{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/335 <br>KARAR NO: 2025/966<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 30/12/2024<br>NUMARASI: 2024/528   E. - 2024/933  K.<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari satımdan kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın usulden reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Taraflar arasında naylon balık ağı ve muhteviyatlarına dair alışveriş gerçekleştiğini, malların davalıya teslim edildiğini, mal satımı nedeniyle davalı adına 19.06.2023 tarih ve ... nolu, 318.600,00.-TL bedelli fatura düzenlendiğini, faturaya itiraz edilmediğini, borcun ödenmemesi üzerine alacağın tahsili için 28/09/2023 tarihinde İstanbul ... İcra Dairesinin ... sayılı dosyası üzerinden genel haciz yoluyla takip başlattıklarını, davalının 09/10/2023 tarihinde ödeme emrinde yer alan borca itiraz ettiğini, takibin durduğunu, arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlanamadığını iddia ederek, öncelikle uygun görülecek her türlü teminatla borçlunun taşınır ve taşınmazlarına dava sonuna kadar ihtiyati haciz konulmasına, borçlunun icra takibine yaptığı itirazının iptaline,  alacağın % 20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına  karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; Takip konusu fatura incelendiğinde faturanın \"...\" adına kesildiği müvekkili ...'ın kimlik numarasının faturaya yazıldığının görüldüğünü, müvekkili ..., ortakları ... ve ... ile birlikte ... isimli gemiyle balık avlamak suretiyle Deniz ve Kıyı Sularında balıkçılık sektöründe faaliyet gösterdiğini, faaliyet gösterdiği şirketinin adının \" ...\" isimli adi ortaklık olduğunu, vergi numarasının ..., adresinin ise ... Mahallesi ... Sokak No:... Sarıyer/İstanbul olduğu, adi ortaklığın Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmemiş olduğundan tüzel kişiliği bulunmadığını, bu nedenle adi şirketlerin ticaret siciline ve ticaret odasına kaydının da söz konusu olmadığını, her bir ortağın ayrı ayrı şahıs işletmesi olarak kaydı bulunduğunu, müvekkilinin de adi ortaklığın kurulumu için şahıs kaydı bulunduğunu, bu nedenle tacir olmadığını, davaya bakmaya Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğunu (Emsal;Yargıtay 20. HD.nin 20.09.2017 tarih, 2017/7894 Esas, 2017/6581 Karar sayılı kararı), faturanın adi ortaklık adına kesilmesi gerektiğinden geçersiz olduğunu, davacı ile aralarında alım satım sözleşmesi bulunmadığını, faturaya itiraz edilmemiş olmasının kabul anlamına gelmeyeceğini, malın satın alınmadığını, teslim edilmediğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde, Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde yer alan mutlak ticari dava değildir.Nispi ticari davalar ise her iki tarafın tacir olduğu ve dava konusu uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olduğu davalardır. Gelir İdaresi Başkanlığı İstanbul Defterdarlığı Sarıyer Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 08.10.2024 tarihli cevabi yazılarına göre davalının tacir olmadığı esnaf büyüklüğünde işletme hesabı esasına göre defter tuttuğu, 2017/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı çerçevesinde Gelir Vergi Beyannameleri ile eki performans bilgileri tablosu ve işletme hesap özetlerine göre VUK 177/1-3 madde hükümleri uyarınca 1. sınıf tacir olmadığı, bilanço esasına göre defter tutan kimselerden olmadığı, yıllık alış satış hadlerine göre esnaf olduğu işletme hesabı esasına göre defter tuttuğu anlaşılmıştır.6335 Sayılı Yasanın 2. Maddesi ile 6102 Sayılı TTK'nun 5. Maddesinin 3 ve 4 nolu fıkraları değiştirilerek Ticaret Mahkemeleri ile Asliye Hukuk Mahkemeleri arasındaki iş bölümü ilişkisi görev ilişkisine dönüştürülmüştür ve görev hususu HMK'nun 114/c maddesi uyarınca dava şartlarından olup yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınır.Açıklanan nedenlerle huzurdaki dava, davacının esnaf olması nedeniyle ticari bir dava değildir. Davada, mahkememiz görevli olmayıp, genel mahkemeler görevli olduğundan (Emsal: Yargıtay 3.HD.nin 24.11.2022 tarih ve 2022/4889 E. 2022/8933 K.ile 06.10.2022 tarih ve 2022/5582 E. 2022/7419 K.ile 16/06/2022 tarih ve 2022/3117 E. 2022/5926 K. ile 19.01.2016 tarih ve 2015/19946 E. 2016/245 K.ile Yargıtay 23.HD.nin 28.12.2015 tarih ve 2015/1543 E. 2015/8520 K.ile 25.11.2015 tarih ve 2015/1671 E. 2015/7566 K. Yargıtay 11.HD.nin 23.05.2023 tarih ve 2022/496 E. 2023/3184 K. İle 29.04.2015 tarih ve 2015/1591 E. 2015/6025 K.ile Yargıtay 17.HD.nin 16.04.2015 tarih ve 2014/25145 E. 2015/5962 K. Vb), görevsizlik kararı verilerek...\" gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine, davanın göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle HMK'nın 114/1-c ve 115/2 maddeleri gereğince usulden reddine, HMK'nın 20. maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra ve iki haftalık süre içerisinde talep edilmesi halinde dosyanın görevli İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, iki haftalık süre içinde dosyanın gönderilmesi için talepte bulunulmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin ihtarına , karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;TTK'nın 12/2 maddesi gereğince bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo vb ilan araçları ile halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimsenin fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır hükmünü amir olduğunu, davalının 24.02.2021 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde kayıtlı bir tacir olduğunu, Sarıyer Vergi Dairesi Müdürlüğünün cevabı yazısında ...'ın tekrar ... ortaklığınında %34 hisse ile ortaklık kaydının bulunduğunu, işletme hesabı esasına göre defter tuttuğunun belirtildiğini, müvekkilince kesilen faturanın ... ortaklığına kesilmediğini, tacir olması nedeniyle faturanın ... adına kesildiğini, tarafların tacir olduğunu ve aralarındaki ticari ilişkinin her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olduğunun açık olması nedeniyle asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğunu iddia ederek, kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, ticari satıma ilişkin faturadan kaynaklanan alacağın tahsili amacı ile başlatılan ilamsız icra takibine karşı yapılan itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın usulden reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, davacı şirket tarafından davalı gerçek kişi adına icra takibi başlatıldığı ve itiraz üzerine iş bu davanın açılmış olduğu, takip konusu faturanın balık ağına ilişkin düzenlenen 19.06.2023 tarihli toplam 318.600,00 TL tutarlı fatura olduğu konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir.Uyuşmazlık, davalı gerçek kişinin tacir olup olmadığı, görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olup olmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, davacı şirket tarafından 19.06.2023 tarihli balık ağı malzemesi ile ilgili olarak takibe konu edilen faturanın düzenlendiği, faturanın \"... -  Balıkçılık\" adına düzenlenmiş olduğu, Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı Dijital Vergi Dairesinin 01.10.2024 tarihli cevabı yazısında, ... ortaklığına ait bilgilerin verildiği, işe başlama tarihinin 23.12.2010, faaliyetin deniz ve kıyı sularında yapılan balıkçılık olarak belirtildiği, Gelir İdaresi Başkanlığı İstanbul Defterdarlığı Sarıyer Vergi Dairesi Müdürlüğünün 08.10.2024 tarihli cevabı yazısında ise davalının vergi kimlik mükellefi olarak ... ortaklığında 14.01.2020 tarihi itibariyle %34 hisse ile ortaklık kaydının bulunduğu, ortaklık faaliyetinin deniz ve kıyı sularında yapılan balıkçılık olduğu, ...'ın yıllık gelir vergisi beyannamesi işletme hesabı esasına göre defter tuttuğunun görüldüğünün bildirilmiş olduğu, davacı tarafça istinaf dilekçesine eklenen davalı gerçek kişi adına olan sicil kayıt tarihinin 2011 yılına ait olduğu anlaşılmıştır. Davacı vekilinin iddiasının aksine, takibe konu edilen faturanın davalı gerçek kişi adına değil ... - ... olarak düzenlenmiş olduğu tespit edilmiştir. Davalı adına düzenlenen faturaya rastlanılmamıştır. TTK'nın 4. maddesinde hangi işlerin ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlendikten sonra anılan kanunun 5. maddesinde ticaret mahkemelerinin kuruluşu ve hangi mahkemelerin ticaret mahkemesi sıfatıyla bakacağı belirlendikten sonra asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. Ticari davaları, mutlak ticari davalar ve nisbi ticari davalar olmak üzere iki grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır.Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları, ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için hem iki tarafın tacir olması hem de her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun sadece bir taraf ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle  TTK'nın 19/2. maddesi uyarınca diğer taraf için de ticari iş sayılması, davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Zira TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. TTK'nın 12. maddesine göre bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir. Aynı Kanun'un 15.maddesinde esnaf tanımı yapılmıştır. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar  Meslek Kuruluşları Kanunu'nun  3. maddesinde, esnaf ve sanatkar, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. 19.02.1986 tarih ve 19024 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; \"1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanununun 177. maddesinin birinci fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar; 2- Vergi Usul Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanlar\"ın tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. TTK'nın 11/1. maddesine göre; ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. TTK'nın 11/2. maddesine göre ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanlığınca çıkarılacak kararnamede gösterilir.  TTK'nın 24 ve devamı maddelerinde düzenlenen ticaret siciline ilişkin hükümler tacir sıfatını taşımanın tescile bağlı olmadığı üstelik bu sıfatı taşımanın sonucu ve gereği olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle, esnaf boyutunu aşan ticari işletme işleten kimsenin ticaret siciline kaydını yaptırmamış olması, tacir olmadığını göstermediğinden esnaf sayılmasını gerektirmez. Bu kapsamda 2023 yılı itibariyle satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı 890.000 TL'yi veya satışlarının tutarı 1.270.000 TL'yi; 2024 yılı itibariyle satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı 1.400.000 TL'yi veya satışlarının tutarı 2.000.000 TL'yi aşanların tacir olarak kabul edilmesi gerekir.Taraflar arasındaki uyuşmazlık, ticari satıma ilişkin faturadan kaynaklanan  alacağın tahsili istemine ilişkin olup satım sözleşmesi TTK'da düzenlenmediğinden, ancak taraflardan her ikisinin de tacir olması hâlinde asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu kabul edilecektir. Diğer taraftan yukarıda yer verildiği üzere, fatura davalı gerçek kişi adına düzenlenmemiştir. Davalının tacir sıfatı olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, HMK'nın 2. Maddesi uyarınca davaya bakma görevinin, genel görevli mahkeme olan asliye hukuk mahkemesi olduğunun kabulü isabetli olup, aksi yöndeki istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir. <br>KARAR: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına,4-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,6-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 03.06.2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b8db2dfaab83eff5","SID":"fc13b0614a344125"}}