{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/2106 Esas<br>KARAR NO: 2025/737 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2021/348 Esas- 2022/16 Karar<br>TARİHİ: 19/01/2022<br>DAVA:Masrafların İadesi, Bono İadesi ve Kredi Sözleşmesinin İptali<br>KARAR TARİHİ: 02/05/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkilinin ipotek vermek suretiyle davalı bankadan kredi kullandığı esnada farklı isimler altında bir kısım ücret ve masraf kesintileri yapıldığını, bunların e-posta ile ihtar yoluyla iadesi istenmesine rağmen ödeme yapılmadığını, müvekkile 3 adet fatura ödeme talimatı verilmesi halinde EFT ücreti alınmayacağının bildirilmesine rağmen 3 ay sonra tekrar EFT masrafı alındığını, ayrıca kredinin 4 katı ipotek alınmasına rağmen teminat amaçlı ayrıca senet alındığını, kendilerine ... mahiyetinde 10.000 TL kredi açılmasına rağmen kullandırılmadığını, müvekkili hesabından alınan 52.50 TL EFT masrafı, 15 TL hesap işletim ücreti, 78.75 TL yönetim ücreti, 1.035 TL kredi masrafı 708.75 TL kredi komisyon masrafı olarak toplam 1.890,75 TL kesildiğini, ayrıca 2014 ile 2015 yıllarında da benzer toplam 2.872,50 TL kesildiğini belirterek  bedellerin iadesine, kredinin iptaline, ayrıca teminat senedinin iadesine de karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  sözleşme serbestisi çerçevesinde kredi kullandırıldığını davacının tacir olması nedeniyle tüketici kanunundaki koruyucu hükümlerin uygulanamayacağını, gerek Merkez Bankası tebliğleri, gerekse de TTK'nın 20. maddesi gereğince yapılan iş karşılığında makul bir ücret talep edilmesinde isabetsizlik bulunmadığını, belirterek davanın reddini savunmuştur.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 19/01/2022 tarih ve 2021/348 Esas- 2022/16 Karar sayılı  kararında; \"....İstinaf kararı içeriği doğrultusunda bilirkişiden davacının da itirazları nazara alınarak yeni bir rapor da alınmıştır. ... Kredinin iptaline dair istek açısından davacıya ... mahiyetinde tahsis edilen kredili mevduat hesabı ile ilgili olarak kendisinden \"kredili ticari mevduat hesabı taahhütnamesi” alınmışsa da bu kredilerin kullandırılmamış olduğu anlaşılmaktadır. Davacıya ait ... nolu kredinin 04/09/2015 tarihinde ... nolu kredinin yargılama esnasında 26/03/2018 tarihinde,...  nolu kredinin ise 08/02/2019 tarihinde kapatıldığı, kredi hesaplarının da öncesinde pasif durumda olduğu sabittir. Hal böyleyken pasif ve kullanılmayan kredi hesapları yönünden alınan bir masraf olmadığı gibi esasen fiilen çalıştırılmayan işbu kredi hesapları yönünden dava açılmasında da hukuksal bulunduğu söylenemez. Kaldı ki, üç hesaptan ikisinin dava tarihinden sonra da banka tarafından kapatılmış olması karşısında eldeki dava zaten konusuz kalmıştır.Davalı bankanın zaten pasif olan kullanılmamış ve tahsilat yapılmamış krediler yönünden davada haksız olduğu söylenemez. Davanın açılmasına da sebebiyet verilmemiştir. HMK'nın 326/2 maddesi uyarınca tarafların haklılık oranlarına nazaran yargılama giderlerinin tayin edileceği düzenlendiğine göre aşağıdaki biçimde giderlere hükmedilmiştir. Kredi ilişkisi kapsamında alınan bononun iadesi ya da iptali yönünden davalı bankaca kredinin tahsisi sırasında \"munzam teminat“ amaçlı olarak alınan bonoya ilişkin herhangi bir somut veri bulunmamakta ise de, davacının şayet halen kredi borcu varsa, munzam teminat amaçlı olarak alınan bononun iadesinin bankacılık mevzuatına göre yerinde değildir. Zira, bankanın ipotek almış olması ya da kefalet imzası almış olması demek kredinin teminatına bono alınmayacağını gerektirmez. Bu bakımdan kredinin teminatına bono alınmış olması bankacılık mevzuatına ve yerleşmiş teamüle uygundur. Dosya içeriğine göre kredi borçlarının halen devam edip etmediği belirsizse de; eldeki dava kredi borcunun kapatıldığından bahisle İİK'nın 72. maddesi anlamında bonoların bedelsizliğine ilişkin olmadığından bakiye borç açısından araştırma yapılmamıştır. Çünkü davacı yan bu bonoların hiç alınmaması gerektiğini, yersiz ve orantısız yere alındığını iddia etmektedir. Borcun asaleten ve kefaleten tamamen tasfiyesi durumunda bonoların iadesi ayrı bir talep konusudur. Dolayısıyla buna dair talep de yerinde görülmemiştir.İstinaf mahkemesince esasa dair sair hususlar irdelenmeksizin dosya usuli ön şart yönünden mahkememize geri gönderilmiş olup, davalı bankanın müşterisine kullandırdığı 3 adet taksitli ticari kredinin kullanımı esnasında kredi tahsisi operasyon ücreti, kredi komisyonu, hesap işletim ücreti, istihbarat ücreti ve EFT masrafı gibi benzer isimler altında yapılan sair kesintilerin iadesi istemi yönünden 06/02/2019 tarih ve 2017/1015 Esas 2019/110 Karar sayılı ilk kararımızdaki kanaatimiz aynen muhafaza edilmiştir. İddianın ileri sürülüş biçimi dikkate alındığında davacı vekili TBK'nın 20 ve devamı maddeleri uyarınca zayıf konumdaki müvekkilinin güçlü konumdaki bankanın önceden hazırladığı ve dayattığı aleyhe hükümler içeren sözleşme hükümlerinin genel işlem koşulu niteliğinde bulunması ve haksız şart olması nedeniyle yazılmamış sayılacağını ve bu maddelere göre alınan kesintilerin ise iadesi gerektiğini savunmuştur. Bir sözleşmenin 6098 sayılı TBK’nın m. 20 vd. uyarınca genel işlem koşulları denetimine tabi tutulması için Kanunda belirtilen ölçütlerin uygulanması gerekir. 818 sayılı BK da olduğu gibi 6098 sayılı TBK’da da sözleşme serbestisi ana kural olmakla birlikte, sözleşmelerin geçerliliği için 6098 sayılı TBK’na, sözleşmenin hukuka aykırı genel işlem koşulları içermemesi unsuru getirilmiştir. Hem tüketiciler hem de tacirler için geçerli olan genel işlem koşulları denetimi, sözleşmelerin imzalanması aşamasında daha olumsuz durumda bulunan sözleşmenin tarafını dürüstlük kuralları kapsamında korumaktadır. Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulları nedeniyle yazılmamış sayılabilmesi için öncelikle, o hükmün genel işlem koşulu niteliğinde olup olmadığı tespit edilmelidir. Bu anlamda sözleşmenin tipi, türü ve niteliği önem taşımaz. Sözleşme eşya hukukuna, usul hukukuna veya ticari bir alım satıma, sigorta hukukuna, bankacılık hukukuna vs. ilişkin olabilir. Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulu niteliğinde olabilmesi için ise, anılan hükmün genel işlem koşulunu kullanan tarafça, sözleşmenin kurulmasından önce, tek taraflı olarak, sadece o sözleşme için değil, çok sayıdaki benzer sözleşmelerde kullanmak amacıyla hazırlanmış ve karşı tarafın getirilen bu hükmü müzakere etmesine imkan tanımadan sözleşmenin imzalanmış olması gereklidir. Bir sözleşmedeki genel işlem koşulunun niteliğinin, objektif unsurlara göre belirlenmesi gerekmekte olup, bu hususta tarafların icra ettikleri meslekleri ve sıfatları, tacir veya tüketici olup olmadıkları önem taşımaz. Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulu niteliğinde olduğunun anlaşılması halinde, genel işlem koşullarının üç aşamalı denetime tabi tutulması gerekir. Söz konusu denetim aşamaları; yürürlük (kapsam) denetimi, yorum denetimi ve içerik denetimidir. Yürürlük denetimi kapsamında, genel işlem koşulu niteliğindeki hükümlerden müşterinin önceden ve açıkça bilgilendirilmemiş ve onun tarafından kabul edilmemiş olması halinde veya şaşırtıcı hüküm içermesi halinde o hükümler sözleşmeye yazılmamış sayılır. Yürürlük denetiminin aşılması halinde yapılması gerekli denetim aşaması “yorum” denetimidir. Belirsizlik ilkesi de denilen bu denetim modelinde, sözleşmede yer alan genel işlem koşulu niteliğindeki hüküm içeriğinin ne olduğu konusunda bir anlaşmazlık bulunuyorsa, bu hükmün düzenleyen taraf aleyhine yorumlanması gerekir. Sözleşmede, yürürlük denetiminin aşılması ve yorumu gerektirecek bir belirsizliğin bulunmaması veya bulunsa bile düzenleyen aleyhine yorum yapılmış olmasından sonra, sözleşmenin bir de “içerik” denetimine tabi tutulması gerekmektedir. İçerik denetimi yapılırken, genel işlem koşulu olduğu ileri sürülen hükmün “dürüstlük kuralı”na aykırı olup olmadığı, karşı tarafın aleyhine ve onun şartlarını ağırlaştırıcı nitelikte olup olmadığına bakılacaktır. Dava konusu olayda; davacının tacir olarak basiretli davranma yükümlülüğü bulunmaktadır. Davalı bankanın delilleri arasında mevcut ödeme planları üzerinde dava konusu kredi tahsis ücreti, komisyonları tek tek ayrı kalemlerde belirtilmiştir. Bilirkişi marifetiyle de yapılan ücret ve komisyon adı altındaki kesintiler cari hesap ekstresi, ödeme planları ve tahsilat dekontları tek tek karşılaştırılmak suretiyle tespit edilmiştir. Dolayısıyla ödeme planları üzerinde tahsil edilen ücret ve komisyonların açıkça gösterilmesi ve hemen altında yetkili temsilcinin imzasının bulunması nedeniyle tahsil edilen ücret ve komisyonların taraflar arasında eşit şartlarda müzakere edildiğini karine teşkil etmektedir. Öte yandan yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına uygun olarak davacıya kullandırılan zaman zarfında dava dışı bankaların da aynı kredi türüne ilişkin yapmış oldukları kesinti ve emsal uygulamalar celp edilerek mukayesesi yapılmıştır. Diğer bankalarca da aşağı yukarı benzeri tutarlarda ücret ve komisyonların müşteriden tahsili yoluna gidildiği görülmektedir. Dava dışı ... Bankası, ...bank ve ... Bankası'nın, ... Bank'tan gelen cevabi yazılar, emsal uygulamalar komisyon masrafı kesintilerinin oransal ortalamaları alınarak bilirkişi marifetiyle hesaplama yapılmıştır.  Bu bağlamda dava dışı bankaların dosyaya celp edilen uygulamaları ile mukayese edildiğinde davalının sözleşme kapsamında yapmış olduğu kesintilerin makul olduğu görülmüştür. TTK'nın 20/1 maddesi uyarınca her tacir yapmış olduğu iş karşılığında ücret talebinde bulunabilir. Davalı banka da tacir vasfını haiz olduğundan, yapmış olduğu bankacılık hizmeti karşılığında bir takım ücretler talep etmesi olağandır. Finans sektöründe faaliyette bulunan tüm banka ve finans kurumlarının kredi tahsisi esnasında değişik adlar altında masraf tahsil ettikleri de yerleşmiş bir ticari teamüldür. Sonuç olarak davacının kullanmış olduğu bu kredinin kendisine getirisini ve götürüsünü kestirebilecek yeterlilikte olduğu anlaşılmaktadır. Zira TTK'nın 18/2. maddesi anlamında basiretli tacir ilkesi bunu gerektirir. Kredinin ticari nitelikli olması, merkez bankasının tebliğleri, taraflar arasında müzakere edilerek imzalandığı kabul edilen sözleşme ve ödeme planı bir arada değerlendirildiğinde davalı bankanın somut olayda tahsil ettiği komisyon ve sair kesintilerin gerek sözleşmeye, gerek bankacılık uygulamalarına, gerekse de mevzuata uygun olarak yapıldığının kabulü gerekmiş, bu yönden açılan davanın da reddine karar verilmiştir. ....\"gerekçesi ile,  ''1-... kredinin iptali yönünden davacıya ait ... nolu kredinin 04/09/2015 tarihinde ... nolu kredinin 26/03/2018 tarihinde, ... nolu kredinin ise 08/02/2019 tarihinde kapatıldığı, kredi hesaplarının da öncesinde pasif durumda olduğu anlaşıldığından bu talep yönünde konusuz kalan davada karar verilmesine yer olmadığına, 2-Kredi kullanımı esnasında alınan teminat bonosu yönünden ise bankacılık uygulamalarında munzam teminat kapsamında alındığı görülmekle özellikle kredinin ticari kredi olduğu da gözetilerek, davacının dava dilekçesinde bu bononun hiçbir şekilde alınmaması gerektiği yönünde iddiası da gözetilerek (ödemeye dayalı olarak bononun bedelsiz kaldığı yönünde iddia bu davanın konusu dışında kaldığından) buna ilişkin bononun iptaline ilişkin davanın reddine, 3-Sair alacak kalemleri açısından bozma öncesi gerekçelerle davanın reddine'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince davalıya kullandırılan kredinin gerçekte bir konut tüketici kredisi olduğunun değerlendirilmediğini, kullanılan kredinin 3 kalem konut kredisi olduğunu, davalı banka ile önce konut kredisi verilmesi yönünde görüşme yapıldığını, ancak konutların sözleşme ile alınmış olması ve her birinin kredi talep gününde tapularının henüz daha alınmamış olması nedeniyle, davalı Bankaca önerilen Kobi kredisi adı altında konut kredisi kullanıldığını, yani davalı Bankanın kabul koşullarına bağlı olarak aslında daha maliyetli olan kobi kredisi kullanılmak zorunda kalındığını, yoksa konut kredilerinin maliyetleri çok daha düşük olan kredi türleri olduğunu, banka kredilerinin müvekkil kredi hesaplarına aktarıldığı gün kayıtlarına bakılırsa, kredinin konut satıcı kişilere gönderildiğinin görüleceğini,  Kullandırılan kredide davacıya özel bir bankacılık hizmeti verilmediği halde, verilmiş gibi muameleye tutulduğunu,Davalı bankanın bu prosedürün dışına çıkarak keyfi ve yanıltıcı bir şekilde, hatta müvekkilin itirazlarını ve yazılı bildirim koşullarını, ihtarlarını dikkate almadan, kendi belirledikleri sınırsız isimler altında haksız kazanç sağlayacak şekilde, özel bankacılık hizmeti vermediği halde, kendi yapmaları gereken işlerini özel hizmet vermiş gibi tek taraflı tanımlayarak kredi tahsis ücreti, kredi komisyonu, hesap işletim ücreti, EFT, havale ücreti, öyle ki müvekkil cari hesapta bakiye kalmayacak şekilde ne varsa kendi cari ve gelir hesaplarına aktarmakta beis görmeğini, Müvekkilin teminat mektubu komisyonlarına itiraz ve dava konusu etmediğini, satın almış olduğu kredi faiz, vergi ve fonuna da itirazı olmadığını ve dava etmediğini, ancak bunun dışındaki ek olarak tek taraflı re’sen davalıca tahsil cihetine gidilen kredi tahsis ücreti, kredi komisyonu, hesap işletim ücreti ve krediyi faizsiz kullandığı süre içinde müvekkil, konut satıcısı hesabına gönderdiği işlem karşılığında tahsil edilen EFT ücretine müvekkilin başından beri itiraz ettiğini ve bu kalemlerin iadesi için yargı yoluna başvurduğunu, Dava konusu edilen meblağlar karşılığında özel Bankacılık hizmeti verildiğini kabul etmediklerini, bunun aksinin ispatının da mümkün olmadığını, davalı bankanın müvekkilden kredi tahsis ücreti ve kredi komisyonu talep etmesinin mümkün olmadığını,  Diğer bir davalı masraf kaleminin hesap işletim ücreti olarak karşılarına çıktığını, müvekkilin ihtarname ile kendisinin kredi dışında başka bir cari hesaba ihtiyacı olmadığını, ekstra açılan cari hesaplar varsa kapatılmasını davalı bankaya ihtar ettiğini ve kredi ödemelerini davalıca verilen kredi hesabına her ay EFT marifetiyle gönderdiğini, davalıca açılan cari hesabın başka bir hareketinin olmadığını, burada özel bir bankacılık hizmetinden bahsedilmesinin mümkün olmadığını,Müvekkil tarafından dava konusu edilen diğer bir masraf kaleminin yanıltıcı bir şekilde alınan EFT, havale ücreti olduğunu, müvekkilin satın aldığı vadeli (konut) krediyi nakit tahsil etmek istediğini, banka yetkilisinin “kredi bir gün cari hesapta bekletilirse, ertesi gün istediğiniz hesaba masrafsız göndeririz” sözüne rağmen ertesi gün gönderilen kredi meblağı karşılığı EFT, havale masrafı alındığını, Müvekkilin davalı bankadan kullandığı kredi karşılığı kredi borçlarının çok üstünde gayrimenkul ipoteği vererek ... müşteri numarası ile ...bank A.Ş. Uluyol caddesi müşterisi oldiğini, müvekkilin teminatlara ilişkin ekspertiz ve ipotek masraflarını karşıladığını, yersiz masraf ve banka cari hesaplarından kendi izni olmadan değişik isimler altında para çekilmesi veya borçlandırmaya rızası olmadığını müteaddit defalar sözlü ve yazılı (elektronik posta ve diğer yollarla) davalı ve şubesine bildirdiğini, bildirim ve ihtarların birer örneğinin dava dosyasına sunulduğunu, tüm bu bildirim, itiraz ve ihtarlara rağmen davalı bankanın, müvekkilin banka cari hesaplarından izinsiz para çekmeye, yersiz masraflar almaya, hesapta para yoksa bile kendine göre ihdas ettiği kredi hesabı üzerinden borçlandırma yapmaya devam ettiğini, Müvekkilim kredilerini ödeme dışında Davalı Bankaca açılan cari hesapları aktif olarak kullanmadığını, hatta kredi hesaplarının mevcut olduğunu ve kredi hesaplarına vadesinde ödeme yapacağını ve yaptığını, hiçbir kredi taksidini de geciktirmediğini ve hatta daha erken ödediğini, bu nedenle cari hesapların kapatılmasını ve bahse konu gelişigüzel masraf, komisyon vs. alınmamasını, banka insiyatifi ile haksız borçlandırılmamasını, aksi taktirde tüm bunların kabul edilmeyeceğini 08/05/2014 tarihinde davalı bankayı ihtar ettiğini, buna rağmen davalı bankanın müvekkili cari hesaplarında para olmasa bile borçlandırmaya devam ettiğini,  Tayin edilen Bilirkişi Türk Ticaret Hukuku, Borçlar Hukuku ve Tüketicinin Korunması Hakkında Hukuk alanlarında bilirkişi olmadığını salt bankacılık bilgisi yönünden bilirkişilik dava mevzuunda mahkemeye yeterli katkı sağlamasının mümkün olmadığını, o nedenle Üniversite camiasından, öğreti ortamından konularında uzman çok yönlü değerlendirme yapabilecek bir bilirkişi veya heyetinin olması taleplerinin mahkemece  karşılık bulmadığını, ikinci aşama yargılamada da itirazlarına rağmen aynı bilirkişinin atandığını ve kopyala yapıştır şeklinde bir önceki raporun aynısının tahakkuk ettiğini,Davalı bankaca kullandırılan kredilerin gerçekte birer Tüketici Kredisi olduğunun kabulü için, banka kayıtları ve belgelerinden tespit yoluna gidilmeyerek eksik inceleme ile  hatalı verildiğini, Tüketici Mahkemesinin yetki alanında olup olmadığı hususun değerlendirilmesi taleplerinin mahkece göz ardı edildiğini, Davalı bankanın, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamında iaiz, komisyon, özel bankacılık hizmet ücreti gibi gelirleri talep edebilmesi için, yasada belirlenen ve tarifine yer verilen her bir konuya karşılık gelen işlemi sözleşmede miktarı belirterek yer vermesi grekirken, davalının sözleşmede böyle koşulları içermediğini, hukuk hiyerarşisi içinde sözleşmenin en son sırada olduğunu, BSMV, KKDF gibi vergi mükellefleri belli olan kalemlerin zaten yasal bir zorunluluk olduğunu, yasa ile hüküm altına alınan parasal meblağların alınmasına ilişkin kalemlerin sözleşmede yer verilmesine ihtiyaç olmadığını,  Müvekkile özel hizmetler verilmiş gibi cari hesabından re’sen tahsilatlar yapıldığını, hangilerin müvekkile ait verilen hizmetler olduğunu, hangilerin bankacılık genel hizmetleri olduğunu tespit yoluna gidilirse; banka teminat mektupları komisyonlarının müvekkile ait olduğunu, anlaşma sağlanan faiz oranları üzerinden hesaplanan faiz ve KKDF'nin müvekkile ait olduğunu ve bunlara bir itirazlarının olmadığını, ve dava konusu etmediklerini ancak kredi tahsis komisyonu, kredi tahsis masrafı, hesap işletim ücreti, kredi takip ücreti karşılığında müvekkilin aldığı bir hizmetin söz konusu olmadığını,Davalı bankanın müvekkilin eşi “...”ın artı kefilliğini yeterli bulmadığını, bir de teminat senedi aldığını, senedin imza edilmemesi halinde diğer teminat ve kredilerin iptal edileceğini zorunlu kılınan koşullar karşısında teminat senedi imzalatıldığını, yersiz ve hukuka aykırı alınan teminat senedinin iade edilmesi gerekir iken ve kredi borcu 2017'den önce bitmiş olduğu halde, bu tespite gidilmeyerek dava konusu teminat senedinin hala iade edilmediğini,mahkemenin de teminat senedinin iadesine karar vermediğini,  Bilirkişinin dosya evrakını eksik incelediğini, yanlış yasal dayanaklar gösterdiğini, davalı bankayı haklı gösterebilecek Bankacılık Kanunundan yasal dayanaklar gösteremediğini, buna karşın müvekkili haklı kılacak 6098 sayılı BTK'nun 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28 ve 36. Madde hükümlerini açmayı ve bu yolla değerlendirmede bulunmayı ihmal ettiğini, mahkemenin de hatalı bilirkişi raporuna uyarak isabetsiz kararlara imza attığını, Üniversite (öğreti) kademesinden bir bilirkişinin atanarak yeni bir rapor tesis edilmesi taleplerinin mahkemece dikkate alınmadığını, yargılamanın eksik yapıldığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:  HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dairemizin 16/04/2021 Tarih ve 2019/1430 Esas -2021/584   Karar sayılı kaldırma kararımızdan sonra mahkemece yapılan yargılama sonucunda istinafa konu karar verilmiştir. Dava, taraflar arasında imzalanan ticari kredi sözleşmesi uyarınca dosya masrafı, komisyon v.s. İsim altında kesilen bedellerin iadesi, davalı bankaca resen açılan ve kullanılmayan ... kredinin iptali ve teminat senedinin iadesi istemine ilişkindir.Mahkemece, ... kredinin iptali yönünden davacıya ait ... nolu kredinin 04/09/2015 tarihinde ... nolu kredinin 26/03/2018 tarihinde, ... nolu kredinin ise 08/02/2019 tarihinde kapatıldığı, kredi hesaplarının da öncesinde pasif durumda olduğu anlaşıldığından bu talep yönünde konusuz kalan davada karar verilmesine yer olmadığına, diğer talepler yönünden davanın reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı taraf dava dilekçesi ile ;'' 1-)... altında davalı bankaca resen alınan toplam 2.872,25.TL bedelin iadesine,2-) Borçlandırma amaçlı davalı bankaca resen açılan ve kullanılmayan 10.000,00.TL. miktarlı ... kredisinin iptaline,3-) Yeterli teminatı olmasına rağmen çifte teminatı doğuran, yersiz alınan teminat senedinin iadesine, karar verilmesini talep etmiştir.'' Mahkemece, dairemizin kaldırma kararından sonra bankacı bilirkişiden ek rapor alındığı, davalı banka vekili 12.10.2021 tarihli beyan dilekçesi ile; Bilirkişi tarafından talep edilen konuya ilişkin, ... gerçek kişi mutasına ait ... nolu kredi 04/09/2015 tarihinde, ... nolu kredi 26/03/2018 tarihinde, ... nolu kredi 08/02/2019 tarihinde kapandığını beyan etmiştir.Davacı vekilinin  taraflar arasında imzalanan kredi sözleşmesi uyarınca dosya masrafı, komisyon v.s. İsim altında kesilen bedellerin iadesine yönelik istinaf sebepleri incelendiğinde; HMK 341/4 maddesindeki kesinlik sınırı, yeniden değerleme oranındaki artış sonucu yerel mahkeme hükmünün verildiği 2022 yılı için HMK'nun 341/2. maddesindeki kesinlik sınırı 8.000,00-TL olmuştur. Somut davada davacı taraf dava dilekçesi ile; ... altında davalı bankaca resen alınan toplam 2.872,25.TL bedelin iadesini talep etmiş buna göre davacı tarafın, dosya masrafı, komisyon v.s. İsim altında kesilen bedellerin iadesi talebine ilişkin dava değeri = 2.872,25.TL.'dir. Mahkemece davacı tarafın, dosya masrafı, komisyon v.s. İsim altında kesilen bedellerin iadesi talebinin reddine karar verilmiş ve ret edilen miktar 2.872,25.TL -TL olup 8.00,00-TL'den düşüktür, buna göre ret edilen  bu talep yönünden ilk derece mahkemesi kararı kesin niteliktedir.  Miktar olarak kesin nitelikteki karar ile ilgili olarak yerel mahkemece karara karşı kanun yolunun açık olduğunun belirtilmesinin de sonuca bir etkisi bulunmamaktadır.  Bu nedenle, davacı vekilinin dosya masrafı, komisyon v.s. isim altında kesilen bedellerin iadesi talebinin reddine yönelik  istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 341. ve 352/1 maddeleri gereğince usulden reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin davalı bankaca resen açılan ve kullanılmayan ... kredisinin iptali ve teminat senedinin iadesi istemine ilişkin mahkemece verilen karara yönelik istinaf sebepleri incelendiğinde; HMK'nın 146.maddesine göre hakim delillerden davanın yeterince aydınlandığı kanaatine varırsa tahkikatı bitirebilir. Mahkemece gerekçesinde belirtilen tesbitler gözetildiğinde davacı vekilinin eksik araştırma ve yetersiz bilirkişi raporu ile karar verildiğine yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.  HMK 282 maddesindeki \"Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir,\" yasal düzenlemeleri de gözetildiğinde; Davacı vekili tarafından ... kredisinin iptali ve teminat senedinin iadesi istemine ilişkin ileri sürülen istinaf sebepleri yargılama aşamasında da ileri sürüldüğü, ilk derece mahkemesince  bankacı bilirkişiden alınan ek rapor ile mahkemece verilen hüküm gerekçesinde bu iddiaların değerlendirildiği, davacı tarafça, dava dilekçesinde verilen teminat  bonosunun bu sözleşmeye istinaden verildiğine yönelik bilgi ve belge sunulmadığı tespit edilmekle birlikte iddianın ileri sürülüş biçimine göre; İlk derece mahkemesince  ... kredisinin iptali ve teminat senedinin iadesi taleplerine ilişkin verilen hüküm ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin mahkemenin kabulüne ilişkin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç itibariyle, davacı vekilinin istirdat talebine yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 341. ve 352/1 maddeleri gereğince usulden reddine,  diğer taleplere yönelik istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine  karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istirdat talebine yönelik istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 341 ve 352/1 maddeleri  gereğince USULDEN REDDİNE, 2-Davacı vekilinin diğer taleplerine yönelik istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı varsa talep halinde iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 02/05/2025 tarihinde HMK'nın 341, 352/1. ve  362/1-a maddeleri gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a01ea5a05a6d7e04","SID":"62df669cf3fb5e68"}}