{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/2315 Esas<br>KARAR NO:2025/1048 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2016/802 Esas -  2021/1327 Karar <br>TARİH:08/12/2021<br>DAVA:Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ:28/06/2016<br>KARAR TARİHİ:19/06/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilleri olan davacı acentenin sektörde lider acente olma özelliğinden faydalanmak gayesiyle davalı sigorta şirketi çok sayıda poliçe yapıp büyük bir portföy elde ettikten sonra , T.C.Üsküdar 5.Noterliğinin ... yevmiye numaralı ve 25/05/2016 tarihli ihtarnamesi ile acentelik sözleşmesini haksız ve mesnetsiz olarak feshettiğini, anılan ihtarname içeriğinde de '' acentenin mevzuata uygun olmayan işlem, uygulama ve davranışları'' iddiasında bulunduğunu ve fakat bu iddiayı desteleyecek bilgi veya belgelerin mevcut olmadığını öne sürdüğü, bu bağlamda ilgili yasal mevzuat uyarınca söz konusu aksız fesih nedeniyle davacı acenteye denkleştirme/ portföy tazminatı ödenmesi gerektiği, davalının haksız ve tek taraflı olarak acentelik sözleşmesini feshetmesi nedeni ile TTK 122. Madde ve diğer yasal dayanaklar dikkate alınarak fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 50.000TL denkleştirme -portföy tazminatının değişen oranlarda ticari temerrüt faizi ile tahsili ile birlikte  talep ve dava etmiştir. <br>Esas davada davalı vekilince sunulan cevap dilekçesinde özetle; davacı acentanın sözleşmeye ve mevzuata aykırı davranışları nedeni ile fesih işlemi uygulandığı, davacı acentenin, ağırlıklı olarak motorsiklet kaskosu satışı yaptığı, davacı, poliçeleri oluştururken prim fiyatlandırması konusunda başka şirketlere karşı avantaj elde etme ve fiyat rekabeti sağlayarak daha fazla komisyon kazanmak için şirketin bazı çalışanlarını yönlendirdiği ve iyi niyet kaidelerine ve mevzuata aykırı işlem yapılmasını temin ettiği , nitekim davacının isteyerek yarattığı haksız rekabet unsurları taşıtan bu kötü niyetli eylem ve işlemlerden şirket yönetimi, dava dışı .... tarafından müvekkil sigorta şirketine gönderilen, Beyoğlu 34. Noterliğinin ... nolu ihtarnamesi ile haberdar olduğu, davacı acente aracılığıyla kesilen ... nolu kasko poliçesinde 440 oranında hasarsızlık indirimi yapıldığı ancak Tramer kayıtlarında bu hasarsızlık indiriminin davacının isteği ve talebiyle görülmediği, davacının bu eylemi gerçekleştirmesinde ihmali ve hatası görülen personelin iş akdi de feshedildiği, davacı acente mevzuata aykırı sözkonusu işlemleri ilgili personelden ısrarla talep edip uygulanmasını sağlayarak haksız rekabete yol açacak eylemlerde bulunduğu gibi, yaptığı işlemler müvekkil sigorta şirketini de zor durumda bıraktığı,  davacı acente, müvekkil davalı sigorta şirketini üçüncü kişiler ve idare karşısında zor durumda bırakacak eylem ve işlemlerde bulunduğu, bu sebeple de yapılan haklı fesih olduğundan bahisle davanın reddini talep etmiştir.Birleşen davada davacı vekilince sunulan dava dilekçesinde özetle; davacının 2010 yılından beri davalının sigorta acentalığını yürüttüğünü, gerçekte davacı şirket yetkilisi ... 2007 yılından beri davalı şirketin acentasının olduğunu, ancak 2010 yılında şirketleşmeye gidildiğinden yeniden sözleşme yapıldığını, davalı sigorta şirketi 25 Mayıs 2016 tarihinde  Üsküdar 5.Noterliğinin ... yev nolu ihtarnamesi ile acentelik sözleşmesini feshettiğini, feshe ilişkin portföy tazminatına ilişkin dava Anadolu 6. Asliye ticaret mahkemesinde açılmış olup 2016/802 E sayı ile derdest olduğunu, fesih ihtarnamesinde 9 yıldır çalıştığı acenta hakkında \"Mezuata uygun olmayan işlem uygulama ve davranışlar\" iddiasında bulunmuş ise de bu işlemlerin ne olduğu hususunda hiçbir açıklama yapmadığını, davacının davalı çalışanlarını yanlış eylemler yapmaya yönlendirdiği anlamında ifadeler kullanmış ve bu şekilde kamuoyunda açıklamalar yaparak  müvekkilin ticari itibarına açık bir şekilde zarar verdiğini, bu nedenle müvekkil  sigorta poliçesi pazarında prestij kaybına uğramış, tamamen davalıdan kaynaklanan kusurlarda sanki iştiraki varmış, bu kusurlara davacıyı yönlendirmiş  gibi yaratılan algı ile finansal ve manevi zarara uğradığını, oluşan haksız rekabet nedeniyle müvekkili aleyhinde algı oluşturulmaya çalışıldığını, davacı şirket ağır manevi zararlara uğradığını, bu nedenle 10.000 TL  manevi tazminatın değişen oranlarda ticari temerrüt faizi ile  birlikte taleplerinin olduğunu, Anadolu 6.Asliye Ticaret Mahkemesi  2016/802 E sayılı dosya derdest olup birleştirilmesini talep ettiklerini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.Birleşen davada davalı vekilince sunulan cevap dilekçesinde özetle;Davacının dilekçesinde dellilerine ilişkin açıklama yapmadığını ve hangi delil ile hangi iddiasını kanıtlayacağı hususunu da göstermeyerek kanunun aradığı şartları yerine getirmediğini, bu nedenle HMK m. 119/2 uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiğini, İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi´nin 2016/802 E. sayılı dosyası portföy tazminatı davası sonuçlanmadığından bu dosyanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, davanın esasına ilişkin olarak ise; davacı acentenin sözleşmeye ve mevzuata aykırı davranışları nedeni ile fesih işlemini uyguladığını, davacı acente müvekkil şirket adına ağırlıklı olarak motosiklet kaskosu satışı yaptığını, müvkkilinin davacı acente lehine ve ona özel pek çok çalışma yaptığını, davalının poliçeleri oluştururken prim fiyatlandırması konusunda başka şirketlere karşı avantaj elde etme ve fiyat rekabeti sağlayarak daha fazla komisyon kazanmak için şirketin bazı çalışanlarını yönlendirdiği ve iyiniyet kaidelerine ve mevzuata aykırı işlem yapılmasını temin ettiği tespit edildiğini, buna ilişkin kayıtların müvekkil şirketin şirket defter ve kayıtları ile bilgisayar kayıtlarında açıkça ortaya çıkacağını, davacının isteyerek çıkardığı haksız rekabet ve kötü niyetli işlemlerinden şirket yönetimi, dava dışı ...Himz. tarafından Müvekkil sigorta şirketine gönderilen, Beyoğlu 34. Noterliği´nin .... no’lu ihtarnamesi ile haberdar olduğunu, bu acenta aracılığı ile kesilen ... no’lu kasko poliçesinde %40 oranında hasarsızlık indirimi yapıldığı, ancak Tramer kayıtlarında bu hasarsızlık indiriminin davacının isteği ve talebiyle görülmediği tespit edildiğini, bunun üzerine inceleme yapıldığını, davacının bu eylemi gerçekleştirmesinde ihmali ve hatası görülen personelin iş akdinin feshedildiğini, davacı ilgili personele ısrar edip haksız rekabete yol açacak eylemlerde bulunduğu gibi müvekkil şirketi de zor duruma düşürdüğünü, bu nedenle hatası ve ihmali bulunan personel işten çıkartıldığı gibi davacı acentenin de sözleşmesinin haklı olarak feshedildiğini, davacının davalı şirketin menfaatlerini korumakla yükümlü olduğunu, ancak davacının davalı şirketin aleyhine ve onu üçüncü kişiler ve idareye karşı zor durumda bırakacak iş ve eylemlerde bulunduğunu, bu nedenle feshin haklılığını ve sigorta şirketinin herhangi bir tazminat talep etmesinin mümkün olmadığını, davalı müvekkilinin davacının ticari itibarına zarar verecek bir davranışta bulunmadığını, davacı yanca bu durumun ispat etmesi gerektiğini, bu durumun hakkaniyet ve iyi niyetle bağdaşmadığını, müvekkil şirketin sermayesi halka açık olduğunu, faaliyetlerinde sigortalıların ve hissedarların menfaatlerini gözetmek ve şirketi koruyacak gerekli önlemleri almakla yükümlü olduğunu, davacının yaptıklarını yapan bir acenteyi feshetmek sadece bir tercih değil, mevzuat tarafından müvekkil şirket yetkililerine yüklenmiş bir ödev niteliğinde olduğunu, davacı zarara uğradığını, manevi zararın hangi nedenle ortaya çıktığını  ve uğradığı zararı ve miktarını kanıtlamak zorunda olduğunu, bu nedenlerle davanın dava şartı yokluğundan reddine, haksız ve mesnetsiz davanın esastan reddine, yargılama gideri ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini savunmuştur.  <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 08/12/2021 tarih ve 2016/802 Esas - 2021/1327 Karar  sayılı kararında; \"Davacı vekilince sunulan 05/05/2017 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değeri 530.000 TL kadar artırılarak 580.000 TL’nin tahsiline karar verilmesi talep edilmiştir.Mahkememizce taraf delilleri toplanmış, taraf ticari kayıtları üzerinde inceleme yapılarak raporlar alınmıştır. Mahkememizce alınan 25/08/2017 tarihli rapor ile özetle;Taraflar arasında aktedilen acentelik sözleşmesinin davalı şirket tarafından sözleşmede kararlaştırılan fesih şartlarına uygun olarak feshedildiğinin açık bir biçimde gösterilmediği kanatiyle haksız olabileceği, TTK 122. maddesinde belirlenen şekli şartların oluştuğu,feshin haksız olduğu ve davacının denkleştirme tazminatı alabileceği yönünde karara varması halinde, acentenin denkleştirme istemi olarak talep edebileceği en yüksek bedel 465.935,76 TL olabileceği görüş ve  kanaati bildirilmiştir.Mahkememizce alınan 09/03/2018 tarihli ek rapor ile özetle; davacının TTK m. 112 uyarınca denkleştirme tazminatı talep hakkının bulunduğu, tazminat miktarına ilişkin olarak kök raporda yapılan hesaplama ile bağlı kalındığı yönünden kanaatini bildirmiştir.Mahkememizce alınan 30/10/2018 tarihli rapor ile özetle; Dava tarihinden önceki son beş yılın prim ortalaması hesaplandığında, 2011 ile 2015 yılları arasında davalıdan toplam 2,147.054,52 TL prim geliri elde etmiş, beş yılın ortalaması baz alınarak yıllık tutar 429,410,92 TL olarak hesaplandığı yönünden kanaatini bildirmiştir. Mahkememizce alınan 19/04/2019 tarihli rapor ile özetle; davacı acente  ile davalı sigorta şirketi arasındaki acentelik sözleşmesinin feshine ilişkin haklılık durumunun, davalı sigorta şirket tarafından yeterli  dayanak ve delillerle ortaya konulamadığından dolayı haksız olabileceği, davacı acentenin, TTK'nun m.122 düzenlemesi uyarınca denkleştirme tazminatı talep etme hakkının bulunduğu, dava konusu sözleşme feshinin öncesinde ve sonrasında nitelikleri tespit edilen müşteri portföyüne bağlı olarak elde edilen gelire ilişkin bilgi ve belgelerin sunulması halinde denkleştirme rakamının tespit edilebileceği şeklinde kanaatini bildirmiştir.Mahkememizce alınan 10/10/2020 tarihli rapor ile özetle;  Davacı sigorta acentesi ile davalı sigorta şirketi arasındaki “sigortacılık sözleşmesinin” bildirimsiz feshinden kaynaklanan ve davalı sigorta şirketinin elde ettiği menfaatlerden , davacıya ödemesi gerekli denkleştirme-portföy tazminat tutarının 203.970,19 TL. olduğu, davalı sigorta şirketinin dava tarihinden önce temerrüdünün olmaması nedeniyle, davacının söz konusu alacak için avans faizi talebinin mali ve hukuki açıdan mümkün olamayacağı; şeklinde kanaati bildirilmiştir.Mahkememizce alınan 05/10/2021 tarihli  ek rapor ile özetle; Alternatif olarak, davacı sigorta acentesi ile davalı sigorta şirketi arasındaki  “sigortacılık sözleşmesinin” bildirimsiz feshinden kaynaklanan ve gerçeğe yakın değerlendirmeler ile tespit edilen  % 47,5 yenileme oranları dikkate alınarak  davacıya ödemesi gerekli denkleştirme-portföy tazminat tutarının 203.970,19 TL olduğu,  Alternatif olarak davalı sigorta şirketi kayıtları-tramer kayıtları esas alınarak tespit edilen  % 8 yenileme oranı esas alınarak yapılan hesaplamaya göre, alınarak  davacıya ödemesi gerekli denkleştirme-portföy tazminat tutarının 34.352,87 TL  olduğu, her ne kadar davacının faaliyetini diğer sigorta şirketleri ile gerçekleştirme ihtimali olsa da, davalı sigorta şirketi ile olan özellikli  işlemlerinden dolayı, oluşan kayıp nedeniyle davacı acentenin portföy tazminatına hak ettiği, şeklinde kanaati bildirilmiştir.<br>DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE;Esas dava, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin haksız feshedildiğinden bahisle denkleştirme-portföy tazminatı istemine, birleşen dava ise aynı fesih nedeniyle davacının ticari itibarının zedelendiğinden bahisle manevi tazminat istemine ilişkindir. <br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/11-116 esas ve 2018/1794  karar sayılı ilamında da işaret edildiği üzere; genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişkinin devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden müvekkilinin hâlen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 122. maddesinde açıkça \"denkleştirme istemi\" olarak tanımlanan, doktrinde de \"müşteri tazminatı\", \"portföy tazminatı\", \"portföy akçesi\" olarak da ifade edilen bu tür tazminat, fesih tarihinde yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda açıkça düzenlenmemiştir. Ancak, sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın 134. maddesinde fesihten sonraki komisyon alacağı, tazminat borcu başlığı altında düzenlenmiş bulunmaktadır. Anılan maddenin ilk fıkrasına göre, acente ancak, sözleşmenin haksız olarak feshedilmesi veya ihbar süresine uyulmadan sözleşmenin feshi hâlinde, başlanmış işlerin tamamlanmamasından dolayı uğradığı zararın tazminini isteyebilmesi mümkündür. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise ancak, ölüm, iflas veya hacir altına alınma sebebiyle sözleşmenin sona ermesi hâllerinde acentenin münasip bir tazminat isteyebileceği hüküm altına alınmıştır. Görüldüğü gibi tazminat talep edebilme hakkı hem yürürlükteki mevzuat hem de mülga mevzuatta ancak fesihte kusurlu bulunmayan acente veya haleflerine tanınmıştır. Başka deyişle, mevzuatta sözleşmenin feshine kusurlu davranışlarıyla neden olan acentenin tazminat adı altında komisyon alacağını tahsil edebileceğine ilişkin bir düzenleme mevcut değildir.Bundan başka, portföy/denkleştirme tazminatının hukuki mantığı, acente tarafından müvekkiline  kazandırılmış müşterilerle yapılmış yahut kısa sürede yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etseydi acentenin elde edebileceği ücret ve somut olayın özellikleri gerektiriyorsa hakkaniyet ölçüsünde bir tazminat olmasıdır.Mahkememizce açıklanan bu düzenlemeler çerçevesinde somut olayın incelenmesinde; taraflar arasında düzenlenen acentelik sözleşmesinin 24/08/2010 tarihli olduğu, sözleşmenin 10/b maddesinde bildirimsiz feshin düzenlendiği, sözleşmenin 13. maddesinde ise delil anlaşması hükümlerinin öngörüldüğü, ihtilaf halinde  davalı şirket kayıtlarının  esas alınacağının tespit edildiği belirlenmiştir.Davalı tarafça gönderilen 25/05/2016 tarihli ihtarnamenin tetkikinde ise, acentelik  sözleşmesinin, mevzuata uygun olmayan işlem, uygulama ve davranışlar nedeniyle sözleşmenin 3/b ve 10/b maddesi ile yasal mevzuat gereği bildirimsiz olarak feshedildiğinin bildirildiği belirlenmiştir.Taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin 3/b maddesi, “Mevzuata, Limit tablolarına, Tarife ve Talimatlara Uyma Yükümlülüğü” başlığında “Acente, sigorta faaliyetlerinde ilgili kanun, tüzük, yönetmelik ve diğer mevzuata, Şirket'in sigorta tarife ve şartlarına, Hazine Müsteşarlığı ve...Şirketleri Birliği kararlarına, limit tablolarına, Şirketin vereceği yazılı ve sözlü talimatlara uymakla yükümlüdür.”düzenlemesini içermektedir.Davalı tarafça gönderilen fesih ihtarında da, sözleşmenin anılan 3/b maddesine aykırılık iddiasıyla sözleşme feshedilmiş olup, bu feshin gerekçesi olarak yargılamada, davacı şirketin başka şirketlere avantaj elde etmek ve fiyat rekabeti sağlayarak daha fazla komisyon kazanmak için şirketin bazı çalışanlarını yönlendirdiği ve iyiniyet kaidelerine aykırı işlemler yapılmasını temin ettiğini tespit ettikleri, davacının haksız rekabet unsurları taşıyan bu kötüniyetli eylem ve işlemlerini davalı yönetiminin, dava dışı Gazioğlu Sigorta Ara.Hizm tarafından davalı sigorta şirketine gönderilen, Beyoğlu 34. Noterliğinin ... nolu ihtarnamesi ile haberdar olduğu, buna göre davacı acente aracılığıyla kesilen ... nolu kasko poliçesinde %40 oranında hasarsızlık indirimi yapıldığı ancak Tramer kayıtlarında bu hasarsızlık indiriminin davacının isteği ve talebiyle görülmediğinin tespit edildiği, bunun üzerine, davacının bu eylemi gerçekleştirmesinde ihmal ve hatası görülen davalı personelinin de iş aktinin feshedildiği ileri sürülmüştür.Davalı tarafın, cevap dilekçesi ve aşamalardaki anlatımına göre, bildirimsiz fesih ihtarına gerekçe yapılan hususta, iddiasına göre  hukuka veya uygulamaya aykırı işlemin gerçekleşmesinde bir şekilde davalı şirketin personelinin de ihmal ve  hatası olduğunun bildirildiği, personelinin işle ilgili tasarruflarından davalı sigorta şirketinin de sorumlu olacağı, bu kapsamda feshe gerekçe yapılan mevzuat veya uygulamaya aykırı işlemlerin gerçekleştirilmiş olmasından, sigorta şirketinin de, personelinin eylemi nedeniyle  sorumluluğunun göz ardı edilemeyeceği değerlendirilmiştir. Bundan başka davalı tarafça bildirimsiz fesih ihtarının sözleşmenin 3/b maddesine dayandırıldığı halde, fesih ihtarında sözleşmenin 3/b maddesinde gösterilen hususlardan hangisine  aykırı davranıldığının açıklanmadığı, bu çerçevede davacı acentenin hangi mevzuata nasıl aykırı davrandığı, hangi limit tablosuna ve şirketin hangi yazılı ve sözlü talimatlarına uymadığının ortaya konulmadığı belirlenmiştir.Bununla birlikte yine fesih ihtarında belirtilen sözleşmenin 10/b maddesinde belirlenen “Acentenin ilgili kanun, kanun hükmünde kararname, tüzük, yönetmelik hükümlerine ve diğer yasal düzenlemelere, ilgili bakanlık genelgelerine, şirket talimatlarına, Acentelik sözleşmesi veya Acentelik ek protokol ve sözleşme hükümlerine uymaması halinde (..)” şeklinde açıklanan düzenleme gereğince hangi mevzuat, düzenleme, genelge ve şirket talimatlarına uygun davranmadığının fesihte gösterilmesi gerektiği halde bu yönde bir açıklama yapılmadığı belirlenmiştir. Davalı tarafça feshe gerekçe yapılan, ... nolu kasko poliçesinde %40 oranında hasarsızlık indirimi yapıldığı ancak Tramer kayıtlarında bu hasarsızlık indiriminin davacının isteği ve talebiyle görülmediği iddiası yönünden, yukarıda açıklandığı üzere davalı şirketin personelinin de ihmal ve hatasının bulunduğunun davalı tarafça ifade ediliği, dolayısıyla feshe gerekçe yapılan mevzuat veya uygulamaya aykırı işlemlerin gerçekleştirildiği iddiası yönünden,  davalı sigorta şirketinin de sorumluluğunun dışlanamayacağı Mahkememizce değerlendirilmiş, yanı sıra Mahkememizce  alınan 25/08/2017 tarihli raporda da ifade edilen, acentelerin, sigorta şirketinden habersiz ve bağımsız olarak prim, teminat içeriği ve tutarı, tenzilat ve prim taksitleri belirleme imkanı olamayacağı, sigorta acentesinin, müşterisine yönelik sistemin kendisine sağlamadığı özel bazı avantajlar sağlamak istediğinde ise bu özel isteklerini sigorta şirketinin ilgili departmanlarıyla görüşerek ve sigorta şirketi yetkililerinin onayıyla müşterisine sunabildiği ve yine sigorta şirketinin onayıyla poliçe tanzim edebildiği, sigorta şirketinden bağımsız ve habersiz olarak poliçe tanzim etme ve müşteriye verme olanağının bulunmadığı, bu sebeple de dava dışı diğer acentenin şikayetine konu olan indirimli poliçe tanzimi ve bu durumun tramer sistemine kayıt yapılmamış olmasından davalı sigorta şirketinin bütünüyle haberdar olmamasının hayatın olağan akışına pek uygun görünmediği, dava dosyasına sunulan ve feshin dayandırıldığı bir tek olayın tek başına fesih sebebi olabilmesi için davalı şirkete önemli bir tutarda zarar vermesi, tahsil edilen primden daha fazla zarar oluşturması gerektiği, ayrıca bahis konusu işlemin münferit veya sehven yapılmış bir işlem de olabileceği, bu işlemlerin çok sayıda, sürekli ve alışkanlık haline getirilmiş olmasının feshe haklılık kazandıracağı kanaatine Mahkememizce de iştirak olunmuş, feshin haklı gerekçelere dayandırıldığının ispat olunamadığı kanaatine varılmıştır.Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, davalı tarafça yapılan feshin haksız  fesih olduğu kanaatiyle davacının tazminat istemi yönünden Mahkememizce raporlar alınmıştır. 25/08/2017 tarihli raporda ve 08/03/2018 tarihli ek raporda,  davacı acentanın son 5 yıllık ortalama komisyon gelirlerinin  465.935,76 TL olduğu,  acentenin denkleştirme istemi olarak talep edebileceği en yüksek bedelin 465.935,76 TL olabileceği görüşü bildirilmiş ise de, anılan raporda acente tarafından müvekkiline  kazandırılmış müşterilerle yapılmış yahut kısa sürede yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etseydi acentenin elde edebileceği ücret olup olmadığı  yönünde taraf şirketler özenlinde, fesihten sonra elde edilen menfaatin, mahrum kalınan ücretin somutlaştırılmadığı belirlenmekle anılan tutarın hükme esas alınamayacağı değerlendirilmiştir. Taraf itirazları üzerine yeni bilirkişi heyetince sunulan 19/04/2019 tarihli kök raporda mali bir değerlendirme yapılmamış olmakla, aynı heyetçe sunulan 30/10/2019 tarihli (raporda 30/10/2018 tarihi sehven yazılmıştır) ek raporda ise, davacı şirketin dava tarihinden önceki son beş yılın prim ortalaması hesaplandığında, 2011 ile 2015 yılları arasında davalıdan toplam 2,147.054,52 TI. prim geliri elde ettiği, beş yılın ortalaması baz alınarak yıllık tutarın  429,410,92 TL olarak hesaplandığı şeklindeki görüşe, yukarıda da ifade edildiği üzere, taraf şirketler özenlinde inceleme yapılmadığı, davalı şirket yönünden fesihten sonra elde edilen menfaatin, davacı şirket yönünden mahrum kalınan ücretin somutlaştırılmadığı belirlenmekle anılan kök ve ek raporun da hükme esas alınamayacağı değerlendirilmiştir. Mahkememizce alınan 10/10/2020 tarihli yeni heyet raporunun ise hüküm kurmaya elverişli olmadığı Mahkememizin 30/12/2020 tarihli celsesinde tespit edilmiş, aynı heyetten 05/10/2021 tarihli ek rapor alınmıştır. <br>Sunulan 30/12/2020 tarihli ek raporda, taraflar arasındaki sözleşmenin, delil anlaşması hükümlerine uygun olarak, davalı şirket kayıtları esas alınarak ve fesihten sonra davalı tarafça yenilenmiş olan poliçelerin, davacı şirket portföyünün %8’ine denk geldiğinin belirlenerek hesap yapıldığı, buna göre davacının haksız fesih nedeniyle portföy kaybının bu orana denk geldiği, acentelik sözleşmesinin haksız feshi halinde tazmini gereken tutarın, müvekkilin acentenin portföyünden elde ettiği menfaat kadar olabileceği kanaatiyle tespit edilen 34.352,87 TL yönünden davanın kabulüne dair   aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. Birleşen davaya konu manevi tazminat istemi yönünden ise, feshin davacı şirketin şahıs varlığını zedelediği, davalı tarafça davacının şahıs varlığına yönelik haksız bir eylem gerçekleştirildiğinin  ispat olunamadığı kanaatiyle manevi tazminat isteminin reddine dair kara vermek gerektiği kanaati hasıl olmuştur.\"gerekçesi ile,'' 1-Esas davanın kısmen kabulü ile 34.352,87 TL'nin dava tarihi olan 28/06/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, aşan istemin reddine, 2-Birleşen 3.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/636 esas sayılı davasının reddine,         '' karar verilmiş ve karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  davalı ile müvekkili şirket arasındaki acentelik sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle denkleştirme tazminatı talebi ile İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2016/802 E. sayılı dosyasında açılan ve davalı şirketin acentelik sözleşmesini müvekkile iftira atarak feshetmesini ve müvekkilin ticari itibarını zedelemesi nedeniyle İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2017/636. E. sayılı dosyasında açılan ve İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2016/802 E. sayılı dosyası ile birleştirilen davada, İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 08.12.2021 tarih ve 2016/802 E., 2021/1327 K. sayılı kararında özetle “sözleşmenin feshinin haklı gerekçelere dayandırıldığının ispat olunamadığı, acentelik sözleşmesinin haksız feshi halinde tazmini gereken tutarın, müvekkilin acentenin portföyünden elde ettiği menfaat kadar olabileceği kanaatiyle tespit edilen 34.352,87 TL yönünden davanın kabulüne,Birleşen davaya konu manevi tazminat istemi yönünden ise, feshin davacı şirketin şahıs varlığını zedelediği, davalı tarafça davacının şahıs varlığına yönelik haksız bir eylem gerçekleştirildiğinin  ispat olunamadığı kanaatiyle manevi tazminat isteminin reddine” karar verilmiş ise de kararın \"esas davanın kısmen reddine ve birleşen İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/636 E. Sayılı davasının reddine\" ilişkin kısmının kaldırılmasına ve dosyanın yeniden inceleme yapılmak üzere mahkemeye gönderilmesine karar verilmesini talep ettiklerini, Denkleştirme tazminatı talepli esas dava yönünden; davalı tarafından delillendirilmeyen, salt davalı beyanları esas alınarak yapılan tazminat hesaplamasının kabulünün mümkün olmadığını, müvekkili şirketin esas itibariyle 2007 yılından beri davalı sigorta şirketinin acenteliğini yürütmekte iken davalı şirket tarafından acentelik sözleşmesinin haksız şekilde 25/05/2016 tarihinde feshedildiğini, söz konusu feshin haksız ve hukuka aykırı olması nedeniyle, TTK’nın 122’nci maddesi gereğince davalı şirketin müvekkili şirkete denkleştirme tazminatı ödemesi talebiyle işbu davanın açıldığını, davada birçok kök ve ek bilirkişi raporu alınmış olduğunu alınan tüm raporlarda, davalının haksız şekilde acentelik sözleşmesini feshettiğinin ve müvekkili şirketin denkleştirme tazminatına hak kazandığının tespit edildiğini, mahkeme tarafından da haksız fesih hususunun karara bağlandığını, bu nedenle; istinafa konu kararın, sözleşmenin haksız feshedildiğini ve müvekkilin denkleştirme tazminatına hak kazandığı hususlarınını içeren kısmını kabul ettiklerini, öte yandan, mahkeme tarafından davanın kısmen reddine karar verilmesinin kabul edilemeyeceğini, <br>Sayın Mahkeme tarafından dosya kapsamında alınan; 25.08.2017 tarihli Bilirkişi Raporunda “sözleşmenin haksız feshedildiği, acentenin denkleştirme istemi olarak talep edebileceği en yüksek bedelin 465.935,76 TL olabileceği” hususlarının belirtildiğini, TTK’nın 122’nci maddesi acentenin gereğince son 5 yıllık faaliyet ortalaması alınarak hesaplama yapıldığını; 08.03.2018 tarihli Bilirkişi Ek Raporunda “sözleşmenin haksız feshedildiği, tazminat miktarına ilişkin olarak kök raporda yapılan hesaplama ile bağlı kalındığı” hususunun bildirildiğini; 19.04.2019 tarihli başka bir Bilirkişi Kurulu Raporunda “sözleşmenin haksız feshedildiğini, bilgi ve belgelerin sunulması halinde denkleştirme rakamının tespit edilebileceği” tespit edildiğinden, aynı heyetçe düzenlenen  30.10.2019 tarihli Bilirkişi Kurulu Ek Raporunda son 5 yıllık prim ortalamasının 429.410,92 TL olarak tespit edildiğini; 10.10.2020 tarihli yine başka bir Bilirkişi Kurulu Raporunda ödenmesi gereken denkleştirme tazminatının 203.870,19 TL olarak tespit edildiğini, üçüncü heyetin 05.10.2021 tarihli Bilirkişi Kurulu Ek Raporunda; birinci alternatif olarak %47 yenileme oranı dikkate alındığında ödenmesi gereken denkleştirme tazminatının 203.970,19-TL olduğunun, ikinci alternatif olarak davalı sigorta şirketi kayıtları ve tramer kayıtları esas alınarak tespit edilen %8 yenileme oranı esas alınarak yapılan hesaplamaya göre ödenmesi gereken tazminatın 34.352,87 TL olduğunun belirtildiğini, salt davalı beyanları esas alınarak işbu raporun düzenlendiğini,Öncelikle bir davada bu kadar fazla rapor alınmasının kabulünün mümkün olmadığını, davalının, davanın uzatılması amacıyla rapor alınması talebinin sürekli yinelediğini, adeta zorlama ile tazminat hesabında indirimin yapıldığını, mahkemece gerekçeli kararda “Sunulan 30/12/2020 tarihli ek raporda, taraflar arasındaki sözleşmenin, delil anlaşması hükümlerine uygun olarak, davalı şirket kayıtları esas alınarak ve fesihten sonra davalı tarafça yenilenmiş olan poliçelerin, davacı şirket portföyünün %8’ine denk geldiğinin belirlenerek hesap yapıldığı, buna göre davacının haksız fesih nedeniyle portföy kaybının bu orana denk geldiği, acentelik sözleşmesinin haksız feshi halinde tazmini gereken tutarın, müvekkilin acentenin portföyünden elde ettiği menfaat kadar olabileceği kanaatiyle tespit edilen 34.352,87 TL yönünden davanın kabulüne dair karar vermek gerekmiştir.” şeklinde hüküm kurulmuş ise de yapılan tespitin hiçbir delile dayanmadığını, davalının HMK’nın 129’uncu maddesi gereğince cevap dilekçesi ile birlikte, mahkemenin 01.07.2016 tarihli Tensip Tutanağı ile birlikte kendisine verilen 3 haftalık süre içerisinde ve 02.05.2017 tarihli ön inceleme tutanağı’nın 1’inci ara kararı gereğince kendisine verilen iki haftalık süre içerisinde delillerini dosyaya sunmadığını, bilirkişiler tarafından hukuksuz şekilde delil toplanmaya çalışılırken bile defterlerini dosyaya ibraz etmekten kaçındığını, davalı tarafından delillendirilmeyen, salt beyanları esas alınarak yapılan tazminat hesaplamasının hukuken kabul edilebilir olmadığını, nitekim dosyada mübrez 16.01.2019 tarihli beyan ve 02.05.2019 tarihli bilirkişi raporuna itiraz  dilekçelerinde bu hususların detaylı olarak belirtildiğini,davalı tarafça dosyaya sunulmayan delillerin, hukukla bağdaşmayacak şekilde bilirkişilerce toplanmaya çalışıldığını, buna ilişkin itirazını içerir 16.01.2019 tarihli dilekçe dosyaya sunularak davanın genişletilmesine muvafakatlerinin olmadığının, yeni savunmaların bu nedenle dikkate alınmaması gerektiğinin, bilirkişilerin dosyaya yasal olarak sunulmuş belgeler kapsamında inceleme yapmaları gerektiğinin belirtildiğini, mahkeme tarafından karara dayanak yapılan 10.10.2020 tarihli Bilirkişi Kurulu Raporu ve 05.10.2021 tarihli Bilirkişi Kurulu ek raporunda, hiçbir belgeye dayanmayan, sadece davalının 11.07.2018 tarihli dilekçesindeki delillendirilmeyen iddiaları dayanak yapılarak tespitlerde bulunulduğunu ve tazminatta indirime gidildiğini, bu yönüyle raporun ve hukuka aykırı rapora dayanarak verilen kararın kabul edilemeyeceğinin açık olduğunu, kaldı ki davalı, ibraz etmekten TTK hükümleri uyarınca kendisinin sorumlu olduğu defterlerinin incelenmediğinden bahisle itirazlarda bulunarak defalarca bilirkişi raporu alınmasını talep etmiş ise de her aşamada defterlerin ibrazından kaçındığını, raporlarda da bu hususun “davalı vekili davalı sigorta şirketi ile birçok defa görüşmesine rağmen tarafımıza yeni bir belge sunulmadığı gibi inceleme talebimize dönüş olmamıştır” şeklinde belirtildiğini, dolayısıyla hiçbir delile değil sadece davalının beyanlarına dayanarak rapor düzenlendiği hususunun sabit olduğunu,Müvekkil tarafından satışı yapılan poliçenin müvekkile özgü üretilmiş bir poliçe olduğunu, davada önemli bir diğer noktanın ise müvekkili tarafından satışı yapılan motokasko poliçesinin \"müvekkile özgü üretilmiş ve alternatifi olamayan\" bir ürün olması olduğunu, bu husus davalının cevap dilekçesinde \"davacı acente müvekkil sigorta şirketi adına ağırlıklı olarak motosiklet kaskosu satışı yapmaktadır. Hatta 430 ürün kodlu motokasko adlı ürün davacı acente olarak özel olarak düzenlemeye tabi tutulmuştur\" şeklinde de ikrar edilmiş olup sözleşmenin feshi ile başka sigorta şirketleri üzerinden poliçelerin yenilenmesinin mümkün olmadığını, dolayısla davacının başka sigorta şirketleri ile yaptığı işlemlerle davacı ve davalı arasında özel olarak geliştirilmiş \"...\" isimli özel ürünün bir ilişkisinin olmadığını, söz konusu ürün münhasıran davalı sigorta şirketi tarafından satılan bir poliçe iken, davalının haksız eylemi ile satış imkanının ortadan kalktığını, müvekkilinin ağır bir şekilde zarara uğradığını,Birleşen davadaki manevi tazminat talebi yönünden; müvekkili şirketin sektöründe en büyük portföye sahip acentelerden biri olduğunu, davalı Sigorta şirketinin, müvekkilinin sektöründe lider acente olmasından faydalanarak çok sayıda poliçe yapıp büyük bir portföy elde ettikten sonra yukarıda detaylıca açıklandığı üzere haksız şekilde acentelik sözleşmesini feshettiğini ve gerçeğe aykırı ithamlarda bulunduğunu, işbu gerçeğe aykırı ifadeleri sonucunda müvekkilin,n sigorta poliçesi pazarında prestij kaybına uğradığını, tamamen davalıdan kaynaklanan kusurlarda kendisinin sorumluymuş gibi yaratılan algı ile finansal ve manevi zarara uğradığını,  oluşan haksız rekabet ortamında müvekkili tarafından yapılan poliçelerin başka acentelere kaydırılmak ve bu acenteler yolu ile sosyal medya ve yapılan açıklamalar yapılmak sureti ile müvekkili hakkında algı oluşturulmaya çalışıldığını, bu eylemlerin sözleşmenin feshi ile başladığını, tarafça işbu davanın açılmasından sonra artarak devam ettiğini, bu nedenle müvekkilin uğradığı ağır zararlar nedeniyle manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini,İleri sürerek, Öncelikle Tehir-i icra talebinin kabulü ile İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/802 E., 2021/1327 K. Sayılı kararının \"esas davanın kısmen reddine ve birleşen İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/636 E. Sayılı davasının reddine\" ilişkin kısmının kaldırılmasına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; fesih haklı gerekçeye dayandığı halde, yerel mahkemece bu durumun hatalı değerlendirildiğini,  davacı Üsküdar 5. Noterliği´nin 24.08.2010 tarihli acentelik sözleşmesi ve ... yevmiye nolu vekaletnamesi ile müvekkili sigorta şirketinin acentelik faaliyetini yürütmekteyken Üsküdar 5. Noterliği´nin 25.05.2016 tarihli acentelik ... yevmiye nolu fesih ihtarı  ile acentelik sözleşmesinin haklı nedenle fesh edildiğini, <br>Acentenin sözleşmeye ve mevuzata aykırı davranışları nedeni ile fesih işleminin uygulandığını, davacı acentenin, müvekkili sigorta şirketi adına ağırlıklı olarak motosiklet kaskosu satışının yaptığını, ancak cevap dilekçesinde de açıkça izah edildiği davacı tarafın haksız rekabet unsurları taşıyan kötüniyetli eylem ve işlemler nedeniyle bu durumu kötüye kullandığını,  örneğin davacı acente aracılığıyla kesilen ... no’lu kasko poliçesinde %40 oranında hasarsızlık indirimi yapıldığı ancak Tramer kayıtlarında bu hasarsızlık indiriminin davacının isteği ve talebiyle sistemde görülmemesinin sağlandığı anlaşılmış bu konuda davacının bu haksız eylemleri gerçekleştirmesinde kusuru bulunan  personelin de iş akdinin feshedildiğini, davacı acente mevzuata aykırı ısrarlı talep ve işlemleri sonucunda haksız rekabete yol açacak eylemlerde bulunduğu gibi, yaptığı işlemlerin müvekkili sigorta şirketini  zor durumda bıraktığını, davacı acentenin, TTK. nun 109. Maddesi uyarınca müvekkili olan davalı sigorta şirketinin menfaatlerini korumakla yükümlü olması gerekirken müvekkili üçüncü kişiler ve idare karşısında zor durumda bırakacak eylem ve işlemlerde bulunduğunu, davacı yanın işbu davranışları nedeni ile sözleşme feshedilmiş olup Yerel Mahkeme tarafından bu husus nazara alınmaksızın;  \" ...  acentelerin, sigorta şirketinden habersiz ve bağımsız olarak prim, teminat içerigi ve tutarı, tenzilat ve prim taksitleri belirleme imkanı olamayacağı, sigorta acentesinin, müsterisine yönelik sistemin kendisine saglamadıgı özel bazı avantajlar sağlamak istediginde ise bu özel isteklerini sigorta sirketinin ilgili departmanlarıyla görüşerek ve sigorta şirketi yetkililerinin onayıyla müsterisine sunabildigi ve yine sigorta şirketinin onayıyla poliçe tanzim edebildigi, sigorta şirketinden bagımsız ve habersiz olarak poliçe tanzim etme ve müsteriye verme olanagının bulunmadıgı, bu sebeple de dava dışı diger acentenin şikayetine konu olan indirimli poliçe tanzimi ve bu durumun tramer sistemine kayıt yapılmamış olmasından davalı sigorta sirketinin bütünüyle haberdar olmamasının hayatın olagan akışına pek uygun görünmediği, dava dosyasına sunulan ve feshin dayandırıldıgı bir tek olayın tek başına fesih sebebi olabilmesi için davalı şirkete önemli bir tutarda zarar vermesi, tahsil edilen primden daha fazla zarar olusturması gerektiği, ayrıca bahis konusu işlemin münferit veya sehven yapılmıs bir işlem de olabilecegi, bu işlemlerin çok sayıda, sürekli ve alıskanlık haline getirilmiş olmasının feshe haklılık kazandıracagı kanaatine Mahkememizce de istirak olunmus, feshin haklı gerekçelere dayandırıldığının ispat olunamadığı kanaatine varılmıştır.Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, davalı tarafça yapılan feshin haksız fesih olduğu kanaatiyle\"   gerekçesi ile feshin haksız olduğuna karar verildiğini, ancak bu hususun hayatın olağan akışına uygun olmadığı gibi taraflar arasındaki güven ilişkisini de zedelediğini, Ayrıca sözleşmenin taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun bir şekilde feshedildiğini, acentelik sözleşmenin 10/b maddesinde taraflara “ acentenin ilgili kanun, khk, tüzük, yönetmelik, hükümlerine ve diğer yasal düzenlemelere, ilgili bakanlık genelgelerine, şirket talimatlarına (yazılı ve sözlü acente hedefleri dahil) Acentelik Sözleşmesi veya Acentelik Sözleşmesine ek protokol ve sözleşme hükümlerine uymaması halinde şirket 10/a maddesine bağlı olmaksızın  kendiliğinden ve herhangi bir bildirime gerek kalmaksızın” sözleşmeyi feshetme hakkını tanıdığını, işbu sözleşme hükümleri ve taraflar arasında güven ilişkisinin zedelenmesi hususu da nazara alındığında feshin sözleşmeye uygun şekilde yapıldığının tartışma konusu yapılamayacağını, Dosyada yenileme oranları nazara alındığında  denkleştirme tazminatı koşullarından olan \"önemli menfaat elde etme\" unsurunun oluşmadığını ve müvekkili şirketin sorumlu olmadığının açık olduğunu, davaya konu fesih işleminden önceki bir yıl ve sonraki bir yıl baz alınarak yapılan karşılaştırma sonucunda davacı acentenin portföyünden geçen poliçelerin; % 76 lık kısmının (862 poliçe) tekrar davacı ...Sigorta Acenteliği tarafından yenilendiğini, yalnızca % 8 lik kısmının (sadece 87 poliçe) davalı müvekkil şirket tarafından yenilendiğini, % 16 lık kısmının ise yine davacı aracılığı ile diğer sigorta şirketleri tarafından yenilendiğini, dosyadaki bütün dilekçelerde belirtildiği gibi davacı acentenin portföyündeki poliçelerin sadece %8'lik kısmının fesihten sonra müvekkili şirketçe yenilendiğini, işbu davada davacının, fesihten önce mevcut poliçelerinin %76'lık kısmını kendisinin yenilediğini ve komisyonlarını kazanmaya devam ettiğini, davacı acentenin portföyünü kaybetmediğini, somut olayda tazminatın  yasal şartlarının oluşmadığını, ayrıca davacının, fesihten sonra başka sigorta şirketlerinden devam ettirdiği sigorta sözleşmeleri var ise mutlaka ayrıştırılmasının ve tazminat hesabında dikkate alınmasının gerektiğini,Tüm bu açıklanan sebeplerle; yerel mahkeme kararının hukuka ve usule uygun olmadığı için  istinaf yoluna başvurma zorunluluğunun hasıl olduğunu,İleri sürerek, açıklanan sebeplerle öncelikli olarak Tehir-i icra talebinin kabulüne, eksikliklerin giderilmesinin mümkün görüldüğü takdirde duruşmalı olarak yargılama yapılıp dosyanın yeniden değerlendirilmesi suretiyle istinaf gerekçeleri doğrultusunda yerel mahkemenin yasa ve usule aykırı kararın kaldırılarak, yeniden karar tesisi ile davanın talepler uyarınca tümüyle reddine, yeniden yargılamaya gerek görülmediği takdirde yasa ve usule aykırı kararın kaldırılarak davanın talepler uyarınca tümüyle reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Asıl dava; davalı tarafından haksız feshedildiği iddia olunan acentelik sözleşmesine dayalı denkleştirme tazminatının tahsili istemine; birleşen dava aynı iddiaya dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.  Mahkemece asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Asıl ve birleşen davalarda davacının asıl dava yönünden ileri sürdüğü istinaf sebepleri; dosyada birden fazla heyetten rapor alındığı, davalı yanın defter ve kayıtlarını ısrarla ibraz etmediği,  mahkemece denkleştirme tazminatı miktarı bakımından hükme esas alınan son bilirkişi heyeti ek raporundaki ihtimalli hesaplamalardan ikincisinin davalı yanın herhangi bir delile dayanmayan beyanına dayalı düzenlendiği, davacı ile davalı arasında özel bir ürün olan motokasko poliçesinin, sözleşmenin feshi nedeniyle davacı tarafındna tekrar düzenlenmesinin mümkün olmadığı bu nedenle davacının zarara uğradığı, birleşen dava bakımından ise haksız fesih nedeniyle davacının itibar kaybına uğradığı davanın kabulü gerektiği yönündedir. Asıl ve birleşen davada davalı tarafından asıl dava bakımından ileri sürülen istinaf sebepleri; mahkemenin haksız fesih tespitinin hatalı olduğu, davacının sözleşmeye ve mevzuata aykırı hareket ettiği, aksi kabul edilse dahi, davalının sözleşmenin feshinden sonra davacı tarafından düzenlenmiş poliçelerden yalnızca %8 oranında (87 adet) poliçeyi yenilediği, denkleştirme tazminatı bakımından önemli menfaat koşulunun oluşmadığı yönündedir. Acentelerin denkleştirme tazminatı istemlerine ilişkin düzenleme 6102 Sayılı TTK'nun 122 ince maddesinde yer almakta olup, sigorta acentelerinin denkleştirme tazminatı istemleri 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 23/16 maddesinde ayıca hükme bağlanmıştır. TTK'nun 102/3 fıkrasında sigorta alanlarına ilişkin özel düzenlemeler saklı tutulmuş olup, 5684 sayılı Kanunun 23/16 maddesi uyarınca, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi, sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilir. Ancak, sigorta acentesinin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmesi ya da kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olması halinde tazminat hakkı düşer. Sigorta şirketinin acentelik ilişkisinin sona ermesinden sonra da sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaat elde etmesi, acentenin aracılık ettiği veya akdettiği sözleşmeler dolayısıyla acentelik ilişkisinin sona ermesinden sonra da prim elde etmeye devam etmesini ifade eder(bkz Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2019/2876 esas, 2020/3326 karar sayılı, 30/06/2020 tarihli ilamı). Sigorta acentesi, hakkaniyet gerektirdiği takdirde ve oranda denkleştirme talep edebilir. Bu koşul, somut durumun tüm özellikleri dikkate alınarak denkleştirme ödemesinin adil bir sonuç olup olmayacağının belirlenmesini ifade eder (hakkaniyet unsuru ile ilgili bkz. ... Acentelik Hukuku, Adalet Yayınevi, 2 Bası, Ankara 2022, s.374 vd). Bu şartlardan birinin mevcut olmaması halinde sigorta acentesi denkleştirme talep edemez. Öte yandan bu tazminat tutarı TTT'nun 122/2 fıkrası uyarınca, sigorta acentesinin fesih tarihinden geriye doğru son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme daha kısa süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır.Denkleştirme tazminatı koşullarının oluştuğunu ispat yükü acente üzerinde, acentenin kusurlu olduğunu veya denkleştirme tazminatından hakkaniyet indirimi yapılmasını gerektirir koşullar bulunduğunu ispat yükü müvekkil üzerindedir (bkz. Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin  2023/104 esas, 2023/6972 karar sayılı, 30/11/2023 tarihli;2021/5374  esas, 2022/7179 karar sayılı, 19/10/2022 tarihli ilamları)Gerek Acenteliğe ilişkin 6102 Sayılı Kanunun 122 maddesi, gerekse 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 23/16 maddesi uyarınca; denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için, acentelik sözleşmesinin acentenin kusurundan kaynaklanan haklı bir nedenle feshedilmemiş veya acente tarafından sözleşmenin haksız feshedilmemiş olması,  sözleşme sona erdikten sonra sigorta şirketinin, sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde etmeye devam ediyor olması, sözleşmenin sona ermesi nedeniyle sigorta acentesinin, sigorta şirketine devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması ve hakkaniyetin tazminat ödenmesini gerektirmesi şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Şartların gerçekleşmesi halinde denkleştirme tazminatı hesabının ne şekilde yapılacağına dair gerek yasaya gerekse Yargıtay içtihatlarında detaylı bir yöntem belirlenmiş değilse de, öğretide hesabın, acentenin göreve başladığı tarihte mevcut olan müşteri çevresi hariç, yeni oluşturulan müşteri çevresi belirlendikten sonra üç aşamalı bir formülle yapılacağı görüşü hakimdir. Buna göre ilk aşamada müvekkilin muhtemel menfaati ve acentenin kaybı hesaplanır.Bu rakam denkleştirme tazminatının ham karşılığıdır. İkinci aşamada bulunan bu tutar hakkaniyet denetimine tabi tutulur. Üçüncü aşamada ise hakkaniyet denetimi sonrası bulunan tutarın Kanunda öngörülen üst sınırı(sözleşmede acente lehine düzenleme yoksa) aşıp aşmadığına bakılır (detaylı bilgi için bkz Arslan Kaya; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, Acentelik, Beta Yayınları, Genişletilmiş İkinci Bası, İstanbul, 2016, s.265 ve devamı)Somut olayda mahkemece denkleştirme(portföy) tazminatına ilişkin koşulların oluşup oluşmadığı ve mikarının tespiti bakımından üç ayrı bilirkişi heyetinden rapor alındığı, ilk iki bilirkişi heyeti raporunda, yukarıda açıklanan usule göre bir inceleme yapılmadığı, yalnızca davacı acentenin son beş yıllık prim ortalamaları esas alınarak talep edilebilecek üst tazminat tutarının belirtildiği, son bilirkişi heyeti kök raporunda sondajlama usulü ile davalının sözleşmenin feshinden sonra sigorta poliçesi yenileme oranının %47,50 olabileceğinin tespit  edildiği, hükme esas alınan son heyetin ek raporunda kök rapordaki hesaplama birinci alternatif olarak tekrar edilip, ikinci alternatif olarak davacının daha önce alınan bilirkişi raporlarına itiraz dilekçelerinde beyan ettiği; ancak dayanaklarını sunmadığı,davacı acentenin portföyünden geçen poliçelerin; % 76 lık kısmının (862 poliçe) tekrar davacı tarafından yenilendiği, yalnızca % 8 lik kısmının (sadece 87 poliçe) davalı şirket tarafından yenilendiği, % 16 lık kısmının ise yine davacı aracılığı ile diğer sigorta şirketleri tarafından yenilendiği yönündeki beyana istinaden hesaplama yapıldığı, ancak acentenin göreve başladığı tarihte mevcut olan müşteri çevresi hariç, yeni oluşturulan müşteri çevresinin belirlenmediği,buna göre davalının muhtemel menfaati ve davacı acentenin kaybının, yani denkleştirme tazminatının ham karşılığının tespit edilerek ve bu tutar üzerinden hakkaniyet denetimi yapılarak bu tutarın talep edilebilecek denkleştirme tazminatı üst sınırını aşıp aşmadığının saptanmadığı, diğer ifade ile  müşteri bazında herhangi bir değerlendirme yapılmadığı için, davacının sözleşmenin başlangıcından itibaren yapmış olduğu üretiminin davalı açısından yeni bir müşteri portföyü olup olmadığı, yıllar içerisinde aynı müşterilerin poliçelerini yenileyip yenilemediği, hangi müşterilerin davacı acentenin kendi çabası ile oluşturduğu müşteri portföyü olarak kabul edilebileceği hususunun araştırılmadığı, mahkemece kabul edilen tazminat tutarının hesaplanmasına dayanak alınan, davalı yanca bilirkişi raporlarına itiraz dilekçelerinde belirtilen oranların gerçeği yansıtıp yansıtmadığının ne hükme esas alınan son ek raporda ne de mahkeme gerekçesinde değerlendirilmediği, kabule göre de mahkemece davalının davacı tarafından üretilen poliçelerin yalnızca %8'lik kısmının fesih sonrası davalı tarafça yenilendiği kabul edilmesine rağmen bu oranın davalı açısından önemli menfaat teşkil edip etmeyeceğinin de gerekçede tartışılmadığı, taraf vekillerinin asıl davada denkleştirme tazminatı koşulları ve hesabına yönelik istinaf sebeplerinin yerinde olduğu anlaşılmıştır.Bu durumda mahkemece;  hükme esas alınan bilirkişi raporlarını düzenleyen heyetten veya yeni bir bilirkişi heyetinden, tarafların ticari defter ve kayıtları ile dosya kapsamı üzerinde yapılacak incelemeye göre; davacı acentenin, acentelik süresince davalı adına düzenlediği poliçelerin türlerinin, sürelerinin, hangi müşteriler ile yapıldıklarının, buna göre  davacı acentenin kendi gayreti ile davalıya kazandırdığı müşteri portföyünün, davalının acentelik ilişkisinin sona erdiği tarihten dava tarihine kadar davacı acentenin kazandırdığı hangi müşterilerin, hangi türde poliçelerinin yenilenmesi nedeniyle ne kadar net prim elde ettiğinin, önemli bir menfaat elde edip etmediğinin, davacı acentenin sözleşmenin feshinden sonra bu müşteriler nedeniyle uğradığı ücret kaybının tespiti ve davacı acentenin talep edebileceği tazminatın üst sınırının belirlenmesi konusunda rapor alınması, alınacak rapor ile birlikte denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için gereken diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin, davacı acentenin tek firma-çok firma acentesi olup olmadığı, ücret kaybı, yenilenen poliçelerin süresi, türü, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin süresi gibi hususlar tartışılarak tazminat ödenmesinin hakkaniyet gereği olup olmadığının ve davacının talep edebileceği tazminat miktarının hangi bedelden oluştuğunun tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.Sonuç itibariyle, taraf vekillerinin asıl davaya yönelik istinaf başvuruslarının kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dairemiz kararının gerekçesine göre asıl davaya yönelik sair istinaf sebepleri ile, birleşen davaya yönelik davacının istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Taraf vekillerinin asıl davaya yönelik istinaf başvuruslarının KABULÜ ile;İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/12/2021 tarih ve  2016/802 Esas ve 2021/1327 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Asıl davaya yönelik sair istinaf sebepleri ile, birleşen davaya yönelik davacının istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,3-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde taraflara iadesine, 5-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 6-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 19/06/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9ac657992561e7d7","SID":"ee94b4b482fce7b1"}}