{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2023/384 <br>KARAR NO: 2025/946<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi<br>TARİHİ: 25/10/2022<br>NUMARASI: 2019/295 E. - 2022/169 K. (Birleşen 2021/8 E.)<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Manevi Tazminat İstemli)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 03/07/2025<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan  inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA DİLEKÇESİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili kurum Türk Standartları Enstitüsünün ülke çapında ve milli menfaat temini gayesinde hizmet veren bir kamu tüzel kişiliği olduğunu, Türk Standartları Enstitüsü'nün markası \"TSE\" olup çeşitli şekil ve logolarda gösterilmekte olduğunu Türk Standartları Enstitüsü'nün izni olmadan bu marka hiçbir şekil ve şart altında kullanılamaz. Yalnız Türk Standartları Enstitüsü tarafından kabul edilen standartlar Türk Standardı adını alır. Bu kapsamda, davalı şirket tarafından TSE logosunun sözleşme akdedilmeksizin haksız bir şekilde kullanılmasına ilişkin tecavüzün durdurulması ile müvekkilin uğramış olduğu maddi ve manevi zararın tazminini talep zorunluluğumuz hasıl olduğunu, “Tüm Yangın söndürme Sistemlerini araştırma ve geliştirme Derneği”nin 08.07.2019 tarihli yazısında belirtildiği üzere; “… San. Tic. Ltd. Şti. adına ... Mah. ... Sok. No:... Maltepe İstanbul adresinde faaliyet gösteren firmanın yangın söndürme cihazlarının üzerine yapıştırdığı etiketlerde TSE (baklava dilim) logosunu kullanmış olduğu tespit edilmiştir….”. TÜYANDER tarafından müvekkili kuruma bildirilmiş ve  Türk Standartları Enstitüsü tarafından bu şikayet üzerine \"Belge Net\" sistemi üzerinden yapılan kontrollerde, firmanın herhangi bir TSE/TSEK Uygunluk Belgesi olmadığı tespit edildiğini,  fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; Müvekkili Kuruma ait ürün belgelendirme markasının sözleşme akdedilmeksizin markanın haksız kullanımı sonucu müvekkili şirketin uğradığı 9.600,00 TL maddi ve  14.400,00 TL manevi zararın giderilmesine  karar verilmesini istemiştir. <br>CEVAP DİLEKÇESİ: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının ... San.ve Tic.Ltd.Şti nin (...), Kurum'a ait ürün belgelendirme markası, amblemi, logosu ve sair işaret ve adlarını, sözleşme akdetmeksizin haksız olarak kullanılmasına ilişkin tecavüzün durdurulması, haksız rekabetin önlenmesi ile markanın haksız kullanımı sonucunda ...maddi ve manevi zararların giderilmesi talebinde bulunduğunu, ... tüp üretmediğini, dolum tesisi bulunmadığını, tüplerin içerisine doldurulan söndürücü maddeyi ithal etmeye çalıştığını, Yangın söndürme tüplerinin içerisinde kullanılan maddenin satışında ise TSE ismi kullanılmadığını, TSE garantisi verilmediğini ve TSE ismi ve markası kullanılarak herhangi bir kazanç sağlanmaya çalışılmadığını,  sonuç olarak TSE markası üzerinden en ufak bir kazanç sağlanmadığını, davacının, ... satışını yaptığı yangın söndürücü maddeye ilişkin, TSE markası kullanımı iddiası da bulunmadığı gibi buna ilişkin dosya kapsamında herhangi bir belge de bulunmadığını, çünkü satışı yapılmış bu şekilde bir tüp  olmadığını, herhangi bir dayanaktan yoksun soyut haksız ve mesnetsiz  davanın reddini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesin kararıyla; \"  Asıl dava marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin önlenmesi , birleşen dava ise maddi ve manevi tazminata ilişkin olup, davacı kurumun TSE markası ile hizmet veren kamu tüzel kişiliğine haiz kurum olduğu, davalının yangın söndürme cihazları üzerinde izinsiz ve haksız olarak TSE markasını kullandığını belirterek marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti ile, birleşen dava yönünden de maddi manevi tazminat talebinde bulunduğu, davalı tarafından TSE markasının kullanılmadığını belirterek davanın reddini talep ettiği, mahkememizce tüm deliller toplandıktan sonra dosyanın bilirkişi heyetine tevdi edildiği, bilirkişi heyetince sunulan 25/05/2022 tarihli bilirkişi raporunda davacının TSE markasını yangın söndürme aletleri ve cihazları üzerinde kullandığı, bu durumun da marka hakkına tecavüz teşkil ettiği yönünde görüş bildirilmiş ise de mahkememizce aldırılan bilirkişi raporundan farklı olarak öncelikle taraflar arasında görülmüş olan ceza davası dosya içerisine alıp incelendiğinde, davalı şirket yetkilisinin davaya konu olayla ilgili olarak marka hakkına tecavüz yönünden beraatine karar verildiği, beraat kararının da İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 14. Ceza Dairesinin 2020/4773 E - 2021/2928 K sayılı kararı ile reddine karar verildiği ve hükmün kesinleştiği, ceza mahkemesi kararının maddi olgular bakımından kesin delil mahiyetinde olduğu, dosya içerisindeki yapılan tespit ve değerlendirmeler dava dosyamızdaki tespit ve incelemeler ile birlikte değerlendirildiğinde davalının iş yerinde ele geçirilen toplam 9 adet yangın söndürme tüpü üzerinde ... markasının bulunduğu, tüp kutularının alt kısmında ise TSE logosunun kullanıldığı, bu haliyle markasal bir kullanım olmadığı ürünlerin sahte veya taklit olduğu yönünde bir tespit bulunmadığı, dosya içerisindeki belgelerden davalı şirketin yangın söndürme tüpü satmayıp, yangın söndürücü  sıvı satışı yaptığı davalı iş yerinde ele geçirilen ve incelemeye tabi tutulan ve marka hakkı ihlal edilen yangın söndürme cihazlarının da iş bu sıvıların denenmesi ve kontrolü amacıyla bulundurulduğu bahse konu yangın  söndürme cihazlarının davalı tarafından satışının yapılmadığının, sadece yangın söndürme sıvısının müşterilere denetilmesi amacıyla orada bulundurulduğu, ticari amaca konu edilmediği, bu sebeple marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin oluşmadığı yönünde kanaat oluştuğu, yine ceza mahkemesi beraat kararı da gözetilerek ispat edilemediği şeklinde gerekçeleriyle ,\"ASIL davanın ve Birleşen davanın REDDİNE,  şeklinde hüküm kurulmuştur.<br>İSTİNAF: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  Mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkili kuruma ait ürün belgelendirme markası, davalı tarafından sözleşme akdedilmeksizin haksız olarak kullanıldığını, dosya kapsamında alınan 25/05/2022tarihli bilirkişi raporunda; Davalı tarafından hazırlanan etiketler üzerinde davacıya ait 2014/32325 başvuru nolu tse ibareli şekilli markasının renk farkıyla aynen markanın tescilli olduğu 1. Sınıf yangın söndürücü maddeler ve 9. Sınıf yangın söndürme amaçlı taşıtlar dahil yangın söndürme aletleri ve cihazları üzerinde kullanıldığı, yangın söndürücü maddelerin satışını yapmakla iştigal eden basiretli bir tacir olarak davalının bu etiketleri davacının markasını içerecek şekilde basarken markanın taklit edildiğini bilmesi gerektiği ve bu ürünün tüketicilere gösterimi sırasında hem tüp hem içine doldurulan söndürücü maddenin TSE standartlarında olduğuna dair bir kanı uyandırdığı tespit edildiğini İstanbul Anadolu 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Ceza Mahkemesi 2020/60E., 2020/156 K. sayılı karar ile  bu ürünün satışı sırasında alıcılarda, ürünün TSE tarafından tescil edildiği imajı uyanabileceği, bu hususun ceza uygulamasında başka suçları da oluşturabilmesi mümkün olduğu vurgulanmasına rağmen sanığın beraatine karar verilmesi haksız ve hukuka aykırı olduğunu, ülke ve dünya çapında önemli itibara sahip olan müvekkilin  misyonu, ulusal ve uluslararası  düzeydeki  ticaretin daha sağlıklı ve daha kaliteli olmasını sağlamak olduğunu, rekabet gücünü arttıran Türk Standartları Enstitüsü standardizasyon, uygunluk değerlendirme ve kontrol faaliyetlerini ölçerek toplumsal yaşam düzeyinin yükselmesi için çalıştığını, önemli bir konuma sahip müvekkili kurumun markasının herhangi bir sözleşme akdetmeksizin ve hiçbir bedel ödemeksizin haksız olarak kullanılması maddi ve manevi zarara yol açtığını, mahkemece verilen kararın müvekkiline ait markanın haksız kullanımını âdeta teşvik edici nitelikte olduğunu ve müvekkilinin daha fazla zarara uğramasına sebebiyet vereceğini, müvekkili markası tüketiciler nezdinde güven unsuru oluşturduğunu beyanla eksik ve hatalı incelemeye dayanan mahkeme kararının kaldırılmasını davalarının kabulünü talep etmiştir. <br>GEREKÇE: İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde 2021/8 Esas sayılı dosya ile dava açmış 2021/8 E - 2021/59 K sayılı 18/03/2021 tarihli karar ile İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2019/295 Esas sayılı davası ile bu dava arasında hukuki irtibat bulunduğu anlaşılmakla her iki davanın BİRLEŞTİRİLMESİNE, Yargılamaya İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2019/295 Esas sayılı dosyası üzerinden devam olunmasına, karar verilmiştir. Asıl davada, dava konusu,  Davacının tescilli TSE markasının davalı tarafından aralarında sözleşme bulunmaması nedeni ile davacının marka hakkına tecavüz  olduğu iddiası ile marka hakkına tecavüzün durdurulması, haksız rekabetin önlenmesi birleşen davada maddi ve manevi tazminat talebidir. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. 25/05/2022  tarihli bilirkişi raporunda özetle;\"  Davalı tarafından hazırlanan etiketler üzerinde davacıya ait 2014/32325 başvuru nolu TSE ibareli   şekilli markasının renk farkıyla aynen markanın tescilli olduğu 1. Sınıf yangın söndürücü maddeler ve 9. Sınıf yangın söndürme amaçlı taşıtlar dahil yangın söndürme aletleri ve cihazları üzerinde kullanıldığı, yangın söndürücü maddelerin satışını yapmakla iştigal eden basiretli bir tacir olarak davalının bu etiketleri davacının markasını içerecek şekilde basarken markanın taklit edildiğini bilmesi gerektiği ve bu ürünün tüketicilere gösterimi sırasında hem tüp hem içine doldurulan söndürücü maddenin TSE standartlarında olduğuna dair bir kanı uyandırdığı, Mali Yönden: 1- Dava dosyası belgelerin incelenmesi ve sonucu davalı yanın yangın tüpü satışı yaptığına dair her hangi bir alış ve satış faturasına rastlanmadığı gibi,Yüce Mahkemenin vermiş olduğu beraat kararında da belirtildiği gibi  Marka Hakkına Tecavüz''suçundan cezalandırılması için kamu davası açılmış ise de, sanığın üzerine atılı suçta suçun yasal unsurları oluşmadığı anlaşıldığından CMK 223/ 2-a maddesi gereği beraat kararı verdiği, İstanbul Anadolu Adli Emanetinin 2019/15324 sırasında kayıtlı ürün ile suç tarihinde ele geçirilip yediemin sıfatı ile sanığa teslim edilen diğer ürünlerin sanığa iadesine kararı verdiği, Dava konusu yangın söndürme tüpü satışına ilişkin dosyada satış faturaları veya satışta elde edilen gelir ile ilgili herhangi bir bilgi ve belgenin yer almaması ve gerekse Mahkemenin davalının atılı bulunan suçtan suçun oluşmadığı kararına istinaden tazminat hesaplanmadığını\" belirtmişlerdir.İstanbul Anadolu 1.FSCM 2020/60 Esas 2020/156 Karar sayılı ilamı ile sanığın beraatine karar verildiği istinaf edilmesi neticesinde, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 14. Ceza Dairesinin 16/09/2021 gün, 2020/4773 E - 2021/2928 K sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verildiği anlaşılmıştır. Ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi, eş söyleyişle; ceza mahkemesinin hangi kararlarının hukuk mahkemelerini bağlayacağı konusu üzerinde durulmasında yarar vardır: Ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesine (davasına) etkisi, hukukumuzda (mülga) 818 sayılı Borçlar Kanununun 53. maddesinde (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.74) düzenlenmiş olup; hukuk hakimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Bu ilke, ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımını; aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının ise, kişi ilişkilerinin Medeni Hukuk alanında düzenlenmesi ve özellikle tazmin koşullarını; öngörmesi esasına dayanmaktadır. 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nun “Ceza Hukuku ile Medeni Hukuk Arasında Münasebet” başlıklı 53. maddesinde: “Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraat kararıyla da mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez.” hükmü yer almaktadır (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi hükmü de aynı yönde bir düzenlemeyi içermektedir.).  Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen, beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır.Hemen belirtilmelidir ki, hukuk hakiminin yukarıda açıklanan bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.1.975 gün ve E:1971/T-406, K:1975/1; HGK'nun 23.1.1985 gün ve E:1983/10-372, K:1985/21; 27.04.2011 gün ve E:2011/17-50, K:2011/231; 03.04.2013 gün ve E:2012/19-873, K:2013/433 sayılı ilamları). Vurgulamakta yarar vardır ki, hukuk usulü bir şekil hukukudur. Davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılındığı gibi, ikinci tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesi ile belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Bunun sonucunda, hukuk hakimi şekli gerçeği arayacak, maddi  gerçek öncelikli hedef olmayacaktır. Ancak ceza hakimi bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacaktır. O halde ceza mahkemesinin maddi nedensellik bağını (illiyet ilişkisi) tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hakimini bağlamasına, Borçlar Yasasının 53.maddesi bir engel oluşturmaz (HGK'nun 16.09.1981 gün E:1979/1-131, K:1981/587 sayılı ilamı; Mustafa Çenberci, Hukuk Davalarında Kesin Hüküm, 1965,  s.22 vd.; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.04.2011 gün ve E:2011/17-50, K:2011/231; 03.04.2013 gün ve E:2012/19-873, K:2013/433  sayılı ilamı). Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.10.1989 gün ve E:1989/11-373, K:472; 27.04.2011 gün ve E:2011/17-50, K:2011/231; 03.04.2013 gün ve E:2012/19-873, K:2013/433 sayılı ilamları). Somut olayda toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde davacı tarafından marka hakkına tecavüz edildiğinden bahisle markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi davası açıldığı, bilirkişi raporu ile tecavüz edildiği tespit edilmiş ise de, taraflar arasında görülen ceza mahkemesi kararı ile sanığın beraatine karar verildiği istinaf edilmesi neticesinde İstanbul Bam 14 CD. tarafından istinaf başvurusunun esastan reddine, kesin olmak üzere karar verildiği ceza hakiminin maddi olayları tespiti yönünde verdiği karar hukuk hakimini bağlayacağından mahkemece verilen karar dosya kapsamına göre yerindedir. Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla  yapılan inceleme neticesinde davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Usûl ve yasaya uygun  İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 25/10/2022 tarih ve 2019/295 E., 2022/169 K. sayılı kararına karşı davacı -birleşen davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,  2- Asıl dava yönünden  492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 435,5‬0 TL harcın davacı-birleşen davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3- Birleşen dava yönünden  492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 435,5‬0 TL harcın davacı-birleşen davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4- Davacı-birleşen davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,5- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 03/07/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2547eb06159e6dfb","SID":"8976c1155a3f9ba5"}}