{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/495 <br>KARAR NO: 2025/705<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 03/11/2021<br>NUMARASI: 2020/25 E. -  2021/717 K. <br>DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit <br>Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının ...'in 04.03.2011 tarihinde ... Şirketi ile yaptığı kredi sözleşmesine kefil olduğunu,   bu kapsamda borçlunun kullandığı 15.000 TL krediyi geri ödediğini,  2012 senesi içinde ... Anonim Şirketinin, ... tarafından satın alındığını,  dava dışı  ...'in bu kez ... ile  07.03.2013  tarihinde 35.000 TL limitli  bir kredi sözleşmesi imzaladığını, ancak  davacının bu kredi sözleşmesinde imzası bulunmadığını, bu nedenle kefaleti  olmadığını, bu sözleşme ile dava dışı borçlu  ...'ın bilmedikleri  miktarlarda çektiği krediler var ise de, bunların davacının kefaleti altında olmadığını, buna rağmen ... tarafından  asıl borçlu ve davacıya İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile    icra takibi başlattığını, davacının evli  olduğunu, sözleşmede  eşinin rızasının ve  imzasının da bulunmadığını,  istenen faiz oranının da  fahiş  olduğunu, takip devam ederken, alacağı davalı ...'nin devraldığını,  daha önce İstanbul 16.Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde menfi tespit davası açtıklarını,  ancak mahkemenin 2019/654 Esas, 2019/1058 Karar sayılı  kararı ile arabuluculuk şartının yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verildiğini, bunun üzerine  02.02.2020'de  arabulucuya başvurulduğunu, toplantıda uzlaşma sağlanamadığını,  bu nedenle işbu davayı açmak mecburiyeti doğduğunu ileri sürerek, kredi sözleşmesi ve icra takibi sebebiyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının açtığı davanın kötü niyetli olduğunu,  tensip zaptının 5 no'lu ara kararında arabuluculuk son tutanağı aslı veya arubulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin dosyaya sunulması için 1 hafta kesin süre verilmesine karar verildiğini, son tutanağı sunma süresinin 22.02.2020 tarihinde dolmasına rağmen, sunmamış olduğundan davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"... İstanbul ... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı takip dosyası, 04/03/2011 tarihli genel kredi sözleşmesi, 07/03/2013 tarihli genel kredi sözleşmesi, ödeme tablosu ve ödenen taksitlerin makbuzları,  evlenme cüzdanı, İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/654 Esas 2019/1058 Karar sayılı ve 03/12/2019 tarihli ilamı, 02/01/2020 tarihli Arabuluculuk zaptı celp edilmiş, incelenmiştir. Dosya ... Banka Müdürü Bilirkişisi ... 'e tevdi edildiği, bilirkişi tarafından dosyaya sunulan 09/04/2021 tarihli bilirkişi raporunda özetle ve sonuç olarak; \"Davacı yanca imzalanmış olan sözleşmenin Çerçeve Sözleşmeler niteliğindeki Genel Kredi Sözleşmesi olup, belli bir krediye hasredilmiş bir sözleşme olmaması nedeniyle; bu sözleşmeye dayalı olarak kullandırılmış krediler kapatılıp sonuçlansa bile; bunun sözleşmenin ve kefaletin geçerliliğine olumsuz bir etkisi bulunmadığı, sözleşmenin geçerli olduğu, Tarafımız kanaati bu yönde ise de; delillerin takdiri ve hukuki yorumu Sayın Mahkemenize ait olmakla; davacının hukuki nitelikteki itirazları Sayın Mahkemenizin takdirleri içinde olduğundan nihai değerlendirme ve takdirin Sayın Mahkemenize ait olduğu, Sayın Mahkemenizce yapılacak değerlendirmede de; kefaletin geçerli olduğu kanaatine varılması halinde, davacı yanın takip tarihi olan 01.03.2016 itibarıyla 26.811,11 TL. asıl alacak, 2.235,15 TL. işlemiş faiz, 111,76 TL. BSMV si, 1.272,56 TL. ihtar gideri ve 400,00 TL. da İhtiyati Haciz Vekalet Ücreti olmak üzere toplam 30.830,58 TL. borçlu olduğu hesaplandığından, davacının \"borçlu olmadığının tespiti\" talebinin yerinde olmadığı, Davacı yanın; *açılan icra takibinde maaşından kesintiler yapıldığı* iddiasını kanıtlar herhangi bir ödeme belgesi sunulmadığı ve dava dosyası eki olan  İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyasında yaptığımız incelemede de; ödeme yönünde bir belgeye rastlanılmadığından ödeme belgeleri değerlendirmesi yapılamadığı, sonuç ve kanaatine varılmıştır.\" şeklinde tespit edilmiştir. Bilirkişi raporu taraflara usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir.  Dava, icra takibinden ve takibe dayanak genel kredi sözleşmesinden dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Davalı cevap dilekçesi ile birlikte davacının arabuluculuk son oturum tutanak aslını mahkememizce belirtilen süreden daha sonra dava dosyasına ibraz ettiğini, bu nedenle başkaca bir inceleme yapılmaksızın davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesini istemiştir. Ancak; 6325 sayılı Kanunun 18/A maddesi uyarınca davacı vekili tarafından daha önce İstanbul 16. ATM nin 2019/654 E. 2019/1058 K. sayılı dosyası ile arabuluculuk yoluna başvurmadan dava açıldığından davanın usulden reddine karar verildiği, akabinde davacı ve vekilinin bu yola başvurmak suretiyle usuli eksikliği giderdiği, son oturum belge aslının geç sunulması nedeni ile ikinci kez davanın aynı nedenle reddine karar verilmesinin hem hak arama hürriyetini ihlali, hem de kanunun beklediği ve murat ettiği amaca uzak bir yorum tarzının benimsemek anlamına geleceği, belge aslının bir kaç gün geç sunulmasının yargılamayı uzatmaya matuf olmadığı gibi davalı aleyhine de bir durum oluşturmadığı gözetilerek davacının dava açılmadan önce arabuluculuk yoluna başvurduğu da nazara alınarak davalının bu yöndeki itirazlarının reddine karar verilmiştir. Diğer taraftan; Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri Tevzi Bürolarınca yapılan dava açma işlemlerinde ve ayrıca Avukat Portal aracılığıyla açılan davalarda, arabuluculuk dosya bilgilerinin girişinin yapılması suretiyle dava açılma işlemi gerçekleştirildiği ve arabuluculuk dosya bilgisinin tevzi formuna da bu şekilde aktarıldığı bilinmektedir. Ayrıca Mahkememizce dosyanın bağlı bulunduğu arabuluculuk dosyasının görüntülenmesi imkanı mevcuttur. Zira arabulucu tarafından hazırlanan son tutanak dahil tüm evraklar, bizzat arabulucu tarafından UYAP bilişim sistemine yüklenmek suretiyle, bu evraklar sistem üzerinden erişilebilir hale getirilmektedir. Arabulucu tarafından UYAP bilişim sistemine yüklenmiş olan bu evrak, artık arabulucu tarafından onaylanmış suret ile aynı mahiyette olduğu kabul edilmelidir. Bu aşamada mahkemenin kendi imkanları ile bu evraklara ulaşılamaması halinde bu kez davacı vekiline evrak aslının sunulması yolu izlenmelidir. Aksi yönde yapılan işlemler, kişilerin hak arama özgürlüğünün yargı eliyle engellenmesi mahiyetinde olacaktır ki, bu da Anayasanın hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil edecektir. Kaldı ki, davacı vekili arabuluculuk son oturum tutanak örneğini dava dilekçesi ekinde mahkemeye ibraz etmiştir. Esasen, işbu dava açılmadan evvel, davacının zorunlu arabuluculuk yoluna başvuru yaptığı tarafların kabulünde olup, bu husus UYAP kayıtları üzerinden de tespit edilebilmektedir. Arabuluculuk son oturum belge aslının açıklanan nedenler karşısında birkaç gün geç sunulması davayı uzatmak ve yargılamayı sürüncemede bırakmak amacını da taşımamaktadır. Nihayetinde, icra müdürlüğünden gelen yazı cevapları ve davacı vekilinin yargılama aşamasında sunduğu beyan dilekçeleri ile davacının maaşına haciz işlemi uygulanmasına rağmen herhangi bir kesinti yapılmadığından istirdat davasının söz konusu olmadığı, eldeki davanın yalnızca menfi tespit istemine konu olması karşısında, menfi tespit davaların  zaten zorunlu arabuluculuk kapsamında da olmadığından davalının arabuluculuğa yönelik dava şartı itirazları tümden yerinde görülmemiş, davanın esasının incelenmesine geçilmiştir.Hemen belirtmek gerekir ki, ... A.Ş. (eski ... Bank A.Ş). ile dava dışı asıl borçlu ... arasında 04/03/2011 tarihli bir genel kredi sözleşmesinin daha bulunduğu, davacının işbu genel kredi sözleşmesine kefil olarak imzasını koyduğu, ancak bahse konu genel kredi sözleşmesi kapsamında asıl borçluya kullandırılan kredilerin tümüyle bankaya ödendiği taraflar arasında ihtilafsız olup, aynı husus banka kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak düzenlenen bankacı bilirkişi raporunda vurgulanmıştır. Alacağı temlik eden dava dışı ... A.Ş. 07/03/2013 tarihli diğer genel kredi sözleşmesinden ötürü bu sözleşmeye müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduğunu iddia ettiği davalı hakkında İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı takip dosyası ile icra takibine girişmiş, akabinde takibe konu alacak davalı ... şirketine temlik edilmiştir. Davacı 07/03/2013 tarihli sözleşmeye kefil olarak imza koymadığını ve sözleşmenin akdedildiği tarih itibariyle eş rızası alınması gerektiği halde bu işlemin yerine getirilmediğinden borçlu olmadığını savunmaktadır. Davalı ... alacağı yazılı temlik sözleşmesi ile devraldığından; alacağın temliki hükümleri uyarınca davacının temlik eden bankaya karşı sahip olduğu tüm defi ve itirazları temlik alan davalı şirkete karşı da ileri sürebileceği noktasında duraksanmamalıdır.  Uyuşmazlığın temeli, icra takibine konu genel kredi sözleşmesine davacının kefil olarak imza koyup koymadığı, kefalete ilişkin geçerlilik koşullarının bulunup bulunmadığı hususlarında toplanmaktadır. Davaya konu 07/03/2013 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi aslı dosyaya celp edilmiş, yapılan incelemede bahse konu genel kredi sözleşmesinde davacının kefil olarak imzasının bulunmadığı belirlenmiştir. Davacının genel kredi sözleşmesinde kefil olarak imzasının bulunmaması nedeniyle genel kredi sözleşmesinden doğmuş ya da doğabilecek borçlardan da hukuken sorumluluğu bulunmamaktadır. Zira, hiç kimse kendi iradesiyle borç altına girmediği bir sözleşme sebebiyle hukuken sorumlu tutulamaz. 08/04/2021 tarihli bankacı bilirkişi raporunda; davacının 07/03/2013 tarihli genel kredi sözleşmesinde imzasının bulunmadığı belirtilmesine rağmen, önceki genel kredi sözleşmesi nedeniyle davacının kefaleten sorumluluğunun devam ettiği mütalaa edilmiştir. Ne var ki, önceki genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan tüm kredi borçlarının bankaya ödendiği, dolayısıyla önceki genel kredi sözleşmesinin ifa ile birlikte tasfiye edildiği / son bulduğu ihtilafsız olduğuna göre bu görüşe itibar edilmesi mümkün değildir. Diğer taraftan, önceki genel kredi sözleşmesinden daha fazla tutarda olmak üzere dava dışı asıl borçlu ile yeni bir genel kredi sözleşmesinin düzenlendiğinden limit artışı ve ilave teminat sağlama yükümlülüğü altına girecek davacı kefil için mutlak surette yeni düzenlenen genel kredi sözleşmesine onun imzasının ve onayının alınması ile eş rızasının sağlanması zorunludur. Bu bağlamda, bilirkişi raporundaki açıklamalar yerinde görülmemiştir.  Öte yandan, 07/03/2013 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun yürürlükte olduğu dönemde imzalanmıştır. Bir sözleşmenin hüküm ve sonuç doğurabilmesi için, sözleşmenin düzenlendiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan Kanun hükümlerine uygun şekilde düzenlenmesi zorunludur. Aksi halde, bir sözleşmenin geçerliliği Kanunda belirli koşullara bağlanmışsa ve bu koşullar yerine getirilmeden sözleşme yapılmışsa, şekil şartına riayet edilmediği için bu sözleşmeden ötürü taraflar hukuken sorumlu olmayacaklardır. Bu itibarla, sözleşmenin imzalandığı tarihte kefalet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için TBK' nın 584/1.maddesi uyarınca eşin yazılı rızasının / muvafakatinin alınması gerekmektedir. Ne var ki, temlik eden banka tarafından genel kredi sözleşmesi düzenlenirken davacı evli olduğu ve yasal olarak verilmiş ayrılık kararı bulunmadığı halde, davacının eşinin yazılı rızasını alınmamıştır. Bu hususta yazılı rıza alındığına yönelik hiçbir delil, kayıt ve belge bulunmamaktadır. Esasen, davacının eşinin yazılı rızasının alınmadığı tarafların da kabulündedir. Halbuki, yukarında anılan Kanun hükmü uyarınca bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır. Bu koşul, ispat şartı değil, geçerlilik şartıdır. Bu halde, eş rızasına yönelik yazılı izin belgesi alınmadığından / eş muvafakati sağlanmadığından kefalet sözleşmesi geçerli değildir (Y. 11. H.D. 2018/375 E., 2019/5520 K.). Dolayısıyla, davacının geçerli olmayan bu sözleşme ile davalıya karşı kefaletten kaynaklanan herhangi bir borcu bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, takibe konu 07/03/2013 tarihli Genel Kredi Sözleşmesinde davacının kefil olarak imzasının bulunmaması ve temlik eden bankanın sözleşme düzenlenirken davacının eşinin yazılı rızasını almaması sebebiyle davacının kefalet sözleşmesinden dolayı davalıya karşı borcu bulunmadığından davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir. Ancak, davacı taraf icra takibi yönünden davalının her ne kadar kötü niyetli olduğu ileri sürerek tazminat isteminde bulunmuş ise de; davalının icra takibinde kötü niyetli olduğu ispat edilemediğinden esasen bu konuda davacı tarafından somut hiç bir delil de sunulmadığından davacının yasal koşulları oluşmayan kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.  \"  gerekçesiyle, davanın kabulü ile İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ... Esas (Eski ... Esas) sayılı takip dosyası ve takibe dayanak 07/03/2013 tarihli genel kredi sözleşmesi nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine,  davacının kötü niyet tazminat talebinin yasal koşulları oluşmadığından reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;  06.02.2020 tarihli tensip zaptının ...  numaralı kararının  süresinde yerine getirilmediğini, davacının arabuluculuk tutanağını  sunma süresinin 22.02.2020 tarihinde dolmasına rağmen davacı vekilince  işbu belgenin sunulmadığını,  davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, -mahkemece alınan bilirkişi raporuna aykırı hüküm kurulduğunu, bankacılık uygulamalarında, her yeni kredi kullandırırken, o krediye münhasır yeni bir kredi sözleşmesi düzenlenmesi söz konusu  olmadığını,  bankalarca yeni kredi kullandırılırken, eldeki genel kredi sözleşmelerine ait kefaletler toplamı ile kredi kullanan firmanın kredi limitinin karşılaştırıldığını, limit yeterli görülürse yeni bir kredi sözleşmesi ve kefil istenme gereği duyulmayacağını, bankaların  müşterileriyle olan kredi ilişkilerinde iki tip kredi sözleşmesi kullanıldığını, ilkinin belli bir krediye hasredilmiş sözleşmeler, diğerinin ise çerçeve  sözleşmeler olduğunu,  bunların belli bir krediye hasredilerek özelleştirilmiş sözleşmeler olmadıklarından, bu sözleşmelerden süresiz olarak düzenlenmiş olanlara dayanılarak açılıp kullandırılan kredilerin  defalarca kapatılıp, yeniden açılsalar da, bu sözleşmelerin geçerliliklerini devam ettirdiklerini, davacının imzaladığı sözleşmenin  belli bir krediye hasredilmiş özel kredi sözleşmesi olmayıp genel kredi sözleşmesi olduğundan, bu sözleşme ile kullandırılan kredinin kapandığı, kefaletin de sona erdiği gibi bir düşüncenin geçerli olmadığını,  davacının imzaladığı genel kredi sözleşmesinin  23. maddesinde yer alan \"kredi müşterisinin borçlandığı ve borçlanacağı meblağları\" ibaresi ile önceki ve sonraki borçları kapsadığı gözetildiğinde, yeniden sözleşmeler  yapılmış  olması, eski kefaleti kendiliğinden ortadan kaldırmayacağını,  bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın  reddine karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, genel kredi sözleşmesi uyarınca kredi alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibi nedeniyle İİK'nin 72.maddesi kapsamında  borçlu olmadığının tespiti istemine  ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı, dava ve takip konusu 07.03.2013 tarihli genel kredi sözleşmesinde müteselsil kefil olarak imzası bulunmadığını, bu sebeple icra takibe konu borçtan sorumlu olmadığını ileri sürmüş; davalı ise arabuluculuk tutanağının süresinde sunulmaması sebebiyle davanın öncelikle usulden reddi gerektiğini savunmuştur. 06.12.2018 tarihinde yürürlüğü giren 7155 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile 6102 sayılı  TTK'ya eklenen \"dava şartı olarak arabuluculuk\" başlıklı 5/A maddesinde; \"(1) Bu kanunun 4'üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.\" düzenlemesi  getirilmiştir. Bu düzenlemeye göre Yasa Koyucu bilinçli olarak menfi tespit davalarını arabuluculuk dava şartına tabi tutmamıştır (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin  24.05.2022 tarih ve 2021/139 Esas,  2022/3987 Karar sayılı kararı). Ancak daha sonra  28.03.2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 31. maddesiyle TTK'nın  5/A maddesinde  yer alan ''paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında'' ibaresi ''para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında'' şeklinde değiştirilmiştir. Bu durumda, mahkeme gerekçesinde de işaret edildiği üzere somut olayda davanın açıldığı tarih itibariyle menfi tespit davasının zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi olmadığı nazara alındığında davalı  vekilinin arabuluculuk konusunda istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.  Kefalet sözleşmesinin şekil şartları TBK'nın 583.maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. Somut olayda, 07.03.2013 tarihli genel kredi sözleşmesinin incelenmesinde, sözleşmede davacının adının ve imzasının bulunmadığı görülmektedir. Bu durumda davacının 07.03.213 tarihli  sözleşme bakımından  müteselsil kefil olarak bir sorumluluğunun bulunmadığı,  davacının imzasının bulunduğu  04.03.2011 tarihli genel kredi sözleşmesi uyarınca asıl borçlu tarafından kullanılan kredinin alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere kapatıldığı ve o sözleşmeden doğan bir borcun bulunmadığı, davalı tarafça kullandırılan  ve takip konusu edilen kredinin 04.03.2011 tarihli  sözleşme  kapsamında kullandırılan kredi olduğuna dair bir iddiası olmadığı gibi  gerek dosya kapsamı gerekse bilirkişi raporunda bu yönde bir  tespitin  de bulunmadığı nazara alındığında mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemi ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Açıklanan bu nedenlerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;  1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,  2- Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 1.595,41 TL istinaf nispi karar harcının davalıdan tahsiline,3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.30.04.2025 </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a8c8b10f8ce39442","SID":"e6ce6fe7ef14e7df"}}