{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/2317 Esas<br>KARAR NO:2025/1107 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO:2021/176 Esas - 2022/612 Karar<br>TARİHİ:12/10/2022<br>DAVA:Ticari Şirket (Şirkete Özel Denetçi Tayin Edilmesi)<br>KARAR TARİHİ:26/06/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ...'un Yeni ... A.Ş.nin (İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2016/4512 sayılı kararıyla siz muhataba devredilen) hali hazırda %28 hisse oranıyla en büyük hissedarı durumunda olduğunu, müvekkilinin sağlık sorunları sebebiyle tedavi için uzun süredir yurt dışında olduğundan 2014 yılından ibaret neredeyse hiçbir genel kurula ve yönetim  kurulu toplantısına iştirak edemediğini, kararlara da imza koymadığını, müvekkilinin yokluğuna kendisinin ve en büyük hissedar olarak ortağı olduğu şirketin aleyhine olacak şekilde diğer hissedarlar tarafından usulsüz kararlar alındığı-yasal olmayan faaliyetlere girişildiğinin tespit edilmesi üzerine firmanın diğer hissedarları aleyhine hukuki mücadeleye girişildiğini, bu süreçte, Yeni ... A.Ş.nin diğer ortaklarının usulsüz biçimde toplantı tutanakları düzenlediğini, sahte imzalarla genel kurul kararı aldıkları ve sanki müvekkili varmış gibi onu da hukuki sorumluluk altına sokacak iş ve işlemlere imza koydukları tespit edilmiş olup bütün bu hususlar yargısal sürece konu edildiğini, mahkemelerce müvekkili lehine kararlar verildiğini, Yeni... A.Ş.nin bu dönemde genel kurul yaptığı ve sanki toplantılarda müvekkilinin varmış gibi karar aldığının müvekkillerince bilindiğini, bahse konu genel kurul kararlarının bir kısmının yok hükmünde olduğunun tespiti ile ilgili olarak da yargılama sürecinin yürütüldüğünü, müvekkili lehine kararların da temin edildiğini, işbu davanın davalısına Beyoğlu 20. Noterliğinin ...yevmiye numaralı ve 28.01.2021 tarihli ihtarnamesi ile müvekkilinin pay sahipliğinden doğan hakların kullanımı için gerekli davaların ikame edileceği, öncesinde bilgi alma ve inceleme hakkının tesisi için gerekli hazırların yapılması ve belgelerin hazır edilmesinin ihtar edilmiş ise de bu hususta davalı tarafça herhangi bir aksiyon alınmadığını, müvekkilinin yasal haklarının temininin mümkün olmadığını, bu sebeple, işbu bilgi alma ve inceleme hakkı davasının açılması zarureti hasıl olduğunu, müvekkilinin dava ikamesi dışında bilgi alma, soru yöneltme ve inceleme hakkını kullanabileceği olağan ve olağanüstü genel kurullardan  da haberi bulunmadığını, genel kurullar aracılığı ile bilgi alma hakkının da mümkün olmadığını, nitekim, bu hakkın bizzat tesis edilememesi nedeniyle İstanbul Anadolu 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/116 E. sayılı dosyası ile bilgi alma ve inceleme davası ikame edildiğini ve fakat davanın aktif husumet yokluğundan reddine karar verildiğini, müvekkilinin % 28 oranında en büyük hissedarı olduğu Yeni ... A.Ş. nin  işletme devri olacak şekilde bütün hisselerinin satışı için 24.03.2021 tarihinde ihale yapılacağı ilan edilmiş olup bu satışın durdurulması/iptali istemiyle İstanbul 14. İdare Mahkemesi'nin 2021/254 esas sayılı dosyası ile açılan davanın halen derdest olduğunu, usulsüz biçimde satış aşamasına getirildiği anlaşılan muhatap şirketin en büyük hissedarının yok sayılmasının mümkün olmadığını, yine usulsüz/kanunsuz/keyfi tavırla satış aşamasına getirildiği ifade edilen muhatap şirketin Beyoğlu 20. Noterliği nin 28 Ocak 2021  tarih ve  ... yevmiye  numaralı ihtarnamesi ile talep ettikleri bilgilere sahip olduğunu ve fakat bu bilgi ve belgeleri özellikle kendileri tarafından sakladığı sonucuna ulaşmanın da yanlış olmayacağını, pay sahiplerinin özel denetçi tayini taleplerini ileri sürerken zarara uğradıklarının kesin kanıtlarla ispatlamasına gerek olmadığını, yaklaşık ispat koşulunun yerine getirilmesi yeterli kabul edildiğini, ikna edici bir şekilde ortaya koymalarının yeterli olduğunu, davalı şirketin TMSF tarafından işletme devri niteliği sağlayacak şekilde satışını gerektiren işlemlerin incelenmesi konusunda şirkete özel denetçi tayini talep edilmesi zorunluluğunun hasıl olduğunu, davalı şirketin 24.03.2021 tarihinde satışının gerçekleşeceği Yönetim Kayyumu TMSF tarafından ilan edildiğinden, öncelikle işbu davada özel denetçi tarafından bir ön rapor temin edilinceye kadar satış işleminin ihtiyati tedbiren durdurulmasına, 6102 sayılı TTK'nın 438. ve 439. Maddeleri kapsamında davalı şirketin TMSF tarafından işletme devri niteliği sağlayacak şekilde satışını gerektiren işlemlerin incelenmesi için özel denetçi tayin edilmesine, öncelikle ön rapor temin edilmesine ve raporun incelenmesi ve aydınlatılması istenen hususların özel denetçiye beyan edilmesi sonrasında nihai raporun temin edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ''Vekaletnamenin ibrazı'' başlıklı 76. maddesinin 1. fıkrasında; \"Avukat, açtığı veya takip ettiği dava ve işlerde, noter tarafından onaylanan ya da  düzenlenen vekâletname aslını veya avukat tarafından onaylanmış aslına uygun  örneğini,  dava  yahut  takip dosyasına konulmak üzere ibraz etmek zorundadır.\" hükmüne, aynı Kanun'un ''Vekaletnamesiz dava açılması ve işlem yapılması'' başlıklı 77. maddesinin 1. fıkrasında ise; \"Vekâletnamesinin aslını veya onaylı örneğini vermeyen avukat, dava açamaz ve yargılamayla ilgili hiçbir işlem yapılamayacağını, gecikmesinde zarar doğabilecek hâllerde mahkeme, vereceği  kesin  süre  içinde  vekâletnamesini getirmek koşuluyla avukatın dava açmasına veya usul işlemlerini yapmasına izin  verebileceğini, bu süre içinde vekâletname verilmez veya asıl taraf yapılan işlemleri kabul ettiğini dilekçeyle mahkemeye bildirmez ise dava açılmamış veya gerçekleştirilen işlemler yapılmamış  sayılır.\"  hükmüne  yer verildiğini, 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 60. maddesinin 4. fıkrasında; bu  Kanun'a uygun olarak dışarıda yazılıp getirilen kâğıtların üzerindeki imza, mühür veya herhangi bir işareti veya tarihi onaylamanın noterlerin görevi olduğunu, 191. maddesinde; yabancı memleketlerde noterlik işlerinin, konsoloslar tarafından görüleceği, 195. maddesinde ise; yabancı memleketlerde usûlü uyarınca yapılan noterlik işlemlerinin altındaki o memleketin yetkili mercinin imza ve mührünün konsolos tarafından onanacağı ve özel kanun hükümlerinin saklı olduğu kurala bağlandığını, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin \"Dışişleri Bakanlığı\" başlıklı dördüncü bölümünün \"Yurtdışı teşkilatı\" başlıklı 159. maddesinde; \"(1) Bakanlık yurtdışı teşkilatı kurmaya yetkilidir. (2) Bakanlığın yurtdışı teşkilatı; büyükelçilikler,  daimi  temsilcilikler, başkonsolosluklar, büyükelçilik konsolosluk şubeleri ile fahri başkonsolosluk ve fahri konsolosluklardan oluşur... (5) Başkonsolosluk niteliğindeki konsolosluk temsilciliklerinin görevleri şunlardır: a) Görev çevreleri dahilinde, Türkiye Cumhuriyetinin menfaatlerini korumak ve geliştirmek, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ve uyrukluğunu taşıyan tüzel kişilere  yönelik  konsolosluk işlemlerini yürütmek ve konsolosluk himayesi sağlamak. b) Yabancılara yönelik vize işlemlerini  yürütmek ve vize ita etmek. c) 1963 tarihli Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana  Sözleşmesinde sayılan diğer görevleri ifa etmek. (6) Büyükelçilikler bünyesindeki konsolosluk şubelerinin görevleri şunlardır: a) Büyükelçiliğin bulunduğu ve akredite edildiği ülke genelinde ya da bu ülkedeki belli bir görev çevresi dahilinde, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ve uyrukluğunu  taşıyan  tüzelkişilere yönelik konsolosluk işlemlerini yürütmek ve konsolosluk himayesi sağlamak, b)  Yabancılara  yönelik vize işlemlerini yürütmek ve vize ita etmek, c) 1963 tarihli Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesinde sayılan diğer görevleri ifa etmek. ç) Büyükelçilik tarafından  verilen  diğer  görevleri yerine getirmek.\" hükmü yer almaktadır. Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana  Sözleşmesi'nin  5.  maddesinde  konsoloslukların görevleri düzenlenmiş, anılan maddenin (f) bendinde, noter ve kişi hâlleri memuru  sıfatıyla  hareket etmek ve benzeri görevleri ve kabul eden Devletin kanun  ve düzenlemelerine  aykırı olmadığı ölçüde bazı idari mahiyetteki görevleri yapmak konsolosluk görevleri arasında sayıldığını, izah olunan mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden; bu hükümlerin, konsolosa noter sıfatı ile hareket edebilme, yabancı memleketlerde usûlü uyarınca yapılan noterlik işlemlerinin altındaki o memleketin yetkili mercinin imza ve mührünü onaylayabilme görevleri verdiği anlaşıldığını, davanın, davacı ... adına Av. ... tarafından UYAP'tan e-imzalı dilekçe ile açıldığını, ancak Av. ...'ın vekil tayin edildiğine dair vekaletnameye bakıldığında; söz konusu vekaletnamenin Atina Noterliği'nce düzenlendiğini, vekaletnamenin bir örneği ile Türkçe tercümesinin dava dosyasına sunulduğu, vekaletnamede yabancı ülke noter mührünün olduğunu, ancak konsolosluk tarafından herhangi bir onay işleminin bulunmadığının anlaşıldığını, davacı tarafın  usulüne uygun şekilde konsolosluk tarafından onaylanmış veya düzenlenmiş vekaletname olmadan  ikame etmiş olduğu davanın açılmamış sayılmasına  karar verilmesini, müvekkili şirkete ... iltisakı nedeni ile kayyım atandığını ve devamla kayyımlar yetkilerini TMSF'ye devrettiğini, müvekkili şirket, TMSF tarafından atanan Yönetim Kurulu eliyle yönetilmekte olup  tüm ortaklık paylarının idare yetkisine sahip olduğunu, davacı tarafın iş bu hususa  muttali olduğunu, buna rağmen davacı tarafın, müvekkili şirketin KHK'lar ve 6758 sa. kanundan doğan özel durumunu ve TMSF yönetiminde olmasını  bilmesine rağmen, dava dilekçesinde bu hususların izahından kaçındığını, bu durumun mahkemenin müvekkili şirketin ortaklık payı ve yönetim organı yetkilerinin tümüyle TMSF'de olduğu hususunun eksik değerlendirilmesine yol açabileceğini,İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu'sunun ... Sor. No'lu dosyasından, 13.10.2020 tarihinde yazılan yazıya istinaden,  İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği 2020/4598 D.iş sayılı dosyasında verilen 14.10.2020 tarihli ara karar ile; (Soruşturmada verilen gizlilik kararı gereğince mahkeme veya TMSF'den celbi gerekmektedir); davacı taraf,... Örgütüne yönelik soruşturmada  şüpheli sıfatıyla yer almaktadır. konu dosyada TCK 133. md. gereğince şirketin yönetim organının yetkileri ile birlikte ortaklık payları veya menkul kıymetler idare yetkilerinin tamamı TMSF'ye verildiğini, bu kapsamda davacı tarafın müvekkili şirket ortaklık payına ilişkin hiçbir yetkisinin bulunmamakta olup davanın husumet yokluğundan reddi gerektiğini, müvekkili şirket'e ... soruşturması kapsamında kayyım atanmış olup devamla kayyımların yetkisi TMSF'ye devredildiğini, müvekkili şirket yönetimine, CMK 133. maddesi uyarınca ...Örgütü Soruşturması kapsamında, İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hakimliği’nin 18/08/2016 tarih ve 2016/3802 D.iş sayılı dosyasından verilen karar ile kayyım atanmasına karar verildiğini ve devamla Resmi Gazete’nin 01.09.2016 tarihli ve 29818 sayılı 2. mükerrer nüshasında yayımlanan 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (ilga 6758 sayılı Kanun) 19.maddesi uyarınca kayyumların yetkisinin sonlandırılarak, tüm yetkilerin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devrine karar verildiğini, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu İştirakler ve Gayrimenkuller Daire Başkanlığı’nın 23.11.2016 tarih ve 81514179-100-E. 17013 sayılı yazısı ile müvekkil firma yönetim yetkisi TMSF’ye devredildiğini ve işbu husus Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlandığını, bu durumda  ilgili KHK, kanun  ve kararlar ile müvekkili firmanın, tüzel kişiliğinn devam ettirilerek ancak T.T.K' da öngörülen şirket  genel kurul ve denetçilerine tabi olmadan  TMSF tarafından atanan Yönetim Kurulu eliyle  yönetilmeye başlandığını, müvekkili şirket yönetimine, ...örgütü soruşturması kapsamında, kayyım atandığını ve devamla kayyımların yetkisi sonlandırılarak, tüm yetkilerin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devrine karar verildiğini, 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 19/9. maddesinin “Kayyumluk Yetkisinin Devri ve Tasfiye” başlığı altında “Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyımlık görevini yürüttüğü şirketlerin genel kurullarının yetkileri, 6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU HÜKÜMLERİNE TABİ OLUNMAKSIZIN Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun ilişkili olduğu Bakan tarafından kullanılabilir.” ve 19/10. maddesi \"Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun ilişkili olduğu Bakan, bu madde kapsamındaki yetkilerini kısmen veya tamamen Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Başkanına veya Fon Kuruluna devredebilir. hükmünü getirdiğini, müvekkili şirkete, 15 Temmuz hain darbe teşebbüsünden sonra kayyım atandığını, devamla kayyımların yetkisi TMSF'ye devredilmiş ve Şirketin Yönetim Kurulu, TMSF tarafından oluşturulmuş ve Fon Kurulu’nun ve Başbakan Yardımcılığı makamının muhtelif kararlarıyla Yönetim Kurulu üyeliklerine atamalar yapıldığını, müvekkili şirketin, tüzel kişiliğini devam ettirmek sureti ile 6758 Sa. Kanunun 19/3 md. belirtildiği üzere \"Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun gözetiminde, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun ilişkili olduğu Bakanın atadığı yöneticiler tarafından ticari teamüllere uygun olarak ve basiretli tüccar gibi\" yönetildiğini, ülkemizde yaşanan 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra ...örgütü soruşturması kapsamında müvekkili şirkete kayyım atandığını ve devamla şirketlerin tüzel kişiliğinin korunarak TMSF eliyle yönetilmeye başlandığını, özel kanun hükümleri kapsamında TMSF’nin kayyım olarak atandığı müvekkili şirket, Türk Ticaret Kanunun aleyhe olan yahut kısıtlayıcı hükümleri uygulanmaksızın ve şirket genel kurul yetkilerine tabi olmaksızın TMSF eliyle yönetildiğini,  davacı tarafın iddiaları tamamen mesnetsiz olup davanın reddini gerektirdiğini, davacı tarafın dava dilekçesinde müvekkilinin genel kurul aracılığı ile bilgi alma hakkı olduğunu ve müsadereye yönelik yargı kararı olmadığını iddia ettiğini, oysaki müvekkili şirket yönetimine, CMK 133. maddesi uyarınca ... örgütü soruşturması kapsamında, kayyım atanmasına karar verildiğini, devamla kayyumların yetkisi sonlandırılarak, tüm yetkilerin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devrine karar verildiğini,  bu nedenle müvekkili şirket yönetimi tamamen TMSF eliyle atanan yönetim kurulu tarafından sürdürüldüğünü, yine 17.01.2017 tarih ve  29951 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan, 10/11/2016 tarihli  6758 sa. kanunun 19. maddesinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslara ilişkin Tebliğ'in  6. maddesine göre \"Şirket, hak ve menfaatleri gözetilerek ticari teamüllere uygun bir şekilde basiretli bir tacir gibi yönetilir. Şirketin iktisadi faaliyetlerini sürdürmesi, üretim ve istihdama katkı sağlaması esastır.\" hükmü kapsamında müvekkil şirket yönetiminin tümüyle TMSF yetkisinde olup yine aynı tebliğin 8. ve 9. Maddesi kapsamında satış veya tasfiye yetkisinin tamamen TMSF'de olduğu açık olduğunu ileri sürerek kanun hükümleri kapsamında yönetim, satış, tasfiye vb. tüm yönetim yetkileri TMSF ve onun tarafından atanan yönetim kurulunun elinde bulunan ve T.T.K.'nın kısıtlayıcı hükümlerine tabi olmadan yönetilen müvekkil şirket yönetimine denetçi atanması talebi kanuna aykırı olduğunu,  bu nedenle davacı tarafın taleplerinin yasal dayanağı olmamakla birlikte özel kanun hükümleri gereği müvekkil şirketin genel kurul organı dahi bulunmadığını, davacı tarafın  taleplerinin,  müvekkili şirketin tabi olduğu özel kanun hükümleri kapsamında reddi gerektiğini, müvekkili şirket yönetim kurulunun oluşum amacı, kayyım yetkisi ile kamu tarafından el konulan şirketin, TMSF eliyle oluşturulan yönetim kurulunca yönetilmesi olduğunu, bu bağlamda müvekkili şirketin; olağan uygulamalar ve T.T.K.'nın kısıtlayıcı ve aleyhe hükümleri kapsamında değerlendirilemeyeceği açık olup, genel kurul, paydaş ve T.T.K. bağlamında denetim organı bulunmayan  müvekkil şirket yönetim kurulunun, şirketin yönetsel süreç ve kararlarında tam yetkili şekilde hareket serbestisine sahip olduğu tartışmasız olduğunu, bu kapsamda davacı tarafın tüm talepleri haksız ve hukuki mesnetten yoksun olup davanın reddine, davacının haksız ve mesnetsiz davasının ve ihtiyati tedbir talebinin reddi ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 12/10/2022 tarih ve 2021/176 Esas - 2022/612 Karar sayılı kararında;\"Dava, davacının ortağı bulunduğu Yeni ... A.Ş.ye,  6102 sayılı TTK.nın 438 ve 439. Maddeleri kapsamında özel denetçi atanmasına ilişkindir. ...“MADDE 438- (1) Her pay sahibi, pay sahipliği haklarının kullanılabilmesi için gerekli olduğu takdirde ve bilgi alma veya inceleme hakkı daha önce kullanılmışsa, belirli olayların özel bir denetimle açıklığa kavuşturulmasını, gündemde yer almasa bile genel kuruldan isteyebilir.”Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, özel denetçi atanması talebi anonim şirketlerde genel kurulda kullanılabilecek pay sahipliği haklarından olup, pay sahibinin bu hakkını kullanabilmesi için öncelikle bilgi alma veya inceleme hakkını kullanmış olması şarttır.Bilgi alma ve inceleme hakkı pay sahipliği hakları, TTK m. 437'de değişik yönleri ile düzenlenmiştir;<br>\"MADDE 437 (1): Finansal tablolar, konsolide finansal tablolar, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, denetleme raporları ve yönetim kurulunun kar dağıtım önerisi, genel kurulun toplantısından en az 15 gün önce, şirketin merkez ve şubelerinde, pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurur. Bunlardan finansal tablolar ve konsolide tablolar 1 yıl süreyle merkezde ve şubelerde pay sahiplerinin bilgi edinmelerine açık tutulur. Her pay sahibi, gideri şirkete ait olmak üzere gelir tablosu ile bilançonun bir suretini isteyebilir.(2) Pay sahibi genel kurulda, yönetim kurulundan, şirketin işleri; denetçilerden denetimin yapılma şekli ve sonuçları hakkında bilgi isteyebilir. Bilgi verme yükümü, 200 üncü madde çerçevesinde şirketin bağlı şirketlerini de kapsar. Verilecek bilgiler, hesap verme ve dürüstlük ilkeleri bakımından özenli ve gerçeğe uygun olmalıdır. Pay sahiplerinden herhangi biriAe bu sıfatı dolayısıyla genel kurul dışında bir konuda bilgi verilmişse, diğer bir pay sahibinin istemde bulunması üzerine, aynı bilgi, gündemle ilgili olmasa da aynı kapsam ve ayrıntıda verilir. Bu hâlde yönetim kurulu bu maddenin üçüncü fıkrasına dayanamaz.(3) Bilgi verilmesi, sadece, istenilen bilgi verildiği takdirde şirket sırlarının açıklanacağı veya korunması gereken diğer şirket menfaatlerinin tehlikeye girebileceği gerekçesi ile reddedilebilir.(4) Şirketin ticari defterleri ile yazışmalarının, pay sahibinin sorusunu ilgilendiren kısımlarının incelenebilmesi için genel kurulun açık izni veya yönetim kurulunun bu husustaki kararı gerekir. İzin alındığı takdirde inceleme bir uzman aracılığıyla da yapılabilir.(5) Bilgi alma veya inceleme istemleri cevapsız bırakılan, haksız olarak reddedilen, ertelenen ve bu fıkra anlamında bilgi alamayan pay sahibi, reddi izleyen on gün içinde, diğer hâllerde de makul bir süre sonra şirketin merkezinin bulunduğu asliye ticaret mahkemesine başvurabilir. Başvuru basit yargılama usulüne göre incelenir. Mahkeme kararı, bilginin genel kurul dışında verilmesi talimatını ve bunun şeklini de içerebilir. Mahkeme kararı kesindir.(6) Bilgi alma ve inceleme hakkı, esas sözleşmeyle ve şirket organlarından birinin kararıyla kaldırılamaz ve sınırlandırılamaz.”Bu düzenlemeye göre pay sahibi bilgi alma ve inceleme hakkını genel kurul toplantısında şirket yöneticilerinden ve denetçilerden bilgi talep ederek, genel kurul izni veya yönetim kurulu kararı ile şirketin ticari defterleri ve yazışmalarını inceleyerek kullanacak, bilgi alma ve inceleme talebinin cevapsız bırakılması, haksız olarak reddedilmesi, ertelenmesi durumunda bilgi alamayan pay sahibi mahkemeye müracaat edebilecektir. Bilgi alma ve inceleme hakkının bu çerçevede kullanılmasından sonradır ki, pay sahibi TTK m. 438 vd hükümleri çerçevesinde özel denetçi atanması talebinde bulunabilecektir.Özel denetim isteme hakkını düzenleyen TTK m. 438 hükmüne göre pay sahibinin bu talebini öncelikle genel kurulda talep etmesi gerekmektedir. Genel kurulun bu talebi onaylayıp onaylamamasına göre ise TTK m. 438/2 veya TTK m. 439 hükümleri çerçevesinde mahkemeye müracaat ile özel de-netçi atanmasını talep etme hakkı doğacaktır. Genel kurulun özel denetçi atanması talebi ile ilgili vereceği karara göre, pay sahibinin mahkemeye müracaat süresi de her iki hükümde farklı düzenlenmiştir. Genel kurul talebi onaylarsa otuz gün içinde mahkemeye müracaat edilmesi gerekir. Genel kurulun özel denetim istemini reddetmesi durumunda ise azınlık sıfatına sahip pay sahipleri veya paylarının itibari değeri toplamı en az birmilyon TL olan pay sahipleri üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinden özel denetçi atamasını isteyebilirler. Şu halde TTK m. 438 uyarınca pay sahibinin mahkeme aracılığı ile özel denetçi atanması talebinde bulunabilmesi için, öncelikle genel kurulda özel denetçi atanmasını istemesi gerekmekte, genel kurulda bu yönde bir talepte bulunmadan mahkemeye müracaatla özel denetçi atanmasını isteme imkanı bulunmamaktadır.Mahkememize sunulan 28/08/2022 tarihli bilirkişi raporunda özetle;Davacının davalı şirkette pay sahibi sıfatına sahip olduğu, mahkeme aracılığı ile özel denetçi atanmasının talep edilebilmesi için bu talebin öncelikle genel kurulda ileri sürülmesinin gerektiği, genel kurulun vereceği kabul veya red kararına göre mahkemeye müracaat edebilecek kişilerin ve müracaat sürelerinin değişeceği, somut uyuşmazlıkta davacı tarafça  özel denetçi atanması talebinin genel kurulda ileri sürülmediği,bu sebeple mahkeme aracılığı ile özel denetçi atanması talebinde bulunma imkanının da bulunmadığı yönünde  rapor ibraz etmiş, bilirkişi raporu denetime ve dosya kapsamına uygun, hüküm kurmaya elverişli görülmüştür.Sonuç olarak bilirkişi raporu, ticari şirket defter ve kayıtları, genel kurul tutanakları ve ticari sicil kayıtları birlikte değerlendirildiğinde, davacının özel denetçi atanması talebinin yukarıda açıklandığı üzere öncelikle genel kurulda ileri sürülmesi gerekirken bu talebin genel kurulda yapılmadığı, bu nedenle mahkeme aracılığıyla özel denetçi atanması talep şartlarının oluşmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur...\"gerekçesi ile, '1)Kanıtlanamayan davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Beyoğlu 23. Noterliği vasıtasıylı yönetim kurulunun toplanması taleplerinin cevapsız bırakıldığını, TTK 412 maddesinde belirtilen tüm şartların gerçekleştiğini, müvekkilin Yeni ... A.Ş'nin %28 oranıyla hissedarı konumuda olduğunu, anonim şirketin amacının kar elde edip bu karı pay sahipleri arasında paylaştırmak olduğunu, şirket tarafından sağlanan karın sadece bir başarı göstergesi olmadığını, aynı zamanda şirket faaliyetlerinin sürekliliği için zorunlu olduğunu, muhatapların yönetim kurulu üyeliğini gerçekleştirdiği Yeni ... A.Ş'nin genel kurulu tarafından bu tarihe kadar kar payı dağıtımı yönünde herhangi bir genel kurul kararının alınmadığını, kar dağıtımı konusunda münhaır yetkili olan genel kurulun ise kar dağıtımı yapılması teklifinde bulunma yetkisinin de yönetim kurulunda olduğunu, hal böyleyken müvekkil keşidecinin yönetim kuruluna başvurma zorunluluğunun hasıl olduğunu, Beyoğlu 23. Noterliğinin 10/05/2021 ve ... yevmiye numarası ile başvuru yapılmış olduğunu, yönetim kurulunun başvuruyu yanıtsız bıraktığını, söz konusu ihtarname cevapsız bırakıldığından 7 gün içerisinde İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesinde olağanüstü genel kurul istemli dava açıldığını ve davanın halen derdest olduğunu, İlk derece mahkemesi kararındaki gerekçenin hukuka aykırı olduğunu, müvekkil davacının işbu mahkemede görülmekte olan davayı ikame etmesinin zorunlu hale geldiğini, zira müvekkilin dava ikamesi dışında bilgi alma, soru yöneltme ve inceleme hakkını kullanabileceği olağan ve olağanüstü genel kurullardanda haberinin bulunmadığını, dolayısıyla genel kurullar aracılığı ile bilgi alma hakkının da mümkün olmadığını, sonuç olarak genel kurulun toplanmadığını ve toplanması için tüm hukuki başvuruların yapıldığını, bu nedenle söz konusu kararın kaldırılması gerektiğini,...'un sağlık sorunları sebebiyle tedavi için uzun süredir yurt dışında olduğundan 2014 yılından ibaret neredeyse hiçbir genel kurula ve yönetim kurulu toplantısına iştirak etmediğini ve kararlara da imza koymadığını, müvekkil ...'un Yeni ... A.Ş'nin hali hazırda %28 hisse oranıyla en büyük hissedarı konumunda olduğunu, müvekkilin yokluğunda kendisinin ve ne büyük hissedar olarak ortağı olduğu şirketin aleyhine olacak diğer hissedarlar tarafından usulsüz kararlar alındığı ve yasal olmayan faaliyetlere girişildiğinin tespit edilmesi üzerine firmanın diğer hissedarları aleyhine hukuki mücadeleye girişildiğini, bu süreçte Yeni ... A.Ş'nin diğer ortalklarının usulsüz biçimde toplantı tutanakları düzenlediği, sahte imzalarla genel kurul kararı aldıkları ve sanki müvekkil varmış gibi onu da hukuki sorumluluk altına sokacak iş ve işlemlere imza koyduklarının tespit edildiğini, bütün bu hususların yargısal sürece konu edildiğini ve mahkemelerce müvekkil lehine kararlar verildiğini, Yeni ... A.Ş'nin bu dönemde genel kurul yaptığı ve sanki toplantılarda müvekkil varmış gibi kararlar aldığının müvekkilce bilinmediğini, bahse konu genel kurul kararlarının bir kısmının yok hükmünde olduğunun tespiti ile ilgili olarak da yargılama sürecinin yürütüldüğünü ve müvekkil ... lehine kararlar da temin edildiğini,Müvekkil ...'un Yeni ... A.Ş'nin işletme devri olacak şekilde bütün hisselerinin satışı için 24/03/2021 tarihinde ihale yapılacağının ilan edildiğini, bu satışın durdurulması / iptali istemiyle İstanbul 14. İdare Mahkemesinin ... sayılı dava dosyasının açılmış olduğunu, TMSF vekilleri tarafından işbu dosyaya sunulan cevap dilekçesinde dahi şirketin dosya aşamasında toplanan deliller ve bilirkişi raporuyla da denetlenmesi zorunluluğunu ortaya koyduğunu,Yine usulsüz / kanunsuz / keyfi tavırla satış aşamasına getirildiği ifade edilen muhatap şirketin Beyoğlu Noterliğinin 28 Ocak 2021 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile talep ettikleri bilgilere sahip olduğunu, ancak hem şirketin geçici idari heyetinin hem de TMSF'nin bu bilgi ve begeleri özellikle kendilerinden sakladıkları sonucuna ulaşmanın da yanlış olmayacağını, <br>6102 sayılı TTK uyarınca pay sahiplerinin özel denetçi tayin taleplerini ileri sürerken zarara uğradıklarının kesin kanıtlarla ispatlanmasına gerek olmadığını, yaklaşık ispat koşulunun yerine getirilmesinin yeterli kabul edildiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; TTK'nın 438 ve 439 maddeleri uyarınca davalı şirkete özel denetçi atanması talebine ilişkin olup, Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.TTK'nın  ''Özel denetim isteme'' başlıklı 438.maddesi uyarınca, her pay sahibi, pay sahipliği haklarını kullanabilmesi için gerekli olduğu takdirde  ve bilgi alma ve inceleme hakkı daha önce kullanılmışsa, belirli olayların özel denetimle açığa kavuşturulmasını, gündemde yer almasa bile  genel kuruldan isteyebilir. Genel kurul bu istemi onaylarsa, şirket veya pay sahibi otuz gün içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret  mahkemesinden bir özel denetçi atanmasını isteyebilir. Yine TTK'nın 439.maddesi uyarınca, genel kurulun özel denetim istemini reddetmesi hâlinde, sermayenin en az onda birini, halka açık anonim şirketlerde yirmide birini oluşturan pay sahipleri veya paylarının itibarî değeri toplamı en az birmilyon Türk Lirası olan pay sahipleri üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinden özel denetçi atamasını isteyebilir. Kanun'un 440. maddesi uyarınca da mahkeme, şirketi  ve istem sahiplerini dinledikten sonra karar verir. Mahkeme istemi yerinde görürse, istem çerçevesinde inceleme konusunu belirleyerek bir veya birden fazla bağımsız uzmanı görevlendirir. Mahkemenin kararı kesindir.Somut uyuşmazlıkta mahkemece, davacının özel denetçi atanması talebinin ön koşul gerçekleşmediğinden reddine karar verilmiştir. TTK'nın 440/2. maddesi gereğince  özel denetçi atanması yönündeki talebin kabulüne yahut reddine ilişkin mahkeme kararları kesin niteliktedir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26/12/2017 tarih, 2016/8800 esas ve 2017/7610 karar sayılı kararı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26/11/2019 tarih,  2019/737 esas ve 2019/7543 karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 06/11/2017 tarih,  2016/3294 esas ve 2017/6052 karar sayılı ilamı). Kesin olan kararlara karşı HMK'nun m.346/1 hükmü uyarınca ilk derece mahkemesince istinaf dilekçesinin reddine karar verilebileceği gibi, HMK'nun 352/2. maddesi gereğince yapılan ön inceleme neticesinde Bölge Adliye Mahkemesince de karar verilebilir. Kesin nitelikteki karar ile ilgili olarak ilk derece mahkemesince karara karşı kanun yolunun açık olduğunun belirtilmesinin de sonuca bir etkisi bulunmamaktadır.Sonuç olarak; davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı TTK'nın 440/2. maddesi de göz önüne alınarak; HMK'nın 352/1.b maddesi gereğince usulden reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.   <br>HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 352/1.b maddesi gereğince USULDEN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,7‬0 TL'nin davacıdan  tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 26/06/2025 tarihinde HMK'nın 341. ve 352/1.b maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b1b6224432d246c3","SID":"697df9f2b3b38cc4"}}