{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/2195 Esas<br>KARAR NO\t:2025/926 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br> B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI\t:2020/447 Esas - 2021/620 Karar <br>TARİH:03/09/2021<br>DAVA:İtirazın İptali (Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:29/05/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili olan ... ile dava dışı B... Şti.'nin kredi kullanan, davalı ...'ın müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı Genel Kredi Sözleşmesine istinaden adı geçen şirkete ticari kredi kullandırıldığını, borçluların akdi taahhütlerini ifa etmemeleri nedeniyle hesabın kat edildiğini ve borçlulara Beşiktaş 11. Noterliği nin 14.12.2018 tarih ve ... yevmiyeli hesap kat ihtarnamesinin keşide edildiğini, ihtarname keşidesine ve alacak muaccel hale gelmesine rağmen borcun ödenmemesi üzerine davalı ... hakkında sorumluluğu nispetinde alacakların tahsili gayesi ile ... sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı ...'ın takibe itiraz ettiğini, ancak davalı borçlunun itiraz dilekçesinde bildirdikleri tüm hususlar ve buna ilişkin taleplerin yasal dayanaktan yoksun ve müvekkil bankanın alacağının tahsilini geciktirmeye yönelik olduğunu belirterek; davalı borçluların ... sayılı dosyasına vaki itirazlarının iptaline ve takibin devamına, borçlunun % 20 oranında icra inkar tazminatına mahkum edilmesine ve yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalı borçlulara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Sayın Mahkemede açılan dava sonrasında alacaklı ... ile asıl borçlu ... arasında icra takibine konu borç ile ilgili olarak yeni bir borç yapılandırması yapıldığını, söz konusu anlaşma neticesinde taraflar anlaşarak yeni bir borç belirlenerek, belirlenen bu yeni rakam üzerinden borç yapılandırması yapılmış olduğundan, müvekkil aleyhine açılan itirazın iptali davasının konusuz kaldığını, alacaklı vekili tarafından müvekkile sadece ödeme emri gönderildiğinden, borcun sebebinin bilinmediğini, müvekkilinin şirket ortaklığı devam ederken böyle bir kredi sözleşmesine kefil olmadığını, müvekkili ...'ın ....Şti.'ndeki tüm hisselerini 27.06.2016 tarih ve ... yevmiye numaralı şirket pay devir sözleşmesi ile diğer şirket ortağı ...'e devrettiğini ve şirket ile hukuki bağı kalmadığını, icra takibine konu borcun sebebi ve tarihinin, müvekkil tarafından şirketin pay devrinin yapıldığı tarihten daha sonraki bir döneme ait olduğunu, bu sebeple böyle bir borçtan hukuken sorumlu olmadığı için borcunun da bulunmadığını, belirterek; öncelikle davanın konusuz kalması nedeniyle reddine karar verilmesini, icra takibinde İstanbul 20. İcra Dairesinin yetkili olmadığına ve itirazın iptali davasında İstanbul Mahkemelerinin yetkili olmadığına ilişkin itirazları nedeniyle davanın reddine karar verilmesini ve şirket hisselerinin müvekkil tarafından diğer ortak Elif Özveren'e devredilmiş olması nedeniyle, müvekkilinin borçtan hukuken sorumluluğu bulunmadığı için borcu olmadığına ilişkin itirazları nedeniyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 03/09/2021 tarih ve 2020/447 Esas - 2021/620 Karar sayılı kararında; \"Dava itirazın iptali olup, yasal süresinde açılmıştır.Dava konusu uyuşmazlığın, davacı ...Ş. ile dava dışı ....Şti. arasında imzalanan Genel Kredi Sözleşmesine istinaden, adı geçen şirkete açılan 15.000,00 TL kredi limitli, Tüzel Kredili Mevduat Hesabı niteliğindeki Hızır Hesaba ait kredi borcundan kaynaklandığı,  söz konusu hesaba 2017 yılı Eylül ve Ekim aylarında geri ödeme yapılmaması nedeniyle, hesapta mevcut bulunan 10.995,18 TL kredi borcunun 29.11.2017 tarihinde yapılandırıldığı ve 7 ay vadeli taksitli hale getirildiği, ancak belirtilen yapılandırma kredisinin geri ödemelerinin de düzenli yapılmadığı ve davanın temelini teşkil eden icra takibi başlatıldığı, davacı banka tarafından kredi hesabı 28.05.2018 tarihinde kat edilmekle birlikte, kat ihtarnamesinin 14.12.2018 tarihinde borçlu ve kefillere gönderildiği, ayrıca davacı bankanın takip talebi incelendiğinde ise davacı tarafından 28.05.2018 kat tarihinden 20.12.2018 tarihine kadar faiz talep edilmediğinin anlaşıldığı, bu sebeple dava dışı asıl borçlu ile davalı kefil bakımından taleple bağlı kalınarak bilirkişi raporunda hesaplama yapıldığı, dava dışı asıl borçlu bakımından takip tarihi itibariyle yapılan hesaplama sonucunda, davacı bankanın 12.446,42 TL alacak tutarının bulunduğu, davalı kefil ...'a gönderilen kat ihtarnamesinin tebliğ edilememesi nedeniyle, adı geçenin takiple temerrüde düştüğü, bu sebeple asıl alacak tutarına, taleple bağlılık ilkesi de gözetilerek, 20.12.2018 tarihinden 07.10.2019 takip tarihine kadar, dava konusu krediye fiilen uygulanan akdi faiz oranı üzerinden hesaplama yapıldığı, yapılan hesaplama sonucunda, davalı kefilin 9.937,67 TL borçlu olduğu takip talebinde ise adı geçenin 12.450,02 TL borçtan sorumlu tutulduğu anlaşıldığından davanın kısmen kabulüne, alacak bilirkişi raporu ile tespit edildiğinden tazminat talebinin reddine, sözleşmede yetki kaydı bulunması nedeniyle icra dairesinin yetkisine itirazın reddine karar vermek gerekmiştir.\"gerekçesi ile, '' 1-Davalının İcra Dairesinin yetkisine itirazının REDDİNE, 2-Davanın KISMEN KABULÜ ile, davalının İstanbul 20. İcra Dairesinin ... sayılı dosyasına yaptığı itirazın KISMEN İPTALİNE, takibin 8.562,49 TL asıl alacak, 1.023,98 TL işlemiş faiz, 51,20 TL BSMV, 300 TL masraf olmak üzere 9.937,67 TL üzerinden devamına, Fazlaya ilişkin istemin REDDİNE, 3-İcra inkar tazminat talebinin REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul 15.Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen E:2020/447-K:2021/620 sayılı kararın hukuka uygun olmadığını, zira; müvekkili ...'ın, ... Ltd. Şirketindeki tüm hisselerini 27.06.2016 tarih ve ... yevmiye numaralı şirketi pay devir sözleşmesi ile diğer şirket ortağı ..’e devretmiş olduğundan  şirket ile hiçbir hukuki bağının kalmamış olduğunu, icra takibine konu borcun sebebi ve tarihi,  müvekkili tarafından şirketin pay devrinin yapıldığı  tarihten daha sonraki bir döneme ait olduğundan, böyle bir borçtan hukuken sorumlu olmadığı için borcunun bulunmadığını, (Bu hususa ilişkin 27 Temmuz 2016 tarih ve 9124 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi sayfası cevap dilekçesinin ekinde yerel mahkemeye sunulduğunu,) müvekkilinin şirket ortaklığı devam ederken  böyle bir kredi sözleşmesine kefil olmadığını, icra takibine konu genel kredi sözleşmesinde imzasının olup olmadığının Yüksek mahkemece davacı taraftan sözleşme aslının istenerek incelenmesini talep ettiğini, müvekkilinin şirket hisselerini devretmesi sonrasında Ticari Kredili Mevduat Hesabı niteliğinde olan ...-...-... nolu Hızır Hesabın 2016 yılı Aralık ayında hesap numarasının ... tarafından ...-...-...olarak değiştirildiğini, dolayısıyla hisse devri sonrasında tek ortak konumunda olan ...’in tek taraflı irade beyanı ile her türlü bankacılık işlemini yaptığını ve tek başına borçlandığı mevcut hesabın, hesap numarasının değiştirilmesi sonrasında artık ... adına özel bir hesap niteliğine büründüğünün tartışmasız olduğunu, tek taraflı irade beyanı ile yapılan borçlanmalar nedeniyle müvekkilin hukuki sorumluluğunun olmayacağını,  yine, müvekkilin şirket hisselerini ...’e devrinden sonra 2016 yılı Aralık ayında yeni  hesap numarası alınan  Hızır Hesaba 2017 Eylül ve Ekim faiz tahakkukları için tahsilat yapılamadığından, kredi hesabında mevcut olan 10.985,69 TL borç tutarının, dava dışı asıl borçlu şirketi temsilen dava dışı borçlu ... tarafından yapılan başvuru neticesinde 29.11.2017 tarihinde kullandırılan Yapılandırma Kredisi ile ödeneceği hususunda tarafların anlaştığını ve bu hususun yine tek taraflı olarak.... tarafından yapıldığını, Müvekkili aleyhinde yapılan hukuka aykırı icra takibine yapılan itiraz sonrasında “asıl borçlu ... ile davacı ... arasında yapılan borç tasfiye sözleşmesinde borcun 14970 TL olarak  25.11.2020 tarihinden başlayarak 8 taksitte ve aylık 1808,23 TL olarak ödenmesine karar verildiğini ve bu protokol ile yeni bir borç ilişkisinin oluştuğu açık olduğundan, borçlu ... ile ... Bank arasında yapılan Borç Tasfiye Protokolü çerçevesinde borcun alacaklı bankaya ödenip ödenmediğinin davacı ... bankasından sorulmasını, borcun ödenmiş olması halinde davanın konusuz kalması nedeniyle  reddine karar verilmesi  yönündeki talebin hiç dikkate alınmayarak davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin”hukuka uygun olmadığını,  asıl borçlu ile davacı banka arasında imzalanan borç tasfiye protokolünün 6.maddesinde yer alan “....sayılı derdest olan ilamsız haciz yolu ile takip dosyasından usuli işlemler yapılmaya devam edilecek,protokol ödemeleri tam ve zamanında yapıldığı sürece ek haciz, muhafaza ve satış işlemi yapılmayacaktır” hükmünden açık şekilde yeni  borç tasfiye protokolü çerçevesinde borcun ödenmesi halinde icra takibinden vazgeçileceğinin anlaşıldığını, yeni bir borç belirlenerek, belirlenen bu yeni borç miktarı üzerinden borç yapılandırması yapılmış olduğundan, müvekkili aleyhinde açılan itirazın iptali davasının konusuz kaldığını,  asıl borçlu ... ile alacaklı banka arasında yapılan yeni yapılandırma sözleşmesiyle “yeni bir borç ilişkisi” ortaya çıkarak icra takibine konu borç ve dolayısıyla icra takibi hükümsüz kaldığından davanın konusuz kaldığını, bu nedenle, Yüksek mahkemece ... ile ... Bank arasında yapılan Borç Tasfiye Protokolü çerçevesinde borcun alacaklı bankaya ödenip ödenmediğinin davacı ... bankasından sorulmasını ve borcun ödenmiş olması halinde davanın reddine karar verilmesini talep ettiğini, yenilemeyle, eski alacağa bağlı haklar sona ereceğinden, bu durum, rehin ve kefalet gibi fer’i haklar için de önem taşıdığını, kefil,yenilemeye muvafakat etse bile, yeni bir kefalet sözleşmesi kurulmadığı sürece,kefilin yeni borçtan sorumluluğunun  söz konusu olmayacağını,(Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 28.01.2016 tarihli ve E.2015/18700, K.2016/ 1125 sayılı kararı),Diğer taraftan, Borç Tasfiye Protokolünün 1.maddesinin 4.bendinde  yer alan “…Bu protokol, kredi borçlusu ile müteselsil kefillerin ve ipotek borçlusunun bankaya olan borçlarını ertelendiği (temdit), yenilendiği (tecdit), itfa ve ihmal edildiği, borcun nakledildiği anlamında yorumlanamayacak ve kabul edilmeyecektir” şeklindeki hüküm ve 4.maddesindeki “…İşbu protokolün imzalanmış olmasının borcun ifası, yenilenmesi, temdit ve tecdidi anlamına gelmediğini kabul ve ikrar ederler” şeklindeki hükmün hukuka uygun olmadığını, zira, cebri icra tehdidi altında  ve bir anlamda muzayaka durumunda olduğu için  yeni bir borç yapılandırması yapmak zorunda kalan borçluyla müzekere edilmeksezin tek taraflı olarak davacı banka tarafından sözleşmeye konulan, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde, borçlu aleyhinde dengesizliğe neden olan sözleşme koşullarının “haksız şart” olarak kabul edilmesinin ve hukuka aykırı olduğunun kabulünün hakkaniyet gereği olduğunu, zira, uygulamada Yargıtay ve Danıştay tarafından verilen pek çok kararda, tüketici aleyhinde dengesizliğe neden olan bu şekildeki sözleşme koşulları “haksız şart” olarak kabul edilmiştir ve sözleşmede yer alan şartın tüketiciyi bağlamayacağı” kabul edildiğini, Bilindiği üzere; Genel Kredi Sözleşmesinin, cari hesap şeklinde işleyen kredi sözleşmesi olduğunu, cari hesap şeklinde işleyen kredilerde Banka, sözleşmenin geçerlilik süresi içinde ve sözleşmede kararlaştırılmış limit içinde vereceği krediyi sürekli tekrarlamakta, böylece kredi alan, aldığı krediyi zamanında ödemek suretiyle(yeniden sözleşme imzalamaya gerek duymaksızın) tekrar kredi isteyebildiğini, daha açık bir anlatımla, geri ödeme yaptığı nispette tekrar kredi kullandığını, yani, kredinin sürekli döndüğünü, bu yüzden, bu tür kredilere dönen kredi de denildiğini, ancak, burada özellikle dikkat edilmesi gereken hususun, kefilin sadece kendi temerrüdünün hukuki sonuçları ve kefalet limiti ile sorumlu olduğunu, örneğin, kredi alan birden fazla Genel Kredi Sözleşmesi imzalamış ancak kefil sadece 1 ...'ye kefil olmuş ise, sadece kefil olduğu ...ile sorumlu tutulabileceğini, ancak, uygulamada bankaların, kefilin imzası olsun veya olmasın tüm ...'leri birleştirip tek bir alacak olarak kefelet limiti ile talepte bulunduğunu, bu taleplerine de ...'lerde matbu olarak yer alan \"kredi alanın doğmuş ve doğacak tüm borçlarının teminatı olarak ... TL'ye kadar kefilim\" maddelerine dayandırdıklarını, ne var ki, bu maddenin hukuken geçersiz olduğunu, nitekim, Yargıtay 13 HD. 1991/7229 E sayılı kararında, asıl borcun sözleşmede yeteri kadar tanımlanmış veya belli edilebilir olması gerektiğini, herhangi bir borç için verilmiş soyut bir kefaletin geçerli olmayacağını belirttiğini, federal Mahkeme(BGE 49 II 377) kararında ise \"Asıl borçlunun, sebebi ne olursa olsun tüm borçlarına kefalet geçersizdir\" denildiğini, Diğer taraftan; Yargıtay’ın 2013 tarihli bir kararında ise “…Genel kredi sözleşmesinin ilgili hükmünün davacıyı,imzası bulunmayan sözleşmeler nedeniyle sorumluluk altına sokacak şekilde yorumlanamayacağı” açık şekilde kabul edildiğini, nitekim, Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin  E:2012/15421, K:2013/1789 sayılı kararında “Davacı, davalı banka ile dava dışı... arasında düzenlenen genel kredi sözleşmesini kefil olarak imzalamıştır. Dava konusu borcun ise, davacının imzası bulunmayan kredi kartı ve tüketici kredi sözleşmelerinden kaynaklandığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Davacı kefilin, kefil olarak imzalamadığı sözleşmelerden doğan borçtan sorumlu tutulması doğru değildir. Her ne kadar mahkemece genel kredi sözleşmesinin 41.1 madde hükmüne dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de, anılan sözleşme hükmü davacıyı, imzası bulunmayan sözleşmeler nedeniyle sorumluluk altına sokacak biçimde yorumlanamaz.  Mahkemece, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir. “denildiğini,Yargıtay tarafından son dönemde verilen  kararlarda; \"sözleşmelerde madde hükümleri her ne kadar yazılı olsa dahi, yapılandırma yapılıyor ise mutlaka kefilin haberi olmalı ve kefilin kendinden imzası alınmalı.”denildiğini, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi tarafından verilen başka bir kararda ise,  \"Asıl borçlunun borcunu ödemediği müteselsil kefile ihbar edilmedikçe asıl borçlunun temerrüdü nedeniyle oluşan temerrüt faizinden müteselsil kefil sorumlu tutulamaz” şeklinde karar verildiğini, dolayısıyla, kredi sözleşmelerinde borca kefil olan kişiyi gecikme faizinden, diğer adıyla temerrüt faizinden sorumlu tutabilmek için kefile ihtar çekip, bu ihtarı kefile tebliğ etmek gerektiğini, aksi takdirde kefil sadece asıl borç veya icra takibine asıl borç konulduysa, icra takibine konulduğu tarihe kadar ki gecikmiş borçtan sorumlu olup, temerrüt faizi kendisine tebliğ edilmediği için  sorumlu olmayacağının belirtildiğini, Diğer taraftan, sözleşme hürriyetini esas kabul eden hukuk düzeninde, genel işlem şartlarının hukuka aykırı olup olmadıkları, dürüstlük, irade fesadı, gabin, hakkın kötüye kullanılması, içeriğin tek taraflı belirlenmesi ve sözleşmelerin okunup anlaşılmasının zor olması, okunup anlaşılamadan imzalanmaları ilke ve ölçütlerine göre denetlenebileceğini (Küçükyalçın 110-113), Danıştay tarafından 2018 yılında  verilen bir kararda “Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 6.maddesi ile Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmelik çerçevesinde “Satıcının tüketici ile müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhinde dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları “haksız şart” olarak kabul edildiğini ve sözleşmede yer alan şartın tüketiciyi bağlamayacağı” kabul edildiğini, dava konusu olayda gerçekleştiği şekilde “Banka tarafından uygulanan cebri icra tehdidi altında ve bankanın şart koşmasıyla kişinin banka tarafından önceden hazırlanan belgeleri imzalamak ve meblağları ödemek zorunda kaldığı halin” hukuka uygun olmayacağının da açık olduğunu, <br>Yargıma sürecinde cevap dilekçesi ekinde yerel mahkemeye sundukları Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 28.01.2016 tarihli ve E.2015/18700,K.2016/1125 sayılı ilamında aynı hususa vurgu yapılarak “…Bu çerçevede; davalı Kuruma sorulmak suretiyle, asıl borçlu ...-.... İnşaat A.Ş.'nin yaptığı 6552 sayılı Kanun kapsamında borç yapılandırmasına davaya konu olan prim ve işsizlik sigortası primi borçlarının da dahil olduğunun belirlenmesi halinde, bu durumun; davacı aleyhine yürütülmesine karşın yapılandırmaya konu icra takiplerinden Kurumun vazgeçtiğini ortaya koyması nedeniyle, konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi gerekir…”denildiğini, Ayrıca, söz konusu ilamsız ödeme emrinde açık şekilde görüleceği üzere borçlu olarak gösterilen müvekkil ...’ın  adresi ... mh. 86.sk. no:8 Erenler/Sakarya,  diğer borçlulardan  ...Ltd.Şti.’nin adresi  ... mh... Sanayi sitesi ... Blokları 1266.sk. no:43 Adapazarı/ Sakarya, ...’in  adresi ... mh. ... Erenler/Sakarya olduğunu, ilamsız ödeme emrindeki üç borçlunun da adresi Sakarya olması nedeniyle icra takibinde Sakarya İcra Daireleri yetkili olduğundan İstanbul İcra Daireleri ve İstanbul Mahkemeleri yetkili olmadığını, bu nedenle yetki itirazında bulunduğunu ve yüksek mahkemece yetki ilamlarının kabulüne karar verilmesini talep ettiğini, İleri sürerek, gerekçeli istinaf başvurusununn kabulü ile, İstanbul 15.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin E:2020/447-K:2021/620 sayılı kararının hukuka aykırı olması nedeniyle“kaldırılmasına” ve davanın reddine karar verilmesi karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep ve istinaf etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. <br>Dava; genel kredi ve kefalet sözleşmesinden doğan kredi alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Davalı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; dava dışı kredi lehdarı şirket ortaklığından ayrılması nedeniyle kefaletinin sona erdiği, ortaklıktan ayrılması sonrasında kullandırılan kredilerden kefil sıfatıyla sorumlu olmadığı, davacı banka tarafından takip sonrasında dava dışı asıl borçlu ile diğer kefil arasına borç yapılandırma protokolü yapılarak, borcun yenilendiği, bu nedenle davanın konusuz kaldığı, protokol kapsamında ödeme yapılıp yapılmadığının ve davanın bu sebeple konusuz kalıp kalmadığının da araştırılması gerektiği, bu protokolde yer alan, ptotokolün yenileme anlamına gelmediğine dair hükmün asıl borçlu tarafından cebri icra tehdidi altında imzalanmış olması nedeniyle geçersiz olduğu, genel kredi sözleşmesinde yer alan, kefaletin doğmuş doğacak bütün borçları kapsayacağına dair hükmün haksız şart niteliğinde olduğu, yetki itirazlarının haksız reddedildiği,  davalıya kat ihtarı tebliğ edilmediğinden temerrüt faizi talep edilemeyeceği yönündedir.Mahkemece taraf delilleri toplanmış, takip dosyası, dava dışı asıl borçlu şirketin sicil kayıtlarıa, dava dışı asıl borçlu şirket ile davacı banka arasındaki 150.000,00-TL limitli 09/08/2010 tarihli genel kredi sözleşmesi, aynı tarihli bu genel kredi sözleşmesinin eki ve ayrılmaz parçası niteliğindeki hızır hesap sözleşmesi, kat ihtarı ve tebliğ şerhleri, takip tarihine dek olan hesap ekstresi celbedilmiş, ayrıca dava tarihinden sonra dava dışı asıl borçlu şirket ile dava dışı diğer kefil 2020 yılı Ekim ayında yapılmış borç tasfiye protokolü davacı vekili tarafından dosyaya sunulmuştur.İncelenen genel kredi sözleşmesi ile hızır hesap sözleşmesinde davalı ile dava dışı ...'in müteselsil kefil sıfatıyla imzalarının bulunduğu görülmüştür. Genel kredi sözleşmesinin 54 maddesi ile sözleşmeden doğan uyuşmazlılarda İstanbul mahkeme ve icra dairelerinin yetkili olduğu kararlaştırıldığından mahkemece davalı yanın, icra dairesinin ve  mahkemenin yetkisine yönelik itirazının reddedilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.Davacı banka tarafından dava dışı kredi lehdarı şirkete 2010 yılında açılan KMH niteliğindeki hızır hesaptan kredili mevduat kredisi kullandırıldığı, 2017 yılı Eylül ve Ekim ayları için faiz tahsilatının yapılamadığı, toplam 10.985,69-TL'yi baliğ olan hesabın kapatılması için dava dışı şirkete 29/11/2017 tarihinde taksitli ticari kredi kullandırıldığı ve KMH hesabının kapatıldığı, ancak taksitli ticari kredinin ilk iki taksidi ödendikten sonra, diğer taksitlerin ödenmemesi nedeniyle kredi hesabının 28/05/2018 tarihinde kat edildiği, faiz ve BSMV ile birlikte toplam 8.565,03-TL'nin tebliğden itibaren derhal ödenmesinin talep edildiği, kat ihtarının asıl borçlu şirkete 18/12/2018 tarihinde tebliğ edildiği, davalıya ise tebliğ edilemediği anlaşılmıştır.Dava konusu takip dosyası incelendiğinde, davacının dava dışı asıl borçlu ...Şirketi ile davalı ve dava dışı ... aleyhine 07/10/2019 tarihinde 8.565,03-TL asıl alacak, 300,00-TL ihtarname gideri, 3.414,28-TL işlemiş faiz, 170,71-TL BSMW toplamı 12.450,02-TL'nin tahsili amacıyla ilamsız takip başlattığı, davalının takibe vaki itirazı üzerine  23/08/2020 tarihinde eldeki itirazın iptali davasının takip tutarı üzerinden ikame edildiği görülmüştür.Davacı tarafından dosyaya sunulan 10/2020 tarihli borç tasfiye protokolü incelendiğinde, protokolün takip ve dava tarihinden sonra, dava dışı Bekoteks firması ile kefil ... arasında imzalandığı,  protokolün taraflar başlıklı birinci bölümünde, imzalanan borç tasfiye protokolünün, kredi borçlusu ile müteselsil kefil ve ipotek borçlularının bankaya olan borçlarının ertelendiği, yenilendiği, itfa veya imhal edildiği anlamına gelmeyeceğinin kararlaştırıldığı, protokol konusu borcun 28/05/2018 tarihli kat ihtarına konu borç olduğu, borcun 28/05/2018 tarihinden tamamen ödeneceği tarihe dek yıllık %18 faiz üzerinden 14.970,00-TL olarak ve 25/11/2020 ilk taksit, 25/06/2021 son taksit tarihi olmak üzere 8 taksit halinde ödeneceğinin, borç tamamen ödeninceye dek, iş bu davanın da konusunu oluşturan ... sayılı ilamsız takip dosyasında usulü işlemlerin yapılmaya devam edeceğinin, protokolde kararlaştırılan taksitler vadesinde ödendiği sürece ek haciz, muhafaza ve satış işlemleri yapılmayacağının, taksitlerden herhangi birinin ödenmemesi halinde temerrüdün gerçekleşeceğinin ve bu durumda bankanın protokolü tek taraflı olarak feshedip mevcut takibe devam etme hakkına sahip olduğunun, protokolde belirlenen kredi borcunun tüm faiz ve fer'ileri ile ödenmesi ve tüm taahhütlerin yerine getirilmesi halinde borçluların protokol konusu borçtan ibra edilmiş sayılacaklarının kararlaştırıldığı anlaşılmıştır. Protokol mevcut borcun tasfiyesi koşullarına ilişkin olup, yenileme mahiyetinde bulunmamaktadır. Davalı anılan protokole  taraf olmamakla birlikte,  müteselsil kefil olduğundan ve protokol ile tasfiyesi kararlaştırılan kredi borcu, dava konusu takip dosyasına konu borç olduğundan, dava tarihinden sonra protokolün infaz edilmiş ve borcun yargılama sırasında ödenmiş olması halinde dava konusuz kalacaktır. Takip dosyası incelendiğinde, takibin halen derdest olduğu, ancak davacı bankanın iş bu davanın açıldığı tarihten sonra 16/02/2021 tarihinde dava dışı ... ve borçlu şirket malvarlığı üzerindeki hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği, dosyaya haricen tahsil beyanında bulunulmadığı, ancak 15/02/2021 ve 16/02/2021 tarihlerinde haricen tahsil açıklaması ile tahsil harcı yatırıldığı anlaşılmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporu, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenmiş olup, banka kayıtları üzerinde inceleme yapılmadığı gibi, davalı yanın dava tarihinden sonra yapılan borç tasfiye  protokol kapsamında borcun ödenip ödenmediğinin araştırılması gerektiğine yönelik savunması üzerinde de durulmadığı görülmüştür. Davalı yanın bu yöndeki istinaf sebebi yerinde bulunmuştur.Mahkemece yapılması gereken iş, davacı banka vekiline dava tarihinden sonra yapılan protokol kapsamında borcun tasfiye edilip edilmediğini açıklattırmak ve bankacı bilirkişi tarafından banka kayıtları üzerinde yerinde inceleme yapılması sağlanarak, yargılama sırasında dava konusu takip dayanağı kredi borcunun protokoldeki tüm yükümlülükler yerine getirilecek şekilde  ödenip ödenmediğini, buna göre davanın konusuz kalıp kalmadığını tespit etmek, yargılama giderleri ve vekalet ücreti bakımından ise dava tarihindeki haklılık durumuna göre değerlendirme yapmak, şayet borç kapanmamış olmakla birlikte dava tarihinden sonra yapılmış kısmi ödemeler mevcut ise bunların infazda dikkate alınacağı hususu da gözetilerek buna göre hüküm kurmaktan ibarettir.Sonuç itibariyle; davalı yanın istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan sebeple kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, davalı yanın diğer istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına, dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03/09/2021 tarih ve  2020/447 Esas ve 2021/620 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 29/05/2025 tarihinde HMK'nın  362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7417458c7105035a","SID":"313719fac5157c44"}}