{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/22 <br>KARAR NO:2025/900<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:24/09/2021<br>NUMARASI:2020/129 Esas -  2021/811 Karar<br>DAVA:Alacak (Limited Şirket Pay Devrinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:26/06/2025<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı  vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı arasında nominal değeri 630.000 TL olan İstanbul, ... de kurulu bulunan ... Sicil nolu ... Şti. ne ait 150.000 TL nominal bedelli hissesini satın aldığını bedelini ise gerçek miktar üzerinden ödediğini, davalı ...'nun,... Şti'ye ait 150.000.-TL nominal bedelli hisseyi devrine rağmen, şirket hissesi nisabına düşen kısmı teslim etmediği gibi, bunu sürekli olarak ertelediğini, hisse devrinin ortaklar defterine kaydedeceklerini beyana rağmen, bu güne değin bu taahhüdü yerine getirmediği gibi aldığı bedelin karşılığını da ödemediğini, .... Şti.'nin değerinin, halihazırdaki şirketin yapısı, müşteri portföyü, pazar payı, potansiyeli, organizasyonu ve yönetim kadrosu ile gelecekte şirketin ortaya çıkarması beklenen nakit akışlarının analizi sonucu elde edilecek miktarın değerli olması karşısında kasten davalıca devir işlemi yapılmayıp, şirketin tüm aktiflerinin eksiltilerek tasfiye haline sokulduğunun öğrenildiğini, davalıdan şirket hissesinin müvekkili adına tescili ve/veya hissesinin güncel değerinin ödenmesi taleplerine sürekli zaman isteyerek ötelenmesi sağlanırken, arka planda şirket içindeki ve tamamı ithal çok değerli makine ekipmanı ve parkurları ile diğer mal varlıklarının muvazaalı olarak başka şirkete aktarıldığının haber alındığını, yapılan araştırmada bu devirlerin büyük bir ekseriyeti ise ... Şti'ye yapıldığının öğrenildiğini, ürünlerin muvazaalı devri ve fiili ortaklık yapılan ... şirketine temliklerde gerçek fiyatların aksine düşük miktarlar gösterilerek işlem tesisi edilmiş görünürse satış yaptıklarını, halen iki tarafın birlikte hareket ettiklerini, müvekkiline satılıp  hominal bedel gösterilmesine rağmen gerçek değeri ödenen hissenin değerinin tespiti kaydı ve resmi belgeler ve tanık anlatımları ile sübuta erecek olup, o taktirde tam alacağın tespiti mümkün olacağından, davamızın belirsiz alacak davası olarak ikame edilmesi gerektiğini, şirket güncel değerinin tespiti ile şimdilik 150.000 TL'nin sözleşme tarihi itibarı ile reeskont faizi ile birlikte belirsiz alacak davası olarak tespiti ve ticari reeskont faizi ile tahsili ve müvekkiline ödenmesine avukatlık ücreti ve yargılama giderlerinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava şartı yokluğundan, davanın usulden reddinin gerektiğini zira davacının, davacının dava açmakta hukuki yararının olmadığını, davacının noter sözleşmesi ile üstlendiği hisse devrini şirkete bizzat kendisinin bildirmesi şeklindeki şahsi sorumluluğunu yerine getirmediğini, davacı ... ile akdedilen, Bakırköy ....Noterliğinin, 06.03.2017 tarihli ve ... yevmiye nolu Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesinde, davacı ...'ın “devir aldığım şirket paylarını devraldığımı devir sözleşmesini şirkete ibraz ederek ticaret sicil müdürlüğünde ve ilgili diğer kurumlarda kayıt ve tescil ettirmeyi sağlayacağımı kabul ve setan ederim.” şeklinde beyanda bulunduğunu ancak davacı ...'ın 06.03.2017 tarihinden dava açtığı 12.02.2020 tarihine kadar bu sorumluluklarından hiçbirini yerine getirmediğini, davacı ...'ın, limited şirket nezdinde, şirket hisse devrinin bildirilmesi için hiçbir resmi başvurusu olmadığını, davacı ...'ın, noter hisse devir sözleşmesi ile üstlendiği gibi limited şirket müdürlerine başvurması gerektiğini ve bu yönde ortaklar genel kurulunun hisse devri hususunda olumlu olumsuz bir karar alınmasını sağlaması gerektiğini, davada zamanaşımı olduğunu, davacıdan hisse devir bedeli olarak herhangi bir bedeli de fiilen almadığını, Noter sözleşmesinde her ne kadar devralandan 150 bin TL.'yi elden ve nakden aldığı beyan edilmişse de; devralanın bu bedeli ödeyeceğine olan inancı ile ve iyiniyetle bu beyanda bulunduğunu, ancak, davacının bu sözleşme akdedildikten önce bu bedeli vereceğini şahsen beyan etmesine rağmen akdin yapılmasından sonra bu beyanını asla yerine getirmediğini, ayrıca, 2003 senesinde getirilen yasal düzenleme ile belirli bir meblağın üstü ticari alım satımlarda yapılacak ödemelerin, bankalar ve finans kurumları aracılığıyla yapılması hükmünün getirildiğini, dava şartı olmadan açılan davanın usulden reddini, kanuna ve sözleşmeye aykırı açılan davanın esastan da reddini, zamanaşımına uğrayan davanın reddini, davacının hukuka aykırı olarak elde ettiği ve ibraz ettiği 2 adet faturanın ve 10 adet fotoğrafın hukuka aykırı deliller olduklarının tespiti ve yargılamada dikkate alınmadıklarının karar altına alınmasını, vekalet ücretinin ve bütün mahkeme masraflarının davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini belirterek davanın reddini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" ...Tüm dosya kapsamı ve deliller birlikte değerlendirildiğinde; her ne kadar, davacı ile davalı arasında, Bakırköy ...Noterliğinin, 06.03.2017 tarihli ve ... yevmiye nolu Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi akdedilmiş ve bu devir sözleşmesi sonucunda payını devreden davalı tarafından dava konusu edilen payın davacıya devrini gerçekleştirmediğinden bahisle iş bu dava açılmış ise de, limited şirketlerde pay devri usulü mülga 6762 sayılı TTK’nın 520 nci maddesinde emredici mahiyette düzenlenmiş olup, anılan hükümde “Bir payın devri, şirket hakkında ancak şirkete bildirilmek ve pay defterine kaydedilmek şartıyla hüküm ifade eder. Devir hususunun pay defterine kaydedilebilmesi için, ortaklardan en az dörtte üçünün devre muvafakat etmesi ve bunların esas sermayenin en az dörtte üçüne sahip olması şarttır” denilmektedir. Madde metninden de anlaşılacağı üzere, pay devrinin hüküm ifade edebilmesi için sözleşmenin noterde tasdiki, ortaklar kurulunun devre muvafakat etmesi ve bu devrin şirketin pay defterine işlenmiş olması gerekir. Bu şartlardan birinin bulunmaması halinde, limited şirket pay devirlerinde bölünme kuralı geçerli olmadığından pay devri, şirkete karşı hüküm ifade etmeyeceği gibi ilgililer arasında da hüküm ifade etmez. Buradan hareketle tarafların noterde gerçekleştirdiği pay devri sözleşmesi ile davalının, sözleşme hükümleri çerçevesinde söz konusu pay devrini ortaklığa bildirme yükümlülüğünü üstlendiği ancak dosya kapsamına bu yükümlülüğünü yerine getirdiğine dair delil sunmadığı ve yukarıdaki açıklamalar da göz önüne alındığında taraflar arasında geçerli bir pay devrinin gerçekleşmediği, yine davanın sebepsiz zenginleşmeye dayalı olarak açılmadığı, pay devrinden kaynaklı alacak davası olarak açıldığı bu haliyle ise iş bu davanın mesnetsiz kaldığı anlaşılmış olup davanın reddine,\" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının, ... Şti.  ne ait  150.000.-TL nominal bedelli hisse devrini yaptığını, davalının şirket hissesi nisabına düşen kısmı teslim etmediğinin sabit olduğunu ve davalının bunu tevilen ikrar ettiğini, davalının bedelinin ödenmediği iddiasını usulünce ispatlayamadığını,  \"pay devrini ortaklığa bildirme yükümlülüğünün ..\"  sıhhat şartına tabi bir husus olmadığını, tanıklar dinlenmeden ve belgelerin celbi sağlanmadan, ispatın yapılmadığını kabul etmenin açıkça yasaya ve somut olaya aykırı olduğunu, davalı ve akrabası olan diğer ortakların dayanışmalı olarak şirketin içini boşalttığını, kurulan yeni bir şirkete transfer ettikten sonra şirketi tasfiye etmeye çalıştıklarını,  şirketin kapasitesi, evsafı, demirbaşında kayıtlı ... dahil olmak üzere Tablolar Halinde ve stok bilgileri ile resmi olarak kayıt altında olduğunu, kayıt altındaki bu makine ve diğer ham yada mamül stokların devri halinde izin ile ve kaydi olarak devredileceğinden Tütün ve Alkol Daire Başkanlığından tüm kayıtların istenilebileceğini, üzerinde bilirkişi incelemesi yapıldığından, davacının talep edilen hisse değerinin tespiti yapılıp tahsili mümkün olduğu halde davalının suniyeti korunarak talebin reddinin haksız olduğunu, hisselerin değeri, gösterilen nominal değerinin çok üzerinde olduğunu, işlemlerde sadece nominal değerin gösterildiğini, yüksek kapasiteli son model makine parkuru ve stoku bulunan ve sürümü yüksek tütün mamülü (sigara v.s.)  üreten  bir şirketin hissesi olduğunu, davacıya bu hakkının teslim edilmemesi nedeniyle talep edeceği zararın edim ifa edilse idi elde edeceği maddi gelir ve Hisseye isabet edeceği Şirket Hissesinin  %10 nun gerçek değer üzerinden hesaplanarak ortaya çıkacak bedelin ticari faizi ile birlikte ödenmesi olacağının açık olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesi ile limited Şİrket Pay Devri Sözleşmesinin ifa  edilmemesi nedeniyle ... Şti. nin %10 hisseye isabet eden şirket güncel değerinin tespiti ile şimdilik 150.000.-TL'nin sözleşme tarihi itibarı ile reeskont faizi ile birlikte belirsiz alacak davası olarak tespiti ve ticari reeskont faizi ile tahsilini ve davacıya ödenmesini  talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE:Dava, limited şirketin %10 luk  pay devrine ilişkin sözleşmesinin ifa edilmemesi nedeniyle şirketin güncel değerinin  belirlenerek %10'luk bedelinin  tahsili istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçe doğrultusunda davanın  reddine  karar verilmiş,   karara karşı davacı tarafça  istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Limited Şirketlerde pay devri TTK  595 – 598 maddeleri arasında düzenlenmiştir.Buna göre; pay devri dört aşamada gerçekleşmektedir. Öncelikle pay devir alan ile devreden arasında yazılı şekilde bir sözleşme yapılmalı ve sözleşmedeki imzaların noterde onanmalıdır. İkinci aşamada ana sözleşmede aksi kararlaştırılmadığı müddetçe TTK  595/2 maddesi gereği genel kurulun hisse devrine onayı vermesi gerekir. Devir bu onay ile geçerlilik kazanmaktadır. Genel kurulun onamasına kadar devir sözleşmesi askıdadır. (TTK 595 gerekçesi) TTK 595/3 maddesi gereği başvurudan itibaren 3 ay içinde genel kurul reddetmediği takdirde onay verilmiş sayılır. Miras, mal rejimi ve icra yoluyla hisselerin  geçmesi halinde tüm haklar ve borçlar genel kurulun onayına gerek olmaksızın esas sermaye payını iktisap edene geçer. Buna rağmen şirket onayı reddedebilir (TTK 596/2 vd.)  Üçüncü aşamada genel kurulca devre onay verilmesi halinde devralanın pay defterine ortak olarak kaydı yapılır. Pay defterine kayıt kurucu olmayıp açıklayıcı nitelikte bir işlemdir. Pay devri ortaklar genel kurulunun onay kararıyla gerçekleşmekte olup pay defterine kayıt pay sahipliğinin şirkete karşı ileri sürülmesi bakımından durumun tespitini sağlayan işlemdir. Dördüncü aşama ticaret siciline tescil işlemidir. (TTK 598) Tescil için şirket müdürü tarafından ticaret sicile başvurulması gerekmektedir. Başvurunun 30 gün içinde yapılmaması halinde ayrılan ortak adının bu paylarla ilgili olarak silinmesi için ticaret siciline başvurabilir. Bunun üzerine ticaret sicili müdürü şirkete iktisap edenin adının bildirilmesi için süre verir. Sicil kaydına güvenen iyiniyetli kişinin güveni korunur. Ticaret siciline tescil işlemi pay devri yönünden kurucu bir etkiye sahip olmayıp açıklayıcı bir etkiye sahiptir.Yukarıdaki açıklamalar ve yasal düzenlemeler kapsamında somut olaya bakıldığında davacı ile davalı arasında yapılan 06/03/2017 tarihli pay devir sözleşmesinin TTK 595/1 maddesinde ifadesini bulan yazılı olma ve noterde imzaların tasdik edilmesi şekil şartlarını sağladığından geçerli sözleşme olduğu anlaşılmaktadır. Davacı taraf  sözleşmenin herhangi bir irade fesadı sebebiyle geçersiz olduğunu ileri  sürmemektedir. Davacının, pay devir sözleşmesinde  \"devir sözleşmesini şirkete ibraz ederek ticaret sicil müdürlüğünde ve ilgili diğer kurumlarda kayıt ve tescil ettirmeyi sağlayacağımı kabul ve beyan ederim.” şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmakla birlikte  şirketten pay devrinin  kabulüne ilişkin talebin, sözleşmede hüküm bulunmasa dahi pay devreden ve devralan tarafça talep edilebileceği de ortadadır. Pay devir sözleşmesinin şirkete sunulup onay istendiği ve şirketçe talebin reddedildiğine dair dosyaya bir belge sunulmadığı görülmektedir. Davacı tarafça bu yönde tanık dinletilmek istenilmiş ise de bu hususun yazılı belge ile ispatı gerekir.  Bu  haliyle taraflar arasında düzenlenen pay devir sözleşmesi şirket ortaklar kurulunca reddedilinceye kadar  askıdadır. (TTK 595 gerekçesi) ortaklar kurulunun reddetmesi halinde ise pay devir sözleşmesi geçersiz olur. ( Prf.Dr. Hasan Pulaşlı şirketler hukuku şerhi 3. Cilt sayfa 2756 vd.)  Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için, davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilke anlamına gelir. Davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır. 6100 sayılı Kanun'un sözü edilen maddesinin gerekçesinde de \"...Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukukî yarardan maksat,davacının sübjektif hakkına hukukî korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir...\" yönünde açıklamalar yer verilmiştir. Öte yandan bu yararın \"hukuki ve meşru\", \"doğrudan ve kişisel\", \"doğmuş ve güncel\" olması da gerekir (Hanağası, E.: Davada Menfaat, Ankara 2009, s.135). Hukuki yarar dava şartlarından olup 6100 sayılı HMK'nın 114. maddesine göre, davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart, dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan, olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bu nedenle menfaate, davanın dinlenebilmesi (mesmu olması, kabule şayan olması) şartı da denilmektedir (Hanağası, s. 19-21).Bir davada, menfaat (hukuki yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle bir davada hukuki menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece, tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır (Pekcanıtez, s.946-949). Nitekim aynı görüş Hukuk Genel Kurulunun 24.11.1982 tarihli ve 1982/7-1874 E.-1982/914 K.; 05.06.1996 tarihli ve 1996/18-337 E.-1996/542 K.; 10.11.1999 tarihli ve 1999/1-937 E.-1999/946 K.; 25.05.2011 tarihli ve 2011/11-186 E. 2011/352 K. ve 01.02.2012  tarihli 2011/10-642 E.-38 K. sayılı kararları ve yukarıda emsal olarak gösterilen diğer kararlarda da benimsenmiştir. (emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2019/853 E. 2020/907 K. )Davacının davalı şirkete pay devrinin onayı için başvurması, şirketçe bu konuda verilecek karar ve  bundan sonra hasıl olacak duruma göre dava açması gerektiğinden bu aşamada eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır.Bu durumda ilk derece mahkemesince davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken hatalı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi sonucu itibarıyla doğrudur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararı sonucu itibarıyla doğru bulunmakla davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 2.561,63 TL harcın, alınması gerekli olan 615,40 TL harçtan mahsubu ile fazla yatırılan  1.946,23 TL istinaf karar harcının davacıya iadesine,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.26/06/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fe3e13e446ed4721","SID":"f795362c0ec60f29"}}