{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/2090 Esas<br>KARAR NO:2025/832 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2016/112 Esas - 2022/225 Karar <br>TARİH:16/03/2022<br>DAVA:Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (İtrazın İptali) <br>KARAR TARİHİ:15/05/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili banka ile dava dışı ... Şti. Firması arasında kredi sözleşmesi imzalandığını, davalının kredi sözleşmesini müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, borçluların sözleşme koşullarına uymaması üzerine noterlik aracılığıyla ihtarname gönderildiğini, ihtarname tebliğ edilmiş olmasına rağmen kredi borcunun ödenmediğini, bunun üzerine icra takibi başlatıldığını, davalının borcun tamamına, faiz ve ferilerine itiraz ettiğini belirterek davanın kabulü ile takibe yapılan itirazın iptaline, davalının %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; borca ve davaya dayanak yapılan kredi sözleşmesinde müvekkilinin imzasının bulunmadığını, takibin yetkisiz icra dairesinde başlatıldığını, asıl borçlu şirket tarafından yapılan ödemenin borçtan mahsup edilmediğini belirterek davanın reddine, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 16/03/2022 tarih ve 2016/112 Esas - 2022/225 Karar sayılı kararında; \"Dosya kapsamında; davacı banka ile dava dışı Yunuspet şirketi arasında iki adet genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davalının yalnızca 04/07/2012 tarihli 250.000,00-TL limitli kredi sözleşmesinde müteselsil kefil olarak yer aldığı, 2015 tarihli ...' de imzasının bulunmadığı, dava dışı şirkete ise  10/08/2015 tarihinde 105.000,00-TL İskonto Kredisi ve 17/09/2015 tarihinde 30.000,00-TL İskonto Kredisi kullandırıldığı, söz konusu kredilerin 2015 tarihli ... kapsamında kullandırıldığı, davalının TBK 583.maddesi uyarınca geçerli bir kefaletininbulunmadığı, davacı bankanın kredi alacağının tahsili için davalıya müteselsil kefil sıfatıyla başvurarak, talepte bulunamayacağı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir.Davalı tarafça kötü niyet tazminatı talebinde bulunulmuş ise de davacı bankanın açıkça kötü niyetle takip başlattığı davacı tarafça ispatlanamadığından tazminat talebinin de reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\"gerekçesi ile,'' 1-Davanın REDDİNE,2-Şartları oluşmadığından davalının kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme kararının; hukuka ve hakkaniyete aykırı olup, güncel Yargıtay içtihatlarına da uygun olmadığını,   Dava dışı borçlu şirket ile davacı müvekkili banka arasında aktedilen, davalının da kefil sıfatıyla imzası bulunduğu 04/07/2012 tarihli genel kredi sözleşmesinin; münferit tek bir kredinin kullanılması amacıyla düzenlenmiş bir kredi sözleşmesi olmadığını; anılan kredi sözleşmesi kapsamında kullanılan kredi hesabının cari hesap şeklinde işlediğini ve kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihten beri dava dışı borçlu şirketin 32 kez kredi kullandığını ve geri ödemek suretiyle kredi borcunu sona erdirdiğini; yani davalının kefil olarak imzasının bulunduğu kredi sözleşmesinin belirsiz süreli ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere çerçeve niteliğinde bir sözleşme olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/2914 Esas 2020/5795 Karar sayılı 10.12.2020 tarihli içtihadında belirtildiği üzere çerçeve sözleşmenin, cari hesap şeklinde işleyen kredi sözleşmesi olduğunu, cari hesap şeklinde işleyen genel kredi sözleşmelerinde ödeme nedeniyle borcun herhangi bir tarihte sıfırlanmış olmasının taraflarca aksi kararlaştırılmış olmadıkça çerçeve sözleşmesi niteliğindeki genel kredi sözleşmesini ve bu sözleşmede imzası bulunan kefilin sorumluluğunu sona erdirmediğini, borcun herhangi bir tarihte sıfırlanmasının kefillerin sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını,26/05/2015 tarihli yeni genel kredi sözleşmesinin imzalanmasından sonra da; 04.07.2012 tarihli genel kredi sözleşmesinin düzenlendiği tarihten itibaren aynı şekilde, cari hesap şeklinde işleyen aynı kredi hesabı üzerinden aynı türde ve usülde krediler kullanılıp kapatılmaya devam edildiğini; her iki kredi sözleşmesi arasında ilk kredi ilişkisinin son bulduğunu ve yeni bir sözleşme ile yeni bir kredi ilişkisinin kurulduğunu gösterir hiç bir safha yer almadığını; bu minvalde; davalının kefaletinin olduğu önceki tarihli kredi sözleşmesinin sona erdiğini ispat edecek, Yargıtay kararında ifade edildiği gibi karşılıklı taraflar arasında herhangi bir irade beyanı, davalıya ait kefaletin son bulması yönünde müvekkil bankaya sunulmuş bir talep veya beyan yada yeni sözleşmenin imzalanması halinde önceki tarihli sözleşmenin kendiliğinden infisah olacağına ilişkin kredi sözleşmesinde mevcut herhangi bir madde, ibare vb. bulunmadığını;  önceki tarihli genel kredi sözleşmesinin sona erdiğini gösterir hiç bir delil, belge, bilgi veya emare mevcut olmadığını, hatta aksine; ikinci kredi sözleşmesinin aktedilmesinin nihai amacının, ilk kredi sözleşmesinde yazılı olan kredi limitini arttırmaktan ibaret olduğu hususunun dosyada mevcut kredi hareketlerini gösterir evraktan anlaşılmakta olduğunu; anılan evrak incelendiğinde; bahse konu ilk kredi sözleşmesi kapsamında çekildiğini ve henüz geri ödenmemiş krediler mevcutken yani bu sözleşme kapsamında kredi ilişkisi hali hazırda zaten devam etmekteyken,  işbu kredi sözleşmesinde yazılı olan 250.000-TL. tutarlı limitin dolması nedeniyle sırf bu limiti 750.000-TL kadar arttırmak yani toplam kredi  limitini 1.000.000-TL.' na çıkarmak amacıyla yeni bir kredi sözleşmesi imzalandığı ve işbu yeni kredi sözleşmesinin imzalandığı gün 300.000-TL tutarında daha kredi kullanıldığının görülmekte olduğunu, dolayısıyla bu fiili durum karşısında her iki kredi sözleşmesinin de belirsiz süreli çerçeve sözleşme niteliğinde olduğu hususu da dikkate alındığında, yerel mahkemenin; kredi taraflarının  04/07/2012 tarihli genel kredi sözleşmesini sona erdirdikleri, sonrasında yeni kredi sözleşmesi ile yeni bir kredi ilişkisinin yaratıldığı ve netice itibariyle sonraki kredilerin sadece bu yeni sözleşme kapsamında kullanıldığı yönündeki tespiti son derece zorlama, mesnetsiz ve farazi bir tespit olarak kaldığını çünkü tarafların ilk kredi sözleşmesini sona erdirmek yönünde bir iradeleri hiç bir zaman söz konusu olmamadığını, olduğuna ilişkin dosya kapsamında herhangi bir delil, belge, bilgi veya emare dahi bulunmadığını,Hükme esas alınan bilirkişi raporunda sunulan Yargıtay kararlarında da kullandırılan kredinin geri ödenerek sona ermesi yani bu anlamda kredi ilişkisinin son bulmasından sonra yeni kredi sözleşmesinin imzalanması ve böylece eskisinden bağımsız yeni bir kredi ilişkisinin oluşturulmasından bahsedilmekte olduğunu,  bilirkişi raporunda emsal olarak yer alan Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 14.03.2002 Tarih 2001/5542 Esas 2002/1775 Karar Sayılı içtihadı incelendiğinde; 1995 tarihli kredi sözleşmesinin kefili olan davalının bu kredi sözleşmesine istinaden kullandırılan kredinin tamamen sona erdirildiğini savunduğunun belirtildiğini ve 1995 tarihli kredi sözleşmesi ile ilgili borç sona ermişse ve borçluya yeni kredi sözleşmeleri ile başka krediler kullandırılmışsa davalı (kefil)in sonraki kredi sözleşmelerinden doğan borçtan sorumlu tutulamayacağının ifade edildiğini,  ancak bu Yargıtay içtihadında bahsedilen kredi sözleşmeleri, davadaki kredi sözleşmelerinden farklı olarak ödemeyle sona erecek nitelikte münferit bir krediye özgülenmiş kredi sözleşmelerinden olduğunu; dava konusu kredi sözleşmeleri ise çerçeve niteliğinde sözleşmeler olduğundan ve kredi hesabı cari hesap şeklinde işlediğinden yani sözleşmeler münferit bir krediye özgü olmadıkları için kredi borcunun sona ermesi kredi sözleşmesinin son bulması anlamına gelmediğini, bilirkişi raporunda emsal olarak sunulan diğer Yargıtay içtihadı olan; Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 01.02.2016 tarih 2015/14973 Esas 2016/1227 Karar sayılı içtihadında ise ; dava konusu alacağın hangi sözleşmeden kaynaklandığının belirlenmesi gerektiğinin açıklandığını,ancak böyle bir belirleme yapılabilmesi için her kullanılan kredinin birbirinden bağımsız olması ve her biri için ayrı kredi sözleşmesi düzenlenmiş olması gerektiğini; yani mevcut kredi sözleşmelerinin belirsiz süreli çerçeve sözleşme olması halinde böyle bir belirlemenin hukuken ve fiilen mümkün olamayacağının izahtan vareste olduğunu, o halde; hükme esas alınan bilirkişi raporunun dayandığı yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına örnek olarak gösterilen Yargıtay kararlarının işbu dava konusuyla benzerlik göstermediğini; içtihatlardaki ihtilaf konusu kredi sözleşmelerinin çerçeve niteliğindeki sözleşmelerden ziyade münferit krediler için düzenlenmiş sözleşmelere ilişkin olabileceğinin anlaşılmakta olduğunu, İşbu dava konusuyla birebir örtüşen Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2009/6402 ESAS 2010/5283 karar sayılı  29.04.2010 tarihli içtihadında ise; dava dışı borçlu şirketin ortaklığından ayrılan davacının, kefil olduğu sözleşme kapsamında kullanılan kredinin geri ödenerek son bulduğu, dava dışı borçlu şirket ile banka arasında yeni kredi sözleşmesi yapıldığı ve bu yeni sözleşmede davacının imzası bulunmadığından, davacının davalı bankadan borçlu olmadığının tespiti için menfi tespit davası açtığı; davalı bankanın bu menfi tespit davasında, davacının kefil olduğu kredi sözleşmesinin cari hesap şeklinde devam ettiğini, bu sebeple de davacının sorumluluğunun devam ettiğini öne sürerek davanın reddi gerektiğini savunduğu; mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacının kefil olduğu sözleşmenin belirsiz süreli çerçeve sözleşmesi niteliğinde olduğu, ancak sözleşmenin 50.000.00 YTL limitli olarak imzalandığı ve kural olarak kefilin sorumluluğunun da bu miktarla sınırlı olduğu sonucuna ulaşılarak kısmi kabul kararı verildiği, Yargıtay 19. Hukuk dairesi tarafından da bu yerel mahkeme kararının onandığı görüldüğünü, <br>Yerel mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporunda her ne kadar dava konusu kredi sözleşmelerinin çerçeve niteliğinde sözleşmeler olduğu tespit edilmişse de; hem bilirkişi raporunda hem de yerel mahkeme kararında bu tür çerçeve niteliğindeki kredi sözleşmelerinin hukuki sonuçlarının gözardı edildiğini; talihsiz bir  değerlendirme ile münferit tek bir kredi için düzenlenmiş kredi sözleşmeleri hakkındaki Yargıtay içtihatları dayanak alınmak suretiyle hukuka, hakkaniyete ve güncel Yargıtay içtihatlarına aykırı olarak itirazın iptali davasının reddine karar verildiğini, <br>İleri sürerek, arz edilen ve mahkemece re’sen tespit edilecek nedenlerle; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, tehiri icra taleplerinin kabulüne, yargılama ve istinaf giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; genel kredi ve kefalet sözleşmesinden doğan kredi alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.Mahkemece taraf delilleri eksiksiz toplanmış, icra dosyası, genel kredi sözleşmeleri, kefalet sözleşmesi, hesap özeti, takibe konu kredilerin kullandırımına ilişkin belgeler kat ihtarı ve tebliğ şerhleri celbedilerek davacı banka kayıtları ile dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak kök ve ek rapor alınmış, akabinde tahkikat bitirilmiş ve yukarıda yazılı gerekçe ile istinafa konu karar verilmiştir.Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebebi; dava dışı ... Şirketi ile davacı arasında 04/07/2012 tarihli 250.000,00-TL limitli, 26/05/2015 tarihli 750.000,00-TL limitli 2 adet  genel kredi sözleşmesi bulunduğu, davalının 04/07/2012 tarihli sözleşmeye kefil olduğu, her iki genel kredi sözleşmesinin çerçeve niteliğinde sözleşmeler oldukları ve takip dayanağı kredilerin kullandırıldığı tarihte devam ettikleri, mahkemenin takip dayanağı kredilerin davalının kefil olmadığı 26/05/2015 tarihli sözleşme kapsamında kullandırıldığından bahisle davanın reddine karar vermesinin hatalı olduğu yönündedir.Dosya içeriği delil ve belgelere göre; davacı banka ile dava dışı kredi lehdarı .... Şti. arasında  04/07/2012 tarihli 250.000,00-TL limitli, 26/05/2015 tarihli 750.000,00-TL limitli 2 adet  genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davalı ...'ün bu sözleşmelerden yalnızca 04/07/2012 tarihli sözleşmede kefil sıfatıyla imzasının bulunduğu, davacının kredi lehdarı şirkete  10/08/2015 tarihinde 105.000,00-TL iskonto kredisi ve 17/09/2015 tarihinde 30.000,00-TL spot kredi kullandırmış olduğu, kat ihtarına konu ve takip dayanağı kredilerin de bu krediler oldukları, her iki kredinin 26/05/2015 tarihli genel kredi sözleşmesinin imzalanmasından sonra kullandırılmış olmaları ve  bu kredilerin 04/07/2012 tarihli genel kredi sözleşmesi limiti dahilinde kullandırıldığını ispat yükü üzerinde olan davacının, bu hususta delil sunamamış olması karşısında, mahkemece anılan kredilerin kullandırım tarihleri itibariyle 26/05/2015 tarihli ve davalının kefili olmadığı genel kredi sözleşmesine istinaden kullandırıldıkları yönündeki kabulünde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır( benzer mahiyette bkz. Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2025/145 esas,  2025/482 karar sayılı,  04/02/2025  tarihli ilamı) Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesinin davanın reddine yönelik hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacı yanın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 15/05/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"086c0d809daffeff","SID":"606f0bf423003318"}}