{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/41 <br>KARAR NO:2025/895<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:19/10/2021<br>NUMARASI:2018/1243 Esas -  2021/941 Karar<br>DAVA:İtirazın İptali (Şirket Ortaklığından Kaynaklı Alacak)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:26/06/2025<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı  vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının müvekkili şirkete ortak olduğunu ve şirket müdürü olarak 2013 Nisan-Ağustos döneminde ortaklar cari hesabında oluşan borcu nedeniyle icra takibi yapıldığını, davalının şirket parasıyla şahsi harcamalarını ve kredi kartlarını, taşıt kredisini ödediğini, Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2015/678 Esas sayılı dosyasıyla tespit edildiğini, bu nedenle ... sayılı dosya üzerinden takibe girişildiğini, davalının takibe ve borca itirazı üzerine  takibin durduğunu beyanla itirazın iptali ile takibin devamını, davalı tarafın % 20 oranından az olmamak üzere icra/inkar tazminatı ile mahkumiyetini  talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Yetkili icra dairesinde takip yapılmadığını, yetkili icra müdürülüğünün ... olduğunu, davacı şirket ile yollarını ayırdıktan sonra şirketin müvekkiline olan borçlarını ödenmesi için ihtarname gönderildiğini, ihtarnameye olumsuz cevap verilince  Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2015/678 Esas sayılı dosyasından dava açtığını, bu davada müvekkilinin 76.786,92 TL borçlu olduğuna ilişkin rapor düzenlendiğini, istinaf başvurusunda bulunduklarını, davacının istediği alacağın Nisan 2013 dönemine ilişkin olduğunu, davanın Aralık 2018 yılında açıldığını, muacceliyet tarihinden itibaren 6 yıla yakın bir süre geçtiğini, borcun zamanaşımına uğradığını, bu nedenle davanın reddine, %20'den az olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" ...davacının, davalı aleyhine başlattığı icra takibine davalının itirazı sonucunda işbu davayı açtığı görülmüştür.Mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesinde dosya ve davacının ticari defterleri üzerinde inceleme yapılmasına karar verilmiş olup, yapılan incelemede davalının 06/12/2012-02/09/2013 tarihleri arasında davacı şirketin ortağı olduğu, davacı ticari defterlerinde; 331.03.001 hesap kodunda davalının davacı şirketten 18.376,78 TL alacaklı olduğu, 131.02 hesap kodunda ise davacının davalıdan 95.163,70 TL alacaklı olduğu, dolayısıyla 95.163,70 TL - 18.376,78 TL = 76.786,92 TL davacının davalıdan alacaklı olduğu ve icra takip ve dava tarihinde alacak bakiyesinin devam ettiği, davacının alacaklı olduğu işlemlerin, davalıya ait araç kredisi ödemesi, kredi kartları ödemesi ve nakit havalelerden kaynaklandığı, davacının banka hesaplarının kontrol edilmesinde söz konusu ödemelere ilişkin işlemlerin doğruluğunun teyit edildiği belirtilmiştir. Her ne kadar davalı tarafından icra müdürlüğünün ve mahkememizin yetkisine ilişkin itirazda bulunulmuş ise de davalı vekili tarafından icra müdürlüğünün yetkisine ilişkin yapılan yetki itirazının usulüne uygun bir yetki itirazı olmadığından; mahkememizin yetkisizliğine ilişkin itirazının ise HMK'nın 10. Ve TBK'nın 89. Maddeleri gereğince reddine karar verilmiştir. Yine davalının zamanaşımı definin de davacı ile davalı arasındaki uyuşmazlığın ortaklık ilişkisinden kaynaklanmadığının tespiti ile dava konusu alacağın TBK'nın 146. maddesinde düzenlenen 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, huzurda görülen davanın ise 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açıldığından reddine karar verilmiştir. Mahkememizce denetime elverişli olarak düzenlendiği kabul edilen bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere şirket hesabından davalı adına bir kısım şahsi ödemelerin yapıldığı; davalı tarafından söz konusu ödemelerin davacıya iade edilmediği tespit edildiğinden davanın kabulü ile alacağın likit olması da gözetilerek davacının icra inkar tazminatı talebinin kabulüne,\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;eksik incelemeye dayalı, hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmayan bilirkişi raporunun hükme esas alınmış  olmasının  usul ve yasaya aykırı olduğunu, kararın kaldırılması gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte, talep edilen alacağın zamanaşımına uğramasına rağmen, davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, mahkemenin taraflar arasındaki uyuşmazlığın ortaklık ilişkisinden kaynaklanmadığına yönelik tespitinin, hiçbir maddi veya hukuki gerekçe içermediğini, ayrıca  somut maddi gerçekliğe aykırı ve davalının def'i hakkına halel getirici nitelikte hukuka aykırılık barındırdığını, yetkili icra dairesinde usulüne uygun bir takip yapılmaksızın davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka açıkça aykırı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE:Dava, şirket ortaklığından kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.Mahkemece davanın kabulüne karar karar verilmiş, karara karşı davalı  vekili istinaf yasa yoluna başvurmuştur.İstinaf konusu uyuşmazlık temelde; mahkemenin ve icra dairesinin yetkisine yapılan itirazların yerinde olup olmadığı, alacak iddiasının niteliği ve zamanaşımına uğrayıp uğramadığı ve toplanan delillerin hüküm kurmaya elverişli olup olmadığı noktalarındadır.Davacı tarafça davalı  hakkında ... sayılı dosyası ile \"Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/678 Esas sayıl dosyasından alınan 13/01/2017 tarihli bilirkişi raporu ile tespit edilen ortaklar cari hesabı alacağı\" borcun sebebi gösterilerek  76.786,92 TL alacağın tahsili amacıyla 11 Haziran 2018 tarihinde ilamsız icra takibi başlatıldığı, davalı borçlunun icra dairesinin yetkisine ve borca itirazı üzerine takibin durduğu ve eldeki  itirazın iptali davası açıldığı  görülmektedir.İtirazı iptali davalarında usulüne uygun olarak başlatılmış bir icra takibi bulunması dava şartı olup, icra takibinin yetkili icra dairesinde başlatılmış olmasının da takibin usulüne uygun olabilmesi için gerekli şatlardan bir tanesi olduğu açıktır. İİK'nın 62/1. Maddesine göre ise, itiraz etmek istiyen borçlu, itirazını, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine bildirmeye mecburdur.İcra dairesinin yetkisine yapılan itirazda, itiraz eden borçlunun yetkili icra dairesini  bildirmesi gereklidir. Davalı takip borçlusu  itirazında, yetkili icra dairesinin bildirilmediği takdirde ortada usulüne uygun yetki itirazı bulunmadığından taraflar yönünden takip yapılan icra dairesinin yetkisi kesinleşecektir. Davalı takip borçlusu tarafından icra dairesinin yetkisine yapılan itirazda yetkili icra dairesi bildirilmemiş olmakla davalının bu yöne ilişen istinaf istemi yerinde değildir.İtirazın iptali davası için İİK'nda özel bir yetki kuralı öngörülmemiştir. Bu nedenle, yetkili mahkeme, HMK'nun 6.  ve devamı maddelerinde tanzim edilen yetki kurallarına göre belirlenecektir.Dolayısıyla, itirazın   iptali  davasının  icra   takibinin   yapıldığı   yer   mahkemesinde  bakılacağı  gibi  bir zorunluluk söz konusu değildir.Doğal olarak, icra takibinde icra dairesinin yetkisine itiraz edilmemiş olması veya itirazın usulüne uygun olmaması tek başına takibin yapıldığı yer mahkemesinin yetkili olmasını gerektirmez. İcra dairesinin yetkisine itiraz edilmemiş veya itiraz usulüne uygun değil ise, yetkinin kamu düzenine ilişkin kesin yetki olduğu haller hariç, takip artık yetki itibariyle kesinleşir. Alacaklı, genel yetkili tüm mahkemelerden borçlunun itirazının iptalini talep edebilir.(Yargıtay 11. HD'nin 06.12.2010 tarih, 2009/6465 - 2010/12510 E/K). Zira itirazın iptali davasının dava konusu takibin yapıldığı yer mahkemesinde açılması gerektiği yönünde bir yetki kuralı bulunmamaktadır (Yargıtay 19. HD'nin 27.01.2016 tarih, 2015/9221 - 2016/1008 E/K). 6100 sayılı HMK 6. maddesi uyarınca, dava açıldığı tarihte davalının yerleşim yeri mahkemesi olan mahkemeleri genel yetkili mahkemedir.  6098 sy. TBK'nın 89/1-1 fıkrası  gereği  aksine bir anlaşma yoksa para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edileceği,  6100 sayılı HMK 10 maddesi uyarıncada sözleşmeden doğan davalar sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabileceği düzenlenmiştir. Bu durumda davacı alacaklı şirketin merkezi Esenyut /İstanbul adresini yetki çevresine alan  Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemesinde davalı ortak  ve müdürüne karşı dava açılabileceği anlaşılmakla bu yöne ilişen istinaf istemi de yerinde değildir.Davacının iddiası davalının şirket ortağı ve müdürü olarak görev yaptığı dönemde şirket hesaplarından yaptığı özel harcamalarından oluşan cari  hesap bakiyesinin istemine ilişkindir. İddianın ileri sürülüş biçimi ve taraflar arasındaki ilişkinin niteliği, davalının şirketin ortağı ve yetkilisi olması gibi hususlar birlikte değerlendirildiğinde davacı şirketin alacağı davalı ortağına verdiği tüketim ödüncü niteliğindedir. <br>6098 sayılı TBK'nın  386. Maddes \"Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir \"TBK'nın 92 .maddesi \"Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir.\" şeklinde düzenlenmiştir. 6098 sayılı TBK 90.maddesi uyarınca  ifa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya hukuki ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her borç, doğumu anında muaccel olur.TBK  149 maddesinde de  zamanaşımının  alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlayacağı alacağın muaccel olmasının bir bildirime bağlı olduğu hâllerde, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden işlemeye başlayacağı düzenlenmiştir. TBK 147. maddesi\"- Aşağıdaki alacaklar için beş yıllık zamanaşımı uygulanır: 4. Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar.\"şeklindedir. Bahsi geçen hükümler birlikte değerlendirildiğinde alacağın ortaklık ilişkisinden doğduğunda tereddüt yoktur. Bu durumda zamanaşımı süresi TBK 147/4 hükmünce 5 yıldır.  TBK 90 ve 392 düzenlemesi birlikte değerlendirildiğinde; borcun geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağını  kararlaştırıldığına dair bir belge sunulmamış olmakla ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü olmadığı, davacı tarafça Bakırköy 7.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/678 Esas 2015/416 Karar sayılı dosyasına sunulan Bakırköy ... Noterliği'nin 12 Şubat  2014 tarihli ihtarnamesi ile kendilerini ...'ya herhangi bir borçlarının bulunmadığı, aksine müvekkilinin bu şahıstan alacağı olduğu, şirket olarak alacak takipleri de dahil olmak üzere yasal yollara başvurulacağı ihtar edilmiş olmakla, alacağın ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren 6 hafta sonra muaccel hale geleceği, bu durumda alacağın 30 Mart 2014 tarihi itibariyle alacağın muaccel olduğu, icra takibinin 11 Haziran 2018 tarihinde yapılmış olduğu, bu haliyle 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçmediği anlaşılmakla bu yönlere ilişen davalı istinafı da yerinde değildir. Dosyaya kazandırılan bilirkişi raporu ile davacının alacak miktarı denetime elverişli ve belge ve ticari defter kayıtlarına dayalı olarak belirlenmiş olmakla davalının bu yönlere ilişen istinaf istemi de yerinde değildir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 1.311,33‬ TL harcın, alınması gerekli olan 5.245,31 TL harçtan mahsubu ile bakiye 3.933,98 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 26/06/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"074f552e783cef14","SID":"56aa782f96be68e5"}}