{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/862 <br>KARAR NO: 2025/829<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2022/599<br>KARAR NO: 2025/241<br>ASIL DAVA TARİHİ: 24/08/2022<br>BİRLEŞEN DAVA TARİHİ: 24/08/2022<br>KARAR TARİHİ: 12/03/2025<br>BİRLEŞEN DAVA:  İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN 2022/623 E. 2023/181 K. SAYILI DOSYASI<br>ASIL VE BİRLEŞEN DAVA: İtirazın İptali <br>KARAR TARİHİ: 09/07/2025<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirket tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan alınan ihale kapsamındaki, müze ve ören yerlerine ilişkin bütün saha işlemlerini, bilişim sistemleri, kamera ve güvenlik sistemleri, turnike ve geçiş kontrol sistemleri, elektrik sistemleri, bilişim sistemleri donanımları ve tüm proje hizmetlerini sağlayarak bakımlarını gerçekleştirdiğini, müvekkili şirket tarafından 2019, 2020, 2021 ve 2022 yılları arasında sistemin canlı tutulması ve periyodik bakımları için toplamda KDV dahil 7.493.585,56 TL ... numaralı bakım faturası kesildiğini ve hizmet verildiğini, bu tutardan bir kısmının ödendiğini, bakiye üzerinden ödeme taahhüdünde bulunulmasına rağmen ödeme yapılmadığını, bunun üzerine icra takibine geçildiğini, dava konusu icra takibi için davalı tarafın kötü niyetli olarak haksız ve hukuka aykırı olarak itiraz ettiğini, İİK'nın 257. maddesi uyarınca ihtiyati haciz kararı verilmesi gerektiğini beyanla, itirazın iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirket tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan alınan ihale kapsamındaki, müze ve ören yerlerine ilişkin bütün saha işlemlerini gerçekleştirdiğini, bu bağlamda müvekkili tarafından, müze ve ören yerlerinin, bilişim sistemleri, kamera ve güvenlik sistemleri, turnike ve geçiş kontrol sistemleri, elektrik sistemleri, bilişim sistemleri donanımları ve tüm proje hizmetlerinin sağlandığını, taraflar arasında imzalanan Teknik Destek Sözleşmesi kapsamında aynı zamanda sistemlerin teknik destek ve bakımlarının gerçekleştirildiğini, sözleşmenin ... adlı ekinin birinci maddesinde 2021-2026 arasında sağlanacak teknik destek hizmeti kapsamında 15.000.000 TL ödeneceği, ikinci maddesinde bu ödemenin 2021 içinde gerçekleştirileceği, üçüncü maddesinde ise bu miktarın KDV hariç olduğunun açıkça belirtildiğini, gerçekleştirilen bakımlara ilişkin bakım tutanaklarının düzenlendiğini, dava konusu faturanın bu hizmetlere ilişkin olduğunu ancak davalı tarafça fatura bedelinin ödenmediğini, davalı hakkında işbu dava konusu dışında da takipler başlatıldığını, davalı tarafça şirket yetkililerinin taahhütlerine rağmen ödemelerin gerçekleştirilmediğini, bunun üzerine icra takibine geçildiğini, dava konusu icra takibi için davalı tarafın kötü niyetli olarak haksız ve hukuka aykırı olarak itiraz ettiğini, İİK'nın 257. maddesi uyarınca ihtiyati haciz kararı verilmesi gerektiğini beyanla, itirazın iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP Davalı vekili asıl davada cevap dilekçesinde; takibe dayanak 01.03.2022 tarihli ... no’lu fatura hakkında müvekkilinin kabulü bulunmadığını, fatura ve faturada belirtilen mal veya hizmete dayanak herhangi bir yazılı sözleşme, talep, sipariş formu vb. sair kayıt bulunmadığını, hizmetlerin herhangi bir şekilde ifasının da söz konusu olmadığını, müvekkilinin davacıya karşı herhangi bir nam altında herhangi bir sorumluluğu, taahhüdü veya yerine getirmesi gereken maddi veya fiili herhangi bir edimi bulunmadığını, davacının iddialarını ispat yükü altında olduğunu, herhangi bir yazılı ve kesin delil bulunmadığını, faturanın kabulü anlamına gelmemek kaydıyla müvekkilinin hali hazırda davacıya fatura tutarının çok üzerinde ödemeler gerçekleştirdiğinden müvekkili aleyhine bir alacağa hükmedilecek olması halinde bu hususta takas ve mahsup defilerinin olduğunu, davacı tarafından tek taraflı gerçekleştirilen delil tespiti işlemi ve akabinde tanzim edilen bilirkişi raporuna taraflarınca itiraz edildiğini, ilgili delil tespiti ve bilirkişi raporunun hükme elverişli olmadığını, davacı tarafından talep edilen icra inkâr tazminatının hukuki dayanaktan yoksun olup aksine davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, usul ekonomisi gereği huzurdaki davanın, işbu davadan önce ikame edilen, tarafları aynı ve bu davayla doğrudan bağlantılı olan İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/543 E. sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmesini talep ettiklerini savunarak davanın reddini ve kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir. Davalı vekili birleşen davada cevap dilekçesinde; takibe dayanak 01.03.2022 tarihli ... no’lu fatura hakkında müvekkilinin kabulü bulunmadığını, fatura ve faturada belirtilen mal veya hizmete dayanak herhangi bir yazılı sözleşme, talep, sipariş formu vb. sair kayıt bulunmadığını, hizmetlerin herhangi bir şekilde ifasının da söz konusu olmadığını, müvekkilinin davacıya karşı herhangi bir nam altında herhangi bir sorumluluğu, taahhüdü veya yerine getirmesi gereken maddi veya fiili herhangi bir edimi bulunmadığını, davacının iddialarını ispat yükü altında olduğunu, tutanakların bir kısmının dayanak gösterilen sözleşmenin yürürlük tarihi olan 01.01.2021 tarihinden bile önceki tarihlere ait olduğunu, ilgili hizmetlerin karşılığının dava konusu faturada yer alan astronomik tutara karşılık gelemeyeceğinin de aşikâr olduğunu, herhangi bir yazılı ve kesin delil bulunmadığını, faturanın kabulü anlamına gelmemek kaydıyla müvekkilinin hali hazırda davacıya fatura tutarının çok üzerinde ödemeler gerçekleştirdiğinden müvekkili şirket aleyhine bir alacağa hükmedilecek olması halinde bu hususta takas ve mahsup defilerinin olduğunu, taraflarına tebliğat yapılmadan gerçekleştirilen delil tespiti işlemi neticesinde tanzim edilen bilirkişi raporun tek yanlı kayıtlara dayandığını, hükme elverişli olmadığını, davacı tarafından talep edilen icra inkâr tazminatının hukuki dayanaktan yoksun olup aksine davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, usul ekonomisi gereği huzurdaki davanın, işbu davadan önce ikame edilen, tarafları aynı ve bu davayla doğrudan bağlantılı olan İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/543 E. sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmesini talep ettiklerini savunarak davanın reddini ve kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen ihtiyati hacze itiraz üzerine verilen 12/03/2025 tarihli kararı ile, itiraza konu ihtiyati hacze ilişkin ara kararın gerekçesinde de belirtilen şekilde dava ve birleşen dava dayanak icra takiplerine bağlı olarak taraflar arasındaki ticari ilişki ve fatura kaynaklı itirazın iptaline ilişkin olup, İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosya kapsamı, İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı  dosya kapsamı, temin edilen rapor, gerekli kısımları yukarıya aynen aktarılan 24/11/2024 tarihli bilirkişi heyeti ek raporu, ticaret sicil kayıtları, İİK'nın 257. maddesi düzenlemesi, dayanılan belgeler ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için öngörülen koşulların gerçekleştiği, verilen kararın isabetli olduğu, itirazların davanın esasına ve yargılamaya yönelik olup yerinde olmadığı  sonucuna varıldığı gerekçesiyle Yerinde görülmeyen itirazların reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dosya kapsamına uygun ve davanın aydınlatılması yönünden mahkememizce de yeterli görülen söz konusu 2. ek rapor, raporlara yansıyan taraf defterlerine ilişkin kayıtlar, ticari defterlerin taraflar yönünden delil etkisi, özellikle dava konusu faturalara istinaden yapılan ödemenin 6.329.992,00 TL olduğuna ilişkin isabetli görülerek iştirak edilen bilirkişi kanaati ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde her iki dava ve dayanak takip yönünden takipten önce temerrüdün gerçekleşmediği, işlemiş faiz kalemlerinin sübut bulmadığı ancak asıl alacak miktarlarının sübut bulduğu ve fakat söz konusu 6.329.992,00 TL ödemenin tarihler gözetilerek birleşen davaya dayanak olan 2022/6209 E. sayılı icra takibine konu asıl alacak miktarından mahsup edilmesi gerektiği, her iki davanın belirtilen bu çerçeveye bağlı olarak kısmen sübuta erdiği, kabule konu asıl alacak yönünden alacağın davalı tarafça hesaplanabilir-bilinebilir olması nedeni ile likit ve belirli olması ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davalı aleyhine icra tazminat şartlarının somut olayda gerçekleştiği, davacı tarafın kötü niyeti sabit görülmediğinden her iki dava bakımından da reddedilen kısımlar yönünden davacı aleyhine kötü niyet tazminatına ilişkin talebin reddine, ihtiyati hacze itirazların reddine ilişkin ara kararın gerekçesi ayrıca yazılarak ayrı bir gerekçeli ara karar oluşturulmuş ise de söz konusu son duruşmada davalı vekili davaların reddine karar verilmesi talep edilerek kabul edilmesi ihtimalinde de İİK'nın 36. maddesi düzenlemesindeki mehil vesikasına bağlı tehiri icra prosedürünün işletilecek olduğundan, bazı icra dairelerinin kısa kararla birlikte takibe devam edebiliyor olmaları nedeniyle 2. kez teminat yatırılmak durumunda kalındığından bahisle kararla birlikte ihtiyati haczin kaldırılmasına karar verilmesi talep edildiğinden ve bu talep son duruşmada nihai karara bağlı ihtiyati hacze ilişkin olduğundan hükümle birlikte bu talep yönünden de karar verilmesi gerekmiş olup, ihtiyati hacze ilişkin düzenlemeler, takip hukukuna bağlı muhtemel öncelikli yararlar gözetilerek bu talep yerinde görülmediğinden hükümle birlikte bu talebin reddine de karar verildiği gerekçesiyle Mahkememizin 2022/599 Esas sayılı davası yönünden: Davanın kısmen kabulü ile İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra dosyası üzerinden yapılan takibin 881.934,56 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren takip talebindeki gibi faiz işletilmek suretiyle devamına; itirazın belirtilen çerçevede iptaline ve takibin belirtilen şekilde devamına, %20 icra tazminatı 176.386,91 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacı tarafın kötü niyeti sabit görülmediğinden reddedilen kısım yönünden davacı aleyhine kötü niyet tazminatına ilişkin talebin reddine, Birleşen İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/623 Esas sayılı dava yönünden: Davanın kısmen kabulü ile İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra dosyası üzerinden yapılan takibin 6.329.992 TL ödemenin takibe konu asıl alacak miktarından mahsubundan sonra kalan 11.370.008 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren takip talebindeki gibi faiz işletilmek suretiyle devamına; itirazın belirtilen çerçevede iptaline ve takibin  belirtilen şekilde devamına, %20 icra tazminatı 2.274.001,60 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacı tarafın kötü niyeti sabit görülmediğinden reddedilen kısım yönünden davacı aleyhine kötü niyet tazminatına ilişkin talebin reddine, Kararla birlikte ihtiyati haciz kararının kaldırılması talebinin reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ Asıl ve birleşen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde; asıl ve birleşen davalar yönünden faiz taleplerinin reddedilmesinin hatalı olduğunu, her iki davaya konu faturanın da davalı tarafa tebliğ edildiğini, TTK'nın 1530/4-A maddesi uyarınca faturanın tebliğinden 30 gün sonra faiz işlemeye başlayacağını, davalının faturayı teslim alarak ticari defterlerine kaydettiğini, davalı tarafından yapıldığı belirtilen ödemenin 6.329.992,00 TL'lik kısmının İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü ... E. sayılı icra dosyasına konu faturadan mahsup edilmesinin hatalı olduğunu, davalı tarafından yapılan 13.000.000,00 TL tutarındaki ödemelerin davalının da kabulü olduğu üzere diğer faturalara ilişkin olduğunu, faturalara ilişkin davalarının ispat edildiğinden davalarının kabul edilmesi gerekmekteyken kısmi kabul/kısmi ret hükmü kurulmasının hatalı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını, asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Asıl ve birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde; dava konusu faturalara ilişkin davacı tarafından herhangi bir hizmet verilmediğini, davacının iddialarının mesnetsiz olduğunu, faturanın tek başına alacağın varlığına delil teşkil etmediğini, müvekkili tarafından yapılan ödemenin aynı dönemdeki diğer işlemler ilgili olduğunu, müvekkilinin davacı şirkete herhangi bir borcu bulunmadığını, uyuşmazlık konusu edilen faturanın da taraflar arasındaki ne tür bir sözleşme ya da sair hukuki ilişkiye dayandığını, taraflar arasındaki borç ilişkisinin davacı tarafından açıklanamadığını, ispat yükü üzerinde olan davacının davasını ispat edemediğini, faturaların gerçeğe aykırı olduğunu, tarafların ticari defterlerinin birbiri ile uyuşmadığını, müvekkiline ait ticari defterlerin usulüne uygun tutulmuş olup davacının ticari defter ve kayıtlarının lehine delil oluşturmasının mümkün olmadığını, davacı tarafından talep edilen faturalara konu edilmiş mal ve hizmetlerin dahi müvekkiline teslim edildiğine dair hiçbir delilin dosyaya sunulmadığını, davacı tarafından dosyaya sunulan belgelerin hiçbiri borcun varlığını ispata elverişli olmadığını, elektronik postada işbu dava konusu faturaların kabulüne ilişkin tek bir ifade bulunmadığını, uyuşmazlık konusu alacağın varlığı ve tutarı yargılamayı gerektirmekte olduğundan icra inkar tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğunu, nihai kararla birlikte davacı tarafından dava konusu icra takiplerine devam edilebilecek bu durumda ihtiyati haciz kararının konusuz kalacağını, nihai kararla birlikte takiplere devam edip kesin haciz uygulayabilecek olan davacının ihtiyati haciz kararına ilişkin herhangi bir hukuki menfaati dahi kalmadığını, bu hususlar dikkate alınmaksızın salt müvekkilini zarara uğramak maksadıyla verilen ihtiyati haciz kararının derhal kaldırılmasına gerektiğini, müvekkili tarafından gerek İİK'nın 266. maddesi kapsamında yerel mahkemeye sunulan teminat gerekse nihai karar kapsamında İİK'nın 36. maddesi kapsamında icra müdürlüklerine sunulan teminat mektupları mübrez kalacağını, bu hukuka açıkça aykırı durum sebebiyle müvekkili şirketin zararı ve mağduriyetinin kat be kat artacağını belirterek, asıl ve birleşen davada verilen ihtiyati haciz ve nihai kararların kaldırılmasını, asıl ve birleşen davanın reddini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Asıl ve birleşen dava, taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmesi kaynaklı fatura bedellerinin tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemlerine ilişkindir. Taraf vekillerince hükme karşı asıl ve birleşen dava yönünden ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmasının yanında asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından ihtiyati hacze itiraz yönünden 12.03.2025 tarihli celsede verilen karara karşı da istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İlk Derece Mahkemesince karar numarası verilmeden önce ihtiyati hacze itiraz kararına karşı istinaf başvurusu yönünden derdest dosyanın istinafı şeklinde istinaf formu düzenlendikten sonra esas hakkındaki hüküm yönünden ayrıca istinaf formunun düzenlenmesi gerekirken tüm istinaf başvuruları yönünden tek bir istinaf formu düzenlenmiştir. Bu aşamada Dairemizce geri çevirme işlemi yapılsa dahi, İlk Derece Mahkemesince karar numarası verilmiş olması nedeniyle ihtiyati hacze itiraz yönünden derdest dosyanın istinafı şeklinde ayrıca istinaf formu düzenlenmesi uyap sistemi üzerinden teknik olarak mümkün olmamaktadır. Dosya tek bir istinaf formu ile Dairemize gelerek tek bir esas numarası almış olması nedeniyle yalnız ihtiyati hacze itiraz yönünden incelenerek esas hakkındaki nihai hüküm yönünden ayrıca sırası geldiğinde inceleme yapılması da mümkün değildir. Tüm bu nedenlerle zorunlu olarak ihtiyati haczin acil iş mahiyeti de dikkate alınmak suretiyle hem ihtiyati hacze itiraz yönünden hem de esasa ilişkin verilen hüküm yönünden beraber istinaf incelemesi yapılması gerekmiştir.İhtiyati hacze itirazın reddi kararına karşı yapılan istinafa yönelik incelemede;İİK'nın 257 maddesinde; rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı tarafından, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz malları ile alacakları ve diğer haklarının ihtiyaten haczettirebileceği, vadesi gelmemiş borçtan dolayı ise borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa ve borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisi kaçmaya hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâl eden hileli işlemlerde bulunursa ihtiyati haciz kararı verilebileceği düzenlenmiştir. İİK'nın 258 maddesinde ise \"İhtiyati hacze 50 nci maddeye göre yetkili mahkeme tarafından karar verilir. Alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeye mecburdur.\"  düzenlemesine yer verilmiştir. Yasal düzenleme gereğince ihtiyati haciz talep eden, İİK'nın 257/1. maddesi kapsamında bir para borcunun alacaklısı olduğunu, borcun rehinle temin edilmediğini ve borcun vadesinin gelmiş olduğunu yaklaşık olarak mahkemeye kanaat getirecek tarzda ispat etmek durumundadır. İİK'nın 265/1. maddesinde ise borçlunun kendisi dinlenmeden verilen ihtiyati haczin dayandığı sebeplere, mahkemenin yetkisine ve teminata karşı huzuriyle yapılan hacizlerde haczin tatbiki, aksi halde haciz tutanağının kendisine tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde mahkemeye müracaat ederek itiraz edebileceği düzenlenmiştir. Mahkemece 11.12.2024 tarihli celsede asıl ve birleşen dava yönünden ihtiyati haciz kararı verilmiş, asıl ve birleşen davada davalı vekili 12.12.2024 tarihli dilekçesi ile teminat mektubu sunulması nedeniyle \"İhtiyati Haciz konusu 12.261.942,56 TL tutarı karşılayan teminat mektubu ibraz edilmiş olduğundan söz konusu ihtiyati haczin: ... Bankası Pendik/İstanbul Ticari Şubeye ait olup 12/12/2024 tarihli, ... mektup nolu, 12.261.950 TL bedelli, kesin ve süresiz nitelikli teminat mektubu üzerine kaydırılmasına ve buna bağlı olarak söz konusu ihtiyati haciz kararının İİK Madde 266 düzenlenmesi gereğince kaldırılmasına,\" dair karar verilmiş,  asıl ve birleşen davada davalı vekili 17.12.2024 tarihinde ayrıca ihtiyati hacze itiraz etmiş, itirazın duruşmalı olarak incelenmesine yönelik 02.01.2025 tarihli ara karar oluşturulmuş, 12.03.2025 tarihli celsede ara karar ile İhtiyati hacze itirazların reddine, aynı celsede verilen esas hükümde ise Kararla birlikte ihtiyati haciz kararının kaldırılması talebinin reddine dair karar verilmiştir. Asıl ve birleşen davada davalı vekili İİK'nın 265/1. maddesi uyarınca 7 gün içinde ihtiyati hacze itirazda bulunmuş, itirazın reddine yönelik olarak verilen karara karşı da 2 haftalık yasal süre içerisinde istinaf yasa yoluna başvurmuştur. Asıl ve birleşen davada davalı vekili istinaf sebebi olarak kararla birlikte davacı tarafından dava konusu icra takiplerine devam edilebilecek bu durumda ihtiyati haciz kararının konusuz kalacağını, nihai kararla birlikte takiplere devam edip kesin haciz uygulayabilecek olan davacının ihtiyati haciz kararına ilişkin herhangi bir hukuki menfaati bulunmadığını ileri sürmüş ise de, bu hususun İİK'nın 265/1. maddesinde sayılan itiraz sebeplerinden olmadığı, İİK'nın 266/1. maddesi uyarınca itirazın kaldırılmasına kararına karşı itiraz veya istinaf yasa yolunun açık olmadığı anlaşılmıştır. İtirazın kaldırılması için sunulan teminat mektubunun üzerine haciz konulması ile ilamlı icra takibine başlanılması üzerinde davalının bu defa tehiri icra kararı için ayrı bir teminat mektubu sunması durumunda iade talebinin icra müdürlüğüne yapılması gerekmekte olup, icra müdürlüğünün bu konuda vereceği karara karşı da İcra Hukuk Mahkemesi nezdinde şikayet yoluna başvurulabilecektir. Nitekim Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 03/11/2022 tarih, 2022/ 4099 Esas ve 2022/ 11439 Karar sayılı ilamında bu konuda esasa ilişkin inceleme yapılmıştır. Açıklanan sebeplerle; incelenen ihtiyati hacze itirazın reddine ilişkin mahkeme ara kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, asıl ve birleşen davada davalı vekilinin ihtiyati hacze itirazın reddi kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. Asıl ve birleşen davadaki esas hakkındaki hükme ilişkin istinaf incelemesinde; Asıl davaya konu İstanbul Anadolu ... İcra Dairesi'nin ... E. sayılı dosyası incelendiğinde; takip alacaklısının ... Ticaret A.Ş., borçlunun ise ... Sanayi Ve Ticaret A.Ş. olduğu, 881.934,56 TL asıl alacak ve 13.478,20 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 895.412,76 TL üzerinden 06.04.2022 tarihinde başlatılan icra takibinde 01.03.2022 tarihli ... fatura numaralı faturaya ilişkin alacak bakiyesi borcun sebebine dayanıldığı, ödeme emrinin takip borçlusuna 12.04.2022 tarihinde tebliğ edildiği, 15.04.2022 tarihinde borca itiraz edildiği, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 67 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 1 yıllık hak düşürücü süre içinde itirazın iptali davasının açıldığı tespit edilmiştir.Birleşen davaya konu İstanbul Anadolu ... İcra Dairesi'nin ... E. sayılı dosyası incelendiğinde; takip alacaklısının ... Ticaret A.Ş., borçlunun ise ... Sanayi Ve Ticaret A.Ş. olduğu, 17.700.000,00 TL asıl alacak ve 510.451,03 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 18.210.451,03 TL üzerinden 07.04.2022 tarihinde başlatılan icra takibinde 01.02.2022 tarihli ... fatura numaralı e-faturaya ilişkin alacak bakiyesi borcun sebebine dayanıldığı, ödeme emrinin takip borçlusuna 13.04.2022 tarihinde tebliğ edildiği, 15.04.2022 tarihinde borca itiraz edildiği, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 67 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 1 yıllık hak düşürücü süre içinde itirazın iptali davasının açıldığı tespit edilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddesinde:\"Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.\" hükmü yer almaktadır.Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 26.12.2024 tarih ve 2023/1909 E., 2024/5226 K. sayılı ilamı:\"Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması ise birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve  iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse ise, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir. Mahkemece yapılan 16.12.2019 tarihli bilirkişi incelemesi neticesinde; davalı tarafından davacı tarafından düzenlenen iki adet malzeme satış faturalarına itiraz edilmediği, davacının faturalarının tamamının davalının ticari defterlerine işlendiği tespit edilmiştir.Bu durumda, mahkemece yapılacak iş, davacının temyize konu ettiği 2.896.631,32-TL bedelli kurşun geçirmez malzeme faturası, davalının ticari defterlerinde kayıtlı olup, HMK 222. maddesi uyarınca aleyhe delil olduğundan, 20.05.2020 tarihli bilirkişi ek raporunda, temyiz konusu fatura da dikkate alınarak alacak hesaplandığına göre, davanın, bilirkişi raporunda belirlenen 571.396,96-TL üzerinden kabulü gerekirken, yazılı şekilde reddi doğru olmamış,...\"şeklindedir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 06.12.2021 tarih ve 2021/421 E., 2021/2017 K. sayılı ilamı:\"...bb-) Ticari defterlerin sahibi aleyhine delil olması: TTK'nın 222/4. maddesi gereğince açılış ve kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları sahibi aleyhine delil olur. Ticari defterleri aleyhine delil olarak kullanan taraf defterlerindeki kayıtların aksini iddia ve ispat edebilir. Ancak karşı tarafın kendi aleyhine delil olan ticari defterlerindeki kayıtların aksini sadece kesin delillerle ispatı gerekmektedir. Yine bir tarafın ticari defterlerinin tamamı kanuna ve usulüne uygun tutulmakla birlikte içerdikleri kayıtlar yönünden karşı tarafın iddialarını doğrulaması halinde bu kayıtlarda sahibi aleyhine delil teşkil eder. Örneğin, satım sözleşmesinde satıma konu faturanın alıcı defterlerinde kayıtlı olması faturaya konu emtianın ve faturanın alıcıya teslim edildiği iddiası bakımından defter sahibi aleyhine teşkil eder. Bunun aksini defter sahibinin başkaca kesin delillerle ispatı gerekir...\"şeklindedir.<br>Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; \"...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır.Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.). Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da  imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde  alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir...\" Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.İlk Derece Mahkemesince nitelikli hesaplama uzmanı, elektrik elektronik mühendisi ve mali müşevirden oluşan bilirkişi heyetinden aldırılan 03.03.2024 tarihli kök raporda:\"Davacı firma ... Tic.A.Ş.” nin 2018 ve 2019 yıllarına ait olarak tutulmakta olan ticari defter açılış tasdiklerinin yasal süre içerisinde yapıldığı, yevmiye defteri kapanış tasdikinin yapılmadığı, 2020, 2021 ve 2022 yıllarına ait fiziki olarak tutulmakta olan envanter defteri açılış tasdikinin yasal süre içerisinde yapıldığı, 2020,2021 ve 2022 yıllarına ait elektronik olarak tutulmakta olan ticari defter açılış-kapanış beratlarının yasal süre içerisinde oluşturulduğu, Davacı firma ... Tic.A.Ş.” nin ticari defter kayıtlarına göre, davalı firma ... San.ve Tic.A.Ş.” nden 18.581.934,61 TL ve ayrıca 808.355,07 USD alacaklı olduğu,...\" şeklinde kanaat bildirildiği, aynı bilirkişi heyetinden aldırılan 10.09.2024 tarihli ek raporda:\"Davalı firma ... San.ve Tic.A.Ş.” nin 2018-2019-2020-2021 ve 2022 yıllarına ait fiziki olarak tutulmakta olan envanter defteri açılış tasdiklerinin yasal süre içerisinde yapıldığı, 2018-2019-2020-2021 ve 2022 yıllarına ait elektronik olarak tutulmakta olan ticari defter açılış-kapanış beratlarının yasal süre içerisinde oluşturulduğu,...Davacı firma (...) tarafından davalı firmaya düzenlenen (...) 01.02.2022 tarihli ... nolu Kdv dahil toplam 17.700.000,00 TL ve 01.03.2022 tarihli ... nolu Kdv dahil toplam 7.493.585,56 TL'lik faturaların davacı ve davalı firmaların ticari defterlerine kayıt edilmiş olduğu,...\" şeklinde kanaat bildirildiği, aynı bilirkişi heyetinden aldırılan 24.11.2024 tarihli 2. ek raporda:\"...dava konusu faturalara davalı tarafından toplam 6.329.992,00 TL” lik kısmi ödeme yapılmış olduğunun beyan edildiği,13.000.000,00 TL lik ödemelerle ilgili dekontlarda ödemenin hangi faturalara istinaden yapıldığı bilgisinin yer almadığı, dava konusu 01.02.2022 tarihli ... ve 01.03.2022 tarihli ... nolu faturaların vadesinin fatura tarihi ile aynı olduğu, davalı tarafından davacı firmaya 1.000.000,00 TL'lik ödemenin 28.01.2022 tarihinde, 12.000.000,00 TL” lik ödemenin ise 17.02.2022 tarihinde yapıldığı, vade tarihi ile ödeme tarihi karşılaştırıldığında somut bilgi olmamak kaydıyla, dava konusu faturalara istinaden yapıldığı iddia edilen toplam 6.329.992,00 TL'ik kısmi ödemenin dava konusu faturalara istinaden yapılmış olduğu ihtimali bulunmakla birlikte, bu konuda ki nihai takdir ve yetkinin Sayın Mahkemeye ait olduğu,\" şeklinde kanaat bildirilmiştir.Somut olayda, asıl davada takibe konu edilen fatura 01.03.2022 tarihli ... nolu 7.493.585,56 TL bedelli olup ve birleşen davada takibe konu edilen fatura ise 01.02.2022 tarihli ... nolu 17.700.000,00 TL bedellidir. HMK'nın 222. maddesi uyarınca takip konusu her iki fatura yönünden taraf defterleri birbirlerini doğrulamakta olup, asıl ve birleşen davadaki iki adet faturanın tarafların ticari defterlerinde kayıtlıdır.Davalı vekilinin cevap dilekçesince mahsup itirazında bulunması nedeniyle bilirkişi heyetinin 2. ek raporu ile tespit edilen 6.329.992,00 TL'lik kısmi ödeme nedeniyle birleşen davada mahsup yapılarak davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı bu yönden her iki taraf vekili de istinaf sebebi ileri sürmüştür. Davacı vekili mahsup işleminin hatalı olduğunu ileri sürmüş, davalı vekili ise istinaf dilekçesinde \"Müvekkil şirket tarafından bu dönemde yapılan ödeme, aynı dönemdeki diğer işlemler ilgilidir. Müvekkil şirketin davacı şirkete herhangi bir borcu bulunmamaktadır.\" şeklinde beyanda bulunmuştur. Taraflar arasında iş bu asıl ve birleşen dava dosyaları dışında da icra takipleri ve dava dosyalarının bulunmaktadır. TBK'nın 102. maddesi uyarınca birleşen davadaki icra takip dosyasının mahsuba konu açıklamasız ödeme yönünden ilk takip konusu borç olup olmadığının da diğer takip dosyaları dikkate alınarak bilirkişi ek raporu tespit edilmediği anlaşılmıştır. Öncelikle bu konuda yukarıdaki davalı vekili beyanı da dikkate alınarak HMK'nın 31. maddesi uyarınca taraf vekillerinden ödemenin neye ve hangi borca istinaden yapıldığına ilişkin açıklama istenilmesinin ardından, bu konuda  taraf vekillerinin aynı yönde açıklama yapmaması durumunda ödemenin mahsuba konu edilip edilmeyeceğinin  TBK'nın 102. maddesi uyarınca diğer icra takip dosyaları da araştırılarak tespit edilmesi ile varılacak kanaate göre birleşen dosya yönünden mahsup işleminin yapılıp yapılmayacağının değerlendirlmesi gerekirken aksi yönde eksik araştırma ile karar verilmesi isabetsizdir.6102 sayılı TTK'nın 1530/4 maddesinde; \"Sözleşmede ödeme günü veya süresi belirtilmemişse veya belirtilen süre beşinci fıkraya aykırı ise, borçlu aşağıdaki sürelerin sonunda ihtara gerek kalmaksızın mütemerrit sayılır ve alacaklı faize hak kazanır:a) Faturanın veya eş değer ödeme talebinin borçlu tarafından alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda,b) Faturanın veya eş değer ödeme talebinin alınma tarihi belirsizse mal veya hizmetin teslim alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda...\" düzenlemesi yer almaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.09.2022 tarih ve 2021/2351 E., 2022/6324 K. sayılı ilamı:\"6102 sayılı TTK 1530/4-a maddesinde, sözleşmede ödeme günü veya süresinin belirtilmemesi veya belirtilen sürenin beşinci fıkra hükümlerine aykırı olması durumunda faturanın veya eş değer ödeme talebinin borçlu tarafından alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda borçlunun ihtara gerek kalmaksızın mütemerrit sayılacağı ve alacaklının faize hak kazanacağı düzenlenmiştir. İcra takibinde istenen işlemiş faizin, açıklanan yasa hükmü kapsamında değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davalı temerrüdünün gerçekleşmediği gerekçesiyle işlemiş faiz yönünden fazlaya ilişkin istemin reddi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.\"şeklindedir.Somut olayda; taraflar arasındaki asıl ve birleşen davada hizmet tedarikine yönelik sözleşme kaynaklı alacak kapsamında davalı tarafın KOBİ sıfatının da bulunmadığı dikkate alındığında alacağın dayanağını oluşturan asıl ve birleşen davaya konu iki ayrı elektronik faturanın hangi tarihte tebliğ edildiği tespit edilerek buna göre TTK 1530/4.a maddesi uyarınca faturanın borçlu tarafından alınmasını takip eden 30 günlük sürenin sonunda temerrüt oluşacağı gözetilerek işlemiş faiz alacağının hesaplanması gerekirken aksi yönde takipten önce temerrüdün gerçekleşmediğinden takip öncesi işlemiş faiz kalemleri yönünden redde yönelik karar verilmesi isabetsiz olmakla bu yönlerden mali müşavir bilirkişiden ek rapor alınarak varılacak kanaate göre karar verilmesi gerekmektedir.Açıklanan sebeplerle; mahkemece uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olduğu anlaşıldığından, asıl ve birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (6) numaralı alt bendi uyarınca esası incelemeden kararın kaldırılmasına, asıl ve birleşen davada davalı vekilinin esasa hakkındaki hükme yönelik istinaf başvurusunun bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Asıl ve birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/599 E. 2025/241 K. sayılı 12/03/2025 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca asıl ve birleşen dava yönünden KALDIRILMASINA,2-Asıl ve birleşen davada davalı vekilinin ihtiyati hacze itirazın reddi kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanunun 353/1.b.1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,3-Asıl ve birleşen davada davalı vekilinin esasa hakkındaki hükme yönelik istinaf başvurusunun bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına,4-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE,5-Taraflarca yatırılan istinaf başvurma harçlarının ayrı ayrı Hazineye irat kaydına,6-Asıl ve birleşen davada davacı vekilinin yatırmış olduğu istinaf karar harçlarının talep halinde ilk derece mahkemesince asıl ve birleşen davada davacı vekiline iadesine,7-Asıl ve birleşen davada davalı vekilinin ihtiyati hacze itirazın reddi kararına yönelik istinaf başvurusu yönünden yatırdığı istinaf karar harçlarının asıl ve birleşen dava yönünden ayrı ayrı Hazineye irat kaydına,8-Asıl ve birleşen davada davalı vekilinin esasa hakkındaki hükme yönelik istinaf başvurusu yönünden yatırdığı istinaf karar harçlarının talep halinde ilk derece mahkemesince asıl ve birleşen davada davalı vekiline iadesine,9-Tarafların yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,10-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,11-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 09/07/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"53eca1ebb38120bf","SID":"6f46cd48c5bcbdde"}}