, İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/524 E., 2022/659 K., 13.11.2022 tarihli kararın kaldırılmasına, tüm yargılama giderleri ile avukatlık ücretlerinin de davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; taraflar arasında akdedilen 13/11/2019 tarihli sodyum lignosulfonat sıvı tedariki sözleşmesi kapsamında davalının edimini ifa etmediği iddiası ile sözleşme konusu ürünün başka tedarikçiden daha fazla bedel ile alınması sebebiyle uğranılan zararın davalıdan tahsili talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davalı vekili istinaf sebebi olarak, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını ve davanın hukuki yarar eksikliği sebebiyle dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, teklif formunda belirtilen tarihe kadar davalıya dönüş yapılmadığını ve davalı tarafından sözleşmesinin imzalanmadığını, teklif formunu sunan çalışanın davalının yetkilisi olmadığını, bu sebeple taraflar arasında tedarik sözleşmesi kurulmadığını, iddianın genişletilmesi yasağına aykırı davranılarak muvafakatleri olmamasına rağmen davacı tarafından üçüncü kişilerden tedarik edilmeyen ürünlere ilişkin soyut zararında hüküm altına alındığını, faiz başlangıç tarihinin yanlış belirlendiğini ve ilk derece mahkemesi tarafından bu hususlar dikkate alınmaksızın verilen hükmün usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.6100 Sayılı HMK'nın 107/1 maddesine göre davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. Yine HMK'nın 109/1 maddesine göre talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olduğu durumlarda sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. Davacı tarafından  taraflar arasında akdedilen 13/11/2019 tarihli sodyum lignosulfonat sıvı tedariki sözleşmesi kapsamında davalının edimini ifa etmediği iddiası ile sözleşme konusu ürünün başka tedarikçiden daha fazla bedel ile alınması sebebiyle uğranılan zararın talep edildiği, taraflar arasında yapılan anlaşmada belirlenen ürün bedeli ile davacının üçüncü kişilerden aldığı ürün bedelinin belirli olması sebebiyle söz konusu zarar miktarının dava tarihi itibariyle belirlenebilir nitelikte olduğu, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı, bu sebeple Mahkemece davanın kısmi dava olarak kabulüne ilişkin ara karar kurulmak suretiyle yargılamaya kısmi dava olarak devam edilmesi gerekirken belirsiz alacak davası olarak devam edilmesi ve ıslah edilen kısma ilişkin dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi yerinde olmamış ve davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi haklı ise de, bu husus sonuca etkili olmadığından kaldırma sebebi yapılmamıştır.Somut uyuşmazlıkta; davacı tarafından dosyaya sunulan davalı tarafından hazırlanan 13/11/2019 tarihli iki adet teklif formunda müşteri kısmında imzanın bulunduğu, teklif formunun ve imzanın davacı tarafından inkar edilmediği, söz konusu teklif formlarında belirlenen miktar ve bedelde davalı tarafından davacıya 1 yıl içerisinde sodyum lignosulfonat sıvı tedarikinin sağlanacağının taahhüt edildiği, söz konusu teklifin 13/11/2019 tarihine kadar geçerli olacağının ve teklif formunun imzalandıktan sonra satış sözleşmesi yerine geçeceğinin belirtildiği, davalı tarafından yapılan teklifin davacı tarafından kabul edildiği, davalı tarafından teklif formunun imzalanarak kendilerine gönderilmediği, yetkilileri tarafından imzalanmadığı ve sözleşmenin kurulmadığı ileri sürülmüş ise de, bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere bu teklif formlarına göre davalı tarafından davacıya 1.391,10 ton ürün teslim edildiğinin ve davacı tarafından bedelinin ödendiği, bu durumda taraflar arasında sözleşmenin kurulduğu ve davalı tarafından sözleşmenin kurulmadığının ileri sürülmesinin TMK'nın 2 maddesi uyarınca dürüstlük kurallarına aykırı olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.6100 Sayılı HMK'nıın 141 maddesine göre Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır. Davacı vekili tarafından dava dilekçesinde ve cevaba cevap dilekçesinde müspet zarar adı altında taraflar arasında akdedilen 13/11/2019 tarihli sodyum lignosulfonat sıvı tedariki sözleşmesi kapsamında davalının edimini ifa etmediği iddiası ile sözleşme konusu ürünün başka tedarikçiden daha fazla bedel ile alınması sebebiyle uğranılan zararın tahsili talep edildiği, yine dilekçe içeriğinde davalı tarafından sözleşmenin ifa edilmemesi sebebiyle kendisinin 3. şahıs ve şirketlerle yapmış olduğu anlaşmaların iptal edilmesi sebebiyle zarara uğradığının iddia edildiği, ancak buna ilişkin somut  açıklama yapılmadığı gibi delil gösterilmediği, yine davacının ürünü bir süre temin edememiş olması sebebiyle kar kaybı olarak nitelediği aslında ilk talebi ile aynı olarak açıkladığı alacaklının aynı mal veya hizmeti başka bir kaynaktan temin etmesi sebebiyle uğradığı kazanç kaybı, ayrıca yine müspet zarar olarak nitelediği aslında menfi zarar olan borç hiç veya gereği gibi ifa edilmeyen sözleşmeyi ikame etmek üzere başka bir sözleşme kurmak amacıyla yaptığı masraflar olduğunun belirtildiği, ancak somut açıklama ve delil gösterilmediği, söz konusu dilekçelerinde TBK'nın 213/3 maddesi uyarınca soyut zararın talep edilmediği, söz konusu zararın ilk defa 09/10/2021 tarihli bilirkişi raporuna beyan ve itiraz dilekçesinde belirtildiği ve bu maddeye göre ek rapor talebinde bulunduğu görülmüş olup, davacı tarafından ıslah dilekçesi verilmemesine ve davalı tarafından açıkça muvafakat edilmemesine, hatta itiraz edilmesine rağmen Mahkemece iddianın genişletilmesi yasağına aykırı olarak soyut zararında hüküm altına alınması usul ve yasaya aykırı olmuş ve davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmüştür.Sonuç olarak; davalının istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nun 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dairemizce aşağıdaki şekilde yeniden hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davalının istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ İLE,İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 12/10/2022 tarih ve 2020/524 Esas-2022/659 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle, <br>2-Davanın KISMEN KABULÜ İLE, -49.329,01 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,<br>İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:3-Dairemiz karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu uyarınca kabul edilen miktar üzerinden alınması gereken 3.369,66-TL karar harcının, davacı tarafından peşin olarak yatırılan 1.246,66-TL harç ve ıslah harcı olarak yatırılan 5.600,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 3.477,00-TL harcın kararın kesinleşmesine müteakiben ve talep halinde davacıya iadesine, 4-Davacı tarafından yatırılan 54,40 TL başvurma harcı ve 3.369,66 TL karar ve ilam harcı olmak üzere toplam 3.424,06‬ TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, <br>5-Davacı tarafından yargılama sırasında sarf edildiği anlaşılan 3.152,50-TL yargılama giderinin davanın kabul ve ret oranın göre hesap olunan 387,75 TL'sinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına, 6-Davalı tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7-Davacı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca kabul edilen miktar ve tarifenin 13/2 maddesi dikkate alınarak takdir edilen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 9-Davalı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca reddedilen miktar ve tarifenin 13/3 maddesi dikkate alınarak takdir edilen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,10-Kullanılmayan gider avansı bulunması halinde kararın kesinleşmesine müteakiben yatıran tarafa iadesine, <br>İSTİNAF YÖNÜNDEN: 11-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 12-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde iadesine, 13-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve 66,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 286,70 TL nin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 14-Kullanılmayan gider avansı bulunması halinde kararın kesinleşmesine müteakiben yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 26/06/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kabul edilen kısım yönünden kesin, reddedilen kısım yönünden Yargıtaya temyiz yasa yolu açık olarak oy birliği ile  karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0cc7c7c2ec75c686","SID":"26542c458767793e"}}