{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/455 <br>KARAR NO: 2025/646<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 28/12/2023<br>NUMARASI: 2023/103  Esas  2023/1098 Karar<br>DAVANIN KONUSU: İflas (Adi Takipten Doğan İtirazın Kaldırılması Ve İflas (İİK 156))<br>KARAR TARİHİ: 04/06/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:   <br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesi ile; taraflar arasındaki ticari sözleşme kapsamında davalı taraf satın aldığı mallara ilişkin bedelleri fatura karşılığında ödemeyi kabul ettiğini, sonraki süreçte davalı, sözleşme kapsamında üstlendiği sorumluluklarını gereği gibi yerine getiremediğini ve 31/12/2020 tarihli mutabakat belgesiyle müvekkil şirkete anılan tarihteki döviz kuru kuru karşılığıyla 15.923.770,63 TL borçlu olduğunu ikrar ettiğini, müvekkil şirket tarafından davalıya satılan emtiaların bedelleri müvekkil şirkete ödenmediğini, gerek dava dilekçesi kapsamında sunulan ticari kayıtlar gerekse davalı tarafından imzalanan mutabakat belgesinde görünen borç ikrarı, davalının müvekkil şirkete borçlu bulunduğunu ortaya koyduğunu, davalı borçlu aleyhine İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü ... E. sayılı dosyası kapsamında takip başlatıldığını, başlatılan icra takibinde kendisine tebliğ edilen ödeme emrine karşı haksız yere itiraz ettiğini belirterek, davalının itirazının iptaline ve davalı şirketin iflasına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP: Davalı  vekili cevap dilekçesi ile;  taraflar arasında her ne kadar ticari bir ilişki var ise de davalı aldığı mallara göre ödeme takvimine bağlı olarak ödemeler yapıldığını, davacının iddia ettiği tutarda mal alımına bağlı olarak döviz cinsli kur farkı ödeyeceğine dair yazılı ve sözlü bir taahhüdü olmadığını, davalı, ödeme tarihindeki dövizin TL karşılığı esas alan bir sözleşme imzalamadığını ve sözlü-fiili olarak da hiçbir zaman böyle bir ticari ilişki yürütmediğini, davalı, davacıdan, malın alım ve ürün teslim tarihindeki TL cinsinden mal alımı yaptığını, davacının, şu anda keyfi olarak döviz kurunun yükseltmesi ve kur farkı oluşturması ve bunlar üzerinden alacak iddiasında bulunması yerinde olmadığını, davacı ile davalı arasında beş yıllık süreçte, tüm faturalar döviz cinsli olmasına rağmen, ödemeler, fatura üzerinde yer alan fatura tarihindeki döviz karşılığı TL ödendiğini ve herhangi bir kur farkı faturası alacaklı davacı tarafından düzenlenmediğini, davacının keyfi düzenlemiş olduğu kur farkı faturası esas alınarak alacak talebinde bulunulmayacağını dava dilekçesinde iddia edildiği gibi, davalı borç ikrarına ilişkin bir mutabakat imzalamadığını, bu belgedeki imza davalı şirket yetkilisine ait olmadığını, somut durumda itirazın kaldırılması ve iflas koşullarının oluşmadığını belirterek, açılan davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, \" ...Rapor mahkememizce incelendiğinde, tamamı döviz cinsinden düzenlenmiş faturaların her iki tarafın defterlerinde kayıtlı olduğu, BA-BS formlarının mal teslimini karineten ortaya koyması açısından önem arz edebileceği, eldeki davada fatura ve ödemelerle ilgili defterlerin uyumlu olduğu ve eksik inceleme olmadığı görülerek davalı itirazları yerinde görülmemiştir. Yine genel müdür olarak çalıştığı anlaşılan kişi tarafından yapılan hesap mutabakatının da geçersiz sayılması için somut bir sebep ortaya konamamıştır.  Öte yandan esasen takip dosyasında takipten öncesi için işlemiş faiz istenmiş olmasına rağmen bilirkişi faiz istenmediğini belirtmiş, işlemiş faiz değerlendirmesi yapılmamış, ancak davacı vekili de rapora itiraz etmemiş, rapor doğrultusunda depo emri çıkarılmasını talep etmiştir/mevcut rapora razı gelmiştir. Mahkememizce 25/10/2023 tarihli celsesinde davalı itiraz süresi dolunca dosyanın ele alınarak depo emri isteminin değerlendirilmesine karar verilmiş; davalı itirazları incelendikten sonra 07/11/2023 tarihli ara kararla, ek rapor/yeni rapor alınmasına gerek görülmemiş, itirazın kaldırılmasına, davanın İİK.nun166. maddesindeki usulle ilanına, ayrıntılı şekilde kalem kalem alacakları içeren depo emrinin tebliğe çıkarılmasına karar verilmiştir.  Davalı vekili, bu ara karar ve depo emrine de 20//11/2023 tarihli beyan dilekçesi ile rapora itirazlarını yenilemiş, celse arasında duruşma günü beklenmeden depo emri hazırlanmasının mahkemenin tarafsızlığını şüpheye düşürdüğünü, kur farkı faturası olmadığını, alacağın yanlış hesaplandığını ileri sürmüştür. Depo emri karar tarihine en yakın ayacak tutarı olup; celse arasında davacı talebinin değerlendirilmek üzere duruşma ara kararımıza uygun biçimde dosyanın ele alınmasında ve depo emri kararı hazırlanmasında usulsüzlük olmadığı görülmüştür. Davalının TTK.nun 376 m. uygulamasında kur farkının borca batıklıkta nazara alınmayacağına dair sunduğu tebliğ de bu davanın esasını etkilememektedir. Dava takipli iflas olup davalının borca batık olup olmamasının önemi yoktur. İflas talebi İİK unun 166.md yazılı usul ile yurt satında dağıtımı yapılan bir genel gazete ile ve ticaret sicil gazetesinde ilan edilmiş ve iflas talebine itiraz edenlerin ve müdahil olmak isteyenlerin ilan tarihinden itibaren 15 gün içinde mahkememize müracaatları istenmiştir. İlan tarihinden itibaren 15 gün içinde mahkememize müdahil olmak isteyen herhangi bir müdahil talepli dilekçe dosya içine kaydedilmemiştir. Depo emrinin 17/11/2023 tarihinde tebliğ edildiği, ödemenin yapılmadığı görülmüş, davalı şirketin iflasına karar vermek gerekmiştir. Karar duruşmasında davalı vekili, Çorlu Asliye Hukuk Mahkemesinde(2023/317E) dava açarak bu davadaki faturalardan bahsettiklerini ve takas mahsup istediklerini, görev sebebiyle davanın usulden reddedildiğini  ancak kesinleşmediğini beyan etmiştir. Uyaptan yapılan incelemede iş bu davadan ve 07/11/2023 tarihli depo emri ara kararından sonra 29/11/2023 tarihinde ikame edilen davanın aynı gün karar numarası verilerek kapalı gözüktüğü anlaşılmıştır. İş bu dava karar duruşmasında bildirilmiş, depo emri tebliğinden sonra açılarak davayı uzatmaya yönelik izlenimini uyandırmıştır. İflas tehdidini bertaraf etmek isteyen borçlunun yerleşik içtihatlara göre borcu depo etmesi, ileride haklı çıkması halinde iade istemesi gerektiği, davanın niteliği gereği sonradan açılan davanın bekletici mesele yapılamayacağı anlaşılmış;  aşağıdaki şekilde iflas kararı vermek gerekmiştir. (Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2016/5791 E. 2018/5690 K. Sayılı kararında da iflas davasından sonra açılacak bir menfi tespit davasının iflas davasında bekletici mesele yapılmasının kanunda öngörülmediği, yine İİK'nın 170. maddesinde bu tür durumlarda borçlunun borcunu yatırdıktan sonra istirdat davası açabileceği belirtilmiştir) \" gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı şirketin iflasına karar verilmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; Davacı alacaklı, borcun sebebi olarak “1.198.067,50-USD ve 866.537,71-EUR Fatura Alacağı” esas aldığını, yani borcun sebebi fatura alacağı olduğunu, bu durumda bilirkişinin yapması gereken, İstanbul Anadolu ...icra Dairesi (... E. sayı ile) tarafından davacı alacaklının talebi ile oluşturulan ödeme emrinde belirtilen “1.198.067,50-USD ve 866.537,71-EUR Fatura Alacağı” şeklindeki husus çerçevesinde faturanın bulunup bulunmadığı tespiti gerektiği, bilirkişi raporuna bakıldığında, davacı alacaklının dayandığı faturaların var olup-olmadığı, faturaların davacı ve davalı defterinde yer alıp almadığı, diğer taraftan bunların BA-BS formlarının mevcudiyeti araştırılmadığını, faturalar ticari defter ve kayıtlara tl cinsinden yazılmadığını, davacı ile davalı arasında 2018-2019-2020-2021-2022 yılları arasında ticari ilişki söz konusu olup, faturalarda bilirkişinin belirtmiş olduğu ibare söz konusu ise de,  fatura ödeme tarihinde döviz karşılığı TL ödenir şeklinde bir ibare yer almadığını, faturaların, ödeme günündeki dövizin karşılığı TL ödeneceği şeklinde bir ibare olmadığını, mahkeme bu hususu dikkate almadığını, muraba kredili-peşin ödemeli- faturalar sadece döviz cinsinde gösterildiğini, davacının iddialarını ve davayı kabul anlamına gelmemek şart ve koşulu ile, davacı ile davalı arasında 5 yıllık bir ticari ilişki söz konusu olup bu beş yıllık süreçte, tüm faturalar döviz cinsli olmasına rağmen, ödemeler, fatura üzerinde yer alan fatura tarihindeki döviz karşılığı TL ödenmiş ve herhangi bir kur farkı faturası alacaklı davacı tarafından düzenlenmediğini, tarafımızca hesap mutabakatındaki imzanın davalı müvekkil şirket yetkilisine ait olmadığı belirtilmesine rağmen, mahkemenin bu itirazımızı dikkate almadan, hesap mutabakatı gerekçesi ile davanın kaulüne karar vermesi yerinde olmadığını, kur farkı faturası düzenlenmeden alacak talebi mümkün olmadığını, faiz hesabı ile depo hesabının yanlış yapıldığını, Çorlu Asliye Hukuk Mahkemesinde açmış olduğumuz davamız, işbu davanın sonucunu etkileyecek nitelikte bir dava olduğunu, takas ve mahsup talebi söz konusu olup en azından incelenmesi gereken bir dava dosyası olduğunu ileri sürmüştür.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, İİK 154. vd. maddelerinde düzenlenen iflas yolu ile takibe karşı yapılan itirazın kaldırılması ile borçlu şirketin iflasının istemine ilişkindir.2004 Sayılı  İİK nun 154 vd maddelerinde iflas yoluyla takip düzenlenmiştir. Maddede, İflas yolu ile takipte yetkili merciinin, borçlunun muamele merkezinde bulunan icra dairesi olduğu, 154/3.fıkrada ise, borçlu ile alacaklının yetkili icra dairesini yazılı anlaşma ile tayin etmişlerse, o yerin icra dairesinin  dahi iflas takibi için yetkili sayılacağı, iflas davaları için yetki sözleşmesinin yapılamayacağı, iflas davasının mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde açılacağına yer verilmiştir. Maddedeki iflas davasının açılacağı yetkili yer mahkemesinin yetkisi, mutlak yetki olup, kamu düzenine ilişkindir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 114/1- ç bendinde, yetkinin kesin olduğu hallerde, mahkemenin yetkili bulunması dava şartları arasında sayılmıştır. Yani aynı yasanın 115.maddesinde belirtildiği gibi, mahkemece, davanın her aşamasında ve kendiliğinden araştırılması gerekir. Bu açıklamalar sonrasında somut olay değerlendirildiğinde, dava, davalı borçlunun sicil  adresinin yetki çevresinde bulunan Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmıştır. 156/4 fıkrada ise, iflas istemek hakkının ödeme emrinin tebliğ tarihinden bir sene sonra düşeceğine yer verilmiştir. Bu süre hak düşürücü süre olup, mahkemece kendiliğinden gözetilir ve süresinde açılmayan dava reddedilir. Ayrıca, iflas ödeme emri tebliğ edilmeden açılan takipli iflas davası dinlenemeyeceğininden, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığı ve diğer şartlarının re’sen incelenmesi gerekecektir. Dosya kapsamına göre; davacı  tarafından davalı şirket  aleyhine  İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile  faturaya  istinaden Müdürlüğü ... E sayılı dosyası ile 866.536,71 Euro asıl alacak 4.054,65 Euro işlemiş faiz olmak üzere 870.592,36 Euro ve 1.198.067,50 USD asıl alacak 10.930,36 USD işlemiş faiz olmak üzere 1.208.997,86 USD tutarında alacağın tahsili amacıyla iflas yolu ile adi takip başlatıldığı, davalının itiraz üzerine eldeki davanın hak düşürücü süresi içinde açıldığı anlaşılmıştır. İİK'nın 158.maddesinde \"Alacaklının iflas takibi kesinleştiğinde l66. maddenin ikinci fıkrasındaki usulle ilan edilir. İflas talebinin ilanından itibaren onbeş gün içinde diğer alacaklılar davaya müdahele veya itiraz ederek iflası gerektiren bir hal bulunmadığını ileri sürerek mahkemeden talebin reddini isteyebilirler. Mahkeme, icra dosyasını celbeder ve basit yargılama usulüne göre duruşma yaparak, gerek iflas talebini gerek itiraz ve defileri umumi hükümler dairesinde tetkik ve intac eder. Şu kadar ki, borçlu takibe karşı usulü dairesinde itiraz etmemiş veya itiraz ve defileri varit görülmemişse mahkeme yedi gün içinde faiz ve icra masrafları ile birlikte borcunu ifa veya o miktar meblağın mahkeme veznesine depo edilmesini borçluya veya iflas davasında kendisini temsil etmiş olan vekiline, dava vicahda devam ediyorsa duruşmada, aksi takdirde Tebligat Kanunu hükümleri dairesinde yapılacak tebliğ ile emreder. Borçlu imtina ederse ilk oturumda iflasına karar verilir.\" düzenlemesi yer almaktadır. Takibe itiraz edildiğinden, mahkemece öncelikle itirazın kaldırılması talebi yönünden genel hükümlere göre alacağın mevcut olup olmadığı, muaccel hale gelip gelmediği hususları incelenerek değerlendirilme yapılması gerekmektedir. \"İflas davasının açıldığı ticaret mahkemesinde, icra mahkemesindeki gibi sıkı şekil şatlarına tâbi bir yargılama yapılmayıp, HMK’nın genel hükümleri uygulanır. Basit yargılama usulünün uygulanacağı iflas davasında borçlu evvelce ödeme emrine karşı ileri sürdüğü itiraz sebepleri ile bağlı olmaksızın meselâ, takip konusu borcu ödemiş olduğu ya da borcun zamanaşımına uğradığı itirazını cevap dilekçesinde beyan edebilir. İflas davasında alacaklı, alacağını ispat bakımından İİK’nın 68. maddesinde tahdidi olarak sayılmış bulunan belgelerle bağlı değildir. Alacaklı normal bir alacak davasında olduğu gibi alacağın varlığını HMK’ya göre mümkün olan her türlü delil ile ispat edebilir.  Mahkemenin yapacağı inceleme sonucunda borçlunun borçlu olmadığı kanısına varılırsa iflas davasının reddine karar verilir. İflas davasının reddi kararı maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder ve alacaklı iflas takibi ve davası konusu yapılmış alacak için borçluya karşı yeni bir alacak davası açamaz. Yapılan inceleme sonucunda alacağın mevcut olduğu kabul edilirse borçlunun itirazının kesin olarak kaldırılmasına karar verilir. Bu halde iflas takibi kesinleşeceğinden iflas talebini İİK'nın 166. maddesindeki usule göre ilan edilir. Akabinde  davalı borçluya takip konusu borcu ödemesi  için İİK'nın 158. maddesine uygun  olarak  bir depo  kararı çıkarılır.  Bu depo kararı ile mahkeme, borçluya yedi gün içerisinde faiz ve icra giderleri ile birlikte borcunu ifa etmesini veya o kadar miktarı mahkeme veznesine depo etmesini emreder (m.158, II c. 2). Borçlu yedi günlük depo süresi içerisinde faiz ve giderleri ile birlikte borcu ödemez veya mahkeme veznesine depo etmez ise, mahkemece depo kararından sonraki ilk oturumda borçlunun iflasına karar verilir.\" ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 21/12/2021 tarih 2019/(15)6-574 E., 2021/1710 K. Sayılı ilamı) Somut olayda, ilk derece mahkemesi kararında, İİK'nın 158/1 yollaması ile 166 maddesi uyarınca ilanların yapılmış ve depo karraının yerine getirilmemesi nedeniyle davalı şirketin İİK 158.maddesi uyarınca iflasına karar vermiştir. Tarafların ticari defter ve kaytları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup mali müşavir bilirkişisinden alınan 13/10/2023 tarihli raporda özetle; \" Davalı şirket ticari defterleri üzerinde yapılan incelemede; davacı şirkete yaptığı bir kısım ödemeleri cari hesapta döviz karşılığı olarak gerçekleştirdiği ve muhasebe kayıtlarında da bunun ayrıntısını açıkça belirttiği, davalının itiraz dilekçesinde “ ticari ilişkide her zaman faturada yazılı TL ödenmiştir” beyanına karşılık mali incelemede ticari defterlerde aksi yönde muhasebe kayıtları olduğu görüldüğü, Davacı şirketin dosya kapsamına da ibraz ettiği 31.12.2020 tarihli hesap mutabakatının davalı şirketin  ...@...com.tr mail adresinden davacı şirkete 30.03.2021 tarihinde gönderildiği, mailin paylaşıldığı dönem olan Mart 2021 dönemi davacı şirket SGK Hizmet Dökümünde mutabakata cevap veren Ayda Aslan`ın davalı şirkette  Genel Müdür- Perakende ve Toptan Ticaret (Özel Sektör) olduğu tespit edildiği, davalının itiraz dilekçesinde “davalının imzaladığı bir hesap mutabakatı bulunmamaktadır” beyanına karşılık e-mail ile gönderilen bir mutabakat mektubu olduğu açıkça mali incelemede tespit edildildiği, davacı şirket tarafından davalı şirkete gönderilen 31.12.2020 tarihli mutabakat mektubunda 15.923.770,63 TL borç/ alacak yönünden tarafların kaşe-imzasının bulunduğu, 31.12.2020 tarihinde davalı şirket ticari defterlerinde davacı şirkete 7.449.268,52 TL borç bakiyesinin olduğu ancak mutabakat mektubunda ise 15.923.770,63 TL tutarında borcunun bulunduğu yönünde mutabık olduklarını kabul ettiği, davalı şirketten dövizli cari hesap talep edilmiş olup davalı şirket vekili  dövizli cari hesap takip edilmediğini beyan etmiş ise de düzenlenen faturaların dövizli, yapılan ödemelerin döviz karşılığı TL olarak ödenmiş olması ve cari hesap mutabakatının da dövizli alacağına kur değerlemesi yapmış olan davacı şirket defterlerinde olan bakiye üzerinden mutabakat sağlandığı görüldüğü, Taraf ticari defterleri üzerinde yapılan incelemelerde faturalar ve ödemeler yönünden uyuşmazlığın bulunmadığı, taraflar arasındaki cari hesap uyuşmazlığının Davalı şirketin borç bakiyesine kur değerlemesi yapmamasından kaynaklandığı tespit edildiği, Davalı şirket cevap dilekçesinde “faturalar ticari defter ve kayıtlara TL cinsinden yazılmıştır” başlığı altında yaptığı itirazların incelenmesinde davacı şirketin düzenlediği faturaların döviz cinsinden olduğu ve faturada düzenlenme tarihindeki kura göre TL karşılığının da yer aldığı görüldüğü, bu faturalar VUK`na göre her iki şirkette de TL olarak kayıt altına alındığı, davacı şirketin yıl sonları ve geçici vergi dönemlerinde döviz cinsinden alacak tutarlarına kur değerlemesi yaptığı, bu kur değerlemesi için ayrıca kur farkı faturası düzenlemediği tespit edildiği, diğer bir ifade ile davalı şirket itiraz dilekçesinde kur farkı faturası düzenlendiği yönündeki iddialarının incelenmesinde taraflar arasında düzenlenmiş olan faturalar kur farkı faturası değil ürün/hizmet alım satım faturası olduğu tespit edildiği, Davacı şirketin davalı ... aleyhinde 23.08.2022 tarihinde İstanbul ...İcra Müdürlüğü ... E sayılı dosyası ile 866.536,71 Euro asıl alacak 4.054,65 Euro işlemiş faiz olmak üzere 870.592,36 Euro ve 1.198.067,50 USD asıl alacak 10.930,36 USD işlemiş faiz olmak üzere 1.208.997,86 USD tutarında takip başlattığı, davalı şirketin 07.09.2022 tarihli itiraz dilekçesi ile yetkisiz icra müdürlüğünde açılan icra takibinin durdurulmasına karar verildiği, davalı şirket 29.08.2023 tarihinde davalı şirkete 100.000,00 TL tutarında ödeme gerçekleştirmiş ve bu ödeme cari hesaptan kaynaklı iki adet fatura tutarı alacağı döviz karşılığına saydırıldığı (... no 2.286,91 E tamamına, ... no 3.112,93 Euro tutarlı faturanın 291,61 € tutarlık kısmına saydırıldığı görüldüğü) bu ödeme sonrasında yetkili mahkeme olan İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyasında başlatılan icra takibinde alacak talebinin güncellenmediği ve yetkisiz icra müdürlüğünde açılan takip ile takibe devam edildiği görüldüğü, izah edilen nedenlerle yetkili icra müdürlüğü olan İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü... Esas sayılı dosyanın 20.09.2022 takip tarihi itibari ile davalı şirketten 37.781.664,49 TL alacaklı olduğu, Mali inceleme sonucunda Davacının Davalı şirketten 866.245,10 Euro asıl alacak 4.019,60 Euro işlemiş faiz olmak üzere 870.264,70 Euro ve  1.192.861,00 USD asıl alacak  10.831,83 USD işlemiş faiz olmak üzere  1.203.692,83 USD alacaklı olduğu sonucuna varıldığı, Davacı şirketin icra takip tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi kapsamında faiz talebinde bulunduğu, aşağıda detaylandırılan hesaplamalarda 866.245,10 Euro asıl alacağa 4.019,60 € faiz,  1.192.861,00 USD asıl alacağa 10.831,83 USD faiz talebinde bulunabileceği hesaplandığı, mahkemenin 24.05.2023 tarihli ara kararında depo hesabının yapılması yönünde olup, davacının takip tarihinden sonra faiz talebinin bulunmadığı anlaşıldığından mahkemenin bir sonraki celse olan 25.10.2023 tarihine kadar asıl alacağa ayrıca bir faiz hesabı yapılmadığı,Depo hesabı yönünden; tespit edilen yabancı para alacağının ve işlemiş faizin rapor tanzim tarihi itibari ile Türk Lirası cinsinden karşılığının 59.162.006,73 TL, tahsil harcı 2.691.871,31 TL, vekalet ücreti 895.620,07 TL, takip masrafı 68 TL olmak üzere 25/10/2023 tarihli celseye en yakın olan rapor tarihi olan 13/10/2023 tarihi itibariyle  toplam depo emri 62.749.566,11 TL olarak hesaplandığı\" şeklinde sonuç ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir. Dosya kapsamına göre; takibe dayanak yapılan döviz cinsinden düzenlenen faturaların davalının ticari defterlerinde kayıtlı olup, bilirkişi raporunda ayrıntılı olarak ifade edildiği üzere faturalar ve ödemeler yönünden uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 01/06/2015 tarih 2014/7976 Esas 2015/4126 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere \" YİBBGK'nın 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. (Dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK md. 23/2). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. TTK'nın 23. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge, belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 23/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkanı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir.  Sözleşmenin ifa   safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan yasanın 23. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın münderecatından söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK.m.230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı taktirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu  ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille  bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.) Faturanın karşı  tarafa usulüne   uygun  tebliğ edildiğini kanıtlama yükümlülüğü faturayı gönderen tarafta olup, faturayı gönderenin bu hususu  kanıtlaması halinde, bu kez, TTK'nın 23/2. maddesinde yazılı 8 günlük yasal süre içerisinde faturaya itiraz ve iade ettiğini kanıtlama yükümlülüğü ise, karşı  tarafa aittir. TTK'nın 23/2. maddesi uyarınca tebliğe rağmen faturayı süresinde itiraz ve iade etmeyerek, ticari defterlerine borç kaydeden tacir, fatura münderecatını aynen kabul etmiş ve faturayı gönderen taraf, faturaya dayalı bu alacağının varlığını HMK'nın 222. maddesi (TTK'nın 84. ve 85. maddeleri) uyarınca ispatlamış olur.\" Somut olayda; takibe konu faturaların davalının ticari defterlerinde kayıtlı olması faturaya konu hizmetin/satımın gereği ifa edildiğine karine oluşturmakta olup aksi davalı tarafça ispatlanması gerekmektedir. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27/06/2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamı ve Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. Sayılı benzer mahiyette ilamları) Nitekim davalının faturalara bir itirazı bulunmamaktadır Taraflar arasındaki cari hesap uyuşmazlığın davalı şirketin borç bakiyesine yıl sonları ve geçici beyanname dönemlerinde kur değerlememesi yapmamasından kaynaklanmaktadır. Davalı taraf he ne kadar alacağın döviz cinsinden takip edilmediğini, davacının kur farkını talep edemeyeceğini ileri sürmüş ise de faturaların döviz cinsinden düzenlendiği, davalının, davacı şirkete yaptığı kısmi ödemeleri cari hesapta döviz karşılığı olarak gerçekleştirdiği, dosyaya sunulan 31/12/2020 tarihi itibariyle cari hesap mutabakatının döviz alacağının kur değerlemesi yaptığı dolayısıyla söz konusu faturaların kur farkı faturası değil, döviz üzerinden düzenlenen ürün/hizmet alım satım faturası olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin bu yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. 6098 sayılı TBK'nın \"Ülke parası ile\" başlıklı 99. maddesinde \"Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir.\" hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla davacı tarafın TBK 99. Maddesi uyarınca seçimlik hakkına istinaden döviz cinsinden alacağının, fiili ödeme günündeki rayiç değer üzerinden talep etmesinde ve depo emrinin buna göre düzenlenmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Mahkemece depo emrinin verildiği tarihinden önce 13/10/2023 tarihi itibariyle alacağın esas ve eklentileri hesaplattırılmış olup depo emrinin usulüne uygun düzenlendiği, İİK.158.maddesine göre alınan bilirkişi raporu kapsamında tanzim edilen depo emrinin davalı şirkete 17/11/2023 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen borçlunun borcu ödemediği, bu durumda yapılan yargılama neticesinde İİK 158. Maddesinde düzenlenen iflas şartları oluştuğundan davanın kabulü ile davalı şirketin iflasına karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1.Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının hazineye gelir kaydına, alınması gerekli olan 615,40 TL istinaf harcından, davacı tarafından yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye kalan 187,80 TL harcının davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 3-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı HMK'nin 361/1. maddesi, 7499 sayılı Yasa'nın 37/1.a maddesi ile değişik 2004 sayılı İİK'nin 164 maddesi uyarınca, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.04/06/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7cfc1b3df7e4f439","SID":"8d8486b2aebeb4ad"}}