{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/2176 <br>KARAR NO: 2025/739<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 13/07/2021<br>NUMARASI: 2019/296 Esas -  2021/548 Karar<br>DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 29/05/2025<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı  vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile davalı aleyhine yapılan ilamsız icra takibine davalı tarafından itiraz edildiğini ve takibin durduğunu, arabuluculuk yoluna başvurulduğunu ancak anlaşma sağlanamadığını, müvekkili ile davalı arasında konveyör bant vb gibi makina ve aksamı satışı sonucunda cari hesapta davalının 44.176,46 TL borcunun kaldığını, davalı ile yazışmaların yapıldığını ve müvekkilinin ifa yükümlülüğünü yerine getirdiğini, gerekli faturaları düzenleyerek davalıya gönderdiğini, davalı ile borcun doğumundan sonra yapılan 05/11/2018 tarihli yazışmalarda ise vadesi geçen borcun ödenmesinin ihtar edildiğini, borcun ödenmediğini, bu nedenli İstanbul ...İcra Müdürlüğü ... esas sayılı dosyası ile ilamsız takip başlatıldığını, davalının takibe itiraz ederek takibi durdurduğunu, itirazın kötü niyetli olduğunu ve %40'dan az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini iddia ederek; davanın kabulü ile itirazın iptalini ve takibin devamını, %40'dan az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın iddialarının asılsız olduğunu, müvekkili ile davacı arasındaki satış sözleşmesine göre malların tesliminden sonra malların bedelini ödeyeceklerini, söz konusu bedele denk olan malların hiçbir zaman müvekkiline teslim edilmediğini, davacının borcunu ifa etmemiş olmasına rağmen üzerinde müvekkilinin imzası olmayan faturalar ile kötü niyetle icra takibine başladığını, takibe konu faturaların incelendiğinde faturaların üzerinde müvekkilinin imzasının bulunmadığının anlaşılacağını, ürünlerin teslim edilmediğini, borcun muaccel hale gelmediğini, sunulan cari hesap ekstresinde müvekkilinin imza ve kaşesinin bulunmadığını savunarak; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davanın reddini, haksız icra takibi karşısında alacak miktarının %20'sinden az olmamak tazminat ödenmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacının üzerinde bırakılmasını talep ve  etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"Davaya konu edilen İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasının incelenmesinde, davacını 13/10/2018 tarihli 5.807,96 TL tutarlı ve 25/07/2018 tarihli 39.442,68 TL tutarlı faturaların toplam 45.249,96 TL asıl alacak ve işlemiş faiz alacağının tahsili için davalı borçlu hakkında icra takibine giriştiği, davalının itirazı üzerine takibin durduğu ve davacı vekilinin \"1\" yıllık hak düşürücü süre içerisinde itirazın iptali davası açtığı anlaşılmaktadır. Mahkememizce Mali Müşavir Bilirkişi marifetiyle davacı şirketin ticari defterleri üzerinde inceleme yapılmıştır. Yapılan inceleme ile davacı yan ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, sahibi lehine delil niteliği taşıdığı, incelenen defter kayıtlarında takip tarihi itibarı ile davacının davalıdan 44.176,46 TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Ancak fatura muhteviyatının davalıya teslim edildiği ispat edilmemiştir. Talimat mahkemesi marifetiyle davalı yan ticari defterleri üzerinde yapılan incelemede ise davalı yanın ticari defter kayıtlarının usulüne uygun olduğu ve sahibi lehine delil vasfı taşıdığı, takibe konu edilen faturadan kaynaklı olarak bakiye 43.212,46 TL borcu olduğu tespit edilmiştir. Bu durumda davacının davalı yan defterlerinde kayıtlı olan tutarın üzerinde kalan alacağını ispat etmesi gerekir. Ancak davacı davalı yanın ticari defterlerinde kayıtlı olan alacağının üzerinde bir alacağı olduğu ispat edememiş olup davanın kısmen kabulüne , ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemenin hükmünü dayandırdığı ve davalıya ait ticari defter ve kayıtlar üzerinde yapılan inceleme sonuçlarını yansıtan 15.04.2021 tarihli bilirkişi raporunda, faturalarda bant ürünlerinin teslim eden ve teslim alana ait bilgiler yer almadığı, dosya içinde bant ürünlerinin sevkine dair sevk irsaliyesi bulunmadığı, bu itibarla davalının fatura konusu ürünleri teslim alıp almadığının belirlenemediği değerlendirilmiş, yine davacı taraf ticari defterlerinin incelendiği 28.02.2020 tarihli bilirkişi raporunda da dava konusu faturalarda yer verilen ürünlerin davalı tarafa teslim edildiğine dair herhangi bir yazılı delil bulunmadığı tespit ve tayin edildiğini, bu kapsamda cevap dilekçesinde fatura konusu ürünlerin davalıya teslim edilmediği ısrarla ileri sürüldüğü ve bilirkişi raporlarında da teslim yönünde hiçbir yazılı belgenin bulunmadığı belirlendiği halde yerel mahkeme salt faturalar üzerinden sonuca giderek davacının davasını kısmen kabul etmiş halbuki fatura konusu malların hiçbir zaman davalıya teslim edilmediğini, davacı taraf satıcı konumunda olmasına rağmen borcunu ifa etmemiş, buna rağmen üzerinde davalı imzası olmayan faturalar ile kötü niyetle icra takibine başladığını, mahkeme kararının aksine sırf ticari defter kayıtlarında müvekkil şirketin borçlu olarak görülmesi, böyle bir ödemenin müvekkile yükletilmesi anlamına gelmediğini, zira salt fatura düzenlenmesi ve bu faturanın ticari kayıtlara işlenmesi, fatura konusu malın teslim edildiği veya hizmetin ifa edildiğini tek başına göstermeyeceğini, dosyaya sunulan 28.02.2020 tarihli bilirkişi raporunun 5. sayfasında; “faturaların ve muhteviyatlarındaki muhtelif Bant ürünlerinin davacı yan tarafından davalı yana teslim edildiğinin ispata muhtaç olduğu, kanaatine tarafımızdan varılmıştır.” şeklinde değerlendirme yapılmış, dosyamıza sunulan 15.04.2021 tarihli bilirkişi raporunda da aynı doğrultuda, \"Davacı tarafça davalı tarafa düzenlenen dava konusu faturalar incelendiğinde, faturadaki bant ürünlerini teslim eden ve teslim alana ait bilgiler yer almadığı ve dosya içerisinde bant ürünlerinin sevkine dair sevk irsaliyesi v.b. Evrak olmadığından faturadaki bant ürünleri, davacı tarafça davalı tarafa teslim edilip edilmediği tespit edilememiştir.\" yönünde kanaat dile getirildiğini, dolayısıyla her iki raporda yer verilen değerlendirmelerden de anlaşılacağı üzere, davacı tarafın fatura karşılığı malları davalı şirkete teslim ettiğine dair somut hiçbir delil dosya kapsamında bulunmadığını, bu durumda yerel mahkemece davanın reddi gerekir iken salt faturalar gerekçe gösterilerek davanın kabulü yoluna gidilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davalının imzasını taşımayan tek taraflı olarak tanzim edilmiş faturalar davalının borçlu olduğuna dair kanıt olamayacağını, faturanın imzalanmamasının sebebi davacı şirketin borcunu ifa etmemiş yani malları teslim etmemiş olması olup keza her iki bilirkişi raporunda da faturaların ve malların davalıya teslim ediliğinin ispat edilmesi gerektiğinin belirtildiğini, emsal yargıtay kararlarının da bu doğrultuda olduğunu,  mahkemece davalı aleyhine hükmedilen icra inkar tazminatının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, kabul anlamına gelmemek ve önceki beyanlarla çelişmemek kaydıyla; davacı tarafça başlanan icra takibine konu edilen asıl alacağın doğru olmadığı, takip öncesi işletilmiş faizin hukuka aykırı olduğu ve takipte belirlenen faiz oranının da yanlış olduğu  mahkemece tespit edilmiş mahkemenin bu tespitinin davalının icra takibine vaki itirazının haklı ve yerinde olduğunu gösterdiğini buna rağmen davalı aleyhine alınan icra inkar tazminatı ödeme kararı ise yerel mahkemenin kendi gerekçeleri ile çeliştiğini, zira davacının, ticari kayıtlarda tespit edilenden fazlaca bir alacak iddiasıyla icra takibi başlatmış olduğu, kesin vade veya temerrüt ihtarnamesi mevcut olmamasına rağmen takip tarihinden önce faiz tahakkuk ettirerek faiz alacağı talebinde bulunduğu ve 3095 sayılı yasaya aykırı olarak %19,50 oranında faiz alacağı istediği anlaşılmış dolayısıyla davalı tarafından gerçekleştirilen itirazın haklı ve yerinde olduğu belirlenerek icra inkar tazminatı talebinin reddi gerekir iken yanılgılı değerlendirme ile aksine bir karar verilmesi yasaya, hukuka ve istikrar kazanmış içtihatlara aykırılık oluşturduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, ticari satım sözleşmesine dayalı faturadan kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, faturalara konu malların teslim edilip edilmediği noktasındadır. Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında, İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında, \"fatura\" sebebine dayalı olarak 45.250,64 TL asıl alacağın 3.393,16 TL işlemiş faizi ile birlikte tahsili istemiyle 22/01/2019 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. Mahkemece uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222/2,3. Maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca usulüne uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. Bilirkişi aracılığıyla incelenen davacı ticari defterlerine göre, takip tarihi itibariyle davalıdan 44.176,46 TL alacaklı durumdadır. Davalı ticari defterlerine göre ise, davacının takibe konu faturalar dahil tüm faturaları davalının kayıtlarında yer almakta olup, 2.038,18 TL ödeme kaydından sonra takip tarihi itibariyle davacıya 43.212,46 TL borçlu görünmektedir. Söz konusu 2.038,18 TL ödeme kaydı dışında taraf defterleri mutabıktır. Davalı kendi ticari defterlerinde davacıya 43.212,46 TL borçlu olup, kendi ticari defterlerindeki kaydın aksini ispat edemediğinden ilk derece mahkemesince davanın hükümde yazılı olduğu gibi kısmen kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. İİK'nın 67/2. maddesi, itirazın iptali davasında, borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu (...) diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir, şeklindedir. Buna göre, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe konu alacağın likit olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut olduğunda ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Eldeki davada, dava konusu fatura alacağı likit (belirlenebilir) olup, kabul edilen alacak miktarı üzerinden davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesinin şartları oluşmuş bulunmaktadır. HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.<br>KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 737,96 TL harcın, alınması gerekli olan 2.951,84 TL harçtan mahsubu ile bakiye 2.213,88 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 29/05/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d9274950a24b058d","SID":"cf7247ee01ca68a9"}}