{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/2046 Esas<br>KARAR NO:2025/736 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2021/309 Esas-2022/421 Karar<br>TARİHİ:25/05/2022<br>DAVA:Alacak (Ticari Satıma Konu Malın İadesi)<br>KARAR TARİHİ:02/05/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, davalı şirketten noter aracılığıyla 2018 model ... şase no.lu, ... motor no.lu ...marka, ... aracı ticari alışveriş kapsamında satın aldığını, müvekkilinin, davalıdan satın aldığı dava konusu araç hakkında, aracı ithal eden şirket yetkilisi olan . (... Şti) hakkında ceza dosyasında sanık olarak sahte evrak tanzimi ile eksik gümrük vergisi ödenerek aracın ithal edildiği gerekçesi ile 5607 Sayılı Kaçakçılık ile Mücadale Kanuna Muhalefet ve Resmi Belgede Sahtecilik suçlarından dolayı sanığı cezalandırılmasına ve ayrıca dava konusu ... plakalı aracın müsaderesi talepli iddianame ile Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2020/36 E. Sayılı dosyasında dava açıldığını, bu dosyanın aralarında bağlantı olması nedeniyle Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/135 E. Sayılı dosyası ile birleştirildiğini, bunları davacıya Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/135 E. Sayılı dosyasından mağdur sıfatı ile dinlenmek üzere davetiyenin gelmesinin akabinde tespit ettiklerini, dava konusu aracın ve diğer araçların trafik kayıtlarının gelmesinin akabinde araçlar üzerinde tedbir şerhi konmasına karar verildiğini, tedbir nedeniyle aracın başkasına satılamayacak duruma gelerek hukuki ayıplı hale geldiğini, davalıya ihtarname tebliğ edilerek, dava konusu aracın benzeri ile değiştirilmesi, bu mümkün olmadığı takdirde İİK 24 md.  Gereği aracın rayiç bedelinin ödenmesinin talep edildiği, davalının ihtarnameye cevaben aracın aynen misli ile değiştirilmesi taleplerini kabul etmeyeceklerini bildirdiğini, aracın ayıplı olduğunu belirterek, davalı şirketin mallarını kaçırması ihtimali nedeniyle şirketin menkul ve gayrimenkul mallarıyla 3. kişilerdeki hak ve alacaklarının dava konusu aracın 08/12/2020 tarihi itibariyle rayice esas değeri olan 2.740.000,00 TL üzerinden ihtiyati haciz konulmasına, TBK 227/4 md. gereği tazminat hakları saklı kalması kaydı ile aracın derhal ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesine, bu mümkün olmadığı takdirde İİK. 24. Md. gereği aracın rayiç bedelinin aracın bedeli konusunda yapılacak bilirkişi sonucu tespit edilecek fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla belirtilen miktar olan şimdilik 2.740.000,00 TL'nın, ihtarnamenin tebliğ tarihi olan 15/12/2020 tarihi itibariyle belirlenerek yasal faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava  etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu araç üzerindeki hukuki ayıbın Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/135 E. Sayılı dosyasından verilen ihtiyati tedbir kararı olduğunu, araç üzerindeki tasarruf yetkisinin herhangi bir şekilde kısıtlanmadığından tek başına hukuki ayıp olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, araçtaki hukuki ayıbın meydana geldiği tarih olarak ihtiyati tedbir kararının verildiği tarihin esas alınması gerektiğini, tedbir kararının aracın davacıya devretmesinden sonra alındığını, davacının basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğüne aykırı davrandığını, davacının hukuki ayıbı kanunen öngörülen sürede müvekkiline bildirmediğini, davacının, ayıbın noterlikten şans eseri öğrenilmesinin ardından keşide ettiği 11/12/2020 tarihli ihtarnamesinin yasal ayıp ihbar süresi içerisinde yapılmadığından davanın reddi gerektiğini belirterek, öncelikle ihtiyati haczin kaldırılması ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 25/05/2022 tarih ve 2021/309 Esas - 2022/421 Karar sayılı   kararında;\"...Somut olaya bakıldığında TBK'nın 214/1 ve 219/1. Maddeleri uyarınca davalı davacıya karşı sorumludur. Dolayısıyla davacının bu talebinde hukuka aykırılık görülmemiştir. Ayıbın süresinde ihbar edilip edilmediği savunmasına gelince; TBK'nın 223/2. Maddesinde belirtildiği gibi, olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkamayacak bir ayıp olması halinde, bunu sonradan tespit eden alıcı satıcıya hemen bildirmek zorundadır.  Kanun metnindeki \"hemen\" ibaresi, ayıbın ortaya çıktığı andan itibaren en kısa ve olağan sürede bildirilmesidir. Eldeki davada, davacıya Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesince gönderilen davetiye üzerine dosyayı incelemek suretiyle ayıbın ne olduğundan davacının haberdar olduğunun kabulü gerekir. Mağdur sıfatıyla ve araç plakası yazılarak davetiye gönderilmiş olması, tedbirin mahiyeti ve dolayısıyla ayıbın varlı konusunda kanaat ve kesin bir bilgi vermeye elverişli değildir. Davacı tarafça ceza dosyasına vekaletname sunularak inceleme yapıldıktan sonra ayıp öğrenildiği ve hemen ihtar yapıldığının kabulü hayatın olağan akışına uygun düşmektedir. Tedbir kararı verilen ceza dosyasına konu yüzlerce araç bulunması, davacının ceza dosyasıan vekaletnamesini 07/12/2020 tarihinde sunmuş olması ve ihtarın da 11/12/2020 tarihinde çekilmiş olması karşısında, ihbarın hemen yapılmış olduğu mahkememizce kabul edilmiştir. Zira çok sayıda klasörden oluştuğu anlaşılan dosyanın incelenmesi ve tedbir kararının hukuki bir ayıp olup olmadığının tespiti zaman alıcı olup, 4 gün normal karşılanmalıdır. Davacı tarafın 4 gün içinde dosayı inceleyerek hukuki ayıptan emin olduktan sonra davalı satıcıya ihtar çektiği kanaati oluştuğundan, davalının bu yöndeki savunmasına mahkememizce itibar edilmemiştir.Mahkememizce ayıp sabit görülmüş ve ihbar hemen yapılmış kabul edildiğine göre, davacının talebinin terditli olması, ilk seçimlik hakkı olarak taşınırın aynen değiştirilmesini istediği nazara alındığında, geçen yıllar itibarıyla 2018 model ve sıfır kilometrede bir araç bulunması zor olsa da, davacının talebinin kabulüne engel bir durum bulunmadığı anlaşılmış ancak infazın mümkün olmaması halinde İİK'nın 24/4-5 maddeleri uyarınca icra müdürlüğüne yol gösterici şekilde karar vermek gerektiği anlaşılmış ve davanın kabulüne dair aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. ...\"gerekçesi ile, ''1-Davacının davasının KABULÜ ile, davaya konu ... plakalı 2018 model ... şase nolu ... motor nolu aracın ayıplı olması nedeniyle davalı tarafa iadesine ve adına tescili karşılığında, 0 KM aynı özelliklerde bir araçla değiştirilmesine ve davalıdan alınarak davacı adına tescil ve teslimine, infaz aşamasında değişim mümkün olmadığı takdirde icra müdürlüğünce İİK'nın 24/4 maddesi uyarınca belirlenecek güncel bedelinin bilirkişi raporu ile tespit edilerek, rapor tarihten itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davaya konu aracın üzerindeki tedbir ile birlikte davalı tarafa iadesine ve tesciline, 2-Davalı tarafın ihtiyati haciz talebine ilişkin talebinin yerinde görülmediğinden reddine ve aynen devamına,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince davacının dayandığı hukuki sebeplerin dışına çıkılarak hüküm kurulduğunu, bu durumun taraflara bildirilmemiş olmasının sürpriz karar verme yasağına aykırılık teşkil ettiğini, somut olayda davacı tarafından verilen 26.08.2022 tarihli cevaba cevap dilekçesinde, ayıp olgusu açıkça eksik vergi ödendiği sebebi ve iddiasına dayandırıldığını ancak ilk derece mahkemesince bu iddianın ve hukuki sebebin dışına çıkarak ayıbın, araç üzerindeki tedbir kararı olduğu maddi vakıasına dayanarak hüküm tesis edildiğini, tüm tahkikat ve sözlü yargılama aşamalarında taraflarınca savunmalar ve taleplerın, ayıba ilişkin davacının talebinin verginin eksik ödendiği iddiasına dayandığı düşüncesi ile yapıldığını,Davacı tarafından dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğünün ihlal edildiği yerel mahkeme'ye izah edilmiş olmasına karşın bu hususun dikkate alınmadığını ve kararda açıklanmadığını,Davacı tarafın iddia konusu hukuki ayıbı müvekkil şirkete derhal bildirim yükümlülüğünü yerine getirmediğinin farkında olduğunu, bu sebeple dürüstlük kuralına aykırı şekilde ve yargıyı yanıltmaya yönelik olarak yargılamanın her aşamasında ayıbı öğrendiği olayı ve öğrenme tarihini farklı ve çelişkili şekilde iddiasına konu ettiğini, ilk derece mahkemesince bu hususun aydınlatılmadığını, bu husustaki taleplerinin ısrarla cevapsız bırakıldığını, davacının ayıbın öğrenilmesine ilişkin sıralı iddiaları ve tarihlerin; Ayıp bildirimini yaptığı Kartal 23. Noterliği'nin ... yevmiye numaralı ihtarnamesinde 11.12.2020 tarihinde ayıp olduğunu iddia ettiği durumu öğrendiğini,Dava dilekçesinde 08.12.2020 tarihinde notere satış için gittiklerinde öğrendiğini, Cevaba cevap dilekçesinde ise 07.12.2020 tarihinde ceza dosyasına vekaletnamenin sunulmasıyla öğrendiğini iddia ettiğini,Davacının bu tarihlerden hiçbirine ilişkin belge sunmadığı gibi 3 yazılı beyanında da farklı olay ve tarihlere yer verdiğini, taraflarınca dosyaya sunulan ve davacının ayıbı öğrendiğini iddia ettikleri yazılı tebligatın dikkate alınmadığını, davacının bu çelişkili ve soyut öğrenme tarihi iddialarından 07.12.2020 tarihi öğrenme tarihi olarak kabul edildiğini, ceza dosyasının taraf ve evrak sayısının fazla olması gibi son derece soyut bir gerekçe ile bildirim süresi makul bulunarak isabetsiz şekilde gerekçeli karara esas alındığını, oysa ki taraflarınca Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/135 E. sayılı dosyasından çıkarılan çağrı kağıdının davacıya 18.11.2020 tarihinde tebliğ edildiğini, bu tebligatta davacının dayandığı hukuki sebebin açıkça yazılı olduğu yazılı deliller ile ispat edilmiş olduğunu, dürüst ve basiretli bir tacirin anılan tebligat ile iddia ettiği hukuki ayıptan haberdar olmasının beklenmesi gerektiği ortadayken yerel mahkemenin davacının bildirdiği bu çelişkili ve dürüstlük kuralına uymayan tarihlerden herhangi birini seçmeyi tercih ettiğini, bu çelişki her dilekçede ve duruşmada mahkemeye bildirilmesine rağmen davacının dürüstlük kuralına aykırı bu çelişkisini davayı aydınlatma görevi kapsamında giderme gereği duymadan hüküm kurulduğunu, gerekçede ise sebep dahi belirtilmede davacının seçtiği tarihlerden birin kabul edildiğini, yargılama süreci boyunca, gerek tarafların usuli hak ve yetkilerini kullanırken, gerekse vakıa ve delillerini mahkemeye taşırken, birbirlerine ve mahkemeye karşı dürüst, iyi niyetli ve samimi olmaları gerekitiğini, yapılan yargılamada gerek vakıaların, gerekse delillerin ikamesinde bu ilkeye aykırı davranıldığının hâkim tarafından anlaşılması halinde bu hususların delillerin takdirinde dikkate alınmadığı gibi, hükme de esas alınmaması gerektiğini, ancak mahkemece çelişkili ifadelerin aydınlatılmadan hükme esas alındığını,Davacı tarafından yenilik doğuran hakların, keşide edilen ihtarname ile terditli olarak kullanıldığını, yenilik doğuran hakların terditli şekilde kullanılmasının yargı kararları ışığında mümkün olmadığını, bu duruma ıslah dilekçesinde itiraz edilmesine rağmen hükümde dikkate alınmadığını ve bu hususta herhangi bir gerekçe yazılmadığını,Davacı tarafından keşide edilen ve müvekkil şirketin muhatabı olduğu Kartal ... Noterliği'nin ... yevmiye numaralı ve 11.12.2020 tarihli ihtarnamesinde ''malın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi'' yahut ''rayiç kasko bedelinin kendisine ödenmesini'' talep ettiklerini, bu durumda seçimlik hakların terditli kullanılmış olduğunu ve davacının seçimlik haklarını usulüne uygun kullandığından bahsedilemeyeceğini, aynı zamanda davacının, davasını da terditli olarak ikame etmiş olduğunu ve ayıba ilişkin davalarda bunun da mümkün olmadığını,Mahkemece davanın kabulü ile birlikte yargılama sürecinde hükmedilen ihtiyati haciz kararının da devamına hükmedildiğini, böylece davacı tarafın ilamlı takipte bulunmasının yanında ihtiyati haciz nedeniyle müvekkilin ayrıca teminat sağlamış olmasının, son derece hakkaniyetsiz bir neticeye sebebiyet verdiğini, ihtiyati haciz kararının kaldırılması taleplerinin ise mahkemece dikkate alınmadığını, mahkemece verilen ihtiyati haciz kararının konu bakımından sakat olduğunu, taraflar arasında muaccel bir  alacak ilişkisinden söz edilemeyeceğini, söz konusu davanın hukuki ayıba ilişkin bir dava olduğunu, davacının ayıba ilişkin iddialarının akıbetinin henüz belli olmadığını ve yargılamaya devam olunan bir dava niteliğinde olduğunu, bir para borcunun doğup doğmayacağı hususunun yargılama süreci henüz devam ederken kesinleşmesi mümkün olmadığından ihtiyati hacze ilişkin kararın verildiği anda vadesi gelmiş bir para borcundan söz edilemeyeceğini,Nitekim müvekkil şirketin mal kaçırdığı iddiasının soyut ve hukuki mesnetten yoksun olduğunu, müvekkilin mal kaçırma kastı ile hareket ettiğini gösterir nitelikte hiçbir delilin dosyaya sunulmadığını, hal böyle iken davacı şirketin, salt ihtiyati haciz talep edebilmek için aranan şartların oluştuğu kanısı yaratmak adına mal kaçırma iddiasında bulunduğunu, bu durumun davacı şirketin iddialarının inandırıcılığını ortadan kaldırdığını, ihtiyati haciz kararı verilmesi için aranan yaklaşık ispat koşulunun yerine getirilmediğini ve bu hususun yerel mahkeme tarafından gözardı edildiğini, Söz konusu davanın hukuki ayıba ilişkin olduğunu, ayıba ilişkin bir davada, alıcının yasal süresinde bildirimde bulunmamasının ayıbı kabul ettiği anlamına geldiğinden ayıptan doğan sorumluluğa dayanmasının mümkün olmayacağını ve neticesinde davanın konusuz kalacağını, iddiaya konu ayıbın zamanında ve hukuka uygun olarak ihbar edildiğine ilişkin ispat külfetinin davacı üzerinde olduğunu, davacının araçtaki gizli ayıp yönünden yasal süre içinde ihbar mükellefiyetini yerine getirip getirmediği hususunu ispatlaması gerektiğini, Ancak somut olayda davacı şirketin ayıbın ihtarı hususunda çelişkili beyanlarda bulunduğunu, kendisine yapılan açık tebligattan tam 24 gün sonra ayıp ihbarında bulunduğunu, dilekçelerinde ve ihtarnamelerinde ayıbı öğrendiğini iddia ettiği sürelerin ispatlanamadığını, oysa ki 18.11.2020 tarihinde, davacıya yapılan tebligatta açık bir şekilde aracın plakası ve davanın konusu bildirilmişse de davacı tarafından yasal süresi içerisinde ayıp ihbarı yapılmadığını, Alıcı konumundaki davacı şirketin ihtiyati hacze ilişkin ayıbın öğrenilme ve bildirilme anına ilişkin çelişkili beyanlarının;-Kartal ...Noterliği'nin 11 Aralık 2020 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesinde davacı şirket tarafından \"11.12.2020 tarihi itibarıyla dosyanın UYAP üzerinden yapılan incelemesi sonucunda ... tedbir şerhi işlenmesine karar verildiği görülmüştür.\" şeklinde bir ifade ile ayıbın öğrenildiği tarih 11.12.2020 olarak belirtilmiştir. (EK 1: İHTARNAME)-Yine davacı şirket tarafından, 28.05.2021 tarihli dava dilekçesinde \"müvekkil şirket, 08.12.2020 tarihinden sonra dava konusu ... plakalı aracın satışı konusunda notere gittiğinde ... tedbir kararı sisteme işlendiğinden devir yapılamayacağı davacı şirkete beyan edilmiştir.\"-Son olarak 18.08.2021 tarihli cevaba cevap dilekçesinde \"Dava konusu araç üzerindeki gizli hukuki ayıp ...Bakırköy 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/135 esas sayılı dosyasına 07.12.2020 tarihi itibarıyla vekalet sunmamız sonrası dosyanın UYAP üzerinden yapılan incelemesi sonucunda öğrenebilmiştir.\" şeklinde olduğunu, Davacı şirketin beyanlarında ileri sürülen ayıbın öğrenilme tarihlerinin birbiriyle örtüşmediğini, işbu çelişkili beyanların davacı şirketin ayıbın öğrenme ve bildirme tarihlerinin ispatına ilişkin kötü niyetlerini ortaya koyduğunu, tüm bu çelişkili beyanlara rağmen davacı şirkete, Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/135 E. sayılı dosyasından 18.11.2020 tarihinde yapılan tebligat ile birlikte dava konusu aracın plakası ile birlikte ayıp olduğu iddia edilen \"eşyayı aldatıcı işlem ve davranışlarla gümrük vergileri kısmen veya tamamen ödenmeksizin ülkeye sokma\" fiilinin davacıya açıkça bildirildiğini,Gerekçe gösterilmeksizin ihtiyati haciz kararı verilmesinin İİK'nın 260.maddesinin ve müvekkil şirketin anayasal haklarının ihlali anlamına geldiğini, anılan maddede mahkeme tarafından verilen bir ihtiyati haciz kararının hangi unsurları içermesi gerektiğinin tereddüte yer bırakmayacak vaziyette açıklandığını,İhtiyati hacze ilişkin itiraz dilekçelerinde de davacı şirketin, müvekkil şirketin mal kaçırma ihtimaline karşın ihtiyati haciz talebinde bulunduğunu belirttiğini ancak buna herhangi bir dayanak göstermediğini, yerel mahkeme tarafından davacıdan, müvekkil davalının mal kaçırma kastına yönelik herhangi bir delil göstermesinin talep edilmediğini, ihtiyati haciz talebinin kabulüne karar verilmesi ispat yüküne ilişkin durumun gözardı edildiğini, yerel mahkemenin 08.06.2021 tarihli ara kararında hangi sebeplerle davacı şirketin talebinin haklı görüldüğünün gerekçelendirilmediğini, dolayısıyla mezkur kararın İİK m.260/3 de düzenlenen sebep unsuru bakımından noksan olduğunu, yerel mahkemenin verdiği kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu,Anılan sebeplerle, davacının seçimlik hakkını kanuna aykırı şekilde terditli olarak kullandığını, ilk derece mahkemesindeki dava dosyasını da bu şekilde ikame ettiğini, iddia ettiği hukuki ayıbı ceza mahkemesince tebliğ edilen ve satışa konu araç plakası ile hukuki ayıp unsurlarının tamamını içeren tebligat ile öğrendiğini ancak ayıp iddiasını müvekkil şirkete kanuni zorunluluk olan derhal bildirimde bulunmadığını, ayıbı öğrenme tarihi olarak mahkemeyi yanıltıcı şekilde farklı olaylar ve tarihler öne sürdüğünü belirterek ilk derece mahkemesi tarafından verilen  ihtiyati haczin kabulüne ilişkin  karara karşı itirazların yeniden yargılama yapılarak incelenmesine, neticesinde ihtiyati haczin kaldırılmasına yönelik taleplerinin kabulüne, ayrıca ilk derece mahkemesi nihai kararının kaldırılarak  davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. 21/03/2025 Dava, davacı tarafça davalıdan satın alınan aracın gümrük işlemlerinde vergiye esas değeri konusunda usulsüzlük yapıldığı ve aracın trafik kaydıra tedbir konulduğundan bahisle, aracın öncelikle misli ile değiştirilmesi, bu talep kabul edilmezse rayiç bedelinin tahsiline  ilişkindir.Mahkemece,  davanın kabulü ile, davaya konu ...plakalı 2018 model ... şase nolu ... motor nolu aracın ayıplı olması nedeniyle davalı tarafa iadesine ve adına tescili karşılığında, 0 KM aynı özelliklerde bir araçla değiştirilmesine, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Somut olayda, dava konusu  2018 model ... şase no.lu, ... motor no.lu ... marka, ... araca ait ...Müdürlüğünden gönderilen aracın geçmişine ait sorgulamada, aracın ... Plaka nosu ile faturalı satış kaydı ile davalı adına 07/05/2018 tarihinde kayıt edildiği, plaka değişikliği yapılarak ... nolu plaka ile 04/07/2019 tarihinde davalı adına kayıt edildiği, Üsküdar 14 Noterliğinden düzenlenen 29/11/2019 tarih ve ... yevmiye nolu araç satış sözleşmesi ile...Plaka nolu aracın 1.217.790,00 TL. Karşılığında davalı tarafından davacıya satıldığı ve il değişikliği nedeniyle araç plakasınında ... olarak değiştirilip 29/11/2019 tarihinde noter satış kaydı ile davacı adına kayıt edildiği, tekrardar plaka değişikliği yapılarak ... Plaka nosu ile davacı adına kayıt edildiği, dava konusu araç hakkında, aracı ithal eden şirket yetkilisi olan... (... Şti) hakkında  sahte evrak tanzimi ile eksik gümrük vergisi ödenerek aracın ithal edildiği gerekçesi ile 5607 Sayılı Kaçakçılık ile Mücadale Kanuna Muhalefet ve Resmi Belgede Sahtecilik suçlarından dolayı cezalandırılması, ayrıca dava konusu ... plakalı aracın ve  müsaderesi talepli iddianame ile Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2020/36 E. Sayılı dosyası ile dava açıldığı, bu dosyanın Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/135 E. Sayılı dosyası ile birleştirildiği, dava konusu aracın trafik kaydına göre araç üzerinde Bakırköy 1 Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/135 E. Sayılı dosyasından verilen ihtiyati tedbir kararının 15/10/2020 tarihinde işlendiği ve araz üzerinde trafikten men kaydı bulunmadığı, karar tarihi itibariyle bu ceza davasının derdest olduğu, davaya konu edilen aracında ceza yargılamasına konu araçlardan biri olduğu , dava konusu aracı davacı şirketin aracı malik sıfatıyla kullandığı ve halen de aracın davacı zilyetliğinde olduğu anlaşılmıştır.Öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar vardır: 6098 sayılı TBK. ’nun 207/1. maddesine göre; satıcı, satılan malı alıcının ödemek zorunda olduğu bedel karşılığında alıcıya teslim ve mülkiyeti ona devretmek borcu altına girer. Taşınır sözleşmesinde satıcının taşınırı teslim etmek ve mülkiyeti alıcının üzerine geçirmek gibi asıl borcu yanında satılan malı saklama ve gerektiğinde taşıma masraflarını ödeme borcu gibi tali nitelikte borçları da bulunmaktadır.Satıcının diğer bir borcu ise Borçlar Kanunun 214 ile 218. maddelerinde düzenlenen zabta karşı teminat borcudur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 214. maddesinde zabttan sorumluluk:“Satış sözleşmesinin kurulduğu sırada var olan bir hak dolayısıyla  satılanın tamamı veya bir kısmı bir üçüncü kişi tarafından alıcının elinden alınırsa satıcı bundan dolayı alıcıya karşı sorumlu olur şeklinde tanımlanmıştır.Satıcının bu borcu ile ilgili olarak öğretide “zabta karşı tekeffül satılan malın bir üçüncü kişinin iddia ettiği üstün bir hak yüzünden alıcının elinden alınmasından veya iddia olunan bu hak sebebi ile alıcının mülkiyet hakkını gereği gibi kullanmamasından dolayı satıcının sorumlu olmasıdır” şeklinde tanımlanmaktadır(Tandoğan H. Borçlar Hukuku- Özel Borç İlişkileri, C.1/1, 4. Bası, Ankara 1988 s.148 ).4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 683. maddesine göre ise; bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Bir zapt tehlikesinin bulunması halinde malikin, yani alıcının, bu yetkilerini kullanması engellenmiş, mülkiyet hakkı gereği gibi kullanılamamış olur. Bu nedenle satım hukukunda zapta karşı tekeffül sorumluluğunun varlığı zorunludur.Satıcının zabta karşı tekeffül borcu satım sözleşmesinin kanun bir hükmi olması dolayısıyla kanuni bir borçtur. Satım sözleşmesinde bu hususta bir taahhüt bulunulmasının sonucu değildir. Ne var ki, taraflar bu sorumluluğu kaldıran veya daraltan sözleşme yapabilirler.Satıcının zabta karşı tekeffül borcundan sorumlu olması için aranan koşullar; satılan malın alıcıya teslim edilmiş olması; mala el koyan üçüncü kişinin satılan üzerinde zabtı sağlayacak bir hakka sahip olması ve bu hakkın en geç sözleşmenin kurulması sırasında mevcut olması; üçüncü kişinin kısmen veya tamamen zapta girişmiş olması; TBK’nun 215 .maddesinin 1. fıkrasına göre;  satılanın elinden alınması tehlikesiyle karşılaşan alıcı , kendisine karşı açılan davayı satıcıya bildirmesi ; TBK’nun 214.maddesinin 2. fıkrası uyarınca alıcının satım sözleşmesinin kurulması zamanında elinden alınma tehlikesini bilmemesi; TBK’nun 214 maddesi 3. fıkrası gereğince satım sözleşmesinin tarafları arasında zapta karşı tekeffül borcunu kaldıran veya sınırlayan bir anlaşmanın bulunmaması olarak sayılabilir.Bu şartların bulunması halinde satıcının sorumluluğunun kapsamı satılanın kısmen veya tamamen zaptedilmiş olmasına göre değişecek ve satıcı bu zabıttan dolayı sorumlu tutulacaktır.Satıcının ayıba karşı tekeffül borcuna gelince; bu borç 6098 sayılı Borçlar Kanunu(TBK)’nun 219 ilâ 231. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Anılan Kanunun “Ayıba Karşı Tekeffül”e ilişkin 219maddesinde:“Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.”hükmü yer almaktadır.Ayıba karşı tekeffül, doktrinde; satılan şeyde satıcı tarafından zikir ve vaad edilen vasıfların bulunmamasından veya satılan şeyin değerini yahut akit gereğince ondan beklenen faydaları azaltan veya kaldıran noksanları bulunmasından satıcının sorumlu tutulması şeklinde tarif edilmektedir(Edis S. Satıcının Ayıba Karşı Tekeffül Borcu Ankara 1963, Ajans-Türk Matbaası, s. 7). Şu hale göre ayıba karşı tekeffül ya zikir ve vaad olunan vasıfların bulunmaması ya da satılanın lüzumlu vasıflarının olmaması sebebiyle gerçekleşir.Ayıba karşı tekeffül borcu, satıcının mülkiyeti geçirme borcunun tamamlayıcısıdır. Çünkü satımda alıcının amacı, istediği maksat için kullanabileceği, yararlı bir malın mülkiyetine sahip olmaktır. Satıcı, malın değerini veya yararını azaltan eksikliklerin bulunmadığını ayrıca garanti etmese bile; bu borç kanunen mevcuttur. Bu nedenle satıcının bu borcunu kanuni bir borç olarak nitelendirmek mümkündür (Tandoğan, H., a.g.e, s.163; Yavuz, C., Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, İstanbul 1996, s.91).Satıcı satış sözleşmesine konu taşınır malın niteliği ve kullanım amacı bakımından malın değerini ve kullanım amacını azaltan veya ortadan kaldıran mülkiyet hakkının sonucu olan tasarrufi işlemler yapmasını engelleyen bir eksikliğin bulunmamasını sağlama borcu altındadır. Satıcının bu borcunun söz konusu olabilmesi için satılanda bu çeşit eksikliklerin var olduğunu bilmesi gerekmediği gibi satılandaki bulunması gereken vasıfları ayrıca zikir ve vaad etmesine de gerek yoktur. Ayıp sözüyle, bir şeyde bulunmaması gereken objektif bozukluklar ve eksiklikler kastolunmaktadır. Ayıp maddi şekilde olabileceği gibi hukuki veya ekonomik bir ayıp şeklinde de ortaya çıkabilecektir. Bir eşyanın aynı cinsten normal parçalarla karşılaştırıldığında kendi değerini veya elverişliliğini kaldıran ya da azaltan her türlü kötü nitelik maddi ayıptır.Satım sözleşmesinin yerine getirilmesi için geçirilen hakkın, objektif bir hukuk kuralından ötürü sakatlanmış bulunması, satılanın objektif bir hukuk kuralı nedeniyle öngörülen amaca hizmet edememesi ise “hukuki ayıp” olarak nitelendirilmektedir.Satılanın değerine ve ondan beklenen yarara etki eden ve objektif hukukun koyduğu bir takım sınırlama ve yasaklardan doğan eksiklikler “hukuki ayıp” olarak ifade edilebilir. Hukuki ayıpların tayin ve tespiti maddi ayıplarda olduğu gibi kolay değildir. Özellikle “zapt” ile “hukuki ayıp teşkil eden noksanlıklar” ın birbirinden ayrılması güçlük arz eder. Bunun başlıca nedeni taahhüt edilen hak ile ilgili olmasıdır. Hukuki ayıp “zapt” mahiyetinde olmamakla beraber, zikir ve vaad edilmiş vasıfların yokluğunu intaç eden yahut şeyin değerine veya tahsis cihetinden beklenen faydalara tesir eden hukuk nizamında doğmuş noksanlıklardır. İşbu hukuk nizamından doğan noksanlıklar şeyin değerine veya ticarette alım satımına tahdit koyan yahut o şeyin alım ve satımını tamamen yasaklayan hükümler dolayısıyla ortaya çıkabilir(Edis S. Satıcının Ayıba Karşı Tekeffül Borcu Ankara 1963, Ajans-Türk Matbaası, s. 14).Hukuki ayıp, satılanın mutlaka alıcının elinden alınması sonucunu doğurmaz. Bu hal satıcının zabta karşı tekeffül sorumluluğuna değil, ayıba karşı tekeffül sorumluluğuna yol açar. Kamu hukukuna dayanan bir sınırlamanın varlığı; örneğin, ithal edilen bir aracın ithalatında problem olması hukuki ayıp olarak kabul edilebilir. Ancak bu ayıbın sözleşmede yarar ve hasarın alıcıya geçmesi anında satılanda var olması, mevcut ayıbın gizli olması ve o malın değerini veya kullanım amacını ciddi surette azaltması veya kaldırması gereklidir. Satıcının bu yükümlülüğünün ortaya çıkması için alıcının satılanı muayene etmesi ve iddia olunan ayıpları satıcıya ihbar etmesi gereklidir. Bunun aksine davranan alıcının ayıba karşı tekellüf hükümlerinden faydalanma olanağı yoktur. Ayıba karşı tekeffül borcuna ait TBK.'nun 219 ila 226. maddeleri arasında belirtilen koşullarının gerçekleşmesiyle, alıcı aynı Kanunun 227 ve devamı maddeleri kapsamında kendisine tanınan seçimlik haklarını satıcıya karşı kullanabilecektir. Alıcı, satılan malın ayıbının bulunması halinde TBK’nun 227. maddesine göre satılanı redde hazır olduğunu beyanla satış sözleşmesini fesh edebileceği gibi; satılanı alıkoyup kıymetinin noksanı karşılığında satım parasının indirilmesini de isteyebilecektir.Diğer taraftan, anılan maddeye göre, satılanın miktarı muayyen misli şeylerden ise, alıcıya dilerse fesih veya semenin tenzilinden hiçbirini talep etmeyip; satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini talep hakkı da tanınacaktır. Satım sözleşmesinden dönme beyanı, bozucu yenilik doğuran bir hak niteliğinde olup, bir irade açıklaması olarak, satıcıya vardığı anda hükümlerini doğurur ve sözleşmeyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırır. Dönme üzerine sözleşmenin geçmişe etkili olarak ortadan kalkmasının doğal bir sonucu olarak, tarafların edimlerinin karşılıklı olarak aynı anda ifası gerekir. Dolayısıyla davacı/alıcı, elindeki aracı davalı/satıcıya fiilen teslim ve tescil şartıyla, satım bedelini alabilecektir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:Dava konusu araç davalı firma tarafından dava dışı ithalatçıdan alınmış ve davacı, davaya konu aracı Üsküdar ... Noterliğinden düzenlenen 29/11/2019 tarih ve ... yevmiye nolu araç satış sözleşmesi ile 1.217.790,00 TL. Bedel karşılığında davalıdan satın almıştır. Araç; davacı şirkete teslimi ve şirket adına tescilinden sonra; davacı yan yedinde iken , İthalatçı firma yetkilileri hakkında, Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2020/36 E. Sayılı dosyası ile resmi evrakta sahtecilik ve kaçakçılık iddiası ile kamu davası açıldığı, bu dosyanın Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/135 E. Sayılı dosyası ile birleştirildiği, yargılama aşamasında  bu davanın derdest olduğu dosya kapsamı ile belirgindir.Ceza yargılaması sırasında, Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2018/135 E. Sayılı dosyasından  verilen ihtiyati tedbir kararının trafik kaydına işlendiği ve aracın davacı uhdesinde olduğu anlaşılmıştır.Açıklanan tüm bu gelişmeler gözetildiğinde: davacı şirket ile davalı şirket arasında ticari satıma ve eldeki davaya konu aracın açık biçimde hukuken ayıplı olduğu, burada zapta değil ayıba karşı tekeffül hükümlerinin uygulama alanı bulacağı belirgin olup; her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ayıp nedeni ile davacının mülkiyet hakkının içeriğini düzenleyen 4721 sayılı TMK’nun 683. maddesinde belirtilen yetkilerine sahip olamadığı ve bunları kullanamadığı da kuşkusuzdur. Davacı, kendisine satılmasından önce vukubulan bir suça konu olması nedeniyle  resmi mercilerce tedbir konulan aracı, sicil kaydındaki şerh nedeni ile dilediği gibi tasarruf etme olanağı bulamamıştır.Dolayısıyla, davacının satın aldığı mala, kendisinin herhangi bir kusuru olmaksızın, mahkemece konulan tedbir sonucu tasarruf hakkı kısıtlanmıştır. Hal böyle olunca; ortaya çıkan hukuki ayıptan -satıcının ayıba karşı tekeffülüne ilişkin hükümlere göre- davalı satıcı şirket sorumludur; burada davalının hukuki ayıbın ortaya çıkmasında kusurlu olup olmaması da sonuca etkili değildir.O halde, Bakırköy 1. Ağır Ceza mahkemesinde davaya konu aracı ithal eden firma yetkilileri hakkında açılan kamu davasında verilecek kararın- ki bu dava satıcı hakkında olsa dahi - satıcının ayıba karşı tekeffülüne dayalı eldeki davaya herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. Mahkemece, aynı hususlara işaretle, hukuki ayıbın varlığının ve davalı satıcının bu ayıp nedeniyle, kusurlu olup olmadığına da bakılmaksızın, sorumluluğunun kabulü ile ceza davasının sonucu beklenmeden, sonuçta; satıcının ayıba karşı tekeffülü hükümleri çerçevesinde değerlendirme yapılarak, hükme varılmış olması yerindedir. Mahkeme kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık olmadığından davalı vekilinin süresi içerisinde ayıp ihbarı yapılmadığı ve mahkemenin kabulüne yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. (Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2022/3666 Esas -  2023/7568 Karar sayılı 21.12.2023 Tarihli kararı benzer mahiyettedir.) Mahkemece dava konusu aracın değerinin tespiti yönünde makine mühendisi bilirkişiden aldığı raporda, dava konusu aracın davacı tarafından satın alındıktan sonra kaza yaptığına dair tramer sorgusunda kayıt tespit edilmiş, mahkemece, kazaya ilişkin belgeleri getirtilip bilirkişiden misli ile değişim şartları ve değer kaybı var ise denetime elverişli ek rapor alınıp değerlendirilmeden misli ile değişim yönünde karar verilmiş ise de, davalı tarafın bu yönde istinafı olmayıp bu husus kamu düzenine ilişkinde olmadığından dairemizce resen değerlendirilmemiştir. Davalı vekilinin ihtiyati haciz kararının devamına yönelik istinaf sebebi incelendiğinde; İlk Derece Mahkemesi 08/06/2021  tarih ve 2021/309 Esas  sayılı ara kararı ile; Davacı vekilinin ihtiyati haciz talebi yerinde görülerek talebin, noterdeki satış bedeli olan 1.217.790,00TL üzerinden %20 teminat karşılığında ihtiyati haciz talebinin kabulüne karar verilmiştir. İhtiyati haciz kararına davalı vekilinin itirazı üzerine İlk Derece Mahkemesi  20/09/2021 tarih ve 2021/309 Esas  sayılı ara kararı ile; itirazın reddine karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulduğu, dairemizin 11/11/2021 tarih ve 2021/1973 Esas -2021/1585 Karar sayılı kararımız ile ; Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Aracın ayıpsız misli ile değişim yapılmasına ilişkin kararın davalı tarafından yerine getirilemeyeceğinin  infaz  aşamasında tespit edilmesi halinde icra müdürlüğünce  İ.İ.K.'nun 24. Maddesinin  re'sen uygulanmasının zorunlu olduğu, bu durumda mahkemece ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına ilişkin davalının talebinin reddine karar verilmesi yerinde olup davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç itibariyle; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı; kamu düzenine aykırılık da mevcut olmadığı anlaşıldığından, davalı vekilinin  istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca  esastan reddine  karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 209.242,41 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 52.310,65‬ TL harcın mahsubu ile bakiye 156.931,76‬ TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 02/05/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. \t</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f65d2dd4d9f56878","SID":"ce806f3dc0139982"}}