{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/1136 <br>KARAR NO: 2025/1017<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 01/02/2024<br>NUMARASI: 2020/467 Esas -  2024/87 Karar<br>DAVA: Tazminat<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 10/07/2025<br>Taraflar arasındaki Tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA:Davacılar vekili dava dilekçesinde \"Müvekkilim ..., küçük ...'ın annesi olup gebelik takibi dava dışı Dr. ... tarafından yapılmıştır. Anılan doktorun Tıbbi Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi 15/08/2019-15/08/2020 tarihlerinde geçerli olmak üzere ... no İle davalı ... Sigorta Şirketi tarafından düzenlenmiştir. Sigortalı doktor gebe olarak  takip ettiği davacı anneyi down sendromunu tespit eden testler, doğruluk oranları, alternatif tespit seçenekleri ve bunların reddedilmesi halinde ortaya çıkacak riskler konusunda usulünce aydınlatmayarak küçük ...'ın down sendromlu olarak doğmasına sebebiyet vermiştir. Oysa down sendromu gebelikte tespiti mümkün olan, tespiti halinde de 2827 SK'na göre gebeliğin sonlandırılmasına izin verilen bir özürdür. Yargıtay ise bilgilendirme yapmayarak gebeliğin sonlandırılması imkanının elden alınması halinde doktorun kusurlu ve sorumlu olduğunu kabul etmektedir. Yargıtay genel olarak başkaca hiçbir hususa bakmadan aydınlatma yapılmayan tıbbi müdahaleleri hukuka aykırı ve doktoru da zarardan sorumlu görmektedir. Davamızda ise müvekkillerim gebelik takibi konusunda sigortalı doktor tarafından hiçbir şekilde bilgilendirilmemiş, aydınlatılmış onamları alınmamıştır. Bu nedenle gebelik takibi hukuka aykırıdır. Davamızda davalının sigortalısı doktorun tam kusuruna dayanılmamış olup müteselsilen talepte bulunulmuştur. Keza, kusur dahil her türlü denkleştirme de dikkate alınarak talepte bulunulmuştur. Davamızın yasal dayanağının TTK'nun 1483, madde ve devamında düzenlenen “zorunlu sorumluluk sigortaları” olduğu ihtilafsızdır. Arz edilen nedenlerle fazlaya dair talep ve dava hakkımız mahfuz kalmak kaydıyla; Müvekkilim küçük ... için, 10.000 TL işgöremezlik (bakıcı ücreti dahil maddi) tazminatı, 40.000 TL manevi tazminat, Müvekkilim ... (anne) için 20.000 TL manevi tazminat, Müvekkilim ... (baba) için 20.000 TL manevi tazminat, olmak üzere toplam 90.000 TL tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini\" talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde \"..Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.1. Maddesi uyarınca, bir zararın poliçe kapsamında teminat altına alınabilmesi için;\"...serbest ya da kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların (Değişik ibare:RG-26/7/2014-29072)poliçe kapsamındaki mesleki faaliyeti ifa ederken, sözleşme tarihinden önceki on yıllık dönemdeki veya sözleşme süresi içinde mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zararlara bağlı olarak sözleşme süresi içinde kendisine yapılan tazminat taleplerine, bu taleple bağlantılı yargılama giderleri ile hükmolunacak faize ve sigortalı aleyhine ileri sürülen tazminat talebine ilişkin makul giderlere karşı poliçede belirlenen limitler dahilinde teminat sağlar. Ancak on yıllık dönemin başlangıcı 30 Temmuz 2009’u geçemez ve bir aydan fazla sigortasız kalınan dönemlerde meydana gelen olaylara bağlı olarak sigortalı dönemlerde yapılan ihbarlar için sigorta koruması yoktur.\"Dolayısıyla; ilk tazminat talep tarihinde hekimin sigortasının hangi şirket nezdinde bulunduğunun tespiti; ayrıca olay tarihinde hekimin herhangi bir sigorta şirketinde Zorunlu TKU poliçesinin bulunup bulunmadığının tespiti gerekmektedir. Zira 30 günden fazla sigortasız kalınan dönemlerde yapılan mesleki faaliyetler yönünden, ileride poliçe düzenlense dahi TKU ZMM genel şartları gereği poliçe kapsam ve koruması bulunmamaktadır. Gebelik takibini bu yönden 4 aşamaya ayırmak mümkündür. 1.Aşama: tarama testleri ve risk grubu tespiti,2.aşama : yüksek risk tespit edilen gebelerde perinatoloji muayenesi, 3.aşama: perinatolojimuayenesi sonrası amnitosentez-kordosentez,4.Aşama:Gebeliğin Sonlandırılması. Sonuç itibariyle; davacı yan iddiaları aksine; her gebelik takibinde hekim hastada yapılacak bir sonraki işlemi, önceki test sonuçları, mevcut durumu, bulguları, riskleri çerçevesinde tek tek değerlendirir. Gelen her hastadan apar topar amniyosentez onam formu almak; hiçbir risk faktörü göstermeyen hastaları endikasyonu bulunmayan bir teste yönlendirerek haksız kazanç sağlamak ve dahi sağlıklı bebeklerin kaybına yol açmak; hekimlik meslek etiği uyarınca mümkün değildir. Dolayısıyla, haksız ve mesnetsiz davanın reddine\" karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" ...Somut olayda; Anne ...’a ait gebelik takiplerini Eskişehir Şehir Hastanesinde 30/05/2019 tarihinden itibaren uygun aralıklarla yapıldığı, 23/07/2019 tarihinde yapılan ikili tarama testinde PAPP-A: 6.22 F-BHCG: 89.1 olduğu, 27/08/2019 tarihinde detaylı USG için Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesine yönlendirildiği, üçlü tarama testi AFP: 48 Beta HCG: 29.261 E3:0.5 olduğu, 04/10/2019 tarihli USG incelemesinde küçük burun kemiği saptandığı ve tekrar Tıp Fakültesine yönlendirildiği, 04/10/2019 tarihi son adet tarihine göre 22 hafta 2 günlük olduğu, bu tarih itibarıyla gebeliği sonlandırma sınırları içerisinde olduğu, 11/12/2019 tarihinde perinatolojiye yönlendirildiği, 25/12/2019 tarihli perinatoloji muayenesinde nazal hipoplazi sebebi ile amniyosentez önerilen hastanın dış merkezde işlemi yaptırmadığının kayıtlı olduğu, umblikal arter dopplerde uzun kemikler beklenen gebelik haftasına göre 5 hafta kısa + artmış umblikal arter direnci toraks çapı: 271 mm (83 p) NST istendiği, fetal hareketlerin dikkatli takibi, 1 hafta sonra perinatoloji kontrolü önerildiği, 15/01/2020 tarihinde 37 hafta gebelik, eski C/S, oligohidramniyos, patolojik NST, patolojik doppler tanılarıyla acilen C/S abdominalis ve bilateral uterin arter ligasyonu yapıldığı, ...in 31/01/2020 rapor tarihli kromozom analizi (periferik kan) down sendromu ile uyumlu olduğu anlaşılmakla; kişinin gebelik başlangıcından doğuma kadar takiplerinin uygun aralıklarla yapıldığı, uygun ikili ve üçlü tarama  testlerin istendiği ve uygun sürede üst merkeze sevk edildiği, tarama testlerin sonucuna göre ve   küçük burun kemiği saptandığnda tıp fakültesine sevk edildiği fakat   amniyosentez testinin istendiğine dair dosyada bilgi veya belge bulunmadığı sevk edildiği merkezde amniyosentezin neden yapılmadığının tıbbi kayıtlardan anlaşılamadığı, kişinin amniyosentezi onayladığına veya reddettiğine dair herhangi bir imzalı belgenin veya onam formunun dava dosyasında bulunmadığı anlaşılmaktadır.   Bu durumda uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkiler, komplikasyonlar ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskler konusunda bilgilendirmenin , davalının sigortalısı olan hekim tarafından davacı annenin sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapıldığının, davacı anneyi bu şekilde aydınlatma yükümlülüğü bulunan hekimin, bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiğinin geçerli delillerle ispatlanamadığı, davalının sigortalısı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla teşhis ve tdavi hizmetini üstlenen sigortalı hekim, davacı çocuğun down sendromlu olarak doğmasından dolayı değil, bu kapsamda aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyerek doktor ve hekim arasında bulunan vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranışından dolayı sorumludur. Davacı tarafça somut olayda davalının sigortalısı hekimin kusuruna dayanılmamış olup, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi nedenine dayanılmıştır. Bu nedenle mahkememizce alınan hekimin kusurunun bulunmadığına ilişkin adli tıp kurumu raporuna itibar edilmemiştir.  Davalı sigorta şirketinin sigortalı  hekimin özen sorumluluğu nedeniyle davacının alınan maluliyet raporu ve aktüer raporu ile tespit edilen maddi taleplerinden sorumlu olduğu, manevi talepler yönünden sigorta teminatı kapsamı dışında kaldığı anlaşıldığından açılan davanın kısmen kabulüne, davacı küçük ... için 720.000,00 TL iş göremezlik-maddi tazminatın 22/04/2022 tarihinden itibaren işleyecek değişen  oranlarda davalıdan alınarak davacılara verilmesine, manevi tazminat taleplerinin reddine\" karar verilmiştir.İlk derece mahkemesinin 22.05.2024 tarihli ek kararı ile \"Davacılar vekilinin talebinin kabulüne, davacı küçük ... için 720.000,00 TL iş göremezlik-maddi tazminatın 22/04/2022 tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans  faizi ile davalıdan alınarak davacılara verilmesine şeklinde düzenlenmesine, ek kararının esas hakkında verilen  hükmün eki sayılmasına\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  öncelikle kararın kaldırılarak zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmesini talep ettiklerini, Yerel mahkemece alınan tüm raporlarda müvekkili şirket sigortalısı hekimlere atfı kabil herhangi bir kusur bulunmadığı sabit olduğu halde %100 kusur üzerinden tazminat hesaplanmasına itiraz ettiklerini, müvekkil şirketin doktorun \"sorumluluk sigortacısı\" olduğunu, ülkemizde artan malpraktis davalarının hekimlerin çalışmasını dahi imkansız kılacak hale gelmesi sonucu yapılan yasal düzenlemeler gereği; hekimin tıbbi uygulama hatası sonucu zarardan sorumlu tutulması; görevi ihmalde kasıt ve ceza soruşturması şartına bağlandığını, nitekim 27 Mayıs 2022 tarih ve 31848 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 12.05.2022 tarihinde kabul edilmiş 7406 nolu Kanun gereği huzurdaki davanın reddi gerektiğini, yine aynı kanuna dayalı olarak 15.06.2022 tarihinde 31867 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren \"Sağlık Meslek Mensuplarının Tıbbi İşlem ve Uygulamaları Nedeniyle Soruşturulmasına ve İdarece Ödenen Tazminatın Rücu edilmesine dair Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik\" incelendiğinde ancak kasten görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığı kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı ile sabit olursa hekimin tazminat sorumluluğu doğduğunu, bu yönetmelikte, ilgili hükümlerin gerek kamu, gerekse de özelde çalışan tüm hekimler yönünden uygulanacağının belirtildiğini, somut olayda hekim aleyhine açılmış bir soruşturma veya kovuşturma dosyası bulunmadığını, anılan yasal düzenlemeler gereği hekim hakkında kesinleşmiş ceza davası bulunmaksızın hekimin zararı tazmin yükümlülüğü meydana gelmeyeceğinden ve yasal düzenlemenin derdest davalar dahil uygulanması gerektiği hükme bağlandığından husumet itirazlarında bulunduklarını, sigortalı hekimin devlet hastanesi çalışanı olduğu gözetilerek; davanın husumet yönünden reddi gerektiğini; davacıların taleplerini idari yargı önünde Sağlık Bakanlığı'na yöneltmesi gerektiğini, her halükarda hekimin sorumlu tutulmadığı bir zarardan, sigorta şirketinin de sorumlu tutulamayacağı gözetilerek, davanın tarafları yönünden reddini talep etiklerini, down sendromunun niteliği; kaynağı; herhangi bir hekim müdahalesiyle illiyetinin bulunup bulunmadığı; herhangi bir tedavi veya uygulamanın davacı küçükte \"down sendromuna\" yol açıp açamayacağı gibi hususlarda alınmış bir rapor bulunmadığını, bu husustaki itirazlarının bilimsel gerekçeleriyle irdeleneceği bir bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etiklerini, diğer yandan hekimin hangi eyleminin davacıyı malul kıldığı, hekimin eylemleriyle kişinin malul kalması arasında illiyet olup olmadığının incelenmediğini, davacı küçüğün  tamamen sağlıklı bir şekilde dünyaya gelecekken, hekimin hangi eyleminin davacı küçüğü malul bıraktığının, böyle bir durumun mümkün olup olmadığının sorgulanması gerektiğini, hekimin müdahalesi ne yönde olursa olsun, davacı küçüğün down sendromlu doğacağının tartışmasız olduğunu,  zira günümüzde down sendromunun tedavisi bulunmadığını, bunun da davacı küçüğün maluliyet oranı ve bakıcı ihtiyacı ile hekimin müdahalesinin illiyet bağı bulunmadığı anlamına geldiğini, davacı küçük adına, \"hiç dünyaya gelmemiş olma\" ile \"down sendromlu doğum\" arasında , tam ve sağ doğmuş her birey cenin anından itibaren kişilik kazanacağından vazgeçilemez ve devredilemez yaşam hakkı aleyhine talepte bulunulması mümkün olmadığını, hekimin, ilk tazminat talep tarihinde poliçesinin hangi şirkette olduğunun yanı sıra,  olay tarihinde herhangi bir Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesinin bulunup bulunmadığının tespiti için TRAMER (SBM)'ye yazı yazılmasını talep ettiklerini beyanla yerel mahkeme kararının kaldırılmasını; davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, tıbbi kötü uygulama nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın sigorta poliçesi kapsamında tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulü ile davacı küçük yönünden maddi tazminatın davalıdan tahsiline, manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacı tarafça, gebelik takibini yapan doktor tarafından bilgilendirme ve aydınlatma yükümlülüklerini ihlal ettiği ve ileri tetkikleri önermediği iddiasıyla uğranılan zararın sigorta poliçesi kapsamında tazminine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. Davacı anne ...'ın Eskişehir Şehir Hastanesine ilk olarak 30/05/2019 tarihinde müracaat ettiği,14/06/2019 tarihindeki müracaatı üzerine 6+2 haftalık gebelik tanısı konularak doğuma kadar aylık takiplerinin bu hastanede doktor ... tarafından yapıldığı anlaşılmıştır. Davacı-küçük ..., Eskişehir Şehir Hastanesinde 15/01/2020 tarihinde olarak doğmuş ve kendisine daha sonra down sendromu teşhisi konmuştur. 1219 sayılı Tababet Ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un Ek Madde 12 ile Kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan veya mesleklerini serbest olarak icra eden tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlara, tıbbi kötü uygulama nedeniyle kendilerinden talep edilebilecek zararlar ile kendilerine yapılacak rüculara karşı sigorta yaptırma zorunluluğu getirilmiştir. Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın A.1. maddesi, \"Bu sigorta sözleşmesi, 1219 sayılı Kanunun Ek 12. maddesi çerçevesinde, serbest ya da kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların poliçe kapsamındaki mesleki faaliyeti ifa ederken, sözleşme tarihinden önceki on yıllık dönemdeki veya sözleşme süresi içinde mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zararlara bağlı olarak sözleşme süresi içinde kendisine yapılan tazminat taleplerine, bu taleple bağlantılı yargılama giderleri ile hükmolunacak faize ve sigortalı aleyhine ileri sürülen tazminat talebine ilişkin makul giderlere karşı poliçede belirlenen limitler dahilinde teminat sağlar.\" şeklindedir. Somut olayda doktor ...'a ilişkin olarak davalı tarafından 16/08/2019-16/08/2020 tarihleri arasında geçerli olmak üzere Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Poliçesi düzenlendiği anlaşılmıştır. Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın B.5. Maddesinde zarar görenin doğrudan dava hakkı düzenlenmiş olup, somut olayda davanın, davalı sigorta şirketine yöneltilmesinde usul ve yasaya aykırılık yoktur.Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları Ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi'nin 5. maddesinde, Tababet Ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 70. maddesinde, Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. Ve 18. maddelerinde tıbbi müdahalenin muhatabını aydınlatma (bilgilendirme) yükümlülüğü düzenlenmiştir. Hukukumuzda, bu yükümlülük aydınlatılmış onam olarak yerleşmiştir. Geçerli bir aydınlatılmış onamdan bahsedilebilmesi için bilgilendirmenin mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapılması gerekir. Burada tıbbi müdahalenin ne olduğu önem arz etmektedir. Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 4/g maddesinde, tıbbi müdahale; Tıp mesleğini icraya yetkili kişiler tarafından uygulanan, sağlığı koruma, hastalıkların teşhis ve tedavisi için ilgili meslekî yükümlülükler ve standartlara uygun olarak tıbbın sınırları içinde gerçekleştirilen fizikî ve ruhî girişimi, ifade eder şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, gebelik takibinin de tıbbi müdahale kapsamında bulunduğu açıktır. Bir hastalığa ilişkin risk durumun belirlenmesi ya da teşhisi için yapılması gereken testlere yönelik açıklamalar da aydınlatma kapsamında olup, hekimin bulunduğu yerde söz konusu testlerin yapılmıyor olması da bu hususlarda aydınlatma yükümlülüğünü kaldırır nitelikte değildir.Bilgilendirmenin yapılacağı kişi ise tıbbi müdahalenin muhatabı olan kişidir. Ancak, kendisi yerine bir başkasının bilgilendirilmesini talep etmesi halinde, bu talep kişinin imzası ile yazılı olarak kayıt altına alınmak kaydıyla sadece bilgilendirilmesi istenilen kişilere bilgi verilir. Gebelikte hem anne sağlığı hem de çocuğun sağlığı söz konusudur. Bu halde de bilgilendirmenin anneye yapılması gerekir. Bilgilendirmenin amacı, kişinin tıbbi müdahale ile ilgili olarak serbestçe karar almasını sağlamaktır. Bu nedenle, bir hastalığın tedavisinin mümkün olmamasının hekimin sağlığı koruma ve teşhise ilişkin aydıtlatma(bilgilendirme) yükümlülüğüne bir etkisi bulunmamaktadır. Bilgilendirme sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Bilgilendirmenin yapıldığını ispat yükü TMK'nın 24. maddesi uyarınca hekime ait olup, hekim tarafından aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği her türlü delille ispatlanabilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/1849 esas 2019/7606 karar sayılı ilamında; üçlü tarama testi sonucunda elde edilen düşük risk oranına rağmen bebeğin down sendromlu olma ihtimali bulunmakta olup, bebeğin down sendromlu olup olmadığının tespiti için kesin tanı yöntemlerine başvurulmasının gerektiği, ancak bu yöntemlerin de düşük gibi riskleri beraberinde getirdiği, bu durumda hekimin, üçlü tarama testi sonucunda elde edilen düşük risk oranına rağmen bebeğin down sendromlu olabileceğini ve kesin tanı için başvurulabilecek yöntemlerini, bu yöntemlerin risklerini usulünce anne-babaya açıklaması, onları aydınlatması gerektiği, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini ispat yükünün hekimde olduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda annenin düşük risk grubunda bulunması halinde dahi hekimin, yine de çocuğun down sendromlu olabileceğini ve kesin tanı için yapılması gerekenler ile bunların risklerini, anne babaya usulünce açıklayarak onları aydınlatması gerektiği kabul edilmelidir.2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'un “Gebeliğin sona erdirilmesi” başlıklı 5. maddesi; “Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir. Gebelik süresi, on haftadan fazla ise rahim ancak gebelik, annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde doğum ve kadın hastalıkları uzmanı ve ilgili daldan bir uzmanın objektif bulgulara dayanan gerekçeli raporları ile tahliye edilir” hükmünü haizdir. Yine Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’ün “On Haftayı Geçen Gebelikte Rahim Tahliyesi” başlıklı 5. maddesi; “Gebelik süresi on haftayı geçen kadınlarda, rahim tahliyesi yapılamaz. Bu durumdaki kadınlarda, ancak, Tüzük'e ekli (2) sayılı listede sayılan hastalıklardan birinin bulunması halinde ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından rahim tahliyesi yapılabilir. Hastalığın, kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla bu hastalığın ilişkin olduğu uzmanlık dalından bir hekimin birlikte hazırlayacakları, kesin klinik ve laboratuvar bulgulara dayanan, gerekçeli raporlarla saptanması zorunludur” şeklindedir. Anılan Tüzük’e ekli (2) sayılı listede “Down Sendromu”nun da bu kapsamda sayıldığı görülmektedir. Dolayısıyla down sendromu tespit edildikten sonra, bir kurul tarafından düzenlenecek rapor neticesinde, on haftadan sonra da gebelik sonlandırılabilmektedir. 2827 sayılı Kanunun 5/2. Maddesine göre yapılacak rahim tahliyesinde Kanunu 6. Maddesine göre gebe kadının iznine bağlıdır. Eğer hekim aydınlatma yükümlülüğüne aykırı davranmaz ve gerekli hususları kadına açıklar ise davacı ebeveynlerin Kanun tarafından tanınan bu hakkı kullanması mümkün olabilecektir. Yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında doktorun, down sendromu konusunda,  anne ve babayı bilgilendirme ve aydınlatma yükümlülüğü bulunmakta olup, 2827 sayılı Kanunun 5/2. Maddesine göre yapılacak rahim tahliyesi kadının iznine bağlı olduğundan doktorun, rahim tahliyesi gerektiren hususları açıklama ve aydınlatma yönünden de anneye karşı yükümlülüğü bulunmaktadır. Somut olayda, rahim tahliyesi konusunda bir hak ve imkanı bulunmayan çocuğa karşı aydınlatma yükümlülüğü bulunmayan doktor ...'ın , davacı küçük ... bakımından tıbbi kötü uygulaması bulunmamaktadır. Ayrıca  bebeğin down sendromlu olduğunun tespit edilemediği ve kürtaj hakkının engellendiği iddiası ile down sendromlu çocuk adına talepte bulunulması, özürlü doğmuş çocuğun, hekime karşı, neden kendisinin dünyaya gelmesine yol açtığı  ve henüz cenin olduğu dönemde yaşamını neden sona erdirmediği gibi bir iddia ile var olmama hakkının kabulü şeklinde hukuken korunamaz bir duruma yol açmaktadır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi  2021/1620 Esas  2022/7142 Karar-Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2024/1106 Esas ve  2024/9341 Karar sayılı kararı) Bu nedenlerle davacı küçük ... yönünden maddi  tazminat davasının reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır. Kaldırma sebebine göre davacılar vekilinin istinafa cevap dilekçesinde yer alan Türk Ticaret Kanunu'nun  1427/3.maddesi uyarınca geçici ödeme talebi yerinde görülmemiştir. HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, hükmün kesinleşen yönleri tekrar edilmek suretiyle yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 1-Davacı küçük ... yönünden maddi tazminat isteminin REDDİNE, 2-Davacıların manevi tazminat taleplerinin REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 2.733,40 TL harcın mahsubu ile fazlaya dair 2.118 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara  iadesine, 4-Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(11) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320 TL arabuluculuk ücretinin davacılardan  tahsili ile Hazineye Gelir Kaydına, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama masraflarının kendi üzerinde bırakılmasına, 6-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden ret edilen maddi tazminat yönünden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. deki esaslara göre belirlenen 30.000 TL vekalet ücretinin  davacılardan alınarak davalıya verilmesine, 7-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden ret edilen manevi tazminat yönünden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. deki esaslara göre belirlenen 17.900 TL vekalet ücretinin  davacılardan alınarak davalıya  ödenmesine, 8-Dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının HMK'nın 333.maddesi ve Gider Avansı Tarifesi'nin 5.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde  yatıran tarafa iadesine,9-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak; a-Davalı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,b-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 1.169,40 TL, posta ve tebligat gideri 330,00 TL olmak üzere toplam 1.499,4‬0 TL yargılama masrafının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,10-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 10/07/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"97e895cc81e9e1ba","SID":"c62baa844e7a7b5b"}}