{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO: 2023/279 Esas<br>KARAR NO: 2025/906<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: Bakırköy 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 26/10/2022<br>NUMARASI: 2021/632 E. - 2022/235 K.<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 19/06/2025<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: Tarafların İddia ve Savunmaları: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  davacının  çocuk giyim sektöründe ..., ..., ... gibi dünya markalarını aynı çatı altında topladığını ve mağaza sayısını genişleterek Türkiye’de lider marka konumuna ulaştığını, davacının \"...\" markalarının 28/04/2003 tarihinden bu yana seri markalarıyla sektörde kabul gördüğünü, davalının ise aynı mal ve hizmet sınıfında uzun yıllardır davacıya ait olan markanın başına ekler getirerek şahsi marka haline getirmeye çalıştığını, yeni tescil edilen markanın daha önce tescilli olan davacı markası aleyhine sonuç doğurduğunu ve markalar arasında karıştırılma ile haksız rekabete neden olduğunu, davalı tarafından 35. sınıfta tescilli ... numaralı \"...\" markasının, davacının TPE nezdinde tescilli \"...\" seri markalarıyla ilk bakışta açıkça benzer olduğunu, aynı hizmet sektöründe faaliyet gösterildiğini ve markaların ayırt edilemeyecek derecede aynı olduğunu, davalı markası ile müvekkili markaları arasındaki benzerliğin tesadüfi olmadığını ve bilinçli bir tercih olduğunu, taraflar arasında ekonomik bağlantı olduğu veya seri marka olarak algılanma tehlikesinin yüksek olduğunu, bu durumun ... markasının itibarını sarsacağını, davalı markasında \"...\" ifadesinin aynen kullanıldığını ve yalnızca \"...\" ibaresinin ön ek olarak eklendiğini, bu haliyle görsel, işitsel ve kavramsal olarak birebir benzer olduğunu ve aynı mal-hizmet sınıfına dahil olduğunu, davalı fiillerinin davacı marka haklarına açıkça tecavüz teşkil ettiğini, bu nedenlerle davalıya ait ...  tescil numaralı \"...\" markasının, davacıya ait çok sayıda (..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...,..., ..., ...  ve ...) tescilli markaları ile iltibas ve iltibas tehlikesi yarattığını, karıştırılmaya ve yanıltmaya açık olduğunu, vasat düzeydeki tüketicide dahi yanılma ve markalar arasında idari ve ekonomik bağ kurulma tehlikesi doğurduğunu, ayrıca seri marka algısı yarattığını, daha önce itiraz üzerine reddedilen bu markanın kötü niyetle yeniden tescil ettirildiğini, bu nedenlerle anılan markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalının kendi isminin baş harfleri olan \"...\" ve \"...\" harflerinin birleşimi ile oluşturulmuş olan \"...\" için marka tescil başvurusunda bulunduğunu, TPMK tarafından başvurunun kabul edildiğini ancak 2 aylık itiraz süresinde davacının itirazı üzerine başvurusunun reddedildiğini, bu başvurunun reddinden sonra davalının yine kendi isminden türetilen \"... ...\" için marka tescil başvurusunda bulunduğunu ve markanın tescil edildiğini, SMK'nin 6. maddesine göre benzer bir markanın tescil başvurusunda haklı bir neden var ise hükümsüzlük talep edilemeyeceğini, bu nedenle davalıya ait ... ... markasının hükümsüzlüğüne karar verilemeyeceğini, davalının uzun yıllardır yapmakta olduğu; seslendirme, şair ve müzisyenlik ile Türkiye'de tanınan bir sanatçı olup, davacının dava dilekçesinde belirtmiş olduğu markaların en eskisinin ... no'lu olduğu ve davalının tanınmışlığından daha sonrasına dayandığını, davalının kötüniyetli olmadığını, uyuşmazlığa konu markalar arasında yasalara ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre iltibas yaratabilecek bir benzerlik bulunmadığını, davacının markası ... ve ... harflerinin yan yana gelmesi ile oluşan, herkesçe kullanılması kolay olan bir ifade olduğunu, yüksek bir ayırt ediciliğe sahip bulunmadığını, türetilmiş, özgün bir sözcük olmadığı, çekişmeli malların ortalama tüketicileri yönünden ayırt edicilik seviyesinin düşük bulunduğunu, davaya konu edilen markada '...' ibaresinin yer alması bir bütün olarak davacının markalarından farklılaştırmaya yeterli olup bu nedenle işaretlerin benzer olmadığını ve karıştırılma ihtimalinin de bulunmadığını, davacı vekili markalarının 35. sınıfta kayıtlı olduğu markalardan olduğunu ve davalının da aynı sınıfta kayıtlı markası olduğunu beyan etmiş olsa da görüleceği üzere davacının markalarının tekstil alanında hizmet verdiğini, kesinlikle kabul etmemekle birlikte davacının markalarının davalının adı ...'nin baş harfleri olan ... ibaresi ile hiçbir ilgisi bulunmadığını, davacının sessiz kalmak suretiyle yasal sürede herhangi bir talepte bulunmadığını, markanın tescilinin kesinleşmesinden, bu zamana değin bu markaya ilişkin herhangi bir dava ikame etmediğini, hukuka aykırı davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir .<br>İlk Derece Mahkemesi kararı ile; \"Davacının davasının KABULÜ İLE; -Davalıya ait ...  tescil numaralı markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE, karar kesinleştiğinde SİCİLDEN TERKİNİNE,\" karar verilmiştir. İleri Sürülen İstinaf Sebepleri: Davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, istinaf dilekçesinde özetle; davanın  haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, mahkemenin eksik inceleme yaparak, bilirkişi raporuna yönelik itirazları  dikkate almadan karar verdiğini, gerekçenin ise Anayasa’ya, HMK’ye ve Yargıtay içtihatlarına aykırı şekilde yetersiz olduğunu, müvekkilinin kendi isminin baş harflerinden oluşan “...” için yaptığı marka başvurusunun önce itiraz üzerine reddedildiğini, sonrasında “... ...” markasının ise itirazsız şekilde tescillendiğini, davacının buna itiraz etmediğini, Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca müvekkilinin markasında haklı neden bulunduğunu, müvekkilinin Türkiye’de tanınmış bir sanatçı olduğunu ve marka tescilinde kötü niyetinin bulunmadığını, bilirkişi raporunda da bu yönde herhangi bir tespitin yer almadığını, müvekkilinin hukuken tanınan hakkını kullanarak usulüne uygun şekilde tescil başvurusunu gerçekleştirdiğini, davacının buna karşı sessiz kalarak sonradan dava açmasının kötü niyet göstergesi olduğunu,  markalar arasında iltibas yaratacak benzerlik bulunmadığını, “...” ibaresinin markalar arasında yeterli farklılığı sağladığını, davacı markalarının ayırt ediciliğinin düşük olduğunu, ayrıca davacının tekstil sektöründe faaliyet göstermesi nedeniyle müvekkil ismiyle bağlantı kurulamayacağını, markanın tescilinin kesinleşmesinden itibaren dava açılmayarak sessiz kalındığını,  davanın kuruma da ihbar edilmesi gerektiğini, İlk Derece Mahkemesi kararının icra takibine konu edilmesi halinde müvekkilin mağduriyet yaşamaması için tehir-i icra talepli olarak istinaf başvurusunda bulunma zorunluluğunun doğduğunu belirterek Bakırköy 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2021/632 E., 2022/235 K. sayılı kararının kaldırılmasını talep etmiştir. <br>Gerekçe ve Sonuç: HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak,  istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede; Dava, davalı adına tescilli  ... tescil numaralı \" ... ...\" markasının benzerlik,  ve kötüniyetli tescil sebepleriyle hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin  çocuk giyim sektöründe faaliyet gösterdiğini ve ... markaları ile sektörde tanınan, marka olduğunu,  davalının  \"... ...\"  markasının  karıştırılma ihtimali doğurduğunu, davalının markayı kötü niyetli tescil ettirdiğini beyanla  markanın hükümsüzlüğünü  talep etmiştir.Davalı vekili, markada kullanılan “...” ibaresinin müvekkilinin isminin baş harflerinden oluştuğunu, , ayırt edici unsurun davalının ismi olduğunu ve bu nedenle karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını , kötü niyet olmadığını belirtmiş, davanın reddini talep etmiştir. Davacı adına tescilli:“...  esas unsurlu ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... numaralı markaların 03,18,25 , 35 ,40 sınıflarında tescilli olduğu, Davalı adına tescilli: ... numaralı \"... ...\" markasının 35. Sınıfta mağazacılık hizmetinde tüm emtiaları içerecek şekilde tescilli olduğu görülmektedir. 14.09.2022 tarihli bilirkişi raporunda;  Davalı markasının, davacı markalarıyla benzerlik taşıdığı,   “...” unsurunun görsel olarak ön planda olduğu ve esas ayırt edici unsur olduğu, markada  \"...\" ibaresinin tali unsur  niteliğinde olduğu, dolayısıyla markaların benzer olduğu, aynı 35 sınıfta tescilli markaların  ortalama tüketici nezdinde iltibasa yol açabileceği, davalı adına ... no ile tescilli markanın tüm tescil kapsamı açısından hükümsüzlük koşullarının mevcut olduğu, davalının hükümsüzlüğü talep edilmiş olan markasını davacı markalarına yakınlaştırdığı, biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle, ilk etapta akılda kalan ve göze hitap eden unsurun ... olduğu, ... unsurunun ön planda ve belirleyici unsur olarak görüldüğü, dolayısıyla markanın sadece davalının ismini değil davacının da markaların esas unsurunu ihtiva etmesi sebebiyle davalı markasının ve kullanımlarının SMK 7/5 maddesi kapsamında dürüst kullanım olarak  değerlendirilemeyeceği, ancak, davalının markayı kötü niyetle tescil ettirdiğine dair somut bir veri bulunmadığı belirtilmiştir. Dosya kapsamına göre ; davacı markaları içerisinde yer alan \"... / ...\" ibarelerinin, davalı adına tescilli “... ...” markasıyla hem görsel hem de işitsel düzeyde benzerlik taşıdığı, davacı markalarındaki “.../... ” ibaresinin, tescilli olduğu emtia ve hizmetlerde  özgün bir ibare olduğu,   yoğun kullanımla ilgili sektörde bilinir duruma gelmiş olduğu,  bu ibarenin her iki markada da ayırt edici esas  unsur olduğu,  davalı markasındaki  \"...\" ibaresinin tali unsur olduğu markalar arasındaki  yüksek düzeydeki benzerliği bertaraf etmeye  yeterli olmadığı, markaların aynı sınıfta tescilli olduğu gözetildiğinde, markaların bütünsel izlenimde  ortalama tüketici nezdinde işletmeler arasında bağlantı kurma dahil karıştırılma  ihtimali doğurabileceği anlaşıldığından davalı markasının iltibas nedeniyle SMK 6/1 maddesi gereğince hükümsüzlük koşullarının mevcut olduğu sonucuna varılmış, davalı tarafın, bu ibarenin kendi isminin baş harflerinden geldiği yönündeki savunması yönünden  ise, davalının marka içinde davacı markası ile iltibas oluşturan isminin baş harflerini tescil ettirmesi SMK m. 7/5-a, maddesi kapsamında ticari hayatın olağan akışı içinde dürüst kullanım olarak kabul edilebilecek bir kullanım olmadığı, davalı markası yönünden bu anlamda hukuka uygunluk sebebinin yasal şartlarının bulunmadığı  değerlendirilmiştir.  Sessiz kalma yoluyla hak kaybı, önceki hak sahibinin, hakka konu ticari ad ve işareti iyi niyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak ticari ad ve işareti koruma hakkını yitirmesi demektir. Davalı vekilinin, davacının iki aylık itiraz süresi içinde sessiz kaldığı ve bu nedenle dava hakkını kaybettiği yönündeki savunması  yerinde görülmemiştir. Zira hükümsüzlük davası tescilden itibaren açılabilir, başvuru aşamasında itiraz edilmemesi  SMK  25. Maddesinden kaynaklanan dava açma hakkını ortadan kaldırmaz. Davacı tescilden sonra makul süre içinde dava açmış olmakla sessiz kalma yolu ile hak kaybı söz konusu değildir. Buna karşın , her ne kadar davacı davalı marka tescilinin  kötüniyetli olduğunu ileri sürmüş ise de, tek başına  markanın aynısı veya benzerinin tescil ettirilmek istenilmesi kötü niyetli marka başvurusu olarak nitelenemez. Zira  benzer  marka tescilinin  müeyyidesi  yasada  gösterilmiş olup,  kötü niyetle marka tescilinden bahsedebilmek için marka başvurusunda bulunan kişinin, markaya konu mal ve hizmeti üretip pazarlamaktan daha ziyade başkalarının ticaretine engel olmak, marka tescili yoluyla başkalarından haksız para koparmaya çalışmak veya vekâlet, bayilik, dağıtıcılık, acentelik vb. ilişki nedeniyle kendisine duyulan güvene ve ticari dürüstlük kuralına aykırı davranış içerisinde bulunması gerekir. Somut olayda,davalının önce \"...\" ibaresiyle yaptığı tescil başvurusunun davacı itirazı üzerine reddedildiği anlaşılıyorsa da bu başvurunun reddedilmiş olması,  “... ...” ibareli tescilin kötüniyetli tescil edildiğinin kabulüne yeterli değildir, davalının  markayı kötü niyetle tescil ettirdiği iddiası  somut delillerle ispatlanamamıştır. Bilirkişi raporunun, gerekçeli ve denetime elverişli olduğu hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, mahkeme kararının yasal ve yeterli gerekçeye dayalı olduğu görülmekle usule ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.  İlk derece mahkemesi kararında  sonucu itibariyle bir isabetsizlik bulunmamakla birlikte  kararın gerekçesinde hata edildiği anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulü gerekmiştir. Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince kararın kaldırılmasına, yeniden esas hakkında düzeltilmiş gerekçeyle  davanın kabulüne  karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- Davalı vekilinin istinaf isteminin KISMEN KABULÜ ile,2- Bakırköy 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 26/10/2022 tarih, 2021/632 E., 2022/235 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,3- Davacının davasının KABULÜ İLE;-Davalıya ait 2021/093361 tescil numaralı markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE, karar kesinleştiğinde SİCİLDEN TERKİNİNE,4- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;4/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL karar harcından peşin alınan 59,30 TL'nin mahsubu  ile 556,1‬0 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4/b-Davacı tarafça yapılan 59,30 TL peşin harç, 59,30 TL başvurma harcı, 1.500,00 TL bilirkişi ücreti ve 131,50 TL posta/tebligat masrafı olmak üzere toplam 1.750,10 TL yargılama giderinin, davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4/c-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine 13/(1). maddesine göre 40.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 5- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davalı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine, 5/b-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan 492,00 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 129,00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 621‬,00 TL'nin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 5/c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,  20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 19/06/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d8314ae288752327","SID":"c8d1ad3228fe32d9"}}