{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/1113 Esas<br>KARAR NO: 2025/991 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br> B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2023/782 Esas- 2024/219 Karar<br>TARİH: 04/04/2024<br>DAVA: Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 12/06/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; ... Tic. ve San. Ltd. Şti.'nin 10.07.2007 tarihinde İstanbul Şişli ... Caddesi, No:... D:...\" (yeni kapı no ...) adresinde kurulduğunu ve halen bu şirket merkezinde faaliyetini sürdürdüğünü, şirketin, ... isimli 28,50 m boyunda, 5 kamara ve 9 yolcu kişi kapasiteli üst gelir gruplarına hitap eden lüks olarak sınırlandırılabilecek yelkenli bir ticari tekne imal ederek 2011 yılında Bodrum Limanına bağlı olarak denize indirdiğini, gelirini Charter faaliyetlerinden yani şirkete ait teknenin tur satışlarından sağladığını, şirketin ağırlıklı müşterilerinin yabancılardan oluştuğunu, sözleşme ve haftalık tur bedellerinin Euro cinsinden belirlendiğini, şirketin kuruluşundan beri ortakları ve müdürleri olan davacı ... ve davalı ... tarafından çift imza ile temsil ve ilzam olunduğunu, ancak 2011 yılından beri şirkete ait teknenin ticari satışları, sözleşmeleri, tahsilatları ve kayıtlarının şirket müdürlerinden biri sıfatıyla davalı tarafından takip edildiğini, davalının bu yetkiyi kullanırken işlemlerin takibini dürüstlük ve sadakat ilkesine bağlı olarak gerçekleştirmesi, tur satış sözleşmesi ve tahsilatlarını şirket bilgisi dahilinde müşterek imza ile yaparak şirket hesabına yatırması, şirket haklarını ihlal ve kendisine haksız menfaat temin edecek işlemlerden kaçınması gerektiğini, şirketin \"http: /www...com.tr\" isimli bir internet sitesi olup, her yıl ilgili dönemler itibarıyla teknenin ticari olarak kiralanabileceği bedellerin ilan edildiğini ve kiralama bedellerinin bu liste fiyatları esas alınarak yapıldığını, teknenin yaz ayları sezonu Mayıs-Eylül sonuna kadar önemli bir doluluk oranında yani 90-100 günü charter kiralamasıyla geçtiğini, haftalık tur bedelinin 28.000,00 Euro, yıllık gelirin 280.000,00-300.000,00 Euro arasında olduğunu, şirket 2007 yılında kurulmuş ve ticari faaliyetine 2011 yılında başlamış olduğu halde kuruluşundan bugüne kadar Genel Kurullarının yapılmadığını, davalı müdürün şirketin gelirleri, giderleri ve kazançları hakkında ortaklara ve şirketin diğer müdürü davacıya bilgi ve hesap vermediğini, verdiği bilgilerin, doğruluk ve samimiyetinden şüpheye düşürür nitelikte olduğunu, 410 pay sahibi sıfatıyla ...'nun, Beyoğlu ... Noterliğinin 18.06.2018 tarih ve ... yevmiye sayılı şirket müdürlerine yolladığı ihtarnamesi ile yapılmamış Genel Kurulların yapılmasını, 6102 Sayılı TTK madde 437, 438 gereği özel denetim ve bilgi alma kapsamında bilgi ve dokümanların (bilançolar, banka hesapları, gelir ve giderler ile faaliyetlere ilişkin bilgiler) noter kanalıyla kendisine yollanmasını istediğini, davalının bu ihtara cevap vermediğini, şirketin ortak ve ikinci müdürü olan müvekkilinin, davalıya Beyoğlu ... Noterliğinin 20.06.2018 tarih ve ... Sayılı ihtarı ile Genel Kurul kararı alınması için davette bulunduğunu, ancak davalının bu davete icap etmediğini, bugüne kadar genel kurulların yapılmadığını, davalı müdürün şirkete ilişkin gerçekleştirdiği tur satışları, tahsil ettiği paralar ve şirkete ilişkin kayıtlar hakkında hiçbir yazılı bilgi, kayıt ve hesap vermemesi, işlem ve gelirlerin muhasebe kaydında bulunan faturalardan ibaret olduğunu söylemesi, genel kurul davetine icabet etmemesi üzerine çift imza ile temsil olunan şirkette genel kurul kararı alınamadığını, müdür ve şirket ortağı sıfatıyla müvekkilinin 2018 Yılı Temmuz başı itibariyle şirket gelirlerine ve kayıtlarına ilişkin bilgileri araştırmaya başladığını, bu kapsamda teknenin bağlı limanı Bodrum'a giderek teknede seyahat gerçekleştiren yolcuların liman çıkış belgeleri, teknenin mazot defterinin suretlerini aldığını, şirketin muhasebecisinden kesilen faturaları istediğini, faturaya mesnet sözleşmelerin bulunmadığını gördüğünü, müvekkilinin, davalı müdürün şirketin tur satışları, müşterilerle yapılan sözleşmeler ve tahsilat yazışmalarını bulmak amacıyla şirket mail serverından \"www...com.tr\" adresindeki resmi \"info@...com.tr\" mail adresinin yazışmalarına bakmak istediğini, ancak yazışmaların bu mail adresinden yapılmadığını ve maillerin 8 haftada bir otomatik olarak silindiğini gördüğünü, bu defa davalı müdürün adına kayıtlı şirket uzantılı mail adresi olan \"...@...com.tr\" mail adresinin yazışmalarını incelendiğinde bunların da 8 haftada bir otomatik olarak silindiğinin tespit ettiğini, ancak tesadüf eseri olarak 17.07.2018 tarihinde davalının daha önce bir teknik düzenleme yaparak yedekleme olarak kaydettiğini düşündüğü şirket maili server yedek kayıtlarından 2013/2018 dönemini kapsar önemli sayıda mail kaydına ulaşıldığını, ulaşılan sınırlı sayıdaki mail ve ekleri kayıtları tekne yolcuları, liman kayıtları ve mazot defteri ile muhasebe kaydını tutan davalının aynı zamanda yakın arkadaşı ...'den alınan 2016-2017-2018 yıllarına ait yemek kayıtları ve fatura kayıtları ile şirket gelirlerinin yatırıldığı banka kayıtlarının karşılaştırmaya başlandığını, temin edilen bu belgelerin karşılaştırılması sonucu, belgelerin birbiriyle uyumlu olmadığını, davalının münferit imzayla şirket adına tur sözleşmeleri tanzim etme yetkisi bulunmamasına rağmen tekne kiralama sözleşmelerini münferit imzayla tanzim ettiğini, bu sözleşmeleri şirketten ve diğer müdürden gizlediğini, sözleşme bedellerini tam olarak tahsil ettiği halde, tahsil ettiği bedellerin %30-40 gibi bir kısmını şirket banka hesabına yollattığını, geri kalan % 60 ila 70'lik kısmını elden aldığını veya kendisi, annesi ..., babası ..., kuzeni ...'ın şahsi banka hesaplarına aktarttığını, bu suretle davalının elde edilen gelirlerin tamamını şirkete aktarmadığını, tahsil edilen sözleşme bedellerinin tamamına fatura kesmediğini, ya eksik fatura kestiğini veya hiç fatura tanzim etmediğini, bazen tur kiralaması ve yolcu liman çıkış belgesi bulunmadığı halde sahte tabir edilecek faturalar (fatura satışı gibi) tanzim ederek kayıtlara işlediğini, şirketi hem usulsüz kayıtlarla hem de elde edilen geliri kişisel zimmetine geçirip küçük bir bedelini şirket kayıtlarına aktararak büyük bir maddi zarara uğrattığını ve maliyeye sunulu bilanço ve mizanlarda “zarar” gösterdiğinin tespit edildiğini, davalının, tur yapacak müşteriler veya acenteler ile yapılan sözleşmeler ve tahsilat yazışmalarının çoğunu \"...@...com.tr\" adresinden takip ettiğini, ancak münferit imzası ile tanzim ettiği sözleşme ve tahsilat şekli belirtili bu yazışmalara ne şirketin resmi mail adresi \"info@...com\", ne de müdür olarak \"...@...com\" adresini bilgi (cc) olarak eklemediğini ve var olan sözleşme ve tahsilat bedellerinin girildiği 2017 yılından itibaren şirket uzantılı mail adresini kullanmayı azalttığını, Temmuz 2018 de ise, geçmiş dönem yazışmalara ilişkin bir kısım maillerine şirket 'yedek server'ından ulaşıldığından şüphelenmesi üzerine 17.07.2018'den sonra kayıtların izlenmesini ortadan kaldırmak için müşteri ve tekne brokerleriyle yaptığı yazışmalarda şirketin resmi mail adresi ve/veya kendi \"...@...com.tr\" uzantılı adresini hiç kullanmadığını, muhtemelen şirkete ilişkin sözleşme ve bedel tahsilat yazışmalarını \"...@gmail.com\" ve başka özel mail adreslerinden yapmaya devam ettiğinin gözlemlendiğini, tespit edilen bu ağır usulsüzlükler üzerine davacı şirket gelirlerinin yaklaşık %60 ile 70'lik kısmını zimmete geçiren ve şirketi bu fiili ile zarara uğratan davalıya zimmetine geçirdiği tahmin edilen yaklaşık 1.000.000,00 Euro tutarındaki şirket gelirini 3 gün içerisinde şirket kasasına aktarılması için Beyoğlu ... Noterliği'nin ... yevmiye sayılı, 01.08.2018 tarihinde keşide edilen ihtarnamesinin gönderildiğini ancak 17 Ağustos 2018 tarihinde ihtarnameyi elden tebliğ alan davalı parayı iade etmediği gibi ihtara cevap da vermediğini, şirket müdürü davacının ayrıca, 2016 yılının başından beri şirketin defter ve kayıtlarını tutan, faturalarını kesen, Vergi Dairesi ilgili bildirimlerini yapmakta olan muhasebeci ...'e Beyoğlu ... Noterliğinin 27.08.2018 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesini keşide ederek davalının suiistimali ölçüsünde hatalı tanzim edilen tüm fatura ve kayıtların hukuki ve cezai sorumluluğu kendisine ait olmak üzere düzeltilmesini, bu aşamadan sonra ise şirketi çift imza ile temsil ve ilzam yetkisi çerçevesinde bilgi ve onayı olmadan ve fatura tanzimine mesnet teşkil eden sözleşme bedeli ve liman çıkış belgeleri gibi belgelere dayanmadan şirkete ilişkin hatalı, eksik bedelli ya da usulsüz bir kayıt oluşturulmamasını ihtar ettiğini, yukarıda kısaca izah edildiği gibi şirketin müdürü ve %50 pay sahibi ortağı davalının müdürlük yetkisini ve şirketin güvenini kötüye kullanarak şirketi zarara uğrattığının tespit edildiğini, dilekçeye ekli (EK-1) olarak sunulu şirket esas sözleşmesinin 10. maddesi gereğince müdürlerin görev süreleri sona ersin veya ermesin şirketin ödenmiş sermayesinin yarısından fazlasını temsil eden ortaklarının kararı ile değiştirilebileceğini, davalının şirketteki pay oranı sermayenin %50'sine tekabül ettiğinden ve müdürün azliyle ile ilgili olarak esas sözleşmeye göre çoğunluğun sağlanması mümkün olamayacağından TTK madde 630/2 uyarınca davalının müdürlük görevinden azli ve TTK madde 555/1 uyarınca davalının şirket gelirini zimmetine geçirerek şirketi uğrattığı zararın davalıdan alınarak şirkete ödenmesi talebiyle huzurdaki davanın pay sahibi sıfatıyla açıldığını, şirket ortağı ve müdürü davalının şirketi tek imza ile temsil ederek ve bazı sözleşmelerde diğer şirket müdürünün imzasını taklit ederek yetkisini aştığını ve kötüye kullandığını, şirket esas sözleşmesinde şirketin çift imza ile yani şirket ortağı ve müdürü ... ile ...'ın müşterek imzaları ile temsil ve ilzam olunacağının açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, davalının tekne kiralama sözleşmelerini tek imza ve “tekne sahibi\" sıfatıyla imzaladığını, tespit ettikleri 2 örnekte ise müvekkili müdürün imzasını taklit ettiğini, 2011 yılından bu yana davacının sözleşmeleri sorguladığı durumlarda davalının kimi durumlarda sözleşme yapılmadığını ve pazarlık usulüne göre teknenin kiralandığını söylemiş olmasına rağmen, şirket yedek server'ından ulaşılan e-mail hesabının incelenmesiyle birlikte sözleşmelere ulaşıldığını ve davalının kötü niyetle kendine menfaat sağlamak amacıyla tekne kira bedelini saklama niyetiyle hareket ettiğinin sübut bulduğunu, davalının kanuna ve şirket esas sözleşmesine aykırı olarak  ek imza ile şirketi temsil ettiği sözleşmelerin dilekçenin II/1/A ve II/1/B başlıkları altında sayıldığıını, davalının tespit edebilen yirmi altı usulsüzlüğünün tümünde şirket esas sözleşmesine aykırı olarak sözleşmeleri yetkisiz tek imzası ile temsil ve ilzam edilerek imzalandığının, sözleşme ve bedelleri hakkında davacı ve şirket bilgilendirilmeyerek gizlediğinin anlaşıldığını, davalının kanuna, şirket esas sözleşmesine ve kanuna aykırı olarak ortağı ve diğer şirket müdürü davacının imzasını taklit ettiği sözleşmeleri ...'den ... ile 09.03.2016 tarihinde akdettiğini ve 17.07.2016-23.07.2016 dönemi için ... isimli ticari tekneyi kiraladığını, sözleşmenin ilk sayfasında şirket müdürü davacı ...'nun imzasını taklit ettiğini, diğer sayfalarda tek başına paraf attığını, ...-... ile 09.03.2016 tarihinde sözleşme akdettiğini ve 26.04.2016-30.04.2016 dönemi için ... isimli ticari tekneyi kiraladığını, sözleşmenin ilk sayfasında şirket müdürü davacının imzasını taklit ettiğini, diğer sayfalarda tek başına paraf attığını, basit bir hesapla davalı tarafından tahsil edildiği halde şirket kasasına beyan edilmeyen ve eksik fatura kesilerek zimmetine geçirilen miktarın 2016 yılında 133.296,00 Euro; 2017 yılında 141.504,00 Euro; 2018 yılında (mail yazışmalarından tespit edebildiğimiz 17.07.2018 tarihine kadar) 43.000,00 Euro olmak üzere toplam 317.800,00 Euro olarak tespit edildiğini, salt usulüne aykırı olarak akdedilen imzalı sözleşmeler ve ilgili döneme ait kesilen faturaların toplamına göre davalının açıktan tahsil ederek zimmetine geçirdiği bedelin 201.368,00 Euro tutarında olduğunu, fazlaya dair hakları saklı olmak üzere huzurdaki davanın delilleriyle tespit edebildikleri işbu bedel üzerinden açıldığını, şirketin haftalık tur bedeli ortalaması 28.000,00 Euro ve yıllık geliri 280.000.00-300.000,00 Euro ortalamasında bulunmasına rağmen, 2016'da kesilen yıllık fatura tutarının 124.000,00 Euro; 2017'de kesilen fatura tutarının 87.896,00-Euro; 2018'de kesilen fatura tutarının 49.149,00 Euro olmak üzere üç yılda kesilen toplam fatura tutarının 261.045,00 Euro olduğunu ve faturaların hiç veya eksik bedel üzerinden usulsüz kesildiğini, yukarıda izah edildiği gibi davalının hesap vermekten kaçınması üzerine e-mail yazışmaları, davalının usulüne aykırı olarak akdettiği ve müvekkilinden gizlediği sözleşmelerin, liman çıkış belgeleri ve kesilen faturalara karşılaştırılmasıyla tespit edildiğini, davalının ortağı ve münferit imza yetkisinin bulunduğu ... İşletme A.Ş.'ye 17.08.2015 tarihinde 42.000.00 TL, 07.09.2015 tarih ve 14.000,00 TL tutarlı faturaları kestirerek ortağı bulunduğu şirketten usulsüz para çıkışı yaptığını, bu işleme şirketi de aracı kılarak usulsüzlük yaptırdığının ilgili döneme ait yolcu liman çıkış belgelerinden tespit edildiğini beyanla 6102 Sayılı TTK madde 630/2 gereği davalının müdürlük görevinden azlini, 6102 Sayılı TTK madde 644, 553 vd. hükümleri gereği fazlaya dair hakları saklı tutularak (bilirkişiler tarafından tespit edilecek olan belirsiz miktara tamamlatılmak ve harcı sonradan ikmal edilmek üzere) şimdilik 201.368,00 Euro zararın dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile ... San. Ltd. Şti'ne ödenmesini, 4721 Sayılı TMK madde 427/4 gereği dava sonuçlanıncaya kadar ihtiyati tedbir mahiyetinde davalı ...'ın yerine kayyım müdür atanarak şirketin kayyım müdür ve diğer müdürü ... ile birlikte temsil ve ilzamını, şirkete ait gelirlerin bir kısmının hesaplarına geçirilmiş olduğu tespit edilen davalının babası ..., annesi ..., kuzeni ...'a ihbar edilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı şirkete yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 31/05/2021 tarihli ıslah dilekçesi ile; Mahkeme huzurunda açılan davada davacı, ... Tic. ve San Ltd. Şti'nin ortağı olup, şirketin diğer ortağı ve aynı zamanda müdürü olan davalının müdürlük görevini kötüye kullanarak şirketin Blue Heaven isimli teknesinin tur gelirlerinin önemli kısmını gerçekleştirdiği usulsüz işlemlerle şirket kayıtlarına sokmayarak kendisi ve aile yakınlarının hesap ve tasarruflarına geçirdiğini beyanla 6102 sayılı TTK madde 630/2, 644, 553, vd hükümleri gereği fazlaya dair haklar saklı tutularak bilirkişiler tarafından tespit edilecek olan belirsiz miktara tamamlatılmak ve harcı sonradan ikmal edilmek üzere tespit edilebilen 201.368,00 Euro zararın dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan ... San. Ltd. Şti'ne ait olacak şekilde tazmini ile birlikte davalının müdürlük görevinden azlinin talep edildiğini, yargılamada taraflarca sunulu deliller kapsamında taraf delilleri, ticari defter ve kayıtlar incelenerek Mahkemece resen tayin edilen bilirkişi heyeti tarafından verilen 11.03.2021 tarihli bilirkişi heyeti raporunda davalının suistimali suretiyle oluşan zarar / zimmet miktarının 730.036,00 Euro olduğu tespit edilmiş olduğundan bahisle, 26.03.2021 tarihli beyan dilekçesinde de belirtildiği gibi HMK 107/2 kapsamında işbu dilekçe ile davaya konu bedeli 730.036,00-201.368,00=528.668,00 Euro artırdıklarını beyanla, 528.668,00 Euro artırım bedelinin harcının ikmal edilerek tahsil edilmesini, davadaki talebin 760.036,00 Euro bedel üzerinden aynen kabul edilmesini, yabancı para cinsi Euro cinsinden alacağın TBK 99/3 uyarınca aynen davalıdan ... San Ltd.Şti.ne ait olacak şekilde tazminini, davanın sübut bulması nedeniyle davalının müdürlük görevinden azlini, karar kesinleşinceye kadar kayyımın görevine devam etmesini, dava harç ve masrafları ile dosyaya yatırılan yargılama gideri niteliğindeki kayyım ücretleri ve avukatlık ücretinin davalıdan tahsil edilerek davacıya verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesi ile; ... Şirketi'nin 2007 yılında kurulduktan sonra dava dilekçesinde de belirtildiği üzere 28.50 m boyunda 5 kamara ve 9 yolcu kapasiteli, ... isimli yelkenli tekne yaptırarak, 2011 yılında Bodrum limanına bağlamak suretiyle mavi yolculuk olarak adlandırılan ve genellikle 1 hafta ile 10 gün arasında değişen tur satışları yapmaya başladığını, asıl işi taşımacılık olan ...Şirketinin tahsis ettiği tekne bedelinin üzerine bir takım masraflarla oluşturulan turların satış ve pazarlamasının doğal olarak yurt içi ve/veya yurt dışı acenteler vasıtasıyla yapılmakta olduğundan, ağırlıklı olarak yabancı-müşterilerle çalışıldığını, davacının ve vekili olan eşinin, davalı müvekkilinden şirkette sözde düşük fatura kesmesi ve/veya aile fertleri ve akrabaları vasıtasıyla açıktan aldığını iddia ettikleri tutarlar konusunda taraflar arasında anlaşmazlık olmadığını, 2015 yılı öncesinde de aynı şekilde şirket kayıtlarının muhasebeleştiğini, üstelik açıktan alındığı iddia edilen tutarların daha sonra bu aile fertleri ve/veya akrabalar tarafından ... Şirketi muhasebecisi olan ...'e teslim edildiğini ve onun tarafından da ya her iki ortak adına yarı yarıya ... ve ... şirketlerine \"ortaklar cari hesabı alacağı\" olarak girildiğini ya da tekne ile ilgili bir takım faturasız giderlerin karşılanmasında kullanıldığını, bu bilgiler ışığında hemen belirtmek gerekir ki, davacı ve davacı vekili olan şirketin diğer ortağı eşinin 2018 yılı yaz başlarından itibaren, baştan beri bildikleri ve müştereken uyguladıkları sistemdeki açıklıktan faydalanmaya çalışacakları ve komisyon bedellerini ... Şirketindeki emellerine ulaşmak için koz olarak kullanacakları anlaşılınca, dava ihbar edilen davalının aile fertleri ve akrabalarının vergi barışı kapsamında bu gelirlerini bildirerek yapılandırmadan yararlandıklarını ve davacı ile eşinin şantaj olarak kullanacakları bu kozu ortadan kaldırdıklarını, hal böyle olunca da dava ihbar olunanlar tarafından davacının yönetim kurulu başkanı, davacı vekili eşinin de yönetim kurulu üyesi oldukları ... Şirketinin muhasebecisi ...'e verdikleri ve ... tarafından da davacı ve davalı adlarına yarı yarıya şirketlere (ortaklar cari hesap alacağı olarak) sokulan bu paralar nedeniyle hukuken alacaklı, davacı ve dava dışı ...'in de cezai anlamda sorumlu olduklarını, bu nedenle gerek müvekkilinin ve gerekse dava ihbar olunanların hukuki ve cezai tüm yasal haklarının saklı ve mahfuz olduğunu, gerekli yasal girişimlerde bulunulacağının izahtan vareste olduğunu, her ne kadar dava dilekçesindeki kurgu sürekli olarak müdürlerin, görevlerini özenle, şirketin menfaatlerini tüm yönleriyle gözeterek şirketin menfaatlerini başkalarının menfaatlerine feda edemeyerek yürütmeleri gerektiğine ilişkin doktrin örneklerine dayandırılmışsa da, belirttikleri açıklamalar ve toplanacak delillerle sabit olacağı üzere asıl, davacı ve dahi vekili olan diğer ortağın şirketin bugüne kadar gerçekleşen tüm ticari faaliyetlerini birebir ve tüm detayları ile bilmekte, desteklemekte, hatta bu şekilde gerçekleşmesi için teşvik etmekte olduklarını, şirketin resmileşen tüm ticari faaliyetlerinde (ki dava dilekçesinde yer alan sözde usulsüz işlemler ile aynı sistemde yapılmışlardır) onayı, imzası, muvafakati olan, acentelerin (brokerlerin) müşterileri ile ters düşmemeleri açısından doğrudan müşteri ile yapılan sözleşmelerle fatura tutarlarının aynı olmadığını gayet iyi bilen davacının, birdenbire bunları bilmiyormuş gibi davranmaya başlamasının Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesindeki objektif dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, davacının dava dilekçesinde haklı sebep olarak göstermeye çalıştığı sözleşme ve faturalar arasındaki farklılıkların acenteler (aracılar) ve müşteri getiren aile bireyleri ile yıllardır davacının da bilgisi dahilinde gerçekleşen ve resmileşen uygulamalar dahilinde olduğunun sunulan delillerin yargılama sonunda değerlendirilmesi sonucu ortaya çıkacağını, bu durumda asıl davacının tüm iddialarının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunun kanıtlanacağını, öte yandan davacının, TTK madde 644 yollamasıyla 553 ve devamı maddeleri hükümlerine göre davalının sözde şirketi uğrattığı iddia edilen zararların tazminine yönelik talebinin tamamen yersiz ve dayanaksız olduğunu, davacının, şirketin ve dolayısıyla kendisinin menfaatlerine olacak hususları baştan beri kurgulayan, uygulamaları teşvik eden, ses çıkartmayıp, onaylayıp hatta resmileştirip ondan sonra bir aşamada bunları yeni öğreniyormuş gibi yaparak davalı müvekkilini suçlamasının bedelinin ise hem ceza davası, hem de TTK madde 630/4 maddesi uyarınca tazminat olarak kendisine geri döneceğini, davacının bütün gerçeklere rağmen sanki davalı müvekkili müdür tarafından kendisine ve/veya ailesine çıkar sağlama iddiasıyla son derece kötü niyetli ve de dürüstlükten tamamen uzak bir şekilde dava sonuna kadar davalı müvekkili yerine kayyım atanarak şirketin kayyım müdür ve diğer müdür davacı tarafından müştereken çift imza ile temsil ve ilzam edilmesini talep etmesinin de son derece yersiz ve dayanaksız olduğunu, her şeyden önce davacının dava ile elde etmek istediği davalı müdürün azli talebinin ihtiyati tedbir yoluyla elde edilmesi anlamını taşıyacak olan bu talebin HMK hükümleri çerçevesinde kabulünün mümkün olmadığını, dava sonucunun ihtiyati tedbir yoluyla elde edilmesine olanak sağlayacak şekilde ihtiyati tedbir kararı verilmesinin mümkün olmadığına dair Yargıtay kararlarının mevcut olduğunu beyanla samimiyetten ve dürüstlükten uzak davanın ve davacının tüm taleplerinin reddine, yersiz ve mesnetsiz ihtiyati tedbir talebinin reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 04/04/2024 tarih 2023/782 Esas- 2024/219 Karar sayılı kararında; \"Dava; TTK'nın 644/1-a maddesinin atfı ile 553 ve devamı maddeleri uyarınca limited şirket müdürünün hukuki sorumluluğu nedeniyle şirketin uğradığı doğrudan, ortağın uğradığı dolaylı zararın tazmini ve TTK'nın 630. maddesi uyarınca müdürün görevinden azli taleplerine ilişkindir.Limited şirket müdürünün azli davası açısından, davada husumetin azli istenen müdüre yöneltilmesi gerekli ve yeterlidir.Ortağın şirketin zararı nedeniyle yöneticiler hakkında sorumluluk davası açması için şirket genel kurulundan bu yönde bir karar alınmasına gerek bulunmamaktadır.Tüzel kişinin ortakları ve üyelerinden bağımsız olarak başlı başına bir kişilik olması ve bu nedenle de yaptığı hukuki işlemlerinin sonuçlarından kendisinin sorunlu olması ayrılık ilesini doğurmuştur. Ayrılık ilesinin iki farklı görünüm biçimi vardır: Tüzel kişiliği oluşturanların (ortakların) malvarlığı ile tüzel kişiliğin malvarlığının birbirinden bağımsız olması “malvarlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı ilkesi” olarak ifade edilmektedir. Bu ayrılık ilkesinin ilk görünümüdür. Tüzel kişi kurucularından üyelerinden ve organlarını oluşturan kişilerden bağımsızdır. Bu nedenle tüzel kişilik kendisine ait malvarlığına, hak ve borçlara sahiptir. Nitekim Yargıtay bir kararında “Tüzel kişiliklerde mal ayrılığı ilkesi geçerli olup, tüzel kişinin malvarlığı onun ortaklarının ve onun yönetiminde bulunan organları oluşturan kişilerin ve kardeş ortaklıkların malvarlığından bağımsız ve ayrıdır” diyerek bu ilkeyi vurgulamıştır. Ortaklar, ortaklık alacaklılarına karşı sorumlu olmadıklarından, tüzel kişilik sadece kendi malvarlığı ile sınırlı olarak sorumludur. Bu nedenle kanun koyucu ortaklığın, devamlılığının sağlanması ve dolayısıyla mal varlığının korunması amacıyla çeşitli hükümler sevk etmiştir. Bu hükümlere; itibari değerinden aşağı bir bedelle hisse senedi çıkarılamaması, ortaklığın kendi paylarını, esas veya çıkarılmış sermayenin onda birini aşan veya bir işlem sonunda aşacak olan miktarda ivazlı olarak iktisap ve rehin olarak kabul edememesi, mal varlığın azalması durumunda özel tedbirler alınması örnek olarak verilebilir.Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, Davacı taraf; tarafların 2007 yılında kurulan ... Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi'nin ortağı ve müşterek yetkili müdürü olduklarını, şirketin 2011 yılında imal ettiği tekne ile özellikle yabancı müşterilere düzenlediği turlarla ticari faaliyetine başladığını, 2011 yılından bu yana şirkete ait teknenin ticari satışlarının, sözleşmelerinin, tahsilatlarının ve kayıtlarının davalı tarafından takip edildiğini, davalının 2011 yılından bu yana şirketin ticari faaliyeti ile ilgili olarak ortakları bilgilendirmediğini, genel kurul toplantısı yapmadığını ve yaptığı usulsüz işlemler ile şirketi zarara uğrattığını,  bu minvalde 2014 yılından itibaren tek imza ile yapmış olduğu tur sözleşmelerinin bedellerinden daha düşük tutarda fatura düzenlemek veya fatura düzenlememek; sözleşme yapmaksızın düzenlediği turlar için düşük tutarlı fatura düzenlemek veya fatura düzenlememek; zimmetine para geçirerek; tur gelirlerini kendisi ve akrabalarının hesaplarına aktararak ve son olarak kayıt dışı şekilde ... yetkilisi ile ticaret yaparak şirketi zarara uğrattığından bahisle şirket zararının tespiti ile davalıdan tahsil edilerek şirkete ödenmesini, davalının müdürlük görevini kötüye kullanmış olması sebebiyle müdürlük görevinden azlini talep etmiştir.Davalı taraf ise; dava dışı şirkete ait tekne ile gerçekleştirdiği turların satışlarının yurt içi veya yurt dışı acenteler vasıtasıyla yapıldığını, müşteri ile yapılan sözleşme fiyatına acente komisyonu ile müşterilerden alınan yeme-içme vs bedellerinin de dahil olduğunu ancak acenteye tur bedeli tutarında fatura kesildiğini, bu nedenle sözleşme bedelleri ile faturalar arasında farklılıklar bulunduğunu, yine fiili uygulamada müşterinin tarafların akrabaları tarafından bulunması halinde acente komisyonunun müşteriyi bulan kişiye ödendiğini, bu işlemlerin 2015 yılından önce de bu şekilde yapıldığını ve davacı tarafından bilindiğini, onaylandığını ve hatta davacının işlemlerin bu şekilde yapılmasına öncelik ettiğini, açıktan alınarak kendisinin ve akrabalarının hesaplarına aktarılan bedellerin davacının yönetim kurulu başkanı olduğu ... Şirketi'nin muhasebecisi olan ... tarafından çekilerek, ya her iki ortak adına yarı yarıya ... Şirketi ile ... Şirketi'ne ortaklar cari hesabı alacağı olarak girildiğini, ya da tekne ile ilgili bir takım faturasız giderlerin karşılanmasında kullanıldığını, davacının en başından beri bildiği, onayladığı hususları dava konusu etmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu beyan ederek davanın reddini savunmuştur. Dosya kapsamından dava dışı ... Sanayi Limited Şirketi'nin üç ortağının bulunduğu ve ortaklarının davacı, davalı ve davacının aynı zamanda dosyadaki vekili ve eşi olan dava dışı Avukat ... olduğu, davacı ile davalının kuruluşundan itibaren şirketi müşterek imza ile temsile yetkili müdür oldukları, davacının dava dışı ... Anonim Şirketi'nin yönetim kurulu başkanı ve temsilcisi, davacının eşinin de yönetim kurulu üyesi olduğu, dava dışı ... ile ...'ın ... Anonim Şirketi'nin muhasebecisi ve çalışanı oldukları anlaşılmıştır. Davalı tarafın savunmasının temeli, açıktan para tahsili konusunda davacının baştan beri bilgisi ve yönlendirmesi ile yapıldığı, zaten bu şekilde gelen paraların da tarafların ortak olduğu ... Şirketinin muhasebecisi - veznedarı ... tarafından alınarak gerek ... ve gerekse ... şirketine ortaklar üzerinden sokulduğu, zimmete geçirilen bir bedel olmadığı yönündedir.Davalı tarafın savunmalarında aktarılan paraların davacının da şahsi hesabına geçtiği işlemlerine ilişkin tarih ve miktar bazında bir somutlaştırma da bulunmamaktadır. Bu iddianın bir an için ispatlanabildiği kabul edilse bile bir üst paragrafta açıklandığı üzere tüzel kişinin, ortakları ve üyelerinden bağımsız olarak başlı başına bir kişilik olması, tüzel kişiliği oluşturanların malvarlığı ile tüzel kişiliğin malvarlığının birbirinden bağımsız olması “malvarlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı ilkesi”nin bulunması dikkate alındığında, şirketin malvarlığına girmesi gereken paraların bir  kısmının 3. Kişi bir şirketin hesabına ortaklar üzerinden sokulması, bir kısmının ise dava konusu ... şirketine sokulsa da ortaklar üzerinden sokulması nedeniyle şirketin kendi malvarlığında olması gereken para yerine bu para nedeniyle bir de ortaklar hesabında ortaklara borçlandırılması şirket yöneticisinin sorumluluğunun kaldırılmasına bir etkisi bulunmamaktadır. Tüm ortaklar -Davacı BİLE- bu durumu bilse bile ve hatta tüm bu eylemler davacının azmettirmesi ile yapılsa bile ve hatta tüm bu hukuka aykırı eylemlerden gelen para davalı tarafından davacıya verilerek, davacının malvarlığına geçse bile   “malvarlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı ilkesi” gereği şirkete iadesi için davacının dava açması MK 2'ye de aykırı olmaz. Tekraren söylemek gerekir ise, davacının davadaki talebi tazminatın kendisine verilmesi değil, şirkete verilmesidir. Şirketin malvarlığının korunması, şirketin bağımsız bir kişiliğinin olması ve gerekse şirketten alacaklı olan kamunun veya özel kişi alacaklıların korunması içindir. Davalı, davacı ile aralarında rücuyu gerektiren durum ve miktar var ise KENDİ İÇ İLİŞKİLERİ kapsamında davacıya karşı dava açmakta elbette muhtardır. Bu son gerekçeye göre uyuşmazlığın hallinde kalan tek sorun, bu şekilde davalı ortağa aktarılan meblağın miktarını belirlemektir. Davacı tarafın davalının mail yazışma ve eklerinden ulaştığı bir kısım tur sözleşmeleri ve sonradan sunduğu sözleşme örnekleri ve davalı tarafın sunduğu sözleşme örneklerine ve bu sözleşme örnekler kapsamında düzenlendiği tespit edilen faturaların dökümü kök raporun 9,10,11. Sayfalarda dökümü verilmiş olup, davalı, ..., ... banka hesaplarına gelen tur bedelleri dökümü de yine kök raporun 13,14 ve 15. Sayfalarında teknik ayrıntısı verilmiş olup, davalı taraf, davacı adına ... ve ... hesaplarına yatırılan paraların her zaman kendisinin ve akrabalarının hesaplarına gelen para birimleri ile aynı gün ve saatlerde yapıldığı iddia edilse de ...'e avans hesabına ve ... hesabına ise ortaklar adına yatan paraların toplamının dahi tutmadığı, - kaldı ki “malvarlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı ilkesi”nin bulunması nedeniyle bu hususun da bir öneminin bulunmadığı, dosyaya sunulan sözleşme örnekleri, jurnal defteri, davalı, ..., ... hesaplarına yatan tur bedelleri teknik ayrıntısı kök raporun 21 ve 22. sayfalarında anlatıldığı üzere 730036 Euro'nun kayıt dışı bırakılarak şirket malvarlığına davalı tarafından aktarılmadığı anlaşılmıştır. BAM kaldırma kararı, HMK 353/1-a6 maddesindeki \"Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması\" hükmüne dayalıdır. ANCAK, mahkememizin önceki kararı, karar vermeye etkili tüm deliller toplanarak ve değerlendirmeye alınarak verilmiş olup, BAM kaldırma kararı önceki kararımızdaki gerekçenin -maddi hata ile irdelenmemesi- ile verilmiş olmakla teknik anlamda kaldırma kararı özelliğinde olmadığı sonucuna varılmış ve kaldırma kararında bahsedilen iddia edilen eksiklerin giderilmesi yoluna gidilmemiştir. Çünkü, kaldırma kararındaki tek bir neden hariç tüm kaldırma kararı nedenleri karşılayacak \" Bu iddianın bir an için ispatlanabildiği kabul edilse bile bir üst paragrafta açıklandığı üzere tüzel kişinin, ortakları ve üyelerinden bağımsız olarak başlı başına bir kişilik olması, tüzel kişiliği oluşturanların malvarlığı ile tüzel kişiliğin malvarlığının birbirinden bağımsız olması “malvarlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı ilkesi”nin bulunması dikkate alındığında, şirketin malvarlığına girmesi gereken paraların bir  kısmının 3. Kişi bir şirketin hesabına ortaklar üzerinden sokulması, bir kısmının ise dava konusu ... şirketine sokulsa da ortaklar üzerinden sokulması nedeniyle şirketin kendi malvarlığında olması gereken para yerine bu para nedeniyle bir de ortaklar hesabında ortaklara borçlandırılması şirket yöneticisinin sorumluluğunun kaldırılmasına bir etkisi bulunmamaktadır.\" karar gerekçemiz, kaldırma kararında tartışılmamıştır. Kaldırma kararında \"davalı tarafça sunulan ve her iki tarafça imzalanmış sözleşmeler ile bu sözleşmeler uyarınca düzenlenen fatura bedelleri arasındaki fark da dahil edilmiş, üstelik bu sözleşmelerin tarihlerinin davacının sunduğu sözleşmelerin tarihlerinden önce olduğu anlaşılmıştır.\" beyan edilmiş ise de; bu hususun davalının sorumluğuna ve sorumluluk miktarına bir etkisi yukarı açıklandığı üzere bulunmamaktadır.  Tüm ortaklar -Davacı BİLE- bu durumu bilse bile ve hatta tüm bu eylemler davacının azmettirmesi ile yapılsa bile ve hatta tüm bu hukuka aykırı eylemlerden gelen para davalı tarafından davacıya verilerek, davacının malvarlığına geçse bile   “malvarlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı ilkesi” gereği şirkete iadesi için davacının dava açma hakkı vardır ve  MK 2'ye de aykırılık oluşturmaz. Kaldırma kararında \"Yine davalının savunması ile örtüşür şekilde, dava dışı ... hesabına yatırılan paraların dava dışı ... tarafından çekildiği tespit edilmiş ve adı geçenin davacının yönetim kurulu başkanı olduğu ... Şirketi'nin muhasebecisi olduğu açık iken, bilirkişi raporunda bu bedeller şirketin zararı olarak kabul edilmiş \" beyan edilmiş ise de; Tüm ortaklar -Davacı BİLE- bu durumu bilse bile ve hatta tüm bu eylemler davacının azmettirmesi ile yapılsa bile ve hatta tüm bu hukuka aykırı eylemlerden gelen para davalı tarafından davacıya verilerek, davacının malvarlığına geçse bile   “malvarlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı ilkesi” gereği şirkete iadesi için davacının dava açma hakkı vardır ve  MK 2'ye de aykırılık oluşturmaz. Kaldırma kararında \"ancak davalının savunmasında ileri sürdüğü, 2013 yılında yapılan sözleşme bedeli olarak ... hesabına gelen paranın ... tarafından çekilerek taraflar adına 15.500 TL ve 15.817 TL olarak dava dışı şirket hesabına yatırıldığına yönelik tespit değerlendirmeye alınmamıştır. \" beyan edilmiş ise de; Tüm ortaklar -Davacı BİLE- bu durumu bilse bile ve hatta tüm bu eylemler davacının azmettirmesi ile yapılsa bile ve hatta tüm bu hukuka aykırı eylemlerden gelen para davalı tarafından davacıya verilerek, davacının malvarlığına geçse bile “malvarlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı ilkesi” gereği şirkete iadesi için davacının dava açma hakkı vardır ve  MK 2'ye de aykırılık oluşturmaz. Kaldırma kararında \" Raporda dava dışı şirketin 2017-2018 yılında düzenlediği faturalar, sözleşmeler ve jurnal kayıtları karşılaştırılarak çıkan farkın şirketin zararı olduğu kabul edilmiş, bununla birlikte bu fark bedelinin kimin hesabına geçtiğine yönelik herhangi bir bir tespit yapılmamışken, doğrudan davalının hesabına geçtiği kabul edilmiştir.\" beyan edilmiş ise de; Tüm ortaklar -Davacı BİLE- bu durumu bilse bile ve hatta tüm bu eylemler davacının azmettirmesi ile yapılsa bile ve hatta tüm bu hukuka aykırı eylemlerden gelen para davalı tarafından davacıya verilerek, davacının malvarlığına geçse bile   “malvarlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı ilkesi” gereği şirkete iadesi için davacının dava açma hakkı vardır ve  MK 2'ye de aykırılık oluşturmaz. Kaldırma kararında \"dava dışı kişilerin banka hesaplarının açılış tarihlerinin ve belirtilen tarihlerde bu hesaplara yatan paralar-çekilen paralar ile dava dışı Mavi Rota Şirketi ve bu şirket ile organik bağ içerisinde olduğu anlaşılan Piramit Şirketi'nin kayıtlarının karşılaştırılması yapılarak davalının itirazları karşılanmamıştır. \" beyan edilmiş ise de; Tüm ortaklar -Davacı BİLE- bu durumu bilse bile ve hatta tüm bu eylemler davacının azmettirmesi ile yapılsa bile ve hatta tüm bu hukuka aykırı eylemlerden gelen para davalı tarafından davacıya verilerek, DAVACININ MALVARLIĞINA GEÇSE BİLE “malvarlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı ilkesi” gereği şirkete iadesi için davacının dava açma hakkı vardır ve  MK 2'ye de aykırılık oluşturmaz. Kaldırma kararında \" Yine HMK'nın 31. maddesi kapsamında dava dışı şirketin kuruluşundan itibaren müşterek temsil ile yetkili müdürü olan davacı taraftan, TTK'nın 625. maddesinde düzenlenen şirket müdürlerinin devredilemez ve vazgeçilemez hak ve görevlerini yerine getirip getirmediği, bu minvalde özellikle, ne sebeple olduğu açıklanmamakla birlikte 2011 yılından itibaren şirket yönetiminin kendisine devredildiği iddia edilen davalıyı denetleyip denetlemediği, anılan maddede yer alan görev ve yetkilerini yerine getirmemesi ve tüm şirket yönetimini davalıya devretmesi, 2018 yılına kadar ise herhangi bir denetleme yapmamasının haklı bir sebebe dayanıp dayanmadığı konusunda açıklama istenerek bir değerlendirme yapılmadığı gibi,\" beyan edilmiş ise de; Tüm ortaklar -Davacı BİLE- bu durumu bilse bile ve hatta tüm bu eylemler davacının azmettirmesi ile yapılsa bile ve hatta tüm bu hukuka aykırı eylemlerden gelen para davalı tarafından davacıya verilerek, davacının malvarlığına geçse bile   “malvarlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı ilkesi” gereği şirkete iadesi için davacının dava açma hakkı vardır ve  MK 2'ye de aykırılık oluşturmaz. Bu husus kendi iç ilişkileri kapsamında rücu davası açısından önem arz etmekte, bu dava değil. Kaldırma kararında \"davacının sunduğu sözleşmelerden önceki tarihte düzenlenen ve her iki tarafın da imzasını içerir sözleşmeler ile bu sözleşmelere göre düzenlenen faturalar arasında da fark olmasına rağmen davacının, şirketin ticari işleyişinin bu şekilde olduğunu bilmediğini, bu işlemlere onay vermediğini iddia edip edemeyeceği ve sonuç olarak oluşan gerçek bir zarar var ise bu zararın oluşumuna, davacının onayladığı, bildiği veya bilmesi gereken işlemlerin sebep olup olmadığı, buna göre davalının bu zarardan sorumlu tutulup tutulmayacağı değerlendirilmemiş, yine davalının müdürlükten azlini gerektirir haklı sebeplerin varlığı gerekçede tartışılmamıştır. \" beyan edilmiş ise de; Tüm ortaklar -Davacı BİLE- bu durumu bilse bile ve hatta tüm bu eylemler davacının azmettirmesi ile yapılsa bile ve hatta tüm bu hukuka aykırı eylemlerden gelen para davalı tarafından davacıya verilerek, davacının malvarlığına geçse bile   “malvarlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı ilkesi” gereği şirkete iadesi için davacının dava açma hakkı vardır ve  MK 2'ye de aykırılık oluşturmaz. Kaldırma kararındaki nedenlerden, daha önceki mahkememiz kararında tek tartışılmayan husus \"Davalı taraf cevap dilekçesi ile sunduğu tüm beyan ve itiraz dilekçelerinde, dava dışı şirkete ait tekne ile düzenlenen turların acenteler aracılığıyla yapıldığını, sözleşme bedelleri içerisinde acente komisyonu ile yeme-içme gibi bedellerin de olduğunu ancak fatura bedelinin yalnızca tur bedeli tutarında düzenlendiğini iddia etmiş iken, ...\" nedenidir. Ancak davalı tarafın sadece cevap dilekçesinde beyan ettiği bu savunmasından sonra, aldırılan kök ve ek raporlara hangi acente tarafından kurulan hangi sözleşmede acente komisyonu ile yeme-içme gibi bedellerin de bulunduğuna ilişkin bir itirazları bulunmamaktadır. Davalı tarafın kök rapora itirazında \"Şirkette davacının da bilgisi dahilinde ve hatta teşvikiyle açıktan alınan iki tür tutar vardır. Bunun birincisi müşterilerin acente komisyonları ve APA (yiyecek içecek kumanya ve liman giriş çıkış masrafları) bedellerini acentelere göndermek yerine tur başlangıcında tekne kaptanı ve/veya acente yetkilisine nakit olarak elden ve açıktan ödedikleri tutarlar\" şeklinde beyanda bulunsa da bu beyan, bu fıkradaki savunmaya ilişkin olmayıp, komisyon bedellerinin elden ve açıktan ödenmesine ilişkin olup \"davalının akrabaları tarafından bulunan müşterilere ilişkin komisyon bedeli\" savunması kapsamında kalmaktadır ki buna \"davalının akrabaları tarafından bulunan müşteriler\" iddiasına ilişkin bir sübut da yoktur. Bu aşamada \"sözleşme ve faturasız olarak düzenlendiği iddia edilen tur bedellerinin tarafların veya her iki şirketin hesabına geçirilip geçirilmediğinin tespiti\" kaldırma nedeninde \"her iki şirketin hesabına geçirilip geçirilmediği\" ibaresinde sadece ... Sanayi Limited Şirketi hesabına bu paraların yatırılması tazminat miktarını etkileyebilecek nitelikte ise de; davalının açıkça iddiası, tazmine konu bu paraların bir kısmının  ORTAKLAR üzerinden ... Ticaret Sanayi Limited Şirketine aktarıldığı olup, bunun açık anlamı da ortakların şirkete borç verilmiş gibi gösterilerek şirkete sokulması olup, bunun da tazmin miktarına bir etkisi yoktur, bu iddiaya göre şirket borçlandırılmıştır, şirkete ait olan para şirkete iade edilmiş değildir. Tüm bu nedenlerle sonuçta aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...\"gerekçesi ile, '' 1-730.036 Euronun davalıdan alınarak ... Sanayi Limited Şirketine verilmesine, 2-Davalının ... Sanayi Limited Şirketine yönetim hakkının kaldırılmasına, 3-Kayyım atanması kararının seçim yapılıncaya kadar devamına,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Esasen İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin Dairemizin kaldırma kararından sonra ve kaldırma gerekçelerini teknik anlamda yok sayarak direnme niteliğinde verdiği önceki kararla aynı hüküm bir bütün olarak incelendiğinde, Yerel Mahkemesi'nin çok net bir şekilde, her ne şartla olursa olsun davacı iş bu davayı TMK'nın 2. maddesi ve dürüstlük kuralına aykırı şekilde açmış olsa bile, şirket malvarlığının ayrılığı ilkesi söz konusu olduğundan başkaca bir araştırma yapılmasına gerek olmadığını kabul ettiğini ve hatta ıslah edilen kısmın nasıl bulunduğuna ilişkin bir kaygı da taşımadığını ortaya koyduğunu; Herşeyden önce İlk derece Mahkemesinin tüzel kişilerin malvarlığının ayrılığı ilkesini dokunulmaz, vazgeçilmez, kesin bir ilke olarak görmek suretiyle hukuksuz bir direnme kararına dayanak yaptığını, temel ilke bu olmakla birlikte tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi olarak adlandırılan ve özellikle TMK madde 2 ve dürüstlük kuralına aykırı, muvazaalı işlemlerin varlığı halinde uygulanması gerektiği Doktrin ve yüksek yargı kararları ile  kabul edilmiş durumların mal ayrılığı veya bağımsızlığı ilkesine istisna teşkil edeceğinin İlk derece Mahkemesi tarafından da bilinmediğinin düşünülemeyeceğini, her ne kadar Tüzel Kişilik Perdesinin aralanması teorisi genellikle üçüncü şahısların hak ve alacaklarının korunması maksadıyla uygulama alanı bulmaktaysa da dava konusu olayda Mahkemenin tüzel kişiliğin malvarlığının bağımsızlığı ve ayrılığı ilkesinin mutlak surette uygulanması gerektiği, davalının savunmaları gerçek olsa bile durumun değişmeyeceğine dair gerekçesinin hukuksal temelinin olmadığını; Davacının, davalı ile birlikte müşterek yetkili müdür olduğunu, İlk derece Mahkemesinin gözden kaçırdığı veya görmek istemediği gerçeğin bu olduğunu, müdürlerin yönetimsel sorumluluğu olduğu gibi birbirini denetleme sorumluluğu da olduğunu, davacı ve davalının birbirinin içine geçmiş şekilde hem ... Şirketinde hem de ... Şirketinde ortak olduklarını, davacının her iki şirkette müdür konumunda olduğunu, 2011 yıından beri davalı ile brlikte müşterek müdür olan davacının, davalının yapmış olduğu işleri hiç bilmediği, açıktan para tahsilatlarından haberinin olmadığı, tesadüfen (ki aslında bu bir tesadüf değil KVKK'ya aykırı olarak ve suç teşkil eden şekilde kasten davalının kişisel maillerine girip) öğrendiği gibi iddialarla dava açtığı için dürüst davranma ilkesine, hakkın kötüye kullanılmaması ilkesine, kimsenin kendi kusurundan yararlanarak kendisine çıkar sağlayamacağı ilkesine aykırı hareket ettiğinin dosya kapsamı ile aslında sabit olduğunu ve ilk Derece Mahkemesinin tüzel kişilik malvarlığının bağımsızlığı ilkesini mutlak şekilde uygulayarak tüm ortaklar, (davacı bile) bu durumu bilse dahi ve hatta tüm bu eylemler davacının azmettirmesi ile yapılsa dahi ve hatta tüm bu hukuka aykırı eylemlerden gelen para davalı tarafından davacıya verilerek, davacının mal varlığına geçse bile tüzel kişililiğin malvarlığının bağımsızlığı veya mal ayrılığı ilkesi gereği şirkete iadesi için davacının dava açma hakkı olduğu ve bunun da TMK madde 2'ye aykırılık oluşturmayacağı şeklinde bir gerekçe oluşturamayacağını; İlk derece Mahkemesinin oluşturduğu \"davacının azmettirmesi ile yapılsa dahi ve hatta tüm bu hukuka aykırı eylemlerden gelen para davalı tarafından davacıya verilerek davacının mal varlığına geçse bile\" şeklindeki gerekçenin doğru olduğu bir an için varsayıldığında; davacının açıktan gelen paraların tamamını davalıdan almış olsa bile davalıya dava açarak sonuç itibarıyla kendisinde olan paraların şirket tüzel kişiliğine davalı tarafından ödenmesini isteyebileceği, davalının aslında davacıda olan paraları şirket tüzel kişiliğine bir kez daha ödeyeceğini ve müşterek sorumluluk ilkesi gereğince bunun yarısının kendisine ödenmesi için davacıya rücu edeceğini ve sonuçta davalı şirkete 2 birim para öderken davacının yarım birim para ödeyerek kurtulacağını, varlık nedeni adaleti sağlamak olan bir Mahkemenin böylesine adaletsiz sonuçlar doğuracak hukuksal yorumlarla karar gerekçesi oluşturması ve hukuksal tavsiyede bulunmasının adalet, hakkaniyet ve hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığını; Öte yandan ilk derece Mahkemesi'nin, son derece isabetli hukuksal gerekçelerle verilmiş olan Dairemizin kaldırma kararı gereklerini yerine getirmeyeceğinin artık net bir şekilde ortaya çıktığını, bu durumda Dairemizin bu aşamadan sonra İlk Derece Mahkemesinin yerine getirmekten imtina ettiği kaldırma kararı gereklerini re'sen yerine getirmek suretiyle istinafa konu İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin direnme niteliğindeki kararını bir kez daha kaldırmak ve yeniden esas hakkında hüküm kurarak davanın reddine karar vermesi gerekeceğini, bu nedenle Dairemizin kararının gerekçesinde atıf yapılan ve İlk Derece Mahkemesi'nin önceki kararına karşı istinaf dilekçelerinde yer alan tüm istinaf sebeplerinin bir kez daha tekrarında, dosya kapsamının vurgulanması açısından yarar olduğunu; Yerel mahkemece toplanmış olan ve ana çekişme konusunu çözüme kavuşturmaya yarayacak delillerin, bir özet olarak 03.11.2020 tarihli dilekçe ile bilirkişi heyetinin önüne konulduğunu ve bu doğrultuda mahkemece görevlendirme yapılmışken buna direnen, davanın esasını çözecek delilleri incelememekte ısrar eden ve bu yönüyle eksik, hatalı, denetime elverişli olmayan bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulmasının usule aykırı olduğunu, Yerel mahkemenin yargılaması sırasında dosyanın, görevlendirme yapılarak bilirkişi heyetine verildiğinde 03.11.2020 tarihli dilekçenin taraflarınca dosyaya sunulduğunu ve bu dilekçede; Davacı ... Tarafından Gerçekleştirilen Örnek İşlemler: A) 01.12.2013 Tarihli Sözleşmeye Göre Yurtdışından Gelen Ödemeye Ait İlk Örnek İşlem; 10.06.2019 tarihinde dosyaya sunulan delil listesinde bulunan ve hem davacı ..., hem de davalı ... tarafından imzalanmış 01.02.2013 tarihli ... tur sözleşmesi incelendiğinde, ödeme şeklinin 1.taksit (first installment) olarak 07.02.2013 tarihinde, 10.625 Euro ve 2. taksit (second installment) olarak da 22.05.2013 tarihinde 13.175 Euro şeklinde belirlendiğinin görüleceğini; Bahsi geçen 1. taksit ödemesinin (first installment), 14 Şubat 2013 tarihinde Paris-Fransa’da eğitim gören ve davacı ... ile hem şirket ortağı, hem şirketin, hem de davacının avukatı olan ...'nun kızları ve aynı zamanda davacının da halen hem avukatı ve hem de kızı olan ...’nun .../Paris'te bulunan IBAN: ... sayılı hesabına yapıldığını ve bu işleme ait dekontlar ve hesap hareketlerinin dava dosyasında bulunduğunu, aynı şekilde 2. taksit ödemesinin (second installment) de 22.05.2013 tarihinde ... hesabı kullanılarak yapıldığını; Dava dosyasına 12.10.2018 tarihinde ... Bankası’ndan gelen 03.10.2018 tarih ve NO:... sayı ile kaydedilen müzekkereye cevap yazısının ekinde bulunan ...’a ait \"IBAN:...\" nolu \"Vadesiz YP Hesap Euro Hesap Özeti\" incelendiğinde, gelen bu ödemelerin tamamının davacı ...'nun hesabı ve ... hesaplarına geçirildiğinin görüldüğünü, 15.06.2019 tarihinde verilen delil listesinde de belirtildiği gibi, dava konusu yapılan tüm paraların, davacı ve davalı hesaplarına daima eşit olarak yatırıldığının ve tüm bu işlemlerin davacının ... şirketindeki elemanı olan ... tarafından yapıldığının belirtildiğini ve yukarıda genel olarak özetlenen bu işlemin detaylarının kolayca incelenebilmesi ve ilişkinin kurulabilmesi açısından tüm işlemlerin tarih ve saatli açıklamaları ile sunulduğunu, buna göre,  davacı ve davalı tarafından birlikte imzalanmış 01.02.2013 tarihli ve 23.800 Euro bedelli ... tur sözleşmesinin olduğunu, Anılan sözleşmeye ait ilk taksit ödemesi olan 10.625 Euro, 07.02.2013 ... tarafından o tarihte Paris-Fransa'da eğitim gören ve halen davacının da vekili olan, davacı ... ve davacı vekili ...'nun kızları ...’nun ...’deki hesabına yapıldığını, bu şekilde gerçekleştirilen ilk işlemin hem davacı ... tarafından, hem de davacı vekilleri ... ve ... tarafından bilindiğini, davacı ... ve ailesi  tarafından organize edildiğinin açık olduğunu, ancak yurt dışında bulunan ... tarafından, söz konusu 10.625 Euro tutarlı ödemenin, hesap sahibi ...'nun o tarihte öğrenci olması nedeniyle Fransız yasaları çerçevesinde kabul edilmeyerek 13.02.2013 tarihinde 14.02.2013 valörlü olarak gönderici ...’ye iade edildiğini, 14.02.2013 tarihinde paranın ... adına yatırılmasına ilişkin işlemin yapılamaması üzerine, davacının ve davacı vekillerinin yönlendirmesi ve bilgisi dahilinde, davalı ...'ın babası ...'a ... Bankası Ayaspaşa şubesinde ilk defa Euro hesabı açtırıldığını, açılan bu ... Euro hesabına 22.02.2013 tarihinde gerçekleştirilen ilk para yatırma işleminin, yine davacı ve davacı vekillerinin yönlendirmesi ve bilgisi dahilinde, ... adına gerçekleştirilememiş olan 10.625 Euroluk aynı transfer işlemi olduğunu, 25.02.2013 tarihinde, bu hesaptan 10.625 Euro'nun, ... şirketi çalışanı ve ... şirketinin ortağı ve genel müdürü olan davacının elemanı olan ... tarafından nakden çekildiğini, ertesi gün, yani 26.02.2013 tarihinde, ... hesabından nakit olarak ... tarafından çekilen 10.625 Euro'nun, 7.975 Euro tutarındaki kısmının 2,36 TL/Euro kurdan 18.800 Türk Lirası'na çevrildiğini ve yine ... tarafından, 17.000 TL tutarındaki kısmının ... A.Ş.'nin ... Bankası Ayaspaşa hesabına ... adına nakden yatırıldığını, kalan 1.800 TL'nin ise açık kasaya alındığını, bakiye 2.650 Euro'nun ise yine açık kasadan komisyon olarak acenteye ödendiğini, Davacı ... adına yatırılan 17.000 TL'nin ... tarafından ... şirketindeki avans hesabından, kendi ... Bankası hesabına peyderpey çekilerek, 26.02.2013 tarihinde 5.710 TL, 28.02.2013 tarihinde 4.800 TL ve 01.03.2013 tarihinde 6.700 TL olarak ... hesaplarına havale edildiğini, 22.05.2013 tarihinde yine aynı ... banka hesabına, aynı sözleşmenin  2.taksit ödemesinin ... tarafından 13.175 Euro olarak yapıldığını, aynı gün, yani 22.05.2013 tarihinde ... hesabından 13.175 Euro'nun ... tarafından nakden çekildiğini, yine aynı gün, yani 22.05.2013 tarihinde 13.175 Euro tutarındaki dövizin bozdurularak, davacı ... adına ... tarafından nakden 15.817 TL ve davalı ... adına yine ... tarafından nakden 15.500 TL olarak ... hesabına yatırıldığını, Bu işlemlerin bağlı olduğu sözleşmede davacının da imzasının bulunduğunu ve diğer belgeler ile açıkça görüldüğü üzere bidayette davacı ... ve diğer şirket ortağı, davacı vekili ve şirket avukatı olan ...'nun kızları ...'nun yurt dışı banka hesaplarına aktarılmaya çalışılması, bankacılık sistemi tarafından kabul görmeyince de davacının babası ...'ın banka hesapları üzerinden önce davacının elemanı ... tarafından kendi hesaplarına ve daha sonra da .. şirketinin banka hesaplarına her iki ortak (davacı ve davalı) adına girilmesinin, hem bu tür açıktan tahsilat işlemlerini ilk olarak bizzat davacının başlattığını, daha sonra da bu şekilde yapılması için davalıyı yönlendirdiğini, davacının tüm bu işlemlerden haberinin olduğunu ve esasen kendi iradesi ve yönlendirmesi ile yapıldığını, hem de ...'in bu tür işlemleri hiç yapmadığına dair tanık anlatımlarının tamamen gerçek dışı olduğunu gösterdiğini, bu uygulamaların ilk önce bizzat davacı tarafından başlatıldığını kanıtladığını; B) Elden Alınan Ödemelerle İlgili Örnek İşlem; dava dosyasında bulunan ... banka hesaplarının ve davacı tarafından 14.11.2018 tarihli yazı ekinde (55 sayfa halinde) sunulan davacı ...’na ait ... Bankası Ayaspaşa şubesi hesap özetlerinin incelenmesiyle, 07.06.2013 tarihinde ... şirketine ait ... teknesinin kaptanı olan ... tarafından davacı ...’nun Ayaspaşa şubesindeki hesabına 18.000 TL gönderildiğini, 14.06.2013 tarihinde ... hesabından ... şirketinin muhasebe elemanı ... tarafından nakden 18.000 TL’nin çekilerek, yine aynı gün ve saatte yine ... tarafından ... şirket hesabına bu 18.000 TL’nin nakden kasadan yatan açıklamasıyla yatırıldığının görüleceğini, bu işlemlerin de elden tahsil edilen paraların şirket hesaplarına nasıl sokulduğunu göstermesi açısından bir örnek olarak sunulduğu  izah edilerek işlem detaylarının yine kronolojik olarak belirtildiğini, 07.06.2013 günü saat 16:05:31’de kaptan ...'nın, müşterilerden elden ve açıktan aldığı 18.000 TL'yi ...’nun ... Bankası Ayaspaşa şubesindeki hesabına EFT kanalıyla yatırdığını, 14.06.2013 günü saat 13:46:44’de ... hesabından bu 18.000 TL'nin talimata istinaden ... tarafından nakden çekildiğini, aynı gün, yani 14.06.2013 saat 13:48:00’de ...’nın ... Bankası Ayaspaşa şubesindeki hesabına, b şıkkındaki işlemden tam 1 dakika 16 saniye sonra ... tarafından kasadan yatan açıklamasıyla 18.000 TL yatırıldığını,Bu paragrafta açıklanan, davacının haberinin olmadığını ve kendisinden gizlendiğini iddia ettiği işlemlerin tamamının ilk başta, kendisi tarafından tasarlandığını ve uygulamaya konduğunu, dava konusu isnatların ilk örneklerinin ... ailesi ve ... vasıtası ile davacının tamamen bilgisi dahilinde ve kendi talimatlarına istinaden yapılmış işlemler olduğunu, davacının bu işlemleri inkar edecek, ben bunları bilmiyordum diyecek durumda olmadığını göstermesi bakımından çok önemli olduğunu, tüm bu işlemlerin, delilleri ile birlikte kronolojik olarak sunulmuş olması sebebiyle huzurdaki davaya konu edilen harici (açıktan) ödemelere ait ilk örnekler olması ve bu işlemlerin tamamının davacı ve davacı vekillerinin bilgileri dahilinde ve yönlendirmeleri ile bizzat kendileri tarafından yapılan örnek işlemler olması bakımından davacı tarafın samimi ve dürüst olmadığını gösteren başlıca deliller olduğunun vurgulandığını, Huzurdaki davada, dava konusu yapılan tüm işlemler bu iki örnek işleme uygun şekilde ve ve birebir aynıları olarak davacı ve davacı vekillerinin bilgileri dahilinde aynen devam ettirilmiş olan işlemler olup kanıtları ile sunulan açıklamalar göz önüne alındığında ve dava konusu tüm işlemlerin aynı şekilde, aynı kişiler tarafından ve aynen ilk örnek işlemler gibi yapıldıkları gözetildiğinde, dava dosyasına 10.06.2019 tarihinde sunulan yazı ekindeki açıklamalı tablolar, dava dosyasında bulunan banka kayıtları ve ... şirketi ortaklar cari ve sermaye hesapları ile ... şirketi banka kayıtları ve ... avans hesaplarının bilirkişi heyetince incelendiğinde dava konusu yapılan miktarlara ait işlemlerin tamamının, davacının aleni bilgisi ve yönlendirmeleri ile, tıpkı ilk başta kendisinin gerçekleştirdiği örnek işlemlerdeki gibi yapıldığının, davacının iftira niteliğindeki iddialarıyla güya bunu desteklemek için yalancı tanıklık yapan ...'in gerçek dışı ifadelerinin tamamen kurgu ve kumpas olduğunun ortaya çıkacağının belirtildiğini, Dava konusu edilen tutarların tamamının şirket resmi ve gayri resmi hesaplarına girdiğini,  resmi ve gayri resmi ödemeler için ve en önemlisi buna ek olarak davacının ... şirketi nezdindeki avans hesaplarının kapatılmasında kullanıldığını, ... ve ... şirketlerinin muhasebe kayıtları ile banka hesapları incelendiğinde de net bir şekilde  görülebileceği üzere, bu işlemlere ait ödemeler sonucu oluşmuş olan, ... cari hesaplarındaki ortaklara borçların şirket bünyesinde tutulduğu ve sonrasında ortaklara olan borç bakiyelerinin ortaklara geri ödenmeyerek şirket yasal kayıtlarına alınmak ve 529-Diğer Sermaye Yedekleri hesabına aktarılmak suretiyle, şirketin öz sermayesinde de bir değişim olmayacak şekilde şirket bünyesinde tutulduğunun açıklandığını; ... Hesaplarına Yapılan Ödemeler; davacı tarafın, davalı müvekkilinin babası ..., annesi ... ve kuzeni ... (ki davacının büyük ortağı, Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü olduğu Piramit şirketinde 25 yıldır çalıştığını) hesaplarına gönderilen ancak şirket kayıtlarına girmediğini iddia ettiği ... şirket gelirlerinin, davacı tarafın da bilgisi ve yönlendirilmesi ile tıpkı yukarıda örnek olarak gösterilen işlemlerdeki gibi, ... şirketi banka hesaplarına elden ... tarafından nakden yatırılarak, şirket nezdindeki ortaklar hesapları üzerinden şirket kayıtlarına geçirildiğini, bir kısımının şirket açık hesap ödemeleri için kullanıldığını ve bir kısmının da davacı ...'nun, ... şirketi nezdindeki avans hesabı borçlarının kapatılmasında kullanıldığının 10.06.2019 tarihli delil listesinde yer alan ve dosyaya sunulmuş olan tabloların banka hesaplarındaki hareketler ve ... banka hesapları incelendiğinde olayın net bir şekilde ortaya çıkacağının izah edildiğini, davacının Mahkemeye sunduğu hesap özetleri incelendiğinde, davacının dava konusu ödemelerin olduğu 2013, 2014, 2015, 2016 ve 2017 yıllarında kendisini tamamen ... şirketinden kullandığı avanslar ile finanse ettiğini ve buna bağlı olarak davacının avans hesap borç bakiyelerinin bahse konu dönemde yıl sonlarında ... açık hesaplarından davalının aile fertlerine gelen paraları çeken/teslim alan davacının personeli ... tarafından nakit para yatırma işlemi olarak kapatıldığının da net bir şekilde ortaya çıktığının açıklandığını, ... şirketi hesaplarına davacı adına ... tarafından yatırılan avans hesap borç ödeme tarihlerinde, davacının banka hesap bakiyeleri ile kapatılan avans borçları kıyaslandığında, bu rakamların da davalı ...'ın akrabaları üzerinden gelen açık hesap paralarla kapatıldığının hem miktarlar hem de tarihlerle açıkça görülebileceğini, ... avans hesaplarında kapatılan borç bakiyelerinin her yıl yüz binlerce lira olmasının, davacının banka hesaplarında bu işlemleri karşılayacak bakiyelerin olmamasının ve avans hesabı borç bakiyelerinin hep ... vasıtasıyla nakden kapatılmasının da hayatın doğal akışına aykırı olduğunu, tesadüfle de açıklanmasının mümkün olamayacağının belirtildiğini, davacının ... şirketi nezdindeki avans hesaplarının bilirkişi heyetince incelenmesiyle, avans hesaplarındaki borç bakiyelerini kapatma işlemlerinin aşağıdaki şekilde olduğunun net bir şekilde görüleceğinin açıklandığını; Davacının 2011 Yılı ... Avans Hesabı Borç Kapatma İşlemleri; davacının dava dosyasına sunmuş olduğu 2011 ve 2012 yılı banka hesap özetleri incelendiğinde, davacının 2011 yılı sonunda ... avans hesaplarını kapatmak için toplamda ...'dan 125.000 TL borç aldığını ve bu para ile ... avans hesaplarını kapatarak devamında 2013 yılı Ocak ayı içerisinde ... şirketinden avans kullanarak, ...'a 125.000 TL borcunu  ödediğinin görüldüğünü, davacı ...'nun 30.12.2011 tarihinde ...'dan 125.000 TL borç aldığını, 30.12.2011 tarihinde borç aldığı 125.000 TL'yi Piramit şirketinin banka hesaplarına avans hesabı bakiyesi için göndererek ... avans hesaplarını 2011 yıl sonu itibarıyla kapattığını, davacının ...'dan 2011 yılının son günü  aldığı bu 125.000 TL borcunu, hemen 2012 yılının ilk günlerinde yine ...'ten kullandığı avanslarla, 02.01.2012 tarihinde ...'ten 60.000 TL avans çekerek, aynı tarihte yani 02.01.2012 tarihinde ... adına 53.000 TL göndererek, 03.01.2012 tarihinde ...'ten 45.000 TL avans çekerek, aynı tarihte yani 03.01.2012 tarihinde ... adına 45.000 TL göndererek, 04.01.2012 tarihinde Piramit'ten 28.800 TL avans çekerek, aynı tarihte yani  04.01.2012 tarihinde ... adına 27.000 TL göndererek ödediğini; Davacının 2012 Yılı ... Avans Hesabı Borç Kapatma İşlemleri; davacının dava dosyasına sunmuş olduğu 2012 yılı banka hesap özetleri incelendiğinde, 2012 yılı sonunda Piramit avans hesaplarını kapatmak için; 20.12.2012 tarihinde 50.000 TL; 24.12.2012 tarihinde 60.000 TL; 26.12.2012 tarihinde 50.000 TL; 28.12.2012 tarihinde 40.000 TL olmak üzere toplamda ...'dan 200.000 TL borç aldığını ve bu para ile ... avans hesaplarındaki ... borç bakiyelerini; 20.12.2013 tarihinde ... hesaplarına yaptığı 15.000 TL havale, 20.12.2013 tarihinde ... hesaplarına yaptığı 25.000 TL havale, 21.12.2013 tarihinde ... hesaplarına yaptığı 10.000 TL havale, 24.12.2013 tarihinde ... hesaplarına yaptığı 25.000 TL havale, 24.12.2013 tarihinde ... hesaplarına yaptığı 20.000 TL havale, 25.12.2013 tarihinde ...mit hesaplarına yaptığı 15.000 TL havale, 26.12.2013 tarihinde ... hesaplarına yaptığı 27.000 TL havale, 27.12.2013 tarihinde ... hesaplarına yaptığı 23.000 TL havale, 28.12.2013 tarihinde ... hesaplarına yaptığı 25.000 TL havale, 21.12.2013 tarihinde ... hesaplarına yaptığı 5.000 TL havale, 31.12.2013 tarihinde ... hesaplarına yaptığı 10.000 TL havale işlemleriyle kapattığını; Davacının ...'dan 2012 yılı sonunda aldığı ve yıl sonu itibarıyla Piramit avans hesaplarını kapatmakta kullandığı bu 200.000 TL borcunun 190.000 TL tutarındaki kısmını hemen 2013 yılı başında ...'ten yeniden kullandığı avanslarla; 14.01.2013 tarihinde ...'den 20.000 TL avans çekerek, aynı tarihte yani 14.01.2013 tarihinde ... adına 20.000 TL göndermek, 15.01.2013 tarihinde ...'den 23.500 TL avans çekerek, aynı tarihte yani 15.Ocak.2013 tarihinde ... adına 20.000 TL göndermek, 16.01.2013 tarihinde ...'den 25.000 TL avans çekerek, aynı tarihte yani 16.01.2013 tarihinde ... adına 25.000 TL göndermek, 21.01.2013 tarihinde ...'den 33.500 TL avans çekerek, aynı tarihte yani 21.01.2013 tarihinde ... adına 30.000 TL göndermek, 22.01.2013 tarihinde ...'den 20.000 TL avans çekerek, aynı tarihte yani 22.01.2013 tarihinde ... adına 20.000 TL olarak göndermek, 24.01.2013 tarihinde ...t'den 50.000 TL avans çekerek, aynı tarihte yani 24.01.2013 tarihinde ... adına 50.000 TL olarak göndermek, 29.01.2013 tarihinde ...'den 28.500 TL avans çekerek, aynı tarihte yani 29.01.2013 tarihinde ... adına 25.000 TL olarak göndermek suretiyle ödediğini, son derece detaylı bir biçimde gösterilmiş olup bu detaylardan da açıkça anlaşılabileceği üzere davacının, ... şirketi nezdinde bulunan avans hesap borç bakiyelerini yıl sonlarında kendi kaynakları ile kapatmasının maddi olarak mümkün olmadığından bahisle 2013 yılına kadar davalının babası ve huzurdaki davada dava ihbar olunan olan ...'dan borç alarak kapattığının rahatlıkla tespit edilebileceğinin bildirildiğini; Davacının 2013 Yılı Sonrası ... Avans Hesabı Kapatma İşlemleri; 2013 yılında ... şirketine ait ... teknesinin faaliyete geçmesi ile birlikte, davacının ... şirketine olan avans borçlarının dava dosyasına sundukları cevap dilekçesi ve 10 Haziran 2019 tarihli delil listesinde belirtildiği gibi artık ...'dan borç alınarak değil, tamamen ... şirketi adına açıktan gelen ödemelerin davalının babası ...'a, annesi ...'a ve kuzeni ...'ın banka hesaplarına gönderilmesi ve akabinde yine ... tarafından çekilerek ya da ...'e verilerek şirkete yatırılması ile kapatılmaya başlandığının vurgulandığını, 2013 ve sonraki yıllara göre bu işlemler incelendiğinde, davacının ... avans hesap borç bakiyeleri ile bu bakiyelerin kapatıldığı tarih ve miktarların tamamen dava dosyasındaki deliller, incelenecek banka hesapları ve şirket ticari defter ve kayıtlardaki sabit maddi rakamların birebir aynı olduğunun belirleneceğinin bilirkişi heyetine bildirildiğini, 2013 ve 2014 yıllarında ... şirketinin yatırım borçlarına ait ödemeleri halen devam ettiği için avans hesaplarına ... açık kasasından para girişlerinin 2013 yılında eksik olarak ve 2014 yılında ise hiç ödenmediğinin açıklandığını, bu yıllardaki avans kapama işlemlerinin aşağıda özetlendiğini; 2013 yılı sonunda davacının ... avans hesap borç bakiyesi 30.12.2013 itibariyle 203.855 TL olup, işbu avans bakiyesinin 31.12.2013 tarihinde ... tarafından nakden 150.000 TL ödenerek kısmen kapatıldığını, yıl sonu 45.121,39 TL borç bakiyesi ile bir sonraki yıla devrettiğini, 31.12.2013 tarihinde ...'nun  ... bankası hesap bakiyesinin 367,20 TL olduğunu, 31.12.2013 TCMB Euro/TL kuru 2,9441.TL olduğundan bahisle ...'nun hesabına ödenen tutarın 150.000TL/2,9441=50.949 Euro olduğunu, davacının ... avans hesap borç bakiyesi 31.12.2014 itibariyle 122.442,44 TL olup, işbu avans bakiyesinin davacı tarafından kapatılamadığını, 31.12.2014 tarihinde  ... Bankası hesap bakiyesinin 64,81 TL olduğunu, ...'nın yatırımları ve borç ödemelerinin devam ettiğini, açık kasada nakit bulunmadığı için davacının ödeme yapamadığını,  2015 yılından sonra işler değişip de ..., ... ve ... hesaplarına gelen ... açık ödemeleri ve komisyon bedellerinin tıpkı 2013 yılında yapılmış olan örnek işlemler gibi yürütülmesiyle; 2015 yılı sonunda davacının ... avans hesap borç bakiyesi 28.12.2015 itibariyle 156.117,64 TL iken 29.12.2015 tarihinde ... tarafından, ... açık kasasından alınan 60.300 Euro'nun, 3,2 TL/Euro kuru üzerinden bozdurularak 192.960 TL ve 12.600,00 USD'nin de 2,915 TL/USD kurdan bozdurularak 36.729 TL olmak üzere toplamda 229.689 TL elde edildiğini, bunun 156.000 TL'sinin ... avans hesabına ... tarafından nakden yatırılarak avans hesabı borç bakiyesinin kapatıldığını, 29.12.2015 tarihinde ...'nun ... Bankası hesap bakiyesinin 282,26 TL olduğunu, 29.12.2015 tarihinde TCMB Euro/TL kuru 3,21 olup ... hesabına ödenen tutarın karşılığının 48.581,48 Euro olduğunu, 2016 yılı sonunda davacının ... avans hesap borç bakiyesi 03.10.2016 itibariyle 94.803,36 TL iken, 04.10.2016 tarihinde ... tarafından, ... açık kasasından alınan 27.965 Euro 3,39 TL/Euro olarak bozdurulmak suretiyle 94.803 TL elde edildiğini ve bu borcun ... hesabına ... tarafından nakden yatırılarak kapatıldığını, 04.10.2016 tarihinde ...'nun ... Bankası hesap bakiyesinin 1.850,74 TL olduğunu, 04.10.2016 TCMB Euro/TL kurunun 3,3946 olmakla ... hesabına ödenen tutarın 94.803,36/3,3946 = 27,927.69 Euro olduğunu, 2017 yılı sonunda davacının ... avans hesap borç bakiyesi 28.12.2017 itibariyle 171.907,13 TL iken, 28.12.2017 tarihinde ... tarafından, ... açık kasasından alınan 42.500 Euro 4,542 TL/Euro olarak bozdurulmak suretiyle 193.035 TL'nin 161.973 TL tutarındaki kısmının ... avans hesabına ... tarafından nakden yatırılarak avans hesabı borç bakiyesinin kapatıldığını, 28.12.2017 tarihinde ... Bankası hesap bakiyesinin 4.074,70 TL olduğunu, 28.12.2017 TCMB Euro/TL kuru 4,5629 TL olmakla, ... hesabına ödenen tutarın 161.973/4,5629 = 35.661,12 Euro olduğunu net bir şekilde ortaya koyduğunu, Bilirkişi Heyetinin burada özellikle dikkat etmesi ve davacının da açıklaması gereken hususun, davacı ...'nun daha önceden sürekli banka kanalı ile ve özellikle ...'dan aldığı borçlar ile kapattığı ... avans borç bakiyelerinin, neden ...ya ait teknenin faaliyete geçtiği 2013 yılından itibaren sadece ... tarafından nakden hesabına para yatırma işlemleri ile kapatılmaya başlanmış olduğunun ve bu ödemelerin kaynağının ne olduğunun gözden kaçırılmaması olduğunun vurgulandığını ve ... tarafından önce davacı hesaplarına ve daha sonra da ... hesaplarına yatırılan miktarlar ile aynı tarihlerdeki ...'na ait İş bankası hesap bakiyeleri ve ... nezdindeki ... avans hesap bakiyelerinin özet olarak tablo halinde dilekçe içinde sunulduğunu, bu tablodan da davacı ...'nun ... avans hesaplarındaki borç bakiyelerinin kapatılmasında sürekli olarak dava konusu yapılan, davalının baba, anne ve kuzenine gönderilmiş olan ve davacının fütursuzca ve utanmadan davalının zimmetine geçirdiğini iddia ettiği paralar olarak adlandırdığı ... kaynaklarını kullandığının, ... tarafından ... açık hesaplarından davacı ... adına ... avans hesaplarının kapatılması için yatırılan 562.776,36 TL'nin işlem tarihindeki TCMB Euro Efektif satış kuru karşılığının toplam 163.077,52 Euro olduğunun açıklandığını; ... Avans Hesap Borç Kapatma Özeti tablosu incelendiğinde, esasen şirket kaynaklarını kendi şahsi menfaati için kullananın davalı değil bizzat davacı taraf olduğunun ve bunun davacının bilgisi, onayı ve hatta yönlendirmesiyle davalının anne, baba ve kuzen hesaplarının kullanılarak yapıldığının, diğer bir anlatımla davacının ... şirketindeki avans hesaplarını 2011 ve 2012 yıl sonlarında  kapatırken davalının babası ...'dan borç alıp yıl başlarında yeniden avans kullanmak suretiyle öderken ... şirketinin teknesi faaliyete geçtikten sonra 2013-2014-2015-2016 ve 2017 yıllarında davalının akrabalarının banka hesaplarını kullanarak oluşturduğu ...açık kasasının büyük bölümünü avans hesabı kapatmalarında kendi menfaatine kullandığının, 2018 yılına gelince şeytani bir planla bu hesapların davalının akrabalarına ait olmasından yararlanıp sanki yapılmış olan işlemlerden hiçbir haberi yokmuş gibi mağduru oynamak suretiyle davalı müvekkilini zimmetine para geçirme ve güveni kötüye kullanma ile suçlamaya kalkıştığının açıkça anlaşıldığının açıklandığını; ...'in ... Şirketine Davacı Adına Yaptığı Ödemeler; dava dosyasında bulunan banka kayıtları ve belgelerle 10.06.2019 tarihinde Yerel mahkemeye sunulan delil listelerindeki belgelerden alınan bilgilere göre hazırlanan ve ... adına ... şirketinin hesaplarına ... tarafından nakden para yatırıldığı tarihlerdeki ...'na ait ... Bankası hesap bakiyeleri ile ... avans hesaplarının borç bakiyelerinin de bir tablo halinde bilirkişi heyetinin dikkatine TL ve Euro cinsinden ayrı ayrı sunulduğunu, bu tablolarda yer alan ve davacı ... adına ... tarafından ... TL ve Euro hesaplarına nakden  para yatırma işlemlerinin yapıldığı tarihlerde, davacı ...'nun dava dosyasına sunduğu banka hesap özetleri incelendiği takdirde bakiyelerinin bu işlemleri yapmaya hiçbir şekilde uygun olmadığının görüleceğine de dikkat çekildiğini; ... Adına ... Hesabına Yatan (TL) 2013 yılında ... TL hesabına yatırılan; 2014 yılında ... TL hesabına yatırılan; 2015 yılında ... TL hesabına yatırılan; ... Adına ... Hesabına Yatan (EURO) 2014 yılında ... Euro hesabına yatırılan; Davacı adına 2013, 2014 ve 2015 yıllarında ... şirket hesaplarına ... tarafından nakden yatırılan 191.496,80 TL'nin işlem tarihlerindeki TCMB efektif döviz kurları ile karşılığının da 69.589,32 Euro olduğunu, aynı şekilde 2013, 2014 ve 2015 yıllarında ... şirket hesaplarına davacı adına ... tarafından yatırılan toplam Euro miktarının 41.850,00 Euro olduğunu, davacının bizzat kendi muhasebe elemanı ... tarafından nakden toplamda en az 111,439.32 Euro'nun ... açık kasa kaynaklarından yine ... şirket hesaplarına yatırıldığının ortada olduğunu, asıl önemli olanın davacının davasında samimi ve dürüst olmadığının kanıtlanmış olacağının belirtildiğini, bilirkişi heyetinin ana noktalarının taraflarından gösterilen banka kayıtları ve hesap hareketlerindeki en basit inceleme ile bile 30 yıldır SPK nezdinde yetkili bir aracı kurum olan ... şirketinde halen genel müdür olarak çalışan ...'nun ... ve ... hesaplarındaki borçlarının ödenmesinde kullanılan paraların kaynağının ... açık kasa hesapları olduğunu anlayacağının belirtildiğini, bilirkişi heyetinin göz önüne alması gereken bir başka hususun da davacı ... adına ... ve ... hesaplarına yatırılan paraların her zaman davalı ve akrabalarının hesaplarına gelen para birimleri ile aynı birimlerde, ... tarafından paraların çekilmesi ya da teslim alınmasıyla aynı gün ve saatlerde yapıldığının ve böylesine bir tesadüfün hayatın olağan akışına aykırı olduğunun bildirildiğini; Bilirkişi heyetinden ayrıca mahkemenin görevlendirmesi kapsamında heyetçe kolay inceleme yapılabilmesi açısından sundukları bu dilekçe ve eklerinin, dava dosyasında bulunan ..., ..., ..., ... ile ...  şirketi ve ... şirketinin banka kayıtları, muhasebe kayıtları ışığında incelenmesiyle tanık ...'in Yerel mahkeme huzurundaki tanık ifadesindeki \"Ben ...'ın hesaplarından sadece 1-2 kere para çektim, onu da götürüp kendisine verdim. ... ve ... hesaplarına gelen paraları ne çektim, ne de başka yere yatırdım\" şeklindeki anlatımlarının tamamen hilafına ve bu anlatımlarla çelişir şekilde en az 61 kez Ortaklar (Davacı-Davalı) ve ... adına işlem gerçekleştirmiş olduğu görülebileceğini de vurgulayarak; ... hesaplarından toplam 7 kez nakit çekim işlemi, Euro hesabından 6 kez nakit çekme, 25.02.2013 tarihli 10.625 euro nakit çekim işlem dekontu, TL hesabından 1 kez nakit çekme, 10.09.2013 tarihli 13.350 TL nakit çekim işlem dekontu, ... TL hesaplarından 10 kez nakit çekim işlemi, TL hesabından 10 kez nakit çekme, 26.06.2013 tarihli 10.000 TL nakit çekim işlem dekontu,24.07.2013 tarihli 29.160 TL nakit çekim işlem dekontu, 28.08.2014 tarihli 20.000 TL nakit çekim işlem dekontu, ... hesaplarına ortaklar adına 36 kez nakit yatırma işlemi, TL hesaplarına; 2013'de 8 işlem, 2014'de 16 işlem, 2015'de 6 işlem, olmak üzere 30 defa nakden para yatırdığı, Euro hesaplarına 2014 yılında 6 kez nakden para yatırdığı, ... hesaplarına en az 6 kez nakit yatırma/çekme işlemi TL hesabından 1 defa nakit çekme işlemi, ... şirketi hesaplarına davacı ... adına en az 5 kere nakit para yatırma işlemi olduğunun net bir şekilde ortaya konmuşken, davanın esasını çözecek bu detayların hiçbir şekilde incelenmediğini, Mahkemenin incelenmesi yönünde görevlendirme yapmışsa da bilirkişi heyetinin buna direnip görevi yerine getirmemiş olmasına ve bu hususun taraflarından dosyaya sunulan Prof. Dr. ... imzalı uzman görüşü ile de vurgulanmasına rağmen Yerel mahkemenin yeni bir bilirkişi raporu almadan ve yukarıda belirtilen hususların tek tek incelettirilmesini sağlamadan hüküm tesis etmiş olmasının eksik ve hatalı inceleme yapıldığını gösterdiğini, bu şekilde hüküm tesisinin açıkça usule ve yasaya aykırı olduğunu; Mahkemenin bilirkişi heyetinin görev alanını belirlemesinin hukuka uygun olmadığını, hukukî nitelendirme ve değerlendirmede bulunan bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağını, incelenen dosyada İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bilirkişiye genel bir inceleme yetkisi vererek; “ İddia, savunma, sunulan deliller ... Şirketi ve ... şirketinin defter ve kayıtları, tüm dosya içeriği dikkate alınarak azil ve şirket yöneticisinin sorumluluğunun doğup doğmadığı, doğmuş ise sorumluluk miktarının tespiti için ” dosyanın bilirkişiye tevdiine karar verdiğini, dikkat edilirse mahkemenin bilirkişinin görev alanını herhangi bir sınırlama olmadan belirlediğini ve bilirkişiden “şirket yöneticisinin sorumluluğun doğup doğmadığı” hususunda oy ve görüşünü mahkemeye bildirmesini istediğini; Mahkemenin bu genel değerlendirmesi neticesinde bilirkişi heyetinin, münhasıran hâkimin yetki ve görevine giren hukukî değerlendirmede bulunarak kanaatini açıkladığını, incelenen dosyada bilirkişi heyetinin birçok durumda delillerin değerlendirilmesi yoluna giderek davalının savunmalarını ispat etmeye yeterli olmayacağı sonucuna vardığını, bu nedenle, incelenen dosyada da delilleri değerlendiren ve ispata ilişkin sonuçlara vararak hukukî değerlendirme içeren bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının hukuka uygun olmayacağını, bilirkişi raporunun kendisi hâkimi bağlamayacağına göre, bilirkişinin hâkimin münhasıran görev ve yetkisine giren hukukî konulardaki değerlendirme ve vardığı sonuçlara dayanılarak hüküm tesis edilmesinin mümkün olmadığını; Davalının itirazlarını gidermeyen eksik ve yetersiz incelemeye dayalı bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağını, incelenen dosyada İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24.09.2020 tarihli ara kararı ile; “1-İddia, savunma, sunulan deliller ... Şirketi ve ... şirketinin defter ve kayıtları, tüm dosya içeriği dikkate alınarak azil ve şirket yöneticisinin sorumluluğunun doğup doğmadığı, doğmuş ise sorumluluk miktarının tespiti için, dosyanın….bilirkişiye tevdii ile rapor tanziminin istenilmesine…” karar verildiğini, buna göre bilirkişi heyetinin davalının savunma sebeplerini ve itirazlarını eksiksiz şekilde incelemesi ve raporuna aktarması gerektiğini; Davalının cevap dilekçesinde; müşterilerin, şirket ortaklarının aile veya akrabaları yahut eş ve dostları tarafından bulunması hâlinde acente komisyonunun müşteriye ödeneceği şeklindeki şirket uygulamasının davacı tarafından bilindiği, desteklendiği ve bu şekilde gerçekleşmesi için teşvik edildiğini ileri sürerek, mahkemenin 23.05.2019 tarihli 2 No’lu ara kararı gereğince dayandığı delillerinde buna ilişkin çift imzalı sözleşme örneklerine yer verdiğini, yine davalının, davacının bu uygulamayı bilmediğini ileri sürmesinin Türk Medenî Kanunu’nun 2. maddesine göre dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiğini, açıktan alındığı iddia edilen tutarların daha sonra bu kişiler tarafından ... A.Ş. Şirketi muhasebecisi olan ...’e teslim edildiğini, ileri sürdüğünü; Davalının Şubat 2019 tarihli bilirkişi raporuna sunduğu beyan ve itiraz dilekçesinde, akrabalarının banka hesaplarına gelen paralardan kime, hangi tarihte ne kadar ödemenin yapıldığının araştırılmasını, davacının finans elemanı ...’e bu hesaplardan ödeme yapılıp yapılmadığının, yapılmış ise hangi tarihlerde ve ne kadar tutarlar olduğunun ilgili bankalardan sorulmasını talep ettiğini, 03.11.2020 tarihli dilekçesinde de, davacının iddiasının aksine, açıktan para tahsili konusunun davacının baştan beri bilgisi ve yönlendirmesi ile yapıldığını ve bu paraların da tarafların ortak olduğu ... A.Ş. şirketinin muhasebecisi-veznedarı ... tarafından alınarak ... ve ... A.Ş. şirketlerine ortaklar üzerinden sokulduğunu, zimmete geçirilen herhangi bir bedel olmadığını, ayrıca şirket uygulamasının çerçevesinde ortaklar ve aileleri kanalıyla gelen müşteriler için acentelere verilen komisyon kadar bir komisyon ödemesinin yapıldığı yönünde beyanlarda bulunduğunu, davacının bilgisi ve dahli ile gerçekleştirilen bu yönde işlemler bulunduğunu ve bunların neler olduğunun söz konusu dilekçede gösterildiğini, bilirkişi heyetinin ... ve ... A.Ş. Şirketlerinin ticari defter ve kayıtlarını, her iki şirketin banka kayıtlarını, ihbar olunanların banka hesaplarına gelen paraların ne zaman ve kimler tarafından çekildiğini, aynı veya çok yakın tarihlerde nerelere ve kimler adına yatırıldığının tespitini kapsar şekilde inceleme yapılmasını talep ettiğini; Diğer taraftan İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesini bilirkişi heyetinin inceleme alanını belirlerken, “İddia, savunma, sunulan deliller ... Şirketi ve ... Şirketinin defter ve kayıtları, tüm dosya içeriği dikkate alınarak azil ve şirket yöneticisinin sorumluluğunun doğup doğmadığı, doğmuş ise sorumluluk miktarının tespiti için” incelemede bulunulmasına karar verdiğine göre, bilirkişi heyetinin davalının 03.11.2020 tarihli dilekçesindeki beyanları dahil tüm savunma ve itirazlarını da dikkate alarak incelemede bulunması gerektiğini; Bilirkişi heyetinin kök raporun 17. sayfasında eksik inceleme yapıldığını; “2013-2018 yılları arasında gerek ... A.Ş. nezdindeki tüm maaş avansları, ortaklara borçlar, banka hesapları ile ... nezdindeki aynı dönemlere ilişkin tüm ortaklara borçlar ve banka hesaplarının geriye doğru incelenerek para hareketlerinin tek tek izlenmesinin, bilirkişilik görevi yönünden uygulanabilir nitelikte olmadığı hususu Mahkemenin takdirinedir. Bu nedenle ileri sürülen iddiaların irdelenmesi amacıyla, davalının ve akrabalarının hesaplarına gelen tur bedellerinin, davacının ... şirketi nezdindeki avans hareketleri, ... hesabı örnek alınmak sureti ile mukayese edilmiştir.” şeklinde belirttiğini; Davalının bilirkişi raporuna itirazında ... ve ... A.Ş.'nin ticari defter ve kayıtlarını, her iki şirketin banka kayıtlarını, ..., ... ve ... banka hesaplarına gelen paraların ne zaman ve kimler tarafından çekildiğini, aynı ve çok yakın tarihlerde nerelere ve kimler adına yatırıldığının göz ardı edilmeyerek tespitini talep ettiğini, İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin de 10.06.2021 tarihli 1 No’lu ara karar ile “İtirazları karşılar şekilde ek rapor alınmasına,” karar verdiğini, buna göre bilirkişi heyetinin ek raporunda davalının bu itirazlarını gidermesi gerektiğini, bununla birlikte bilirkişi heyeti ek raporunda; “Davalı yan vekilinin, heyetimizin uymadığını iddia ettiği görevin Mahkeme görevlendirilmesi değil, aşağıda yer verildiği gibi, 03.11.2020 tarihli “Bilirkişi Kurulunca gözden kaçırılmaması gereken hususlar” konulu dilekçesinde, heyetimize kendi bakış açısı ile yüklemiş olduğu görev olduğu anlaşılmaktadır.…davalı vekilinin, “mahkeme görevlendirme konuları” olarak ifade ettiği içeriğin, kendi bakış açısı ile heyetimize yüklemeye çalıştığı “denetleme” prosedürü olduğu da tartışmasızdır. Bu anlamda heyetimizce uygulanması da mümkün olmamıştır. Kaldı ki, şahıslara ve her iki şirkete ait banka kayıtlarının mukayeseli olarak incelenmesi (ne kadarlık bir dönemden bahsedildiği dahi açık değildir) de hesap içerikleri ve hesap hareketlerinde yer verilen açıklamaların ne ifade ettiği, ya da ifade etmesi gerektiği yönünden yapılacak bir bankacılık değerlendirmesi olup, heyetimiz uzmanlık alanına da girmemektedir.” diyerek, kök raporda yer verilen tespit ve değerlendirmelerin aynen muhafaza edildiğini ifade ettiğini; Tarafların bilirkişi heyetinden iddiaları veya savunmaları çerçevesinde bazı incelemelerin yapılmasını talep etmesinde hiçbir engel olmadığını, bu nedenle davalının bu yöndeki taleplerini bilirkişi heyetinin mahkemenin görevlendirme konuları kapsamında olmadığı veya “denetleme prosedürü” olarak değerlendirip incelemeden kaçınmasının mümkün olmadığını, aksi takdirde davalının itirazlarını gidermeyen, eksik incelemeye dayalı bir rapor hazırlanmış olacağını, bu nedenle bilirkişi heyetinin davalının 03.11.2020 tarihli dilekçesindeki itirazlarını eksiksiz değerlendirmesi gerektiğini; Yine bilirkişi heyeti ek raporunda, davalının itirazlarını gidermeyerek şahıslara ve her iki şirkete ait banka kayıtlarının mukayeseli olarak incelenmesinin, hesap içerikleri ve hesap hareketlerinde yer verilen açıklamaların ne ifade ettiğinin ya da ne ifade etmesi gerektiği yönünde yapılacak bir değerlendirmenin bankacılık değerlendirmesi olduğunu, heyetin uzmanlık alanına da girmediğini belirttiğini, bilirkişi heyetinin kök ve ek raporları dikkate alındığında varsayıma dayalı, eksik incelemeye yapılarak, davalının itirazlarının giderilmediği raporlar olduğu ve heyette bu itirazları giderecek uzmanın bulunmadığı sonucunun ortaya çıktığını, söz konusu raporların denetime elverişli olmadığı ve hüküm tesis edilmesine imkân verecek nitelikte olmadığı kanaatine varıldığını;  Uzman kişilerden oluşturulmayan bilirkişi heyetinin raporunun denetime ve hüküm vermeye elverişli kabul edilemeyeceğini, Mahkemenin davalının itirazlarını giderecek bir ek rapor alınması kararı karşısında, bilirkişi heyetinin bu itirazları giderecek uzmanlık bilgisine sahip olmadığını beyan etmesi üzerine, söz konusu heyetin sunduğu bilirkişi kök ve ek raporunun hüküm vermeye elverişli olduğunun kabul edilmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle, davalının savunma ve itirazlarını da karşılayacak şekilde uzman kişilerin heyette yer aldığı yeni bir bilirkişi heyetinin oluşturulmasının hukuka uygun olacağını; İlk derece Mahkemesince hükme esas alınmak için yeterli olmayan, eksik ve hatalı değerlendirmelere dayalı, denetime elverişli olmayan, hesaplamaları varsayıma dayalı değil de somut ve gerçek verilere dayalı olarak yapmayan bilirkişi heyeti raporundaki eksiklikler, yeni bir bilirkişi heyeti belirlenerek giderilmeden hüküm kurulmuş olmasının açıkça usule ve yasaya aykırı olduğunu; Dosyaya kendileri tarafından HMK.293 kapsamında sunulan ve Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi E. Ticaret Hukuku Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. ... imzalı hukuki mütalaada da; esasen davanın bu haliyle bile kabul edilebilir bir dava olmadığı, redde mahkum olduğunu açıkça ortaya konduğunu, davalının hukuki sorumluluğunu gerektirir şartların gerçekleşmediği, davalının hukuka aykırı bir fiille ve kusurlu olarak şirket’i zarara uğrattığının ortaya konulamadığı, kaldı ki davacının şirketin diğer müdürü sıfatıyla söz konusu iş ve işlemlerden haberdar olduğu, bu kapsamda rıza gösterilen iş ve işlemlerin sorumluluğun dayanağı olamayacağı, hukuka uygunluk sebebinin huzurdaki davada mevcut olduğu, bir an için aksi kanıya varılsa dahi birlikte kusur ve rızanın varlığı dikkate alınarak tazminat belirlenmesi gerektiği, hukuka aykırı bir fiil ile şirketi zarara uğrattığı ispatlanamayan davalının yönetim ve temsil haklarının kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını gerektiren bir haklı sebebin mevcut olmadığı ve TTK M. 630’a dayalı bu istemin de reddi gerektiği, yönünde kanaat bildirildiğini; Her ne kadar davacı tarafın, davanın esası yönünden dosya kapsamı ile ilgili olarak dosyaya sunulan bu bilimsel mütalaaya da mahkemeye tavsiye ya da talimat gibi bir anlam yüklemeye kalkmışsa da esasen Ülkemizin en seçkin hukuk fakültelerinde ticaret hukuku dersleri vermiş bir öğretim görevlisinin bilimsel birikimini dosyaya yansıtarak davada baştan beri savundukları hukuksal tezleri desteklemekten başka bir anlam yüklenmesi mümkün olmayan bu bilimsel mütalaanın yargılama sürecinde hukuka uygun bir karar verilmesi için başvurulacak bir referans olduğunu; Her ne kadar davacı taraf, davanın esası yönünden dosya kapsamı ile ilgili olarak dosyaya sunulan bu bilimsel mütalaaya da Mahkemeye tavsiye ya da talimat gibi bir anlam yüklemeye kalkmışsa da esasen Ülkemizin en seçkin hukuk fakültelerinde ticaret hukuku dersleri vermiş bir öğretim görevlisinin bilimsel birikimini dosyaya yansıtarak davada baştan beri savundukları hukuksal tezleri desteklemekten başka bir anlam yüklenmesi mümkün olmayan bu bilimsel mütalaanın yargılama sürecinde hukuka uygun bir karar verilmesi için başvurulacak bir referans olduğunu;Dosyaya sunulmuş olan her iki bilimsel görüşün, dosyada taraflarından yapılmış olan tüm itirazlar ve bilirkişi heyetinden dava konusu iş ve işlemlerin davacının bilgi, izin ve hatta yönlendirmesi ile gerçekleştiğini gösteren hesap hareketlerinin gerektiği gibi incelenmeksizin diğer bir anlatımla davacının, dava konusu yaptığı davalının iş ve işlemlerinden haberdar olup olmadığı tam olarak belirlenmeden hüküm tesis edilmesinin, ortada bir zarar varsa bunun miktarının varsayımla değil gerçek zarar tespiti yöntemiyle yapılmamış olmasının, davalının aile bireylerinin banka hesaplarına gelen paraların şirketlere davacı ve davalı üzerinden aktarılmış olduğunun ve bu bu nedenle şirket açısından ortada gerçek bir zarar bulunmadığının göz ardı edilmesinin, tespit edilebilse dahi müdürlerin birbirinin iş ve işlemlerini denetleme yükümlülüğü çerçevesinde bu yükümlülüğü yerine 7-8 yıl yerine getirmediğini dava açarken ikrar etmiş olan davacının müşterek kusurlu olduğunun belirlenmesi ve buna göre hüküm tesis edilmesi gerekirken eksik ve hatalı yargılama sonucunda yazılı şekilde hüküm tesisinin açıkça usule ve yasaya aykırı olduğunu, bu madde kapsamında davacının açmış olduğu davadaki tüm samimiyetsizliğinin dürüst olmadığı dosya kapsamında toplanan delillerle sabit olduğunu;Davacının Temmuz 2018'de tesadüfen öğrendiği dava konusunun sözde haberinin olmadığı işlemler nedeniyle kimlerin banka hesaplarının kullanıldığını bildiğini, huzurdaki davayı, sadece davalıya karşı açarken bu kişileri sadece dava ihbar olunan şeklinde göstererek aslında davaya doğrudan dahil etmediğini, davacının iddiaları dürüst ve samimi olsaydı davalının sözde işbirlikçilerine de dava açacağını, şirketin uğratıldığı zararın herkesten tahsilini isteyeceğini, bunu yapmamış olmasının, bu gerçek dışı iddialarının aksinin bir şekilde ortaya çıkması halinde maruz kalabileceği olası iftira suçlamalarından bir ölçüde korunabilmek olduğunu;Davacının, davalı müvekkili açısından güveni kötüye kullanmak suçlamasıyla Savcılık şikayeti yapıp cezalandırma talep ederken, güya Temmuz 2018'den itibaren bildiğini, Eylül 2018'de dava açarken davayı ihbar ettiğini, sözde davalı müvekkilinin suç ortakları ..., ... ve ... hakkında şikayetçi olmayarak aslında iddiasının dürüst ve samimi olmadığını daha baştan gösterdiğini; Davacının, huzurdaki davayı açtığı Eylül 2018 ile Ekim 2019 arasında 1 yıl 2 aya yaklaşan süre boyunca yine sözde davalı müvekkilinin suç ortaklarından ... ile ... şirketinde bir arada çalışmaya devam ettiğini, dosyada mübrez noter ifade beyanı ve tanık anlatımları ile ...'ın dile getirdiği gibi bizzat ...'a tedirgin olmamasını, elbette dava konusu bu iş ve işlemleri bildiğini ama davalı müvekkilinin ...'ı sıkıştırmak ve her iki şirketteki hisselerini devretmesi için baskı unsuru yapmak için açtığını söyleyerek, ...'ın tedirgin olmamasını, onu işten çıkarmayı aklına bile getirmediğini söyleyebildiğini, bunun da davacının dürüst ve samimi olmadığının en büyük kanıtı olduğunu; Davacının, davaya cevapları görüp, davacının samimi ve dürüst olmadığı, bütün iş ve işlemlerden haberinin olduğu yönünde ciddi deliller ortaya konacağını anladığında 2019 yılı yaz aylarının başında ...'a baskı yaparak yazılı beyan istemeye başladığını ve vermezse işten çıkartacağını söylediğini, baskıyla böyle bir yazı imzalattığını ama ...'ın bu imzalanan yazının baskı altında verildiğini Noter'den ifade beyanıyla bildirmesi ve davada aleyhte tanıklık yapması üzerine Ekim 2019'da da işten çıkarttığını, yani davacının aklının başına huzurdaki davayı açtıktan yaklaşık 1 yıl 2 ay sonra geldiğini; 03.11.2020 tarihli dilekçe ile bilirkişi heyetinin dikkate almasını istedikleri işlemlerin detaylı bir özet olarak dosyaya konması üzerine mahkemenin dosyada bildirilmiş olan tüm delilleri, banka hesaplarını, hesap hareketlerini inceleyerek rapor düzenlenmesi yönündeki görevlendirmesine rağmen bilirkişi heyetinin bunları incelemek istemeyerek ve bunda da ısrar ederek aslında davacı tarafı koruma ve kollama niyetinde olduğunu açıkça gösterdiğini; Mahkeme'nin ek rapor talebi üzerine de bilirkişi heyetinin aynı tutumu sürdürdüğünü, hatta bu raporda \"bankacılık konusunda uzman değiliz\" diyerek bahane yaratmaya çalışmasına rağmen kendilerince \"...'in çektiği paralar ile şirketlere gönderilen paralar aynı tarihte ve aynı miktarda olabilir ama bakalım bunlar aynı paralar mı?\" diye sorgulayarak net konuları şüpheli hale getirmeye çalıştığını, sıra zarar hesaplamasına geldiğinde birden şahin kesilip bunları saptamanın mümkün olmadığını ama son yıllardaki rakamlara bakarak kıyas yapabileceğini ve varsayımla hesap yaparız diyebildiğini; İşin ilginç yanının bu husus hem itiraz dilekçelerinde hem de usul ve esas yönünden talep ettikleri iki değerli öğretim üyesi Prof. Dr. ... ve Prof. Dr. ... imzalı uzman görüşü ve hukuki mütalaalarla mahkeme dosyasına defalarca belirtiilmiş olmasına rağmen Mahkemenin dahi bilirkişilere davanın en önemli kanıtlarını incelettiremediğini ve buna rağmen yeni bir bilirkişi heyeti dahi oluşturmadan eksik inceleme ile karar verdiğini; Yerel mahkemenin kararda yer alan; \"davacının dava konusu iş ve işlemlerden haberi oldıuğu kanıtlansa bile dava açması m.k.2'ye aykırılık teşkil etmez, davalının, davacının da bu tür eylemerde bulunduğu iddiasıyla davacı aleyhinde benzer dava açma hakkı elbette vardır.\" şeklindeki gerekçesinin hem dosyaya sunulmuş olan bilimsel mütalaalar hem de savunmaları karşısında hiçbir hukuksal anlam ifade etmediğini, bu ifadenin başta TTK madde 557/1, TBK madde 63,51,52 ve diğer yasal mevzuat hükümlerine aykırı olup eksik inceleme ile karar verildiğinin bizzat mahkeme tarafından ikrarı niteliğinde olduğunu; Esasen yapılan yargılama sırasında davacının aslında başından beri kendi bilgisi dahilinde, hatta yönlendirmesi ile yapılan düşük fatura kesme ve açıktan tahsil edilen paraların sürekli olarak davalının ailesinin banka hesapları üzerinden her iki şirketin de muhasebe sorumlusu ve mutemedi ... vasıtasıyla çekip davacıya ve  .../... hesaplarına aktardığının ayan beyan ortaya çıktığını ve bu şekilde davacının davayı açarken kendisinin bu paralardan hiç haberi yokmuş gibi yaptığı kurgulama nedeniyle açığa düşmüş durumda olmasına rağmen mahkemenin nasıl bir vicdani kanaat ile yazılı şekilde hüküm kurabildiğini anlayamadıklarını; Bilirkişi kurulunun zarar hesaplamasında tamamen varsayım ve kıyas yöntemi ile hareket ettiklerinin özellikle raporun 11 sayfasının tablo üzerindeki Satış Muavin Ektreleri (2013-2018) başlıklı paragrafında yer alan \" .. Bir başka ifade ile yukarıda sözleşme-fatura karşılaştırma tablosunda numaraları belirtilen faturalar dışında düzenlenmiş olanların, hangi sözleşmelere ilişkin düzenlendikleri ve -var ise- bu sözleşmeler dosyaya sunulu olmadığından düzenlenen faturalar ile tur bedelleri arasında bir farklılık olup olmadığının tespiti mümkün olmamıştır ... \" şeklindeki ifadeye rağmen raporun 21 inci sayfasında 2017 ve 2018 yıllarına ait hesaplarda 276.089,00 Euro tutarındaki sözleşme bedelinin kayıt dışı bırakılmış olduğu kanaatine varılması ve aynı şekilde geriye doğru kıyas ve varsayım yöntemini yürüterek 730.036,00 Euro rakamını bulmaları olduğunu, bilirkişi raporundaki bu inanılmaz çelişkilerin varsayımlara ve kıyaslamaya dayalı değerlendirmelerin bilirkişi kurulunun adeta davacı iddialarına dayanak olmaya çalışan bir kurul olduğu görüntüsünü verdiğinin defalarca Mahkeme'ye bildirilmiş olmasına karşın Mahkemenin nasıl olup da bu afaki, hiçbir gerçek hesaplamaya dayanmayan rakamı kabul ederek hüküm tesis ettiğinin de muamma olduğunu; Son olarak taraflarınca dosyaya sunulmuş olan davacı ve davalının müşterek ıslak imzaları bulunduğu halde açıktan ve sözleşme bedelinin yarısı tutarında fatura kesilmiş olan 2013-2104 yıllarına ait sözleşmeler ortada iken hem bilirkişi raporlarında bunların yer almamış olması, hem de Yerel mahkemece hiç dikkate alınmamış olmaları, üstelik kararda davalının sorumlu tutulduğu tutara bunların da ilave edilmiş olmasının inanılır gibi olmadığını, bu sözleşme-fatura-tahsilat örneklerinin davacının bizzat ıslak imzası ile katıldığı işlemler olmakla aslında davanın samimi ve dürüst olmadığının tek başına yeterli kanıtı olmasına rağmen hiç dikkate alınmadığını, ama bununla da yetinilmeyip davacının sorumlu tutulduğu tutarın içine katılarak adeta bir hukuk faciası yaratıldığını; Yerel mahkemece yapılan yargılamanın neresinden bakılırsa bakılsın skandal nitelikte bir yargılama olduğunu, hukukun hiçbir prensibi uygulanmadan tamamen hukuk dışı bir yargılama sonunda hukuka aykırı bir hüküm tesis edildiğini beyanla İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin E.2023/782 ve K.2024/219 sayılı, 04.04.2024 tarihli kararına karşı istinaf başvurusunun duruşmalı olarak incelenmek suretiyle kabulü ile HMK hükümlerine aykırı şekilde kaldırma kararını yok sayan direnme kararı niteliğindeki usule ve yasaya aykırı İlk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında hüküm tesisi ile yersiz ve dayanaksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, TTK'nın 644/1-a maddesinin atfı ile 553 ve devamı maddeleri uyarınca limited şirket müdürünün hukuki sorumluluğu nedeniyle şirketin uğradığı doğrudan, ortağın uğradığı dolaylı zararın tazmini ve TTK'nın 630. maddesi uyarınca şirket müdürünün görevinden azli taleplerine ilişkindir.Davacı taraf dava dilekçesi ile; tarafların 2007 yılında kurulan ... Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi'nin ortağı ve müşterek yetkili müdürü olduklarını, şirketin 2011 yılında imal ettiği tekne ile özellikle yabancı müşterilere düzenlediği turlarla ticari faaliyetine başladığını, 2011 yılından bu yana şirkete ait teknenin ticari satışlarının, sözleşmelerinin, tahsilatlarının ve kayıtlarının davalı tarafından takip edildiğini, davalının 2011 yılından bu yana şirketin ticari faaliyeti ile ilgili olarak ortakları bilgilendirmediğini, genel kurul toplantısı yapmadığını ve yaptığı usulsüz işlemler ile şirketi zarara uğrattığını,  bu minvalde 2014 yılından itibaren tek imza ile yapmış olduğu tur sözleşmelerinin bedellerinden daha düşük tutarda fatura düzenlemek veya fatura düzenlememek; sözleşme yapmaksızın düzenlediği turlar için düşük tutarlı fatura düzenlemek veya fatura düzenlememek; zimmetine para geçirerek; tur gelirlerini kendisi ve akrabalarının hesaplarına aktararak ve son olarak kayıt dışı şekilde ... yetkilisi ile ticaret yaparak şirketi zarara uğrattığından bahisle şirket zararının tespiti ile davalıdan tahsil edilerek şirkete ödenmesini, davalının müdürlük görevini kötüye kullanmış olması sebebiyle müdürlük görevinden azlini talep etmiş, davalı taraf cevap dilekçesi ile; dava dışı şirkete ait tekne ile gerçekleştirdiği turların satışlarının yurt içi veya yurt dışı acenteler vasıtasıyla yapıldığını, müşteri ile yapılan sözleşme fiyatına acente komisyonu ile müşterilerden alınan yeme-içme vs bedellerinin de dahil olduğunu ancak acenteye tur bedeli tutarında fatura kesildiğini, bu nedenle sözleşme bedelleri ile faturalar arasında farklılıklar bulunduğunu, yine fiili uygulamada müşterinin tarafların akrabaları tarafından bulunması halinde acente komisyonunun müşteriyi bulan kişiye ödendiğini, bu işlemlerin 2015 yılından önce de bu şekilde yapıldığını ve davacı tarafından bilindiğini, onaylandığını ve hatta davacının işlemlerin bu şekilde yapılmasına öncelik ettiğini, açıktan alınarak kendisinin ve akrabalarının hesaplarına aktarılan bedellerin davacının yönetim kurulu başkanı olduğu ... Şirketi'nin muhasebecisi olan ... tarafından çekilerek, ya her iki ortak adına yarı yarıya ... Şirketi ile ... Şirketi'ne ortaklar cari hesabı alacağı olarak girildiğini, ya da tekne ile ilgili bir takım faturasız giderlerin karşılanmasında kullanıldığını, davacının en başından beri bildiği, onayladığı hususları dava konusu etmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu beyan ederek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece 06/01/2022 Tarihli, 2018/822 Esas ve 2022/3 Karar sayılı karar ile; şirketlerin mal varlıklarının ortak ve yöneticilerinin mal varlıklarından ayrı olduğu, mal ayrılığı ilkesi uyarınca, davalı tarafın, açıktan para tahsilinin davacının baştan beri bilgisi ve yönlendirmesi ile yapıldığı, zaten bu şekilde gelen paraların da tarafların ortak olduğu ... Şirketinin muhasebecisi/ veznedarı ... tarafından alınarak gerek ... ve gerekse ... Şirketine ortaklar üzerinden sokulduğu, zimmete geçirilen bir bedel olmadığına yönelik savunması ispat edilse dahi, şirketin malvarlığına girmesi gereken paraların bir kısmının 3. kişi bir şirketin hesabına ortaklar üzerinden sokulması, bir kısmının ise dava konusu ... Şirketine sokulsa da ortaklar üzerinden sokulması nedeniyle şirketin kendi malvarlığında olması gereken para yerine, bu para nedeniyle bir de ortaklar hesabında ortaklara borçlandırılmasının şirket yöneticisinin sorumluluğunun kaldırılmasına bir etkisinin bulunmadığı, davacı bu durumu bilse bile paranın şirkete iadesi için dava açmasının TMK madde 2'ye aykırı olmayacağından bahisle, bilirkişi raporu ile tespit edilen tutarda tazminatın davalıdan tahsili ile dava dışı şirkete ödenmesine ve davalının müdürlük görevinden azline karar verilmiş, Dairemizin 02/11/2023 Tarih, 2022/473 Esas ve 2023/1700 Karar sayılı kararı ile; eksik inceleme, değerlendirme ve iddia ve savunmayı karşılamayan, yetersiz gerekçe ile karar verildiğinden bahisle  İlk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine karar verilmiş, Mahkemece devam edilen yargılamada, Dairemizin kaldırma kararı doğrultusunda herhangi bir işlem yapılmayarak, kaldırma kararında, mahkemenin kaldırılan kararındaki, şirketin mal varlığının ortak ve yöneticilerinin mal varlığından ayrı olduğu, bu nedenle davalının savunması ispat edilse ve hatta davacı, dava dışı şirketin zarara uğratıldığını bilse, bunun da ötesinde bütün bu zararlandırıcı eylemler davacının azmettirmesi ile gerçekleşse ve davalının hukuka aykırı eylemleri nedeniyle elde ettiği para davacıya verilmiş olsa bile davacının, şirketin mal varlığında bulunması gereken paranın davalıdan tahsili için dava açabileceği, bu davanın TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı olmayacağına yönelik gerekçesinin incelenmediği belirtilerek aynı  gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili bir önceki istinaf başvurusunda ileri sürdüğü sebeplerle istinaf başvurusunda bulunmuştur.Dairemizin ilk kararında; niteliği gereği talep edilen tazminat yönünden, her şeyden önce davacının, dava dışı şirketin zararını, davalının kusurunu ve zarar ile davalının kusurlu iş ve işlemleri arasındaki illiyet bağını ispat etmesi etmesi gerektiğinden bu hususlar irdelenmiş, Mahkemece bilirkişi raporunun denetlenmediği, davalının savunmalarını karşılamak üzere ek rapor alınmasına karar verilmiş ve düzenlenen ek rapora karşı da aynı itirazlar ileri sürülmüş olmasına rağmen bu itirazların karşılanmadığı, bilirkişi raporu dışındaki delillerin değerlendirilmediği ve hükme dayanak yapılan bilirkişi raporunun yetersiz olduğu hususları gerekçeleri ile açıklanmış, öncelikli konuları karşılamayan ve dava dışı şirketin ortaklarından ayrı bir mal varlığının bulunduğu ile mal ayrılığının ne olduğunun açıklanmasına dair gerekçe, yerinde görülmediğinden değerlendirme dışı tutulmuş ve HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ve karar yerinde tüm iddia ve savunmaların karşılanmaması nedeniyle İlk derece mahkemesi kararının kesin olarak kaldırılmasına karar verilmiştir. İlk derece mahkemesince söz konusu kararda belirtilen eksikliklerin tamamlanması için gerekli işlemlerin yapılması, bundan sonra ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmesine ve Dairemizin kararı kesin olup HMK'da İlk derece mahkemelerince aynı kanunun 353/1-a6 maddesi gereği verilen kararlarına karşı direnme kararı verilebileceğine dair bir düzenleme bulunmamasına rağmen Mahkemece, kararda belirtilen eksiklikler giderilmeksizin, hukuka uygun olmayan gerekçe ile aynı yönde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. TTK'nın 644/1-a maddesinin atfı ile 553. maddesi uyarınca limited şirket müdürünün sorumluluğundan bahsedilebilmesi için müdürün, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüğünü kusuruyla ihlal ettiği, bu nedenle şirketin zarara uğradığı ve zararın miktarının somut olarak ispat edilmesi gerekir. Yine TTK'nın 630. maddesi uyarınca şirket müdürünün görevden azli için haklı sebeplerin gerçekleştiğinin ispat edilmesi gerekir. Aynı Kanunun 555/1. maddesi uyarınca; şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir. Pay sahipleri tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilir. Şirket yöneticilerinin ortaklık mal varlığını kötüleştiren davranışları, ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zarar görmelerine yol açar. Bu itibarla, şirketin mal varlığının eksilmesinin giderilmesi kural olarak ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararlarını da telafi etmektedir. Dava dışı ... Sanayi Limited Şirketi üç ortaklı olup ortakları davacı, davalı ve davacının aynı zamanda dosyadaki vekili olan eşi dava dışı Avukat ...'dur. Davacı, dava dışı şirketin sadece ortağı değil, kuruluşundan itibaren davalı ile birlikte müşterek yetkili müdürüdür. Davacı, TTK'nın 625. maddesinde düzenlenen ve şirketin üst düzeyde yönetilmesi ve yönetimi için gerekli talimatların verilmesi, şirketin yönetimi için gerekli olduğu takdirde, muhasebenin, finansal denetimin ve finansal planlamanın oluşturulması gibi, sahip olduğu tüm devredilemez yetki ve görevlerini, ne sebeple olduğunu açıklamaksızın davalıya bıraktığını, davalıyı 2018 yılına kadar denetlemediğini, davalının şirketi yönettiği uzun yıllar boyunca şirketle ilgili yapılan hiçbir işlem ve eylemden haberdar olmadığını ve davalının hukuka aykırı işlemleri ile şirketi doğrudan, kendisini de dolaylı olarak zarara uğrattığını iddia etmektedir. Davalı ise bu iddiaya karşılık davacının yapılan tüm işlem ve eylemlerden haberdar ve esasen şirketin işleyişinin en başından beri aynı şekilde olduğunu, tüm ortakların birlikte hareket etmesi ile elde edilen gelirlerin yine ortakların mal varlıklarına geçirildiğini, yani daha açık bir söyleyişle şirketin mal varlığı ile ortakların mal varlığının iç içe geçtiğini, kusurlu bir davranışının bulunmadığını ve şirketi zarara uğratmadığını savunmaktadır.TMK'nın 2. maddesinde, herkesin, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu genel bir ilke olarak düzenlenmiş ve bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunmayacağı kabul edilmiştir. Bunun anlamı, kötüye kullanılan hakka dayalı talep ya da savunmaların kabul edilmeyeceğidir. Hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı her somut olayda ve yargılamanın her aşamasında hakim tarafından, karşı tarafça ileri sürülmemiş bile olsa re'sen değerlendirilir. Bu noktada, davalının yapmış olduğu iş ve eylemler nedeniyle dava dışı şirketi zarara uğrattığının ispatı halinde, davacı, her şeyden önce, gerekçesiz/dayanaksız şekilde davalıya devrettiğini kabul ettiği yönetim ve denetleme görevlerinin ihlali nedeniyle bu zarardan davalı ile birlikte sorumlu olacaktır. Kaldı ki davalı, davacının yönetim ve denetleme görevlerini yerine getirmemesinin ötesinde, yapılan tüm işlemleri bildiğini ve hatta bu işlemlerin ilk önce davacı tarafından imzalanan sözleşmeler ile uygulanmaya başladığını, işleyişinin hep aynı şekilde olduğunu, şirketin bir zarara uğratılmadığını savunmaktadır.Mahkemece, davalının tüm savunmalarının, davacının iş bu dava ile şirket ortağı olarak TTK'nın 555. maddesi ile kendisine tanınan dava açma hakkını kullandığı, şirketin zararının şirkete ödenmesini istediği ve şirketin mal varlığının ortakların mal varlığından ayrı olduğundan bahisle hiçbir surette değerlendirmeye alınmaması ve hatta bu savunmaların gerçek olması, bundan da öte davacının bu işleyişi bilmesi ve davalıyı bizzat şirketi zarara uğratmaya azmettirmesi ve bu zararı kendi uhdesine geçirmesi halinde dahi bu davayı açmasının, yani TTK'nın 555. maddesi ile yönetici değil, ortak olması hasebiyle kendisine tanınan hakkı kullanmasının, hakkın kötüye kullanılması sayılmayacağına dair, savunma hakkının yok sayılmasıyla birlikte, hukuk güvenliği ve ön görülebilirlik ilkesine aykırılık teşkil etmesi nedeniyle hukukun temel ilkelerini de yok sayan nitelikteki bir gerekçeyle verilen ve usulde karşılığı olmayan eylemli direnme niteliğindeki işbu karar, Dairemizce kabul ve itibar edilebilir mahiyette değildir. Zira bu kabul ve yoruma ilişkin herhangi bir yüksek mahkeme kararı bulunmadığı gibi, böyle bir gerekçenin hukuk dünyasında da karşılığı bulunmamaktadır.Buna göre Mahkemece yapılacak iş, HMK'nın usul hükümleri gereği Dairemizin uyulması zorunlu ve kesin nitelikteki ilk kaldırma kararında da detaylı olarak açıklandığı üzere; içerisinde sektör bilirkişisi ile bankacı bilirkişinin de bulunduğu yeni bir bilirkişi heyetinden, dava dışı ... Şirketi ile HMK'nın 219, 220, 221 vd. maddeleri uyarınca ... Şirketi'nin ticari defterleri, davalı ile dava dışı ..., ..., ...'ın banka hesap hareketleri, jurnal kayıtları, sözleşmeler ile tarafların ve her iki şirketin banka kayıtları üzerinde inceleme yapılarak; şirketin 2011 yılından itibaren fiili olarak işleyişinin ne şekilde olduğu ve sektörel işleyişe uygun olup olmadığı, sözleşmede yer alan bedellere nelerin dahil olduğu, davalının, dava dışı şirkete ait tekne ile düzenlenen turların acenteler aracılığıyla yapıldığı, sözleşme bedelleri içerisinde acente komisyonu ile yeme-içme gibi bedellerin de olduğu ancak fatura bedelinin yalnızca tur bedeli tutarında düzenlendiğine yönelik savunmasının doğru olup olmadığı, davacının imzalamış olduğu sözleşmeler ile bu sözleşmelere dayalı fatura bedelleri arasında da fark olup olmadığı, sözleşme ve jurnal kayıtlarında görünen bedel ile fatura bedelleri arasındaki farkın gerçekten şirket zararı olup olmadığı, sözleşme ve faturasız olarak düzenlendiği iddia edilen tur bedellerinin tarafların veya her iki şirketin hesabına geçirilip geçirilmediği, dava dışı kişiler adına olan banka hesaplarının hangi tarihte açıldığı ve bu hesaplar ile adı geçen şirketler arasındaki işleyişinin ne şekilde başladığı ve devam ettiğini açıklar ve davalı tarafın itirazlarını karşılar şekilde rapor alınması, tüm dosya kapsamına göre davacının, TTK'nın 625. maddesinde düzenlenen şirket müdürlerinin devredilemez ve vazgeçilemez hak ve görevlerini yerine getirip getirmediği, 2011 yılından itibaren şirket yönetiminin kendisine devredildiği iddia edilen davalıyı denetleyip denetlemediği, anılan maddede yer alan görev ve yetkilerini yerine getirmemesi ve tüm şirket yönetimini davalıya devretmesi, 2018 yılına kadar ise herhangi bir denetleme yapmamasının haklı bir sebebe dayanıp dayanmadığı, dava dışı şirketin gerçek bir zararının bulunup bulunmadığı, gerçek bir zarar var ise bu zararın oluşumuna, davacının onayladığı, bildiği veya bilmesi gereken, kusurlu iş ve işlemlerinin sebep olup olmadığı ve esasen şirkete ait olan paraların tüm ortakların hesabına aktarılıp aktarılmadığı, bu minvalde davacının iş bu davayı açmasının hakkın kötüye kullanılması ilksine aykırılık teşkil edip etmediği, davalının müdürlükten azlini gerektirir haklı sebeplerin gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden davalının istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04/04/2024 tarih ve  2023/782 Esas ve 2024/219 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 12/06/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c0449d0a1459613e","SID":"f60d332115e92a18"}}