{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>16. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>DOSYA NO:2023/1819 Esas<br>KARAR NO:2025/941<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ:13/04/2023<br>NUMARASI:2021/134 Esas, 2023/74 Karar<br>DAVANIN KONUSU:Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:02/07/2025<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu; <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA:Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ... şirketinin 1900’lü yılların başında Almanya’da kurulduğunu, davalı şirketin ... alan adlı internet sitesinde davacı şirketlerle bağlantılıymış izlenimi vererek faaliyet gösterdiğini, ticaret unvanında “...” ibaresine yer verdiği gibi ... tescil numaralı “...” markasını da tescil ettirdiğini tespit ettiklerini, çektikleri ihtar sonucu davalıya ait internet sitesinden davacı şirketlerin internet sitelerine yapılan yönlendirmeler kaldırılmışsa da, davacı şirketlere ait tarihçenin tamamen kopyalanarak siteye koyulduğunu, davalı tarafa 19 Kasım 2020 tarihinde yeniden tüm referansların kaldırılması için ihtar yapıldığını, davalının bu kez internet sitesini tamamen değiştirerek “...” ibaresine ve davacıların Almanya’da faaliyet gösterdikleri binanın resmine yer verildiğini, “...” ibaresinin davacıların ticaret unvanına atıf yaptığını, davalı şirket 2010 yılında kurulmasına rağmen 130 yılı aşkın deneyimden bahsedildiğini, davacı şirketlerin Türkiye distribütörü ... Şti'min 1999 yılından bu yana “...” markalı hırdavat ürünlerini davacılardan alarak Türkiye’de satışını yaptığını, davacıların markayı bu tarihten beri hırdavat üzerinde kullandığını, davalının marka tescilinin 6. sınıftaki hırdavat eşyalarını da kapsadığını, davalıya ait markanın kötü niyetli olarak tescil edildiğini, bu nedenle davalının markasının  hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini,  eylemlerinin haksız rekabet olduğunu ileri sürerek, davalının ... no’lu “...” markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalı şirket adına kayıtlı ... alan adından ve içeriğinden kaynaklı Türk Ticaret Kanunu’nun 54. vd maddeleri uyarınca haksız rekabet teşkil eden fiillerinin tespitine, maddi durumun ortadan kaldırılmasına, men’ine, ref’ine, hüküm özetinin ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:Davalı şirket yetkilisi dilekçesinde özetle;... Şti. firmasının 27/06/2010 yılında İstanbul’da kurulduğunu, şirketin Alman ortaklarının %51 hissesi olan ... olduğunu, kendisinin ... ve ... şirketlerinin hissedarı, yönetim kurulu başkanı olduğunu, davalı şirkette %5 hisse sahibi olan ...’ in ...ve ... şirketlerinin ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğunu,   %44 hissedarın ... olduğunu,...'in Türkiye'deki şirketin \"...\" unvanını kullanmasını onayladığını, 2010 senesinden itibaren \"...\" unvanının kullanıldığını, davacı şirketlerin ortakları olan diğer ... kardeşler arasında yaşanan sorunlar nedeniyle bu uyuşmazlığın çıktığını,  kendilerine gelen el aletleri taleplerini ve müşterilerini direkt Almanya’ya ilettiklerini, bu sebeple rekabetin söz konusu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davacıların Türkiye'de tescilli markaları bulunmadığı, davacılar Türkiye'de \"...\" markalı ürünleri dava dışı ...Şti. aracılığıyla sattıklarını ve davalının marka tescil başvurusundan önce marka üzerinde tescilsiz kullanım yoluyla hak kazandıklarını iddia etmişse de, ithal edildiği tespit edilen ürünlerin Türkiye'de \"...\" markasıyla satıldığına, davacıların markasının davalının marka tescil başvuru tarihi olan 02/05/2011 tarihinden önce bu şekilde bilinir hale geldiğine dair bir delil elde edilemediği, davacıların markasının SMK'nun 6/4. maddesinde tanımlanan Paris Sözleşmesinin 1'inci mükerrer 6'ıncı maddesi bağlamında da tanınmış bir marka olduğu ispatlanamadığı, davacıların ticaret unvanlarının davalının markasının başvuru tarihinden önce Almanya'da tescil edilerek kullanılmaya başlandığı tespit edilmişse de, davacı şirketlerin Türkiye'de tescilli bir ticaret unvanının mevcut olmadığı, bu nedenle SMK'nun 6/6. maddesinin uygulanamayacağı,  26/07/2010 tarihinde tescil edilen davalı şirketin ilk ortakları arasında davacı şirketler ile ortaklık ilişkileri bulunan  ... ve ...'in de bulunduğu, davacı şirketin yetkilisinin de ... olup, davalı şirketin eski ortağı ... ile soyadlarının aynı olduğu, davalının davaya konu markasını davacı şirketlerin ortağı ile akraba olan Alman ortaklarının bilgisi dahilinde tescil ettirdiği, o tarihten bu yana da ticari faaliyetlerinde kullandığı, davacıların markalarını kullanmalarına engel olmak amacını taşımadığı gibi güveni kötüye kullanmasının da söz konusu olmadığı, davalının markasının davacılara  ait ve Türkiye'de tescilli olmayan marka ile benzer olmasının da tek başına kötüniyetli tescile delil olamayacağı, bu nedenle davalının markasının kötüniyetle tescil edilmediği sonucuna varıldığı, ayrıca davalının markasının tescil edildiği 12/02/2014 tarihinden dava tarihine kadar yaklaşık 7 yıl ve ... alan adının tahsis tarihi olan 31/01/2011 tarihinden dava tarihine kadar yaklaşık 10 yıl geçtiği, davacıların Türkiye'de ticari faaliyette bulunduklarını iddia etmelerine rağmen bu markanın tescil edilmesine ve kullanımına 7 yıl, alan adının kullanımına yaklaşık 10 yıl boyunca sessiz kaldıkları, davalıya ilk olarak  12 Kasım 2020 tarihinde ihtarname gönderdikleri, SMK'nun 25/6. maddesinde yer alan 5 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra markanın hükümsüzlüğü için dava açıldığı, marka hakkına tecavüz ve alan adının iptali davalarının reddine karar vermek gerektiği, davacıların haksız rekabete ilişkin talepleriyle ilgili yapılan incelemede alınan bilirkişi raporu ile, davalının ... alan adlı internet sitesinde yapılan inceleme sonucunda, internet sitesinde davacı şirketin Almanya'daki binasının fotoğrafının kullanıldığı, davacı şirketin tarihçesine yer verildiğinin tespit edildiği, bu kullanımlar nedeniyle tüketicilerin davalı şirket ile davacı şirket arasında bağlantı olduğunu düşünebilecekleri, böyle bir bağlantı mevcut olmadığından bu kullanımların aldatıcı ve dürüstlük kuralına aykırı olduğu, TTK'nun 55/1-a-4. maddesi uyarınca haksız rekabet oluşturduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile; davalının ... alan adlı internet sitesinde davacı şirketin Almanya'daki binasının fotoğrafını kullanmak, tarihçesine yer vermek, davacı şirket ile bağlantılı olduklarına dair açıklamalar yapmak suretiyle haksız rekabette bulunduklarının tespitine, haksız rekabet teşkil eden maddi durumun ortadan kaldırılmasına, men'ine, ref'ine, haksız rekabet teşkil eden ve davalının davacı şirket ile bağlantılı olduğu yönünde yanıltıcı izlenim yaratan tüm haksız kullanımların sona erdirilmesine, buna ilişkin tüm ifadelerin ve kullanımların internet sitesinden ve arşiv kayıtlarından kaldırılmasına, davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF İSTEMİ:Davacılar vekili istinaf dilekçesinde,; bilirkişi raporunda da isabetli olarak tespit edildiği üzere müvekkili şirketin “...” markalı ürünlerini davalıya ait tüm kullanım ve tescillerden önce Türkiye'de distribütörü aracılığıyla satışa sunmuş olup, önceye dayalı hak sahibi olduğunu, yerel mahkeme kararının aksine ve davalının eylem ve beyanlarıyla açık olduğu üzere, davalının “...” ibareli markayı kötü niyetle tescil ettirdiğini, yerel mahkemenin dosyada mübrez dilekçe ve delilleri ile bilirkişi raporundaki bulguları hiçbir şekilde incelenmeden, davalı  markanın kötü niyetle tescil edilmediğine karar verdiğini, ancak, mahkeme kararında bahsi geçen ... her ne kadar müvekkil şirketlerin eski yönetim kurulu üyesi olsa da ne Alman ne de Türk hukuku uyarınca bir şirketin yönetim kurulu üyesinin, şirket adına tek başına Yurt dışında şirket açma yahut marka ya da ticaret unvanını kullanımına izni verme gibi bir Yetkisi bulunmadığını, kaldı ki, davalı tarafından markanın tesciline izin verildiği yönünde hiçbir belge ve delil de sunulamadığını,yerel mahkemenin sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin değerlendirmelerinin fahiş hukuki hatalar içerdiğini,  nitekim kötü niyetli hareket eden davalının MK'nın 2.maddesi kapsamında korunacak bir hukuki yararı da bulunmadığını,Paris Sözleşmesi uyarınca 1900lü yılların başından beri aktif olarak kullanılan ve dünya çapında tescil ettirilen, üstelik ülkemizde de 1999 yılından beri aktif olarak kullanılan markanın tanınmışlığının sabit olduğunu, bu hususu tevsik eder delillerin de dosyada mübrez olduğunu, mahkeme kararının aksine,Paris Sözleşmesi kapsamında üye ülkelerde tescilli ticaret unvanlarının ülkemizde de korunmakta olduğunu, yerel mahkeme tarafından davalıya ait <br>kullanımların haksız rekabet teşkil ettiği tespit dilmesine rağmen, alan adının iptaline karar verilmemesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.<br>GEREKÇE:Dava, marka hükümsüzlüğü ile haksız rekabetin tespiti, men'i ve ref'i  talebine ilişkindir.İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, yukarıda yazlı şekilde davanın kısmen kabulüne  karar verilmiştir.Karar davacı lar  vekili  tarafından istinaf edilmiştir.Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, Türkiye'de tescilli markası ve ticaret unvanı da  mevcut olmayan  davacıların, davalının “...” ibareli marka için tescil başvurusu yaptığı  02/05/2011 tarihinden önce ... ibaresini bilinir marka hale getirdiğini ispatlayamadığı, davacı markasının tanınmış olduğunun ispatlanamadığı,Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları doğrultusunda bir markanın aynısını ya da benzerinin marka olarak tescil ettirilmesinin tek başına kötüniyetli başvuru olarak değerlendirilemeyeceği, Yargıtay'ın uygulamalarında daha çok güvenin kötüye kullanılması, kullanmak yerine başkalarının ticaretine engel olmak, sözleşmeye aykırılık vb. suretiyle marka tescillerinin kötüniyetli marka tescili halleri olarak kabul edildiği, kötüniyetli tescilin varlığı için kötüniyetin tescil başvurusu anında varolması gerektiği,davalı şirketin ilk ortakları arasında davacı şirketler ile ortaklık ilişkileri bulunan  ...ve ...'in de bulunduğu, davacı şirketin yetkilisinin de ... olup, davalı şirketin eski ortağı ... ile soyadlarının aynı olduğu, davacılar vekilince de  ...'in davacı şirketlerin eski yönetim kurulu üyesi olduğunun kabul edildiği,  davalının marka tescili sırasında kötü niyetli olmadığı, davalının markasının tescil edildiği 12/02/2014 tarihinden dava tarihine kadar yaklaşık 7 yıl ve ... alan adının tahsis tarihi olan 31/01/2011 tarihinden dava tarihine kadar yaklaşık 10 yıl geçtiği, davacıların Türkiye'de ticari faaliyette bulunduklarını iddia etmelerine rağmen bu markanın tescil edilmesine ve kullanımına 7 yıl, alan adının kullanımına yaklaşık 10 yıl boyunca sessiz kaldıkları, davacıların davalıya ilk olarak  12/11/2020 tarihinde ihtarname gönderdikleri, 5 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra markanın hükümsüzlüğü için dava açıldığı, marka hakkına tecavüz ve alan adının iptali davalarının reddine karar verilmesinin yerinde olduğu,  davalının... alan adlı internet sitesi içeriğinde haksız rekabetin tespiti ve kaldırılmasına karar verildiği, söz konusu haksız rekabetin alan adının iptalini gerektirmediği anlaşılmakla, davacılar vekilinin yerinde görülmeyen istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacılar vekilinin istinaf talebinin HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca  ESASTAN REDDİNE,2-Alınması gereken 615,40 TL harçtan, peşin alınan toplam 539,70 TL ( 269,85 X 2)  harcın mahsubu ile bakiye 75,70 TL harcın davacılardan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacılar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nun 361.maddesi uyarınca tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.02/07/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fa8b65b31ee783a7","SID":"97496640c3297cfe"}}