{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/2062 Esas<br>KARAR NO:2025/800 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2018/304 Esas - 2020/516 Karar <br>TARİH:20/10/2020<br>DAVA:Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:15/05/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin yapmış olduğu hizmetlerin, yerine getirmiş olduğu edim ve satılan emtianın bedeli olarak davalı yana faturalar düzenlediğini, TTK ve ilgili kanun hükümleri gereğince usulüne uygun tutulmuş ticari defterlerin sahibi lehine delil teşkil ettiğini belirterek davanın kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının talep ettiği alacağın vade farkı olduğunu, vade farkının faturaya düşülen kayıt doğrultusunda talep edilmeyeceğini, işbu sebeple davanın reddinin gerektiğini belirterek davanın reddine, yargılama giderleri, akdi ve mahkemece hükmedilen vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 20/10/2020 tarih ve 2018/304 Esas - 2020/516 Karar sayılı kararında;\"Dava dilekçesi, cevap dilekçesi ve sair tüm evraklar hep birlikte incelenmiştir.İddia, savunma, toplanan deliller ve tarafların ilişki dönemlerine ait davacı taraf ticari defter ve kayıtları üzerinde ve talimat cevabı da değerlendirilerek bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş ve bilirkişi heyeti sunmuş olduğu raporunda özetle;<br>TÜM DOSYA KAPSAMI BİR BÜTÜN OLARAK DEĞERLENDİRİLDİĞİNDE; Dava, taraflar arasındaki ticari ilişki sebebiyle alacağın tahsili istemine ilişkindir.Bu kapsamda dosya tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi ile tarafların alacak borç durumlarının tespiti hususunda bilirkişiye tevdi edilmiş olup, bilirkişi tarafından sunulan raporda özetle; davacının alacak talebine dayanak vade farkı faturasından kaynaklı davacının 10.275,12 TL alacaklı göründüğü, ancak söz konusu faturaya davalı tarafından itiraz edilerek iade edildiği, tarafların arasında vade farkı mutabakatı bulunmadığı, alacak talebinin yerinde olmadığı tespitine yer verilmiştir.Söz konusu rapor, taraflar arasında vade farkı uygulamasına yönelik yazılı sözleşme, mutabakat, veya  teamül bulunmadığı, faturaya itiraz edildiği dosya kapsamında sabit olup, bu hususlar dikkate alındığında rapor dosya kapsamına göre denetime elverişli bulunmakla davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\"gerekçesi ile,''1-Davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;yerel mahkemezşz vade farkından doğan alacak taleplerinin reddine karar verdiğini; hükme 31/03/2020 tarihli rapor esas alınmışsa da daha önce itirazlarını sundumluın gibi bilirkişi raporunun taraflarınca kabul edilebilir olmadığını; bilirkişi, vade farkı uygulamasına ilişkin 2003 tarihli İçtihatı Birleştirme Kararı'na istinaden rapor hazırlamışsa da yeni TTK'nın kabulüyle Yargıtay'ın bu kararının güncelliğini yitirdiğini, 14.02.2012 tarihli 6102 sayılı TTK'da \"Ticari hükümlerle yasaklanmış işlemler ile mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçları başlıklı\" 1530. maddesinin hiçbir şekilde değerlendirilmeye alınmadığını, Kanun’daki ifadeyle “mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde” para borcunun ifa edileceği tarih belirli veya kesin vade biçiminde belirlenmemişse borçlu, kural olarak faturanın borçlu tarafından alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda ayrıca ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşeceğini; böylece temerrüdün temel koşulu olan ihtara önemli bir istisna getirilerek, ihtarsız temerrüt ilkesi kabul edildiğini; ayrıca tarafların para borcunun ifa edileceği tarihi (muacceliyeti) serbestçe belirleme yönündeki özgürlükleri de bu hükümle kısmen sınırlandırıldığını; buna göre para borcunun vadesinin, kural olarak altmış günlük süreyi aşacak biçimde belirlenemeyeceğini; para borcunun ifasında temerrüt üzerine alacaklının, para borcunun aynen ifasını ve temerrüt faizinin ödenmesini, borçlunun temerrüde düşmede kusuru olmasa bile talep edebileceğini, Fatura adına düzenlenen tarafından defterlerine kaydedilir veya delil olarak faturaya dayanılır yahut bunlara benzer bir şekilde adına düzenlenen tarafından fatura muhteviyatı zımnen kabul edilirse veya TTK m.23 hükmünün uygulanabildiği hallerde de faturayı alan  tacir 8 gün içinde fatura muhteviyatına itiraz etmezse, adına fatura düzenlenen tacirin de iradesini açıklayıcı bir niteliğe sahip olacağını; bu halde faturayı alan tacirin de fatura münderecatını kabul etmiş sayılacağını,Somut olayda da taraflar arasındaki ticari alım satım ilişkisi gereğince düzenlenen ve dosyaya sunulan 7  adet faturanın tamamında satılan malların peşin olarak ödeneceği hususu ile gecikmeye düşülmesi halinde aylık %3 oranında vade farkı işletileceğinin şerh edildiğini; her iki taraf da alım satıma dair faturaları halihazırda ticari defterlerine işlediklerini, Dolayısıyla davalı tarafın da bu hususları defterlerine işlemekle alım satım şartlarını, ödeme şeklini ve vade farkına ilişkin şartları kabul ettiğini; vade farkına ilişkin faturaya karşı yanca itiraz edilmiş olsa dahi, alım-satıma ilişkin 7 adet faturaya itiraz edilmemiş olduğundan faturaların içerikleri TTK m.21/2 uyarınca kabul edilmiş olacağını; ayrıca faturalar ticari defterlere de kaydolunduğundan hem ticari hayatın bir gereği olarak hem de kesinleştiğini ve taraflarca kabul edilmiş olan vade farkının talep edilmesi olağan ve gerekli olduğunu, Alacaklı, vade farkı uygulamasıyla bir yandan enflasyon nedeniyle paranın değerinin düşmesi halinde ortaya çıkabilecek zarardan korunmak, diğer yandan borçluyu borcunu vadesinde ödemeye sevk etmek istemekte olduğunu; vade farkı uygulamasına ilişkin kanunlarda herhangi bir yasak bulunmamasına rağmen ve davalı tarafın 7  tane faturaya itiraz etmemiş olması dikkate alındığında TTK m. 1530 hükmünün de izin verdiği gibi vade farkı faturasından kaynaklanan alacağın davalıdan tahsiline karar verilmesi gerektiğini; enflasyonun her geçen gün arttığı ve paranın değer kaybettiği bu günlerde vade farkıyla tacirlerin kendilerini korumak istemekte olduklarını; bu amaçla faturalara düşülen şerhle vade farkı uygulanacağının karşı tarafa bildirildiğini ve karşı tarafın bu hususa ilişkin herhangi bir itiraz sunmadığını,Tacirlerin ticari ilişkilerinde basiretli tacir gibi hareket etme yükümlülüğüne tabi olduğunu; bu sebeple 7 adet faturada 8 gün içinde itiraz hakkını kullanmayan davalı tarafın, vade farkı faturasını kabul etmemesi kötü niyetli hareket ettiğini göstermekte olup dürüstlük kuralına aykırı olduğunu; fatura içeriğine itiraz edilmemesi halinde fatura içeriğinin tamamının kabul edildiği var sayıldığını; davalı tarafın fatura içeriğine itiraz edilmemesi dolayısıyla da vade farkı ödemeyi kabul etmesi nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olup bozmayı gerektirdiğini,İleri sürerek, yukarıda izah edilen ve re'sen dikkate alınacak nedenlerle İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; taraflar arasındaki ticari satış ilişkisi kapsamında düzenlendiği iddia olunan 06/01/2018 tarihli, 10.275,12-TL tutarlı vade farkı faturasından doğan alacağın tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri, davalının dava konusu vade farkı faturasının açıklama kısmında yazan yedi adet satış faturasını defterlerine kaydetmekle, anılan satış faturalarındaki vade farkın ödeneceğine yönelik anlaşmayı da kabul ettiği, öte yandan TTK 1530 maddesi uyarınca da vade farkı talep edilebileceği yönündedir.Taraflar arasında ticari satış ilişkisi bulunduğu, davacının 2017 yılının Mayıs ve Haziran ayları arasında davalıya kestiği yedi adet satış faturasının alt kısmında, satışın peşin olduğuna, gecikme halinde %3 vade farkı uygulanacağına ilişkin kayıt bulunduğu, dava konusu 06/01/2018 tarihli vade farkı faturasının da bu yedi adet satış faturasında yer alan vade farkı kaydına istinaden tanzim edildiği ve davalıya gönderildiği, davalının faturayı  TTK'nun 21/2  fıkrasında düzenlenen süre içerisinde itirazen ve Beşiktaş ... Noterliği'nin 19/01/2018 tarihli ihtarnamesi ile davacıya iade ettiği anlaşılmıştır. Mahkemece istinabe yolu ile davacı defterleri mali bilirkişi vasıtasıyla incelenmiş olup, taraflar arasındaki ticari ilişkide dava konusu fatura haricinde vade farkına ilişkin bir teamül bulunmadığı tespit edilmiş, davacının taraflar arasında vade farkı faturası kesilmesine dayanak yazılı bir sözleşme veya  dava konusu vade farkı faturasını da içerisine alan bir mutabakatı dosyaya sunmadığı anlaşılmıştır. 6102 Sayılı TTK'nun 1530. maddesinin, gerekçesinde de belirtildiği üzere, mal tedarik sözleşmeleri kapsamında küçük ve orta ölçekli tedarikçiyi, büyük şirketlere karşı korumak amacıyla getirilmiş ve bir hüküm olduğu, bu nedenle tacirler arası satım sözleşmelerine uygulanamayacağı, öte yandan anılan anılan düzenlemenin vade farkına ilişkin değil, muacceliyet ve temerrüt koşullarına ve temerrüt faizinin hangi koşullarda talep edilebileceğine ilişkin olduğu, somut olayda taraflar arasında tacirler arası satış ilişkisi mevcut olduğu, dava konusu faturanın  satış faturası değil vade farkı faturası, davacının talebinin işlemiş faiz değil, vade farkı alacağı olduğu,bu nedenle TTK 1530 maddesinin somut olayda uygulanma olanağının bulunmadığı, aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Fatura bir sözleşme olmayıp, sözleşmenin ifa aşamasına ilişkin olduğundan, fatura üzerinde yer alan vade veya vade farkına ilişkin kayıtlar TTK'nun 23/2 fıkrasında faturayı tanzim eden lehine düzenlenen karine kapsamında değerlendirilemezler. Şu halde  dava konusu vade farkı faturasının dayanağını oluşturan ve dava konusu olmayan yedi adet satış faturasının alt kısımlarına yer alan  vade farkına ilişkin kayıtlar; davalının sekiz günlük süre içerisinde itiraz etmediği için kabul etmiş sayıldığı satış faturalarının münderecatından olamayacaklarından, sözleşmesel dayank, yahut taraflar arasında bu yönde bir temaül bulunduğu ispat olunmadıkça davalıyı bağlamazlar.Davacı faturalarda yer alan vade farkına ilişkin kayıtların sözleşmesel dayanağını ispat edemediği gibi, vade farkına ilişkin taraflar arasında  teamül bulunduğunu da ispat edememiş olduğundan, mahkemece bu gerekçe ile davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacı yanın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 15/05/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. \t</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f8f508430afc92ac","SID":"d763381a99d26379"}}