{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/115 <br>KARAR NO: 2025/817<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 24/06/2021<br>NUMARASI: 2018/588 Esas -  2021/587 Karar<br>DAVA: İtirazın İptali <br>Taraflar arasındaki İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde taraf vekillerince tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkil  ..., dava dışı ... 'ın davalı ... LTD. ŞTİ. tüzel kişiliği ile şirket ortağı ...'den müşterek ve müteselsil olarak alacaklı olduğu 597.000,00 USD'nin 200.000,00 USD'lık kısmının geri dönülemez şekilde temlik ve devir aldığını, bahse konu müvekkiline temlik edilen alacağın ...'ın hesabından davalının  ... Bankası Fatih Şubesindeki hesabına 2014 yılı Haziran ve Eylül ayları havale edildiğini, davalının müvekkiline vaat ettiği ürünleri göndermediği gibi bilahare şirket hissesi vermeyi vaat etmişse de bu vaadini de yerine getirmediğini, neticeten borcunu ödemediğini, davalıdan olan alacakların 26.10.2017 tarihinde müvekkili tarafından temlik alındıktan sonra İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının takibe ve tüm ferlerine itirazı üzerine takibin durduğunu belirtilerek, itirazın iptalini, takibin devamını ve davalının %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;davacının talep ve isteklerinin hepsinin gerçek dışı olduğunu, bunların ispatının mümkün olmadığını, müvekkili ve şirketi dava dışı ...  şirketi ile ticaret yaptığı ve ihraç ettiği ürünlerin bedelini bile alamadığı için alacaklı olduğunu, hal böyle iken... şirketi ile davacı ... arasında müvekkilinin kabulü olmayan bir temlik sözleşmesi yapıldığını, müvekkilinin kabul ve onayı bulunmayan temlik sözleşmesinin geçersiz olduğunu belirtilerek davanın reddini, böyle bir alacağın olmaması sebebiyle reddini, %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama masrafları ile ücreti vekaletin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Dava, temlik suretiyle alınan alacağa dayalı  icra takibine itirazı iptalidir.Davalı, dava dışı ... ile ticaret yapıldığını, kendilerinin alacaklı olup göndermiş olduğu ürünlerin dahi parasını almadığını iddia etmiştir.Öncelikle alacağın temlik suretiyle davacıya devredildiği ispatlanması sonrasında da davalının temerrütü ve fesih olgusu ispatlanması gerekmektedir. Temlik belgesindeki imzanın 3. kişi şirket yetklisine ait olup almdığı belli olmadığından temliki ve yetkili imzaları teyit eden apostil şerhli bir belge aslını ve yeminli tercümesini ve ayrıca Swift dekontunun yeminli Türce tercümesini  sunmak üzere davacı tarafa 4 haftalık süre verilmiş, davacı tarafta şirket yetkilisinin imza sirkülerini ibraz etmiştir. Buna göre temlik sözleşmesindeki imzanın 3. Kişi şirket ... Şirketi yetkilisine ait olup olmadığı apostil şerhli bir belge ile ispatlanamamıştır. Tüm bu nedenlerle davanın reddine\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;Dava konusu alacak miktarının  müvekkiline dava dışı Libya merkezli ...' tarafından temlik yoluyla devir edildiğini , dava dışı Libya merkezli ... davalI ... tüzel kişiliği ile şirket ortağı ...''den müşterek ve müteselsil olarak  alacaklığı olduğu 597.000 USD'nin 200.000 USD  tutarındaki alacağını  geri dönülemez şekilde müvekkile  temlik ve devir ettiğini, dava konusu alacağın temlik eden ... şirketi hesabından davalının ... Bankası Fatih şubesindeki hesabına 2014 yılı Haziran ve Eylül ayları arasında  havale edildiğini  ve banka dekontları ile mahkeme dosyasına gelen banka yazılarıyla bu durumun sabit olduğunu, dosyada alınan bilirkişi raporunun da açıkça alacağın varlığını ve miktarını teyit ettiğini, yerel Mahkemenin Türkçe olarak dahi anlaşılamayan ve yazım hatalı, hukuken de yanlış gerekçelerle davayı reddettiğini, temlikin Borçlar Kanunu Madde 183 ile 194 arasında düzenlendiğini, Kanunda, sözleşmede, işin niteliğinde engel olmadığı takdirde alacaklı borçlunun rızasını aramadan alacağını üçüncü kişiye devredebileceğini, alacağın temlikinde borçlunun haberdar olmasına gerek olmadığını, alacağın temliki sözleşmesinin kanunen noterde düzenlenmesinin zorunlu olmadığını,  adi yazılı şekilde de düzenlenebileceğini, kanuni hükümler çerçevesinde temlik işleminin davalıya bildirilmesi gerekmediği gibi  apostilli resmi bir temlik sözleşmesi sunma gereği de olmadığını, buna rağmen dosyaya yetkili kişilerce imzalandığını gösterir apostilli sözleşme ve imza sirküleri sunulduğunu ve bilirkişi raporunun da sabit gördüğü gibi alacağın ödenmediğinin ispatlandığını beyanla hukuka aykırı yerel  mahkeme kararının istinaf yoluyla kaldırılarak haklı davalarının kabulüyle davalının takibe vaki haksız ve kötüniyetli itirazlarının iptali ile takibin takip tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte devamına; %20’den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline, mahkeme ve istinaf masraf ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili katılma yoluyla sunduğu istinaf dilekçesinde: Yerel Mahkemenin maktu  olarak 4.080 TL vekalet ücretini kabul etmediklerini, davanın kaybedilmesi durumunda alacak miktarı üzerinden ücreti vekalet taktir olunacağı gibi % 20 icra inkar tazminatı talep ettiğimiz halde bunu da karar verilmemesinin hatalı olduğunu,  müvekkillerinin iş yerine ve evine haciz işlemleri uygulanmış bir kısım taşınmaz malları muhafaza altına alındığını ve  İcra Marifeti ile satıldığını, bu konuda talep hakları saklı kalmak kaydı ile  ve maddi ve manevi tazminat davası açma haklarını saklı tuttuklarını, davacının yasal apostilli bir temlik belgesi getirememiş olup yapılan havalelerin borç ödemesi için yapıldığını, davacının  hiç bir ticari belge defter fatura sunamadığını, hiç bir gümrük evrağı getiremediğini, yapılan kanuna karşı hile kanunun dolanmaktan ibaret yasal unsurları taşımayan temlikname ile davanın reddi kararı doğru ise de  icra inkar tazminatı ile nispi vekalet ücretine karar verilmemesi nedeniyle mahkeme kararının bu kısımları düzeltilerek onanmasını, istinaf yoluyla  haklı taleplerinin  kabulüyle davacıya % 20’den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının ve nispi vekalet ücretine karar verilmesini  talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, alacağın temliki sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince  istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, alacağın temliki sözleşmesinin geçerli olup olmadığı , davalı yararına maktu vekalet ücreti takdir edilmesinin ve icra inkar tazminatına hükmedilmemesinin yerinde olup olmadığı noktasındadır.  Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu ve dava dışı ... hakkında,  İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında,  200.000 USD asıl alacağın ve 79,45 USD işlemiş faizin tahsili istemiyle 21.11.2017 tarihinde ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur. Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. Dava dışı ... ile davacı arasında temlik sözleşmesi imzalanmış olup, sözleşmenin dosyaya sunulan Türkçe tercümesine göre 2.maddesinde \"temlik eden Libya'da kurulu bulunan ... şirketi, ... Ltd Şti ve şirketin hissedarı müdürü ...'den müşterek ve müteselsil olarak alacaklı olduğunu ve bu alacaklarından, 1 Ekim 2016 tarihi itibari ile 200.000 USD tutarındaki alacağını, geri dönülemez şekilde temlik ve devir etmiştir\"; 3.maddesinde \"Temlik eden, işbu sözleşme tarihinde mezkur kişiler ve şirketten 200.000 USD alacağı bulunduğunu, işbu alacakların borçluların ... Bankası hesabına, 23.09.2014 tarihinde 100.000 USD ve 24.09.2014 tarihinde 100.000 USD olarak iki seferde transfer edilip dekontlarının işbu sözleşme ekinde sözleşmenin ayrılmaz parçası olarak bulunduğunu ve temlik ettiği kısımda herhangi bir tehdit veya hesabın daha önce başkasına temlik edilmediğini kabul ve beyan eder.\" düzenlemesi mevcuttur.Dosya kapsamından davalı ile dava dışı ... arasında ticari ilişki bulunduğu, dava dışı şirket tarafından davalıya para gönderilmiş olduğu  ihtilafsızdır. Davacı tarafça, 6100 sayılı HMK'nın 223.maddesi uyarınca dava dışı şirket tarafından davalıya yapılan ödemelere ilişkin swift kaydının tercümesi ibraz edildiği gibi  bu ödemelerin, davalının dosya kapsamına alınan banka kayıtlarında da yer aldığı anlaşılmıştır. Davalı, bu paranın gönderilmesinden sonra dava dışı şirkete mal tesliminin yapıldığını ancak teslim edilen malların bedelinin, gönderilen paranın çok üzerinde olması nedeniyle alacaklı olduğunu savunmuş olup, bu savunmaya göre dava dışı şirket tarafından davalının banka hesabına yapılan 200.000 USD tutarındaki havalenin ithalat amacıyla verilen avans niteliğinde olduğu açıktır. Davalı şirkete ait ticari defterler bilirkişi aracılığıyla incelenmiş olup, dava dışı şirket tarafından yapılan ödemelerin davalı defterlerinde kayıtlı olduğu, davalının mal teslimi yapıldığına ilişkin savunmasında belirttiği ihracatların ... şirketine yapılmayıp, üçüncü kişilere yapıldığı anlaşılmıştır. Gerek dava dışı şirket ile davalı arasındaki alım satım ilişkisi, gerekse davalıya gönderilen havale bedeline ilişkin alacağın temliki sözleşmesi bakımından somut olayda yabancılık unsuru bulunmaktadır.  Yabancılık unsuru bulunan bu tür davalarda uyuşmazlığın çözülmesinde, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun (MÖHUK) 1 ve 2. maddeleri hükümleri uyarınca uygulanacak hukuku, hakim, Türk Kanunlar ihtilafları kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re'sen saptayacak ve gerektiğinde yetkili yabancı hukukun muhtevasını tespitinde tarafların yardımını isteyebilecektir (Yargıtay 11 HD, 05.06.1990 tarih, 1990/3552-1990/4774 E.K sayılı ilamı). MÖHUK'un  \"sözleşmeden doğan borç ilişkilerinde uygulanacak hukuk\" başlıklı 24. Maddesi \"(1) Sözleşmeden doğan borç ilişkileri tarafların açık olarak seçtikleri hukuka tâbidir. Sözleşme hükümlerinden veya hâlin şartlarından tereddüte yer vermeyecek biçimde anlaşılabilen hukuk seçimi de geçerlidir... (4) Tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları hâlinde sözleşmeden doğan ilişkiye, o sözleşmeyle en sıkı ilişkili olan hukuk uygulanır. Bu hukuk, karakteristik edim borçlusunun, sözleşmenin kuruluşu sırasındaki mutad meskeni hukuku, ticarî veya meslekî faaliyetler gereği kurulan sözleşmelerde karakteristik edim borçlusunun işyeri, bulunmadığı takdirde yerleşim yeri hukuku, karakteristik edim borçlusunun birden çok işyeri varsa söz konusu sözleşmeyle en sıkı ilişki içinde bulunan işyeri hukuku olarak kabul edilir. Ancak hâlin bütün şartlarına göre sözleşmeyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması hâlinde sözleşme, bu hukuka tâbi olur.\" düzenlemesini içermektedir.  Somut olayda dava dışı şirket ile davacı arasındaki alacağın temliki sözleşmesinde uygulanacak hukuk, Türk hukuku olarak belirlenmekle birlikte dava dışı şirket ile davalı arasındaki alım satım ilişkisinde herhangi bir seçimde bulunulmadığı anlaşılmakla uygulanacak hukukun tespiti için devir işleminin temelinde yer alan sözleşmenin göz önüne alınması gerekir. Buna göre dava dışı şirket ile davalı arasındaki alım satım ilişkisinde ticari ilişkinin mahiyeti, daha sıkı ilişkili hukukun Türk Hukuku olması, karakteristik edim borçlusunun davalı ... olması nedeniyle temlik sözleşmesi bakımından da uygulanacak hukuk, Türk Hukukudur. Alacağın temliki 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 183-194. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, TBK’nun 183. maddesinde ;“Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir. Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez.” hükmü mevcuttur. Anılan düzenlemeye göre alacağın devrinden borçlunun haberdar olmasına gerek yoktur. TBK'nın 184/1.maddesi uyarınca alacağın devrinin geçerliliği için adi yazılı şekil yeterli olup, somut olayda davaya konu alacağın temliki sözleşmesi, Ürdün vatandaşı gerçek kişi ile Libya'da kayıtlı ticaret şirketi arasında düzenlenmiş özel bir belge niteliğinde olduğundan HMK'nın 224.maddesi uyarınca sözleşmenin apostil şerhi ile onaylanmasına gerek yoktur. Davacı tarafça dosyaya noter onaylı aslı ve Türkçe tercümesi sunulan Libya Devleti Adalet Bakanlığı'na ait \"özel vekaletname\" başlıklı belgede, ... şirketinin yetkilisi bildirilmiştir. Ayrıca davacı tarafça, ... şirketinin yetkilisinin imza sirkülerine ilişkin Libya Devleti Bingazi Ticaret Sanayi ve Tarım Odası'na ait Arapça yazılı ve Türkçe tercümeli belge sunulmuştur. Yabancı devlet makamlarınca hazırlanan resmî belgelerin, Türkiye’de bu vasfı taşıması için HMK'nın 224.maddesi uyarınca belgenin verildiği devletin yetkili makamı veya ilgili Türk konsolosluk makamı tarafından onaylanması gerekmekte olup, davacıdan, Libya Devleti Bingazi Ticaret Sanayi ve Tarım Odası tarafından tanzim edilen belgenin apostil şerhli aslının ibrazı  istenerek inceleme yapılması gerekirken ilk derece mahkemesince eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Diğer yandan, alacağın devri borçlunun durumunu etkilemeyeceğinden borçlu, hangi koşullarda devreden alacaklıya borçlu ise bu koşullar aynen devam eder. Ancak alacaklı ile borçlu arasındaki sözleşmede temlik yasağı bulunması ya da temlikin borçlunun rızasına bağlanmasına rağmen  borçlunun rızasının bulunmaması hâlinde alacağın temliki borçluya karşı ileri sürülemez. Bunun dışında borçlu da devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları (def'iler), devralana karşı ileri sürebilir (TBK m. 188/1). Bu kapsamda borçlu, alacağın doğmadığı veya ibra, ifa vb. nedenlerle sona erdiğini ileri sürebileceği gibi alacağın dayandığı borç ilişkisinin geçersiz olduğu, taraflardan birinin fiil ehliyetinin bulunmadığı, devri yapanın tasarruf yetkisine sahip olmadığı gibi itirazlarda bulunabilecektir. (Yargıtay 19. HD'nin 2015/1159 Esas ve 2015/12752 Karar sayılı kararı,  Oğuzman, Öz, s. 585) Somut olayda, Mahkemece, temlik sözleşmesindeki imzanın .... Şirketi yetkilisine ait olup olmadığının apostil şerhli bir belge ile ispatlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş  ise de davalı tarafça, temlik sözleşmesinin sıhhatine itiraz edilmiş olup, temlik edenin eldeki dava taraf olmadığı gözetildiğinde uyuşmazlığın, temlik eden olmadan çözülmesi mümkün değildir. Bu durumda davalıya, temlik edeni taraf göstererek birleştirme istemli bir dava açmak üzere süre verilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken mahkemece eksik incelemeyle yazılı şekilde  karar verilmesi doğru olmamıştır. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın işaret edilen hususlarda yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine , kaldırma sebebine göre davalı vekilinin istinaf başvurusunun bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR:Yukarıda açıklanan nedenlerle:  1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, 2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine, 3-Kararın kaldırılma sebebine göre davalı vekilinin istinaf başvurusunun bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcı ile istinaf başvuru harcının istemi halinde kendisine iadesine, 4-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca  kesin olarak oy birliğiyle karar verildi12/06/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e8a1862bbed48ea7","SID":"c06965d03f17a9f3"}}