{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>16. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2024/502 Esas<br>KARAR NO: 2025/992 Karar<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 19/10/2023<br>NUMARASI: 2023/29 E. -  2023/249 K.<br>DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 14/07/2025<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;<br>G E R E Ğ İ  D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin tanınmış \"...\" markalarının gerçek hak sahibi olduğunu, markanın 2003 yılında yaratıldığını, WIPO nezdinde 3-5-9-35. sınıflarda yaklaşık 32 ülkede tescilli olduğunu, www...com ve www.... alan adlarının 20.09.1998 ve 19.05.2003 tarihlerinde tescil edildiğini, sosyal medya hesaplarının aktif olarak kullanıldığını ve takip edildiğini,  resmi Youtube hesabına 10 yıl öncesinde yüklenen videoların binlerce kişi tarafından izlenmiş olduğunu, müvekkiline ait bu markaları kendi adına alan adı ve marka olarak tescil ettiren davalıların müvekkilinin eski distribütörü olduklarını, 17/03/2017 tarihli ön mutabakat ve 01/03/2018 tarihli Distribütörlük Sözleşmesi ile davalıların yetkilendirildiğini, tüm bu mutabakat ve sözleşmedeki hükümlere rağmen davalıların, \"...” ve \"...” esas unsurlu markaları haksız ve kötüniyetli olarak tescil ettirdikleri ve alan adı tescillerini aldıklarını ve bu durumun müvekkilinin haklarına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunu iddia ederek, davalıların fiillerinin müvekkilinin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabete yol açtığının tespitine, durdurulmasına, men'ine, önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, davalıların www...com.tr uzantılı internet sitesindeki, https://www.facebook.com/... uzantılı Facebook hesabındaki ve sair online platformlardaki \"...\" ve \"...\" esas unsurlu markalarının kullanıldığı tüm sayfalara erişimin engellenmesine ve www.kmax.com.tr alan adının gerçek hak sahibi olan davacıya devrine/devir talebinin yerinde görülmemesi durumunda iptali ile sicilden terkinine, davalı ...'nin TPMK nezdindeki kötü niyet mahsulü ..., ..., ... ve ... sayılı marka tescillerinin gerçek hak sahibi olan davacıya devrine/devir talebinin yerinde görülmemesi durumunda hükümsüzlüğü ile sicilinden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde; müvekkiline yapılan polis operasyonu neticesinde 6758 sayılı Kanun'un 19/2. maddesi hükmü uyarınca ve CMK'nın 133. maddesi gereğince İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesinin, 07/06/2018 tarihli, 2018/2802 D. İş sayılı kararı ile şirkete el konulduğunu, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (Fon) kayyum olarak atandığını ve şirketin  TMSF yönetimine  geçtiğini, Fon Kurulunun 27.09.2018 tarihli ve 2018/494 sayılı kararıyla yeni Müdürler Kurulu/Yönetim Kurulu heyeti atanarak göreve başlandığını, şirketin tüzel kişiliği halen devam etmekte ise de, yönetiminin TMSF'ye ait olduğunu, kayyum atama kararı neticesinde kayyumların şirket adresine giderek demirbaş ve evrak tespiti yaptıklarını, ancak şirkette yapılan sayımda herhangi bir evrakın şirket merkezinde olmadığının tespit edildiğini, işbu sebeple davacı tarafın iddia etmiş olduğu taraflar arasında imzalanmış olan 07/03/2017 tarihli ön mutabakat ve 01/03/2018 tarihli distribütörlük sözleşmesinin incelenemediğini ve davacı tarafça dosyaya sunulmadığını, sözleşme incelenemeden taraflar arasındaki anlaşma hükümlerinin de davalı tarafından bilinmediğini, distribütörlük sözleşmesinin genel olarak taraflar arasında imzalanan sözleşmede yer alan ürünleri sağlayıcıdan alıp kendi müşterilerine satmaktan ibaret olduğunu, sözleşmenin en önemli özelliğinin ise süreklilik arzetmesi olduğunu, distribütörün sağlayıcıdan bağımsız olarak kendi ad ve hesabına hareket edebilme yetkisi olması, distribütörün sürümü artırmaya yönelik faaliyette bulunma yükümlülüğünün olması ve distribütörün görevinin anlaşma konusu ürünü sağlayıcıdan bağımsız olarak kendi ad ve hesabına satışını yapmak olduğunu,  sözleşmenin davalıya böyle bir yetki vermiş iken müvekkilinin görevini yerine getirdiği için davacı tarafından kötü niyetli olarak addedildiğini, \"...\", \"...\", \"...\", www...com.tr markaların tescillerinin 02/05/2017 tarihinde yapıldığının öğrenildiğini, marka tescillerinin taraflar arasında imzalanan ön mutabakatın hemen sonrasında, distribütörlük sözleşmesinden önce yapıldığını, davaya konu marka tescil edildikten sonra, davacının bu tescili bilerek davalı şirketle distribütörlük sözleşmesi imzaladığını, bu husus da davacının bu tescilleri bildiğini ve zımni rızasının olduğunu açıkça gösterdiğini, ancak müvekkiline polis baskını yapılması ve kayyum atanması  nedeniyle davalı kötü niyetli olarak iş bu davayı açtığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili Dairemizin kaldırma kararından sonra sunduğu cevap dilekçesinde özetle; Distribütörlük sözleşmelerinin süreklilik arz eden, distiribütörün sağlayıcıdan bağımsız olarak kendi ad ve hesabına hareket edebilme yetkisi içeren, distribütörün sürümü artırmaya yönelik faaliyette bulunma yükümlülüğünün olduğu, sui generis yapılı bir sözleşme türü olduğunu, davacının ürünlerinin Türkiye Piyasasında tanıtılmak ve pazarlanmak üzere ...'ın sahibi ... ile görüşülerek, onun bilgisi dahilinde pazarlanmaya başlandığını, davalıların çabasıyla ... markasının piyasada yer edindiğini, “...com.tr” adresinin de o tarihteki ...'ın eski yöneticilerinin ve sahibinin bilgisi dahilinde kurulduğunu, ...’ın internet satışı üzerinden e-ticaret yaptığını, sözkonusu ilaçların eczanelere dağıtılması gibi bir durumun fiziken mümkün olmadığını, işbu sebep internet sitesi kurularak distribütörlük sözleşmesine istinaden söz konusu siteden satışların gerçekleştirildiğini, bu internet sitesinin kurulmasından işletilmesine kadar tüm sürecin davacı tarafın bilgisi dahilinde gerçekleştiğini, davalıların kötü niyetli olmadıklarını, ... adına yapılan tüm işlemlerde, şirketin sahibi ...'nun ve ilk sözleşmeden sonra ikinci görüşmede olan italyan şirketin yönetici ...'nun bilgisinin ve rızasının bulunduğunu, ekte sundukları görsellerde ... ve ... şirketi tarafından müvekkiline internet sitesinde kullanılması için görseller gönderildiğini, internet sitesinin kurulum aşamasında ve sonrasında ...'nın o zaman reklam ajansı ve grafik tasarımlarını yapan firma olan https://www...com, sitede hangi görsellerin kullanılacağı, hangi bilgilerin işleneceğini, hangi font ve kampanyaların vurgulanacağını ... ile paylaştığını, söz konusu paylaşımların internet sitesinde kullanıldığını, iki tarafında; ... firma ...com.tr sitesini devir aldıkları takdirde ... ve ... tarafından ...com.tr ye yapılan masraflar ve ülkede yapılan tanıtım masrafları, temsilcilik eğer ilerde başka bir firmaya devredilirse veya kendileri Türkiye'ye gelirler ise ...tr’ye emeklerinin ve oluşan değerin korunması için karşılıklı anlaşma ile belirlenecek miktarın taraflarına ödeneceği ve tarafların buna itiraz etmeyeceği konusunda sözleşmeye göre mutabık kaldıklarını, davacı tarafın marka üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu ve tanınmış marka olduğunu ispatlayamadığını,  taraflar arasında bir distribütörlük ilişkisi bulunduğunu, Müvekkilinin o zaman yönetmekte olduğu firma ile davacı firma arasındaki bu anlaşmaya göre davacı tarafın markasını içeren ürünlerini Türkiye sınırları içerisinde satmak, markasının ülke çapında tanıtmak ve markayı korumakla yetkili olduğunu, Müvekkilinin işletmekte olduğu firma ile davacı tarafın markasını ülke çapında tanınmasını sağladığını, bu işlemleri de yaparken tamamen davacı tarafın bildiği ve isteği üzerine marka tescilini Türkiye'de kendi adına yaptırdığını, bu durumun müvekkilinin kötü niyetli olduğunu asla göstermediğini, kaldı ki com.tr uzantılı alan adı almak için marka tescilinin yasal zorunluluk olduğunu, bunların hepsinin ... ve ... ile istişare edilerek yapıldığını,  dosyaya sunulan deliller incelendiğinde taraflar arasındaki sözleşme sona ermeden davacı tarafça dava açılmasının da davacı tarafın ayrıca kötü niyetli olduğunu gösterdiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>MAHKEME KARARI:  Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 12/11/2020  tarihli 2019/286 E. - 2020/309 K. sayılı kararıyla; \"...Tüm dosya kapsamı deliller ve bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde, davacının dava konusu markaları tescil başvuru tarihi olan 02.05.2017 tarih ve daha eskiye dayalı markasal nitelikte kullanımının olduğu, markaların 32 ülkede tescilli olup, aynı ibareli alan adlarının da 1998 yılından beri tescilli olduğu dolayısıyla dava konusu marka ve alan adının gerçek sahibinin davacı şirket olduğu, davacı şirket ile davalı gerçek kişinin ortağı ve yetkilisi olduğu, davalı şirket arasında 17.03.2017 tarihinde ön mutabakat ve 01.03.2018 tarihinde distribütörlük sözleşmesi imzaladıkları, bu hali ile taraflar arasında bir temsilcilik ilişkisinin mevcut olduğu, bu sözleşmelerde davalı tarafın kendi adına marka tescil işlemi yapamayacağı düzenlendiği,  buna rağmen davalı gerçek kişinin dava konusu markaları davacının izni olmadan kötü  niyetli olarak kendi adına tescil ettirdiği ve SMK 6/2 maddesi uyarınca hükümsüzlüğe ilişkin şartların mevcut olup aynı zamanda SMK 10. Maddesi uyarınca markaların davacıya devrinin de mümkün olduğu, davacının önceye dayalı kullanımı ve gerçek hak sahipliği dikkate alındığında, davalı kullanımının aynı zamanda davacının marka haklarına tecavüzü ile haksız rekabet teşkil ettiği sonucuna ulaşıldığı...davacının davasının kabulüne, davalıların davacının hak sahibi olduğu \"...\" esas unsurlu markaları izinsiz olarak kullanıp marka ve alan adı olarak tescil ettirip, ticari faaliyette kullanmaları şeklindeki eylemlerini marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, durdurulmasına, men'ine , önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, davalı ... adına olan ..., ..., ... ve ... marka tescillerinin davacı şirket adına devrine karar vermek gerekmiştir. Yüksek Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 30.04.2019 tarih ve 2018/1275 esas- 2019/3298 karar sayılı ilamında belirtildiği üzere Türk Hukukunda, alan adlarının haksız olarak tescili halinde gerçek hak sahibine devrine ilişkin bir düzenleme olmaması karşısında davalı taraf adına olan www...com.tr alan adının iptaline karar verilmesi gerektiği\" gerekçesiyle; \"...Davacının davasının KABULÜNE, davalıların davacının hak sahibi olduğu \"...\" esas unsurlu markaları izinsiz olarak kullanıp marka ve alan adı olarak tescil ettirip, ticari faaliyette kullanmaları şeklindeki eylemlerini marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, durdurulmasına, men'ine , önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, bu cümleden olmak üzere \"...\" ve \"... unsurlu markaları tek başına yahut tali unsurları ile birlikte marka, alan adı, ticaret unvanı ve sair her ne nam adı altında olursa olsun iş yerlerinde veya herhangi bir fiziki veya onlıne mecrada kullanmalarının, bu markaları taşıyan ürün üretilmesinin, bulundurulmasının, satılmasının, satışa arz edilmesinin, depolanmasının, ithal veya ihraç edilmesinin, internet üzerinde veya sair mecralarda tanıtmasının, herhangi bir şekilde ticari faaliyete konu edilmesinin, durdurulmasının , önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, Davalıların www...com.tr. Uzantılı internet sitesindeki yine kmax Türkiye uzantlı  facebook hesabındaki ve sair onlıne platformadaki \"...\" ve \"...\" esas unsurlu markaların kullanıldığı tüm sayfaların erişiminin engellenmesine, Davalı taraf adına olan www...com.tr alan adının iptaline, Davalı ... adına olan ..., ..., ... ve ... marka tescillerinin davacı şirket adına devrine...\" karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf isteminde bulunmuştur.<br>İSTİNAF KARARI: Dairemizin 26/12/2022 tarihli  2021/276 E. - 2022/2215 K.sayılı kararıyla; \"...Dosyanın incelenmesinde, davalılardan ...'nin dava dilekçesinde yer alan \"... Mah. ... Cad. ... Küçükçekmece/İstanbul\" adresine tebligat çıkartıldığı, adresten taşındığının anlaşılması üzerine, tebligatın bila tebliğ iade edildiği, sonraki tebligatların Tebligat Kanunu 35. Maddeye göre tebligat yapıldığı anlaşılmıştır. Tebligat Kanunu'nun bilinen adrese tebligatı düzenleyen 10. maddesinin 1. fıkrasına göre; tebligat, muhatabın bilinen en son adresinde yapılır. Tebligat Kanunu’nun 10. maddesine 19.01.2011 tarihli ve 6099 sayılı Kanun ile eklenen 2. fıkrası “…Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat bu adrese yapılır…” şeklindedir.  Yönetmeliğin 16. maddesinin 2. fıkrası \"…Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır, ayrıca başkaca adres araştırması yapılmaz. Yönetmeliğin 79. maddenin ikinci fıkrasına göre renkli bastırılan tebligat zarfında, adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresi olduğu belirtilerek bu adrese tebligat yapılacağına dair meşruhata yer verilir…\" hükmünü içermektedir. Davalıya tebligat yapılan adresin, davalı tarafça TPMK'ya bildirilen adres olduğu anlaşılıyorsa da, davalıya bu adreste daha evvel  usulüne uygun bir tebligat yapılamadığı gibi, UYAP mernis sisteminden çıkartılan kayıtlardan, davalının esasen tebliğe elverişli bir mernis adresi bulunduğu, tebliğe elverişli mernis adresi varken gerçek kişinin TPMK'ya bildirdiği adrese  Tebligat Kanunu 35. maddeye göre tebligat çıkarılmasının da usul ve yasaya uygun olmadığı, davalıya dava dilekçesinin tebliği usulsüz olduğu ve kamu düzeniyle ilgili bu hususun resen dikkate alınması gerektiği kanaatine varılmış, mahkemece davalının mevcut mernis adresine Tebligat Kanununun 10/2 ve 21/2. maddelerine uygun olarak dava dilekçesi, ön inceleme duruşması ve tahkikat duruşma günü tebliğ edilerek taraf teşkili sağlandıktan sonra yargılamaya devam edilip hüküm kurulması gerekirken, bu işlemler yapılmaksızın şartları oluşmadan Tebligat Kanunu 35. maddesi uyarınca tebligat yapılması ve davalıya usulüne uygun tebligat yapılmadan yokluğunda hüküm tesis edilmesi, mahkemenin kabulüne göre de taraflar arasında distribütörlük ilişkisi bulunduğu davacı tarafça ileri sürülmekle, bu sözleşmenin sona erip ermediğinin, sona ermişse tarihinin taraflara açıklattırılmaksızın eksik inceleme ile karar verilmesi  nedeniyle,  davalı  vekilinin sair istinaf sebepleri bu aşamada incelenmeksizin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının  kaldırılmasına, Dairemizin kararında işaret edilen hususlarda yargılamaya devam edilmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine...\" karar verilmiştir.<br>İSTİNAF KALDIRMA KARARI SONRASI MAHKEME KARARI: Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 19/10/2023  tarihli 2023/29 E. - 2023/249 K. sayılı kararıyla; \"....Dosya kapsamı  deliller, bilirkişi rapor ve ek raporu , Bölge Adliye Mahkemesi kararı birlikte değerlendirildiğinde; davacının dava konusu markaları tescil başvuru tarihi olan 02.05.2017 tarih ve daha eskiye dayalı markasal nitelikte Türkiye'de  kullanımının olduğu, markaların 32 ülkede tescilli olup, aynı ibareli alan adlarının da 1998 yılından beri tescilli olduğu dolayısıyla dava konusu marka ve alan adının gerçek sahibinin davacı şirket olduğu, davacı şirket ile davalı gerçek kişinin ortağı ve yetkilisi olduğu, davalı şirket arasında 17.03.2017 tarihinde ön mutabakat ve 01.03.2018 tarihinde distribütörlük sözleşmesi imzaladıkları, bu hali ile taraflar arasında bir temsilcilik ilişkisinin mevcut olduğu, bu sözleşmelerde davalı tarafın kendi adına marka tescil işlemi yapamayacağı, sözleşmenin ikinci maddesinde davalıya tescil için bir izin vermediği, aksine davacının açık yazılı izni olmadan markayı kullanmayacağının taahhüt edildiği ve bunun internet üzerindeki kullanımları da kapsadığı, buna rağmen davalı gerçek kişinin sözleşmeye aykırı olarak  dava konusu markaları davacının izni olmadan kötü  niyetli olarak kendi adına tescil ettirdiği ve SMK 6/2 maddesi uyarınca hükümsüzlüğe ilişkin şartların mevcut olup aynı zamanda SMK 10. Maddesi uyarınca markaların davacıya devrinin de mümkün olduğu anlaşılmıştır. Davacının önceye dayalı kullanımı ve gerçek hak sahipliği dikkate alındığında, davalı kullanımının aynı zamanda davacının marka haklarına tecavüzü ile haksız rekabet teşkil ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu itibarla davacının davasının kabulüne, davalıların davacının hak sahibi olduğu \"...\" esas unsurlu markaları izinsiz olarak kullanıp marka ve alan adı olarak tescil ettirip, ticari faaliyette kullanmaları şeklindeki eylemlerini marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, durdurulmasına, men'ine , önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, davalı ... adına olan ..., ..., ... ve ... marka tescillerinin davacı şirket adına devrine karar vermek gerekmiştir. Yüksek Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 30.04.2019 tarih ve 2018/1275 esas- 2019/3298 karar sayılı ilamında belirtildiği üzere Türk Hukukunda, alan adlarının haksız olarak tescili halinde gerçek hak sahibine devrine ilişkin bir düzenleme olmaması karşısında davalı taraf adına olan www...com.tr alan adının iptaline karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının davasının KABULÜNE, davalıların davacının hak sahibi olduğu \"...\" esas unsurlu markaları izinsiz olarak kullanıp marka ve alan adı olarak tescil ettirip, ticari faaliyette kullanmaları şeklindeki eylemlerini marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, durdurulmasına, men'ine , önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, bu cümleden olmak üzere \"...\" ve \"...\" esas unsurlu markaları tek başına yahut tali unsurları ile birlikte marka, alan adı, ticaret unvanı ve sair her ne nam adı altında olursa olsun iş yerlerinde veya herhangi bir fiziki veya onlıne mecrada kullanmalarının, bu markaları taşıyan ürün üretilmesinin, bulundurulmasının, satılmasının, satışa arz edilmesinin, depolanmasının, ithal veya ihraç edilmesinin, internet üzerinde veya sair mecralarda tanıtmasının, herhangi bir şekilde ticari faaliyete konu edilmesinin, durdurulmasının , önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, 2-Davalıların www...com.tr. Uzantılı internet sitesindeki yine ... uzantlı  facebook hesabındaki ve sair onlıne platformadaki \"...\" ve \"...\" esas unsurlu markaların kullanıldığı tüm sayfaların erişiminin engellenmesine, 3-Davalı taraf adına olan www...com.tr alan adının iptaline, 4-Davalı ... adına olan ..., ..., ... ve ... marka tescillerinin davacı şirket adına devrine... \" karar verilmiştir.<br>İSTİNAF İSTEMLERİ: Davalı ... vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; her ne kadar davacı tarafça markanın internet üzerinde kullanılmasına ilişkin anlaşma yapmadıkları iddia edilmişse de, taraflar arasındaki ticari ilişkinin temelinin internet üzerinden yapılan satışlar olduğunu, \"...\" markasının müvekkilinin ciddi çalışması ve çabaları sayesinde piyasada yer edindiğini, kmax.com.tr adresinin de o zamanki ... yetkililerinin bilgisi dahilinde kurulduğunu, Davacı şirketin ilk sahibi ... ve ... şirketin yöneticisi ...'nun bilgisi dahilinde tüm işlemlerin gerçekleştirildiğini, müvekkiline internet sitesinde kullanması için görsellerin gönderildiğini, bu delillerin bilirkişiler ve mahkemece değerlendirilmediğini, Ayrıca ... şirketinin reklam ajansı tarafından https://www...com üzerinden hangi görsellerin kullanılacağına dair davalı ... şirketi ile paylaşımlar yaptığını, Müvekkili ile davacı arasında distribütörlük sözleşmesi bulunduğunu, müvekkilinin davacının markasının Türkiye'de tanıtmak ve markayı korumakla görevli olduğunu, davacının bilgisia dahilinde markanın müvekkili adına tescil edildiğini, bunların hepsinmin ... ve ... ile istişare edilerek yapıldığını, Müvekkilinin alan adını ... yerine ... olarak aldığını, davacı tarafın sonradan internet sitelerini kmax olarak değiştirdiğini, taraflar arasındaki sözleşme incelendiğinde satışların online olarak internet üzerinden yapılacağının anlaşıldığını, nitekim davacının satış faaliyetlerini online olarak yürüttüğünü belirterek, açıklanan ve re'sen dikkate alınacak nedenlerle, istinaf sebeplerinin kabulü ile davanın kabulüne dair yerel mahkeme ilamının kaldırılmasına, iddia ve delilleriyle birlikte dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine, aksi taktirde istinaf mahkemesinde davanın yeniden görülüp davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Tic.Ltd.Şti vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; markanın SMK'nın 6/2. Maddesi uyarınca hükümsüzlüğü koşullarının bulunmadığını, sözleşmeye göre davacının markaların tesciline zımni muvafakati bulunduğunu, zira distribütörün sağlayıcıdan bağımsız olarak kendi ad ve hesabına hareket edebilme yetkisinin bulunduğunu, ...com.tr adresinin o tarihte davacı şirketin yetkilisi ve sahibinin izni ve bilgisi dahlinde kurulduğunu, tasarımları yapan firmanın sitede hangi görsellerin kullanılacağını ve hangi bilgilerin kullanılacağını müvekkilli şirketle paylaştığını, \"...\" markasının Türkiye'de hiçbir bilinirliği bulunmadığı halde müvekkilinin çabaları ile tanıtıldığını, davacı şirketten maddi hiçbir destek alınmadığını, Davacının müvekkilinin içinde bulunduğu durumu fırsata çevirmeye çalıştığını, kötüniyetin söz konusu olmadığını, davacının amacının Türkiye'de yeni bir firmaya temsilcilik vermek olduğunu, müvekkilinin yaptığı masrafları ödemesi gerektiğini, Davacının, davaya konu marka tescil edildikten sonra müvekkili ile bu tescili bilerek distribütörlük sözleşmesi imzaladığını, müvekkili şirketin kötü niyetli olmadığını, markanın 02/05/2017 tarihinde tescil edildiğini, marka tescilinin taraflar arasında imzalanan ön mutabakattan sonra, distribütörlük sözleşmesinden önce yapıldığını, Müvekkilinin sözleşme gereğince tamamen iyiniyetle ürün satışı ve tanıtımı için marka tescili yaptırdığını, marka hakkına tecavüzden, kötüniyetli tescilden ve haksız rekabetten söz edilemeyeceğini,Müvekkilinin kullanımlarının haksız rekabet teşkil etmediğini, sözleşme gereğince markanın tescil edildiğini,Karara esas alınan distribütörlük sözleşmesinde müvekkilinin marka tescilini engelleyecek bir hükmün dosyaya sunulmadığını, sözleşme gereğince davacının markanın tesciline zımni muvafakati olduğu ve kötüniyetli tescil nedeniyle markanın hükümsüzlüğünü ya da devrini talep etme koşullarının bulunmadığını, Davacının marka üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu ve tanınmış marka olduğunu ispatlayamadığını, Facebook sayfasını 49407 kişi tarafından takip edilmesinin markanın tanınmış marka olduğunu göstermediğini belirterek, açıklanan ve re'sen dikkate alınacak nedenlerle, istinaf sebeplerinin kabulü ile Mahkemenin  davanın kabulüne dair yukarıda esas ve karar numarası verilen yerel mahkeme ilamının kaldırılmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine, aksi taktirde istinaf mahkemesinde davanın yeniden görülüp davanın reddine  karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLER: Dosya arasında bulunan TPMK  tescil kayıtlarının incelenmesinde; 02/05/2017 başvuru tarihli, 03 ve 35. sınıflarda ... başvuru numaralı \"www...com.tr\" ibareli markanın,  02/05/2017 başvuru tarihli, 03 ve 35. sınıflarda ... başvuru numaralı \"...\" ibareli markanın, 02/05/2017 başvuru tarihli, 03 ve 35. sınıflarda ... başvuru numaralı \"...\" ibareli markanın, 02/05/2017 başvuru tarihli, 03 ve 35. sınıflarda ... başvuru numaralı \"...\" ibareli markanın davalı ... adına tescil edildiği anlaşılmıştır. OTDÜ Alan Adları Yönetimi'nin 11 Ekim 2019 tarihli yazı cevabından, ...com.tr alan adlı internet sitesinin 27 Şubat 2017 tarihinde ... adına tescil edildiği anlaşılmıştır. Davalı vekilinin dosyaya ibraz ettiği İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2018/2802 D.İş sayılı kararından, ...'ın cemaat görünümlü örgüt yapılanması meydana getirdiğinden bahisle şüphelilerin mal varlıklarına el konulmasına, şüphelilerin şirket paylarının idaresi için TMSF'nin kayyum olarak atanmasına karar verildiği, kararda yer alan şüpheli listesinin 152. sırasında davalı ...'nin isminin bulunduğu, davalı şirketin TMSF'nin kayyum olarak atandığı şirketlerden olduğu anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesince marka vekili bilirkişiden alınan 26/10/2020 havale tarihli raporda; \"...davacının önceye dayalı hak sahipliği yönünden ibraz ettiği delillerin incelenmesinde, markanın ilk olarak 17/10/2008 tarihinde İtalya'da tescil başvurusunun yapıldığı, 06/10/2010 tarihinde 03/05. Sınıflarda tescil edildiği, akabinde 32 ülkede tescil edildiği, gerçek hak sahipliğinde aranan bilinirlik açısından yeterli kritere sahip olduğu, ...alan adının 19/05/2003 tarihinde, ...com alan adının ise 20/09/1998 tarihinde davacı adına tescil edildiği, ... adresinde ... ibareli videoların 11 yıl öncesinde yüklenmiş olduğu, taraflar arasında 17/03/2017 tarihli mutabakatta ... ibareli ürünlerin Ek-A kısmında kapatıcılar, bakım, takviyeler olarak ürün kodları ile belirtilmiş olduğunun tespit edildiği, davacı marka kullanımının davalının “...” marka tescili için başvuru tarihi olan 02.05.2017 tarihinden daha eskiye dayalı markasal nitelikte bir kullanım olduğu, gerçek (eskiye dayalı) ve öncelikli hak sahibinin davacı olduğu, SMK m.6/3 ve 25/1 uyarınca hükümsüzlüğe ilişkin şartların mevcut olduğu, değerlendirme nihai takdirin Mahkemeye ait olduğu, SMK m.6/2 uyarınca hükümsüzlüğe ilişkin aranan şartlar mevcut olup, aynı zamanda SMK m.10 uyarınca devir de mümkün olduğunu ve davalı markasının tescilinde kötüniyetin bulunup bulunmadığı hususunun ve buna bağlı olarak verilecek hükümsüzlük kararı ile yukarıda belirtilen diğer hususlarda takdirin Mahkemeye ait olduğu, tanınmış markaya ilişkin değerlendirme yapılabilmesi için dosyada yeterli belge olmadığından, davacı markasının tanınmışlığına dair bir değerlendirme yapılamadığı, davacı ve davalının internet sitesindeki markasal kullanımları dikkate alındığında görsel, işitsel ve anlamsal olarak benzerlik nedeniyle, tarafların emtialarının, faaliyet alanlarının ve müşteri kitlesinin benzerliği ile birlikte, markalar arasında ilişkilendirme, idari veya ekonomik bir bağ kurma ihtimalinin söz konusu olabileceği, dolayısıyla marka hakkına tecavüz için gerekli iltibasın söz konusu olduğu,  aynı zamanda davacı markasının, davalı tarafından domain adı olarak izinsiz kullanılmasının ve bu domain adını kullanarak davacının verdiği hizmeti vermesinin, davacı markasına tecavüz ve haksız rekabet yarattığını,dolayısıyla davalı eyleminin SMK uyarınca marka hakkına tecavüz oluşturacağı ve davalının karıştırılmaya yol açacak şekilde kullanımının TTK'nın 55/1-a-4 maddesi kapsamında haksız rekabet teşkil edeceği...\" belirtilmiştir. Dosyaya sunulan Mutabakat Metni örneği incelendiğinde; ... ve ... tarafından temsil edilen ... Tic. Ltd. Şti. arasında 17 Mart 2017 tarihli Mutabakat Metni imzalandığı, Metnin B bendinde ...'ın ... \"Ürünlerinin\" Türkiye'deki inhisari dağıtımcısı olmak istediği, \"Mutabakatın Amacı\" başlıklı 2. maddesinde tarafların distribütörlük anlaşması ya da başka bir anlaşma yapmaya karar vermeden ve imzalamadan bir (1) yıl boyunca karşılıklı karlı iş ilişkilerini test etmek istediklerini beyan ettikleri, 3.3 maddesinde ...'ın taraflarca imzalandığında anlaşmanın parçası haline gelen Ek A'da listelenen ve fiyatı verilen ürünleri sipariş vereceğinin kabul edildiği, Ek \"A\" listesinde Kmax markalı saç kapatıcılar, bakım ve takviyelerinin listelendiği anlaşılmıştır.Dosyaya sunulan Distribütörlük Sözleşmesi incelendiğinde; ... ve ... tarafından temsil edilen ... Tic. Ltd. Şti. arasındaki 01.03.2018 tarihli Distribütörlük Sözleşmesinin 9. maddesinde;  “Distribütör, kendi şirketi adına ...’ya ait olan ya da herhangi bir şekilde ... tarafından kullanılan sicile kayıtlı unvanı ya da ticari markaları (Marka dahil), ticari unvanları ya da herhangi bir şekilde ayırt edici markaları ve/veya şirket imajlarını taşıyan pazarlama materyallerini ve ayrıca genel olarak dijital materyaller dahil olmak üzere basılı olmayan malzemeleri, ya da (…) bu ticari markaların ve/veya ticari unvanların kısmen dahi ibarelerini ya da ibare kombinasyonlarını, ...’nun önceden verilmiş açık yazılı izni olmadan ve ... tarafından detaylı olarak açıklanmış kurallar haricinde kullanmayacağını taahhüt eder. Bunlara herşeyin ötesinde internet sitesindeki kullanımlar da dahildir. Bu şekilde yazılı izin verildikten sonra, ...'nun gerekli görmesi halinde, Distribütör, önceden yetkilendirilmiş olmasına rağmen masrafları kendine ait olmak üzere, derhal bu kullanıma son verecektir ve gecikme olmaksızın bu ticari markaları, ticari unvanları, ibareleri ya da ibare kombinasyonlarını kendi şirketinden, ticaret unvanından yada her türlü basılı olmayan ve/veya dijital materyaller dahil olmak üzere genel olarak her türden pazarlama materyallerinden çıkarmak için gereken her şeyi yapacaktır.\" hükmünün düzenlendiği görülmüştür. Distribütörlük Sözleşmesi'nin 4.1 maddesinde; sözleşmenin 1 Mart 2018 tarihinde yürürlüğe gireceği, 3 yıl boyunca geçerliliğini sürdüreceği, anlaşma sona ermeden önce tarafların 5 yıllık yeni bir anlaşma yapmak için görüşeceğinin düzenlendiği anlaşılmıştır. Dava 13/09/2019 tarihinde açılmıştır.İstinaf kaldırma kararı sonrası ilk derece mahkemesince alınan 15/09/2023 tarihli bilirkişi heyeti ek raporunda sonuç olarak  davalı beyanının aksine; sözleşmede, davalı aleyhine düzenlemelerin yer aldığı sabit olup, davalı tarafça sunulan cevap dilekçesi ekindeki internet sitesi görselinin ve ... paylaşım hesabının davacı tarafından verilen açık yazılı bir izin olarak değerlendirilemeyeceği, kök raporda varılan sonuçlardan dönülmesini gerektiren bir durum olmadığı belirtilmiştir. <br>G E R E K Ç E: Dava, davacının temsilcisi olan davalının kötüniyetli olarak marka tescil ettirdiği ve alan adı aldığı, markanın davalılar tarafından izinsiz olarak kullanıldığı iddiasıyla açılan markanın davacıya devri, bu mümkün olmazsa hükümsüzlüğü ve marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti önlenmesi, alan adının davacıya devri, bu mümkün olmazsa iptali davasıdır.Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalılar vekilleri istinaf yargı yoluna başvurmuşlardır.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı ile davalı şirket arasında imzalanan 17 Mart 2017 tarihli Mutabakat Metni ve 01 Mart 2018 yürürlük tarihli Distribütörlük Sözleşmesi incelendiğinde; davalılara davacı adına yurt dışında tescilli olan \"...\" markasını kendi adlarına tescil ettirmelerine izin veren bir madde bulunmadığı, aksine Distribütörlük Sözleşmesinin 09. maddesinde distribütörün bu markaları davacı tarafın açık yazılı izni olmadan ve davacı tarafından detaylı olarak açıklanmış kurallar haricinde kullanmayacağının kararlaştırıldığı, davalı ... adına tescil edilen davaya konu markaların tescil başvuruları distribütörlük  sözleşmesinin tarihinden önce yapılmışsa da, Sözleşmede bu markalarla ilgili bir hüküm bulunmadığı, davacının bu markaların tescilinden haberdar olduğu veya davalılara bu konuda izin verdiğinin de davalılar tarafından kanıtlanamadığı anlaşılmakla, Mahkemece davalı ... adına tescilli davaya konu markaların SMK’nın 10. maddesi uyarınca davacıya devrine karar verilmesi yerindedir.Marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet davasıyla ilgili yapılan incelemede; davacı ile davalı şirket arasında imzalanan 01 Mart 2018 yürürlük tarihli Distribütörlük Sözleşmesi ile davacının \"...\" markasını taşıyan kozmetik ürünlerinin Türkiye’de satışının ve tanıtımının davalı şirket tarafından yapılması konusunda anlaştıkları, Sözleşme süresinin üç yıl olduğunun kararlaştırıldığı, davanın üç yıllık süre dolmadan 13/09/2019 tarihinde açıldığı, bu tarihten önce sözleşmenin feshedilmediği, 08/06/2023 tarihli duruşmada davacı vekilinin de sözleşmenin 01/03/2021 tarihinde sona erdiğini beyan ettiği, bu durumda davalıların davacıya ait \"...\" markalı ürünlerin satışını ve internet ortamı da dahil tanıtımını yapmasının sözleşme ile üstlendikleri edimlerin gereği olduğu, davacı tarafın buna rızası bulunduğu, davacı tarafça davalıların \"...\" markasıyla davalılar ya da başkaları tarafından üretilen farklı ürünlerin satıldığına dair bir iddiada bulunulmadığı anlaşılmakla, davalıların davacı şirkete ait \"...\" markalı ürünlerin satışını ve tanıtımını yapmaları, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediğinden Mahkemece marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespitine ve önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına karar verilmesi doğru olmamıştır. Davalı ... adına tahsis edilen www...com.tr alan adı ve bu internet sitesi ile Facebook sosyal medya hesabındaki davalıların markayı kullanımları konusunda yapılan incelemede; davalı adına bu alan adının 27 Şubat 2017 tarihinde tahsis edildiği, sözleşmenin yürürlüğe girdiği 01/03/2017 tarihinden itibaren davalılar tarafından sözleşme kapsamında kalan ürünlerin satışı ve tanıtımı için kullanıldığı, davacının bu kullanımlardan haberdar olmamasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, basiretli bir tacir gibi distribütörünün Türkiye’deki ticari faaliyetlerini takip etmesinin bekleneceği, internet sitesinde kullanmaları için bir takım görsellerin bizzat davacı tarafça davalılara gönderildiğinin anlaşıldığı, bu nedenle davalıların \"...\" markasını alan adında ve sosyal medya hesabının adında, bu internet sitesi ile Facebook sosyal medya hesaplarının içeriğinde kullanmalarının davacının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmeyeceği, davacının bilgisi ve rızası ile kullanıldığı kanaatine varılmıştır. Alan adının iptaline ilişkin yapılan incelemede; davacının bilgisi ve rızası ile alındığı anlaşılan www...com.tr  alan adının davalılar tarafından kullanılmasına dair davacı tarafça verilen izin dava açılmakla geri alınmış olduğundan, alan adının iptaline karar verilmesinde hukuka aykırılık yoktur.Tüm bu nedenlerle; davalılar vekilinin istinaf taleplerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması gerekmediğinden kazanılmış haklar korunarak yeniden hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan gerekçe ile: 1-Davalı ... vekilinin istinaf isteminin KISMEN KABULÜNE, 2-Davalı ... Tic.Ltd.Şti vekilinin istinaf isteminin KISMEN KABULÜNE, -6100 sayılı HMK.'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince  BAKIRKÖY 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ'nin 19/10/2023 tarihli 2023/29 E. -  2023/249 K.  sayılı  kararının KALDIRILMASINA, -Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, -Davalı ... adına tescilli olan ..., ..., ... ve ... markaların tescillerinin davacı şirket adına devrine, -Davalı ... adına tahsisli olan www...com.tr alan adının iptaline, -Marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin taleplerin REDDİNE, 3-İlk derece yargılaması yönünden; -Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesi gereğince hesaplanan 615,40 TL ilam harcından, 44,40 TL peşin harcın mahsubu ile, 571,00 TL bakiye karar harcının, davalı ...’den tahsili ile Hazineye irat kaydına, -Kabul edilen marka devri talebiyle ilgili karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince takdir edilen 40.000,00 TL vekalet ücretinin, davalı ...’den alınarak davacıya verilmesine, -Kabul edilen alan adının iptali talebiyle ilgili karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince takdir edilen 40.000,00 TL vekalet ücretinin, davalı ...’den alınarak davacıya verilmesine, -Reddedilen marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve durdurulması talepleriyle ilgili karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince takdir edilen 40.000,00 TL vekalet ücretinin, davacıdan alınarak davalılara verilmesine, -Davacı tarafından yapılan 88,80 TL dava ilk masrafı, 663,25 TL tebligat-tezkere ve 1.000,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 1.752,05TL yargılama giderinin, davanın ret ve kabul oranına göre (2/3) 1.168,03 TL yargılama giderinin davalı ...’den alınarak davacıya verilmesine, fazla kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, -Davalı ... Ürünleri Tic. Ltd. Şirketi tarafından yapılan 100,00 TL posta giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,-Davalı ... tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 4-İstinaf yargılaması yönünden; -Davalı vekillerinin istinaf istemleri kabul edildiğinden, istinaf peşin harçlarının talepleri halinde ilgili tarafa iadesine, -İstinaf yargılaması sırasında davalı ... tarafından yapılan 1.169,40TL istinaf yoluna başvurma harcı, 214,00 TL tebligat ve posta gideri olmak üzere toplam 1.383,40 TL'nin davacıdan alınarak davalı ...ye verilmesine, -İstinaf yargılaması sırasında davalı Davalı ... Tic.Ltd.Şti  tarafından yapılan 1.169,40TL istinaf yoluna başvurma harcının davacıdan alınarak Davalı ... Ürünleri Tic.Ltd.Şti'ye verilmesine, -İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,5-Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince taraflara iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda iş bu kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere 14/07/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"20732b1ab3eedf21","SID":"12fed13f91b3eb78"}}