{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/2183 <br>KARAR NO: 2025/1148<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 22/06/2023<br>NUMARASI: 2023/148 Esas - 2023/526 Karar<br>DAVA: İtirazın İptali - Alacak <br>DAVA TARİHİ: 05/01/2018<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/07/2025<br>Davanın kabulüne ilişkin kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;\t<br>DAVA: Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirketin %33,3 oranında ortağı olduğunu, müvekkilinin ortağı olduğu şirkete 11/07/2014 tarihinde 1.433.809-USD, 17/07/2014 tarihinde 724.385-USD, 17/07/2017 tarihinde 1.057.601-USD olmak üzere 3 ayrı seferde toplam 3.215.795-USD borç para verdiğini, Beyoğlu ... Noterliğinin 01/11/2017 tarihli ihtarname ile bu alacaklarının ödenmesinin talep edildiğini, alacağın ödenmemesi üzerine İstanbul ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyası ile fazlaya ilişkin alacakların saklı kalması kaydıyla şimdilik 950.000-USD'lik kısmı için icra takibi başlatıldığını, ödeme emri ekindeki banka dekontları ve şirketin muhasebe birimi tarafından hazırlanan müvekkilinin alacaklı olduğunu gösteren 01/01/2017-31/12/2017 tarihleri arasını gösterir mizan föyünde müvekkilinin davalı şirketten alacaklı olduğunun açıkça göründüğünü, davalı tarafça borca itiraz edildiğini, ancak davalı şirketin 15/12/2017 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında davalı şirket hakim ortağı ve tek yetkilisi ... tarafından kaşeli ve ıslak imzalı olarak taraflarına verilen 15.12.2017 tarihli genel son durum mizan tablosunun 17. sayfasında, müvekkilinin davalı şirketten 10.429.450,63-TL alacaklı olduğunun açık bir şekilde yazılı olduğunu, müvekkilinin davalı şirketten olan alacağının şirket ticari defter ve kayıtlarında açıkça yer aldığını, alacağın muaccel ve likit bir alacak  olduğunu, başlatılan icra takibinin kısmi icra takibi olduğunu, şirket kayıtları ve 15/12/2017 tarihli davalı şirket yetkilisi temsilcisi tarafından ıslak imzalı ve kaşeli mizan tablosunda da anlaşılacağı üzere müvekkilinin şirketten olan alacağının 2.950.000-USD'nin üstünde olduğunu, bilirkişi incelemesi neticesinde alacak miktarı tespit edileceğinden, fazlaya ilişkin hakları saklı kalması kaydıyla şimdilik 10.000-USD alacağın tespiti ile ihtar tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi ile davalıdan tahsilini de talep ettiklerini belirterek, davalının takibe itirazının iptali ile takibin devamına, %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline, ayrıca şimdilik 10.000-USD'nin fiili ödeme günündeki Türk Lirası karşılığının davalıdan tahsiline, alacağa ihtar tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi işletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>ISLAH: Davacı vekili 03/05/2023 tarihli ıslah dilekçesi ile; bilirkişi raporunda müvekkilinin alacağının 2.936.136,55-USD olarak belirlendiğini belirterek, alacak davasında talep ettikleri alacağı 1.986.136,55-USD'ye yükseltmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili; kurucu ortaklardan ...'nun 200.000-TL tutarındaki 8.000 adet hissesini Beyoğlu ... Noterliğinin 12.10.2017 tarihli hisse devir sözleşmesi ile müvekkili şirket ortaklarından ...’e devrinden sonra halihazırda davalı şirketin  %66,66 orandaki paylarının ...’e, %33,33 oranındaki payların davacıya ait olduğunu, davalı şirket tarafından alınan 17.10.2017 tarihli ortaklar kurulu kararı ile davacının müdürlük yetkilerine son verildiğini, davacının FETÖ/PDY ile bağlantısı ile ilgili şikayetleri üzerine davacı hakkında İstanbul C Başsavcılığının 2017/185864 soruşturma sayılı dosyasında başlatılan soruşturmanın devam ettiğini, davacının müvekkili şirket müdürler kurulu başkanlığı görevini ifa ettiği dönemde, müvekkili şirket ile rekabet içerisine girdiğini, kurucusu ve yöneticisi olduğu müvekkili şirket ile aynı alanda faaliyet gösteren şirketlere müvekkilinin ticari sır niteliğindeki bilgileri usulsüz olarak aktararak müvekkili şirketin ciddi zararlara uğramasına sebebiyet verdiğini, bu sebeple davacı ve davacının kurucusu ve yöneticisi olduğu diğer şirketler aleyhine İstanbul 10. ATM'nin 2018/34 esas sayılı dosyası ile açılan davanın derdest olduğunu, müvekkili şirketin kurulduğu tarihten 17.10.2017 tarihine kadar davacının müvekkili şirketin finansal işlemlerini tek başına yürüten müdürler kurulu başkanı sıfatıyla görev yaptığını, davacının müvekkili şirketin diğer ortaklarının ve müdürlerin bilgi ve onayını almaksızın rekabet yasağına aykırı davranışlarda bulunarak, müvekkili şirketle rekabet içerisinde olan ... San. Tic. AŞ'yi 05.09.2017 tarihinde kurduğunu, söz konusu şirketin kurulması sonrasında davacının, bu şirket vasıtasıyla müvekkili şirketin rakiplerinden ... şirketi ile birlikte ... şirketini kurduğunu ve davacının o dönem içerisinde müvekkili şirketin ticari sırlarını haksız rekabet teşkil edecek şekilde ... ve ... şirketleri ile paylaştığını, bu yolla haksız kazanç elde ederek müvekkili şirketi zarara uğrattığını, bu zararların tazmini amacıyla İstanbul 10. ATMnin 2018/34 esas sayılı dosyasında açılan davanın derdest olduğunu, bu doğrultuda davacının iddia ettiği alacağın tutarı ile müvekkili şirkete verdiği zarar kıyaslandığında, davacının müvekkili şirkete karşı borçlu olduğunun açık olduğunu, davacı tarafın iddia ettiği alacağının varlığının kabulü hâlinde bu alacak iddiasının müvekkili şirketin davacıdan olan alacağından mahsup edilmesi gerekeceğini, davacının rekabet yasağına aykırı eylem ve işlemlerinin yanı sıra, İstanbul ili Sultanbeyli ilçesi 400 yataklı devlet hastanesi ile altyapı ve çevre düzenlemesi inşaatı işi kapsamında gerçekleştirdiği usulsüz işlemler neticesinde de müvekkili şirketin 15.810.107,90-TL zarara uğramasına sebep olduğunu, davacı tarafça usulsüz olarak ... San. Tic. Ltd. Şti. ve ... Ltd. Şti. ile akdedilen sözleşmeler uyarınca bu şirketlere fazla ödemeler yaparak müvekkili şirketi zarara uğrattığını, müvekkilinin uğradığı zararların tazmini amacıyla İstanbul 3. ATMnin 2017/1089 esas sayılı dosyasında açılan davanın derdest olduğunu, anılan dava ile gerçekleştirilen yargılama neticesinde müvekkili şirketin uğradığı zararın net bir şekilde tespit edileceğini, salt ana kalemler üzerinden yapılan kaba bir hesaplamayla dâhi, davacının müvekkili şirketi uğrattığı zararın iddia ettiği alacak tutarının üzerinde olduğunu, İstanbul 10. ATMnin 2018/34 esas sayılı ve İstanbul 3. ATMnin 2017/1089 esas sayılı dosyalarında verilecek kararların işbu davanın neticesini etkileyecek nitelikte olması nedeniyle bahse konu davaların bekletici mesele yapılmasının gerektiğini, iddia edilen alacağın muaccel olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEME KARARI: Mahkemece; davacının davalı şirketin %33,33 oranda ortağı olduğu, davacının davalı şirkete 10.07.2014 tarihinde 1.433.809-USD, 17.07.2014 tarihinde 724.385-USD ve 17.07.2014 tarihinde 1.057.601-USD olmak üzere 3 ayrı seferde toplamda 3.215.795-USD borç para verdiği, bilirkişi tarafından davalı şirketin ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda; davacı tarafından davalı tarafa 10/07/2014, 17/07/2014, 17/07/2014 tarihlerinde yapılan ödemelerin davalı tarafın 2014 yılı ticari defterlerinde 331.02.01 hesabına kaydedildiği, ortaklara borçlar hesabındaki bu borcun kaynağının davacı tarafça banka havalesi yolu ile davalıya yapılan bu ödemeler olduğu, 2014 yılında söz konusu davacı tarafından yapılan ödemeler dışında, başkaca bir ödeme yapılmadığı, davacının davalı şirketten 31.12.2017 tarihi itibariyle davalı şirket ticari defter ve belgelerine göre 11.074.813,44-TL alacaklı olduğu, talebin yabancı para cinsinden olması sebebiyle davacı tarafından davalı şirkete 3.215.795-USD para yatırıldığı, davalı tarafından bu yatırma işleminden sonra davalı tarafından davacı tarafa ödemeler yapıldığı, kalan tutarın 11.074.813,44-TL (2.936.136,55-USD) olduğunun tespit edildiği, buna göre davacının davalı şirkete verdiği borç nedeniyle bakiye alacağının 2.936.136,55-USD olduğunun anlaşıldığı, davacının alacak miktarının 950.000 USD'lik kısmı için icra takibi yaptığı, davacının davalıdan icra takibinde talep ettiği miktardan çok daha fazla oranda alacaklı olduğu, bu nedenle davalının itirazının yerinde olmadığı anlaşılmakla, davalının icra takibine itirazının iptaline, takibin devamına ve alacağın likit olması nedeniyle %20 icra inkar tazminatına karar verildiği, davacının icra takibinde talep ettiği 950.000-USD'nin dışında kalan toplam 1.986.136,55-USD için alacak talebinde bulunduğu, dava dilekçesiyle 10.000-USD'nin tahsilini talep ettiği, 03/05/2023 tarihli ıslah dilekçesi ile alacak talebini 1.986.136,55-USD'ye çıkardığı, davacının icra takibinde talep ettiği alacağı dışında 1.986.136,55-USD alacaklı olduğu anlaşıldığından davacının alacak davasının kabulüne karar verildiği, davalı tarafça ıslah edilen kısım için TBK'nın 147. maddesine göre zamanaşımı defi ileri sürüldüğü, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/2717 esas 2022/7872 karar sayılı ilamındaki karşı oyda da belirtildiği üzere; TBK'nın 147/4. madde hükmünün uyuşmazlıkta uygulanabilmesi için öncelikle taraflar arasında bir ortaklık sözleşmesinin bulunması ve uyuşmazlığın ortaklık sözleşmesinden kaynaklanması gerektiği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın ortaklık sözleşmesinden kaynaklanmadığı ahvalde hükmün uygulanma kabiliyeti bulunmadığı, bu durumda zamanaşımı süresinin taraflar arasındaki hukuksal ilişkiye göre tayininin gerekeceği, somut uyuşmazlıkta davacı tarafından ortağı olduğu şirkete verilen borcun tahsili için dava açıldığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, TBK'nın 147/4. maddesinde öngörülen ortaklık sözleşmesinden kaynaklanmadığı ve bu nedenle davanın 10 yıllık zamanaşımı suresine tabi olduğu, ıslah tarihi itibariyle 10 yıllık zamanaşımı süresi geçmemiş olduğundan davalı vekilinin zamanaşımı itirazının yerinde görülmediği gerekçesiyle, davacının itirazın iptali davasının kabulüne, davalının takibe itirazının iptaline, asıl alacağa takip tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarınca bir yıl vadeli USD mevduat hesabına uyguladıkları en yüksek faiz uygulanmak suretiyle takibin devamına, alacağın takip tarihi itibariyle TL karşılığının %20’si olan 733.400-TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davacının alacak davasının kabulüne, 1.986.136,55-USD alacağın temerrüt tarihi olan 08.11.2017 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarınca bir yıl vadeli USD mevduat hesabına uyguladıkları en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. <br>ISLAHA KARŞI:Davalı vekili yasal süresinde zamanaşımı defii ileri sürmüştür.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili; mahkemece her iki davanın kabulüne karar verilmiş olmasına rağmen vekalet ücretinin eksik hesaplandığını, yabancı para alacağının karar tarihindeki kura göre çevrilecek Türk Lirası karşılığı üzerinden vekalet ücretinin hesaplanması gerektiğini, karar tarihindeki kura göre vekalet ücretinin toplam 1.181.923,08-TL olduğunu belirterek, kararın vekalet ücreti yönünden kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı vekili; mahkemece hükme esas alınan ek bilirkişi raporuna karşı itirazlarının dikkate alınmadığını, davacının dava konusu tutarları şirketin yapacağı yatırımlarda kullanılmak üzere yatırdığını, şirkete kuruluş aşamasında tüm ortaklarca para yatırıldığını, davacının şirket kasasından çektiği fakat akıbeti belli olmayan paralar bulunduğunu, davacının 25.08.2017 tarihinde şirket hesabından çektiği 85.000-USD'yi kurduğu ... şirketinin hesabına yatırdığını, davacının bu paraları şahsi olarak kullandığını, mahkemece zamanaşımına ilişkin olarak ilgili Yargıtay kararının karşı oy gerekçesine dayanmasının manidar olduğunu, ancak bu hususun dikkate alınmadığını, davacı tarafça alacak ve itirazın iptali davası birlikte açılmış olmakla bu nedenle yapılan ıslahın kabulünün de usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının ortaklardan Ali ...'nun ...'e hisse devrinin gerçek değeri yansıtmadığı iddiası konusunda delil sunulmadığını, limited şirketlerin yapısı gereği ortakların şirketten olan alacaklarını, tüm alacaklar ödendikten sonra talep edebileceğini, alacağın 13.09.2018 tarihli 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı gereğince alacağın Türk Lirasına uyarlanarak Türk Lirası üzerinden karar verilmesi gerektiğini, mahkemece bekletici mesele yapılmasını talep ettikleri davaların dikkate alınmadığını, bu kapsamda İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1024 esas sayılı dosyası ve bu dosya ile birleşen davaların bulunduğunu, ayrıca davacının terörün finansmanı suçundan yargılandığı İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/154 esas sayılı dosyasının bekletici mesele yapılması taleplerinin mahkemece reddedildiğini, mahkemece alınan bilirkişi raporlarında 23.01.2020 tarihinde sundukları hukuki mütalaanın dikkate alınmayarak eksik inceleme yapıldığını, davacının iddiasının aksine müvekkilinin davacıya muaccel bir borcu bulunmadığını, davacının müvekkili şirketi uğrattığı zararların davacının talep ettiği alacaktan fazla olduğunu, ıslah edilen miktarın TBK'nın 147. maddesi uyarınca zamanaşımına uğradığını belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, davacı şirket ortağının, ortağı bulunduğu şirketten olan alacağının tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali ile alacak istemine ilişkindir. Somut olayda; davacı davalı şirketin ortağı olup, davalı şirketin banka hesabına 10/07/2014 tarihinde 1.433.809-USD, 17/07/2014 tarihinde 724.385-USD ve 1.057.601-USD olmak üzere 3 ayrı seferde toplam 3.215.795-USD para gönderdiği, davacı tarafından şirkete vermiş olduğu borç nedeniyle oluşan 2.936.000-USD ile 40.524-TL borcun 3 iş günü içerisinde ödenmesi talepli olarak davalı şirkete 01.11.2017 tarihli ihtarnamenin keşide edildiği, ihtarnamenin davalı şirkete 02.11.2017 tarihinde tebliğ edildiği, borcun ödenmemesi üzerine davalı şirket aleyhine İstanbul ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası ile 950.000-USD  alacağın tahsili istemiyle ilamsız takip başlatıldığı, davalının süresinde borca itirazı üzerine itirazın iptali ve ayrıca 10.000-USD alacağın tahsili istemiyle işbu davanın açıldığı, 2018/14 esas sayılı işbu davanın mahkemece 2017/1024 esas sayılı dava ile birleştirilip sonrasında tefrike edilerek bu esasa kaydedildiği, yargılama sırasında sunulan 03/05/2023 tarihli ıslah dilekçesi ile alacak talebinin 1.986.136,55-USD'ye yükseltildiği, davalı vekilince ıslah dilekçesine karşı yasal süresinde zamanaşımı defi ileri sürüldüğü, mahkemece yapılan yargılama sonucunda yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.Davalı şirketin ticari defterleri üzerinde yaptırılan inceleme sonucu düzenlenen 21.01.2020 tarihli bilirkişi raporunda; davacı tarafça davalıya 11.07.2014 tarihinde 1.433.908-USD, 17.07.2014 tarihinde 724.385-USD, 17.07.2014 tarihinde 1.057.601-USD olmak üzere 3 ayrı seferde toplamda 3.215.795-USD para gönderildiği, gerek davacı tarafça dava dilekçesi ekinde sunulan 2017 yılı mizanı gerekse davalı şirket tarafından dosyaya sunulan 2015-2016-2017 yılları ortaklara borçlar hesapları dikkate alındığında, 31.12.2015 tarihi itibariyle 131 bir yıldan az ortaklardan alacak hesabında davalının davacıya 706.120,36-TL borçlu olduğu, 431 hesabında (işletmenin esas faaliyet konusu dışındaki işlemleri dolayısıyla, ortaklara bir yıldan uzun vadeli olan borçları izlendiği hesap) 9.444.051,42-TL borçlu olduğu, 2015 yılında 131 hesabında izlenen miktarın da 431 no'lu hesabına aktarıldığı ve bunun da 431.01.001 kodu ile takip edildiği, 2016 yılı ticari defterlerinin incelenmesinde, 431.01.001 hesap kodunun 31.12.2016 tarihi itibariyle davacıya yapıları ödemeler sonrası 40.524,73-TL borçlu kaldığı, aynı hesap türü olan 431.02.001 hesabı yönünden ise 31.12.2016 tarihi itibariyle davalı şirketin davacıya 10.332.851,74-TL borçlu bulunduğu, 2017 yılı ticari defterlerinin incelenmesinde ise, 1 yıldan kısa vadeli hesapların incelendiği 131.01.001 ortaklardan alacak hesabı yönünden davalı şirketin davacıya 82.861.91-TL borçlu bulunduğu, 431.02.01 hesabı yönünden davalının davacıya 11.074.813,44-TL borçlu olduğu, davacı tarafça davalıya gönderilen toplam 3.215.795-USD'nin 2014 yılında gönderilmiş olduğu, davalı şirket tarafından 2014 yılına ilişkin defterlerin ibraz edilmemesi sebebiyle davacı tarafından gönderilen paraların 431 hesabına atılıp atılmadığını tespit edilemediği, ancak muhtemelen davacı tarafça davalı şirkete gönderilen 3.215.795 USD'nin davacının davalı şirketin ticari defterlerinde takip edilen 431.02.01.0001 kodlu alacağın kaynağını oluşturduğu, sonuç olarak 31.12.2017 itibariyle davacının davalı şirketten 11.074.813,44-TL alacaklı olduğu bildirilmiştir. Aynı bilirkişi tarafından düzenlenen 12/11/2020 tarihli ek raporda; davalı şirketin 2014 yılı ticari defterlerinin incelenmesinde; davacı tarafından davalıya gönderilen toplam 3.215.795 USD'nin davalı şirketin 331.02.01 no'lu hesabına kaydedildiği, sonraki yıllara ait kayıtlarında kök raporda belirtilen şekilde gerçekleştiği, ortaklara borçlar hesabındaki bu borcun kaynağının davacı tarafça banka havalesi yolu ile davalıya yapılan bu ödemelerin olduğu, bu hususun kısmen taraf beyanları, kısmen de ilgili hesaba kur farkı işletilmesinden anlaşıldığı, davacının davalı şirketten 31.12.2017 tarihi itibariyle davalı şirket ticari defter ve belgelerine göre 11.074.813,44-TL alacaklı olduğu, talebin yabancı para cinsinden olması sebebiyle, davacı tarafından davalı şirkete yatırılan 3.215.795 USD'den sonraki tarihlerde davalı tarafından davacı tarafa yapılan ödemeler sonucunda kalan tutarın 11.074.813,44-TL (2.936.136,55-USD) olduğu belirtilmiştir. Bilirkişi kurulunca düzenlenen 23/05/2022 tarihli raporda; davalının ticari defterlerine göre davacının 2016 yılında yapılan kur değerlemeleriyle davalı şirketten 11.074.813,44-TL alacaklı olduğu, TBK'nın 90. maddesinde yer alan düzenleme gereği ifa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya hukuki ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her borcun, doğumu anında muaccel olacağı, tarafların borcun ifası için bir zaman belirlemediği de dikkate alındığında davacının alacağının muaccel olmadığından bahsedilemeyeceği belirtilmiştir. Mahkemece alınan ve birbirini doğrulayan bilirkişi raporları ile tespit edildiği üzere, davacının davalı şirkete banka yoluyla gönderdiği borç para doğrultusunda 11.074.813,44-TL karşılığı 2.936.136,55-USD bakiye muaccel alacağının bulunduğu, davalı şirketin ticari defter ve kayıtları ile ispatlanmıştır.6098 sayılı TBK'nın 99. maddesi; \"Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden ödenmesini isteyebilir.\" hükmünü haizdir. Anılan yasa hükmüne göre taraflarca aynen ödeme kararlaştırılmadıkça vadesinde ödenen borçta seçim hakkı borçludadır. Dilerse yabancı para borcunu aynen, dilerse TL karşılığını öder. Vadede ödeme yapılmaması halinde ise seçim hakkı alacaklıya geçmektedir. Yine uyuşmazlık konusu dayanak faturaların tamamı yabancı para birimi üzerinden düzenlenmiş olup, bu durum taraflar arasında dövize endeksli ticari ilişki bulunduğunu ispata yeterlidir. 13.09.2018 tarihinde yürürlüğe giren Türk Parasının Kıymetinin Korunması Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararında; Türkiye’de yerleşik kişilerin bakanlıkça belirlenen haller dışında kendi aralarındaki menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dahil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerinin döviz cinsinden ve dövize endeksli olarak kararlaştırılamayacağı, bu kararın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde, söz konusu bentte belirtilen ve daha önce akdedilmiş yürürlükteki sözleşmelerdeki döviz cinsinden kararlaştırılmış bulunan bedellerin, bakanlıkça belirlenen haller dışında, Türk parası olarak taraflarca yeniden belirleneceği belirtilmiştir. Bu karara dayalı olarak Hazine ve Maliye Bakanlığınca çıkarılan ve 16.11.2018 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2018/32-52 sayılı Tebliğin 8/9 maddesinde, Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri taşıt satış sözleşmeleri dışında kalan menkul satış sözleşmelerinde sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırmalarının mümkün olduğu, maddenin son fıkrasında ise, bu madde uyarınca sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün olmayan sözleşmelerde tahsili yapılmış veya gecikmiş alacaklar ile gayrimenkul kira sözleşmeleri kapsamında verilen depozitolar ve sözleşmelerin ifası kapsamında dolaşıma girmiş kıymetli evraklar için bu fıkra hükmünün uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır. Somut olayda uyuşmazlık konusu alacak ise 2014 yılında doğmuş olup, taraflar arasında kararlaştırılmış bir ödeme vadesi de bulunmamaktadır. Bu durumda her borcun doğduğu anda muaccel olacağına ilişkin TBK'nın 90. madde hükmü dikkate alındığında, uyuşmazlık konusu alacak Tebliğ kapsamında gecikmiş alacak niteliğinde olup, bu nedenle davacının alacağını yabancı para cinsinden talep etmesine engel yoktur.  Davacı tarafça alacak davası kısmi dava olarak 10.000-USD üzerinden açılmış olup, 03/05/2023 tarihli ıslah dilekçesi ile alacak talebi 1.976.136,55-USD artırılarak 1.986.136,55-USD'ye çıkarılmış olup, davalı vekilince ıslah dilekçesine karşı yasal süresinde zamanaşımı defi ileri sürülmüştür. TBK'nın 147/4 maddesi uyarınca; bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Benzer bir uyuşmazlıkta verilen Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/2089 esas 2022/1157 karar sayılı ilamında da, alacağın TBK'nın 147/4 maddesi gereğince 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğuna hükmedilmiştir. Bu nedenle mahkemece alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığının değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Davalı vekilince, müvekkilince davacı aleyhine açılan davalar kapsamında takas defi ileri sürülerek, dava dosyalarının bekletici mesele yapılması talep edilmiştir. İstanbul 9. ATM'nin 2017/1024 esas sayılı dosyasında, aynı davacı tarafından aynı davalı şirket ortakları aleyhine davalıların dava dışı ... şirketine ait banka hesabında bulunan paranın usulsüz olarak ... şirketine aktarıldığı, şirketin ... şirketindeki hisselerinin satılarak satış bedelinin şirkete aktarılmadığı ileri sürülerek, oluşan zararın tazmini talep edilmiş olup, dosyada yargılama sürmektedir. Aynı davacı tarafından davalı şirketin feshi istemiyle İstanbul 12. ATM'nin 2017/1040 esas sayılı dosyasında açılan dava, Umman'da kurulan ... şirketi aracılığıyla şirketin içinin boşaltıldığı ileri sürülerek şirket ortağı ... aleyhine yönetici sorumluluğuna dayalı tazminat istemiyle İstanbul 1. ATM'nin 2018/81 esas sayılı dosyasında açılan dava, kar payı alacağının tahsili istemiyle davalı şirket aleyhine İstanbul 18. ATM'nin 2018/123 esas dosyasında açılan dava, şirketin ... Gayrimenkul'deki paylarının usulsüz olarak davalıya devri nedeniyle şirket ortağı ... aleyhine tazminat istemiyle İstanbul 12. ATM'nin 2018/157 esas sayılı dosyasında açılan dava, ... aleyhine yönetici sorumluluğuna dayalı tazminat istemiyle İstanbul 12. ATM'nin 2018/1124 esas sayılı ve İstanbul 4. ATM'nin 2019/402 esas sayılı, davalı şirket tarafından davacı aleyhine tazminat istemiyle İstanbul 3. ATM'nin 2017/1089 esas sayılı dosyalarında açılan davalar işbu 2017/1024 esas sayılı dava ile birleştirilmiş olup, dosyanın derdest olduğu anlaşılmaktadır. İstanbul 3. ATM'nin 2017/1089 esas sayılı dosyasının incelenmesinde; davacı ... şirketi tarafından davalı ... aleyhine şirketin üstlendiği İstanbul ili Sultanbeyli ilçesi 400 yataklı devlet hastanesi ile altyapı ve çevre düzenlemesi inşaatı işi kapsamında davalının gerçekleştirdiği usulsüz işlemler neticesinde şirketin zarara uğratıldığı iddiasıyla, yönetici sorumluluğuna dayalı tazminat istemiyle dava açıldığı, İstanbul 9. ATM'nin 2017/1024 esas sayılı dosyası ile birleştirilen davanın halen derdest olduğu görülmüştür. Yine İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/34 esas sayılı dosyasının incelenmesinde; davacı ... şirketi tarafından davalılar ... ile kurucu ve yöneticisi olduğu ..., bu şirketin ortağı ... şirketi ile ... şirketleri aleyhine rekabet yasağına aykırılık ve haksız rekabet iddialarına dayalı olarak haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat istemiyle dava açıldığı ve dosyanın derdest olduğu görülmüştür. 6098 sayılı TBK'nın 139. maddesi uyarınca; \"iki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas edebilir, alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir.\" Takas için, alacağın muaccel olması şarttır. Takas edilecek alacağın muaccel olması, buna karşılık asıl alacağın (karşı taraf asıl alacağının) sadece ifa edilebilir bulunması yeterlidir. Takas hakkını ileri sürenin alacağı, dava edilebilir bir alacak olmalıdır. Takası ileri süren tarafın alacağının tartışmalı olması, takas ileri sürülmesine engel değildir. Karşılıklı alacaklar çekişmeli ise takasa bağlı hukuki sonuçlar, çekişmeli alacağa ilişkin mahkeme kararına göre belirlenir. Mahkeme alacağın varlığını kabul ederse takas geçerli olur, aksi takdirde takas hiç bir sonuç doğurmaz. Takas borcu sona erdiren sebeplerden biri olup, takas ile her iki borç da az olanı oranında sona erer. Bu açıklamalar ışığında somut olayda davalı şirket tarafından davacı aleyhine açılan davalar sonucunda bir alacağa hükmedilmesi halinde, hükmedilecek alacak takas konusu edilebilecektir. Bu durumda İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/34 esas sayılı dosyası ile İstanbul 3. ATM'nin 2017/1089 esas sayılı dosyasının sonucu beklenerek, takas defiine konu alacağın akıbetinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle mahkemece davalının takas defi hakkında hiç bir değerlendirme yapılmadan dava  dosyaları bekletici mesele yapılmadan yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi yerinde bulunmamıştır. Açıklanan nedenlerle; uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılarak, davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, karar sonucuna göre davacı vekilinin istinaf başvurusu hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin  2023/148 Esas - 2023/526 Karar sayılı 22/06/2023 tarihli kararının, HMK.'nun 353(1)a-6 maddesi gereği KALDIRILMASINA; \"Dava yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, Davacı vekilinin istinaf başvurusu hakkında karar verilmesine yer olmadığına,\" Davacı tarafından yatırılan 269,85-TL ve davalı tarafından yatırılan 188.433,25-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendilerine iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-g kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 09/07/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"be18a28953399b25","SID":"efb5963e82c549b5"}}