{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1547 <br>KARAR NO:2025/696<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:31/05/2021<br>NUMARASI:2019/226 Esas 2021/351 Karar<br>DAVANIN KONUSU:Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:18/06/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi; <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesi ile; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 26/09/2009 tarihli hizmet sözleşmesi akdedildiğini, sözleşme uyarınca müvekkili şirketin davalı firmaya organizasyon danışmanlığı hizmeti, sosyal medya ve kurumsal ilişkinler yönetim hizmeti, marka iletişim hizmeti, rezervasyon hizmeti vereceği noktalarında anlaşıldığını, müvekkili şirket tarafından ayrıca marka tanıtım etkinlikleri planlama ve saha uygulamaları, tanıtım elamanları tedariki, endüstriyel tarım hizmetleri ve üretimleri, marka ve logolara ait tüm kreatif tasarım hizmetleri ve uygulamaları gibi hizmetlerin de hizmet ilişkisi boyunca sürekli olarak sağlandığını, davalı tarafından müvekkili şirketin vermiş olduğu bu hizmetler karşılığında hizmet bedelinin ödendiğini, 31/05/2017 tarihine kadar %10 olan hizmet bedelinin davalının talebi ile 31/05/2017 tarihinde yapılan protokol ile %8.75' e düşürüldüğünü, her ne kadar davalı tarafından müvekkili firmaya 15/08/2017 tarihinde keşide edilen Bakırköy ... Noterliğinin ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile 15/09/2017 tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde 26/09/2009 tarihli hizmet sözleşmesinin feshedildiği bildirilmiş ise de tarafların bu bildirimden sonra da çalışmaya devam ettiklerini, 30/04/2018 tarihinden itibaren sözleşmenin davalı tarafından tek taraflı ve haklı sebebe dayanmaksızın feshedildiğini, uzun yıllardan beri devam etmekte olan hizmet ilişkisinde davalı tarafa büyük kazanımlar sağlamış olan müvekkili şirket hakkında herhangi bir olumsuz geri dönüş olmaksızın sözleşmenin feshinin haksız fesih olmakla ticari örf ve adetlere de aykırı olduğunu, sözleşmenin bu şekilde haksız feshinin Türk Medeni Kanununun 2.maddesine ev hukukun genel ilkelerine gölge düşürdüğünü, müvekkili şirketin yükümlülüklerini başarıyla yerine getiriyor olması, davalı şirketin güncel konumuna gelmesindeki rolü ve hakkında herhangi bir olumsuz geri dönüş olmaması karşısında davalı tarafından yapılan haksız fesih sebebiyle müvekkilinin kayıpları olduğunu, bu nedenlerle fazlaya ilişkin alacak ve hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL mahrum kalınan kar alacağının işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 50.000,00 TL denkleştirme tazminatının işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesi ile;  davacının denkleştirme tazminatına yönelik herhangi bir hukuki talep hakkının bulunmadığını, taraflar arasında standart bir hizmet sözleşmesi imzalandığını, TTK' da belirtildiği şekilde bir acentelik, distribütörlük veya temsil ilişkisinin kesinlikle söz konusu olmadığını, bu nedenle davacının talep ettiği denkleştirme tazminatının hiçbir hukuki ve akdi temele dayanmadığını, davacının sözleşmenin haklı sebebe dayanmaksızın feshedildiği yönündeki iddialarının asılsız olduğunu, her iki tarafın da borçlar hukukunda benimsenen sözleşme serbestisi ilkesi çerçevesinde mutabık kalarak sözleşme ile birbirlerine fesih hakkı tanıdığı  göz önüne alındığında davacının haklı neden arayışında olma halinin hukuki açıdan son derece mesnetsiz ve dayanaksız olduğunu, söz konusu fesih hakkında davacının 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 2.maddesinde yer alan dürüştlük kuralına aykırı olduğu ve beraberinde ticari örf ve adete ters düştüğü iddiasının da hukuki açıdan kabul edilebilir olmadığını, davacı tarafın iddialarının hukuki dayanaktan yoksun ve mesnetsiz olduğunu, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece; \" ...Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde; taraf şirketler arasında 26/09/2009 tarihinde hizmet sözleşmesinin imzalandığı, davacı şirketin sözleşmenin 2. maddesi uyarınca organizasyon hizmeti vermesinin edim olarak kararlaştırıldığı, bunun karşılığında davalı şirketin organizasyon hizmetinin bedelini ödemeyi üstlendiği, sözleşmenin 2.5. maddesinde açıkça davacı şirketin sözleşmesinin imzalanmasıyla birlikte davalı şirketin yetkilisi, temsilcisi veya acentesi olmadığının belirtildiği, hatta bu anlamda yanlış anlaşılmalara sebebiyet verebilecek tüm eylem ve davranışların kabul edilmeyeceğinin de sözleşmede yazıldığı tespit edilmiştir.Davacı, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin acentelik sözleşmesi olduğunu iddia ederek TTK m.102. uyarınca denkleştirme tazminatı talebinde bulunurken, davalı taraf davacı ile aralarında hizmet sözleşmesinin bulunduğunu savunmaktadır. TTK 102/1. maddesi hükmü uyarınca, ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir.Somut olay bakımından taraflar arasında acentelik sözleşmesi adı altında imzalanmış bir sözleşme yoktur, bu konuda davacı tarafından sunulmuş bir delil de bulunmamaktadır.Dosyaya delil olarak sunulan ve acentelik ilişkisi olduğu iddia edilen 26/09/2009 tarihli hizmet sözleşmesinde; acentelik sözleşmesinin asli unsurlarından olan belirli bir yer veya bölgede davacıya münhasır satış yetkisi verilmediği, yine davalı şirket adına sözleşmelere aracılık edilmesi veya sözleşmelerin davalı adına akdedilmesi konusunda davacı şirkete herhangi bir hak ve yetki tanınmadığı, bu kapsamda verilmiş, tescil ve ilan edilmiş bir yetki belgesinin de söz konusu olmadığı, davacı şirkete tekel hakkının da verilmediği açık olup acentelik sözleşmesi akdedildiğinden bahsedilmesi mümkün değildir. Kaldı ki, anılan sözleşmenin 2.5. maddesinde yukarıda değinildiği üzere, davacı şirkete böyle bir yetkinin verilmediği, bu anlama gelebilecek ve yanlış anlaşılmaya mahal verecek tüm tutum ve davranışların da açıkça kabul edilmeyeceği düzenlenmiştir. Bu halde, davacı şirketin akdi ilişkinin acentelik ilişkisi olduğuna yönelik beyanlarına itibar edilmemiş, hem TTK' nın 102 vd. maddelerindeki hükümler hem de sözleşme ile üstlenilen edimlere bakıldığında, taraflar arasında ticari hizmet sözleşmesi ilişkisinin bulunduğu anlaşılmıştır. Açıklanan nedenler karşısında, davacı tarafın TTK 102. vd. maddesi uyarınca akdi ilişkinin acentelik olduğu iddiasına dayanarak talep etmiş olduğu denkleştirme tazminatı talebi yerinde görülmemiştir. Esasen, sözleşmede böyle bir denkleştirme tazminatına yönelik hiçbir düzenleme de bulunmamaktadır.Davacı taraf sözleşmenin haksız feshedilmesi nedeniyle mahrum kalınan kar alacağının da tahsilini istemekte, özellikle haksız feshe yönelik olarak davalının sebep göstermeden sözleşmeyi feshetmesinin TMK 2. maddesi uyarınca dürüstlük kuralına aykırı olduğu iddiasına dayanmaktadır. Anılan kanun hükmü, \"Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.\" ilkesini düzenlemektedir.Ne var ki, taraflar arasındaki sözleşmenin 1.maddesinde sözleşmenin imzalanmasıyla birlikte hüküm ve sonuç doğuracağı ve taraflarca fesih edilene kadar geçerli olacağının kararlaştırıldığı, bu kapsamda hizmet sözleşmesinin süresiz şekilde yapıldığı, yine sözleşmenin 5.4. maddesi ile tarafların sözleşmeyi tek taraflı olarak ve bir ay önceden yazılı bildirimde bulunmak suretiyle her zaman ve herhangi bir nedene dayanmaksızın kar kaybı, tazminat, bakiye hizmet bedeli de dahil olmak üzere herhangi bir bedel ödemeksizin fesih edebileceklerinin düzenlendiği,  davalı şirket tarafından sözleşmedeki fesih hükümlerine uygun şekilde hareket edildiği ve gereken ihtarların noter kanalıya yapıldığı, davacının sözleşmenin keyfi olarak feshedildiği yönündeki iddialarını  ispatlayamadığı gibi, herhangi bir neden göstermeden ve her zaman her iki tarafa da sözleşmeyi fesih yetkisinin tanındığı, sözleşme kapsamında ve tanınan imkanlar doğrultusunda sözleşmeyi fesih hakkını kullanan davalının, kötü niyetli olduğunun veya hakkını kötüye kullandığının kabul edilemeyeceği, o halde sözleşme ile taraflara fesih konusunda serbesti tanıyan ve bu anlaşma doğrultusunda sözleşmeyi fesheden, işbu sözleşme koşularını ve sözleşmedeki anılan fesih yetkisini kabul eden, başka bir anlatımla sözleşmeyle bağlı olan davacı tacirin basiretli hareket etme sorumluluğu kapsamında herhangi bir kar kaybını da isteyemeyeceği \" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece değerlendirme yapılırken yalnızca sözleşme ile bağlı kalınması ve davalı adına davacı tarafından yapılan işlemlerim değerlendirilmemesi hatalı olduğunu,  davalının satışını yaptığı ürünlerin market içderisindeki yerleşiminin sağlanması ve tanıtımının yapılması için müvekkil firma, davalının sevk ve idaresinde hareket etmek üzere eleman istihdamı yaptığını, istihdamı yapılan bu personeller, her ne kadar müvekkil şirket bordrosunda görülmüş ise de asıl işverenleri davalı şirket olduğunu, davalının isim ve logosunu taşıyan kıyafetler ile, yine davalının sevk ve idaresinde hizmet verdiğini, her ne kadar bu kişiler müvekkil firma bordrosunda görünmekte iseler de esasen davalı adına çalıştıklarını, burada yapılan iş, ajans/organizasyon faaliyetlerini aşan, müvekkilin davalı adına sözleşme yaparak istihdam sağladığı bir iş olduğunu, personeller davalı ... şirketinin kendisi için belirlemiş olduğu yerlerde, ... personeli olarak, yine bu şirketin emir komutası dahilinde çalıştığını, müvekkil şirketin bu personeller üzerinde sevk ve idare yetkisinin olmaması bile bu işlemlerin tanıtım faaliyetleri kapsamında müvekkil bünyesinde gerçekleştirilmediğini gösterdiğini, müvekkil firmanın davalı için yaptırmış olduğu iş ve üretimler, davalıyı temsilen hareket ettiğinin ve dolayısıyla müvekkil firmanın acente olduğunun göstergesi olduğunu, her ne kadar sözleşmede münhasırlık yoksa da davalı çok uzun süre müvekkil harici hiç bir firma ile çalışmadığını, Sözleşmede belirlenen fesih süresi, haklı fesih anlamına gelmediğini, sözleşmenin bu şekilde haksız feshi, Türk Medeni Kanununun 2. Maddesine ve hukukun genel ilkelerine gölge düşürdüğünü  belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;Dava, taraflar arasındaki sözleşmesinin davalı tarafça tek taraflı feshi nedeniyle mahrum kalınan kar kay tazminatı ile denkleştirme tazminatı istemine ilişkindir.Dosya kapsamına göre ; davalı şirketin ürün yelpazesinin tanıtım ve pazarlamasının yapılması, marka bilinirliğinin arttırılması ve pazar payının arttırılması için taraflar arasında 26.09.2009 tarihli “Hizmet Sözleşmesi” düzenlendiği, davalı tarafından davacı firmaya 15 Ağustos 2017 tarihinde keşide edilen Bakırköy ...Noterliğinin ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile 15 Eylül 2017 tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde 26.09.2009 tarihli hizmet sözleşmesinin feshedildiği bildirilmesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişki devam etmesi nedeniyle  davalı tarafından 23 Şubat 2018 tarihinde keşide edilen Beyoğlu ...Noterliğinin ...iye sayılı ihtarnamesi ile 30 Nisan 2018 tarihinden itibaren sözleşmenin  tek taraflı feshedildiği bildirilmiştir.Taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümleri incelendiğinde; Davacı ... şirketinin yükümlülükleri sözleşmenin 2.1 maddesinde belirtilmiş olup; hizmetin içeriğine ilişkin yükümlülükler; organizasyon danışmanlığı hizmeti, sosyal medya ve kurumsal ilişkiler yönetim hizmeti, marka iletişim hizmeti ve rezervasyon hizmeti verileceği kararlaştırılmıştır. Ayrıca sözleşmenin 2.5 maddesinde; işbu sözleşme’nin imzalanması ...’in ...’ın yetkilisi, temsilcisi, acentası olduğu anlamına gelmeyeceği, ... kendisini ...’ın yetkilisi, temsilcisi ve/veya acentası olarak tanıtmaktan imtina edecek bu yönde yanlış anlamalara mahal vermeyeceği,  2.6 maddesinde ise  ..., Markalar'a ilişkin vereceği hizmet ile ilgili, sınırlı ve münhasır olmayan bir kullanım hakkına sahip olduğu kararlaştırılmıştır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 122. maddesi uyarınca denkleştirme tazminatı yalnızca kanunda sayılı hallerde acente ve hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi halinde bu kişiler tarafından talep edilebilmektedir. Somut olayda, taraflar arasında acentelik ilişkisi bulunmadığı, mahkemenin kararında ifade edildiği gibi taraflar arasında imzalanan sözleşmede belirli bir yer veya bölgede davacıya münhasır satış yetkisi verilmediği,yine davalı şirket adına sözleşmelere aracılık edilmesi veya sözleşmelerin davalı adına akdedilmesi konusunda davacı şirkete herhangi bir hak ve yetki tanınmadığı, bu kapsamda verilmiş, tescil ve ilan edilmiş bir yetki belgesinin de söz konusu olmadığı, davacı şirkete tekel hakkının da verilmediği gibi sözleşmenin 2.5 maddesinde açıkça davacı şirketin hizmet sözleşmesinin imzalanmasıyla birlikte davalı şirketin yetkilisi, temsilcisi veya acentesi  olmadığı, davacı şirkete böyle bir yetkinin verilmediği, bu anlama gelebilecek ve yanlış anlaşılmaya mahal verecek tüm tutum ve davranışların da açıkça kabul edilmeyeceği kararlaştırılmış olduğu gözetildiğinde taraflar arasındaki ilişkinin hizmet ilişkisi olduğu, bu itibarla TTK 122.Maddesinde düzenlenen şartlar gerçekleşmediğinden denkleştirme tazminatı talebinin reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık görülmemiştir. Müspet zarar (olumlu zarar) sözleşme tam olarak ifa edilmiş olsa idi alacaklının mal varlığının oluşacağı durum ile sözleşmenin ifa edilmemiş olması nedeniyle mevcut durum arasındaki farktır.Müspet zarar borcun ifa edilmemesinden kaynaklanmaktadır. Yani müspet zararın konusunu sözleşme gereği gibi ifa edilmiş olsaydı doğmayacak zararlar oluşturmaktadır.Mahrum kalınan kar da müspet zararın bir parçasını oluşturur. Borca aykırı davranış olmasaydı, alacaklının malvarlığının göstereceği artışa yoksun kalınan kar denir. Burada sözleşmenin ihlali malvarlığında meydana gelecek muhtemel bir artışı engellemiş, önlemiştir...Yoksun kalınan kar ya malvarlığının aktif kısmının artmamasından yada pasif kısmının azalmamasından meydana gelir (Prof. Dr. Fikret Eren, Dr. Ünsal Dönmez, Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Cilt III, s. 2261, 2261).Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22/02/2023 tarihli 2021/(15)6-874 E. 2023/118 K. sayılı ilamında; \"...Geçerli şekilde kurulmuş bir özel hukuk sözleşmesinde, tarafların sözleşmeye uygun hareket etmeleri, edimlerini sözleşmeye uygun olarak yerine getirmeleri, edimin ifasını imkânsız hâle getiren her türlü davranıştan kaçınmaları zorunludur. Tarafların sözleşmeyle üstlendiği borcun hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi hâlinde ifa etmeme sonucu meydana gelir. Borcun ifa edilmemesi hâli, somut olayda sözleşme tarihinde yürürlükte olan TBK'nın 112 ilâ 126 ncı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre “Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür”(TBK md.112). Esas itibariyle zarar, mal varlığında meydana gelen eksilmedir; fakat bu eksilme sahibinin iradesi dışında veya hiç olmazsa rızası bulunmaksızın meydana gelmiş olmadıkça zarar sayılmaz (Türk Hukuk Lûgatı: Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, C. I, s. 1247). Türk Borçlar Kanunu’nun 112 nci maddesi kapsamında tazmini istenilen yani sözleşmeden doğan zarar, müspet yahut menfi zarar olabilir. Müspet zarar; borçlu, edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır (Hâluk Tandoğan, Türk Mesuliyet Hukuku, İstanbul 2010, s. 426-427; Ejder Yılmaz, Hukuk Sözlüğü, Genişletilmiş 5. Baskı, s. 591). Müspet zarar, alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi hâlinde söz konusu olur; alacaklının ifaya ilişkin talep hakkının yerini müspet zararının tazminine dair talep hakkı almaktadır.Müspet zarar kapsamında kâr kaybı, kârdan mahrum kalma karşılığı meydana gelen zarardır ve sözleşmeyi kusuruyla fesheden taraftan istenir. Aslında kâr kaybı açısından kârdan yoksun kalan tarafın mal varlığında kusurlu fesihten önce ve sonra bir değişiklik mevcut olmaz. Burada kârdan yoksun kalan kusurlu fesih yüzünden mal varlığında ileride meydana gelecek çoğalmadan mahrum kalır.Menfi zarar ise; uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardır. Başka bir anlatımla, sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. Menfi zarar borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi yüzünden sözleşmenin hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkar (Tandoğan, s. 427). Burada alacaklının sözleşmenin hükümsüzlüğünden kaynaklanan zararının tazmini söz konusudur. Çünkü sözleşme fesih edilerek hükümsüz olduktan sonra tekrar sözleşmeye dayanarak borcun ifa edilmemesinden doğan zarardan söz edilemez; istenilecek zarar menfi zarardır. Başka bir anlatımla, genel olarak menfi zarar, sözleşmenin kurulmamasından veya geçerli olmamasından; müspet zarar ise, ifa edilmemesinden doğan zararı ifade eder (Fikret Eren, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 12. Baskı, İstanbul 2010, s. 482).\"Somut olayda, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 5.4 maddesinde, tarafların işbu sözleşmeyi tek taraflı olarak ve bir ay önceden yazılı bildirimde bulunmak suretiyle her zaman herhangi bir nedene dayanmaksızın ve kar kaybı, tazminat ve/veya kalan aylara ait hizmet bedeli de dahil herhangi bir bedel ödenmeksizin feshedilebileceği kararlaştırılmış ise de 4721 sayılı TMK'nun 2. maddesinde \"Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.\" hükmü ile hak ve borçların kullanımı ve ifasında da dürüstlük kurallarına uyulması gerektiğine işaret edilmiştir.Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2015/15206 E. 2016/4748 K. 27/04/2016 tarihli ilamı \"...Genel olarak kişiler, özel hukuk alanında diğer kişilerle olan ilişkilerini hukuk düzeni içinde kalmak şartıyla diledikleri gibi düzenler, diledikleri konuda, diledikleri kişiler ile sözleşme yapabilirler. Bu olanak, Borçlar Kanunu'nda öngörülen sözleşme özgürlüğü ilkesinin bir sonucudur ve Anayasa'nın 48. maddesi ile de teminat altına alınmıştır. Sözleşme özgürlüğü, sözleşmeyi yapma, sözleşmenin karşı tarafını seçme, sözleşmenin içeriğini düzenleme ya da değiştirme, sözleşmenin tabi olacağı şekli belirleme ve nihayet sözleşme ile bağlı kalmama, yani sözleşmeyi sona erdirme özgürlüğünü de içerir. Var olan bir sözleşmeyi sona erdirmenin yollarından birisi de, sözleşmenin feshidir.Dolayısıyla sözleşme özgürlüğü, sözleşmenin tek taraflı tasfiyesine yönelik olarak sona erdirilmesini amaçlayan fesih hakkını da içermektedir. Görüldüğü üzere, kural olarak kişinin sözleşmenin feshi yoluna gitme konusunda irade özerkliği sonucu takdir hakkı bulunmakla birlikte, feshin haksız olması halinde, karşı tarafın bundan doğan zararlarından sorumluluğunun da bulunacağı tabiidir.Dairemizin 22/10/2014 tarih, 2014/7542 E - 2014/16209 K. ilamında da belirtildiği üzere sözleşmede herhangi bir sebep gösterilmeksizin fesih hakkının bulunduğuna dair bir hüküm olması halinde dahi, sözleşmenin feshi için haklı bir sebebin bulunması gerekmektedir...\" şeklindedir.TMK'nın 2. maddesi gereğince, hak ve borçların kullanımı ve ifasında dürüstlük kurallarına uyulması gerekmekte olup, bu ilkeye somut dosyada olduğu gibi sözleşmenin yürütümü ve feshi sürecinde de uyulması gerekmektedir. Her ne kadar taraflar arasında sözleşmenin bir ay önceden yazılı bildirimde bulunmak suretiyle her zaman herhangi bir neden bildirilmeksizin tek taraflı feshedilebileceği  düzenlenmiş ise de Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2015/15206 E. 2016/4748 K. 27/04/2016 tarihli ilamında da belirtildiği şekilde haklı bir sebebin bulunması gerekmektedir. Bu durumda tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilerek  davalı tarafça tek taraflı sözleşmenin feshinin haklı nedene dayanıp dayanmadığının incelenmesi gerekmektedir. O halde mahkemece feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığı ve feshin sonucuna göre davacının varsa zararının miktarının (mahrum kalınan karar kaybına yönelik) tespiti gerekirken eksik inceleme ve hatalı değerlendirme neticesinde yazılı şekilde  karar verilmesi hatalı olmuştur. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, Dairemizin kararına uygun şekilde yargılama yapıldıktan sonra yeniden karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile, İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 31/05/2021 tarihli ve 2019/226 Esas 2021/351 Karar sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1.a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE, 3-Davacının tarafından yatırılan başvuru harcının Hazineye gelir kaydına, karar harcının istemi halinde davacıya iadesine, 4-Davacının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,5-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.18/06/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0f8c37fa6f35c673","SID":"1069eb2bca0a8b1d"}}