{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2025/710 Esas<br>KARAR NO:2025/1174 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2025/4 Esas -  2025/222 Karar <br>TARİH:26/02/2025<br>DAVA:Tasfiye Memurunun Görevden Azli, Şirkete Ait Taşınmazların Açık Arttırma Yoluyla Satışının Yapılmasına Karar Verilmesi<br>KARAR TARİHİ:03/07/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Bakırköy 5. ATM'nin 2014/512 Esas 2018/352 Karar sayılı ilamıyla, davalı şirketin fesih ve tasfiyesine karar verildiği, tasfiye memuru olarak davalı ...'ın görevlendirildiği, tasfiye memurunun kanuna ve mahkeme kararına aykırı olarak tasfiye sürecini yürüttüğü, tasfiye memurunun diğer şirket ortağı ile birlikte hareket ederek müvekkili ve şirket aleyhine işlemler yaptığını, genel kurul kararı olmaksızın şirkete ait üç adet taşınmazın diğer ortağın kurmuş olmuş şirkete usulsüz olarak satıldığını, bu bağlamda tarafsız davranmayan tasfiye memurunun görevden alınmasına, ayrıca şirkete ait gayrimenkullerin kanuni düzenlemeye göre açık arttırma usulüyle satılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  davacı tarafın iddialarının doğru olmadığını, tasfiye memuru olarak mevzuata uygun olarak tasfiye sürecinin yürütüldüğünü, davacı tarafın tasfiye sürecini akamete uğratmak için dava açtığını, bu nedenlerle yasal dayanağı bulunmayan davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 26/02/2025 tarihi ve 2025/4 Esas -  2025/222 Karar  sayılı kararında; \"Davalı tasfiye memuru ...'ın mahkemeler nezninde bilirkişi ve tasfiye memuru olarak görev yaptığı dikkate alınarak, görevi ile ilgili hakkında herhangi bir soruşturma bulunup bulunmadığı hususunda Bakırköy CBS'na yazılan müzekkereye verilen cevapta; davalı hakkında toplam beş adet şüpheli sıfatıyla soruşturma yapıldığı, soruşturmaların dördünün takipsizlikle sonuçlandığı, 2023/117497 Soruşturma sayılı evrakının halen açık olduğu, celp edilen soruşturma evraklarına ilişkin şikayet dilekçeleri ve verilen kararların incelenmesinde davalıyla ilgili kesin olarak kanıtlanmamakla birlikte görevinde ihmalkar davrandığı ve bir kısım soruşturma evraklarında da menfaat temin ettiği gerekçesiyle şikayete konu edildiği anlaşılmıştır.Mahkememizce tasfiye memuru olarak görevlendirilen ...'ın şirkete ait üç adet taşınmazı sattıktan sonra, henüz tasfiye süreci tamamlanmadan ve tasfiye sonu bilanço hazırlanmadan satış bedelinden davacının hissesine isabet eden miktarını ilgilinin hesabına gönderdiği, satış işleminden davacı tarafın bu şekilde haberdar olduğu, oysa ki mevzuata göre tasfiye süreci tamamlanmadan ve tasfiye sonu bilanço hazırlanmadan tasfiye kapsamında elde edilen paranın ortaklara gönderilmesinin mümkün olmadığı, bu bağlamda davalı tasfiye memurunun tasfiye sürecinde usulsüz işlemler yaptığı mahkememizce de değerlendirilmiştir.Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davalı tasfiye memurunun tarafsızlığından şüphe edildiği, yukarıda kısaca arz edilen taşınmaz satışıyla ilgili mevzuata aykırı usulsüz işlem yapıp, davacı ortağın hissesine isabet eden parayı gönderdiği, celp edilen soruşturma evraklarında da tasfiye memuruyla ilgili kesinleşmemekle birlikte görevi ihmal ve menfaat temini yönünde şikayetlerin bulunduğu, tasfiye memurunun aynı zamanda mahkemece görevlendirilmişi olması nedeniyle kamu görevi ifa ettiği, bu bağlamda görevini ikmal ederken tarafsızlığından herhangi bir şekilde şüphe edilmemesi gerektiği, ancak mahkememizde oluşan kanaat kapsamında tasfiye memurunun tarafsızlığından şüphe edildiği anlaşılmakla görevinden azledilmesine; davalı şirket yönünden şirket taşınmazlarının açık arttırma yoluyla satılmasına ilişkin talebin yasal dayanağı bulunmadığı, şirkete ait taşınmazların rekabet yaratacak koşullarda hangi usulde satılacağı hususunun tasfiye memurunun takdirinde olduğu, TTK. 538.maddesi kapsamında genel kurul aksinin kararlaştırmamışsa, tasfiye memuru şirketin aktiflerini pazarlık yoluyla da satabileceği, bu bağlamda davacı tarafın şirkete ait aktiflerin açık arttırma yoluyla satılması yönündeki fazlaya ilişkin talebin reddine karar vermek gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir. \"gerekçesi ile, ''1-Davacının davasının KISMEN KABULÜNE, Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/512 Esas 2018/352 Karar sayılı ilamı ile tasfiye memuru olarak görevlendirilen mali müşavir ...'ın görevinin sonlandırılmasına; tasfiye memuru olarak mali müşavir ...'ın görevlendirilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,2-Görevlendirilen tasfiye memuru ...'ın emek ve mesaisine karşılık aylık 30.000-TL ücret taktirine, ücretin tasfiye hesabından karşılanmasına,3-Kararın tescil ve ilanı için Ticaret Sicil Memurluğuna gönderilmesine,  '' karar verilmiş ve karara karşı davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemenin vermiş olduğu karar ile masumiyet karinesini açıkça ihlal ettiğini, mahkeme kararında atıf yapılan, halen açık olduğu belirtilen ve müvekkilinin ihmalkâr davrandığı iddiasına dayanak gösterilen soruşturma dosyalarında müvekkili aleyhine suç isnat edilebilecek hiçbir değerlendirme yer almadığını,  kararın gerekçesinde celp edilen soruşturma dosyalarının müvekkili aleyhine ihmalkâr ve menfaat teminine ilişkin delil teşkil eden dosyalar olduğunun belirtilmekte olduğunu, kararda “… Soruşturma sayılı evrakının halen açık olduğu, celp edilen soruşturma evraklarına ilişkin şikâyet dilekçeleri ve verilen kararların incelenmesinde davalıyla ilgili kesin olarak kanıtlanmamakla birlikte görevinde ihmalkâr davrandığı ve bir kısım soruşturma evraklarında da menfaat temin ettiği gerekçesiyle şikayete konu edildiği anlaşılmıştır…” denildiğini, bu değerlendirmenin Anayasal güvence altına alınmış adil yargılanma hakkını ihlal edici mahiyette olduğunu, kararda bahsi geçen ve takipsizlikle sonuçlanan soruşturma dosyaları incelendiğinde; Savcılık Makamı’nca verilen takipsizlik kararına karşı yapılan itirazların reddine karar verildiğini; ilgili dosyalarda müvekkili hakkında tek bir somut değerlendirme bulunmadığını; devam eden dosya bakımından da müvekkili üzerine atılı tek bir somut isnat bulunmadığını,Müvekkilinin uzun yıllardır 3000’den fazla dosyada bilirkişilik yapmakta, yine tasfiye memuru ve konkordato komiseri olarak atandığı dosyalarda görevini layıkıyla yerine getirmekte olduğunu; bu yoğunlukta özen ve titizlikle çalışma sarf ederken bir kısım dosyalarda bilirkişi raporunu geç sunması gibi haksız şikayetlere muhatap olabilmekte olduğunu; ilgili dosyalarda takipsizlik kararı verilmesinin ancak müvekkil lehine değerlendirilebilecek bir delil olmasına rağmen yerel mahkemece aleyhe değerlendirme yapılmasının hukuka aykırılık teşkil etmekte olduğunu, diğer yandan dosya kapsamında yer alan Bilirkişi Bölge Kurulu’nun T: 30/01/2025 tarih ve 2025/58 Muh. sayılı yazısı incelendiğinde -varlığı aleyhe bir sonuç doğurmamakla birlikte- müvekkil adına tek bir disiplin soruşturmasının dahi olmadığı anlaşıldığını, hal böyle iken, yerel mahkeme kararının usul ve yasaya açıkça aykırılık teşkil etmekte olduğunu, Yerel mahkeme kararında, Bakırköy CBS devam eden bir soruşturmaya atıf yaparak, davalıyla ilgili kesin olarak kanıtlanmamakla birlikte görevinde ihmalkar davrandığı ve bir kısım soruşturma evraklarında da menfaat temin ettiği gerekçesiyle şikayete konu edildiğine yer vererek, tasfiye memuru olan müvekkilinin görevini ihmal eden ve menfaat temin eden bir kişi olduğuna işaret ettiğini; mahkemenin bu şekilde bir gerekçe oluşturmasının Anayasamız ile güvence altına alınan masumiyet karinesine aykırılık teşkil etmekte olduğunu, hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarından olan masumiyet ya da suçsuzluk karinesi, günümüzde hem uluslararası insan hakları sözleşmelerinde hem de anayasalarda güvence altına alınan bir ilke olduğunu; masumiyet karinesinin, anayasamızın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” şeklinde ifade edildiğini; bu hüküm gereğince, suçluluğu bir mahkeme kararıyla hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağının güvence altına alındığını,  masumiyet karinesinin, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmakta olduğunu, (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013), anılan karinenin, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almakta olduğunu; ayrıca hiç kimsenin, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemeyeceğini ve suçlu muamelesine tabi tutulamayacağını, (Kürşat Eyol Başvurusu, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26), anayasamızın sağlamış olduğu bu güvencenin, ceza gerektiren bir suçla itham edilen bir kişinin, hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya ve hüküm tesis edilinceye kadar geçen süre içinde, suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklayacağını; masumiyet karinesinin bu yönünün kapsamı, sadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle sınırlı olmadığını; aynı zamanda diğer tüm adli ve idari makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya da açıklamalarda bulunmamasını gerekli kıldığını; bu itibarla, sadece suç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil, ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen diğer hukuki süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuki) masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilmekte olduğunu, (Bkz. AYM Galip Şahin Başvurusu, B. No: 2015/6075, 11/6/2018, §39), bu noktada, yargı organlarının gerekçeleri ve kullandıkları dilin çoğu zaman masumiyet karinesi ihlallerinde belirleyici olduğunu; aslında sadece mahkemelerin değil, kamu gücü kullanan herkesin, henüz kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla suçluluğu sabit olmamış kişileri suçlu göstermeye yönelik sözleri masumiyet karinesini ihlal edebileceğini; bu itibarla, kamu otoritesi kullanan adli ve idari makamların, devam eden davalarda kişilerin suçlu olduğu izlenimini uyandıracak söylem ve uygulamalardan kaçınmaları gerektiğini,Dava konusu olayda da müvekkili ... hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca bir soruşturma yürütülmekte iken, eş zamanlı olarak Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinde de tasfiye memurluğundan azil davası devam etmekte olduğunu; dolayısı ile müvekkilinin suçluluğu hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmuyor iken, hukuk mahkemesinde görülen davada mahkemenin, müvekkili hakkında kullanmış olduğu ifadelerin, anayasamız tarafından güvence altına alınan masumiyet karinesini ihlal etmekte olduğunu; sonuç itibariyle, Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin, müvekkilimizi tasfiye memurluğundan azlederken gerekçesinde bu tür ifadelere yer vermesinin anayasamızın m. 36/1 ve 38/4 hükümlerine aykırılık teşkil etmekte olduğunu, Gerekçeli kararda yazılı olan ithamlar müvekkilimizin mesleki itibarını zedelemekte ve müvekkilini itibarsızlaştırmakta olduğunu; gerek davacı gerekse davacı vekili ve dosyada olan bilirkişi ve 3 Kişilerin de bu karardan etkilenmemeleri kaçınılmaz olup tamamen müvekkilinin şahsını itibarsızlaştırmakta olduğunu; Anayasa m.36’da düzenlenen adil yargılanma hakkının açık ihlal eden bu durum hukuka aykırılık teşkil etmekte olduğunu; bu nedenle usul ve yasaya aykırı kararın kaldırılmasını talep ettiklerini, Müvekkili ...’ın tasfiye sürecindeki işlemlerinin hukuka uygun olduğunu, Tasfiye memurlarının temel görevinin aktiflerin paraya çevirip tasfiye sürecini ilerletmek olduğunu, tasfiye memurlarının temel görevinin, kanunda düzenlenen prosedür çerçevesinde şirketin tasfiyesini gerçekleştirme olduğunu, şirket aktiflerinin paraya çevrilmesinin, şirketin tasfiyesinin tamamlanmasına doğru götüren bir tasfiye aşaması olduğunu; tasfiye memurlarının tasfiye sürecinde şirket aktiflerini paraya çevirme yükümlülüğü altında olduklarını; (TK m. 542/1-a), şirket malvarlığına dâhil tüm menkul, gayrimenkul, kıymetli evrak ve ekonomik değeri olan diğer hakların paraya çevrilmesinin tasfiye memurlarının görevleri arasında olduğunu, (TK m. 542/1-a). şirketin nakit mal varlığı borçlarını karşılamaya yetse bile yine de aktiflerin paraya çevrilmesi gerekeceğini; elde edilen tasfiye bakiyesinin nakit olarak pay sahiplerine dağıtılacağını, (TK m. 543/3), aktiflerin paraya çevrilmesi, toptan satış şeklinde olabileceği gibi, teker teker veya bunların birkaçının bir araya getirilerek gruplar halinde satılmasının da söz konusu olabileceğini,Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin E: 2014/512 sayılı dosyasında 04.04.2018 tarihinde verilen K: 2018/352 sayılı ilam ile müvekkilinin tasfiye memuru olarak atanmasına karar verildiğini; mahkeme kararı 05.12.2020 tarihinde kesinleşmiş olup, müvekkili ...’ın Mahkeme’nin 07.09.2021 tarihli kararı ile tasfiye memurluğu göreve başlamasına karar verildiğini, tasfiye süreci hakkında ortaklara bilgilendirme yapıldığını,  tasfiyeye giriş kararının TTK hükümlerine uygun olarak 01.12.2021 tarihinde tescil ettirildiğini ve 06.12.2021 tarih ve 10466 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi’nin 346. sayfasında yayınlandığını; tasfiye memurunun müvekkili tarafından, 02.12.2021 tarihinde şirket ortakları ve vekillerinin de katıldığı bir toplantı düzenlendiğini, bu toplantıda tasfiye süreci ile ilgili bilgi alışverişi yapıldığını; işbu toplantının bir tutanak ile kayıt altına alındığını; yine TK m. 541 gereği ise alacaklı ilanlarına çıkıldığını, taşınmaz satışına ilişkin ilanların her iki ortağa da ihtarname keşide edilerek gönderildiğini; (EK-4), bunun tasfiye memuru tarafından Temmuz ve Ağustos aylarında noter vasıtasıyla keşide edilen ihtarnamelerden açıkça anlaşılacağını, son olarak tasfiye memuru tarafından ayrıca 02.12.2024 tarihinde satış ilanlarının ortaklara bizzat elden tebliğ edildiğini; davacı ortağın satış sürecinin tüm aşamalarından haberdar edildiğini, TTK m.541 gereğince alacaklılar için üç kez ilan yoluna gidildiğini ve ilan sürecinin 24/12/2021 tarihinde tamamlandığını, sıra malvarlığı bedellerinin satış aşamasına geldiğinde müvekkilinin, şirketin aktifinde kayıtlı stok, makine, teçhizat, demirbaş, taşıt ve taşınmazlara ilişkin olarak rayiç değer tespiti yaptırdığını; ardından şirkete ait taşınmazın, makine tesis ve cihazlar ile taşıtların satışı için Basın İlan Kurumunun ... adresinden 03.10.2024 tarihinde...ilan numarası ile ilana çıkıldığını; (EK-1), ilan üzerine tasfiye memurluğuna farklı kurumlardan ve kişilerden teklifler sunulmuş olup sunulan teklif mektupları tasfiye memuru müvekkili tarafından değerlendirildiğini, şirkete ait taşınmazların ilana çıkarıldığını ve satış için potansiyel alıcılarla görüşmeler yapıldığını,  şirkete ait taşınmaz, makine tesis ve cihazlar ile taşıtların satışı için... sitesinde de ayrıca ilana çıkıldığını; ilanların çıkmış olduğu günden itibaren ilanlarla ilgili arayan herkesle görüşüldüğünü, gerekli bilgilerin verildiğini, (EK-2), taşınmazların satışa çıkarıldığı hususunun basında haber olduğunu; davacının haberinin olmadığı iddiasının gerçeklikten uzak olduğunu,  dosya kapsamında yer alan delillerden anlaşılacağı üzere, tasfiye halindeki şirkete ait taşınmazların satışa çıkarıldığı hususunun basında yer aldığını; (...-makinanin-balikesir-ve-istanbuldaki- tasinmazlari-satisa-cikarildi-1898712h.htm ), bu şekilde çok sayıda potansiyel alıcının haberi olma imkânı doğduğunu; hal böyle iken davacının haberinin olmadığı iddiasının mesnetsiz olduğunun anlaşıldığını,Şirketin bilançoları çıkartılarak ortaklara gönderildiğini, alınan bilirkişi değerleme raporları ışığında şirketin tasfiyeye giriş tarihi olan 01.12.2021 ve güncel 31.10.2024 tarihli rayiç bilançoları çıkarıldığını ve tasfiye memuru ... tarafından değerlendirme/bilgilendirme raporları düzenlenerek ortaklara iadeli taahhütlü posta yoluyla gönderildiğini, (EK-3), ayrıca 2024 dâhil tüm yılsonu genel kurul toplantıları yapıldığını, müvekkili (tasfiye memuru) tarafından taşınmazlara ilişkin bilirkişiden değer tespiti raporu aldırıldığını, şirketin taşınmazlarına ilişkin farklı tarihlerde farklı bilirkişilerden rayiç değer tespit raporları alınmış olup satışı yapılan taşınmazların satış tarihine en yakın olan 29.11.2024 tarihli SPK Lisanslı Bilirkişi ... tarafından hazırlanan rapor esas alınarak raporda tespit edilen rayiç bedelin üzerinde tutarla satışı yapıldığını, tasfiye süreci içinde alınan bilirkişi raporlarına aşağıda detaylıca yer verildiğini; şirkete ait taşınmazların rayiç değerlerinin belirlenmesi hususunda gerekli tespitlerin davalı tasfiye memuru tarafından yaptırıldığını, taşınmazların rayiç bedelinin üzerinde satıldığını, İstanbul ili Esenyurt ilçesinde bulunan taşınmazın hem yüksek hacimli olması hem de günümüz enflasyonist koşullarında piyasası ve alıcısı az olan bir yer olması ve gayrimenkul piyasasının da yıllardır ölü seviyelerde olması dikkate alındığında satışı yapılan yer rayiç bedelin oldukça üzerinde satıldığını, satışı yapılan yerin rayiç değerinin 439.355.472,80-TL iken değerinin çok çok üzerinde ( % 9 üzerinde) 453.676.000,00 TL'ye satıldığını, bütün bu yapılan işlemlerin, müvekkilnin tasfiye memurluğu görevine başlamasından itibaren, gerekli işlemlerin hukuka uygun olarak yerine getirildiğini açıkça ortaya koymakta olduğunu; gerek tasfiye sürecinin ilanı, gerek ilk bilanço ve envanterin hazırlanması, gerek alacaklı ilanlarına çıkılmış olması ve gerekse tasfiye halindeki müvekkil şirkete ait malvarlığı değerlerinin nakde çevrilmesi aşamasında ilan ve bilirkişi rayiç raporlarının alınması gibi süreçlerin tamamının işletildiğini, Müvekkili tarafından satışı yapılan bir kısım taşınmazların bedellerinin ortaklara paylaştırması ... Şirketi’nin özel durumundan kaynaklanmakta olduğunu, tasfiye sürecinde, aktiflerin paraya çevrilmesi ile bunların pay sahiplerine dağıtılmasının ayrı aşamadan oluştuğunu, TTK’nin tasfiyeyi düzenleyen hükümlerine göre, paraya çevrilen aktiflerin dağıtımının yapılabilmesi için, şirketin borçlarının ödendiğini ve üç aylık bekleme süresinin geçirilmiş olması yanında, tasfiye memurlarınca kesin bilançonun hazırlanarak genel kurulda karara bağlanması gerektiğini, (TK m. 542/1-d, 543/2), kanunda bu şekilde bir prosedürün düzenlenmiş olmasının kanun koyucunun alacaklıları koruma düşüncesi olduğunu, sona eren bir şirketin tasfiyeye tabi tutulması gerektiğini; sona ermenin ise fesih ya da infisah yoluyla gerçekleştiğini; işletme konusunun gerçekleştirilmesi veya gerçekleştirilmesinin imkânsız hale gelmesi (TK m. 529), haklı nedenlere dayalı olarak mahkemece şirketin feshine karar verilmesi (TK m. 531, 636/3) veya organ eksikliği nedeniyle mahkeme kararıyla şirketin sona erdirilmesi (TK m. 530, 636/2) gibi bazı durumlar bir tarafa bırakılacak olursa, ekonomik gereklere göre faaliyette bulunan ve kar eden hiçbir şirketin normal şartlarda sona erdirilmemekte olduğunu; Türkiye’de tasfiye edilen şirketlere bakıldığında hemen hemen hepsinin ekonomik sebeplerden dolayı sona erdirilerek tasfiye edildiğinin görülmekte olduğunu, bu gerçek karşısında, tasfiye sürecine giren şirketlerde alacaklıların ne derecede tatmin edileceği önem kazanmış, bu durum kanun koyucuyu alacaklıları koruyan hükümler koymaya sevk etmiştir.Dolayısı ile ister feshedilmiş isterse infisah etmiş olsun sona eren şirketlerin tasfiyesini düzenleyen Ticaret Kanunu hükümleri daha çok alacaklıların korunmasına hizmet ettiğini,  Kanun koyucunun alacaklıların korunması için belli aşamaların takip edilmesini istediğini, işte bu nedenlerden dolayı, paraya çevrilen aktiflerin dağıtımının yapılabilmesi için, öncelikle şirketin borçlarının ödenmiş ve üç aylık bekleme süresinin geçirilmiş olması yanında, tasfiye memurlarınca kesin bilançonun hazırlanarak genel kurulda karara bağlanmış olması gerektiğini, Kanun koyucunun amacının, sona eren şirketlerin bir an önce tasfiye edilmesi olduğunu; TK m. 543/2’de öngörülen üç aylık bekleme süresinin, daha önce bir yıl olarak düzenlendiğini; bu sürenin önce altı aya, sonra da üç aya indirildiğini; bekleme süresinin bir yıl olduğu dönemde bu sürenin alacaklıların korunmasına hizmet ettiğinin söylenebileceğini; böylece alacaklıların, henüz dağıtım yapılmadan, bu süre içinde alacaklarını bildirme imkânına kavuşmakta olduklarını ancak bu sürenin üç aya indirilmesiyle birlikte artık bekleme süresinin alacaklıların korunmasına değil, tasfiyenin bir an önce sonuçlanmasına hizmet ettiği görüşünün hâkim olmaya başladığını,  (Bkz. Emrullah Kervankıran, Anonim Şirketlerin Tasfiyesi, 2. Baskı, Ankara 2022, s. 286), diğer taraftan, kanunda öngörülen bu üç aylık süreye mutlaka uyulması gerektiğinin de söylenemeyeceğini; TK m. 543/2’de bu kuralın istisnasının da düzenlendiğini, buna göre, eğer alacaklılar için bir tehlike bulunmuyor ise, mahkeme somut olayın durumuna göre, eğer alacaklılar zarar görmüyor ise üç ay geçmeden de dağıtım yapılmasına izin verebileceğini; müvekkilinin de mahkemece tasfiye memurluğu görevine atanmış olduğu için, bütün yapılan işlemleri mahkemeye bir rapor halinde sunduğunu ve bu duruma mahkemece bir ses çıkarılmadığını; başka bir ifadeyle mahkemenin, müvekkilince yapılan işlemleri zımnen onayladığını, Mahkeme kararına gerekçe olarak, kesin bilanço hazırlanmadan dağıtım yapılmış olmasını göstermekte olduğunu; kesin bilanço, tasfiye sonunda, yani alacakların tahsil edilip borçların ödenmesinden sonra tasfiye memurlarınca hazırlanması gerektiğini, (TK m. 542/1-d), kesin bilançonun, dağıtılabilir mal varlığının tespit edilebilmesi amacıyla hazırlanmakta olduğunu, (Kervankıran, Anonim Şirketlerin Tasfiyesi, s. 290), hâlbuki müvekkilince tasfiye edilmekte olan şirketin, hiçbir borcu ve alacağı bulunmayan, yüklü miktarda gayrimenkule sahip bir şirket olduğu hazırlanan finansal raporlarla ortaya konulduğunu; bu nedenle de bir kısım gayrimenkullerin satışlarından elde edilen gelirlerin iki kardeş arasında dağıtılmasında kesin bilançonun hazırlanmaması önemli bir eksiklik teşkil etmemekte olduğunu, Tasfiyede önemli olan hususun, şirketin borçları ödenmeden ya da duruma göre tevdi veya temin edilmeden şirket mal varlığının pay sahipleri arasında dağıtılmaması olduğunu; yine aynı şekilde dağıtımdan önce şirketin vergi borçlarının, çalışanların sosyal güvenlik primlerinin, tasfiye memurlarının alacakları ve diğer tasfiye alacaklarının ödenmesi gerektiğini; müvekkilinin tasfiye memuru olarak görevlendirildiği şirkette ise şirketin hiçbir borcu söz konusu olmadığı gibi, satılarak ortaklara dağıtılan miktar şirket mal varlığının sadece % 38’ini oluşturmakta olduğunu; yani daha şirkette geriye satılması gereken oldukça yüklü miktarda mal varlığı bulunduğunu; bu nedenle, alacaklıların ya da şirkette çalışan olmadığı için onların primlerinin ödenmesi söz konusu olmadığını, Tasfiye hükümlerinin kaynağını teşkil eden İsviçre hukukunda, şirket aktiflerinin borçlarından oldukça fazla olduğu hallerde, aktiflerin bir kısmının önceden dağıtılabileceği savunulmakta olduğunu, (Robert Heberlein, Die Kompetenzausscheidung bei der Aktiengesellschaften in Liquidation unter mit Berücksichtigung der Kollektivgesellschaft nach schweizerischem Recht, Diss. Zürich 1969, s. 77),  bu durumda şirket alacaklılarının bir zarara uğramasının söz konusu olmadığını; Türk hukuku bakımından da bu görüşün kabul edilmemesi için bir neden bulunmadığını,Açıklanan nedenlerle, müvekkilinin kesin bilanço çıkarılmadan bir miktar dağıtım yapmasının tasfiye edilen şirketin özel durumundan kaynaklanmakta olup, tasfiye hükümlerine aykırılık teşkil etmemekte olduğunu, tasfiye sürecinde zorunlu olarak satılan taşınmalardan elde edilen gelirlerin ortaklara dağıtılmasının ortakların menfaatini koruyan bir durum olduğunu,  taşınmazların satışı sonucunda elde edilen tutardan Kurumlar Vergisi için ödenecek verginin ayrıldığını, gayrimenkulün satışı sonrasında elde edilen tutardan Kurumlar Vergisi için ödenecek tutarın ayrıldığını; bu nedenle şirketin vadesi gelmemiş borcunun da güvence altına alındığını,   tasfiye halindeki şirketin çalışanı ve ticari faaliyeti olmadığından borçlu olduğu kişi ve kurum bulunmamakta olduğunu, şirket tasfiyeye girdikten sonra herhangi bir ticari faaliyette bulunmadığından doğmuş ve doğması muhtemel bir borcu bulunmamakta olduğunu; bu nedenle alacaklı olmadığından alacaklıların, şirketin ve ortakların zarara uğrama riskinin de bulunmamakta olduğunu,  satış sonucu elde edilen tutarın ortaklık payı oranında ortaklara eşit olarak dağıtıldığını, satış sonucu elde edilen tutardan vergi için ödenecek tutar şirket uhdesinde bırakıldığını, geri kalan tutar ortaklara hisseleri oranında eşit olarak dağıtıldığını; bu nedenle ortakların menfaatini zedeleyen bir durum bulunmamakta olduğunu, satış sonucunda elde edilen tutarın ortaklara dağıtılmasının paranın değer kaybı ile birlikte değerlendirildiğinde ortakların zararına değil yararına olan bir husus olduğunun anlaşılmakta olduğunu, yerel mahkeme kararında satış sonucu elde edilen tutarın tasfiye bilançosu hazırlanmadan dağıtıldığı ve bu nedenle işlemin hukuka aykırı olduğunun belirtilmekte olduğunu, oysa müvekkilince tasfiyesi için görevlendirilen ... Şirketi’nin ne ödenmesi gereken bir borcu ve ne de korunması gereken bir alacaklısı bulunduğunu; tasfiye halindeki şirketin 2008 yılından itibaren ortaklar arasındaki anlaşmazlıktan dolayı herhangi bir ticari faaliyeti olmayan ve sadece mal varlığı bulunan bir şirket olduğunu; dolayısı ile de tasfiye sürecinde, yukarıda açıklandığı gibi, şirkete ait gayrimenkullerden bir kısmı satılarak, elde edilen paralar ortak olan iki kardeş arasında paylaştırıldığını; böylelikle, bu kadar yüksek miktarların enflasyonist ekonomik şartlarda bankada bekletilmeyerek, ortakların kendi isteklerine göre değerlendirme yapmaları sağlandığını, ayrıca bu hususun davacı ve diğer ortağın zararına değil yararına olan bir husus olduğunu; günümüzde ekonomik enstrümanlardaki anlık ve hızlı fiyat değişimi nazara alındığında paranın değerini koruyabilmenin güç bir durum olduğunu; bu nedenle olası bir gecikmede tasfiye memuruna yönelik paranın değerini koruyamadığı yönünde isnatların gelmesi muhtemel bir durum olduğunu; şirketin alacaklısının da olmaması nazara alındığında elde edilen tutarın ortaklık payıyla orantılı bir şekilde dağıttırılarak ortaklara serbesti tanınması davacının zararına değil yararına olan bir husus olduğunu,Davacının davayı açmakta hukuki yararı olmadığını, yukarıda belirtildiği üzere satılan gayrimenkullerin parasının dağıtılması bakımından öngörülen kuralların alacakları korumaya yönelik olduğunu, şirketin halen aktifinde yer alan taşınmazlar ciddi bir ekonomik değere sahip olduğundan herhangi bir alacaklıyı zarara uğratma ihtimali bulunmadığını; usulüne uygun yapılan çağrıların ardından üç yıl geçmesine rağmen şirketin tek bir alacaklısının olmadığının anlaşıldığını; hal böyle iken alacaklıyı korumaya yönelik paraların dağıtılmasına ilişkin kuralın esas yönünden etki edecek bir ihlali söz konusu olmadığını, diğer yandan menfaati ihlal edilmeyen ve kendisine ödenen ve üzerinde serbestçe tasarruf imkanına sahip olduğu parayı alan ve iade etmeyen davacının görülen davayı açmakta hukuki yararının olmadığını, davacının tasfiyeyi akamete uğratmak amacıyla kötüniyetli biçimde huzurdaki davayı ikame ettiğini,Davacı tarafın tasfiye halindeki şirkete ait taşınmazı, ortağı olduğu dava dışı ... Şirketi’nin faaliyetleri için kullanıp tasfiye halindeki şirkete kira ödemesi yapmamakta olduğunu; bu hususa ilişkin düzenlenen faturaların ödenmediğini; tasfiye sürecini akamete uğratmak suretiyle aynı şekilde fabrika binasını kullanmayı amaçlayan davacının, tasfiye amacına yönelik yapılan hukuka uygun satış ve paraların dağıtılması işlemini kötüniyetli biçimde dava ettiğini,  gerçekten de ticaret sicil kayıtları incelendiğinde ... Şirketi’nin ortağının davacı olduğu ve şirket adresinin “... Esenyurt İstanbul” olduğunu; yine ticari defter ve kayıtlar incelendiğinde düzenlenen kira faturalarının ödenmediğini; salt bu durumun dahi davacının görülen davayı açmaktaki kötüniyetini ortaya koymakta olduğunu, Yerel Mahkeme kararının ortadan kaldırılması aksi kanaat hasıl olduğu takdirde gerekçenin düzeltilmesini talep zorunluluğu doğduğunu, yukarıda yer alan açıklamalardan ve dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelerden anlaşılacağa üzere; davalı tasfiye memuru ... tarafından tasfiye sürecinin hukuka uygun bir şekilde yürütüldüğü, alacaklılara çağrı yapıldıktan sonra üç yıl süre geçtiği, satılan taşınmazlar için ilan.gov.tr’ye ilan verildiği, satılan taşınmazlar için sahibinden.com sitesine ilan verildiği, satış ilanının basında yer aldığı, gayrimenkulün ...lisanslı gayrimenkul değerleme uzmanından alınan raporda tespit edilen bedelden daha yüksek bedelle satıldığı, tasfiye halindeki şirketin aktifinde satılanlar dışında da değerli taşınmazların bulunduğu, satış sonucu elde edilen gelirin davalı tasfiye memuru tarafından ortaklara payları oranında eşit olarak gönderildiği, davacı tarafından kendisine gönderilen satış bedelinin iade edilmediği, satış bedelinin ortaklara gönderilmesinin ortakların zararına değil yararına bir durum olduğu, yerel mahkeme kararının gerekçesinde yer alan tasfiye bilançosu oluşturulmamasının ortaklık paylarına etki eden bir durum olmadığı, çalışanı ve ticari faaliyeti olmayan şirketin taşınmazlar sonucu elde ettiği parayı ortaklara dağıtmasının şirketin alacaklısı olmadığından kimseyi zarara uğratmadığı, davacının huzurdaki davayı tasfiye sürecini akamete uğratarak taşınmazları bedelsiz kullanmak amacıyla kötüniyetli biçimde açtığı, yerel mahkeme kararında yer alan gerekçenin masumiyet karinesini ihlal ettiği, yerel mahkeme kararının gerekçesinde atıf yapılan ve takipsizlikle sonuçlanan soruşturma dosyaları yerel mahkeme kararının aksine aleyhine değil ancak lehine delil teşkil ettiğini,Yukarıda belirtilen hukuka aykırılıklar nedeniyle Yerel Mahkeme kararının kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi gerekmekle birlikte Mahkemece aksi kanaat hasıl olması halinde HMK m. 353/2 uyarınca (kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında duruşma yapılmadan karar verileceğini) düzeltilerek karar verilmesini talep zorunluluğunun doğduğunu,İleri sürerek, Yukarıda arz ve izah edilen nedenler ile Saygıdeğer Mahkemece re’sen nazara alınacak sebeplerle; Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/4 E. ve 2025/222 K. sayılı kararının kaldırılmasına, davanın reddine, müvekkilinin tasfiye memuru olarak görevlendirilmesine, mahkemece aksi kanaat hasıl olması halinde hmk m. 353/2 uyarınca kararın hukuka aykırı gerekçesinin düzeltilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/512 Esas 2018/352 Karar sayılı ilamı ile feshi ve tasfiyesine karar verilen davalı şirkete aynı mahkeme kararı ile tasfiye memuru olarak atanan diğer davalının,  TTK'nun 643 maddesi atfı ile TTK'nun 537/2 fıkrası uyarınca haklı nedenle azli ve şirkete ait gayrimenkullerin kanuni düzenlemeye göre açık arttırma usulüyle satılmasına karar verilmesini istemlerine ilişkin olup, mahkemece tasfiye memurunun azli isteminin kabulüne, diğer istemin reddine karar verilmiş karara karşı davalı tasfiye memuru vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.6102 Sayılı TTK'nun 643 maddesi tasfiye usulü ile tasfiyede şirket organlarının yetkileri hakkında anonim şirketlere ilişkin hükümlerin uygulanacağını düzenlemiştir. TTK'nun 536/3 fıkrası uyarınca  şirketin feshine mahkemenin karar verdiği hâllerde tasfiye memuru mahkemece atanır. TTK'nun 537/2 fıkrası uyarınca, pay sahiplerinden birinin istemiyle ve haklı sebeplerin varlığında, mahkeme de tasfiyeye memur kişileri görevden alabilir ve yerlerine yenilerini atayabilir. Bu yolla atanan tasfiye memurları, mahkeme kararına dayanılarak tescil ve ilan olunurlar.İlk derece mahkemesi tarafından, davalı şirketin sicil kayıtlarının celbedildiği,  davalı tasfiye memuru aleyhine başlatıldığı belirtilen soruşturma dosyalarının celbedildiği, bilirkişilik bölge kuruluna davalı tasfiye memuru hakkında yazılan yazı cevabının dosya arasına alındığı, davalı tasfiye memurunun davalı şirkete ait üç adet taşınmazı sattıktan sonra, henüz tasfiye süreci tamamlanmadan ve tasfiye sonu bilançosu hazırlanmadan satış bedelinden davacının hissesine isabet eden miktarını davacı hesabına gönderdiği, böylece tasfiye usulüne uymadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile davalı tasfiye memurunun azline karar verilmiştir.Davalı tasfiye memuru tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; mahkemece celbedilen soruşturma dosyalarında davalı hakkında takipsizlik kararı verildiği, bir soruşturma dosyasının ise derdest olduğu, mahkemece gerekçesi ile masumiyet karinesinin ihlal edildiği, öte yandan davalının tasfiye usulünü tamamen hukuka uygun yürüttüğü, dava konusu şirkete ait taşınır taşınmaz malvarlıklarına bilirkişilerce değer biçildiği, şirketin davacının usulsüz satıldığını iddia ettiği üç taşınmaz dışında başka satılan malvarlıklarının da bulunduğu, şirketin alacaklısı bulunmadığı, iki ortaklı şirkette tüm satış süreçlerinden davacı ile dava dışı ortağın ihtarnameler yolu ile haberdar edildikleri, satılan üç adet taşınmazın vergi ödemesi için gereken payın da ayrıldığı, kesin bilanço yapılmadan bu dağıtımın yapılmış olmasının şirketin özel herhangi bir borcunun bulunmaması ve paranın değer kaybı karşısında ortakların yararın hareket edilmiş bulunulması karşısında ne alacaklıların ne de ortakların menfaatine aykırılık teşkil etmediği,   elde edilen satış gelirinin iki ortağa payları oranında ödendiği, davacının ödemeyi iade de etmediği,  davacının tasfiye sürecini uzatmak amacıyla kötü niyetli olarak eldeki davayı açtığı, hukuki yararının bulunmadığı yönünde olup, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi, aksi durumda masumiyet karinesini ihlal eder nitelikteki gerekçe yönünden kararın düzeltilmesi talep edilmiştir. İlk derece mahkemesi tarafından, davalı tasfiye memurunun ön inceleme celsesindeki;\" dosyaya sunmuş olduğum cevap dilekçemi aynen tekrar ederim. Mahkemece tasfiye memuru olarak atandıktan sonra tasfiye işlemlerine başladım. Belli bir aşamaya gelindi. Benim tahminime göre tüm tasfiye sürecinin %70'lik kısmı tamamlanmış olabilir. Ortakların mağdur olmaması için ve şirketin de güncel borcu bulunmadığı için satış bedelinin bir kısmı ortaklara hisseleri oranında gönderilmiştir. Bildiğim kadarıyla farklı dosyalardan yapılan şikayet üzerine savcılık tarafından bir adet soruşturma yapılmıştır. O soruşturmada da takipsizlik kararı verilmiştir. Bildiğim kadarıyla bilirkişi kuruluna da benimle ilgili herhangi bir şikayet bulunmamaktadır. Davacı tarafın iddialarını kabul etmem. Görevimi yasal çerçevede yapıyorum. Bu nedenle aleyhime açılan davanın reddine karar verilmesini talep ederim\" şeklindeki beyanı üzerine, aynı celse ara kararı ile Bakırköy C.Başsavcılığına müzekkere yazılarak davalı tasfiye memuru hakkında  yürütülen ve şikayete konu herhangi bir soruşturmanın bulunup bulunmadığının bildirilmesine, bulunuyor ise soruşturma evraklarının birer örneğinin uyap üzerinden gönderilmesine karar verildiği, bizzat tasfiye memuru  tarafından hakkında açılmış soruşturma dosyalarının 25/02/2025 tarihli dilekçe ile mahkemeye bildirildiği, mahkemece bu dosyaların celbi için müzekkere yazıldığı, gelen yazı cevapları kapsamından, davalı tasfiye memuru aleyhine iş bu davanın tarafları ile ilgisi bulunmayan uyuşmazlıklarla ilgili başlatılmış soruşturma dosyalarında takipsizlik kararları verildiğinin anlaşıldığı, derdest olan  bir soruşturma dosyası bulunduğu, ilk derece mahkemesi tarafından davalı tasfiye memurunun haklı nedenle azil gerekçesi olarak bu soruşturma dosyalarına dayanılmadığı, yalnızca derdest olan Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2023/117497 soruşturma sayılı  dosyasının muhtevası ile ilgili bilgi verildiği, davalı tasfiye memurunu kesinleşmiş bir ceza mahkumiyeti olmaksızın, derdest soruşturma dosyaları gerekçe gösterilerek azledilmesinin hukuka aykırı olduğuna dair istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.TTK'nun 542 maddesi uyarınca tasfiye memurları, tasfiyenin uzun sürmesi hâlinde, her yıl sonu için tasfiyeye ilişkin finansal tabloları ve tasfiye sonunda da kesin bilançoyu düzenleyerek genel kurulun onayına sunmakla yükümlüdürler. TTK'nun 543/1 fıkrası uyarınca; tasfiye hâlinde bulunan şirketin borçları ödendikten ve pay bedelleri geri verildikten sonra kalan varlığı, esas sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa pay sahipleri arasında, ödedikleri sermayeler ve imtiyaz hakları oranında dağıtılır. Tasfiye payında imtiyazın varlığı hâlinde esas sözleşmedeki düzenleme uygulanır. Hükmün ikinci fıkrası uyarınca alacaklılara üçüncü kez yapılan çağrı tarihinden itibaren altı ay geçmedikçe kalan varlık dağıtılamaz. Şu kadar ki, hâl ve duruma göre alacaklılar için bir tehlike mevcut olmadığı takdirde mahkeme altı ay geçmeden de dağıtmaya izin verebilir.Davalı şirket malvarlığına dahil üç adet taşınmazın, davalı şirketin dava dışı diğer ortağına ait bulunan şirkete satıldığı ve satıştan elde edilen gelirin, henüz  TTK'nun 542 maddesi uyarınca kesin bilanço düzenlenmeden payları oranında ortaklara dağıtıldığı davalı tasfiye memurunun da kabulünde olup, mahkemece davalı tasfiye memurunun tasfiye usulüne uygun davranmaması nedeniyle tarafsızlığına gölge düştüğünden bahisle tasfiye memurunun görevden alınmasına karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, davalı tasfiye memurunun aksi yöndeki istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden davalı tasfiye memurunun istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davalı tasfiye memuru ...'ın istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 03/07/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2658050893df6fdd","SID":"1ad1163e237b71b8"}}