{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/469 <br>KARAR NO: 2025/875<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi <br>TARİHİ: 21.01.2025<br>NUMARASI: 2025/61 Esas - 2025/80 Karar <br>DAVA: İtirazın İptali (İşletme devri Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı ile yaptığı sözlü anlaşma doğrultusunda davalıya ait \"... Bulvarı No:... Dükkan ... Esenyurt/İSTANBUL\" adresinde bulunan deposunu \"...\" isim hakkıyla birlikte devrinin kararlaştırıldığını, müvekkilinin 14.395 USD ödemesine rağmen devri gerçekleştirmediğini, müvekkili ile davalı arasındaki  sözleşme gereğince ödemenin ilk taksitinin 09.03.2023 tarihinde 6.500 USD,  ikinci taksitinin ise 05.04.2023 tarihinde 7.895 USD olarak yapıldığını, müvekkilinin yükümlülüklerini yerine getirmesine rağmen, davalının devir işlemini yapmadığı gibi ödenen tutarı da iade etmediğini, müvekkilinin bir çok kez devri istemesine rağmen davalının devirden kaçındığını, gönderilen ihtarname ile verilen süre içerisinde depo bedelini iade edilmemesi üzerine Büyükçekmece ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasında  başlatılan takibe yönelik itirazın haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına ve alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini  talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacı ile oğlu ...'nun,  müvekkilin bayiliğini yaptığı ... isimli bayiyi satın ve devir almak istediklerini müvekkiline bildirdiklerini, müvekkili ile ... arasında yapılan anlaşma uyarınca bayiliğin 600.000,00 TL karşılığında satılabileceğinin davacı ve oğluna söylendiğini, davacının, bayiliği oğlu adına almak istediğini bildirdiğini, bunun üzerine iş yerinin devrine ilişkin sözleşme imzalandığını, davacı ve oğlunun ... ile ortaklı bir şekilde 2/3 hissenin ...'na, 1/3 hissenin ise ...'e  ait olacak şekilde bayiyi satın almak istediğini, bunun üzerine 600.000 TL karşılığı ... bayinin satılması konusunda tarafların anlaştıklarını, davacı tarafından dava dilekçesi ekinde sunulan ... bayiliği ödemesine ilişkin dekontların açıklama kısmında \"... depo taksit ... tarafindan Ödemesi\" şeklinde açıklamada bulunulmasının da davacının sözleşme kapsamında yapılan devir ve teslim üzerine ödeme yaptığını ispat ettiğini savunarak, davanın reddi ile kötü niyet tazminatına karar verilmesini  talep etmiştir. İlk derece mahkemesinin 07.03.2024 tarih ve 2023/1099 Esas, 2024/281 Karar sayılı kararı ile icra takibinde yabancı para alacağının Türk Lirası karşılığının gösterilmediği gerekçesiyle usulüne uygun bir takip bulunmadığı kabul edilerek, davanın usulden reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Dairemizin 05.12.2024 tarih ve 2024/871-1753 E.K.sayılı kararı ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmış ve uyuşmazlığın esası hakkında yargılama yapılması istenmiştir. İlk derece mahkemesince bu kez göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine dair istinaf konusu karar verilmiştir.  <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİİlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Dava; Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan Alacak davasıdır. Ticaret Sicil Müdürlüğü cevabi yazısına göre davacının gerçek kişi ticari sicil kaydının olmadığı, Akdeniz Vergi Dairesinin cevabi yazısına göre de davacının mükellefiyet kaydının bulunmadığı anlaşılmıştır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi'nin 2021/1214 esas, 2022/119 karar sayılı ilamında; 'Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde, bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrasında, bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu Kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanununun 3. maddesinde, Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. düzenlemesi getirilmiştir. TTK'nın 14. maddesine göre Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir. Aynı Kanunun 17. maddesi hükmünce de; iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildir  düzenlemesi yer almaktadır. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar  Meslek Kuruluşları Kanununun  3’üncü maddesinde, Esnaf ve sanatkâr, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tâbi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. Ayrıca TTK’nın 1463. maddesinde de, önce 17. maddeye gönderme yapılarak, Bakanlar Kurulunun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir. 19.02.1986 tarih ve 19024 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; 1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinin birinci fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2- Vergi Usûl Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.  Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinde Birinci Sınıf Tüccarlar sayılmış olup bu maddedeki birinci sınıf tacirlerle ilgili şartları taşımayanlar ise ikinci sınıf tacir sayılırlar. İkinci sınıf tacirler ise  ticari işletme hesabına göre defter tutarlar. Bir hukukî işlemin veya fiilin TTK'nın kapsamında kaldığının kabul edilmesi için kanunun amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu kanunda düzenlenen hususlar ile bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukukî işlemin veya fiilin olması gerekir. Somut olayda, her ne kadar davacı tarafça cari hesap ve fatura alacağına dayalı olarak ilamsız takip başlatılmış olup, Başkent Vergi Dairesi Müdürlüğünün 27/11/2020 tarihli cevabi yazısından, davalının işletme hesabına göre defter tuttuğu bildirilmiş olup, mahkemelerce usulüne uygun şekilde oda ve sicil kaydı  ilişkin yeterli araştırmanının yapılmadığı, vergi müdürlüğünce müzekkere ekinde gönderilen vergi beyannamelerine göre davalıların birinci sınıf tüccar olmasını gerektirecek tutarda alım ve satımının bulunmadığı tespit edilmiş olup,  bu haliyle davalıların tacir olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı ve esnaf olarak kabulü gerektiği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın da mutlak ticari dava niteliğinde bulunmadığı anlaşılmakla, takibinin cari hesap ekstresine dayalı ilamsız takip olmasına göre uyuşmazlığın, asliye  hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.' denmektedir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; mevcut olayımızda mutlak ticari dava sayılan hallerin olmadığı, Vergi Müdürlüğü'nden gelen yazı cevabına istinaden davacının mükellefiyet kaydının bulunmadığı, ticaret sicil müdürlüğünün cevabi yazasına göre davacının gerçek kişi tacir kaydının olmadığının anlaşıldığı, davacının davasına konu alacağının tarafların ticari işletmesi ile ilgili olmadığı ve  uyuşmazlığın da TTK'nın 4/2. maddesinin a-f bentlerindeki hususlara ilişkin olmadığı anlaşılmış olup, 6102 sayılı TTK’nın 6335 sayılı Kanunla değişik 5/3. maddesinde ise asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu düzenlemesine istinaden görevli mahkemenin Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu sonuç ve kanaatine varılarak, mahkememizin görevsizliğine...\" gerekçesiyle, göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine, görevli mahkemenin Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunun tespitine, yasal prosedür çerçevesinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Her ne kadar müvekkilinin tacir kimliği ve mükellefiyet kaydı bulunmasa da müvekkil davalıdan devran satın almak istediği \"...\" deposunun ticari işletme olduğunu ve bu depoyu ticari kazanç sağlama amacıyla devir aldığını, tarafların yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler kanunda aksine hüküm bulunmadıkça diğeri için de ticari iş sayıldığını ve dava konusu alacak için avans faizi istenebileceğinin Yargıtay  3. Hukuk Dairesinin 2020/10881 E., 2021/9988 K. Sayılı kararı ile kabul edilmesi nedeniyle asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğunu, tacir olmayan kişilerin da yasada sayılan işlemlerinden doğan davalarının ticaret mahkemesinde görülebileceğini, müvekkilinin tacir olmamasına rağmen bir ticari işletmeyi kendi nam ve hesabına alarak işletmek istemesi nedeniyle işin ticari olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın görülmesi için ilk derece mahkemesine gönderilmesine, karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, işletmenin devrinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine karşı itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın, görevi ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekili yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı istinaf başvurusunun  esastan reddi gerektiği kanaatindeyim. Taraflar arasında, davalıya ait BİBU markalı su satım işletmesinin devri konusunda sözleşme ilişkisi bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalı, satım sözleşmesinin davacının oğlu ile düzenlendiğini savunmaktadır. İlk derece mahkemesince, davacının tacir olmadığı ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesinden kaynaklanmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.  TTK'nın 4. maddesinde ticari davalar sayılmış olup,  bu maddeye göre her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medeni Kanunu’nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun mal varlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447,  yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava (mutlak ticari dava) sayılır. Bu düzenlemeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya açılan davanın maddede altı bent hâlinde sayılan davalardan olması gerekir. Bu düzenlemeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması (nispi ticari dava) veya açılan davanın TTK'da düzenlenen bir husustan yahut maddede altı bent hâlinde sayılan  davalardan (mutlak ticari dava) olması gerekir. Somut olayda, davacının, davalıya işletme devri kapsamında para gönderdiği ileri sürülmüştür. Davalı da taraflar arasında işletme devri sözleşmesi bulunduğunu beyan etmiş ve davacının oğlu ile düzenlenen sözleşmeleri ibraz etmiştir. Bu durumda uyuşmazlığın TBK'nın 202 ve devamı maddelerine göre çözümlenmesi gerekir. Anılan hükümden kaynaklanan davalar TTK'nın 4. maddesinde düzenlenen mutlak ticari davalardan olduğu anlaşılmakla, davaya TTK'nın 5. maddesi gereğince ticaret mahkemesince bakılıp sonuçlandırılması gerekirken, görevsizlik kararı verilmesi doğru bulunmamış, bu nedenle ilk derece mahkemesini görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir  Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.3 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu görevsizlik kararının  kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.<br>KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.a.3. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu görevsizlik kararının kaldırılmasına, 2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,4-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, yeniden yapılacak yargılama sonucunda verilecek hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair; HMK'nın 353/1.a.3 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda, 22.05.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve  kesin olarak karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"901f4a289f1ef948","SID":"3a9c5f585949c126"}}