{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/370 <br>KARAR NO: 2025/967<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 11/12/2024<br>NUMARASI: 2023/800  E. - 2024/755  K.<br>DAVANIN KONUSU: İbranamenin iptali (Ticari ilişkiden kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki davanın ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının şu an emekli olduğunu, davalının ise hastane sahibi ve işletmecisi olduğunu, dava konusu olay zamanında her ikisinin de ticaret ile iştigal eden iş insanları olduklarını, davacının, alacağı bulunduğu kişiler tarafından kendisine ciro edilen yedi adet bononun ödenmediğinden dolayı davalı hakkında İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... (Eski ...) Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının bir kısım malları haciz edildikten sonra davalı tarafından araya davacının çok güvendiği ... isimli şahıs sokularak borcun ödeneceğinin söylendiğini, ... tarafından davacı aranarak toplantı düzenlediğini, davacının, davalının Mecidiyeköy'deki hastanesinde buluşmaları gerektiğini söylendiğini, davacı, ...'a güvendiğinden bu adrese gittiğini, davacının, adrese gittiğinde dava konusu 24.2.2011 günlü ibranamenin önceden hazırlandığını gördüğünü ve konuyu anlamaya çalıştığını, toplantıya davalının gelmediğini, onun yerine eşi ...'un bulunduğunu, davalının avukatı tarafından önceden hazırlanan 24.2.2011 tarihli ibranamenin ... tarafından imzalaması için davacıya verildiğini, davacının, ortada para olmadığından itiraz ettiğini ve neden imzalanması için kendisini zorladığını ...'a sorduğunu, ... tarafından kendisine, bu ibranameyi imzalaması halinde hiç bir hal ve şartta davalıya ödemeyi yapmadan bunun teslim edilmeyeceğini, davalının ödeme yapması halinde 24.2.2011 günlü dava konusu ibranamenin teslim edileceğini taahhüt ve güvenini davacıya verdiğini, ...'ın davacıya manevi baskı kurduğunu, davacının iradesini fazlasıyla etkilemeye yettiğini ve bu konuşmalardan sonra davacının ibranameyi hiçbir bedel almaksızın çok güvendiği bu insana imzalayıp teslim ettiğini, ...'ın davalıyı telefon ile arayarak ibranamenin elinde olduğunu ve davacıya ödeme yaptığında kendisine teslim edeceğini açıkça söylediğini, bundan sonra herkesin yanında ... ibranameyi sıkı sıkı tutup davalıya hiçbir şekilde vermemesini salık vererek davalının avukatı olan Av. ... hanıma teslim ettiğini, bu olaylardan sonra davacının parasının ödenmediğini, bunun üzerine davacının, ...'ı arayarak kendisine güvence verdiğini, kendisini çok zorlayarak adeta zorla ve baskı kurarak kendisine imza attırdığından bahsederek parasını ödemesi için konuştuğunu, ...'ın bu konuşmaya \"Şu an için zordayım, hatta Av. ... hanım da vekalet ücretini alamadı ben gönderdim. Sen takibine devam et\" önerisinde bulunduğunu, bunun üzerine davacının, İstanbul ... İcra Müdürlüğü'ndeki takibe devam ettiğini, dosya satış aşamasına getirildiğinde davalı tarafından İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/11 Esas sayılı dosyası ile menfi tespit davası ikame ederek dava konusu ibranameye dayanarak ibranamenin sureti ile menfi tespit davası açtığını, davanın reddolduğunu fakat BAM'da dosya kesin kararla bozulduğunu, 2023/6 Esas ile devam ettiğini, davaya konu olan ibranamenin bu dosya da sureti bulunduğunu, bu davada da ibraname aslı bulunmadığını, taraflarınca dava açmadan 30.11.2023 tarihinde arabulucuya başvurulduğunu, anlaşamama hali ile sonuçlandığını, iş bu davanın HMK'nın 203/ç kapsamında ikame edildiğini, davacıdan, iradesi bozularak ve hile ile alınan 24.02.2011 günlü ibranamenin irade fesadı hali /hile yapılarak alınmasından dolayı dava konusu 24.02.2011 günlü ibranamenin iptaline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacı tarafından davalı aleyhine başlatılan kambiyo takibine karşılık, davalı tarafından İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/11 Esas sayılı dosyası ile menfi tespit davası açıldığını, davada; İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ve takibe konu edilen bonolar bakımından davalı tarafından 24.02.2011 tarihli ibraname ile ibra edilmiş olması sebebiyle borçlu olmadığının tespitinin talep edildiğini, önce davanın reddine karar verildiğini, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi tarafından yerel mahkeme kararının kaldırıldığını, kaldırma kararı sonrasında dosyanın, İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/6 Esasını aldığını, yapılan yargılama neticesinde; davamızın kabulüne karar verildiğini, davacının, ibranamenin iradesinin fesada uğratılarak / hile ile imzalatıldığına ilişkin iddialarını kesinlikle kabul etmemekle birlikte böyle bir durum olsa dahi davacının huzurdaki davayı hak düşürücü süre içerisinde açmadığından davasının usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının, dava dilekçesi ile  24.02.2011 tarihli ibranameyi imzaladığını kabul ettiğini, bu olaydan sonradan parasının ödenmemiş olması nedeniyle iradesinin fesada uğratılarak / hile ile ibranamenin imzalatıldığının bilincinde olduğunu iddia ettiğini, ibranamenin tarihinin 24.02.2011 olduğu göz önünde bulundurulduğunda ve davacının iddialarına bakıldığında hiçbir şekilde hileyi kabul etmemek kaydı ile davacı tarafın bu tarih itibariyle hileyi bildiğini ikrar ettiğini, bu kapsamda 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunu, kaldı ki, davalı tarafından davacı aleyhine açılan İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/11 Esas sayılı davasının açılış tarihinin 04.01.2017 olduğunu, en kötü hileyi bu tarihte öğrenmiş olduğunun kabulü gerekeceğinden davacı tarafın bu tarih dahi göz önünde bulundurulduğunda 1 yıllık hak düşürücü sürede bu davayı ikame etmediğinden davasının usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, huzurdaki davanın derdest olduğunu, derdestlik itirazları olduğunu, İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/6 Esas sayılı dosyasının gerekçeli kararının 3. sayfasında \"Uyuşmazlık, dava konusu olayda; Dava konusu borca ilişkin verilen ibranamenin geçerli olup olmadığı, ispat yükünün hangi taraf üzerinde bulunduğu noktasında toplandığı\" tespit edildiğini, dava tarihi olan 04.01.2017'den itibaren davacının söz konusu dosyada hile yönünden hiçbir savunması bulunmadığını, yani davacının, söz konusu ibranamenin hile ile imzalanmadığını kabul ettiğini, aynı konuya sahip bir davada ileri sürülebilecek iddialar için ayrı bir dava açılamayacağını, davacı tarafından açılan huzurdaki davanın konusunu oluşturan ibranameye karşı başka bir dava açılmış ve karara çıkmışken davacının aynı konuya ilişkin bir başka dava ikame etmesinin derdestliğe neden olduğunu, bu sebeple huzurdaki davanın reddi gerektiğini, huzurdaki dava konusu olan 24.02.2011 tarihli ibranameye ilişkin olarak kesin BAM kararı bulunduğundan davacının davasının reddine karar verilmesi gerektiğini, İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/6 Esas sayılı dosyası ile açılan menfi tespit davasında taraflar arasında mevcut ibraname nedeni ile müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti istendiğini, ilk derece mahkemesinin başta vermiş olduğu karar neticesinde dosyanın BAM'a gönderildiğini, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi'nin 2020/1456 Esas, 2022/1716 Karar, 08.12.2022 tarihli ilamı incelendiğinde \"imzası inkar edilmeyen belge aksi kanıtlanmadığı sürece kesin delil niteliğinde\" olduğunun tespit edildiğini, davalının iptalini istediği ibranamedeki imzaya ilişkin davalının herhangi bir itirazı olmadığını, BAM kararı sonrasında yerel mahkeme tarafından yapılan yeniden yargılama sonucunda kesin nitelikteki taraflarca varlığı inkar edilmeyen ibraname olduğunun tespit edildiğini, aynı konuda yerel mahkeme ve BAM tarafından verilmiş olan kesin karar mevcut olduğundan davacının işbu davayı açamayacağını beyan ederek; öncelikle davanın hak düşürücü sürede açılmamış olması nedeni ile usulden reddine, derdestlik itirazı değerlendirilerek davanın usulden reddine, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde davanın esastan reddine, daha önce karar verilmiş olan bir konuda kötü niyetli olarak dava açılmış olması nedeni ile müvekkili lehine %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Taraflar arasındaki icra dosyası ile menfi tespit dava dosyasının değerlendirilmesinde; ibra sözleşmesinden sonra davacının icra dosyasını takipsiz bıraktığı, ancak açılan menfi tespit davası ile artık aldatmanın ortadan kalktığı ve TBK md. 39 uyarınca bir yıllık hak düşürücü sürenin işlemeye başladığı kabul edilmiştir. Menfi tespit davasında dava dilekçesinin 23/01/2017’de tebliğ edilmesine rağmen, icra dosyasının 15/08/2023 tarihinde yenilendiği, arabuluculuk başvurusunun 30/11/2023 tarihinde yapıldığı ve işbu davanın 28/12/2023 tarihinde açıldığı gözetildiğinde bir yıllık hak düşürücü süreden sonra dava açıldığı anlaşılmıştır.Hak düşürücü süre yanında; davalı tarafından açılan İstanbul 16. ATM’nin 2017/11 Esas sayılı dosyasında, dava konusu ibranamenin hile ile alındığı ve iptali gerektiği yönündeki savunmalar öne sürülmüşken, irade sakatlığı halleri ile ibra sözleşmesinin geçersizliğinin artık menfi tespit dava dosyasında değerlendirilmesi gerektiği; aynı hususta mahkememizde ayrı bir dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığı da değerlendirilmiştir. İstanbul 16. ATM’nin verdiği kararın istinaf incelemesinde dâhi uyuşmazlık konusu ibranamenin geçerli olup olmadığı tartışılmıştır.(İstanbul BAM 44. HD 2020/1456 E. 2022/1716 K.).  Yukarıda açıklanan sebeplerle; hak düşürücü süre eksikliğinin niteliği gereği hukuki yarara göre önce incelenmesi gerektiğinden, irade sakatlığı hallerine dayanan huzurdaki davada, TBK md. 39 uyarınca hak düşürücü süre dolduktan sonra dava açıldığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiştir. HUAK 18/A-(13) ve (14). Fıkrası hükümleri gereğince arabuluculuk gideri olarak Arabuluculuk Dava Şartı Dosya No: ... sayılı dosyasından arabulucuya 3.120,00-TL tarife bedeli üzerinden kesilen Serbest Meslek Makbuzu doğrultusunda ödeme yapıldığı tespit edilerek, davanın reddine karar verildiği de dikkate alınarak davacı aleyhine arabulucuk giderlerinin de yükletilmesi gerektiği anlaşılmıştır... \" gerekçesiyle, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İstinafa konu olan yargılamanın davalı tarafın geçerli olduğu hususunda ısrarlı olduğu 24.02.2011 tarihli aslı bulunmayan ibranamenin menfi tespitine ilişkin olduğunu, mahkemece davanın hak düşürücü süre yönüyle reddedildiğini, kararın haksız olduğunu, davaya konu edilen ibranamede zikrolunan bedelin müvekkiline ödenmediğinden dolayı müvekkilinin ibranamenin fiziki olarak ... teslim edildiği davalının avukatından kendisine para ödenmediğinden dolayı iadesini talep ettiğini, bununla birlikte çok güvendiği sevdiği isim olan ...'ın zorlamasıyla imzalayıp verilen 24.02.2011 günü ibranamenin ödenmediğini söyleyerek ya paranın ödenmesini ya da davalının avukatına kendi eliyle teslim ettiği ibranamenin teslimini istediğini, müvekkilinin bu eyleminin ibranamenin fiziki olarak teslim edildiği tarihten bir kaç gün sonra gerçekleştirdiğini, müvekkilinin icra takibine devam ettiğini, alacağın tahsili için harekete geçtiğini ve hatırını kıramadığı için iradesini sakata uğratan ...'a ibranameyi onun zoruyla verdiğini ve ödenemediği için ..., tarafından ödenmesi veya ibraname aslının kendisine verilmesini talep etmesi gibi olaylar birlikte değerlendirildiğinde 24.02.2011 günlü ibranameyi iradesi sakatlanıp hataya düşürüldüğünden kabul etmediği ve bu nedenle de menfi tespit davasında hak düşürücü sürenin dolmadığının kabulünün gerektiğini, müvekkilinin ibranamenin imzalanması sonucu alacağı parayı alamayınca ve ... tarafından da bir ödeme yapılmayınca bu olayın sebebi ve iradesini sakatlayan davalı ve ...'a ibraname ile bağlı olmadığını, takibe devam edeceğini, baskı yapıldığını söylemiş olduğunu, davalı avukatından ibranamenin kendisine verilmesini istediğini, müvekkilinin oyalandığını, aynı zamanda İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 30.11.2023 tarihli 2023/6 Esas, 2023/688 Karar sayılı İstanbul BAM 44. Hukuk Dairesinin 01.07.2024 günü, 2024/529 Esas, 2024/1200 Karar sayılı kararı ile müvekkili lehine bozulduğunu ve henüz kesinleşmediğini, bunun bile davada hak düşürücü sürenin dolmadığına karine olduğunu iddia ederek, kararın kaldırılmasını  ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, irade fesada uğratılarak hile ile imzalatıldığı iddia edilen 24.02.2011 günlü ibranamenin iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, 24.02.2011 tarihli ibranamenin imzalandığı, ibranamede davacının alacaklı, davalının borçlu sıfatı ile yer aldığı hususlarında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığı, taraflar arasında devam eden menfi tespit davasının iş dava sonucuna etkisinin olup olmadığı ile mahkeme kararının usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, alacaklı davacı ile borçlu davalı arasında 24.02.2011 tarihli dosya içerisinde fotokopisi bulunan ibranamenin düzenlendiği, ibranamede; İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... nolu takip dosyası ile borçlu ... aleyhinde 05.07.2008 tanzim tarihli 05.08.2008 vadeli 97.000,00 TL tutarında 05.07.2008 tanzim tarihli 271.000,00 TL tutarında, 05.07.2008 tanzim tarihli 19.08.2008 vadeli 238.000,00 TL tutarlı, üç adet 15.08.2008 tanzim tarihli sırasıyla 235.000,00 TL, 250.000,00 TL ve 265.000,00 TL  tutarında ayrıca 05.10.2008 tanzim tarihli 11.01.2009 vadeli 300.000,00 TL tutarında senet alacakları nedeniyle kambiyo senetlerine mahsus takip başlatıldığı, 1.943.151,79 TL'lik alacak miktarında icra takibine girişildiği, icra takibi konusu borcun takip tarihinden itibaren işlemiş faiz, icra giderleri, icra harçları vb. tüm ferileri ile birlikte tarafından tahsil edilmiş bulunduğu, icra dosyasında hiçbir hak ve alacağın kalmadığı, icra dosyası nedeniyle her nam altında olursa olsun hiçbir alacak talebinde bulunulmayacağı, ...'un icra dosyası nedeniyle gayri kabili rücu olarak kesin olarak ibra edildiğinin beyan, taahhüt ve kabul edildiği, ayrıca takip konusu alacak haricinde başkaca bir alacağın bulunmadığı, hiçbir kambiyo senedinin bulunmadığı, kesin bir şekilde ibra edildiği hususunun taahhüt ve imza edildiği, ibranamede yer alan davacı alacaklı tarafça, ibranameye konu olan senetlerden kaynaklanan toplam 1.943.151,79 TL alacağın tahsili amacı ile davalı hakkında İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyada başlatılan takibin yenileyerek ... Esas sayılı dosya numarasını aldığı, 26.06.2009 tarihinde icra takibinin başlatılmış olduğu, icra dosyasının yenilenmesi aşamasından  sonra davalı borçlu şirket tarafından İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına karşı yapmış olduğu itirazında söz konusu borcun tarafından haricen ödendiğini, ibraname belgesinin verildiğini, asıl ve ferilerinden dolayı hiçbir borcunun olmadığını, icra dosyasının ibra nedeniyle alacaklı tarafından  kapatılması ve işlem yapılmaması gerektiğini, ibradan sonra yapılacak tüm işlemlerin ödeme nedeniyle usulsüz ve hükümsüz bulunduğunu, hakkında haksız icra takipleri nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Savcılığında tahkikat yürütüldüğünü beyan ettiği, dilekçenin 16.11.2016 tarihli olduğu, davalı borçlu tarafından davacı aleyhine 04.01.2017 tarihinde İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/6 Esas sayılı dosyasında menfi tespit davası açtığı, söz konusu davada takibe konu edilen bonolardan dolayı borçlu olmadığını, bonoların iptalini ve kötü niyet tazminatını talep ettiği, ilgili dosyada davalı konumunda bulunan iş bu dosyadaki davacının ise yedi adet bonoya istinaden davacının borçlu olduğunu, ibranamenin borcun ödenme şartına bağlı olarak şartlı olarak düzenlendiğini, davacının o süreçteki icra dosyasında yer alan vekili Av. ...'ya yediemin olarak teslim edildiğini, borcun ödenmediğini, ibranamenin geçerli olmadığını, borcu ödediği iddia edenin borcun ödendiğine ilişkin makbuz almamasınında hayatın olağan akışına uygun olmadığını, ayrıca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında yürütülen 2016/754755 Soruşturma sayılı dosyasının akıbetinin bekletici mesele yapılmasını talep ettiği, mahkemenin 13.12.2018 tarihli 2017/11 Esas, 2018/1130 Karar sayılı kararı ile ibraname fotokopisinin dosyaya ibraz edildiği, ibranamedeki şartın gerçekleştiğini, ispat yükünün davacıda olduğu, davalının tanık dinlenmesine muvafakatı olmadığı, ibraname aslı sunulmadığından davalıdan iddiasını kanıtlamasının beklenemeyeceği, dava konusu ikrarın hukuki niteliğinin bileşik şartlı ikrar niteliğinde olduğunu, davalı tarafın davacının takipteki avukatına ibranamenin teslim edildiğini ve şartın yerine gelmesi halinde davacıya verileceğini savunmasına göre ibranamenin aslının davacıya teslim edilmemesi nedeniyle ispat yükünün yer değiştirdiği, davacının ibranamenin koşulların oluştuğunu ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 08.12.2022 tarihli kararı ile;\"...Somut olay bu ilke ve kavramlar ışığında değerlendirildiğinde; ikrardan çok, ibranamenin ne tür bir belge olduğu üzerinde durulması gerekmektedir. 6100 Sayılı HMK'nın 205/1. maddesi uyarınca, imzası inkar edilmeyen belge aksi kanıtlanmadığı sürece kesin delil niteliğindedir. Davalı tarafın ikrarının türünden önce, ibranamenin niteliğinin kesin delil vasfında olduğu, kesin nitelikteki delilden sonra ikrarın niteliğinin davacı yönünden ispat konusunda değerlendirilecek bir husus olmadığı, kesin nitelikteki belge ile ispatın davalı üzerine geçtiği, davalının bu belgeden sonra ikrarına ilişkin olarak öne sürdüğü hususları ispat yükü altında olduğu değerlendirilerek sonuca varılması gerekmekte olup buna göre Mahkemece ibranamenin niteliğinden önce sadece ikrar hususu değerlendirmesinin yerinde olmadığı, buna göre davalının, ibranamenin geçerli olmadığını yasal delillerle ispatlaması gerekli olup, mahkemece davalıya ispat hakkı tanındıktan sonra, gerekir ise yemin delili de hatırlatılarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, yukarıda açıklanan hususlar gereğince Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve inceleme ile yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, kararın kaldırılmasını gerektiği anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile ilk derece Mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a/6. maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın açıklanan biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine gönderilmesine, karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak...\" gerekçesiyle  davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/12/2018 tarih, 2017/11 E. 2018/1130 K. Sayılı Kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a/6. maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Kaldırma kararı sonrasında İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/6 Esas, 2023/688 Karar sayılı dosyasında 30.11.2023 tarihli kararı ile 24.02.2011 tarihli ibranameye dayalı menfi tespit davasının İİK'nın 72, HMK'nın 205 ve 208 maddeleri gereğince kabulü ve ibranamenin icra takibinden sonra düzenlenmiş olması sebebiyle kötü niyet tazminat taleplerinin reddine, davacının yedi adet bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitine, bonoların iptali talebinin reddine karar verildiği, davacı tarafça İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin karar tarihinden yaklaşık bir ay sonra iş bu davayı açtığı ve davada ibranamenin iptali talebinde bulunduğu anlaşılmıştır. 21.11.2024 tarihli ön inceleme duruşmasında davacı vekili tarafından davaya konu ibranamenin müvekkilinden hile ile alındığını, dosyanın İstanbul 16. ATM'nin 2023/6 Esas sayılı dosyası ile aynı mahiyette olduğunu, istinaf incelemesi aşamasında olduğunu, dosyanın bekletici mesele yapılarak sonrasında birleştirme kararı verilmesini talep etmiştir. 11.12.2024 tarihli duruşmada davacı vekili bekletici mesele yapılması ve birleştirme taleplerinin yenilemiştir. Dosyanın Yargıtay'da olduğu  belirtilmiştir.Mahkeme tarafından 11.12.2024 tarihli duruşmada yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir. Gerekçede, davacı vekilinin birleştirme talebi ve bekletici mesele yapılmasına ilişkin talebine dair herhangi bir ifadeye yer verilmemiştir. Davacının, davalının menfi tespit istemine ilişkin açmış olduğu davasının 30.11.2023 tarihli İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi kararı ile kabulü sonrasında iş bu davayı açmış olduğu tartışmasızdır. Her iki dosyada, tarafların iddia ve savunmalarını oluşturan konu, iş bu davanın konusu olan 24.02.2011 günlü ibranamedir. Davalı tarafça daha önce açılmış ve karara bağlanmış ancak kesinleşmemiş olan menfi tespit davasında ibraname kapsamında borçlu olmadığı iddiasında bulunulmuştur. Davacı tarafça ise ibranamenin iptaline ilişkin iş bu dava açılmıştır.HMK'nın 165. maddesinde bekletici sorun başlığı ile ilk fıkrada; bir davada hüküm verilebilmesi başka bir davaya idari makamın tespitine, yahut dava konusu ile ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına, kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılamanın bekletilebileceği belirtilmiştir. Somut davada, iş bu davanın açılmasından önce davalının menfi tespit isteminin kabulüne dair verilen İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/6 Esas 2023/688 Karar ve 30.11.2023 tarihli kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 2024/529 Esas, 2024/1200 Karar ve 01.07.2024 tarihli kararı ile; \"...Davalı tarafça fotokopisi sunulan belgenin imzalandığı kabul edilmekle birlikte, aslının borç ödendiğinde davacı borçluya verileceğini ancak borcun ödenmediğini beyan ettiğinden, davalı tarafça ibranamenin ikrar edildiği ve aksinin davalı tarafça ispatı gerektiğine yönelik mahkeme gerekçesi yerinde görülmemiştir. Davalının beyanı bağlantılı bileşik ikrar mahiyetinde bulunduğundan bölünemeyeceğinden, fotokopi belgenin HMK 205/1 maddesi kapsamında imzası inkar edilmeyen belge niteliğinde olduğu kabul edilemeyeceğinden, ispat yükü davacıda olup davacı tarafça da borcun ödendiği HMK 200 maddesi gereğince ispat edilemediğinden mahkemece davanın reddi yerine yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi yerinde görülmemiş, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın reddine, şartları oluşmadığından davalı tarafın kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Feri müdahil vekilinin istinaf dilekçesi ibraz ettiği anlaşılıyorsa da, feri müdahilin taraf sıfatı bulunmadığından, dolayısıyla karara karşı kanun yolu başvuru hakkı bulunmadığından, istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmiştir...\" gerekçesiyle  davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 30/11/2023 tarih, 2023/6 E., 2023/688 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın reddine, şartları oluşmadığından davalı tarafın kötüniyet tazminatı talebinin reddine, Feri müdahilin istinaf başvuru hakkı bulunmadığından başvurusunun usulden reddine karar verilmiştir. Verilen kararın duruşma zaptına geçen davacı vekili beyanından, Yargıtay incelemesi aşamasında olduğu anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince söz konusu dosyanın bekletici mesele yapılarak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir iken aynı hususta farklı sonuçlar doğuracak  mahiyette ve çelişki oluşabilecek  şekilde karar verilmiş olması isabetli görülmemiştir. Bu durumda, mahkemece öncelikle İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/6 Esas, 2023/688 Karar sayılı kararı ile ilgili olarak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 2024/529 Esas. 2024/1200 Karar sayılı dosyada verilen hükmün kesinleşmesinin beklenmesi, kesinleşmesi aşamasından sonra uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi, kararın bozulması halinde ise her iki dosyanın daha önceden açılmış olduğu anlaşılan İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/6 Esas sayılı dosyası ile HMK'nın 166. maddesi gereğince birleştirilerek uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir iken hatalı değerlendirme neticesinde somut olaya uygun düşmeyecek şekilde verilen karar usul ve yasaya uygun görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, işin esası incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir. <br>KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı  veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,4-Kaldırılan ilk derece mahkemesi kararının icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,5-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve  kesin olarak karar verildi. 03.06.2025<br>KANUN YOLU:HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca karar kesindir. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"651268ac9f9ed498","SID":"01c3cefb048e64da"}}