{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/669 <br>KARAR NO: 2025/1093<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 19/01/2022<br>NUMARASI: 2021/356 E. -  2022/42  K.<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari satımdan kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;  müvekkilinin davalı tarafla yaptığı ticari ilişki neticesinde icra takibine konu faturalardan dolayı alacaklı olduğunu, alacağının tahsili amacıyla davalı tarafa karşı Küçükçekmece ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, davalı-borçlunun dosya borcuna itirazı üzerine takibin durduğunu, itirazın haksız olduğunu iddia ederek,  itirazın iptaline, takibin devamına, %20 icra inkâr tazminatına  karar verilmesini talep  ve  dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davaya konu malların müvekkiline teslim edilmediğini, davacının borcunu ifa etmeksizin talepte bulunmasının mümkün olmadığını, faturaların usulüne uygun düzenlenmediğini, fatura içeriği malların teslim edildiğine dair ispat yükünün davacıda olduğunu, müvekkilinin defter kayıtlarına göre davacıya borçlu olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.  <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...davacı  tarafça takibe konu edilen 4 adet faturanın davalı defterlerinde kayıtlı olmadığı ve buna ilişkin irsaliyeli fatura sunulmadığı anlaşılmış ise de, davacı ve davalı tarafça fatura adedi ve miktarı ile uyumlu olarak KDV hariç 187.750,00 TL(KDV dahil 221.545,00 TL) bedel yönünden BS ve BA bildirimlerinin yapıldığı, tarafların BA ve BS bildirimlerinin miktar ve adet olarak davacının düzenlediği faturayla uyumlu olduğu görülmüştür.Bilirkişi tarafından davacı defterlerinde kayıtlı olan davalıya gönderilen 15.000,00 TL havale ile davalı defterinde kayıtlı olan ve davacıya gönderilen 10.000,00 TL'lik havaleden de bahsedilmiş ise de, davanın cari hesap alacağına ilişkin olmayıp fatura alacağına ilişkin olduğu, davalı defterinde kayıtlı havalenin borç ödeme amaçlı gönderilip gönderilmediğinin sabit bulunmadığı, nitekim davacı tarafından kendi defterlerinde kayıtlı olan 15.000,00 TL'lik alacak takibe konu edilmemiş olup, faturalar üzerinden takip başlatıldığı, faturalar yönünden de BA bildirimleri kapsamında davacının davasını ispat etmiş kabul edildiği, her ne kadar davalı tarafça düzeltme beyannamesinin bulunduğu belirtilmiş ise de, faturaların 2019 yılı, 5,6,7 ve 8.aylarına ilişkin olduğu, düzeltme beyanının 12.ayda verildiği dikkate alındığında, davacının asıl alacak yönünden davasının kabulüne karar verilmiş, işlemiş faiz talebi yönünden ise davalının takip konusu alacak yönünden temerrüde düşürüldüğü ispatlanamadığından...\" gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 221.545,00 TL asıl alacak yönünden davalının Küçükçekmece ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takibe yönelik itirazın iptaline, takibin asıl alacağa takip tarihinden itibaren  3095 sayılı Kanun'un 2/2. maddesi gereğince avans esasına göre belirlenecek faiz uygulanarak takipteki diğer koşullarla davamına, işlemiş faize ilişkin talebin reddine, asıl alacağın %20'si üzerinden hesaplanan 44.309,00 TL icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline,  karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı ve davalı vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk derece mahkeme kararı her ne kadar asıl alacak yönünden yerinde olsa da faiz yönünden kararın hukuka aykırı olduğunu, TTK'nın 1530. maddesi gereğince ihtara gerek kalmaksızın tedarik sözleşmesinde para borcunu yerine getirmeyen tarafın kendiliğinden temerrüte düşeceğini belirterek, ilk derece mahkeme kararının kaldırılarak, davanın tam kabulüne ve davalının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davaya konu faturalarda malların miktarı, birim fiyatları ve irsaliye numaralarının bulunmadığını, faturaların usulüne uygun düzenlenmediğini, davacının faturada belirtilen malları müvekkiline teslim etmediğini, teslim edildiği yönündeki iddianın davacı tarafça ispat edilmesi gerektiğini, davacı taraf irsaliye faturaların bulunmadığını beyan ettiğini, ürünlerin teslim edildiğine dair hiçbir delil sunulamamasına rağmen hatalı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verildiğini, iddianın yazılı delille ispat edilmesi gerektiğini, ticari hayatta irsaliye olmadan malların teslim edilmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin BA Formunu bildirmiş olmasının malları teslim aldığı anlamına gelmediğini, sonrasında malların teslim edilmemesi sebebiyle düzeltme beyanı verilerek KDV ödemelerinin gerçekleştirildiğini, müvekkilinin faturası düzenlenen mallar ile ilgili olarak yasal yükümlülüğü çerçevesinde bir aylık süre içerisinde  BA formları vasıtasıyla bildirimlerini yaptığını, davacının ticari defterleri sunmaktan imtina ettiğinin belirtildiğini, oysa müvekkiline ait ticari defterlerin süresi içerisinde sunulduğunu, bilirkişi tarafından incelendiğini, usulüne uygun biçimde tutulduğunun tespit edildiğini, davacı tarafça müvekkiline ait BA Formlarının delil olarak gösterilmediğini, delil olarak gösterilmeyen bir belgenin davacı lehine kabul edilmesinin mümkün olmadığını, her somut olayın kendi içerisinde değerlendirilmesinin gerektiğinin aşikar olduğunu, icra inkâr tazminatına hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu iddia ederek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, ticari satıma ilişkin faturadan kaynaklanan alacağın tahsili amacı ile başlatılan ilamsız icra takibine karşı yapılan itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, her iki taraf vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, ticari ilişkinin varlığı konusunda herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir.Uyuşmazlık, taraflar arasındaki satım sözleşmesinden takip konusu fatura içeriği emtianın davalıya teslim edilip edilmediği ve buna göre davacının fatura alacağına hak kazanıp kazanmadığı kazanmış ise uygulanacak faizin türü ve oranına ilişkindir. Davacı, dava dilekçesinde; tarafların ticari defter ve belgelerine dayanmış olup, aynı şekilde davalı da ticari defter ve kayıtlara dayanmıştır. Dayanılan kayıtlar müstenidatı ile birlikte geçerli olacağından, ayrıca BA ve BS Formlarına dayanılmasa dahi bu formların delil olarak incelenmesi mümkündür. Dosya kapsamından, davacı tarafından davalı şirkete  parke, musluk, tadilat gibi malzemelerin satımına ilişkin faturalar düzenlediği, faturaların ticari satıma ilişkin olduğu, irsaliye sunulmadığı anlaşılmıştır. Fatura borcunun ödememesi üzerine davacı tarafça davalı aleyhine Küçükçekmece ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında, 31.05.2019, 13.06.2019, 31.07.2019 ve 27.08.2019 tarihli faturalar ile bunların işlemiş faizi olmak üzere  için işletilen faiz olmak üzere toplam 247.002,84 TL alacağın tahsili amacı ile ilamsız icra takibi başlattığı, davalı şirketin takibe ve borca itirazı üzerine davacı tarafça arabuluculuk aşaması sonrasında İİK'nın 67. maddesi gereğince iş bu davanın açıldığı anlaşılmıştır. Tarafların delillerinin toplanmasından sonra bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Taraflara ait BA ve BS Formları dosyaya celp edilmiştir. 25.11.2021 tarihli bilirkişi raporunda; davacının davalı ile öteden beri devam eden ticari ilişkiden doğan alacakları ile ilgili icra takibi başlattığı, tarafların ticari defterlerini ibraz ettiği, davacı defter kayıtlarına göre en son ticari işleminin 28.08.2019 tarihli olduğu, dava tarihi itibariyle davalıdan 226.545,00 TL alacağının göründüğü, davanın ise 283.987,17 TL üzerinden açıldığı, davalı defterlerine göre dava tarihi itibariyle 10.000,00 TL alacağın göründüğü, davacının düzenlemiş olduğu satış faturalarının hiçbirinin davalı defter kayıtlarında ve cari hesap ekstresinde yer almadığı, sadece davacıya 02.08.2019 tarihinde yapmış olduğu ödemenin kayıtlarında yer aldığı, davacının davalı adına düzenlemiş olduğu faturalarda malın miktarı ve birim fiyatı ile sevk irsaliyesi numaralarının bulunmadığı, ayrıca faturalarda, malların teslim edildiğine ve teslim alındığına ilişkin olarak herhangi bir bilgiye de rastlanılmadığı, davacı tarafından 2019 yılında davalı adına düzenlenen 4 adet toplam kdv hariç 187.750,00 TL'nin davacı tarafça verilen BS Formu ile davalı tarafça verilen BA Formları ile bildirimlerinin yapıldığı, davacının vermiş olduğu belge adedi ve toplam tutar ile davalının BA Formundaki belge adedi ve belge toplamları arasında mutabakat bulunduğu, TBK'nın 117/2. maddesine göre faiz istenebilmesi için ya sözleşmede hüküm bulunması gerektiği ya da bir bildirimle borçlunun temerrüte düşürülmesi gerektiği, dava dosyası ve eklerinde bu konuda herhangi bir sözleşme olmadığı gibi bir ihtarnameye de rastlanılmadığı, davacının cari hesap ekstresinde davalıdan 226.545,00 TL alacaklı gözüktüğü, ödeme emrinde asıl alacak miktarı olarak 221.545,00 TL gösterildiği belirtilmiştir. Davacı vekili bilirkişi raporuna karşı beyan dilekçesinde; raporla müvekkilinin alacağının sübuta erdiğini, sevk irsaliyesi bulunmadığından bahisle ürünlerin tesliminin gerçekleştirilmediği, davalı tarafça bildirilmesine rağmen düzenlenen dört adet faturanın davalı tarafından vergi dairesine verilen BA formları ile tutarlı olduğunu, sözleşmeye konu ürünlerin alıcı tarafından taşıttırılması yahut naklettirilmesi halinde sevk irsaliyesinin alıcı tarafından düzenlenmesi gerektiğini, Vergi Usul Kanunu'nun 230/5. maddesinde, satılan malların teslim tarihi ve irsaliye numarasının malın alıcıya teslim edilmek üzere satıcı tarafından taşındığı veya taşıttırıldığı hâllerinde satıcının, teslim edilen malın alıcı tarafından taşınması veya taşıttırılması hâlinde alıcının taşınan veya taşıttırılan mallar için sevk irsaliyesi düzenlemesinin  şart olduğu şeklinde düzenlendiğini, somut olayda ise alacağa konu ürünlerin davalı tarafça bizzat teslim alındığını, davalının kendi düzenlemesi gereken bir evrakın eksikliğinden bahisle salt borçtan haksız ve mesnetsiz kurtulma gayesi ile faturaların geçersizliğini iddia ettiğini, 08.12.2021 havale tarihli beyan dilekçesinde ise BA formlarının düzeltildiğini iddia etmiş ise de iddianın tamamen soyut olduğunu, salt borçtan hukuka aykırı bir şekilde kurtulma amacına hizmet ettiğini belirterek, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili rapora beyan ve itiraz dilekçesinde; müvekkilinin ticari defterlerine göre davacının alacağının bulunmadığını, davacının düzenlemiş olduğu faturaların usulüne uygun olmadığının tespit edildiğini, faturalarda malların teslim tarihi ve irsaliye numarasının bulunması gerektiğini, müvekkilinin BA formu ile bildirim yapmış olmasının malları teslim aldığı anlamına gelmeyeceğini kaldı ki malların teslim edilmemesi gerekçe gösterilerek düzeltme beyanının tanzim edildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dilekçesine ekli olarak Gelir İdaresi Başkanlığı İkitelli Vergi Dairesi Müdürlüğüne katma değer vergisi beyannameleri sunulduğu, 26.12.2019 onay zamanı olarak gösterilen beyannamede, düzeltme nedeni olarak 31.05.2019, 13,06.2019, 31.07.2019, 27.08.2019 tarihli faturaların kayıtlardan çıkarılmasına yer verilmiş olduğu ve düzeltme beyannamelerinin takip tarihi olan 12.12.2020 tarihinden daha önce olduğu anlaşılmıştır. Davalı vekili zapta geçen beyanında; rapora itirazlarını tekrar ettiklerini, 2019 yılının 12. ayında beyanname düzeltmek için bildirim verildiğini, faturaların usulüne uygun olmadığını, irsaliye numaralarının bulunmadığını, defterlerde faturaların kayıtlı olmadığını, irsaliyeli faturaların olmadığının beyan edildiği belirtmiştir. Mahkemece, bilirkişi raporu kapsamında davanın asıl alacak yönünden kısmen kabulüne dair hüküm tesis edilmiştir. Gerekçede, davacının faturaya konu malın teslimine dair ispat yükü altında olduğu, BA formundaki kayıtların davacı ve davalı aleyhine sonuç doğurduğu, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2011/8941 Esas, 2012/969 Karar sayılı kararından hareket edildiği, Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile BA formu içeriği ve vergi uygulaması gözetildiğinde hiç kimsenin kendi aleyhine delil oluşturmayacağı düşünüldüğünde, davalı tarafın resmî bir kuruma malları teslim aldığına dair beyanının kendisini bağlayacağı ifadelerine yer verilmiştir. Her ne kadar davalı tarafça düzeltme beyanında bulunulduğu belirtilmiş ise de faturaların 2019 yılı 5, 6, 7 ve 8. aylarına ilişkin olduğu, düzelteme beyanının 12. ayda verildiği dikkate alındığında, asıl alacak yönünden davanın kabulüne karar verildiği ifadelerine yer verilmiştir. HMK'nın 190. maddesinde, ispat yükünün, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu, TMK'nın 6. maddesinde ise taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu belirtilmiştir. Somut olayda, satım sözleşmesinden kaynaklı olan ürünlerin davalıya tesliminin davacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Satım sözleşmesinde, emtianın teslimi kural olarak yazılı şekilde düzenlenen bir belge ve sevk irsaliyesi ile kanıtlanabilir. Uyuşmazlıkta sevk irsaliyesi bulunmadığı anlaşılmıştır. Vergi Usul Kanun'unda taşımanın kim tarafından yapıldığına ilişkin olarak sevk irsaliyesinin de kim tarafından düzenleneceği belirlenmiştir.  Dava konusu faturaların davalı  tarafından alınan kayıtlara işlendiği ve BA formu ile ilgili vergi dairesine bildirildiği anlaşılmıştır. Faturaların davalının kendi defterlerine borç olarak kaydedilmiş olması ve vergi dairesine Ba formuyla faturaların beyan edilmiş olması karşısında, davacının mal teslim borcunu yerine getirdiği konusunda karine oluşmuştur. Bu açıdan davacı kendi üzerinde olan ispat yükünü yerine getirmiştir.  Faturaların davalı defterlerine kaydından çok uzun bir süre sonra düzeltme beyanı yapılması, bu karinenin aksini kanıtlamaya yeterli değildir.  Bu nedenle VUK hükümlerine göre irsaliye düzenlenmemiş olması veya faturada şekil şartlarının kısmen eksik olması, fatura içeriğinde satılan emtianın miktarının bulunduğu dikkate alındığında, teslim olgusunu ortadan kaldıracak nitelikte değildir. Bu nedenle, ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen kararda hukuka aykırılık görülmemiş, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir.<br>Satım sözleşmesinden kaynaklanan alacağın likit olması ve davalının takibe yönelik itirazında haksız olması nedeniyle İİK'nın 67/2 maddesi gereğince davalı aleyhine icra inkâr tazminatına karar verilmesi yerinde olduğundan,  davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin işlemiş faiz ve oranına ilişkin istinaf başvurususun incelemesinde; taraflar arasında ticari ilişki olması nedeniyle mahkemece 3095 sayılı Kanunun 2/2 maddesine göre avans esasına göre faize hükmedilmesi yerindedir.  Davacı vekili her ne kadar TTK'nın 1530. maddesinin uygulanması gerektiği iddia edilmiş ise de  TTK'nın anılan maddesinde, ticari hükümlerle yasaklanmış işlemler ile mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçları düzenlenmiştir. TTK'nın 1530. maddesi, tedarik sözleşmelerine ilişkin olup taraflar arasında tedarik sözleşmesi ilişkisi bulunmadığından bu hükmün somut olayda uygulama yeri yoktur.  Bunun dışında takip öncesi TBK'nın 117.maddesi gereğince davalının temerrüte düşürülmediği anlaşıldığından, mahkemece işlemiş faiz talebin reddi  usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının  HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye  11.348,73 TL istinaf nispi karar harcının davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına, 5-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara tebliğine, 6-Karar kesinleştikten sonra, dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oy çokluğuyla ve temyizi kabil olarak karar verildi. 19.06.2025<br>KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.<br>KARŞI OY: Davacı tarafça takip konusu faturalardan kaynaklı olarak davacıdan alacaklı olduğu iddiasında bulunmuştur. Davalı ise davacının alacak iddiasını kabul etmeyerek fatura konusu malların kendilerine teslim edilmediği savunmasını ileri sürmüştür. Takip konusu 4 adet faturada malın miktarı ve birim fiyatı ile sevkine ilişkin sevk irsaliyesinin bulunmadığı bilirkişi raporu ile tespit edilmiştir. Dosya içerisinde mevcut olan faturalarda belirtilen hususların bir kısmı eksik olduğu gibi fatura konusu malların davalı tarafa teslim edildiğine dair sevk irsaliyesi de mevcut değildir. Davacı taraf sevk irsaliyesinin olmadığını kabul etmekle birlikte VUK 230/5 fıkrası uyarınca sevk irsaliyesi düzenleme görevinin davalı şirkette olduğunu iddia etmiştir. Ancak sevk irsaliyesi düzenleme görevinin davalı şirkete ait olduğuna dair taraflar arasında herhangi bir sözleşme veya geçerli bir belge mevcut değildir. Bilindiği üzere fatura düzenlenmesi tek başına fatura konusu alacağın varlığını ispat için yeterli değildir. Fatura konusu malın karşı tarafa tesliminin usulüne uygun delillerle ispat edilmesi gerekecektir. Bilindiği üzere herkes iddiasını ispatla yükümlüdür. Davalı satıma konu malları almadığını savunmuştur. Buna göre teslimle ilgili ispat külfeti davacı üzerinde olacaktır. Diğer taraftan, davalı tarafça  takip ve dava konusu faturalarla ilgili olarak BA Formları bağlı bulunulan vergi dairesine bildirilmiş ise de  katma değer vergisi beyannamesine dair her bir fatura için ayrı ayrı düzenlenen 26.12.2019 tarihli gelir idaresi başkanlığına ibraz edilen düzeltme beyannameleride söz konusudur. Beyannamelerle ilgili işlemi idari bir işlem olduğu tartışmasızdır. Mahkemece her ne kadar düzeltme beyannamelerinin geç ibraz edilmiş olması gerekçede belirtilerek itibar edilmemiş ise de gerekçe dosya kapsamına uygun görülmemiştir. Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2023/1028 Esas, 2024/4126 Karar sayılı ilamında; \"...Dava, faturaya dayalı alacağın davalıdan tahsili istemine ilişkindir. Davacı yan, davaya konu faturanın tahsili amacıyla davalı aleyhine ilamsız icra takibi başlatmış, ödeme emri davalıya 09.01.2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.Davaya konu faturanın davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı ancak davalının bu faturayı BA formuyla ilgili Vergi Dairesine bildirdiği anlaşılmaktadır. Davalı her ne kadar ödeme emrini tebliğ aldıktan bir gün sonra 10.01.2018 tarihinde Vergi Dairesine başvurup düzeltme beyannamesi vererek söz konusu faturayı BA formundan çıkarmış ise Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 23.03.2017 tarihli, 2016/12244 E., 2017/2368 K. sayılı kararının da belirtildiği üzere   davalının faturayı BA formuyla ilgili Vergi Dairesine bildirmesi faturaya konu malların davalıya teslim edildiğine dair bir karine oluşturacak olup daha sonra düzeltme beyannamesi verilmesi davacı yararına oluşan bu karineyi ortadan kaldırmayacaktır. Bu karinenin aksini ispat külfeti ise davalıya aittir.Bu itibarla İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince, yukarıda belirtilen sebeplerle fatura içeriğinde yer alan malların davalıya teslim edildiğine dair bir karine oluştuğu, bu karinenin aksini ispat külfetinin davalıda olduğu gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken ispat külfeti hususunda yanılgıya düşülerek yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir...\" ifadelerine yer verilmiştir. İlamda belirtildiği üzere faturanın BA formu ile ilgili vergi dairesine bildirilmesi, faturaya konu malların davalıya teslim edildiğine dair karine teşkil edecektir. Somut olayda ise, davalının ticari defter ve kayıtlarında faturalar yer almamaktadır. Emsal ilamdaki olaydan farklı olarak davalı tarafça düzeltme beyannameleri icra takip tarihinden önce ibraz edilmiştir. Diğer taraftan takibe konu edilen faturaların Vergi Usul Kanununa uygun şekilde düzenlenmemiş olduğu sabittir. HMK 190/2.fıkrada; \"Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.\" düzenlemesi mevcuttur. Sonuç olarak aradan geçen dört aylık bir sürenin davalı savunması doğrultusunda faturaların bildirildiği işlemlerin düzeltilmesine dair düzeltme beyannamelerinin akibetinin araştırılarak usulüne uygun şekilde düzenlenmediği anlaşılan fatura konusu malların davalı tarafa teslim edilip edilmediğinin  tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir iken davalı savunması üzerinde durulmaksızın eksik inceleme ve hatalı değerlendirme neticesinde verilen karar isabetli görülmemiştir. Bu nedenle Dairenin çoğunluk görüşüne katılmıyorum ve kararın eksik inceleme nedeniyle kaldırılmasını gerektiğine dair karşı görüşümü bildiriyorum. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b2a38a5ec6450016","SID":"8bdc373916fe824a"}}