{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2024/2029 Esas<br>KARAR NO:2025/1148 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO:2022/912 Esas- 2024/728 Karar<br>TARİHİ:10/10/2024<br>DAVA:İtirazın İptali (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:03/07/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı vekili dava dilekçesinde ve aşamalardaki beyanlarında özetle; davalı şirket ile dava dışı ... A.Ş. Arasında 06/03/2000 tarihinde madeni yağ bayilik sözleşmesinin akdedildiğini, ... A.Ş. İle müvekkili şirketin 11/10/2001 tarihinde birleşmeleri nedeniyle anılan tarihten itibaren söz konusu sözleşmenin tarafının müvekkili şirket olduğunu, davalı şirketin sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerine karşılık yıllık asgari ürün satın alma taahhüdünü yerine getirmediğini gibi müteaddit defalar uyarılasına rağmen müvekkili şirket markası dışında başka marka madeni yağları servisinde bulundurmak, kullanmak ve satmak sureti ile sözleşme kapsamındaki taahhütlerini ve münhasırlık şartını ihlal ettiğini, davalı tarafın sözleşmeyi haksız sebeple feshettiğini, müvekkili şirket tarafından bayilik sözleşmesinin haksız feshi kapsamında sözleşmenin 10/1 maddesi uyarınca 175.000,00-USD tutarındaki cezai şartın ihtarnamenin tebliğini müteakip 3 gün içerisinde müvekkili şirkete ödenmesinin ihtar edildiğini, ihtarnameye rağmen borçlarını ödemeye ilişkin bir girişimde bulunulmaması üzerine İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2008/234 sayılı dosyası ile 175.000,00-USD cezai şart alacağının şimdilik 5.000,00-USD'sinin tahsiline karar verilmesini talep ettiklerini, davalının sözleşmeyi haksız feshettiğinin anılan dosyada verilen karar ile kesinleştiğini, mahkeme kararına dayanarak ... sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının icra takibine 07/10/2017 tarihinde haksız olarak itiraz ettiğini, takibin durduğunu belirterek davanın kabulü ile ... sayılı dosyasındaki tüm itirazlarının iptali ile takibin devamına, davalının takip tutarının %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili, şirketin adresinin Bakırköy Adli Yargı çevresi içerisinde yer aldığını, davacı şirketin daha önce dava konusu etmediği sözleşme ve sözleşmeden kaynaklanan tüm hak ve taleplerinin zamanaşımına uğradığını, talep edilen cezai şartın kanuna aykırı olduğunun rekabet kurulu kararları ile sabit olduğunu, cezai şartın sözleşmenin akdedildiği ve feshedildiği tarihte yürürlükte olan eski BK md. 19-20 uyarınca iptali gerektiğini, fahiş cezai şartlarda hakim indiriminin gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 10/10/2024 tarih ve 2022/912 Esas- 2024/728 Karar sayılı kararında;\"....Dava, cezai şart bedelinin tahsiline ilişkin takibe itirazın iptaline ilişkindir. Taraflar arasında 06/03/2000 tarihinde akdedilen \"...Sözleşmesi\"nin 12.6. maddesinde ihtilaf halinde İstanbul, Sultanahmet Mahkemeleri ve İcra Müdürlüklerinin yetkili kılındığı görülmüştür. Davalı genel yetki kuralı gereği davalının yerleşim yeri icra dairesi ve mahkemelerinin yetkili olduğunu belirterek icra dairesinin yetkisine itiraz etmiştir. HMK 50/1 md. uyarınca 6100 sayılı HMK'daki yetki hükümleri (HMK md. 6-18) ilamsız icradaki yetki hakkında kıyasen uygulanır. HMK'nun 6. maddesi gereğince bir davada genel yetkili mahkeme davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Aynı kanunun 10. maddesinde sözleşmeden doğan davalar için sözleşmenin ifâ edileceği yer mahkemesinin de yetkili olduğu belirtilmiştir. Ayrıca 6098 sayılı TBK'nun 89. maddesi uyarınca para alacağına ilişkin davalarda aksi kararlaştırılmadıkça para borcunun alacaklının yerleşim yerinde ödenmesi gerektiğinden alacaklının bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir. HMK ile yürürlükten kalkan 1086 sayılı HUMK'un 22. maddesinde tarafların yetki sözleşmesi yapmak sureti ile yetkili olmayan bir mahkemenin yetkisini kabul edebilecekleri öngörülmüştür. Tarafların sözleşmede yetkili mahkemeyi kararlaştırmış olmaları genel ve özel yetkili bulunan mahkemelerin yetkilerini kaldırmaz. Dolayısı ile dava, davacının seçimine göre genel veya özel yetkili mahkemede de açılabileceğinden davalı tarafın yetki itirazı kabul edilmemiştir. Davaya konu alacak taraflar arasındaki sözleşme ilişkisine dayandığından akit tarihi itibari ile yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu (mülga) 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımına tabîdir. Somut olayda anılan sözleşmenin davalı tarafından feshine ilişkin 18/12/2007 tarihli ihtarnamenin davacıya 25/12/2007 tarihinde tebliğ edildiği, feshe bağlı hüküm ve sonuçların ihtarnamenin muhatabına tebliğ tarihinden itibaren geçerli olduğu, bu durumda sözleşmenin sona erme tarihi olan 25/12/2007 tarihinden icra takip tarihi olan 05/10/2017 tarihine kadar olan süre içerisinde 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmamış olduğundan davalı tarafın zamanaşımı itirazı kabul edilmemiştir. Mahkememizce... sayılı dosyası getirtilmiş olup incelenmesinde; alacaklı ... A.Ş. tarafından borçlular .... A.Ş. aleyhine İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/02/2013 tarih ve 2008/234-2013/31 E.K. sayılı ilâmına dayanarak 170.000,00-USD asıl alacak, 65.853,81-USD işlemiş faiz olmak üzere toplam 235.853,81-USD'nin 05/10/2017 tarihinden itibaren işleyecek %4,5 oranında USD mevzuata kamu bankalarınca fiilen uygulanan azami yıllık faiz ve değişen oranlardaki faizi ile tahsili talebi ile 05/10/2017 tarihinde ilamsız icra takibi başlatıldığı, yasal süresinde borçlular vekilinin borca ve fer'ilerine itiraz ettiği, itiraz sonucunda icra takibinin durduğu, iş bu itirazın iptali davasının mahkememize İİK 67. Maddesi uyarınca 1 yıllık yasal süresi içerisinde açılmış olduğu anlaşılmıştır. Mahkememizce, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2008/234-2013/31 E.K. Sayılı dosyası getirtilmiş olup, incelenmesinde; davacı ... A.Ş. Tarafından davalı ... A.Ş. aleyhine taraflar arasında akdedilen ... Sözleşmesi'nin davalı tarafından haksız feshedildiği iddiasına dayalı olarak 520.850,00-USD kar mahrumiyeti alacağının şimdilik 5.000,00-USD'sinin 175.000,00-USd cezai şart alacağının  şimdilik 5.000,00-USD'sinin, demirbaşları iade etmekte geciktiği gün karşılığı sözleşme gereği hesaplanan 12.500,00-USD cezai şart alacağının şimdilik 5.000,00-UİSD'sinin, davalıya ariyet olarak bırakılan demirbaşların davacıya iadesine, ,iadesinin mümkün olmaması halinde ariyetli demirbaşların bedeli olan 26.984,00-USD'nin ihtar tarihi olan 28/02/2007 tarihinden itibaren yabancı paraya işletilecek, en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, ...Derince Analiz Laboratuvarına davacı şirket tarafından ödenen 6.991,50-TL analiz ücretinin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi talebi ile alacak davası açılmış olduğu, yargılama aşamasında alınan bilirkişi kurulu kök ve ek raporunda davacının davalıdan dava tarihi itibari ile toplamda talep edebileceği alacak tutarının kâr mahrumiyeti + ceza-i şart bedeli + ariyet bedeli olarak verilen eşya bedeli + analiz ücretinin 84.630,00-USD + 175.000,00-USD (cezai şart) + 18.889,00-USD + 6.991,50-TL olarak hesaplanmış olduğu, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporu doğrultusunda davanın kısmen kabul kısmen reddi ile yapılan yargılama, alınan bilirkişi raporu ve ek rapor ile birlikte taraflar arasındaki sözleşme hükümleri ve davacı vekilinin yaptırmış olduğu kesinleşen tespit raporu birlikte değerlendirilmek sureti ile 5.000,00-USD cezai şart, 5.000,00-USD kâr kaybı ve 18.889,00-USD ariyet mal bedeli (45 adet demirbaş) için toplam 28.889,00-USD'nin temerrüt tarihi olan 07/03/2008 tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi gereğince devlet bankalarının 1 yıl vadeli USD'ye ödenen en yüksek mevduat faizi uygulanmak sureti ile USD'nin ödeme tarihindeki efektif satış kuru üzerinden BK 83 md. Uyarınca ve TBK 99 maddesi gereğince ödeme tarihindeki TL karşılığı davalıdan alınıp davacıya ödenmesine karar verildiği, iş bu kararın Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2013/10136-18152 E.K. sayılı ilâmı ile onanmasına karar verilerek 21/05/2014 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.Mahkememizce verilen 2018/52-2020/75 E.K. sayılı 06/02/2020 tarihli karar ile \"...1-Davanın kabulü ile; davalının ... sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin devamına, Hüküm altına alınan alacak (170.000,00-$ asıl alacak, + 65.853,81-$ işlemiş faiz) 235.853,81-$'nin takip tarihi itibari ile -₺ karşılığı olan 830.205,41-₺'nin %20'si üzerinden hesaplanan 166.041,08-₺ icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine...\" karar verilmiş, anılan kararın istinafı neticesinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 2020/1400-2022/1775 E.K. sayılı 01/12/2022 tarihli ilamı ile \"...Mahkemece verilen karar gerekçesinde, Davalı vekili müvekkili şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde de inceleme yapılmasını talep etmiş ise de bilanço, gelir tablosunun davalı şirketin ticari defterlerinin sonucu olarak ortaya çıkması ve Yüksek Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin de cezai şart talebine ilişkin davalar yönünden anılan kayıtlar üzerinde incelemeyi yeterli görmesi hali nazara alınarak usul ekonomisi yönünden davalı vekilinin müvekkilinin ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılması yönündeki talebinin kabul edilmediği belirtilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan ek raporda devlet bankalarının merkez bankasına bildirdiği oranlara göre temerrüt faizi hesabı yapılmış, davalı vekili  kamu bankalarınca fiili uygulanan faiz oranlarının farklı olabileceğini, bu kapsamda kamu bankalarından fiili uygulanan faiz oranlarının sorulması gerektiğini belirtip itiraz edildiği halde mahkemece itiraz konusunda olumlu/olumsuz karar verilmemesi yerinde görülmemiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/19-922 Esas - 2019/706  Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere mahkemece, cezai şart hususunda bir karar verilmeden önce tarafların iktisadi durumu, davalı borçlunun ödeme gücü ve kabiliyeti, sözleşmenin feshindeki kusur durumu göz önüne alınarak, bu yönde davalı defter ve kayıtları ile getirtilen vergi kayıtlarının incelenmesi sonucu denetime elverişli  rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken davalı ticari defter ve kayıtları inceletilmeden dosyaya getirtilen vergi kayıtlarının inceletilmesi sonucu düzenlenen rapor doğrultusunda eksik inceleme sonucu karar verildiği anlaşılmıştır. Bu nedenle mahkemece, davalı vekilinin itirazının dayanağını teşkil eden uzman görüşüne ilişkin raporun HMK’nın 293. maddesi çerçevesinde incelemeye tabi tutularak  ve   davalı şirketin ticari defter ve kayıtları da incetilmek suretiyle yukarıda tesbit edilen hususlarda ve davalı vekilinin uzman görüşüyle de desteklenen bilirkişi kök ve ek raporlarına vaki itirazlarının da karşılanmak suretiyle yeni rapor alınıp oluşacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ve eksik incelemeye dayalı olarak hüküm kurulması yerinde görülmemiştir. HMK.nın (Değişik:22/07/2020-7251/35md.)353/1-a6 maddesinde; \"Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması.\" hali, kararın kaldırılarak, dosyanın mahkemesine iadesi sebepleri arasında gösterilmiştir.Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/02/2020 tarih ve 2018/52 Esas - 2020/75 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA...\" karar verildiği anlaşılmıştır.Uyuşmazlığın çözümü için İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 2020/1400-2022/1775 E.K. sayılı 09/11/2022 tarihli ilamı doğrultusunda davalı tarafın ticari defterleri ve davalı tarafça sunulan uzman görüşü de değerlendirilerek bilirkişi heyetinden rapor alınmasına karar verilmiştir. 21.02.2024 tarihli bilirkişi heyeti raporunun sonuç kısmında \"...Dava konusunun, taraflar arasında akdedilen sözleşme kapsamında davalı yanın sözleşme ile kararlaştırılan hükümleri ihlal ettiği gerekçesi ile buna bağlı olarak alacaklarının İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 2020/1400 Esas 2022/1775 Karar sayılı ilamı gözetilerek davalı yandan tahsili talebinden ibaret olduğu, Davalının 2016, 2017 ve 2018 yıllarına ait ticari defterlerinin yasal süreler içinde ve usulüne uygun şekilde açılış ve kapanış onamalarının yapıldığı tespit edilmiş olup, sahibi lehine delil olma vasfı Sayın Mahkemenin takdirlerine bırakıldığı, Davalı şirketin son mali dönem 2018 yılına ilişkin bilançosu, mizanı ve gelir tablosunun incelendiğinde, şirketin 24.601.952,88 TL dönen, 19.090.184,68 TL duran olmak üzere toplam 43.692.137,56 TL tutarında varlığı bulunduğu, şirketin 26.149.230,99 TL kısa vadeli ve 10.585.595,08 TL uzun vadeli olmak üzere toplamda 36.734.826,07 TL borcunun bulunduğu, şirketin özkaynakları 6.957.311,49 TL olup ödenmiş sermayesi 3.000.000,00 TL olduğu görülmekle sermayenin özkaynaklar bünyesinde fazlasıyla korunduğu, davalı şirketin cari oranı (dönen varlık toplamının, kısa vadeli borçlar toplamına bölünmesiyle bulunur.) 31.12.2018 tarihi itibariyle 0,94 olduğu görülmekle şirketin cari oranı 1'in altında olduğunda, bu durum genellikle şirketin kısa vadeli borçlarını karşılama konusunda zorluklar yaşadığını veya risk altında olduğunu gösterdiği, düşük bir cari oranın potansiyel sonuçları arasında ödeme zorlukları, kredi riskinin artması, piyasa algısında olumsuz bir etki ve faaliyetlerin kısıtlanması bulunduğu, Davacı yanın talep ettiği tutar olan 175.000,00 USD cezai şart alacağının dava tarihi (05.01.2018) itibariyle TL karşılığının (x 3,7593 TL) 657.877,50 TL olduğu, davalı tarafça bu tutar ödenmesi halinde iş bu tutar kadar davalı şirketin özvarlığında azalmanın meydana geleceği, şirketin doğrudan mahvına neden olunması için şirket borçlarının şirket aktiflerinden fazla olması gerektiği, bu durum ise şirketin öz varlığının eksiye düşmesiyle ortaya çıktığı, davalı şirketin en son mali bilançosuna göre ödenmeiş sermayesi 3.000.000,00 TL olup öz kaynaklarının 6.957.311,49 TL olduğu, bu durumda davalı şirketin yıkımına, mahvına sebep olunabilmesi için özkaynakları tutarında zarar meydana gelmesi gerekeceği, davalının hesaplanan 657.877,50 TL bedeli ödemesi halinde bu bedel muhasebesel anlamda gider olarak kayıtlara alınacağından davalı şirketin bu tutar kadar öz varlığı düşeceği, bu bağlamda ödenecek tutar davalı şirketin mahvına neden olmayacağı,Teknik Yönden İncelemelerde; Sözleşmenin erken feshedilmesi nedeniyle, davacı dağıtım şirketinin kar mahrumiyeti ve cezai şart talep etme hakkı olduğu, davalı şirket, davacı şirketin sözleşmeyi uzatmak istediği gerekçesiyle sözleşmeyi 2007 yılında haksız şekilde hitam tarihinden 3 yıl önce feshedildiği, sözleşmenin uzatılması söz konusu olursa, bu işlem için her iki tarafın da ortak mutabakatı gerektiği, davacı ve davalı arasında böyle bir mutabakat metnine dosya kapsamında rastlanmadığı...\" şeklinde görüş belirtilmiştir. Tarafların bilirkişi heyeti kök raporuna karşı itirazlarının değerlendirilmesi için ek rapor alınmıştır. 10/09/2024 tarihli bilirkişi heyeti ek raporunun sonuç kısmında \"...Dava konusunun, taraflar arasında akdedilen sözleşme kapsamında davalı yanın sözleşme ile kararlaştırılan hükümleri ihlal ettiği gerekçesi ile buna bağlı olarak alacaklarının İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 2020/1400 Esas 2022/1775 Karar sayılı ilamı gözetilerek davalı yandan tahsili talebinden ibaret olduğu,Davalının 2016, 2017 ve 2018 yıllarına ait ticari defterlerinin yasal süreler içinde ve usulüne uygun şekilde açılış ve kapanış onamalarının yapıldığı tespit edilmiş olup, sahibi lehine delil olma vasfı Sayın Mahkemenin takdirlerine bırakıldığı, Davalı şirketin son mali dönem 2018 yılına ilişkin bilançosu, mizanı ve gelir tablosunun incelendiğinde, şirketin 24.601.952,88 TL dönen, 19.090.184,68 TL duran olmak üzere toplam 43.692.137,56 TL tutarında varlığı bulunduğu, şirketin 26.149.230,99 TL kısa vadeli ve 10.585.595,08 TL uzun vadeli olmak üzere toplamda 36.734.826,07 TL borcunun bulunduğu, şirketin özkaynakları 6.957.311,49 TL olup ödenmiş sermayesi 3.000.000,00 TL olduğu görülmekle sermayenin özkaynaklar bünyesinde fazlasıyla korunduğu, davalı şirketin şirketin cari oranı (dönen varlık toplamının, kısa vadeli borçlar toplamına bölünmesiyle bulunur.) 31.12.2018 tarihi itibariyle 0,94 olduğu görülmekle şirketin cari oranı 1'in altında olduğunda, bu durum genellikle şirketin kısa vadeli borçlarını karşılama konusunda zorluklar yaşadığını veya risk altında olduğunu gösterdiği, düşük bir cari oranın potansiyel sonuçları arasında ödeme zorlukları, kredi riskinin artması, piyasa algısında olumsuz bir etki ve faaliyetlerin kısıtlanması bulunduğu, Davacı yanın talep ettiği tutar olan 175.000,00 USD cezai şart alacağının dava tarihi (05.01.2018) itibariyle TL karşılığının (x 3,7593 TL) 657.877,50 TL olduğu, davalı tarafça bu tutar ödenmesi halinde iş bu tutar kadar davalı şirketin özvarlığında azalmanın meydana geleceği, şirketin doğrudan mahvına neden olunması için şirket borçlarının şirket aktiflerinden fazla olması gerektiği, bu durum ise şirketin öz varlığının eksiye düşmesiyle ortaya çıktığı, davalı şirketin en son mali bilançosuna göre ödenmeiş sermayesi 3.000.000,00 TL olup öz kaynaklarının 6.957.311,49 TL olduğu, bu durumda davalı şirketin yıkımına, mahvına sebep olunabilmesi için özkaynakları tutarında zarar meydana gelmesi gerekeceği, davalının hesaplanan 657.877,50 TL bedeli ödemesi halinde bu bedel muhasebesel anlamda gider olarak kayıtlara alınacağından davalı şirketin bu tutar kadar öz varlığı düşeceği, bu bağlamda ödenecek tutar davalı şirketin mahvına neden olmayacağı, Diğer yandan dava dosyasına sunulu davalı şirketin 01.01.201- 31.12.2018 Hesap Dönemine Ait Finansal Tablolar ve Bağımsıuz Denetçi Raporuna göre; Finansal tablolar işletmenin ilkesne göre hazırlandığı, 31 Aralık 2018 tarihi itibariyle sona eren hesap döneminde şirket'in dönen varlıklarının kısa vadeli borçlarını karşılama oranı %78 olup ayrıca sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisininden fazlası (%77) zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı, şirket'in sürekliliğinin devamına ilişkin şüphe oluşturabilecek önemli bir belirsizliğin bulunduğuna işaret eden bu duruma yönelik olarak şirket yönetimi 31 Ocak 2019 tarih ve 2019/01 sayılı yönetim kurulu kararı'nda sermaye artırılması hususunun 2018 yılında yapılacak genel kurulda gündeme alınması gerekli işlemlerinin yapılması, başlanılması ve tamamlanması konusunda karar aldığı, alman karar doğrultusunda 2019 ylı içerisinde sermayeye artırımında kulanılmak üzere ortaklardan tarafından yapılan nakit ödemeler bulunmakta olduğu, belirtilmiş ve rapor içeriisndeki ilgili mali tablolara rapor içeriğinde yer verildiği, Netice itibariyle, Dava dosyasına sunulu Bağımsız denetçi raporunda müvekkilleri şirketin durumu, kur artışı gibi hususlar değerlendirilmiş ve davalı şirketin Mali tablolarnda düzeltmeye gidildiği, düzeltme sonrası davalı şirketin 31 Aralık 2018 tarihi itibariyle sona eren hesap döneminde şirket'in dönen varlıklarının kısa vadeli borçlarını karşılama oranı %78 olup ayrıca sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisininden fazlası (%77) zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığından Bağımsız Denetim Raporu çerçvesinde dava konusu cezai şartın ödenmesi durumunda, davalı şirketin ekonomik mahvına yol açacağı...\" şeklinde görüş belirtilmiştir. Bilirkişi heyeti ek raporu denetime uygun, kanaat oluşturmaya ve hüküm kurmaya elverişli kabul edilmiştir.Taraflar arasında akdedilen bayilik sözleşmesi kapsamında, cezai şart istemine ilişkin İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/234E. ,2013/31.K. sayılı dosyasında, davacının 175.000 USD tutarında cezai şart isteminde bulunabileceğine hükmediliği, ancak taleple bağlılık ilesi gereği 5.000 USD'lik kısmına hükmedildiği ve davanın kesinleştiği anlaşılmaktadır. Huzurdaki davada ise bakiye cezai şart isteminin icra takibine konu edildiği, davalının takibe itiraz etmesi üzerine mahkememizde itirazın iptali davası açıldığı görülmektedir. Her ne kadar mahkememizce daha önce davanın kabulüne karar verilmiş ise de, istinaf mahkemesi tarafından Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/19-922 Esas - 2019/706  Karar sayılı ilamına atıfla, cezai şart hususunda bir karar verilmeden önce tarafların iktisadi durumu, davalı borçlunun ödeme gücü ve kabiliyeti, sözleşmenin feshindeki kusur durumu göz önüne alınarak, bu yönde davalı defter ve kayıtları ile getirtilen vergi kayıtlarının incelenmesi sonucu denetime elverişli rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar kaldırılmıştır. Dolayısıyla, somut olayda uyuşmazlığın konusu, 170.000 USD tutarındaki cezai şartın davalının yıkımına sebebiyet verip vermeyeceği husus ile sınırlıdır. Bu çerçevede, mahkememizce bilirkişi heyetinden yukarıda detaylarına yer verildiği üzere iki ayrı rapor alınmış ve istinaf mahkemesinin kaldırma kararı kapsamında ek değerlendirmede bulunulmuştur. Buna göre, davalının haricen hazırlatmış olduğu özel uzman raporunun hükme esas alınması halinde göre cezai şart bedelinin yıkımına sebebiyet vereceği, bilirkişi heyetinin kendi tespitlerine göre ise cezai şartın davacının yıkımına sebep olmayacağı öngörülmüştür. İstinaf ilamında belirlenen çerçeve kapsamında, mevcut dosya kapsamına göre mahkememizce artık nihai bir değerlendirme yapılması mümkün görüldüğünden, dosyanın geldiği aşama ve makul sürede yargılamanın bitirilmesi ilkesi de gözetilerek tarafların yeniden rapor alınması talepleri kabul edilmemiştir. Yapılan değerlendirme neticesinde, davalının dönen varlıkları, kârlılık oranı ve ciro miktarı dikkate alındığında 170.000 USD'nin davalının yıkımına sebebiyet vermeyeceği değerlendirilmiştir. Bununla birlikte, cezai şart miktarının döviz olarak belirlenmiş olması, dövizin fiili ödeme tarihindeki karşılığının tam olarak öngörülebilmesinin mümkün olmaması, takip tarihi ile karar tarihi arasında döviz kurunda meydana gelen değişim, davacının cezai şarttan sağlayacağı yarar ile davalının uğrayacağı zarar arasındaki farkın açılmış olması hususları dikkate alınarak dava konusu cezai şart bedel üzerinden 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 182/3. maddesi uyarınca 1/5 tutarında hakkaniyet indirimi yapılmasının uygun olacağı değerlendirilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\" gerekçesi ile, ''1-Davanın kısmen kabulüne, tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile davalının ... sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile takibin 136.000,00-USD asıl alacak ve 52.683,05-USD işlemiş faiz miktarı üzerinden takip talebindeki şartlarda devamına,Fazlaya ilişkin istemin reddine,Hüküm altına alınan toplam alacağın takip tarihi itibari ile -₺ karşılığı olan 676.051,36-₺'nin %20'si üzerinden hesaplanan 135.210,27-₺ icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı ile 06.03.2000 tarihinde \"...Sözleşmesi\" akdedildiğini, davalı şirketin bayilik sözleşmesindeki alım taahhütlerini yerine getirmediği gibi müvekkil şirket markası dışında başka marka madeni yağları servisinde bulundurmak, kullanmak ve satmak suretiyle bayilik sözleşmesindeki münhasırlık şartını da ihlal ettiğini, Küçükçekmece 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2007/426 D. iş sayılı dosyasından 17.10.2007 tarihinde yapılan bilirkişi incelemesi ile davalı şirketin servisinde anlaşmaya aykırı olarak başka marka madeni yağlar bulundurduğu ve kullandığının tespit edildiğini, bayilik sözleşmesinde yer alan taahhütlerini ve münhasırlık şartını ihlal ettiğinin mahkeme aracılığıyla tespiti üzerine, davalı yanın bayilik sözleşmesini herhangi bir haklı nedeni olmaksızın feshettiğini,Müvekkil şirketin, davalı tarafa keşide ettiği Kadıköy 15. Noterliğinin 28.02.2008 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile bayilik sözleşmesinin davalı tarafından ihlal edilmesi ve haksız olarak feshedilmiş olması sebebiyle bayilik sözleşmesinin 10/1 maddesi gereğince 175.000,00-ABD Doları tutarındaki cezai şartın 3 gün içerisinde müvekkil şirkete ödemesini ihtar ettiğini, davalı şirketin ihtarnameye rağmen borçlarını ödemeye ilişkin bir girişimde bulunmaması üzerine; İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde (2008/234 E.) açılan dava ile 175.000,00-ABD Doları cezai şart alacağa fazlaya dair hakkı saklı kalmak kaydıyla 5.000,00-ABD Dolarının tahsiline karar verilmesi talep ettiklerini, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2008/234E., 2013/31 K. sayılı ilamı ile 175.000,00-ABD Doları cezai şart alacaklarının tespit edildiğini ve taleple bağlı kalınarak 5.000,00-ABD Dolarlık cezai şart alacağın ödenmesine karar verildiğini, söz konusu kararın Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 2013/10136E. 2013/18152K. sayılı ilamıyla onandığını ve Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 2014/5492E. 2014/9620K. sayılı ilamıyla da davalının karar düzeltme talebinin reddedildiğini, böylelikle İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2008/234E. ve 2013/31 K. sayılı ilamıyla; davalının sözleşmeyi haksız feshettiği ve sözleşmede düzenlenen 175.000,00-ABD Doları cezai şart tutarından sorumlu olduğunun kesin hüküm halini aldığını, 5.10.2017 tarihinde İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi 2008/234 E. sayılı dosyasında dava konusu edilen cezai şart bedelinin saklı tutulan kısmı olan 170.000,00-ABD Doları tutarındaki cezai şart alacağı ile bu alacağın temerrüt tarihinden itibaren işlemiş faizinin tahsili talebiyle ... sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, davalının icra takibine haksız olarak itiraz etmesi üzerine davalının itirazının iptali için işbu davanın açıldığını,Davalı tarafın iddia ettiğinin aksine dava konusu cezai şart tutarının davalının ekonomik mahvına neden olacak düzeyde olmadığını, dosyadan alınan 10.09.2024 tarihli Bilirkişi Ek Raporunda da belirtildiği üzere, davalı şirketin ödenmiş sermayesinin 3.000.000,00 TL, öz kaynağının ise 6.957.311,49 TL olduğunu, bu durumda dava konusu cezai şart bedelinin davalının ekonomik mahvına neden olmasının olanak dahilinde olmadığını, Bağımsız Denetçi Raporunda belirtildiği üzere davalı şirketin 2018 yılında 232.201.678 TL tutarında hasılat 10.185,065 TL kar elde ettiğini, 657.877,50 TL cezai şart bedelinin davalının ekonomik mahvına neden olmayacağını,Davalı şirketin hali hazırda ... ve ... bayiliğini yürütmekte olduğunu, bu faaliyetinden çok büyük miktarda kazanç elde ettiğini, davaya konu cezai şart davalının ekonomik mahvına sebebiyet verecek düzeyde olmadığını, nitekim davalı şirkete ait E- Vergi Levhası'nda davalının;2021 yılında 14.424.332,94TL gelir elde ettiği bu tutar için 3.606.083,24TL vergi tahakkuk ettiği, 2022 yılında 27.868.843.07TL gelir elde ettiği bu tutar için 6.409.833,91TLvergi tahakkuk ettiği,2023 yılında 123.803.788,79TL gelir elde ettiği bu tutar için 30.950.947.20TL vergi tahakkuk ettiğinin görüldüğünü, dosyadan alınan,Mali Müşavir Bağımsız Denetçi ... tarafından düzenlenen kök ve ek Bilirkişi Raporları ile 21.02.2024 tarihli Bilirkişi Heyet Raporu'nda davaya konu cezai şartın davalının ekonomik mahvına neden olacak düzeyde olmadığının tespit edildiğini, dava konusu cezai şart bedeli davalının ekonomik mahvına neden olacak düzeyde olmadığını, buna rağmen \"cezai şart miktarının döviz olarak belirlenmiş olması, dövizin fiili ödeme tarihindeki karşılığının tam olarak öngörülebilmesinin mümkün olmaması, takip tarihi ile karar tarihi arasında döviz kurunda meydana gelen değişim, davacının cezai şarttan sağlayacağı yarar ile davalının uğrayacağı zarar arasındaki farkın açılmış olması hususları dikkate alınarak\" gerekçesi ile dava konusu cezai şart bedel üzerinden 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 182/3. maddesi uyarınca 1/5 tutarında hakkaniyet indirimi yapılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, TTK'nın 22. maddesi uyarınca tacir olan davalının cezai şartın indirilmesini istemesi ve bu yönde hüküm kurulmasının mümkün olmadığını, Dava konusu alacağın 2008 yılında muaccel hale geldiğini ve davalı şirketin 2008 yılında temerrüte düştüğünü, 16 yıldan uzun bir süredir müvekkilin alacağını ödemeyen davalı şirketin kendi kusurlu eylemi sonucu oluşan kur farkından nedeniyle cezai şarttan indirim talep etmesi ve davacının bu talebinin kabul edilerek cezai şarttan %20 oranında hakkaniyet indirimi yapılmasının açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>DAVALI VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; davacı şirket tarafından 06.03.2000 yılında yapılmış bir sözleşme gerekçe göstererek 170.000,00 USD cezai şart bedeli ve 65.853,81 USD faiz olmak üzere toplam  235.853,81 USD üzerinden müvekkil şirket aleyhine ... sayılı icra dosyasından icra takibine geçildiğini, işbu takibe yapılan haklı itirazın iptali için davacı tarafça İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/52 Esas sayılı dosyasından itirazın iptali davası açıldığını, ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verildiğini, bu karara karşı yaptıkları istinaf başvurusu üzerine İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi'nin 2020/1400 Esas 2022/1175 Karar sayılı kararı ile hukuka aykırı haksız kararın kaldırılmasına karar verildiğini,İlk derece mahkemesi tarafından İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesinin kaldırma kararına aykırı olarak inceleme ve değerlendirme yapıldığını, BAM kararında belirtilen eksikliklerin yerine getirilmediğini,  kaldırma kararı sonrasında alınan bilirkişi kök raporunda, İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesinin kaldırma kararına uygun bir inceleme yapılmadığını, kaldırma kararında belirtilen uzman görüşünün değerlendirilmediğini, yine faize yapılan itirazların değerlendirilmediği gerekçesi ile alınan  kök rapora yapılan itiraz üzerine  sunulan  bilirlişi ek raporunda,  dosyaya sunulu bağımsız denetim raporu  uzman görüşü  doğrultusunda  dava konusu cezai şartın müvekkil şirketin  ekonomik olarak mahvına sebep olacağının tespit edilmiş olmasına ve faize yönelik yapılan itirazın hiç değerlendirilmemiş olmasına rağmen, ilk derece mahkemesinin ek raporu yeterli görerek ve takdiri olarak cezai şartın 1/5 oranında indirilmesine ve ayrıca müvekkil aleyhine icra inkar tazminatına karar verdiğini, mahkemenin 1/5 oranı neye göre tespit ettiğinin de belli olmadığını, bu hususta bilirkişiden bir görüş alınmadığını, yapılan yargılamanın usule, yasaya ve hakkaniyete, İstanbul  BAM 13. Hukuk Dairesi   kaldırma kararına açıkça aykırı olarak  yapıldığını,  ilk derece mahkemesinin eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayalı olarak davanın kısmen kabulüne karar verdiğini, Davacı tarafından talep edilen cezai şart bedelinin müvekkil şirketin ekonomik mahvına sebep olacağı  alınan bilirrkişi rpaoru ile tespit edilmesine ve ceai şartın iptal edilmesine karar verilmesi gerekirken, hiçbir somut veriye, gerekçeye ve tespite dayanılmadan, müvekkil bu şekilde ekonomik mahvına sebep olup olmadığı araştırılmadan  sadece 1/5 oranında indirim yapılarak karar verilmesi  hukuken kabul edilemeyeceğini,Bir akdin, taraflardan biri için iktisadi yıkım teşkil ettiğini ve bu sebeple ahlâk ve adaba aykırı olduğunu, taraflar veya hâkimin bu husustaki subjektif görüşüne değil, doğru ve makul kimselerin vasati görüşlerine göre tayin ve takdir edilmelsi gerekitğini, zira mücerret tacirin hayatını başka yolda düzenlemek, özellikle masraflarını azaltmak ve bazı ihtiyaçlarından vazgeçmek mecburiyetinde kalmasının, ahlâk ve adaba aykırılığın kabulü için yeterli olmadığını, mahkemenin ahlâk ve adaba aykırılığı tayin ve takdir edebilmek için taahhüt olunan işin değerini, tarafların ve özellikle borçlunun cezaî şartın kabul edildiği tarihteki iktisadî durumunu konusunda uzman bilirkişiler aracılığı ile tespit etmesi gerektiğini, ahlâk ve adaba aykırılığı takdir ederken, tarafları ahlâka aykırı muamelelerden sakınmaya sevketmek ve aynı zamanda fena misal ve numunelerin ahlakı bozmasına engel olmak amacını dikkate alması gerektiğini, adap ve ahlâka aykırılığın tayini bir hukuk sorunu olduğunu, hukuk sorununun çözülmesinin mahkemeye ait bir görev olduğunu, bu görev yerine getirilirken, cezai şartın taahhüt edildiği tarihte yukarıda açıklanan araştırmaların hüküm kurmaya elverişli olacak şekilde yapılması ve hangi dayanakla karar verildiğinin ise denetime elverişli olacak şekilde gerekçeli kararda tartışılması gerektiğini, eksik inceleme, denetime elverişli olmayan gerekçe, subjektif ifade ve soyut beyanlar ile hüküm kurulamayacağını, bu durumda mahkemece, cezai şart hususunda bir karar verilmeden önce yukarıda anlatıldığı gibi gerekli bilgi ve belgelerin getirilmesi gerektiğini, sözleşmenin düzenlendiği tarihte tarafların iktisadi durumu, davalı borçlunun ödeme gücü ve kabiliyeti, sözleşmenin feshindeki kusur durumu ve yukarıda açıklanan ilkeler göz önüne alınarak, bu yönde davalı defter ve kayıtların incelenmesi tüm deliller birlikte değerlendirilerek varılan sonuç ve verilen kararın denetime elverişli olacak şekilde gerekçeli kararda tartışılmış olması gerektiği hâlde mahkemece eksik inceleme, soyut ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde verilen direnme kararının doğru olmadığını,Dosyaya sunulan 10/09/2024 tarihli bilirkişi heyeti ek raporunda müvekkil şirketin dönen varlıklarının kısa vadeli borçlarını karşılama oranının (%78) olduğu ve ayrıca  sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinden fazlası (%77) zarar sebebiyle karşılıksız kaldığının açıkça tespit edildiğini ve ilgili cezai şartın ödenmesi durumunda müvekkil şirketin ekonomik mahvına yol açacağının bilirkişilerce de tespit edildiğini,Müvekkil şirketin ticari defter ve kayıtlarının sadece bilançolar üzerinden yapılan inceleme neticesinde  öz kaynaklarının yeterli olduğuna ilişkin beyanların ve görüşlerin  kabul edilemez olduğunun da ortaya çıktığını, bu hususun BAM kaldırma kararında da kabul edildiğini, sadece vergi beyannamesi ve bilançolar dikkate alınarak ve yine öz kaynak miktarı dikkate alınarak bunlar üzerinden yapılan bilirkişi incelemesinin ve verilen kararın doğru olmadığının açıkça ifade edildiğini, İlk derece mahkemesinin yargıtay kararları, sunulan uzman görüşü , İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi 2020/1400 Esas kaldırma kararı sonrası alınan 10/09/2024 tarihli bilirkişi ek raporuna aykırı olacak şekilde, bilançolar üzerinden yapılan inceleme neticesinde  öz kaynak miktarı üzerinden yapılan incelemeyi  de esas alarak karar vermesi ve 1/5 oranında indirim yapmasının kabul edilemeyeceğini, cezai şartı ihtiva eden sözleşme tarihinin 06/03/2000 olması, döviz üzerinden belirlenmesi,  icra takibinin dolar üzerinden başlatıldığı dikkate alındığında cezai şart miktarının fahiş olduğunun sabit olduğunu, günümüz ekonomik şartlarında müvekkil şirketin ekonomik mahvına sebep olacağını, bu hususun uzman görüşü ve bilirkişi heyeti tarafından da tespit edildiğini, bu nedenlerle cezai şartın iptali gerekirken ilk derece mahekemesinin hiçbir somut veriye, tespite, bilirkişi görüşüne dayanmadan ve müvekkil şirketin ekonomik mahvına sabep olacak bir cezai şartta sadece 1/5 oaranında indirim yaparak karar verdiğini, buna ilişkin somut bir gerekçe de sunulmadığını, cezai şartın tamamen iptal edilmesi gerektiğini, ya da ekonomik mahva sebep olmayacak oranın bilirkişilerce tespiti yaptırılarak ona göre indirim yapılabileceğini,  hakimlerin uzman omadığı bir konuda hiçbir somut veriye dayanmadan takdir hakkı kullanılmasının kabul edilemeyeceğini,Ülkemizde yaşanan ekonomik sıkıntılar sebebi ile dövize müdahale edildiğini, ekonomik mahva sebep olabilecek hususlarda düzenlemeler yapıldığı bir dönemde davacı şirketin cezai şart talebinin müvekkil şirketin ekonomik mahvına sebep olduğunun uzman görüşü ve  bilirkişi raporu ile tespit edildiğini ve  cezai şartın iptalinin gerektiğini, Müvekkil şirketin dünya çapında faaliyeti bulunan ...A.Ş'ye göre ekonomik yönden zayıf olduğunu, bayilik sözleşmesini müzakere edecek bir güce sahip olmadığını, karşı tarafça sunulan sözleşme  maddelerine itirazını dinletemeyeceğini, bu sözleşmelerin standart olarak tek taraflı hükümler ile ... lehine düzenlendiğini, bu nedenledir ki Rekabet Kurulu'nun bu sözleşmelere müdahale ettiğini,  davacının talep ettiği cezai şart bedelinin de bu şekilde kabul ettirilmiş bir madde olduğunu, Müvekkil şirketin 06.03.2000 tarihli bayilik sözleşmesindeki cezai şart olan 175.000  USD'nin fahiş olduğu ve tek taraflı düzenlendiğini, müvekkil şirketin hem sözleşme tarihinde hem da halihazırda ekonomik yönden mahvına sebep olacağını, ödemelerin dengesini bozacağını, ticaretine son vereceğini ve çalışanlarını da işten çıkarmak zorunda kalacağını, ekonomik yönden davacıya karşı daha zayıf olan müvekkilin bayilik sözleşmesini yapılabilmesi için bu cezai şartın kabul ettiğini, bu cezai şartı düzenleyen sözleşme maddesinin genel işlem şartı olarak kabul edilmesi gerektiğini, zira davacı şirketin baskın ve ekonomik yönden güçlülüğü karşısında bu fahiş cezai şart maddesinin dayatıldığını, müvekkil şirket ile hiçbir şekilde müzakere edilmediğini ve ancak bu cezai şart koşulu ile sözleşmenin kurulacağı aksi halde sözleşmenin müvekkil şirket ile kurulmayacağının ortada olduğunu, sözleşmenin yapıldığı 2000'li yıllarda ülkemizin ekonomik durumunun da çok kötü olduğunu, müvekkil şirket gibi küçük ölçekli bayilerin davacı gibi dünya çapında ekonomik güce sahip olan bir şirket ile sözleşme şartları hususunda müzakere edebilmesinin de mümkün olamadığını, davacının sözleşme hükümlerini önceden tek taraflı olarak belirleyerek ekonomik yönden güçsüz olan müvekkil ile müzakere dahi etmeden ve ettirmeden sözleşmeyi imzalattırdığını, Açıklanan tüm hususlar,Yargıtay Kararları,  Uzman Görüşü, dosyaya sunulu bilirkişi raporu gereğince dava konusu cezai şartın müvekkilin ekonomik mahvına sebep olacağının tespit edildiğini, iptal edilmesi gerektiği açıkça ortadayken müvekkilin ekonomik mahvını ortadan kaldırmayan 1/5 lik takdiri indirimin kabul edilemeyeceğini, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak müvekkilin ekonomik mahvına sebep olan cezai şartın iptaline,  icra dosyasına yapılan itirazı haklı olması sebebi ile de açılan itirazın iptali davasının reddine karar verilmesi gerektiğini,Dava konusu cezai şartın iptali gerektiğinin açık olması ile birlikte bir an için hakimin cezai şartta indirim yapması kabul edilse bile bu indirimi ve hükümsüz kalacak cezai şart miktarının da  somut olarak tespitinin yapılması gerektiğini, ilk derece mahkemesince yapılan takdiri indirim hiçbir somut veriye dayanmadığı gibi bu indirimin müvekkil şirketi ekonomik mahvdan kurtarmadığını, bu hususta ilk derece mahkemesi tarafından  hiçbir inceleme yaptırılmadığını, bu yönüyle de kararın kaldırılması gerektiğini,Hakimlerin takdir yetkisinin sınırsız olamayacağını, hakimlerin kararlarında davalının/borçlunun ve üçüncü kişilerin korunması gereken menfaatleri ile alacaklı olduğunu iddia eden davacı/alacaklının alacağını elde etme menfaati arasındaki dengeyi gözetmesi gerektiğini, bu kadar açık Yargıtay kararlarına rağmen hakimin takdir hakkını alacaklı lehine kullanması ve hiçbir somut veriye dayanmadan yapılan 1/5'lik indirimin müvekkil şirketi, ekonomik mahvtan kurtarıp kurtarmadığının veya cezaş şartın ne kadarlık kısmının hükümsüz kalması gerektiği  hususlarında tespiti yaptırılamadan  karar verilmesinin takdir hakkının hukuka aykırı kullanıldığını gösterdiğini, hakimlerin de alacaklının, borçlunun, davacı ve davalının, üçüncü kişilerin ve kamunun hak ve yararlarının korunması için koyulmuş emredici hükümlere uygun davranması gerektiğini, Hâkimin takdir yetkisini ne şekilde kullanacağının TMK 4. maddede belirtildiğini, buna göre: “Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir.” dendiğini, hakimin takdir yetkisini kullanırken keyfi bir şekilde hareket edemeyeceğini, kendisine takdir yetkisi tanıyan hüküm ile bağlı olması gerektiğini, Dava konusu cezai şarta işletilen faiz oranına itirazlarının da hiçbir şekilde değerlendirilmediğini, dava konusu icra takibinde davacının USD mevduata kamu bankalarıca fiilen uygulanan azami yıllık faiz oranı talep ettiğini, önceki karar esas alınan Bilirkişi tarafından ise hiçbir somut belge sunulmadan merkez bankası oranları uygulandığının ifade edildiğini, bu hususun kabul edilemez nitelikte olduğunu, İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesince verilen  Kaldırıma Kararı sonrası alınan bilirkişi raporlarında da bu hususta hiçbir inceleme yapılmadığını, bu hususun İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi 2020/1400 ve 2022/1775 Karar sayılı kararına, Yargıtay kararlarına da açıkça aykırı olduğunu, mahkeme tarafından işlemiş faiz hesabı bakımından da öncelikle... Bankası, ...Bankası ve ...bank Genel Müdürlüklerine müzekkere yazılmış olmasına rağmen yabancı parayla (USD) açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına fiilen uyguladığı en yüksek faiz oranları ilgili  bu konuda bilirkişiden rapor alınması gerekirken bu hususlara riayet edilmeden tahkikatın bitirilmesinin usule ve yasaya açıkça aykırı olduğunu,Müvekkil şirket aleyhine şartları oluşmayan inkar tazminatına hükmedilmesinin kabul edilemeyeceğini, ilk derece mahkemesinin bir yandan indirim yaparken bir yandan da verdiği inkar tazmanatı ile müvekkilin ekonomik mahvını perçinlediğini, bu yönüyle de ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini, İcra ve İflas Kanunu'nun 67 maddesinin 2. fıkrası hükmünce, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerektiğini, bunlardan başka, alacağın likit ve belli olmasının da gerektiğini, Davanın cezai şart ve faizi  hakkında yapılan icra takine itirazın iptali olduğunu, icra inkar tazminatına konu asıl alacağ oluşturan cezai şartın  ve faizin miktarının tayini ve tespiti yargılamayı gerektirdiğinden icra inkar tazminatı isteminin kabulüne karar verilmesinin hatalı oluduğunu ve bu yönüyle de kararın kaldırılması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dairemizin 2020/1400 Esas -2022/1775 Karar  sayılı 01/12/2022 Tarihli kaldırma kararımızdan sonra mahkemece yapılan yargılama sonucunda istinafa konu karar verilmiştir.Dava, madeni yağ bayilik sözleşmesinin feshinden kaynaklı cezai şart alacağının tahsili talebiyle başlatılan icra takibine itiraz üzerine açılan itirazın iptali istemine ilişkindir.Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ile davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Dairemizin kaldırma kararından sonra mahkemece 11/05/2023 tarihli duruşmanın ara kararı uyarınca; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 2020/1400-2022/1775 E.K. sayılı 09/11/2022 tarihli ilamı doğrultusunda bilirkişi raporu alınmasına karar verildiği, alınan bilirkişi heyet raporuna karşı davalı vekilinin itirazlarını içerir verdiği beyan dilekçesinde faize yönelik herhangi bir itiraz ve beyanda bulunmadığı, mahkemece 14/03/2024 tarihli duruşmanın ara kararı uyarınca; İstinaf kaldırma ilamında tespit edilen hususlar, davacının faize ilişkin beyan ve itirazı, davalının rapora karşı itirazı ve dosyaya sunulan uzman görüşü de dikkate alınmak sureti ile ek rapor alınmasına karar verildiği, aynı heyetten alınan ek raporda; Dairemizin kaldırma kararı uyarınca faiz yönünden inceleme yapılmamış ise de, davalı vekili ek rapora karşı verdiği beyan dilekçesinde; İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi kaldırma kararına ve  sayın mahkemenin bilirkişi görevlendirmesine ilişkin ara kararına uygun  olarak  hazırlanan bilirkişi heyeti ek raporu ile  davaya konu cezai şartın müvekkili şirketin ekonomik mahvına  sebep olacağının tespit  edildiğini, bu kapsamda ilgili cezai şartın yerleşik yargıtay içtihatları doğrultusunda iptal edilmesi  ve davanın reddine karar verilmesi gerektiğini beyan ettiği, davalı vekilinin ek rapora yönelik beyan dilekçesinde faize ilişkin ve bilirkişi ek raporundaki tespitlere ilişkin herhangi bir itirazda bulunmadığından, davalı vekilinin  bilirkişi ek raporunda kaldırma kararında belirtilen uzman görüşünün değerlendirilmediği, yine faize yapılan itirazların değerlendirilmediğine yönelik istinaf sebepleri HMK. 357/1-son cümle gereği yerinde görülmemiştir.HMK'nın 146.maddesine göre hakim delillerden davanın yeterince aydınlandığı kanaatine varırsa tahkikatı bitirebilir. İlk derece mahkemesince gerekçesi yazılmak suretiyle hüküm kurulduğu da gözetildiğinde, davalı vekilinin eksik ve yetersiz inceleme sonucu  karar verildiğine yönelik  istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Davacı şirket ile davalı şirket  arasında 06/03/2000 tarihli 10 yıl süreli ... Sözleşmesi imzalandığı, davalının 18/12/2007 tarihinde keşide ettiği ihtarnameyle sözleşmeyi  feshettiği,  davacı tarafından davalı aleyhine sözleşmenin süresinden önce haksız feshi nedeniyle kar mahrumiyeti, cezai şart, ariyetli demirbaşların bedelinin tahsili talebiyle İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinde alacak davası açıldığı, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 2008/234-2013/31 E.K. Sayılı ve 11/02/2013 tarihli kararı ile davalı tarafından 18.12.2007 tarihli ihtarname ile sözleşmenin bitim süresi tarihinden evvel yapılan feshin haklı bir nedene dayanmadığının tesbit edildiği, bu dosyadan verilen kararın Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin  2013/10136 Esas- 2013/18152 Karar sayılı kararı ile onandığı anlaşılmıştır. Davacı tarafından İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2008/234 esas sayılı dosyası ile sözleşmenin 10.1. Maddesinde düzenlenen 175.000,00 USD cezai şart alacağından 5.000 USD. Üzerinden kısmi talepte bulunduğundan eldeki davaya konu icra takibi ile bakiye 170.000,00 USD. Cezai şart alacağı ile temerrüt faizi olmak üzere toplam 235.853,81 USD.alacağın  talep edildiği anlaşılmıştır.İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/234-2013/31 E.K. Sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda sözleşmede talep edilen cezai şartın tamamına yönelik olarak davalının mahfına neden olup olmayacağı yönünde değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece, dairemiz kaldırma kararından sonra bilirkişi heyetinden kök ve ek rapor alınarak gerekçesi açıklanmak suretiyle istinafa konu karar verilmiştir. Yargıtay 19. HD 2016/6702 Esas 2016/16086 Karar 21/12/2016 tarihli karar içeriğinde de işaret edildiği üzere;  dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 22. maddesi uyarınca tacir sıfatını haiz borçlu, fahiş olduğu iddiasıyla cezai şarttan indirim yapılmasını mahkemeden isteyemez ise de bir borçlunun, iktisadî ve ticarî faaliyet ve mevcudiyetinin tehlikeye girmesini veya yıkılmasını mucip olacak bir nisbete ulaşan her (cezaî şart), ahlâk ve adaba aykırıdır. Kararlaştırılan cezai şart miktarının ekonomik yönden borçlunun mahvına sebep olabilecek tarzda yüksek olduğunun saptanması halinde bu durum ahlâk ve adaba aykırı olduğundan mahkemece cezai şarttan uygun bir indirim yapılabileceği Yargıtay'ca kabul edilmektedir. T.B.K'nun 182/son maddesi hakime fahiş gördüğü cezai şartı indirme yükümlülüğünü vermiştir. Bunun sonucu olarak aşırı görülen cezai şartın indirilmesinde tazmin ve ceza dengeli olarak korunmalıdır. Ticari olmayan işlemlerde bu kuraldan dolayı borçlu ileri sürmese bile, hakim cezai şarttan indirim yapılıp yapılmayacağını doğrudan görevinden ötürü saptamalıdır. Öte yandan TTK'nun 22. maddesi gereğince tacir sıfatını haiz borçlu cezai şartın indirilmesini isteyemez ise de, kararlaştırılan ceza tutarı borçlunun iktisaden sarsılmasını, çöküntüye uğramasını mucip olacak ise indirim isteyebileceği uygulamada kabul edilmektedir. (aynı yönde Yargıtay 3. HD'sinin  2017/15056 E-2017/17040K sayılı kararı) Bu açıklamalar çerçevesinde somut olay incelendiğinde, dairemiz kaldırma kararından sonra alınan bilirkişi heyet raporunda; Şirketin 2016, 2017 ve 2018 yıllarına ait gelir tabloları incelendiğinde; 31.12.2016 tarihi itibariyle net satışlarının 172.368.942,24 TL olduğu, şirketin 31.12.2016 tarihi itibariyle 2.404.897,47 TL kar elde ettiği; 31.12.2017 tarihi itibariyle net satışlarının 187.184.748,60 TL olduğu, şirketin 31.12.2017 tarihi itibariyle 2.063.834,40 TL kar elde ettiği; 31.12.2018 tarihi itibariyle net satışlarının 232.201.68643 TL olduğu, şirketin 31.12.2018 tarihi itibariyle 1.009.745,68 TL kar elde ettiğinin belirtildiği, davalı şirketin en son mali bilançosuna göre ödenmiş sermayesi 3.000.000,00 TL olup öz kaynaklarının 6.957.311,49 TL olduğu belirtilmiş ise de, davalının yıllık kazancının devamlı düşme eğiliminde olduğu, T.B.K'nun 182/son ve  TTK'nun 22. maddesi gereğince tacir sıfatını haiz borçlu cezai şartın indirilmesini isteyemez ise de, talep edilen 170.000 USD cezai şart tutarının mahkemece gerekçesinde de belirtildiği üzere  dövizin fiili ödeme tarihindeki TL. karşılığının tam olarak öngörülebilmesinin mümkün olmaması davalı/borçlunun iktisaden sarsılmasınına neden olacağı değerlendirilerek, mahkemece, talep edilen cezai şarttan taktiren 1/5 oranında indirim yapılarak davanın kısmen kabulü ile , cezai şart miktarı sözleşmede açıkça düzenlendiği ve likit olduğu, mahkemece tespit edilen ceza tutarında re'sen tenkise gidilmiş olması alacağın likit niteliğine halel getirmeyeceğinden, davalının takibe itirazının haksız olduğunun tespit edilmiş olması ve davacının talebinin bulunması karşısında, İİK'nun 67 maddesi koşullarının oluştuğu gözetilerek, hüküm altına alınan alacak tutarı üzerinden inkar tazminatına hükmedilmesi usul ve yasaya uygundur. (Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 21.09.2023 tarih ve  2022/1544 Esas - 2023/5216  Karar sayılı kararı benzer mahiyettedir.)Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesince gerekçesi yazılmak suretiyle hüküm kurulduğu da gözetildiğinde; mahkemenin kabul ve gerekçesine göre taraf vekillerinin mahkemenin kabulüne yönelik tüm istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç itibariyle, davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı  esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacı ve davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı ve davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL'nin davacıdan  tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 46.181,07 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 11.545,27 TL harcın mahsubu ile bakiye 34.635,8‬0 TL'nin davalıdan  tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf edenler  üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 03/07/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"83dad86076852a88","SID":"3818c966e6156cb1"}}