{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/516 <br>KARAR NO:2025/928<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:06/12/2021<br>NUMARASI:2021/184 E. - 2021/949 K. <br>DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali <br>Taraflar arasındaki itirazın asıl ve karşı davaların ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerle asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen karara karşı, davalı- karşı davacı vekilince  istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Asıl davada davacı vekili, asıl dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalının bir süredir devam eden ABD doları bazında bir cari hesap ilişkisi bulunduğunu,  davalının davacıdan ABD doları cinsinden mal alımları yaptığını, davalıya ABD Doları cinsinden faturalar kesildiğini,  kesilen tüm faturaların ABD doları cinsinden olduğunu, dolayısıyla cari hesap ilişkisinin de başından itibaren ABD Doları üzerinden yürüdüğünü,  davalının, davacıya olan cari borcunun Eylül-2015 itibariyle 20.922,22 ABD Doları olduğunu, bunun üzerine davalıya 28.09.2015 tarihli ihtarname keşide edilerek borcun ödenmesinin istendiğini,  davalının buna itiraz etmesi üzerine yeni bir ihtamame daha keşide edilerek davalının beyan ve iddialarına gerekli itirazların  yapıldığını,  ihtarname ile temerrüte düşürülmesine rağmen davalının  borcu ödemediğini, bunun üzerine ... sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, ancak takibe itiraz ettiğini, itirazın haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline ve %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.Asıl davada davalı vekili, savunmasında ve karşı dava dilekçesinde özetle;  davacı iddiasına dayanak cari hesap ekstresini kabul etmediklerini,  taraflar arasında, 10 yılı aşkın zamandır süregelen ticari ilişki ve buna dayalı olarak açık hesap ilişkisi bulunduğunu, son olarak davalı  tarafından davacı-karşı davalıya 26.779, 03 TL tutarında mal satıldığını, buna ilişkin 01.09.2015 tarihli, ... sıra no'lu faturanın karşı tarafa tebliğ edildiğini, bunun üzerine, davacının fatura miktarını cari hesap ekstresine işlediğini, davacının ihtarnamesine verilen cevabi ihtarnamede,  davalının herhangi bir borcunun bulunmadığı, faturalar üzerindeki kurun TL cinsinden sabitlendiği, bu şekilde kayıtlara işlenip beyanname düzenlendiği, ayrıca kur farkı faturası kesip borç kaydedilebilmesi için taraflar arasında anlaşma olması ve anlaşmaya dayalı kesilen kur farkı faturasının en geç Türk Lirası olarak ödemenin yapıldığı ay sonuna kadar kesilmesi gerektiği hususlarının belirtildiğini, davalının davacıya herhangi bir borcu bulunmadığı gibi aynı ticari ilişki kapsamında alacağı bulunduğunu, davacının gayriresmi hesap özetinin  içeriğinde yer alan 78.304,77 TL borç kaydı üzerinde  davalının  imzası olmadığını,  ayrıca müvekkili davalıya, söz konusu borç kaydına dayanak oluşturacak nitelikte bir kur farkı faturası da düzenlenerek tebliğ de edilmediğini, davacı mal satım faturalarını Amerikan Doları'na endeksli düzenlediğini, bu nedenle ayrıca anlaşma olmasına ve kur farkı faturası kesmesine gerek olmaksızın talepte bulunabileceğini iddia etse de, aynı mal faturaları üzerinde kur belirlenerek faturanın toplam bedeli şeklinde TL cinsinden sabitlendiğini, faturaları bu şekilde her iki tarafın ticari defterlerine işlediklerini, artık bunun dışına çıkılarak, bir kur farkı alacağı talep edilebilmesi için  bahse konu mal alımına ilişkin kur farkı faturası kesileceğine dair anlaşma olması, kur farkı talep eden tarafın, buna ilişkin fatura düzenleyerek karşı tarafa tebliğ etmesi gerektiğini, bunun emredici kanun hükümleri, içtihat, doktrin görüşü ve nihayet taraflar arası teamülün bir gereği olduğunu savunarak, asıl davanın reddini ve kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir. Karşı davasında ise; müvekkilince son olarak kesilen 26.779,03 TL tutarındaki faturayı davacının açık hesaplarına eklediğini,  ticari defterlerdeki gerçek ve usulüne uygun hesap hareketleri irdetendiğinde, müvekkili şirketin son olarak karşı davalıya kestiği mal faturalarından kaynaklı 24.226,90 TL tutarında bakiye alacağı olduğunu ileri sürerek,  24.226, 90 TL'nin  faturanın davalıya tebliği tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte  tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Karşı davada davalı vekili, savunmasında özetle; taraflar arasında ABD Dolar kuru üzerinden yapılan satışlar ve buna ilişkin kesilen faturalara dayalı bir cari hesap ilişkisi bulunduğunu,  davalının mal alımlarını bu para birimi üzerinden yaptığını,  davalıya ABD Doları cinsinden faturalar kesildiğini, davalının, dövize dayalı cari alacağını kur farkı ile karıştırdığını, kur farkı faturası talep ettiğini, geçici vergi dönemlerinde ve hesap dönemi sonunda yapılan kur değerlemesi sonucunda ortaya çıkan kur farkları için fatura düzenlenmesi gerekmediğini,  davalının dövize dayalı cari alacaklarını  kur farkı ile karıştırdığını,  kur farkı faturası düzenlenmediğini ve tebliğ de edilmediğini beyan ettiğini, kur farkı faturasının cari hesap ilişkisi sonlandırılıp karşılıklı hesap mutabakatine varıldıktan sonra kur farkı alacağı oluşan tarafın diğer tarafa keseceği bir fatura olduğunu,  diğer bir ifadeyle kur farkı faturasının, fatura düzenleme tarihi ile fiili ödeme tarihi arasında geçen sürede kur değişiminden kaynaklanan farkın konu edildiği fatura olduğunu, kur faturasının, lehine kur farkı oluşan tarafın, muhasebesel anlamda hesabı sıfırlamamak amacıyla karşı tarafa kesmesi gereken fatura olduğunu, kur farkı faturasının kesilebilmesi için ödemelerin fiilen yapılıp hesabın kat edilmesi gerektiğini, bu takdirde oluşan farkın kur farkı faturasıyla giderilmesinin yasal bir zorunluluk olduğunu,  bu itibarla, davalı tarafın, kur farkı faturası kesilebilmesi için karşılıklı anlaşmanın bulunması gerektiği şeklindeki savunmasının maddi ve hukuki bir dayanağı olmadığını,  geçici vergi dönemlerinde ve hesap dönemi sonunda yapılan kur değerlemesi sonucunda ortaya çıkan kur farkları için fatura düzenlenmesi gerekmediğini, kur farkı faturası fiili ödeme yapıldıktan sonra düzenlenecek bir evrak olduğu için, karşı taraf borcunu fiilen ödeyip hesabı kapatmadığı sürece kur farkı faturası düzenlenmesinin yasal olarak söz konusu  olmadığını, faturaların döviz kuru üzerinden düzenlenmekle beraber, faturanın alt kısmında o günkü kur üzerinden TL karşılığı da gösterildiğini,  bunun kurun sabitlenmesi olmadığını, VUK uyarınca yabancı para cinsinden düzenlenen belge ve kayıtlarda Türk parası cinsinden karşılığının gösterilmesi yasal zorunluluk olduğunu, muhasebe kayıtları ve belgelerin TL cinsinden düzenlenmesi, yabancı paranın TL karşılığının gösterilmesinin yasal bir. Zorunluluk olduğunu, bu zorunluluğa istinaden, muhasebe kayıtlarında dövizin TL karşılığının gösterilmiş olması, kurun TL üzerinden sabitlendiği anlamına gelmediğini, TBK'nın 99.maddesine göre alacaklının ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilt ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parası ile ödenmesini isteyebileceğini,  yabancı para cinsinden borcun vadesinde ödenmemesi durumunda alacaklı, bu alacağının aynen ödenmesini isteyebileceğini,  davacının faturaların hangi vadede ödenmesi gerektiğinin faturaların altına şerh düşüldüğünü, yani vade tarihinin faturalarımızın altında gösterildiğini, böyle bir tarih olmasa bile, davalı/borçluya ihtarname yoluyla temerrüde düşürüldüğünü, davalının karşı alacağı bulunmadığını savunarak, karşı davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Asıl dava, ticari satımdan kaynaklı açık hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali;  karşı dava ise aynı ilişkiden kaynaklı alacağın tahsili taleplerine ilişkindir. Uyuşmazlığa esas, ... sayılı dosyasının incelenmesinde, alacaklının ..., borçlunun ... olduğu, 60481,95 TL asıl alacak olmak üzere(20.922,22USD karşılığı), 150,82-TL protesto masrafı ve 879,89-TL işlemiş faiz ve protesto gideri ile birlikte toplam 61.512,66  TL alacak için takip başlatılmış olduğu, 01.01.2015 -31.12.2015 dönemine ait cari hesap alacağının takibe konu edildiği, borçlu vekilinin icra dosyasındaki itirazlarında borca, takibe ve ferilerine itiraz ettiğini bildirdiği görülmektedir. Mahkememizin 2016/44 esas, 2018/129 karar sayılı 05/02/2018 tarihli kararı ile karşı davanın reddine, asıl davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı- karşı davacı vekili tarafından, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstanbul BAM 14.Hukuk Dairesinin 2019/381 esas, 2021/98 karar 28/01/2021 tarihli ilamıyla,\"Taraflar arasında kur farkı alacağını öngören sözleşme bulunmamakla birlikte, Yargıtay 19. HD'nin  09/09/2015  tarihli, 2015/1604 E- 2015/10786 K. sayılı emsal kararında da belirtildiği üzere, dosyaya ibraz edilen satım konusu mallara ilişkin  faturaların bilirkişi raporunda da belirlendiği üzere bedellerinin öncelikle yabancı para cinsinden gösterildiği ve Vergi Usul Kanunu'ndaki zorunluluk nedeniyle Türk Lirası üzerinden düzenlendiği anlaşılmaktadır.Somut olayda davalı tarafın bu faturalara itiraz ettiğine yönelik bir savunmasına  rastlanılmamıştır. Bu durumda, bedeli yabancı para olarak gösterilen faturalar yönünden akdi ilişkinin yabancı para cinsinden kurulduğunun kabulü gerekir. Yabancı para üzerinden kurulan temel ilişkide fatura tarihindeki kur ile ödeme tarihindeki kur arasındaki farkın istenebilmesi için uygulama ya da teamül aranmaz. Yabancı para üzerinden yapılan alım satımlarda Vergi Usul Kanunu hükümleri gereğince faturaların Türk Lirası üzerinden düzenlenme zorunluluğu bulunduğundan faturalarda belirtilen yabancı paranın Türk Lirası karşılığı kur gözetilerek fatura tarihlerinde ödeme yapılmayıp daha sonra Türk Lirası ile ödeme yapılması durumunda kur farkı istenebilir. ....Ne var ki; bilirkişi raporundan, davalı- karşı davacının  ödemelerini çeklerle yaptığı görülmektedir.Ödemenin çekle yapılması halinde kur farkının fiyatlandırılarak çekin miktar hanesine yazıldığının kabulü gerekip gerekmediği değerlendirilmelidir (Yargıtay 19.HD, T; 20.04.2016 2015/16900 E, 2016/6896 K sayılı ilamı).Bu hukuki açıklamalar ışığında, ilk derece mahkemesince çekle yapılan ödemeler hiç değerlendirilmeden sonuca gidilmiş, bu husus  hiç tartışılmamıştır. Davalı tarafın savunma gerekçesi ve delilleri yukarıdaki hukuki açıklamalar ışığında tartışılarak HMK'nın 297. maddesindeki unsurları taşıyan bir karar verilmelidir.\" denilerek mahkememiz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.Mahkememizde yeniden yapılan yargılama ile dosya BAM kararı uyarınca ve taraf itirazlarını irdeler şekilde ek rapor tanzimi için daha önce rapor sunan bilirkişiye tevdi olunmuş, bilirkişi tarafından 07/07/2021 tarihli üst yazı ile gönderilen ek raporda;Kök ve ek raporda belirtildiği üzere; davacının sahibi lehine delil niteliği bulunan 2015 yılı ticari defterlerine göre; davacı şirketin takip tarihi itibariyle davalı şirketten 54.077,88 TL (20.922,22 USD) alacaklı olduğu,  <br>davalı şirketin sahibi lehine delil niteliği bulunan 2015 yılı ticari defterlerine göre ise; davalının, davacı şirketten 24.226,90 TL alacaklı olduğu, taraflar arasındaki cari hesap farklılığının (54.077,88 TL + 24.226,90 TL) 78.304,78 TL olduğu,  cari hesap farklılığının davacının ticari defterlerinde kayıtlı bulunan dövizli cari hesap alacağına 30.06.2015 tarihli dönemsellik ilkesi uyarınca yapılan 78.304,77 TL tutarındaki kur farkı kaydından kaynaklandığı, davacı tarafından kur farkının davalıya fatura edilmediği ancak davacı tarafından düzenlenen 31.03.2014 tarihli 36.416,36 TL ve 31.12.2014 tarihli 14.870,01 TL tutarındaki kur farkı faturalarının davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu,Bölge Adliye Mahkemesin kararında “Davalı- karşı davacının ödemelerini çeklerle yaptığı görüldüğü,ödemenin çekle yapılması halinde kur farkının fiyatlandırarak çekin miktar hanesine yazıldığının kabulü gerekip gerekmediği değerlendirilmelidir” şeklinde karar verildiği, bu kapsamda tarafların ticari defterlerinde kayıtlı çek ödemelerinin mal bedeline istinaden ödendiği,ilgili kur farklarının cari hesap ilişkisinde çeklere dahil edilmediğinin tespit edildiği, izah edilen nedenlerle kök raporundaki görüş ve kanaatini değiştirecek bir husus bulunmadığından; davacının icra takibini USD olarak başlattığı, alacağını icra takip tarihinde 20.922,22 USD asıl alacağa 203,41 USD işlemiş faiz talep edebileceği, davacı şirketin davalı şirketten takip tarihi itibariyle TL olarak cari hesabının 54.077,88 TL alacaklı olduğu ancak davacının icra takibini USD olarak başlattığı, icra takip tarihinde TL çevrilmek suretiyle 20.922,22 USD x 2,8908 TL =60.481,95 TL asıl alacağa 788,64 TL işlemiş faiz talep edebileceği belirtilmiştir. Bilirkişi raporu taraf vekillerine tebliğ olunmuş, taraf vekilleri tarafından rapora karşı beyan ve itiraz dilekçeleri dosyaya ibraz edilmiştir.Davalı-karşı davacı vekili 30/09/2021 tarihli dilekçesi ekinde Serbest muhasebeci ve Mali müşavir, KGK/SPK sorumlu denetçi... tarafından düzenlenen 24/09/2021 tarihli ek uzman görüşünü dosyaya ibraz etmiş, buna göre; uyuşmazlık noktasını oluşturan kur farkı talebinin, çeklerin veriliş ve tahsil tarihleri ile mal alım ve karşı satım tarihleri arasında oluşan geriye dönük kur farkı talebinden kaynaklandığı, davacının fatura düzenlenmesi ve çek bedellerine dahil edilmesi suretiyle yapılan kur fiyatlandırması dışında, faturasız ve geriye dönük olarak yaptığı talebin İstinaf Mahkemesi kararında işaret edilen Yargıtay içtihatları karşısında geçersiz olduğu, tarafların ortak iradesiyle faturalı teamül oluştuğu, oluşan bu teamülün geçerli ve kanuna uygun olduğu, buna karşın davacının ticari defterinde yer alan 30.06.2015 Tarih, 78.305 TL tutarındaki tek yanlı ve faturasız kaydın taraflar arası teamüle, tutarlılık ilkesine, fatura düzenlenme zorunluluğuna ilişkin kanun maddelerine, HMK 222/3 madde ve belgelendirme ilkesine aykırı olduğu, taraflar arası ilişkinin sonuna doğru, davacının davalıya nakit ödeme ve çek iadesi yaptığı, bu tarihte kur farkı alacağı olduğunu iddia eden tarafın karşı tarafa ödeme yapmasının ticari yaşamın olağan akışına aykırı olduğu, tüm bunların neticesinde, uyuşmazlık noktasını oluşturan faturasız ve tek taraflı kur farkı kaydı dışında, tarafların birbiriyle örtüşen karşılıklı ticari defter kayıtları sonucunda, davalının davacıya borcu bulurmayıp 01.09.2015 tarihli mal satım faturasından kaynaklı olarak karşı dava tutarı olan 24.223 TL alacaklı olduğu, iş bu alacağa Bakırköy ...Noterliği, ... yevmiye, 07.10.2015 tarihli ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi isteyebileceği, bir an için buraya kadar arz edilen hususlar göz ardı edilse dahi, taraflar arasında mevcut iki adet kur farkı faturasının tamamen TL cinsinden düzenlenmiş olması, mezkur faturalar üzerinde dövize, dövizli cari hesaba, aynen ödemeye ilişkin herhangi bir kayıt veya ibare bulunmaması nedeniyle, uyuşmazlık noktasını oluşturan faturasız kur farkı talebinin de TL cinsinden talep edilebileceği, döviz cinsinden talep edilemeyeceği, ayrıca taleple bağlılık ilkesi gereğince, davacı-karşı davalının icra takip talebi ve dava dilekçesi doğrultusunda döviz cinsinden talepte bulunamayacağı sonuç ve kanaati bildirilmiştir. Tarafların iddia ve savunmaları, toplanan deliller, BAM ilamı, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde;Taraflar arasında kur farkı alacağını öngören sözleşme bulunmamakla birlikte, Yargıtay 19. HD'nin  09/09/2015  tarihli, 2015/1604 E- 2015/10786 K. sayılı emsal kararında da belirtildiği üzere, dosyaya ibraz edilen satım konusu mallara ilişkin  faturaların bilirkişi raporunda da belirlendiği üzere bedellerinin öncelikle yabancı para cinsinden gösterildiği ve Vergi Usul Kanunu'ndaki zorunluluk nedeniyle Türk Lirası üzerinden düzenlendiği anlaşılmaktadır. Somut olayda davalı tarafın bu faturalara itiraz ettiğine yönelik bir savunmasına  rastlanılmamıştır. Bu durumda, bedeli yabancı para olarak gösterilen faturalar yönünden akdi ilişkinin yabancı para cinsinden kurulduğunun kabulü gerekir. Yabancı para üzerinden kurulan temel ilişkide fatura tarihindeki kur ile ödeme tarihindeki kur arasındaki farkın istenebilmesi için uygulama ya da teamül aranmaz. Yabancı para üzerinden yapılan alım satımlarda Vergi Usul Kanunu hükümleri gereğince faturaların Türk Lirası üzerinden düzenlenme zorunluluğu bulunduğundan faturalarda belirtilen yabancı paranın Türk Lirası karşılığı kur gözetilerek fatura tarihlerinde ödeme yapılmayıp daha sonra Türk Lirası ile ödeme yapılması durumunda kur farkı istenebilir.Yaptırılan bilirkişi incelemesi ile, davacının delil niteliğine haiz ticari defter kayıtlarına göre davalı şirketten 54.077,88 TL alacaklı olduğu, davalı şirketin sahibi lehine delil niteliğine haiz defter kayıtlarına göre davacı şirketten 24.226,90 TL alacaklı olduğu, kayıtlar arasındaki farkın davacı- karşı davalı tarafından  fatura keşide edilmeksizin davalı adına cari hesaba işlenen 78.304,77 TL kur farkından kaynaklandığı, bu ticari ilişki çerçevesinde davacı tarafından keşide edilen tüm faturaların USD  üzerinden düzenlenmiş olduğu, davacının takip tarihi itibariyle 20.922,22 USD 'nin 25.11.2015 tarihindeki  efektif satış kuru karşılığı gözetilmek suretiyle 60.481,95 TL tutarında alacaklı olduğu, davalının takipten önce Beyoğlu 20. Noterliğinin 28.09.2015 tarihli ihtarnamesi ile temerrüde düştüğü, ihtarname teblig tarihi olan 30.09.2015 tarihinden itibaren 7 gün sonrası olan 07.10.2015 ile takip tarihi arasındaki süre için bilirkişi tarafından faiz hesabı yapılmakla 1.005,51 Tl işlemiş faiz talep edebileceği,ancak takipte istenilen miktar 879,89 TL olmakla,taleple bağlılık ilkesi gereği bu miktarın gözetilmesi gerektiği yönünde değerlendirme yapılmıştır. 25/10/2017 tarihli bilirkişi ek raporunda; karşı davada , Karausta , aradaki ticari ilişki çerçevesinde ...' tan 24.222,90 TL bakiye cari hesap alacağı  bulunduğunu iddia etmekle, zaten ...'ın bu miktarı kayıtlarına almak suretiyle bu orandaki karşı alacağı kabul ettiği, dolayısıyla kur farkından kaynaklı alacak hesabının bu miktar gözetilmek suretiyle yapıldığı yönünde rapor düzenlenmiştir. Ne var ki; bilirkişi raporundan, davalı- karşı davacının  ödemelerini çeklerle yaptığı görülmektedir.Ödemenin çekle yapılması halinde kur farkının fiyatlandırılarak çekin miktar hanesine yazıldığının kabulü gerekip gerekmediği değerlendirilmelidir (Yargıtay 19.HD, T; 20.04.2016 2015/16900 E, 2016/6896 K sayılı ilamı).Yapılan yargılama, asıl davada ve karşı davada davacının iddiaları, davalının beyanları, icra takip dosyası, tanzim olunan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı ile davalı arasında cari hesap ilişkisinin yabancı para cinsinden yapılacağına yönelik herhangi bir sözleşme bulunmadığı, ancak taraflar arasındaki cari hesap ilişkisinin incelenmesi suretiyle, davacının düzenlediği bütün faturaların USD cinsinden olduğu, cari hesabın USD cinsinden yürütüldüğü, bu bağlamda taraflar arasında bir mutad uygulama meydana geldiği, cari hesap ilişkisi çerçevesinde 31/03/2014-31/12/2014 tarihlerinde davacı tarafından kur farkı faturasının düzenlendiği ve davalının ticari defterlerinde mevcut olduğu taraflar arasında itilaf olmadığı, taraflar arasındaki anlaşmazlığın davacı tarafından 30/06/2015 tarihinde kesilen 78.304,77TL tutarındaki kur farkı kaydından kaynaklandığı,  davacının USD olarak, yabancı para cinsinden ödeme talebinde bulunabileceği, cari hesabın USD olarak tutulduğu anlaşıldığından, davacının kur farkı talep edebileceği, davacı ile davalı arasında 2012 yılında başlayan bir ticari ilişkinin mevcut olduğu, davacı tarafından daha önce 31/03/2014-31/12/2014 tarihlerinde kesilen kur farkı faturalarının da davalı tarafça kabul edilerek ticari defterlere işlenmiş olduğu, dolayısıyla taraflar arasında kur farkı uygulamasının mutad hale geldiği ve bu iki kur farkının davalı ticari defterlerinde kayıtlı olması hususunun davalı tarafından da taraflar arasındaki ilişkinin USD cinsinden olduğuna ve kur farkı talep edilebileceğine ilişkin zımni kabul niteliğini taşıdığı, BAM kararı doğrultusunda yeniden yapılan inceleme sonucunda verilen çeklerin fatura karşılığında verilen mallara yönelik olduğu, kur farkının fiyatlandırılmamış olduğu ve çeklere dahil edilmediğinin bilirkişi raporuyla tespit edildiği, kaldı ki taraflar arasında 2012 yılından itibaren devam eden ticari ilişki kapsamında USD cinsinden düzenlenen fatura bedellerinin çeklerle TL cinsinden ödenmiş olmasına rağmen kur farkı faturalarının da davalı tarafça ticari defterlerine işlenerek ödenmiş olduğu dikkate alındığında 2015 yılında davacı tarafça kaydedilen kur farkı faturasına ilişkin olarak davalı tarafın çeklerle yapılan ödemelerde kur farkı talep edilemeyeceğini ileri sürmesinin basiretli bir tacirden beklenemeyeceği ve  dürüstlük ilkesine aykırı olacağı değerlendirilmiş olup,HMK 353/1.a. Maddesi uyarınca BAM kararı doğrultusunda yapılan inceleme neticesinde Mahkememizce verilen önceki kararın usul ve yasaya uygun olduğu değerlendirilmekle buna göre davacının davalıdan 20.922,22 USD (54.077,88 TL) alacaklı olduğu, davacının takipte 203,41 USD işlemiş faiz talebinde bulunabileceği, her ne kadar davacı tarafça takipte avans faizi talep edilmişse de, 3095 sayılı yasanın 4a maddesi uyarınca yabancı para cinsinde alacaklara kamu bankalarının USD cinsine uyguladığı en yüksek 1 yıl vadeli faiz oranının uygulanacağı anlaşıldığından, faiz hususunda USD cinsinden karar vermek gerekmiş, yine davacının  icra takibinde asıl isteminin 20.922,22USD alacağın USD cinsinden  tahsilinin talep edildiği, TL karşılığının İİK 58/3 mad uyarınca gösterildiği, bu bağlamda takibin yabancı para borcu üzerinden yapıldığı sonucuna varılmış ve takibin USD cinsi para üzerinden devamına karar vermek gerekmiştir.Öte yandan her ne kadar davalı karşı dava ile 01/09/2015 tarihli 26.779,03 TL bedelli fatura nedeniyle alacaklı olduğunu iddia etmiş ise de, faturanın davacı defterlerinde kayıtlı olduğu, davacının takip tarihinden önce faturayı USD cinsine çevirerek defterlerine 9.177,50 USD olarak kayıt ettiği, işbu fatura bedelinin davacının davalıdan olan 30.099,72 TL alacağından mahsup edilerek düşüldüğü anlaşıldığından karşı davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. \"  gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulü ile ... sayılı dosyasına yapılan itirazın, 20.922,22 USD asıl alacak, 203,41 USD (588,00 TL) işlemiş faiz, ve 150,82 TL protesto masrafı olmak üzere toplam 21.125,63 USD ve 150,82 TL yönünden iptali ile takibin bu miktar üzerinden devamına, takibe takip tarihinden itibaren asıl alacak olan 20.922,22 USD üzerinden 3095 sayılı Yasanın 4/a maddesi uyarınca USD cinsine kamu bankalarının uyguladığı bir yıllık en yüksek mevduat faiz oranının uygulanmasına, hükmedilen alacak bedelinin TL karşılığı olan 61.220,78 TL üzerinden %20 oranında olmak üzere davalı aleyhine 12.244,00 TL icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline; karşı davanın ise reddine, karar  verilmiştir.Bu karara karşı, davalı-karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı-karşı davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; bölge adliye mahkemesi iade gerekçesine aykırı şekilde, döviz cinsi faturalara karşı yapılan çek ödemeleri hakkında, çeklerin kabul (teslim) tarihi yerine, üzerinde yazan ileri tarihteki döviz kurunu esas alarak, davalı aleyhine  ağır hak ihlali yapıldığını, BAM iade kararından bu yana,ısrarla,  tarafsızlığından ciddi şüphe duyulan bilirkişi ...'den farklı bir bilirkişiye dosyanın  gönderilmesinin talep edilmesine rağmen mahkemece bu bilirkişiden ek rapor alınarak karar verildiğini, gerekçeli kararda kısaca değinilen, ancak hüküm sonucunda dikkate alınmayan ... imzalı, 24.09.2021 tarihli ek uzman görüşünden ve hükümden sonra alınan ... imzalı yeni uzman görüşünden  ek raporun hatalı ve taraflı olduğunun anlaşılacağını, ek raporda  BAM iade gerekçesine konu çeklerin kabul (teslim) tarihindeki döviz kuruna yönelik hiç bir teknik inceleme ve hesaplama yapmadığını, tam tersine, çeklerin üzerinde yazan ileri tarihteki döviz kuruna göre düzenlemiş olduğu \"kök raporundaki görüş ve kanaatini değiştirecek bir husus bulunmadığından\" bahisle, BAM ve Yargıtay ile farklı görüşte bir hukuki nitelendirme yaptığını, her ne kadar bilirkişi bu nitelendirmesine, tarafların mutabık olduğu geçmiş yıla ait kur farkı faturasını emsal göstermiş, mahkeme de bu hususu gerekçe yapılmış ise de bilirkişinin hiç bir teknik hesaplama yapmaksızın emsal gösterdiği kur farkı faturaları ile uyuşmazlık konusu kur farkı talebinin sebebi (ödeme yöntemi) farklı olduğu gibi, aralarında şeklen dahi bir benzerlik olmadığını, taraflar arasında uzun yıllardır süregelen ilişkide, döviz cinsi faturalara karşı, çekin yanı sıra, havale, EFT, senet, elden nakit suretiyle yapılan ödemeler taraf ticari defterlerinde kayıtlı olduğunu, keza, döviz cinsi faturaların düzenlenme tarihi ile çeklerin kabul tarihi arasında da belirli bir vade bulunduğunu, bu hususlardan kaynaklanan ve mutabık olunan kur farkı faturalarının, çeklerin kabul tarihinden sonraki aşamadan kaynaklanan, faturasız olan ve müvekkil şirketin ticari defterinde de kayıtlı olmayan kur farkı uyuşmazlığı hakkında emsal veya zımni kabul olarak nitelendirilemeyeceğini, kaldı ki; tarafların daha birçok farklı sebeple, özel bir kur fiyatı veya tutarı üzerinde anlaşmasına, buna ilişkin kur farkı faturalarını çek bedellerine dahil ederek ödemelerine kanuni veya akdi hiç bir engel olmadığını, nitekim,Yargıtayın, tarafların mutabık olduğu kur farkı faturaları olmasını, çek ödemelerinden kaynaklanan ve mutabık olunmayan kısım hakkında emsal veya zımni bir kabul olarak nitelendirmediğini, buna rağmen, mahkemenin BAM ve Yargıtay yerine, bilirkişinin HMK 279. Maddeye aykırı şekilde yaptığı nitelendirmeye itibar etmesinin anlaşılamadığını, bilirkişinin, tarafların ticari defterlerindeki çek ödemelerinin mal bedeline istinaden verildiği, kur farklarının çeklere dahil edilmediği yönündeki tek cümlelik ifadesinin  de, kendi kendisiyle çelişkili olduğunu, hiç bir dayanak belge veya mantıki açıklaması bulunmadığını,bilirkişinin hem ticari defterlerdeki tüm ödemelerin çekle yapıldığını varsaydığını, hem de aynı ticari defterlerdeki ödenmiş kur farkı faturalarının çekle ödenmediğini söylediğini, görüldüğü üzere, bilirkişinin keyfi yorumun ötesinde, hayali tespitte bulunduğunu, hükme esas alınan bilirkişi ek raporuna karşı sunulan uzman görüşü ile bilirkişi ek raporu arasındaki çelişki bulunması halinde, yeni bir bilirkişiden çelişkiyi giderici nitelikte rapor alınarak karar verilmesi gerektiğini,  ek bilirkişi raporunda  bilirkişinin çeklerin hukuki niteliğini, BAM 14.Hukuk Dairesinin 2019/381 Esas - 2021/98 Kararı ve yaygın Yargıtay kararlarını dikkate almadan düzenlendiğini,  tarafların 2014-2015 yılları ticari defter kayıtlarının bir bütün olarak değerlendirilmediğini, davalının davacıya verdiği çeklerin, teslim edildiği tarihteki TCMB Döviz Alış Kuru üzerinden değerlemesi yapılmadan davacı/karşı davalının USD cari hesabındaki kurlar esas alınarak hesaplama yapıldığını, asıl dava ile karşı dava tutarı arasındaki farkı oluşturan 78.224 TL tutarındaki kur farkı talebinin çeklerin kabul tarihi ile bankadan tahsil edildiği tarih arasında oluşan kur farkı talebinden kaynaklandığını, mezkur BAM kararı ve yaygın Yargıtay İçtihatları doğrultusunda davacı - karşı davalının davalı- karşı davacıdan alacağı olmayıp, karşı dava tutarı olan 24.223 TL borçlu olduğunu, ancak mahkemenin davacı - karşı davalının talebini haklı görmesi halinde, davacı - karşı davalının seçim hakkını TL cinsinden kulanmış olması nedeniyle, kendi ticari defterlerindeki inceleme üzerine, 46.140, 82 TL alacaklı olabileceğinin tespit edildiğini, davacının seçim hakkını açıkça Türk Lirası cinsinden kullandığı halde, ilk derece mahkemesinin taleple bağlılık ve tarafsızlık ilkesine aykırı şekilde, davalı  aleyhine döviz cinsinden hüküm kurmakta ısrar etmesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının  icra takip talebinde ve dava dilekçesinde “60.481, 95 TL (20.922 USD)” asıl alacağa “879, 89 TL işlemiş (avans) faiz” ile “150, 82 TL protesto masrafı” eklemek ve “61.512 TL toplam” üzerinden “takip tarihinden itibaren asıl alacağa işletilecek TCMB  ticari avans faiziyle birlikte” demek suretiyle, açıkça 3095 sayılı yasanın 2/3 maddesine göre TL cinsinden talepte bulunduğunu, bunun erek mahkemece hükme esas alınan  ek raporda  gerekse tarafımızca ibraz edilen her iki uzman görüşünde tespit edildiğini, gerçekten de, davacı tacir olup, ayrıca avukatla temsil edildiğinden, alacağın Türk Lirası karşılığını gösterdikten sonra, 3095 sayılı yasanın 2/3 maddesine göre yaptığı talebinin anlam ve sonucunu bilebilecek durumda olduğunu, bir başka ifadeyle, davacının talebi açık bir tercih olup, bu seçimini kendisi dahi değiştiremeyeceğini, bu durumda seçim hakkı borçluya geçeceğini, tüm bunlara rağmen, ilk derece mahkemesi davacının \"alacağın icra takip tarihindeki TL karşılığının TCMB avans faiziyle birlikte tahsili\" talebini, \"döviz cinsi alacağın 3095 Sayılı kanunun 4/a maddesine göre tahsili\" şeklinde değiştirerek, taleple bağlılık ve tarafsızlık ilkesine aykırı hareket ettiğini,\tbu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE:Asıl dava, ticari satımdan kaynaklı açık hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali istemine; karşı dava, aynı ilişkiden kaynaklı  fatura alacağının tahsili istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince karşı davanın reddine, asıl davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı-karşı  davacı vekili tarafından, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında ticari satım ilişkisi bulunduğu, bu ilişki kapsamında asıl davada cari hesap alacağının bulunduğunun iddia edildiği, karşı davada ise bu ilişkiden doğan mal bedeli alacağı bulunduğunun ileri sürüldüğü görülmektedir. Mahkemece, 05.02.2018 tarihli,  2016/44 Esas, 2018/129 Karar sayılı karar ile ilk karar ile asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiş, davalı vekilince kararın istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 29.01.2021 tarihli, 2019/381 Esas, 2021/98 Karar sayılı kararı ile ilk derce mahkemesinin kararı  kaldırılmıştır. Dairemiz kaldırma kararı sonrasında mahkemece yeniden yapılan yargılamada, önceki bilirkişiden ek rapor alınarak, asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.Asıl dava bakımında yapılan istinaf incelemesinde:Asıl dava dosyasının dayanağı olan ve dosya kapsamında bulunan... sayılı icra dosyasının incelenmesinde; asıl davacı takip alacaklısı tarafından asıl davalı takip borçlusu  aleyhine 60.481,95 TL asıl alacak (20.922,22 USD), 150,82 TL protesto masrafı, 879,89 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 61.512,66 TL toplam alacağın TBK'nın 99/3 maddesi uyarınca tahsili için 26.11.2015 tarihinde icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı olarak ekteki cari hesap ekstresinden doğan cari alacak bakiyesi ile buna ilişkin protesto masrafının gösterildiği, ödeme emrinin 30.11.2015 tarihinde tebliğ edildiği, davalı  tarafından 04.12.2015 tarihinde verilen itiraz dilekçesi ile borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durduğu ve itirazın iptali için  eldeki davanın açıldığı  anlaşılmaktadır. Davacı, davalı ile aralarındaki ilişkinin USD üzerinden kurulduğunu, faturaların da  USD olarak düzenlendiğini, davalıdan  cari hesapta alacağının bulunduğunu ileri sürmüş, takipte ve davada  20.922,22 USD asıl alacağın ve diğer miktarların tahsilini istemiştir. Dosya kapsamı, davacı ihtarnamesi ve alınan bilirkişi raporuna göre, davacının alacağının kur farkı alacağı  olduğu, bu konuda fatura düzenlemediği, açık hesaba kaydederek  takipte USD olarak talepte bulunduğu anlaşılmaktadır.  Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 10.10.2019 tarih ve 2018/2135 Esas, 2019/4709 Karar sayılı emsal kararında da belirtildiği üzere; kur  farkı alacağının döviz olarak istenmesi mümkün olmayıp, Türk lirası olarak talep edilebilecek bir alacaktır. Türk kanunlarına göre döviz alacağının Türk lirası olarak istenmesi mümkün ise de Türk lirası alacağının dövize çevrilerek takip konusu yapılması mümkün değildirdir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 26/05/2022 tarih ve  2020/6941 Esas, 2022/4076 Karar sayılı kararı ile 28.02.2023 tarih ve 2023/379  Esas, 2023/1206 Karar sayılı kararları da bu yöndedir). Kur farkı alacağı, yabancı para alacağı (döviz) üzerinden  düzenlenen faturanın düzenlendiği tarihin kuru ile faturanın tahsil edildiği tarihin  kuru arasındaki farktan kaynaklanan ve TL olarak doğan bir alacaktır. Kur farkı düzenlenen temel ilişkide asıl alacak miktarı, döviz olarak  aynı kalmaktadır. Somut olayda davacı, ticari defterlerinde kur değerlemesi olarak TL üzerinden hesapladığı kur farkı alacağını USD cinsinden icra takibi konusu yapmıştır. Yani bakiye döviz alacağını değil, TL  olarak hesaplanan ve sonrasında USD'ye çevrilen kur farkı alacağını talep etmiştir.Oysa alacağı, TL alacağı olup döviz cinsinden takip konusu yapılması mümkün değildir. Bu nedenlerle, takibe sıkı sıkıya bağlı itirazın iptaline ilişkin davada  usulüne uygun yapılmış bir icra takibi bulunmadığının kabulü  ile  asıl davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerekir. Kur farkı alacağı döviz olarak istenemeyip Türk lirası olarak talep edilebilecek bir alacak olduğundan, takibin geçersizliği her zaman ileri sürülebilir. Zira İİK'nın 67. mddesi uyarınca  itirazın iptali davalarında, usulüne uygun   geçerli bir icra takibinin bulunması ve itiraz edilmiş bir icra takibinin bulunması  dava ön şartı niteliğinde olup  bu husus  resen nazara alınması gereken bir husustur. Bu durumda mahkemece, asıl davanın geçerli bir icra takibi bulunmadığı gerekçesiyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasının incelenerek asıl davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.  Dairemizce resen yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve asıl davanın usulden reddine  dair yeniden hüküm kurulması  gerekmiştir. Asıl davada davalı tarafça kötüniyet tazminatı talebinde bulunulmuş ise de asıl davanın usulden reddine karar verilmesi ve şartlarının oluşmaması sebebiyle, yeniden hüküm kurulurken asıl davalının bu yöndeki talebinin reddine karar verilmiştir. Karşı  dava bakımında yapılan istinaf incelemesinde:Davalı vekili karşı davada,  taraflar arasında, 10 yılı aşkın zamandır süregelen ticari ilişki ve buna dayalı olarak açık hesap ilişkisi bulunduğunu, son olarak davalı  tarafından davacı-karşı davalıya 26.779, 03 TL tutarında mal satıldığını, buna ilişkin 01.09.2015 tarihli, ... sıra no'lu faturanın karşı tarafa tebliğ edildiğini, davacının fatura miktarını cari hesap ekstresine işlediğini, bu sebeple  davalının davacıdan 24.226,90 TL tutarında bakiye alacağı olduğunu ileri sürmektedir. Somut olayda taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu ihtilafsız olup mahkemece alınan bilirkişi kök ve ek raporuna göre, davalı- karşı davacı tarafça düzenlenen 01.09.2015 tarihli, 0181390 sıra no'lu faturanın davacı-karşı davalının ticari defterlerinde kayıtlı olup davacının usulüne uygun tutulan ticari defterleri uyarınca davalının davacıdan 24.226,90 TL alacağı bulunduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar karşı davalı yanca bu faturaya 28.09.2015 tarihli ihtarname ile itiraz edilmiş ise de, bu itiraza rağmen  karşı davalı tarafından  söz konusu fatura kendi ticari defterlerine  kaydedilerek kur farkı alacağına mahsup edilmiştir.  Bu durumda mahkemece karşı davanın kabulüne karar verilmesi  gerekirken, reddine karar verilmesi doğru olmadığından  karşı davacı vekilinin karşı davaya ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülerek  ilk derece mahkemesi hükmü kaldırılarak,  karşı dava yönünden, karşı davacının ticari defterlerinde kayıtlı olan ve  dava dilekçesinde de dava değeri olarak gösterilen taleple bağlı kalınarak, karşı davanın 24.226,90 TL üzerinden kabulüne dair yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekmiştir. Karşı davacı vekili, karşı dava dilekçesinde müvekkilince gönderilen ihtarnamenin karşı davalıya tebliğ tarihinden itibaren faiz işletilmesini talep etmiştir.Karşı dava dilekçesi ekinde yer alan ve karşı davacı tarafından karşı davalıya gönderilen Bakırköy ... Noterliğinin 07.10.2015 tarihli ve .. yevmiye sayılı ihtarnamesi ile karşı davalıdan 24.226,90 TL'nin üç gün içinde ödenmesinin talep edildiği, karşı davalının bu ihtarnameye Beykoz 2.Noterliğinin 16.10.2015 tarihli ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile cevap verilerek borcun bulunmadığının  belirttiği görülmektedir. Bu durumda karşı davalı ihtarname düzenlediği 16.10.2015 tarihinde temerrüte düşmüş olup 24.226,90 TL'nin 16.10.2015 tarihinden 3095 sayılı Kanun'un 2/2. maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faiziyle tahsiline karar verilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda,HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereğince asıl davada davalı-karşı davada davacı vekilinin asıl ve karşı davaya yönelik istinaf başvurusunun kabulüyle ve resen gözetilen nedenlerle  ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının düzeltilmek üzere kaldırılmasına ve asıl ve karşı davaların esası hakkında yeniden karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM;Yukarıda açıklanan gerekçelerle;HMK'nın 353/1.b.2.maddesi uyarınca, davalı- karşı davacı vekilinin asıl ve karşı davalara yönelik istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesinin asıl ve karşı davaya ilişkin istinafa konu kararının kaldırılmasına, asıl ve karşı davaların esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda; A-Asıl davada:1-Davanın, özel dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, 2-Alınması gereken 615,40 TL harcın, peşin alınan 742,93 TL'den mahsubu ile artan 127,53 TL karar ve ilam harcının asıl davada davacıya iadesine, 3-Davacı tarafça sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,5-Artan gider avansının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince yatıran taraflara iadesine, B-Karşı davada:1-Karşı davanın kabulü ile 24.226,90 TL alacağın, 16.10.2015 tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2. maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faiziyle birlikte, karşı davalıdan  alınarak karşı davacıya verilmesine, 2-Alınması gereken 1.654,94 TL harçtan, peşin alınan 413,73 TL'nin mahsubu ile bakiye 1.241,21 TL harcın karşı davalıdan tahsiline, 3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince belirlenen 24.226,90 TL vekalet ücretinin karşı davalıdan alınarak karşı davacıya verilmesine, 4-Karşı davacı tarafından yatırılan 413,73 TL peşin harç, 88,50 TL posta ve tebligat ücreti olmak üzere toplam 502,23 TL yargılama giderinin karşı davalıdan tahsili ile karşı davacıya verilmesine, C-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden: 1-Davalı-karşı davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davalı-karşı davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davalı- karşı davacıya iadesine,2-Davalı-karşı davacı tarafından yapılan 242,60 TL başvuru harçları gideri, 50,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 292,60 TL kanun yolu giderlerinin, karşı davalıdan alınıp karşı davacıya verilmesine,3-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,4-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2. maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda,  29.05.2025 tarihinde, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ba023a4c91ccc35d","SID":"92852ebe420b4c35"}}