{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/198 Esas<br>KARAR NO: 2025/1237 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2024/280 Esas- 2024/578 Karar <br>TARİH: 18/09/2024<br>DAVA: Alacak (Emanet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 10/07/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı tarafından 02.12.2015 tarihinde 399.717 USD, 31.12.2015 tarihinde 70.000 USD olmak üzere toplamda 469.717 USD paranın şahsi hesabı olan ... Bankası hesabından, yazılı talimatı üzerine şirket çalışanları ... ve ... vasıtasıyla elden çekildiğini ve davalı şirketin kasa açıklarının kapanması için kasasına konulduğunu, akabinde şirketin resmi banka hesaplarına yatırıldığını, davalı şirketin 70 Bin USD parayı 12.01.2016 tarihinde davacıya iade ettiğini, davacının verdiği bu borç nedeniyle alacağının bulunduğunu, çekilen 469.717 USD'nin 195.000 USD'sinin 02.12.2015 tarihinde aynı saatt içinde, davalı şirkete ait ... Bankası hesabına, yine davalı şirket çalışanları ... ve ... vasıtasıyla “şirket kasasından nakil yatan” açıklamasıyla elden yatırıldığını, davacının hesabından çekilen paranın önce şirket kasasına alındığı, akabinde kasadan hesabına yatırıldığının açıkça gözükmekte olduğunu, sene sonu şirket kasasında bulunan 220.000 USD kasa fazlasını dengelemek için de tekrar yine ... taralından şirkete ait ... bankası hesabına elden yatırıldığını, kısaca toplamda 469.717 USD paranın davacı tarafından şirket kasa açıklarını kapatmak için elden çekilip davalı şirkete verildiğini, davalı şirketi kasa açıklarının kapatılması için 469.717 USD paranın davacı tarafından borç olarak verildiğinin Maliye Müfettişince de tespit edildiğini, bunun 70 Bin USD tutarının davacıya geri ödendiğine dair banka hesaplarının mevcut olduğunu, gelinen aşamada ...'in davacıyı şirketten uzaklaştırdıktan sonra şirketin içini boşalttığını ve şirket kasa ihtiyaçları için davacıya verilen yaklaşık tutar olan 400.000 USD'yi zimmetine geçirdiğini, ... hakkında şirket paralarını zimmetine geçirdiği için İstanbul 4 ATM'de  20124/15 Esas sayılı dava dosyasının açıldığını, tüm bu durum dikkate alınarak, davacının davalı şirkete borç olarak verdiği bedelin tespiti ile verilen borç tarihi itibariyle ticari avans faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesi talebi ile eldeki davayı açma zarureti hasıl olduğunu beyanla davacının alacağının tespiti ile 399.717 USD alacaktan fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 100 USD tutarın borç tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacı tarafından işbu davaya konu edilen taleplerin zamanaşımına uğradığını, aynı konuya ilişkin İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/15 Esas sayılı dosyası ile yargılama devam etmekte olup derdestlik nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, borçlu olduğunu kabul manasına gelmemek kaydıyla davalı şirketin 15/12/2017 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında davacı tarafından şerh düşüldüğünü ve alacaklarının belirtildiğini, buna istinaden İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/148 Esas sayılı dosyası ile müvekkili şirket aleyhine alacak davası açıldığını ve dosyanın istinaf aşamasında olduğunu, bu nedenle davanın bu yönden de derdestlik nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının gerçeğe aykırı beyanda bulunmak suretiyle müvekkili şirkete verdiği 400.000 USD'nin şahsi parası olduğunu ve davalı şirketten alacaklı olduğunu iddia etmekte ise de, şirket hesaplarına yatırmış olduğu paranın şahsi parası olmadığını, şirkete ait bir para olduğunu, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının müdürler kurulu başkanı olduğu dönemde şirket hesabından toplam 755.161,54 USD çekerek hesapları boşalttığını, bu hususa ilişkin davacı hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2023/205187 soruşturma sayılı dosyasının bulunduğunu, davacının alacaklı olduğunu iddia ettiği tutarı bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, sonuç olarak davacının esasen davalı şirkete ait olan 500.000 USD alacağı tahsil ettikten sonra 400.000 USD'sini şirketin hesapların yatırdığını, müvekkile şirkete herhangi bir şekilde borç vermediğini, aksine şirketin içini boşalttığını beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 18/09/2024 tarih 2024/280 Esas- 2024/578 Karar sayılı kararında;\"....Tüm dosya kapsamı ve yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda somut olay incelendiğinde; Taraflar arasındaki uyuşamazlığın ortaklık hukukundan kaynaklandığı ve davacının davalı şirkette olan alacağı istediği görülmüş davalı tarafta süresi içerisinde zaman aşımı defini bulunmuştur. Gerek Borçlar Kanunundaki Zaman aşımına ilişkin hükümlerde gerekse TTK ortakların alacaklarına ilişkin hükümlerinde, Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacakların istenebilmesi için  beş yıllık zaman aşımı öngörülmüştür. Somut olayda davacının davalı şirkete ortak sıfatı ile 02/12/2015 tarihinde ödediğini ileri sürdüğü 399.717 USD bedelli alacağını talep ettiği, ara bulucuya 08/03/2024 tarihinde başvurduğu davanın da 24/04/2024 tarihide açıldığı gözetildiğinde davacının alacağının zaman aşımına uğradığı görülmüş davalınında cevap dilekçesi ile süresinde zaman aşımını ileri sürdüğü görüldüğünden davacının davasının zaman aşımı nedeni ile reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...\"gerekçesi ile ''Davanın zaman aşımı nedeni ile REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkili tarafından davalı ... Tic. Ltd. Şti. ye verilen borcun iadesi için eldeki davanın açıldığını,  İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin yukarıda esas ve karar numarası yazılı dosyasında yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verildiğini, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olup,  kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini; Davalı ... Tic. Ltd. Şirketi'nin 27.07.2007 tarihinde müvekkili ... ile dava dışı diğer ortaklar ... ve ... tarafından kurulduğunu, şirket ana sözleşmesine göre ortaklardan her üçünün de şirkette 1/3 hisse sahibi olduğunu, şirket ana sözleşmesine göre her üç ortağın da şirket müdürü olarak belirlendiğini, ayrıca müvekkiline Müdürler Kurulu Başkanlığı yetkisi verildiğini; Müvekkili dışındaki şirket ortakları ... ve ...'nun müvekkilinden habersiz olarak firmanın paralarını sahte faturalar ile başka firmalara aktardıklarını, müvekkili bu durumu öğrendiğinde sahte fatura kesilmesine itiraz ettiğini, dava dışı ortaklar ... ve ...'nun, 12.10.2017 tarihinde genel kurul yapmadan müvekkilinin müdürler kurulu başkanlığını, şirket müdürlüğünü ve şirket adına imza atma yetkilerini kaldırdıklarını, bu karardan sonra ...'nun hisselerini ...'e devrettiğini, müdür ve ortaklıktan ayrıldığını; Belirtilen usulsüz genel kurul kararlarına karşı İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin  2017/1050 E ve 2018/851 K. sayılı dosyasında açılan dava sonucunda genel kurulda alınan kararların ve ... tarafından (12.10.2017-19.07.2018) tarihleri arasında aldığı kararların yok hükmünde olduğuna karar verildiğini, bu kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin  2020/630E. ve  2021/7148K. nolu kararıyla onanarak kesinleştiğini, dava dışı ortakların, hukuka aykırı olarak alınan genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespit edilmesine dair karardan sonra 14.09.2018 tarihinde, hukuka aykırı olan önceki genel kurul kararlarına benzer şekilde kararlar aldıklarını, bu kararın iptali için açılan davanın ilk derece mahkemesi tarafından kısmen kabul edildiğini, ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulduğunu, Dairemizin 2021/787E, 2023/1451K sayılı kararı ile alınan tüm kararların yoklukla malul olduğunun tespitine karar verildiğini, dolayısıyla ... tarafından 12.10.2017 tarihinden itibaren alınan tüm kararların yoklukla malul sayıldığını; Müvekkili davacı ...'ın, davalıların hukuka aykırı eylem ve işlemleri nedeniyle şirketin ve kendisinin zarara uğratılması nedeniyle İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/1024  Esas sayılı dosyasında  fesih ve çıkma istemli dava açtığını, bu davanın halen derdest olduğunu, müvekkilinin şirket müdürü olduğu dönemde, şirket çalışanları olan ... ve ... aracılığı ile  müvekkiline ait ... bankası hesabından  02.12.2015 tarihinde 399.717 USD, 31.12.2015 tarihinde 70.000 USD olmak üzere toplamda 469.717 USD para çekildiğini, bu paranın 195.000 USD lik tutarının aynı saat içinde davalı şirkete ait ... Bankası hesabına, yine davalı şirket çalışanları ... ve ... vasıtasıyla “şirket kasasından nakit yatan” açıklamasıyla elden yatırıldığını, bu paranın kalan kısmının ise yine davalı şirket hesabına yatırıldığını, davalı şirket tarafından, bu paranın 70.000 USD'lik kısmının iade edildiğini ancak kalan kısmının müvekkiline iade edilmediğini; 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesinde zamanaşımı sürelerinin düzenlendiğini, ödünç ilişkisinden kaynaklanan alacak davaları için genel zamanaşımı süresi olan 10 yıllık zamanaşımı süresinin öngörüldüğünü, TBK'nın 147/4 maddesinde, ortaklık ilişkilerinden kaynaklanan alacaklar ile ilgili olarak 5 yıllık zamanaşımı süresinin düzenlendiğini, ancak bu hükmün uygulanabilmesi için, alacağın ortaklar arasında veya ortak ile ortaklık arasında olması gerektiği gibi ayrıca bu borcun ortaklık sözleşmesinden kaynaklanması gerektiğini, taraflar arasındaki uyuşmazlık ortaklık sözleşmesinden kaynaklanmıyorsa bu hükmün uygulanamayacağını, ortaklık sözleşmesinden kaynaklanmayan alacaklarla ilgili olarak TBK'nın 146. maddesinde düzenlenen 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanacağı hususunda tereddüt bulunmadığını;Müvekkili tarafından davada talep edilen alacağın, ortaklık ilişkisinden kaynaklanmadığını, davalı şirketin ortaklık sözleşmesinden veya faaliyetleri sonucunda ortaklık ilişkisi gereğince ödenmesi gereken bir bedel olmadığını, taraflar arasındaki ilişkinin müvekkilinin davalı şirketin ihtiyaçları nedeniyle borç para vermesi yani ödünç ilişkisinden kaynaklandığını, şirkete ödünç veren kişinin şirket ortağı olması ile  3. kişi olması arasında bir fark bulunmadığını, bu nedenle ödünç ilişkisinden kaynaklanan borç ilişkilerinde TBK'nın 146. maddesinde düzenlenen 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini, ilk derece mahkemesi tarafından bu durum dikkate alınmadan hatalı karar verilmiş olup kararın kaldırılması gerektiğini; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde Adil Yargılanma Hakkının düzenlendiğini, adil yargılanma hakkının bir unsurunun da mahkeme kararlarının gerekçeli olmasını düzenleyen gerekçeli karar hakkı olduğunu, yine Anayasanın 141. maddesinde mahkeme kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğinin düzenlendiğini,  6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297/1. maddesinde, “Tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri kararda gösterilmelidir”. denilmek suretiyle mahkeme kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunluluğunun belirtildiğini, ilk derece mahkemesi kararında, yasal düzenlemeden bahsedildikten sonra alacağın zamanaşımına uğradığının belirtildiğini ve davanın reddine karar verildiğini, kararda, alacağın ödünç ilişkisinden kaynaklandığı, ödünç ilişkisinden kaynaklanan alacaklarda zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğuna ilişkin iddialarıyla ilgili bir değerlendirme yapılmadığını, yine alacağın ne zaman muaccel olduğu hususunda da bir açıklama yapılmadan, AİHS, Anayasa ve HMK'nın düzenlediği anlamda bir gerekçe yazılmadığını, bu nedenle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini; 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 147/4 maddesinde ortaklık ilişkisinden kaynaklanan borçlarla ilgili olarak 5 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağının açıkça belirtilmiş olması, doktrinde ve yüksek mahkeme içtihatlarında ortak tarafından şirkete ödünç verilmesi halinde TBK'nın 147/4 maddesinin uygulanamayacağının belirtilmiş olması, müvekkilinin alacağının ödünç ilişkisinden kaynaklanması nedeniyle, bu uyuşmazlıkta TBK'nun 146. maddesinde düzenlenen genel zamanaşımı süresi olan 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanacağını, ilk derece mahkemesi tarafından hatalı değerlendirme yapılarak davanın reddine karar verildiğini; İlk derece mahkemesinin sanki verilen ödünç/borç paranın, bir ortaklık sözleşmesine dayalı olarak verilmiş ve bundan doğan bir alacakmış gibi düşünerek (temettü alacağı, kar payı alacağı veya hisse satışından kaynaklanan ortaklar arasındaki bir alacakmış gibi...) ilk celsede ortaklık sözleşmesinden kaynaklanan bir alacak kabul etmesinin hatalı olduğunu beyanla  İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/280 Esas ve 2024/578 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, davacı tarafından davalı şirkete borç olarak verildiği iddia edilen paranın tahsili talebine ilişkindir.Davacı taraf, davalı şirketin ortağı olduğunu ve şirket hesaplarında bulunan açıkları kapatmak maksadıyla 02/12/2015 tarihinde 399.717 USD ve 31/12/2015 tarihinde 70.000 USD olmak üzere davalı şirkete toplam 469.717 USD borç para verdiğini, davalı şirket tarafından bu borcun 70.000 USD'sinin iade edildiğini, kalan kısmın ise ödenmediğini beyan ederek şimdilik 100 USD'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf, davacının şirkete verdiği paranın kendi parası değil şirketin parası olduğunu, şirketin alacağı için davacının kendi adına senet düzenlettirdiğini, bu senet bedelini tahsil ettiğini ve şirkete verdiği paranın bu para olduğunu beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.TBK'nın 147/4. maddesi uyarınca; bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar 5 yıllık zamanaşımına tabidir. Aynı Kanun'un 149. maddesi uyarınca zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye ve alacağın muaccel olmasının bir bildirime bağlı olduğu hâllerde, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden işlemeye başlar.Somut olayda; taraflar arasında, davacının hesaplarından çekilen paranın davalı şirket hesaplarına yatırıldığı konusunda bir uyuşmazlık olmadığı, davacının bu paranın şahsi parası olduğunu ve davalı şirkete borç olarak verdiğini, davalının ise verilen paranın esasen şirkete ait bir para olduğunu, davacı tarafından tahsil edilerek şirkete verildiğini iddia ettiği, her ne kadar Mahkemece, davacının ortak sıfatı ile davalı şirkete ödediği paranın iadesini talep ettiği ve dava tarihi itibariyle 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş ise de,  iddia ve savunmanın kapsamına göre, dava konusu edilen alacağın ortaklık sözleşmesinden doğan bir alacak olmadığının açık olduğu, dosya kapsamında, davalı şirketin kuruluşundan itibaren yetkili temsilcilerini gösterir kayıtlar bulunmadığından davacının, davalı şirkete borç para verdiğini iddia ettiği dönemde yetkili müdür olup olmadığının ise anlaşılamadığı, buna göre davacının talep ettiği alacağın, TBK'nın 147/4. maddesinin ikinci cümlesinden bir alacak olup olmadığı belirsiz olduğu gibi, Mahkemece, alacağın hangi tarihte muaccel olduğu ve zamanaşımı süresinin hangi tarihte işlemeye başladığına dair bir değerlendirmenin de yapılmadığı, eksik araştırma, inceleme ve yetersiz değerlendirme neticesinde karar verildiği, davacı vekilinin istinaf başvurusunun haklı olduğu anlaşılmıştır.O halde Mahkemece, davalı şirketin dava konusu edilen paranın gönderildiği dönemlerdeki yetkili temsilcilerini gösterir kayıtların celbinden sonra gerekli olması halinde banka hesapları ile davalı şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, tüm dosya kapsamı değerlendirilmek suretiyle, davacının iddia ettiği alacağın nevinin, TBK'nın 147/4. maddesinde düzenlenen 5 yıllık zamanaşımı süresine mi yoksa aynı Kanun'un 146. maddesinde düzenlenen 10 yıllık zamanaşımı süresine mi tabi olduğunun, hangi tarihte muaccel olduğunun, zamanaşımı süresinin hangi  tarihte işlemeye başladığının, zamanaşımını durduran veya kesen bir sebebin bulunup bulunmadığının ve dava tarihi itibariyle alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığının tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/09/2024 Tarihli, 2024/280 Esas ve 2024/578 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 10/07/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1334cb65a94222e2","SID":"acff83d962da51ef"}}