{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ   27. HUKUK DAİRESİ        <br>     Esas No: 2023/888 - Karar No:2025/805<br>                        T.C.<br>                   ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         27. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/888 <br>KARAR NO\t: 2025/805<br><br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R<br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 13/04/2023<br>NUMARASI\t: 2018/585 E-2023/254 K<br><br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br><br>KARAR TARİHİ\t: 08.07.2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 08.07.2025<br>\t<br>\tDavacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak  istemine ilişkin davada mahkemece verilen karara karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: <br>\tDavacı vekili: Taraflar arasında 11.05.2015 tarihli  Cezayir TiziOuzou’da yapılan 50.000 kişilik stadyumun prekast tribün basamaklarının yapılması ve montajı konulu alt taşeron sözleşmesi şeklinde eser sözleşmesi akdedildiğini, davalı şirketin Cezayir'deki ana yüklenici firmanın taşeronu müvekkili şirketin ise alt taşeron olduğunu, ancak davalının sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmediğini, işin süresinin yer tesliminden itibaren 180 gün olmasına karşın davalı tarafça montaj yer tesliminin hiçbir zaman usulüne uygun bir şekilde yapılmadığını, bu durumun malzemenin ve üretilen malların konulacağı yer olmaması nedeniyle, stokların birikmesine, stokların maliyetlerinin artmasına ve biriken mallarda bozulmalara yol açtığını, sözleşmenin 16.b maddesinde montaj yeri tesliminin yapılmaması halinde işverenin kusurlu olacağı belirtildiğinden davalının kusurlu olduğunu, sözleşmenin 3.b maddesi gereğince, tüm ekipman ve aletin davalı tarafından sağlanması gerekirse de bunların tam olarak sağlanmadığını, 18.f  maddesi gereğince, kalıp malzemelerinin zamanında teslim edilmediğini, bu durumun sözleşmenin aksamasına sebep olduğunu, 3.b maddesi gereğince nakliye yükümlülüğü davalı şirkete ait olduğundan zamanında teslimi yapılmaması davalıdan kaynaklanan sebeplerle işin uzamasına sebebiyet verdiğini, sözleşmeye göre çalıştırılması gereken işçilerin yalnızca 1/3'üne davalı tarafından vize çıkarılabildiğini, geri kalan işçilerin sözleşmeye aykırı olarak tecrübesi olmayan ve eğitilmeye muhtaç olan Cezayirli yerel halktan davalı tarafından sağlandığını, bu durumun zaman kaybına ve maliyet artışına sebebiyet verdiğini, sözleşmeye göre davalı şirketin bağlı olduğu ... şirketince sağlanan betonun kalitesiz olduğunu, davalının malzeme sağlamadaki kusurundan kaynaklı bu durumun işin gecikmesine ve maliyet artışına neden olduğunu, sözleşmeye göre müvekkilinin idareden onay alma ediminin bulunmadığını, işin davalının mühendisleri tarafından takip edilip onaylandığını, ayrıca davalının idareyle yapılan davacı edimleri ile ilgili hiçbir toplantıya müvekkili şirketin yetkilisini davet etmediğini, bu durumun da davalı mühendisinin doğru aktarım yapmaması nedeniyle hatalı işlere ve zaman kaybına neden olduğunu, müvekkilinin onayı alınmadan prekast kalıbı yapım işi bizzat davalı tarafından üretim yeri Ankara’da bulunan ve bu konuda hiçbir uzmanlığı olmayan dava dışı ... Mühendislik Firmasına sırf stadyumun çatı inşaatı işini yapması nedeniyle verildiğini, yapılan tüm üretim aşamasında müvekkilince ... firmasına danışmanlık hizmeti verilip,  tüm yapım aşamasında müvekkilinin süreci yönettiğini, bu nedenle de işin uzadığını, davalının aslen alt taşeron olmakla, sık sık ana yüklenici firmayla ihtilafa düştüğünü, ana firmadan ödeme alınmaması nedeniyle sık sık işi durdurduğunu, bu şekilde, birçok kez tribün basamaklarının montaj yapılacağı yerler ve kirişler uzun zaman hazır olmadığından, montaj işine başlanamadığını, sözleşmenin 3. maddesine göre tüm masraflar davalı tarafından yapılacak ise de, birçok ödemenin müvekkili tarafından yapıldığını,  Cezayir ülkesine Türkiye’den işçi getirebilmenin oldukça zor olduğunu, davalı tarafından avans ödemesi yapılmadığından bulunan elemanlara avansın davalının bilgisi dahilinde müvekkilince ödendiğini, yine bu kişilerin Türkiye içi bilet ücretlerinin de müvekkilince karşılandığını, otel vs. diğer harcamalar da eklendiğinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkilinin dolaylı zararının yaklaşık 100.000,00 TL'nı bulduğunu, davalıdan kaynaklı sebeplerle işin uzadığını, kaldı ki sözleşmenin 6.d maddesinde davalının sebebiyet verdiği hallerin süre uzatım sebebi olarak kabul edileceğinin yazılı olduğunu, diğer yandan, sözleşmenin 7.a  maddesi gereğince, süre uzatımı yapılmadan cezalı çalışmanın 2 ay olabileceği kararlaştırıldığından, bu halde 11.01.2016 tarihine kadar çalışma yapılabileceği ve davalı tarafından yapılan fesih tarihinin ise 19.03.2016 olduğu dikkate alındığında, davalı tarafından müvekkili şirkete verilen sürenin uzatıldığının açıkça anlaşıldığını, tüm bu duruma karşın, sözleşmeye aykırı olarak davalıdan kaynaklanan nedenlerle işin uzaması nedeniyle zarar gören tarafın müvekkili olduğunu, bu durumda yoksun kaldığı kar adı altında dolaylı zararlarının talep hakkı bulunduğunu, sözleşmenin 2.a maddesine göre, şartnamelere uygun kaliteli beton satış bedelinin davalı tarafça 64,16 USD olarak hesaplanmasına karşın, davalının bağlı olduğu ... şirketince sağlanıp inşaatta kullanılan, şartnamelere aykırı ve son derece kalitesiz beton satış fiyatının 76,00 USD olarak alındığını,  aynı şekilde 796 ton demir hesaplanmasına karşın, 1100 ton civarı demir kullanıldığını  ve işlendiğini, beton birim fiyatındaki artışın, sözleşme gereği davalının sorumluluğunda olduğunu, bu hususta istinabe yoluyla Cezayir Mahkemeleri aracılığıyla yapılan stadyumdaki beton santralinin uygun olup olmadığının, kullanılan betonun kaliteli olup olmadığının tespitini talep ettiklerini, ayrıca prekastlardaki demir projesindeki hataların da bu maliyete neden olduğunu, davalı tarafın yükümlülüğünde olan bu hususun değerlendirilmediğini, sözleşme dışı maliyetin, 300 ton demir ve işçilik masrafı olarak 433.315,00 USD ve beton maliyet artışı nedeniyle 62.176,00 USD olmak üzere toplam 496.031,00 USD artmış olup, buna karşın işçilik giderlerinde sağlanan yaklaşık %20 tasarrufla toplam maliyetin düştüğünü, sözleşme gereği, maliyet bedeli davalı tarafından yaklaşık 3.500.000,00 USD olarak belirlenmiş ise de, betonun birim fiyatının ve demirin miktarının artması nedeniyle davalının maliyet hesabının yanlış olduğunun anlaşıldığını, burada işçilik bedelleri oldukça düşürülmüş ise de, beton ve demirin hesabının projeye göre davalı tarafça yanlış hesaplanması nedeniyle maliyetin aşıldığını, bu nedenle, sorumluluğun davalıya ait olduğunu, bu hususların tespiti açısından istinabe yoluyla, Cezayir Mahkemesi aracılığıyla, dava konusu prekast işi ile ilgili tüm testlerin, raporların ve belgelerin istenmesini talep ettiklerini, müvekkilinin hakedişi, sözleşmenin 4. maddesine göre, sözleşme maliyet bedelinin %10 'nu olup, her 1 m³ prekast tribün basamağı için 58,00 USD ödeneceğinin kararlaştırıldığını, davalı tarafın, sözleşmenin 13.b maddesi gereğince, müvekkili şirkete aylık hak ediş şeklinde ödeme yapmayı kabul ve taahhüt ettiğini, bu şekilde tamamlanan imalatlar için davalı tarafça yapılması gereken hiçbir ödemenin  yapılmadığını, Türk Borçlar Kanunu 97. maddesi gereğince iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde edimini yerine getirmeyen tarafın diğer taraftan edimini yerine getirmesini talep edemeyeceği gibi, bu nedenle fesih hakkını da kullanmayacağı, bu nedenle ödeme yapma edimini yerine getirmeyen davalının, müvekkilinin sözleşmesini feshetmesinin açıkça kanuna aykırı olduğunu, ayrıca sözleşmenin 13.e maddesinin atfıyla 13.c maddesi gereğince 30 gün içinde alacakların ödenmesi gerektiğinden ve feshin davalı tarafından yapılması nedeniyle fesih tarihi de davalı tarafça bilindiğinden, müvekkili şirketin tüm alacakları yönünden davalı tarafın 28.04.2016 tarihinde temerrüde düştüğünü, fesih tarihi itibariyle tüm işin oldukça büyük kısmı olan üretim sistemi şantiyede kurulmuş olup, üretimin başlaması ve montaj işi oldukça kolay ve kısa zamanda yapılabileceğini, ayrıca davalıya sağlanan işçiler eğitilmiş olup, hepsi üretim ve montajı yapabilecek durumda olduklarını, müvekkilinin çok kısa sürede işi tamamlayacak iken, davalı tarafından fesih yoluna başvurulmasının tamamen haksız çıkar sağlamaya yönelik bir hareket olduğunu, davalı tarafça fesih yapılmadan önce sözleşmenin 16.a maddesi gereğince, müvekkili şirkete 10 günlük süre verilmesi gerekirken süre verilmeden yapılan feshin haksız fesih olduğunu, davalı tarafça yapılan 19.03.2016 tarihli tek taraflı fesih işleminin gerekçesinde, kalıpların 01.12.2015 tarihinde şantiyeye getirilmesine karşın, 29.02.2016 tarihine kadar devreye alınmadığı, 01.03.2016 tarihinde seri üretimin başladığı, müvekkilince hazırlanması gerektiği iddia edilen bazı prosedürlerin hazırlanmadığı ve idareye onaylatılmadığını, maliyetin 5.000.000,00 USD meblağı aştığının iddia edildiğini, idareye karşı müvekkili şirketin bir yükümlülüğünün bulunmadığını, davalının  idare tarafından kendisine bildirilen ve müvekkili şirketin edimine dahil olan hususları müvekkil şirkete aktarmadığını, fesih yazısındaki kalıpların 01.12.2015 tarihinde şantiyeye getirilmesine karşın, 29.02.2016 tarihine kadar devreye alınmadığı iddiası doğru değil ise de, açıklandığı üzere işin davalı tarafından durdurulması, kirişlerin yapılmaması, betonun kalitesizliği, idarenin isteklerinin yerine getirilmesi ve benzeri sebeplerle yaşanan gecikmeden davalının sorumlu olduğunu, bu hususların karşı ispat anlamında tanık beyanlarıyla ispatlanacağını, sözleşme gereği, müvekkili tarafından yerine getirilmesi gerekli tüm prosedür yerine getirilmiş olup, bu durumun kanıtı, tüm işlemlerin idarenin denetimi altında yapılması ve davalının prekast tribün basamaklarından sorumlu mühendisinin yapılan işi sürekli denetlemesi olduğunu, açıklandığı üzere, sözleşme maliyet bedelinin artmasından ise, davalı şirketin sorumlu olduğunu, Türk Borçlar Kanunu 20. ve devamı maddelerinde genel işlem koşullarının düzenlendiğini, buna göre, kanunun 21. maddesi gereğince önceden hazırlanmış, tek taraflı düzenlemelerin yazılmamış sayılacağını, Türk Ticaret Kanunu gereğince tacirler basiretli bir işadamı olarak hareket etmek zorunda iseler de, aynı kanunun 55/1-f maddesinde düzenlenen aşırı yararlanma sayılacak şekilde bir tarafın tamamen aleyhine düzenlemelerin kanunun emredici maddelerine aykırı olduğundan haksız şart teşkil edeceğini, davalı tarafça tek taraflı düzenlenen ve davalıya aşırı yararlanma sağlayan maddeler dürüstlük kurallarına aykırı olduğundan, Türk Ticaret Kanunu'nun 55. maddesi atfıyla Türk Borçlar Kanunu'nun 21. maddesi gereğince müvekkili şirketi bağlamayacağını, sözleşmede yer alan, kesin hakediş yapılması sırasında taşeronun hazır bulunmaması halinde, kesin hak edişi kabul etmiş sayılacağı hükmünün, hak doğmadan haktan feragat edilemeyeceği temel hukuk normu gereğince ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğundan geçersiz olup bu maddenin genel işlem koşulu olarak yazılmamış sayılacağını, sözleşmedeki haksız şartlar geçersiz olduğundan ve müvekkilinin edimini tamamen yerine getirecekken sözleşmesi feshedilse de büyük ölçüde edimini yerine getirmiş olduğundan sözleşme bedeline hak kazandığını, bütün bu hususları kapsar şekilde davalı şirkete ve bağlı şirketi ... şirketine Antalya 10.Noterliğinin 15.11.2017 tarih, 38755 yevmiye numaralı ihtarnamenin gönderildiğini ve ihtarnamenin 17.11.2017 tarihinde muhataplarına tebliğ edildiğini, buna karşın, müvekkiline herhangi bir ödeme yapılmadığını, ülkemiz ile Cezayir ülkesi arasında 14.05.1989 tarihli  hukuki ve adli konularda adli yardım sözleşmesi bulunduğunu, sözleşmenin 5.1.maddesine göre, bu taleplerin Adalet Bakanlığı aracılığıyla Cezayir Adalet Bakanlığından isteneceğini belirterek, davanın kabulü ile sonradan bilirkişi raporuna göre arttırılmak kaydıyla şimdilik 2.927,45 USD (Amerikan Doları) belirsiz alacağın haksız fesih tarihi olan 28.04.2016 tarihinden, aksi halde ihtarname gereği 25.11.2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, sonradan bilirkişi raporuna göre arttırılmak kaydıyla şimdilik 2.000,00 TL yoksun kalınan kâr ve dolaylı zararlar ile diğer kısmi alacağın haksız fesih tarihi olan 28.04.2016 tarihinden, aksi halde ihtarname gereği 25.11.2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 14.11.2018 tarihli dilekçesiyle talep edilen 2.000,00 TL'lık miktarın 1.400,00TL'sının kar kaybı, 600,00TL'sının dolaylı zarar olduğunu, dolaylı zararların davalı işçilerinin yurt içi bilet paraları ve yollukları, mühendis ve ekibinin konaklama, kiralık araç ve otel masrafları, işçilerin ön avans ödemesi olduğunu açıklamış,  davacı vekili 29/12/2022 tarihli ıslah dilekçesi ile; dava dilekçesinde 2.927,45 USD olarak talep ettikleri alacaklarını 346.696,55 USD daha arttırarak toplam  349.624,00 USD (Amerikan Doları) meblağın, haksız fesih tarihi olan 28.04.2016 tarihinden, aksi halde ihtarname gereği temerrüt tarihi olan 25.11.2017 tarihinden itibaren işleyecek bankaların USD ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına uyguladığı en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>\t\tDavalı vekili: Taraflar arasındaki sözleşme ekinde yer alan Tribün Prekastları Maliyet hesabı ve sözleşmenin 4.maddesi incelendiğinde, davacı taraf ile imzalanan alt istisna sözleşmesinin en önemli unsurunun sözleşmeye konu işin toplam maliyetinin olduğunun açıkça görüleceğini, sözleşme ile davacı tarafın sözleşmeye konu işi yine sözleşmede belirtilen sürede 3.500.000,00 USD maliyet bedeli ile tamamlaması halinde, bu bedelin %10'u olan 350.000 USD'ye hak kazanacağı, sözleşmeye konu işin toplam bedeli maliyet bedelinin altında kalırsa maliyet bedelinin altında kalan kısmın %15'inin davacı tarafa prim olarak ödeneceğini, eğer sözleşmeye konu işin toplam bedeli 4.500.000,00 USD'yi geçerse geçen bedelin %15'inin taşerona ödenecek olan 350.000 USD bedelden düşüleceği, dolayısıyla sözleşmeye konu işin toplam bedelinin 6.850.000,00 USD bedele ulaşırsa davacı tarafın müvekkili şirketten hiçbir bedel talep edemeyeceğini, alt taşeron sözleşmesinin 11.05.2015 tarihinde imzalandığını, sözleşmenin süresinin imza tarihinden itibaren 6 ay(180) gün olarak belirlendiğini, bu süre kesin süre olup, bu sürenin uzatılması konusunda sadece müvekkili şirketin takdir hakkının bulunduğunu, alt taşeron sözleşmesinin 3. maddesinde özel teknik şartnamenin, idareye ait genel teknik şartnamenin sözleşmenin eki olduğu ifade edildiği gibi, davacının sözleşmeye konu işi sözleşmeye, uygulama projelerine, genel teknik şartnameye ve özel teknik şartnameye uygun olarak yapmayı kabul ve taahhüt ettiğini, ayrıca davacı tarafın  sözleşmeye konu işi, işin iş sahibi konumundaki idarenin Cezayir ülkesinde uyguladığı kurallara uygun olarak yapmayı da kabul ve taahhüt ettiğini, müvekkili şirket gibi davacı tarafın da işin asıl iş sahibi konumunda bulunan kamu idaresi tarafından onay verilen imalatları gerçekleştirmek zorunda olduğunu, yani davacının sözleşme ile idare tarafından uygun görülecek imalatları gerçekleştirmeyi kabul ve taahhüt ettiğini, davacının 11.05.2015 tarihli sözleşme doğrultusunda çalışmalara başlamış olmasına rağmen, 6 aylık sözleşme süresinde sözleşmeye konu işin bitirilmesi bir yana üretime dahi başlayamadığını, sözleşme süresinin sona erdiği 11.11.2015 tarihinden sonra 01.12.2015 tarihinde sözleşmeye konu iş için imal edilen kalıpların şantiye getirildiğini ve montajlarının yapıldığını, kalıpların bu tarihte montajının tamamlanmasına rağmen, davacı tarafın 29.02.2016 tarihine kadar imalata başlayamadığını, davacı tarafça hiçbir imalat yapılmamış olmasına rağmen, 2016 yılı Şubat ayı sonu itibariyle davacının söz konusu iş kapsamında istihdam ettiği personellere 636.087,00 USD işçilik bedelinin müvekkili tarafından ödendiğini, davacı tarafça 01.03.2016 tarihinden itibaren seri üretime geçildiğini, ancak seri üretime geçilmesine rağmen, davacı tarafça imal edilen ve sahada montajı yapılacak olan malzemelerin asıl iş sahibi tarafından onaylanması konusunda hiçbir işlem yapılmadığından asıl iş sahibi idare tarafından imal edilen malzemelerin kabul edilmediğini, bu süreçte müvekkili şirket tarafından davacı tarafça sözleşme imza tarihinden 14.03.2018 tarihine kadar yapılan işlere ilişkin maliyet hesaplaması yapıldığında kalıp ve makine için hesaplanan maliyet bedelinin oldukça üstüne çıkıldığını, hiçbir imalatın montajının yapılmamasına rağmen Şubat 2016 sonu itibariyle 636.087,00 USD işçilik bedeli ödendiği ve işçilik maliyet bedellerinin  %100 artış göstererek 1.800.000 USD daha artış göstereceği, sözleşmeye konu işte kullanılacak inşaat demiri sözleşme eki maliyet hesabında 796 ton olarak esas alınmışken davacı tarafça 1100 ton demir kullanıldığının tespit edildiğini, bu tespitler sonucunda davacının sözleşmeye konu işlerin tamamını sözleşmede yer alan koşullarla yapma olasılığı fiilen imkânsız hale geldiğinden sözleşmenin 14.03.2016 tarihli yazı ile feshedildiğini, sözleşmenin feshi ihtarında davacı tarafın hesap kesme hakedişi (tasfiye kesin hakedişi) düzenlenmek üzere şantiyeye davet edildiğini, davacının  hazır bulunmaması üzerine 05.02.2016-19.03.2016 dönemini kapsayan feshe dayalı tasfiye hakediş raporunun tanzim edildiğini, bu hakediş incelendiğinde davacı tarafın hakediş döneminde 561,86 m3 prekast tribün basamağı imalatı gerçekleştirdiğini, montaj gerçekleşmediğinden bu imal edilen malzemelerin %85'i baz alınarak toplam hakedişe giren imalat miktarının 477,58 m3 olduğu, bu imalat miktarının bedelinin de 477,58 x 58=27.699,67 USD olduğunun yer aldığı, yine bu hakedişte davacı tarafça imal edildiği halde asıl iş sahibi tarafından kabul edilmediğinden zayi olan ve şantiye ve imalat sahasından uzaklaştırılan 55 adet tribün basamağı =59,61 m3'ün maliyeti 580 USD x 59,61 X %85= 29.437,03 USD'lik tutarın hakedişten kesildiğini, dolayısıyla, davacı tarafın tasfiye hakedişinden alacağı bulunmamakta olup, müvekkili şirkete 1.737,36 USD borcu bulunduğunu, davacı iddialarının yerinde olmadığını, sözleşmenin feshinin hukuka uygun olduğunu, davacının işi süresinde teslim edemediğini, işin maliyet bedelinin fazlasıyla aşıldığını, sözleşmede belirtilen süre ve miktarda ve kalitede imalat ve montajı gerçekleştiremediğini, sözleşmenin 7/b maddesi gereğince bu durumda müvekkilinin ihtara dahi gerek olmaksızın sözleşmeyi feshedebileceğinin düzenlendiğini ve bu maddeye dayanarak sözleşmenin haklı nedenle müvekkilince feshedildiğini, davacının dava dilekçesinde işin süresinde teslim edilmediğini, maliyetin arttığını, asıl iş sahibi idarece onay verilen şartnamelere uygun kalitede malzeme imalatı gerçekleştiremediğini açıkça kabul ettiğini, davacının sözleşmeden kaynaklanan herhangi bir alacağının bulunmadığını, feshe dayalı tasfiye hakediş raporunda müvekkili şirkete 1.737,36 USD borcu bulunduğunun yer aldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tİlk derece mahkemesince: Davanın, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davası olduğu, toplanan deliller, dosyaya sunulan tüm bilgi belgeler ve tanık beyanları dikkate alınarak ihtilaf konusu hususlarda tespit yapmak amacıyla konusunda uzman bilirkişi heyetine dosyanın tevdi edilerek 17/12/2021 tarihli raporun alındığı, tarafların talepleri ve ihtilaf konusu hususların tespitine yönelik belgelerin teminine yönelik bilişim uzmanı bilirkişiden 28/12/2020 tarihli bilirkişi raporunun alındığı, dosyaya kazandırılan ve sunulan bilgi belgeler değerlendirilmesi ve 17/12/2021 tarihinde hazırlanan ilk raporun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmaması nedeni ile yeni oluşturulan bilirkişi kurulundan 27/07/2022 tarihli kök raporundüzenlendiği, söz konusu rapora tarafların itirazları neticesinde itirazların değerlendirilmesi amacıyla 25/11/2022 tarihli ek raporun alındığı, mahkemece yapılan yargılama, tüm dosya kapsamı, sunulan bilgi belgeler, hüküm kurmaya ve denetime elverişli kabul edilen 27/07/2022 tarihli kök ve 25/11/2022 tarihli ek raporun birlikte incelenmesi ve değerlendirilmesi neticesinde;  davacının talebinin, yapılan iş maliyet bedeli ile sözleşmenin haksız fesih nedeni ile uğradığı zarar ile yoksun kalınan kar ve dolaylı zarara ilişkin olduğu, söz konusu ihtilafın çözümü için öncelikle sözleşmenin feshinin haksız olup olmadığının tespitinin  yapılması gerektiği, bu kapsamda davalının davacıya göndermiş olduğu 19/03/2016 tarihli sözleşme fesih yazısından ve davalının beyanlarından,  fesih gerekçesinin sözleşme süresinin imza tarihinden itibaren 6 ay (180 takvim günü) olduğunun belirlenmesine rağmen  işin süresi içerisinde bitirilmediği ve sözleşme süresinin uzatılmak istenmemesi olduğunun görüldüğü, 11/05/2015 tarihinde imzalanan ve işin bitim süresi 6 ay olarak belirlenen sözleşme konusu işin bitim süresinin 11/11/2015 tarihi olduğu, taraflar arasında imzalanan 11/05/2015 tarihli taşeron sözleşmesinin 3/b ve 18.maddeleri gereğince her türlü sarf malzemesinin işveren tarafından sağlanacağının hüküm altına alınmasına rağmen tanık beyanlarından ve dosya kapsamında yer alan tutanak, bilgi ve belgeler ile bilirkişi heyetinin de tespit ettiği üzere, davalı tarafından yeterli iş deneyimi olmayan dava dışı ... firmasından temin edilen betonun içeriğindeki agreganın uygun çapta olmadığı, kullanılan kalıpların sızdırmazlık konusunda istenileni veremediği, betonun gözenekli olduğu, hatta bazen demirlerin bile görüldüğü, kalıpların gerekli şekilde doldurulmadığı ve prekast tirübün basamaklarının yerleştirileceği yüzeylerin olması gereken kotta olmadığı bu yüzden uygun kota getirilmesi için zaman ve emek harcandığı, sözleşmede buna ilişkin imalat kalemi bulunmadığı, bu durumların gecikmeye neden olduğu, kalıp malzemesinin temininin davalı işverenin sorumluluğunda olduğu, dolayısıyla imalat aşamasında beton kalitesinden kaynaklı sorunlar nedeni ile yaşanan gecikmelerin sorumluluğun davalı işverende olduğu,  gecikmenin davalıdan kaynaklanması nedeni ile davalının yapmış olduğu feshin haksız fesih olduğu ve bu kapsamda, taşeron davacının sözleşmenin haksız feshi nedeni ile feshe kadar yapmış olduğu imalatlar ile fesih nedeni ile uğranılan zararları talep edebileceği, bu zararlar içerisinde sözleşme devam etmiş olsaydı edineceği kazanç, yoksun kalınan kar ve dolaylı zararın bulunduğu, taraflar arasındaki sözleşme gereği, yapılacak imalatın 6028 m3 olduğu, 1m3 için taşeron firmaya yani davacıya 58,00 USD ödeme yapılacağının kararlaştırıldığı, sonuç itibari ile sözleşme tamamlanmış olsaydı davacının toplamda 6028m3 x 58USD = 349.624 USD hakediş alacağının bulunacağı, fesih öncesi yapılan imalat toplamının 525 adet prekast ve imalat oranının %85 olduğu kabul edilerek 477,58m3 olduğu, 477,58m3 x 58USD = 27.699,64 USD olacağı, sözleşmenin 3.maddesi gereğince dava konusu işte çalıştırılacak işçilerin, işçilik barınma, sigorta, yemek vb. masrafların davalı tarafından karşılanacağının düzenlemesi nedeni ile hesaplanan bu kazanç kaybından herhangi bir indirim yapılmasının gerekmediği, bu durumda davacının fesih öncesi yaptığı imalat miktarı ve sözleşme tamamlansaydı elde edeceği kazanç toplamının 349.624 USD olduğu ve bu miktarın davalının yapmış olduğu feshin işin gecikmesinin kendi kusurundan kaynaklanması nedeni ile haksız olduğu anlaşılmakla davalıdan talep edebileceği, davacının dolaylı zarar kapsamında talep ettiği, davalı iş yerlerinde çalışan işçilerin yurtiçi bilet paraları ve yollukları, davalı işyerinde çalışan işçilerin ve mühendis ekibinin konaklama, kiralık araç ve otel masrafları, davalı işyerinde çalışacak işçilerin ön avans ödemelerine ilişkin talebin değerlendirilmesi neticesinde; taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 12/a maddesine göre ekip sağlama yükümlülüğünün davacı taşerona, 12/b maddesine göre söz konusu ekip çalışanlarının ücretlerinin ödeme yükümlülüğünün davalı iş verene ait olduğu, 18/h ve 18/i maddeleri gereğince şantiyede bulunması gereken taşeron işçilerinin barınabileceği kadar işçi koğuşunun ve günde 3 öğün yemeğin davalı işveren tarafından sağlanacağı, yine sözleşmenin 3/a maddesine göre taşeron işçilerinin barınma ve konaklama masraflarının işveren tarafından karşılanacağı, davacının talep ettiği şantiye dışındaki yol, otel, uçak bileti vb. masraflara ilişkin ve işçilere ön avans ödemesi yapılması gerektiğine yönelik sözleşmede herhangi bir hükmün bulunmadığı, davacının bu iddialarına yönelik tevsik edici herhangi bir bilgi belge sunmadığı görülmekle ispat edilmeyen bu talebin reddine, davacının yoksun kalınan kar talebine yönelik olarak yapılan değerlendirme neticesinde, her ne kadar dava dışı ... İnşaat ile sözleşme imzaladığı, hatta yönetim ofisinin inşaatının yapıldığı, ancak dava konusu iş nedeni ile söz konusu sözleşmeye konu işin bırakıldığı, bırakılmasından kaynaklı yoksun kalınan karın olduğu beyan edilmiş ise de bu hususta dosya kapsamında herhangi bir sözleşme veya bilgi belge sunulmadığı görülmekle davacının iddiasını ispat edemediği anlaşılmakla yoksun kalınan kar talebinin reddine karar verildiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile, 349.624,00 USD alacağın temerrüt tarihi olan 25/11/2017 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereğince Devlet bankalarının 1 yıllık mevduata uyguladıkları USD faiz oranı işletmek suretiyle davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının yoksun kalınan kar talebinin reddine, davacının dolaylı zarar talebinin reddine oy çokluğu ile karar verilmiştir. <br>\t\tDavacı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Mahkemenin kısmi kabul kararı sonucu itibariyle kanuna ve dosya kapsamına uygun ise de, gerekçesi eksik olup, yargılama giderleri hususunda hata bulunduğunu, mahkemece çok sayıda delile gerekçede yer verilmediğini, mahkemece davalı vekiline 31.01.2022 tarihli duruşmada HMK’nun 220.maddesine göre belge sunmasına yönelik ihtarat verildiğini, ihtaratın ardından davalı tarafça bilgi ve belgelerin sunulduğu belirtilmiş ise de, bu tespitin hatalı olduğunu, mahkemece davalı şirkete ihale dosyasını sunmak üzere, 21.01.2019 tarihli duruşmada kesin süre verildiğini, verilen kesin süre içinde ihale dosyasının sunulmadığını, davalının  yargılamayı uzatmak amacıyla, davada delil olarak dayandıkları hiçbir evrakı sunmadığını, işin doğası gereği davalı tarafta bulunması gereken bu delillerin sunulmaması üzerine,  31.01.2022 tarihli duruşmada davalıya HMK’nun 220.maddesi gereğince uyuşmazlığın çözümü için gerekli evrakı sunmak üzere kesin süre verildiğini, davalı tarafından HMK’nun 220.madde ihtarından sonra sunulan bir belgede, betonlarda kırılma olduğu, öz deyişle en başından beri iddia edildiği üzere betonun kalitesiz olduğu hususunun yazılı olduğunu, eğer davalı tarafından özellikle gizlenen evrak sunulsaydı, tüm iddialarının yazılı delille sabit olacağını, davalının yargılamadaki davranışları ve HMK’nın 220.madde ihtarına uymayarak delil gizlemesi nedeniyle, süresi içinde belge sunmayan davalı hakkında HMK’nın 220.maddesi uygulanarak, davacının iddialarına itibar edilmesi gerektiğini, durum bu iken mahkeme gerekçesinde, HMK’nın 220.maddesi kapsamında verilen ihtardan sonra belgelerin sunulduğu tespit edilerek, bu maddenin uygulanmamasının hatalı olduğunu, edeki uyuşmazlıkta diğer deliller saklı kalmak kaydıyla, HMK’nın 220.maddesi hükmü gereğince davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini,  mahkemece dolaylı zarar ve yoksun kalınan kâr taleplerinin reddine karar verilmiş ise de, bu taleplerin kabul edilmemesinin hatalı olduğunu, mahkemece vekalet ücretinin de eksik hesaplandığını, mahkemece hükmedilecek vekalet ücretinin, toplam dava değeri olan 349.624,00 USD meblağın arttırım tarihindeki kur olan 18,7581 TL ile çarpılması ile elde edilen 6.555.450,00 TL harca esas değer üzerinden hükmedilmesi gerektiğini, bu halde vekalet ücretine 303.554,50 TL olarak hükmedilmesi gerektiğini, bu hesap yerine, harç yatırım tarihlerindeki harca esas TL değeri üzerinden vekalet ücreti hükmedilecek ise, 15.500,00 TL + 6.500.560,31 TL olmak üzere toplam 6.516.060,31 TL harca esas değer üzerinden hükmedilmesi gerektiğini, bu halde vekalet ücretine 303.160,31 TL olarak hükmedilmesi gerektiğini belirterek, mahkemenin kısmen red kararının kaldırılmasına ve yargılama giderlerine ilişkin hüküm kısmı düzeltilerek davanın tamamen kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>\t\tDavalı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Mahkeme kararında bir yandan yoksun kalınan kar (kazanç kaybı) talebi reddedilirken, diğer yandan hakediş alacak kalemi içinde yosun kalınan kar bedeline hükmedilmesi nedeniyle hukukun temel ilkelerinin yok sayıldığını, kararın fiili ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davacı tarafın müvekkili şirkete karşı 2.927,45 USD'lik belirsiz hakediş alacağı davası, 1.400,00 TL'lik kısmi yoksun kalınan kar davası ve 600,00 TL'lik kısmi dolaylı zarar davacı açtığını, hükme esas alınan bilirkişi  raporunda davacı tarafın hakediş alacağının 27.669,67 USD olduğu, kazanç kaybı tutarının ise 321.924,33 USD olduğunun ifade edildiğini, bilirkişi raporundan sonra davacı tarafın talebini artırdığını, kendilerine 03.01.2023 tarihinde tebliğ edilen bu dilekçeye karşı 04.01.2023 tarihinde zamanaşımı itirazında bulunduklarını, mahkeme tarafından bu itirazlarına ilişkin herhangi bir karar alınmadığı gibi bu itirazlarına ilişkin gerekçeli kararda da hiçbir değerlendirme yapılmadığını, mahkemece bir yandan yoksun kalınan kar talebi reddedilirken, diğer yandan alacak kalemi içinde yoksun  kalınan kar bedeline hükmedildiğini, davacı tarafın vekil olarak kendilerine 03.01.2023 tarihinde tebilğ edilen dilekçesinin bedel artırım dilekçesi ise arttırılan bedelin hakediş alacağının bedeli olduğunu, bu bedelin de hükme esas alınan bilirkişi raporunda 27.669,64 USD olarak belirlendiğini, bu bedelin dışında bir bedele hükmedilemeyeceğini, bu dilekçeye karşı süresinde zamanaşımı definde bulunduklarını, zamanışımı defiinin dikkate alınması gerektiğini, söz konusu dilekçenin yoksun kalınan kar bedelinin ıslahı dilekçesi olarak nitelendirilecekse Türk Lirası olarak talep edilen yoksun kalınan kar bedelinin Dolar olarak ıslah edilmesinin zaten mümkün olmadığını, tanık dinletilmesine muvafakatları olmamasına rağmen tanık deliline başvurulmuş olmasının da açıkça hukuka aykırı olduğunu, mahkeme kararının fiili ve hukuki dayanaktan yoksun olduğu hususunun mahkeme başkanının karşı oy yazısı ile de sabit olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporu ve ek raporun denetime elverişli olmadığı gibi hüküm kurmaya da yeterli olmadığını, mahkemece bilirkişi raporlarına itirazlarının değerlendirilmediğini, hükme esas bilirkişi raporunda ifade edildiğinin aksine, kalıp malzemesinin üretiminin tüm sorumluluğunun davacı tarafa ait olduğunu, müvekkili şirketin sadece söz konusu malzemenin bedelini ödemekle yükümlü olduğunu, davacı tarafla imzalanan sözleşme incelendiğinde bu hususun açık olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporu ve mahkeme tarafından incelenmeyen asıl iş sahibi idare ile müvekkili arasındaki yazışmaların sözleşme feshinin haklı nedene dayandığını tüm açıklığı ile ortaya koyduğunu, dava  dosyasında bulunan tüm yazılar ve özellikle işin durdurulmasına ilişkin son idare yazısı incelendiğinde 9 madde halinde sayılan hususların tamamının davacı tarafa ait yükümlülükler olduğunu, bilirkişi heyeti ve mahkeme tarafından 15.03.2016 tarihli bu son yazının incelenmediğini, söz konusu son idare yazısında yer alan eksikliklerin tamamen davacı tarafın işini sözleşmenin hükümlerine uygun olarak yerine getirmemesinden kaynaklanmış olup, 16.03.2016 tarihi itibariyle iş sahibi idare tarafından tribün basamakları imalatı işinin durdurulduğunu, müvekkilince asıl iş sahibi tarafından işin durdurulması üzerine konunun değerlendirildiğini ve 19.03.2016 tarihi itibariyle davacı tarafın sözleşmesinin feshedildiğini, bu şekilde gerçekleşen feshin bilirkişi heyeti ve mahkeme tarafından hukuka aykırı olduğunun ifade edilmesinin dava dosyasında yer alan bu belgelere göre açıkça hukuka aykırı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi ek raporunda yer alan kazanç kaybı hesaplamasını kabul etmediklerini, ek raporda yer alan alacak hesabının da hukuka aykırı olduğunu, sözleşmenin 7.maddesinin d bendinde hatalı imalat bedellerinin %120 fazlası ile davacı taraf hakedişinden kesileceğinin açıkça ifade edildiğini, dolayısıyla dosyada yer alan hakedişte yapılan kesintinin tamamen hukuka uygun olduğunu, davacının müvekkilinden hiçbir alacağının bulunmadığını, sonuçta açıklanan nedenler ve mahkeme başkanının karşı oy yazısında da yer aldığı gibi mahkeme kararının fiili ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirterek, mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tDava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. <br> \tDava, Tizi- Ouzou'da Çok Amaçlı 50.000 Koltuklu Kapalı Stadyum, Atletizm Stadı, Antrenman Sahası ve Çevre Düzenlemesi İnşaatının Prekast Tribün Basamaklarının yapımı işini konu alan sözleşmenin davalı tarafça haksız olarak feshedildiği iddiasına dayalı, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 2.927,45 USD alacak ile 14.11.2018 tarihli açıklama dilekçesiyle birlikte 1.400,00 TL kar kaybı ve 600,00 TL dolaylı zararın tahsili istemine ilişkin olup, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporu doğrultusunda 2.927,45 USD alacağın 349.624 USD olarak ıslah edilmiş olduğu görülmüştür.<br>\t Davacı, sözleşmenin haksız feshi nedeni ile uğradığı müspet ve menfi zararlarının tazminini talep etmektedir.<br>\tMüspet zarar (olumlu zarar), sözleşme tam olarak ifa edilmiş olsa idi alacaklının mal varlığının oluşacağı durum ile sözleşmeden dönülmüş olması nedeniyle mevcut durum arasındaki farktır. Dönme ve fesihte kusursuz olan yüklenicinin, kusurlu olan iş sahibinden olumlu zarar isteyebileceği kabul edilmektedir. <br>Menfi zarar ise, uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardır. Başka bir anlatımla sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. \t<br>\tSomut olayda; taraf beyanları ve dosya kapsamı itibariyle sözleşme konusu işin tamamlanmadan feshedildiği hususu ihtilafsızdır. <br>\tEser sözleşmelerinde sözleşmenin haksız feshedildiğinin tespiti halinde yüklenici bakiye iş bedeli ile birlikte tamamlanmayan kısma ilişkin kar kaybını talep edebilecektir.\tKar kaybı hesabında da yerleşik içtihat ve uygulamalarda kâr kaybının 6098 Sayılı TBK'nın 408. maddesinde( mülga 818 sayılı BK'nın 325) düzenlenen kesinti yöntemine göre hesaplanacağı kabul edilmektedir. Buna göre hesaplamanın, dönme zamanında yapılmayan/kalan iş bedeli ya da işe hiç başlanmamışsa iş bedelinin tamamından, işin yapılmaması veya tamamlanmaması nedeniyle yüklenicinin yapmaktan kurtulduğu, işçilik, malzeme, vergi, sigorta, amortisman vs. giderleri ile kalan sürede başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararların düşülmesi suretiyle yapılması gerekmektedir. ( Yargıtay (kapatılan ) 15. HD. 11.04.2007 tarih 2006/4955 E. 2007/2372 K.sayılı,  09.05.2013 tarih  2012/7521 E. 2013/3029 K.sayılı, 20.07.2011 tarih  2011/864 E. 2011/4787 K.sayılı ve18.12.2019 tarih 2019/312E. 2019/5246 K.  sayılı ilamları )  .<br>\tSözleşmenin iş sahibi tarafından haklı olarak feshi veya tarafların ortak kusuru nedeniyle feshi halinde ise yüklenici tarafından sözleşme kapsamında bakiye iş bedeli talep edilebilecek, müspet zarar kapsamındaki kar kaybını ise talep edemeyecektir. <br>\tMahkemece yapılan yargılama, alınan bilirkişi raporuyla sözleşmenin haksız feshedildiği kabul edilerek kalan iş miktarı üzerinden davacının alabileceği toplam iş bedeli hesaplanarak ve davadaki talep kalemleri hatalı değerlendirilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. <br>\tMahkemesince, taraflar arasındaki sözleşme ve ekleri, taraflarca düzenlenen karşılıklı belge ve yazışmalar, taraf delilleri ve itirazları değerlendirilmek suretiyle sözleşmenin feshinde tarafların kusur durumları belirlenerek yukarıda belirtilen ilkeler ve davadaki talep kalemleri değerlendirilmek suretiyle denetlenebilir, taraf itirazlarını karşılar şekilde oluşturulacak yeni bir heyetten öncesinde alınan bilirkişi raporları  ve bu raporlardaki tespitler de değerlendirilmek suretiyle alınacak raporla sonucuna göre bir karar verilmelidir.<br>\tAçıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile sair istinaf nedenleri ve esası incelenmeksizin mahkeme kararının HMK'nın 353/1.a.4-6 maddeleri gereğince kaldırılmasına, dosyasının mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir. <br>              HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulüne,<br>2-Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin  13.04.2023 tarih, 2018/585 E-2023/254 K sayılı kararının HMK'nın 353/1-a.4-6 maddeleri  gereğince kaldırılmasına,<br>3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,<br>4-Davacı tarafından yatırılan 179,90 TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine,<br>5-Davalı tarafından yatırılan 179,90 TL ve 31.457,06 TL olmak üzere toplam 31.636,96 TL  peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine,<br>6-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin ve ödedikleri istinaf başvuru harçlarının ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, <br>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nun 353/1-a maddesi gereğince KESİN olarak  08.07.2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.\t\t\t \t<br><br>         Başkan                    Üye              Üye               Katip <br>e-imzalıdır       e-imzalıdır        e-imzalıdır       e-imzalıdır<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0519e977ecc0f04c","SID":"830ed85897ff7e4b"}}