{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/2216 Esas<br>KARAR NO: 2025/741 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2022/2 Esas- 2022/612 Karar<br>TARİHİ: 22/09/2022<br>DAVA: İtirazın İptali<br>KARAR TARİHİ: 02/05/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin, distribütör ve davalı arasında 01/05/2013 tarihli açık satış noktası sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin 2.maddesi gereğince davalının sözleşme süresince müvekkili şirketin pazarlama, dağıtım ve satış işini gerçekleştirdiği ürünleri satmayı ve bulundurmayı, 10/b maddesi gereğince satışa ilişkin faaliyetlerini kısmamayı ve satışı azaltacak davranış ve eylem içirisine girmemeyi kabul ve taaahhüt ettiğini, davalının işyerini kapattığının öğrenildiğini, bunun üzerine İstanbul Anadolu 11. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/90 D.iş sayılı dosyası ile yapılan keşif ile işletmenin faal olmadığının tespit edildiğini, sözleşmenin 12. maddesi uyarınca müvekkili şirket tarafından davalının işyerini işletmesine katkıda bulunmak üzere 139.500 TL katkı yapıldığını, sözleşmenin 21.maddesi gereğince sözleşme hükümlerinin ihlal edilmesi halinde katkı payının ödeneceğinin  ayrıca 75.000 USD cezai şart ödeneceğinin düzenlendiğini, davalının işyerini kapatması ve sözleşme hükümleri nedeniyle davalı hakkında İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E.sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi yapıldığını, davalının süresi içerisinde itiraz etmesi üzerine takibin durduğunu, davalının itirazının sözleşme hükümleri karşısında haksız olduğunu belirterek itirazın iptaline, takibin devamına ve % 20 icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E.sayılı dosyasından gönderilen ödeme emrinde borcun sebebi olarak taraflar arasında 01/05/2013 tarihinde akdedilmiş olan açık satış noktası sözleşmesi gereği katkı bedelinin iadesi, cezai şart, ihtarname ve delil tespiti masrafı gösterildiğini, müvekkilinin alacaklı görünen tarafa hiçbir borcu bulunmadığından 01/06/2017 tarihinde borca, ödeme emrine ve tüm ferilerine itiraz edildiğini, davacı tarafından sunulan sözleşmenin taraflar arasında 1988 yılından itibaren devam eden sözleşmenin yenilenmiş şekli olduğunu, müvekkilinin tüm yükümlülüklerini eksiksiz olarak yerine getirdiğini ancak müvekkilinin iradesi dışında mücbir sebeplerle işletmenin devamının mümkün olmadığını, müvekkilinin işini kira sözleşmesine istinaden bulunduğu binada gerçekleştirdiğini, müvekkilinin davacı şirket ile imzaladığı sözleşmeden sonra müvekkilinin kiracası olduğu bina ile aynı alanda diğer işyerlerinin riskli yapı olmaları nedeniyle kentsel dönüşüm alanına girdiğini ve tüm işyerlerinin yıkıldığını, yıkım yapılacağının bildirilmesi üzerine müvekkilinin 20 yıldan uzun süredir kiracısı olduğu işyerini tahliye etmek ve vergi kaydını kapatmak zorunda kaldığını, vergi dairesinin kapanış tutanağından da görüleceği üzere müvekkilinin işi bırakma tarihinin 30/04/2014 olduğunu, bu nedenle yıkım kararından dolayı müvekkilinin iş yerini kapatmak zorunda kaldığını, TBK'nın 136. maddesi gereğince müvekkilinin cezai şarttan ve diğer alacaklardan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını belirterek davanın reddine ve davacının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep  etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 22/09/2022 tarihli, 2022/2 Esas- 2022/612 Karar sayılı kararında; \"....Mahkememizce toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; Davacı, davalı ile yapmış oldukları açık satış nokta sözleşmesine istinaden ve davalının işyerini kapatması nedeniyle  davalıya verilen katkı payının ve  cezai şartın tahsili için yaptığı icra takibine, davalının yaptığı itirazın iptalini talep etmekte; davalı taraf ise sözleşmeye konu işyerinin bulunduğu binanın riskli yapı olması nedeniyle kentsel dönüşüm alanına girdiğini ve binanın yıkılmasından dolayı işyeri kapatmak zorunda kaldığını, bu nedenle kendisinden cezai şart ve katkı payının iadesinin talep edilemeyeceğini ileri sürmektedir. TBK'nın 136.maddesinde; borcun ifasının borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkansızlaşırsa borcun sona ereceğini, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkansızlık sebebi ile borçtan kurtulan borçlunun  karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri  uyarınca geri vermekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir.Davalının işyerinin bulunduğu ve kiracısı olduğu binanın riskli yapı olması nedeniyle kentsel dönüşüm alanına girdiği ve yıkıldığı, bu nedenle işyerinin kapatıldığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 01/05/2013 tarihli olduğu, Ümraniye Belediye Başkanlığı tarafından binanın riskli yapı olduğu ve yıkılması gerektiğine ilişkin yazının bu tarihten sonra 28/11/2013 tarihli olduğu, vergi dairesi yazısına göre davalının 30/04/2014 tarihinde işi bıraktığı, buna göre sözleşmenin yapılmasından sonra ortaya çıkan ve davalı dışındaki bir sebep nedeniyle akdin sona erdiği, imkansızlık durumunun davalıdan kaynaklanmayan subjektif olmayan ve sözleşmeden sonra ortaya çıkan bir durum olduğu ve davalının edimini ifa etmesine engel olan bu durumdan dolayı  TBK'nın 136/1 maddesi gereğince davalının sorumlu tutulamayacağı ayrıca davalının bu kapsamda tespit ve ihtar masraflarından da sorumlu tutulamayacağı, bu nedenle cezai şart, tespit ve ihtar masrafları ile ilgili davalı tarafından yapılan itirazın yerinde olduğu, anlaşıldığından buna ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.Davacının  katkı payı ile ilgili talebinin incelenmesinde; sözleşmede ödenen katkı payının tümünün iade edileceği yazılı ise de; bu hükmün ihlali halinde alınan bedelden geriye kalan miktarın tümü olarak anlaşılması gerektiği, katkı payı ihlali olmadığı ve sözleşmenin yürürlükte olduğu sürece alınan her litre ürün için iade yükümlülüğünün o miktar kadar sona ereceği, alım yapılmak suretiyle tamamlanan sözleşmede katkı payının iadesinin söz konusu olamayacağı, buna göre sözleşmenin 3.maddesinde davalının 150.000 litre ürün almayı kararlaştırıldığı, sözleşmenin 01/05/2013 tarihinde imzalandığı, iş yerinin 30/04/2014 tarihinde kapatıldığı, davalı şirketin ticari defterlerine göre davalı bayinin bu tarihler arasında 34.210 litre alım yaptığı ve bilirkişilerce yapılan hesaba göre davalı tarafından yapılan alıma isabet eden katkı payının mahsubundan sonra geriye kalan 100.684,47 TL katkı payının davacı tarafından davalıdan talep edilebileceği, katkı payının ödendiği tarihten takip tarihine kadar işlemiş faizin 40.282,11 TL olduğu, ancak davacının icra takibinde 4.285,33 TL talep ettiği göz önüne alınarak toplam 104.969,80 TL katkı payına ilişkin yapılan icra takibine itirazın yerinde olmadığı anlaşıldığından, bu miktar için yapılan itirazın iptaline, katkı payının likit olması nedeniyle % 20 oranında icra inkar tazminatına ve davacının takip yapmakta kötü niyetli olduğu ispat edilemediğinden davalının kötü niyet tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur. ...\"gerekçesi ile, ''  1-Davanın KISMEN KABULÜ İLE, a) İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında 100.684,47 TL asıl alacak ve 4.285,33 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 104.969,80 TL  için davalının yaptığı itirazın iptaline, asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi uygulanmak suretiyle takibin devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, b)Kabul edilen alacağın %20'si olan 20.993,96 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, c)Davalının kötü niyet tazminat talebinin reddine'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu olayda ifa imkansızlığının uygulanmasının hukuken mümkün olmadığını, ifa imkansızlığına dayalı olarak sebepsiz zenginleşmeye dayalı olarak kıstelyevm usulü hesaplama ile davanın kısmen kabul, kısmen reddine dair kararın bozulması gerektiğini, Davalı tarafın savunmasında uzun süredir kiracı olduğu binanın kentsel dönüşüme girdiğini, bu nedenle mücbir sebepler sözleşmeyi ifa edemediklerini ifade ettiğini, davalı tarafın HMK gereği savunması ile bağlı olduğunu, bu durumda davalı tarafın mücbir sebep ve mücbir sebebe dayalı olarak ifa imkansızlığına dayanarak savunma yaptığını, mahkemenin de malumu olduğu üzere kentsel dönüşümün mücbir sebep sayılamayacağının aşikar olduğunu, bu konuda daha fazla açıklama yapmaya gerek olmadığını,Diğer yandan davacının işletmesini işlettiği binada kiracı olduğunu ve binanın kentsel dönüşüme girdiği nazara alındığından kentsel dönüşüme giren bir binada yaşayanların başka bir binaya taşınacaklarının sabit olduğunu, kentsel dönüşümün bir günde olan bir olay ya da süreç olmadığını, binanın riskli olduğuna dair kat maliklerinin karar alması, riskli yapı olduğuna dair yapı denetim kuruluşlarınca teknik inceleme yapılması (karot alınması), müteahhit görüşmelerinin yapılması veya kat maliklerinden birinin belediyeye başvurması halinde belediyenin gelip teknik inceleme yapması, belediye kararının tebliği gibi süreçlerin (hiçbir itiraz/dava konusu olmaz ise) en az 1-2 yıl sürdüğünü, davalı tarafın sanki 1 günde kentsel dönüşüm olduğu ve bu nedenle işletmesini kapatmak zorunda kaldığı ve tüm bu kentsel dönüşüm sürecinden bihaber gibi davranarak ifa imkansızlığından bahisle mahkemeyi yanıltmasının kabul edilemeyeceğini, kentsel dönüşüm gibi bir süreçten kiracı da olsa davalının işletme sahibi olarak bulunduğu binadaki süreçten bihaber olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalı tarafın böyle bir sürecin varlığı ile kendisine işletmenin devamı için başka bir mekan/kiralık yer bakabileceğini ve taraflar arasındaki sözleşme gereği böyle bir olay üzerine işletmesini taşıyacağını, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun olarak müvekkil şirkete bildirerek yeni bir yerde işletmesine devam edebileceğini ve sözleşmenin de sürdürülebilirliğini sağlayabileceğini, kentsel dönüşümü kendisine bir fırsat bilerek ifa imkansızlığı varmış gibi sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı olarak kıstelyevm usulü katkı iadesi ile cezai şarttan kurtulmaya çalışmasının kabul edilemeyeceğini, dosyada mübrez belgelerden görüleceği üzere davalıya kentsel dönüşüme ilişkin bildirimin 28/11/2013 tarihinde yapıldığını, buna rağmen davalı tarafından müvekkil şirkete yazılı bir bildirim yapılmadığını, davalı taraf binanın yıkılma ihtimalini çok önceden bilmesine rağmen müvekkil şirket ile sözleşme imzaladığını ve katkı bedelini de iyi niyete aykırı olarak aldığını, sözleşmenin amacı gereği işletmenin varlığının devam etmesi gerekmekte iken taraflar arasındaki sözleşmeye uygun olarak katkı payı ödemesi olmasına rağmen davalı tarafından, işletmenin devamlılığına yönelik herhangi bir girişimde bulunulmadığını ve bu nedenle de müvekkil şirketi maddi kayba uğrattığını, davalının ifa imkansızlığına ilişkin hükümlerden faydalanmasının mümkün olmadığını, Davalının TTK m. 18/2 uyarınca basiretli tacir olduğu da dikkate alınarak davaya konu icra takibindeki cezai şart, ihtarname ve  delil tespiti masraflarının iptali ile reddine karar verilmesinin yargıtay içtihatlarına, hukuka ve yasalara aykırı olduğunu, Türk Borçlar Kanunu'nun 182/II. Maddesi incelemeye alındığında, sözleşme ile cezai şartın ifası koşullarının açıkça belirtilmiş olduğunu, aksinin kararlaştırıldığı dikkate alınmadan, yani sözleşmede cezai şartın tamamının ödeneceği sözleşmeye bağlandığından yerel mahkeme tarafından verilen kararın sözleşmeye aykırı olduğunu, dava konusu olayda TBK ile belirlenen ifa imkansızlığına ilişkin hükümlerin uygulanmasının mümkün olmadığını,  çünkü kentsel dönüşüm sürecinin ifa imkansızlığına sebep olmasının mümkün olmadığını, davalı tarafın kentsel dönüşüm sürecini bilmemesinin mümkün olmadığını, müvekkil şirket ile sözleşme imzalaması ve katkı bedelini almasının, bu haliyle de davalının müvekkil şirket ile akdettiği sözleşmenin 21. maddesindeki cezai şart hükmüne aykırı şekilde davrandığını, bu itibarla yerel mahkeme tarafından davalı tarafın binanın yıkılmasından dolayı cezai şarttan sorumlu tutulamayacağına dair hüküm kurulmasının kanuna, yargıtay kararlarına ve sözleşmeye aykırı olduğunu,Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, katkı bedeli kıstelyevm usulü dikkate alınarak hesaplanmışsa bu hususun taraflar arasındaki sözleşmeye tamamen aykırı nitelikte olduğunu, bilirkişi raporunda davalının almayı taahhüt ettiği ürün ile katkı bedelinin işletmenin kapatıldığı tarih oranlanmak suretiyle almış olduğu ürün oranlandığını ve akabinde davacının toplam aldığı ürün litresinin karşılığı tespit edildiğini ve ödenen katkı bedelinden ortaya çıkan tutarın mahsup edildiğini, ancak müvekkil şirket ile davalı arasında akdedilen sözleşmenin 21. Maddesindeki hükmün esasen; 'davalının sözleşme süresi içinde işletmesini kısmen veya tamamen çalıştırmaması, ürünlerin bulunurluğunu etkin ve süreklilik arz edecek şekilde yapmaz ise veya sözleşme hükümlerinden birini ihlal etmesi halinde aldığı katkı payının tamamını ödemenin yapıldığı tarihten itibaren t.c. merkez bankası tarafından uygulanan avans işlemlerindeki güncel faiz oranı üzerinden hesaplanacak faiz ile birlikte geri ödeyeceğini ve ayrıca 75.000,00 USD (Yetmibeşbin Amerikan Doları) cezai şart ödeyeceği' şeklinde olduğunu, davalının işbu sözleşme ile 135.000 litre ürün alımını taahhüt ettiği ve 34.210 litre ürün alımı yaptığı gerekçesi ile kıstelyevm uygulamak suretiyle hesaplama yapıldığını, yerel mahkemece de buna göre karar verildiğini, taraflar arasında, tarafların gerçek iradelerini ortaya koyarak akdettikleri bir sözleşmenin mevcudiyetinin söz konusu olduğunu, tarafların edimlerini yerine getirmedikleri takdirde hangi yaptırımlarla karşılaşacakları hususunda önceden mutabakata vardıklarını, bu yönde de kabul ve taahhütlerinin de mevcut olduğunu, Dava konusu olayda davalının işyerinin kapanmasının sebebinin müvekkil şirketten kaynaklı bir husus olmadığı gibi davalının ticari faaliyetine yıkım kararı olsa bile başka bir yerde devam edebileceğinin de sabit olduğunu, bu durumda basiretli tacir olan davalının ticari faaliyetine devam edebileceğinin aşikar olduğunu ve bilirkişinin, davalının kendi iradesi ile işletmesini kapattığı tarih esas alınarak kıstelyevm hesaplama yapmasının kabul edilemeyeceğini, böyle bir hesaplamanın taraflar arasında imzalanmış olan sözleşmeye açıkça aykırılık oluşturduğunu,  Müvekkil şirket tarafından keşide edilen fesih ihtarnamesi ve taraflarca akdedilmiş bulunan sözleşmenin 21. Maddesi dikkate alındığında davaya konu icra takibindeki işlemiş faizin takip tarihinden itibaren başlaması gerektiği yönündeki hüküm kurulmasının sözleşmeye aykırı olduğunu, sözleşmede davalı tarafın sözleşmeyi ihlali halinde katlı bedelinin hangi tarihten itibaren faizi ile iadesi hususunda anlaşmış olduklarından asıl alacağa sözleşmede belirtilen şekilde değil de takip tarihinden itibaren faiz işletilmesine dair verilen kararın yargıtay kararlarına ve sözleşmeye aykırı olduğunu belirterek ilk derece  mahkemesi kararının kaldırılarak  talepleri doğrultusunda  karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davaya konu yargılamayı gerektiren bir alacak olan katkı payının iadesi bakımından  icra inkar tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğunu, yerel mahkemece kabul edilen kısım bakımından davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedildiği halde, reddedilen kısım bakımından kötü niyet tazminatı taleplerinni reddedildiğini, alacağın likit olmadığını, İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyasından gönderilen ödeme emrinde katkı bedeli iadesi, cezai şart, ihtarname ve delil tespiti masrafı gösterildiğini, İcra dosyasına yapılan itiraz üzerine de açılan itirazın iptali davasında mahkemece cezai şart yönünden davacı taleplerinin reddedildiğini, Yabancı para alacaklarına ilişkin davalarda karar tarihindeki Merkez Bankası efektif kuru üzerinden hesaplanacak yabancı para alacağının Türk Lirası karşılığı üzerinden vekalet ücreti hesaplaması yapılması gerektiğini, karar tarihi itibarı ile USD  efektif satış kurunun 18.4007 TL olduğunu, reddedilen 75.000 USD cezai şart yönünden hesaplanacak vekalet ücretinin 158.400 TL olduğunu, ayrıca katkı payı iadesi için reddedilen kısma ilişkin vekalet ücreti hesaplaması da yapılması gerekirken vekalet ücretinin eksik hesaplandığını, kararın bu yönüyle düzeltilmesi gerektiğini, TBK maddesi 136 uyarınca sözleşme kapsamındaki tüm yükümlülüklerin yerine getirilmesi borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borçlunun o yükümlülüklerini yerine getirmekten kurtulacağını, bu nedenle davanın reddinin talep edildiğini, ayrıca aradan uzun zaman geçtikten sonra davacı tarafından geriye doğru talep edilen faizin de M.K.2. maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi gerektiğini, Mahkemece ilk alınan bilirkişi raporunda olayda TBK md.136'da düzenlenen \"ifa imkansızlığı\"nın söz konusu olduğunu ve davalının cezai şarttan sorumlu olmayacağı, aynı kapsamda ihtar ve tespit giderlerini de ödemek zorunda olmayacağı konusundaki tespitleri doğrultusunda mahkemece verilen ilk kararda cezai şart ve takip tarihinden önceki döneme ilişkin faiz taleplerinin reddedildiğini, BAM 13.Hukuk dairesinin ilamında takip tarihinden önceki faizin reddi konusunda bir açıklama olmamasına rağmen, daha sonra verilen kararda bu kez takip öncesi avans faiz hesaplamasının da yerinde olmadığını, eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, cezai şart ve katkı payı alacağının kısmenreddine ilişkin kısımları dışında kararın kısmen ortadan kaldırılması, davanın tamamen reddedilmesi ve vekalet ücreti miktarının da düzeltilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen hüküm Dairemizin  2019/2756 Esas -2021/1823 Karar sayılı 15/12/2021 tarihli kararı ile HMK.'nın 353(1)a-6 gereği kaldırılmış,mahkemece kaldırma kararına uygun olarak tahkikatın eksik kısımları tamamlanarak  bilirkişi ek rapor sonucuna uygun olarak  kıstelyevm usule göre hesaplanan bedelin tahsiline  karar verilmiştir. Dava, satış noktası sözleşmesi hükümlerine aykırılık nedeni ile katkı payı alacağı, cezai şart alacağının tahsili talebiyle  başlatılan icra takibine itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasıdır.Mahkemece, davanın kısmen kabulüne,  karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı ... A.Ş., davalı ... Birahanesi-... ve dava dışı ...Ltd. Şti. arasında 01/05/013 tarihinde imzalanan ve yürürlüğe giren “ AÇIK SATIŞ NOKTASI SÖZLEŞMESİ (Standart Sözleşme MİKTAR TAAHHÜTLÜ) düzenlenmiştir. Sözleşmenin ilgili maddeleri  incelendiğinde: Madde 2- İşletici.... adresinde  işletmekte olduğu işyerinde şirketin yetkilendirmiş olduğu bayi ve distribütör vasıtasıyla dağıtımın yaptığı bira ürünlerini, tüketici taleplerine uygun, düzenli ve süreklilik arz edecek şekilde satın almayı, müşteri talebini karşılayacak şekilde etkin olarak bulundurmayı ve satmayı taahhüt eder.\" Madde 3- İŞLETİCİ (davalı), işletmekte olduğu işyerinde ŞİRKET’in (davacı Efes) pazarlama, dağıtım ve satışını gerçekleştirdiği bira ürünlerinden 150.000 Litre miktarındaki ürünü müşterilerine satmayı taahhüt etmektedir. İşbu Sözleşme herhangi bir süre sırlamasına bağlı olmaksızın işbu satış miktarının tamamlanması ile birlikte kendiliğinden sona erecektir....,'' Madde 12- ŞİRKET (davacı Efes), işyerinin açılmasına veya işletilmesine katkıda bulunmak ve işyerindeki ticari faaliyetlerini artırmak amacı ile BAYİ veya DİSTRİBÜTÖR ile İŞLETİCİ’nin karşılıklı mutabakata vardığı 139.000 TL tutarında nakit ve/veya nakit bazlı katkıya ve/veya ürünlerinde ilgili Bayi/Distribütör tarafından yukarıda belirtilen oranlarda iskonto uygulanacaktır. Madde 21- İŞLETİCİ, Sözleşme süresi içinde işletmeyi kısmen veya tamamen çalıştırmaması, işletmeyi devretmesi veya işletmede iş değişikliği yapması veya işbu Sözleşme’de belirtilen hükümlerden herhangi birini ihlal etmesi veya ilgili mevzuatlara aykırılıktan kaynaklanan nedenleri ile faaliyetine son verilmesi veya askıya alınması gibi nedenler ile işbu Sözleşme’nin feshine sebebiyet vermesi halinde, kredi ve/veya katkının kendisine henüz ödenmemiş kısmını talep etme hakkını yitireceği gibi ŞİRKET (davacı ...) veya BAYİ veya DİSTRİBÜTÖR kayıtlarındaki borçları ile ŞİRKET’ten ve/veya BAYİ ve DİSTRİBÜTÖR’den almış olduğu nakit veya nakit bazlı mali katkılar ile kredi ve diğer her türlü sabit yatırım harcamalarının tümü ile kendisine uygulanan iskonto tutarlarını verildiği tarihten itibaren işlemiş ticari faizi de dahil olmak üzere T.C. Merkez Bankası tarafından uygulanan avans işlemlerindeki güncel faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte ŞİRKET ve/veya BAYİ veya DİSTİBÜTÖR’e nakden ve defaten itirazsız geri ödemeyi ve ayrıca ŞİRKET’e 75.000 ABD Doları cezai şart ile birlikte ŞİRKET ve/veya BAYİ veya DİSTRİBÜTÖR’ün kâr kaybı da dahil olmak üzere uğradığı her türlü zararın itiraz etmeksizin nakden ve defaten ödemeyi kabul ve taahhüt eder.İŞLETİCİ, cezai şartın tenkisini hiçbir şekilde talep edemez. …''hükümleri düzenlenmiştir. Davacı taraf, taraflar arasında satış noktası sözleşmesinin akdedildiğini, davalının işletmenin faaliyetine son vererek sözleşmeye aykırı davrandığını iddia ederek ödenen katkı payının iadesini ve sözleşmede kararlaştırılan cezai şarta hükmedilmesini istemiş, davalı taraf ise; kentsel dönüşüm kapsamında işletmenin faaliyet gösterdiği bina hakkında yıkım kararı bulunduğundan sözleşmenin ifasının imkansız hale geldiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Somut olayda,  sözleşmenin davalı tarafından ifa edileceği iş yerinin bulunduğu binanın belediyece yıkılmasına karar verildiği, buna ilişkin belgelerin dosyada bulunduğu, yıkım kararı nedeniyle, davalının sözleşmeyi ifa etmesinin imkânsız hale geldiği anlaşılmaktadır. TBK'nın 136. Maddesi uyarınca, davalı tarafından, sözleşmeden doğan borcun ifasının imkânsız hale geldiği, imkânsızlığın oluşmasında davalının kusur ve sorumluluğunun bulunmadığı, ifa imkânsızlığı nedeniyle borcun sona erdiği anlaşılmaktadır. Sözleşme ilişkisi ifa imkansızlığı nedeniyle sona erdiğinden, davacının davalıdan sözleşme hükümleri uyarınca ceza koşulu talep etmesi mümkün değildir. Bu nedenle mahkemece, davacının ceza koşulu alacağının reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup, davacı vekilinin ceza koşuluna ilişkin istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir. (Yargıtay 19. HD'nin 2019/331 E - 2020/1336 K sayılı benzer mahiyettedir.) Davacının diğer talebi, sözleşme ilişkisinin başında davalıya ödenen katkı payı bedelinin tahsiline ilişkindir. TBK'nın 136/2. maddesi uyarınca, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır.Sözleşmede  ödenen katkı payının tümünün iade edileceği yazılı ise de bu hükmün  ihlal halinde alınan bedelden geriye kalan miktarın tümü olarak anlaşılması gerekmektedir. Zira katkı payı ihlal olmadığı ve sözleşmenin yürürlükte olduğu sürece  alınan her litre ürün için iade yükümlülüğünün o miktar kadar sona ereceği açıktır. Alım yapılmak suretiyle tamamlanan sözleşmede  katkı payının iadesinin  sözkonusu olmayacağı düşünülerek davalının sözleşmenin yürürlükte olduğu süre içerisinde ne miktar ürün aldığı tesbit edilerek geriye kalan  iade yükümlülüğünün ne miktar olduğu belirlenmelidir. ( Yargıtay 19.HD nin  2016/15809 Esas - 2018-884 Karar sayılı ilamı benzer mahiyettedir.) Bu hukuki açıklamaya göre somut olaya gelindiğinde; taraflar arasındaki sözleşme her iki tarafa borç yükleyen tam iki taraflı bir sözleşmedir. Sözleşmenin ifası, her iki tarafa atfedilemeyecek nedenle imkânsız hale geldiğine göre ve sözleşmede de zararın alacaklıya ait olduğuna dair bir kayıt bulunmadığından, davalı taraf, sözleşme uyarınca kendisine ödenen katkı payı bedelini, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade etmekle yükümlüdür. İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi ek raporunda, sözleşmenin ifa edilen süresi ve bakiye süresi dikkate alınarak, iade edilmesi gereken tutarı kıstelyevm usulüyle hesaplanmış ve mahkemece ek rapora itibar edilerek ek rapordaki tespit ve hesaplama hüküm altına almıştır. Davacı vekili, sözleşme hükmü uyarınca herhangi bir indirim yapılmadan bedelin tümünün iadesi gerektiğini iddia etmekte ise de ifa imkânsızlığının oluşmasında davalının kusuru bulunmadığından, iadenin kapsamının sözleşmeye göre değil, Kanun'un düzenlediği  gibi TBK'nın sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre belirlenmesi gerekir. Davalının, sözleşmenin ifa edilmeyen bakiye dönemine isabet eden katkı payı tutarı kadar sebepsiz zenginleştiğinin kabulü gerekir. Somut olayın özellikleri ve yukarıdaki hukuki açıklamalar ışığında, sözleşmedeki katkı payının tümünün iade edileceğine ilişkin hüküm uygulanamayacağından, davacı vekilinin bu kaleme ilişkin ve  tespit ile ihtar masrafları taleplerinin ret edildiğine yönelik istinaf sebepleri mahkemenin kabul ve gerekçesine göre yerinde görülmemiştir. Bilirkişi tarafından hesaplanan katkı payı tutarının davacıya iadesi gerektiğinden ,ödeme tarihinden itibaren faiz işletileceğine ilişkin sözleşme hükmünün dikkate alınarak faiz işletilmesine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığından davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Mahkemece ret edilen ceza-i şart alacağı USD cinsinden talep edildiği, bu talep yönünden açılan davada,  TCMB efektif satış döviz kuru Türk Lirası karşılığı üzerinden dava değeri tespit edilip karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve  yasaya uygun olduğundan davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Sonuç itibariyle, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre; mahkeme kararı usul ve yasaya uygun olduğundan davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Tarafların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 7.170,49 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 1.792,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 5.377,79‬ TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 02/05/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f8d2e98511beb8a5","SID":"3bf308a25fbb5951"}}