{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/478 <br>KARAR NO:2025/1119<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:04/11/2021<br>NUMARASI:2017/948 E. -  2021/775 K. <br>DAVANIN KONUSU:Tazminat,  Azil ve Kayyım Atanması<br>Taraflar arasındaki tazminat, müdürlükten azil, kayyım atanması talepli davanın ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacılar vekili  ve davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacılar vekili, dava dilekçesinde özetle;  dava dışı ... Şirketi'nin %50 hissesinin davacılar ...'ın eşi ve ...'ın babası olan ...'a,  %50 hissesinin ise davalıya ait iken davacıların murisinin 16/02/2016 tarihinde vefat ettiğini, şirketin sağlığında müteveffa tarafından münferit imzaları ile temsil ve ilzam edildiğini, müteveffanın vefat tarihi olan 16/02/2016 tarihinden itibaren şirketi müdür olarak tek başına davalının idare ettiğini, şirket sermayesinin 50.000,00-TL olduğunu, vefat hadisesinden sonra sözlü ve yazılı olarak defalarca şirketin müdürü olan davalıdan şirketin genel kurulunu toplantıya çağırması, şirketin gelir-gider hesapları, ayrıntılı mizan, bilanço ve karar defteri örnekleri gibi bilgi ve belgelerin davacılara verilmesi, dağıtılmayan kar paylarının dağıtılması, davacıların miras bırakanı ...'ın sağlığında olduğu gibi davacılardan birisinin şirkette aktif olarak görev alması ve müdür seçilmesi, şirketin çalışanları, önemli kontratları, iş ve faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgi ve belgelerin verilmesi, davalının genel kurul kararı olmadan keyfi olarak kendisine ayda 3.000,00 EURO maaş aldığından bahisle şirketin tüm gelirini avans olarak kendisine mal etmesinin sona erdirilmesi ve aldığı avansları şirkete iade etmesi, genel kurul tarafından müdürün maaşının belirlenmesinin istenildiğini, ancak bu güne kadar davalı tarafından şirket genel kurulunun toplantıya çağrılmadığını, kar paylarının dağıtılmasına karar verilmeyerek davacılara maddi baskı uygulandığını,  davalının, davacıların miras bırakanının sağlığında olduğu gibi  %50 oranında ortak olan davacılardan birisinin şirkette müdür olarak görev almasını kabul etmeyeceğini, eşitlik ilkesine uymayacağını söylediğini, şirketin çalışanları, önemli kontratları, iş ve faaliyetleri hakkında yeterli açıklama yapmadığını,  usulsüz olarak maaş alarak şirketin tüm gelirini avans olarak kendisine mal etmeye devam ettiğini, davalının müdürlük görevini hakkaniyete, özen ve bağlılık yükümlülüğüne, eşit işlem yapma borcuna, kanuna ve şirket sözleşmesine aykırı olarak yürütmekte, müdür yetkilerini kötüye kullanmakta, kendi kişisel çıkarlarını şirket menfaatinin önünde tutmakta, davacı ortaklara karşı maddi ve manevi şiddet uygulamakta olduğunu, davalı tarafından müdürlük sıfatının ve yetkilerinin kullanılmasının davacılar ve şirket için çekilmez hale geldiğini, murisinin vefatından sonra 16.02.2016 tarihinden 31.12.2017 tarihine kadar davalının 10,5 ay tek başına müdürlük yaptığını,  2016 yılı sonu itibariyle 352.423,59 TL. dağıtılabilir geçmiş yıllar karı bulunduğunu, davalının  şirket müdürü olarak genel kurulu toplamayarak ve kar dağıtımı kararı alınmasını engelleyerek davacıları zarara uğrattığını,  onların tek geçim kaynağını engelleyerek maddi şiddet uyguladığını,  çaresiz kalarak şirketteki hisselerini kendisine bedelsiz veya çok düşük bedelle devretmelerini amaçladığını, ihtara rağmen davalı şirket müdürü olarak görevini yapmayarak genel kurulu toplantıya çağırmayıp kar dağıtımı yapılmasını engellemek istediğini, davalının kötüniyetle genel kurul kararı olmadan şirketten kendisine 3.000,00 EURO maaş aldığını, kumaş ve iplik firmalarının mümessilliğini yapan, aldığı komisyon ücretleri ile faaliyetini sürdüren ve davalının beyanına göre sadece 1 çalışanı olan küçük bir şirketten bu kadar yüksek maaş almasının hakkaniyete, özen ve bağlılık yükümlülüğüne, eşit işlem yapma borcuna, kanuna ve şirket sözleşmesine aykırı olduğunu, TTK. 616/f maddesine göre müdürün ücretinin belirlenmesi genel kurulun devredilemez yetkisi kapsamında odluğunu, davalının genel kurulun toplanması ve müdürün maaşını belirlemesini engelleyerek, şirketin tüm gelirini genel kurul kararı olmadan kendine mal etmesinin kanuna aykırı olduğunu, davalının genel kurulun toplanmasını engelleyerek ve genel kurul bir maaş belirlemediği için keyfi olarak kendisinin belirlediği usulsüz maaşı da şirketin kayıtlarında verilen mizan ve bilançoda ücret ödemesi olarak göstermeyip avans olarak aldığını, şirkete ücret gideri olarak yazılmadığını,  ücret aldığından bahisle şirketin tüm gelirinin keyfi olarak avans şeklinde davalıya mal edilmesi TTK'nın 601. maddesinde öngörülen sermayenin geri ödenmesi yasağına da aykırı olduğunu, avans adı altında örtülü kar dağıtımı şeklinde alarak davacıları ve kurumlar vergisi ile stopaj yönünden amme alacağını ödemeyerek Devlet'i zarara uğrattığını, davalıya bu kadar yüksek ücret ödenmesi konusunda alınmış bir genel kurul kararı olmadığını, davacıların 27.09.2017 tarihli ihtarnamelerinde haksız olarak aldığı paraları tebliğden itibaren en geç 1 gün içinde şirkete iade etmesini davalıdan talep edildiğini,  ancak davalının  aldığı paraları iade etmediğini, bu nedenle şimdilik bu tutarın 85.934,00 TL'sinin  TTK. 555/1. madde gereğince davalıdan tahsili ile dava dışı  ... Şti.'ne ödenmesini talep ettiklerini, davalının  aynı usulsüzlükleri aynı ortaklık yapısındaki  dava dışı  ... Şti.'nde de yaptığını,  davalının verdiği  bilanço ve mizanın birbirini tutmadığını,  2016 yılı mizanına göre 2016 yılı içerisinde davalının şirkete 23.883,06 TL para verdiği veya şirket için harcama yaptığı gösterilerek şirketi kendisine borçlandırdığını,  31.12.2016 tarihli bilançosuna göre şirketin banka hesaplarında 214.434,89 TL  kasasında nakit olarak 7.22,89 TL. parası varken şirketin neden kendisine borçlandırdığını açıklayamadığını,  davalının  taşınmaz satış ve ipotek tesisi ile kambiyo senedi düzenleme yetkilerinin tedbiren kaldırılması  gerektiğini ileri sürerek,  davalının taşınmaz satış ve ipotek tesisi ile kambiyo senedi düzenleme yetkilerinin tedbiren kaldırılmasına, TTK'nın 630/2 maddesine göre haklı nedenlerle davalının ...'ndeki yönetim hakkı ve temsil yetkilerinin kaldırılmasına, şirket müdürlüğünden azline, şirkete kayyım atanmasına, davalının şirkete  verdiği zararın şimdilik 85.934,00 TL'sinin TTK'nın 555/1. maddesi gereğince davalıdan tahsili ile  ... Şti.'ne  ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle;  müvekkili ile davacıların miras bırakanı ...'ın  yaklaşık 18 yıl süre ile dava konusu ...Şti.ve dava dışı ...Şti.'inde ortaklık yaptığını,  ortaklığın faaliyet konusunun üreticileri yurt dışında olan iplik firmalarının Türkiye'deki mümessilliklerini, pazarlamalarını yapmak olduğunu,  şirketler her ne kadar sermaye şirketi olarak kurulmuşlarsa da, yapıları itibariyle sermayeye ve profesyonel iş organizasyonuna dayalı ve bu anlamda pazarlamacılar çalıştıran bir şirket  olmayıp tıpkı bir şahıs ortaklığı gibi, hem mümesillik tedarikinde ve hem de ürün satışında iki ortağın kişisel iletişim yetenekleri, pazarlama becerileri ve kişisel bağlantıları ile kazanan şirketler olduğunu, şirketin bütün sermayesinin  iki ortağın emek ve becerileri olduğunu,  bu sebeple ortaklık yapısında bir başka kişinin sermaye koyarak veya sermayeyi temsilen şirkette yer alarak bu faaliyeti yürütmesi ve kazanç sağlamasının mümkün olmadığını,  davacıların da  şirkette aktif bir faaliyet yürütemediklerini, bu durumu davacılar da bildiği için, iddialarının aksine, esasen bu yönde ısrarlı bir talepleri de olmadığını,  bu  sebeple tarafların 10'dan fazla kez, sadece tasfiyeyi görüşmek üzere bir araya geldiğini,  davacıların  iddialarının da gerçeği yansıtmadığını, davacılarla bir ortaklık yürütülemeyeceğini,  zira davacıların sahaya çıkıp bu pazarlamayı yapabilecekleri ne kişisel becerileri, ne deneyimleri  bulunduğunu,   davalının,  ortaklık yerine şirketlerden diledikleri birini almalarını ve diğerini ise kendisine bırakmasını önerdiğini, davacıların da bu çözümü esas itibariyle kabul ettiğini,  buna rağmen  davacıların iddialarında samimiyetsiz olduklarını, davalının 13.04.2017 tarihli  cevabi  ihtarnamesinde istenilen bilgileri paylaştığını, şirket merkezine gelip de inceleme yapabileceklerini, ancak bunu yapmadıklarını,  davacıların,  davalıyı 3.000  EURO maaş almakla ve şirket varlığını kendisine mal etmekle itham ettiklerini,  ancak bu ücret uygulamasının, yaklaşık 18 yıllık ortaklık ilişkisinin başından beri uygulanan, yani davacıların miras bırakanının da kabul ettiği ve uyguladığı bir kural olduğunu,  bu ücret uygulamasının evvelemirde davalının  keyfi olarak belirlediği ve gerçekleştirdiği bir uygulama olmadığını,  son olarak 2016 yılının ilk iki ayı için davacıların miras bırakanına da bu şekilde 9.684,60 TL tahakkuk ve ödeme yapıldığını,  davalının da aynı dönem için aynı miktarı aldığını,  dolayısıyla davacıların bu konuda  kötüniyetli olduklarını,  davacılar bu ücretlerin avans olarak kayıtlara geçirilmesini eleştirmişseler de, külli halefiyet prensibi gereği bu uygulamanın, hukuken davacıları da bağladığını,  bu ücret uygulamasının, davacıların miras bırakanının vefatından sonra da aynen devam ettiğini, davacıların da özellikle davacı ...'nin dava dışı ...Şti.'ne ortak olması sebebiyle bu uygulamayı ta başından beri bildiğini, geçmiş yıllarda şirket kayıtlarında avans olarak gösterilen bu ücretlerin 2016 yılındaki 6736 sayılı vergi affından istifade ile kapatıldığını,  2017 yılı başından itibaren de bu durumun kayıtlara da gerçek şekilde yansıtıldığını,   bu sebeplerle, davalının  almakta olduğu ücretin davalının keyfi bir tercihi ve uygulaması olmadığı gibi şirket kaynaklarının kendisine mal edilmesinin  de söz konusu  olmadığını,   kaldı ki,  davacıların miras bırakanın ölümü ve sonrasında şirket personelinin büyük ölçüde çıkartılması sebebiyle müvekkilinin tek başına şirketin ticari ve idari faaliyetlerini yürüttüğünü,  şirketin para kazanmasını sağladığını ve aynı ücreti almaya devam ettiğini, davacılarla tasfiyenin görüşülmesi ve hem de şirketin 2016 yılını zarar ile kapatmış olması sebebiyle, genel kurulun toplantısının gereksizliğinin her defasında davacılarca da ifade edildiğini, davacıların da bu yönde bir girişimleri olmadığını, tarafların 28 Aralık 2016 tarihinde toplandıkları ve bu toplantıda bu yönde herhangi bir öneri ve değerlendirme yapılmadığını, bu sebeple aksi yöndeki iddiaların dayanağı bulunmadığını, davacılarca kar dağıtılmadığı  iddia edilse de  2016 yılı sonu itibariyle şirkette 352.423,59 TL kâr  olmadığını,  şirketin  2016 yılını 10.762,69 TL zarar ile kapattığını,  dağıtılabilecek dönem kârı  olmadığını,   bunun 09/10/2017 tarihi cevabi ihtarname  de de belirtildiğini,  her ne kadar davacılar talep etse de, davalının  dava dışı şirkete  85.934,00 TL ödemesini gerekmediğini, hangi hukuki gerekçe ile talep edildiğinin anlaşılamadığını, davalının şirketten ücreti dışında bir para almadığını, davalıya  atfedilen sözlerin tamamının algı oluşturmaya dönük  olduğunu,  gerçek olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"... Dava, davalının müdürlükten azli, dava dışı ... Şirketi'ne kayyım tayini ile şirket yöneticisinin sorumluluğu nedeniyle tazminat talebine ilişkin bulunmaktadır. ...Eldeki davada davacı taraf, murisleri olan ...'ın 16/02/2016 tarihinde vefatından sonra davalının, dava dışı ...Şirketi'ni kötü yönettiği, genel kurulu toplamadığı, eşit işlem yükümlülüğüne aykırı davrandığı, bilgi edinme hakkının kullanılmasını engellediği ve kar payı dağıtmadığı iddialarına dayalı olarak davalının ... Şirketi müdürlüğünden TTK'nun 630 maddesi uyarınca azlini, şirkete kayyım atanmasını, yine davalının 2016 ve 2017 yılları faaliyet dönemlerinde genel kurul kararına dayalı olmaksızın, müdürlük görevi nedeniyle  aldığı ücret ve avanslar nedeniyle şirketi zarara uğrattığı iddiasına dayalı olarak, davalının aldığı ücretlerin TTK'nun 553 maddesi uyarınca davalıdan tazmini ile dava dışı  şirkete ödenmesini talep etmiştir. 6102 Sayılı TTK'nun 630/2 maddesi uyarınca; her ortak, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebilir. Aynı maddenin üçüncü fıkrasına göre, yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunur.Davacılar tarafından dava tarihi itibariyle; şirket genel kurul toplantılarının yapılmaması ve kâr payı dağıtılmaması haklı neden olarak ileri sürülmüştür. TTK'nun 617/3 fıkrası uyarınca limited şirketlerde; toplantıya çağrı, azlığın çağrı ve öneri hakkı, gündem, öneriler, çağrısız genel kurul, hazırlık önlemleri, tutanak, yetkisiz katılma konularında anonim şirketlere ilişkin hükümler uygulanır. TTK'nun 411/1 maddesi uyarınca;  sermayenin en az onda birini oluşturan pay sahipleri, yönetim kurulundan, yazılı olarak gerektirici sebepleri ve gündemi belirterek, genel kurulu toplantıya çağırmasını isteyebilirler. TTK'nun 412/1 maddesi uyarınca; pay sahiplerinin çağrı veya gündeme madde konulmasına ilişkin istemleri yönetim kurulu tarafından reddedildiği veya isteme yedi iş günü içinde olumlu cevap verilmediği takdirde, aynı pay sahiplerinin başvurusu üzerine, genel kurulun toplantıya çağrılmasına şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi karar kesin olarak verebilir. Yine TTK'nun 616/1-e bendi uyarınca kar payı dağıtımı hususunda karar verilmesi limited şirket genel kurulunun devredilemez yetkileri arasındadır.Dosyanın incelenmesinden davacılar vekili tarafından dava dışı şirkete gönderilen Beşiktaş ... Noterliği'nin 28/03/2017 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile genel kurulun 15 gün içinde toplantıya çağrılması, bilgi alma ve inceleme hakkının kullanılması, kâr payı dağıtımının en kısa sürede gerçekleştirilesinin talep edildiği, dava dışı şirketin 13/04/2017 tarihli cevabi ihtarnamesi ile genel kurulun en kısa sürede toplantıya çağrılacağının bildirildiği, bu tarihten 3 ay sonra 13/06/2017 tarihinde genel kurul toplantısının yapıldığı, bu toplantıda muris ...'ın şirketteki sermayesinin davacılara intikaline ilişkin kararlar alınmış olduğu ve bu kararların pay defterine işlenmesine ve ticaret sicilde tescil edilmesine karar verildiği, başka konularda herhangi bir karar alınmadığı, bu tarihten sonra herhangi bir genel kurul yapılmadığı anlaşılmaktadır.Öte yandan davacıların TTK'nun 617/3 fıkrası atfı ile TTK'nun 411/1 ve 412/1 maddeleri kapsamında,  gündemi belirterek, bu arada kar payı dağıtımını belirtilen gündeme dahil ederek, genel kurulu toplantıya çağırmasını müdür olan davalıdan isteme, olumsuz cevap alınması halinde ise mahkemeye başvurma hakları mevcut olmasına rağmen bu haklarını kullanmadıkları anlaşılmaktadır. Bu haklarını kullanmayan davacılar yönünden, genel kurulun toplanamamış olması müdürün azli için tek başına haklı sebep teşkil etmeyecektir. Limited şirketlerde şirketin kar elde etmiş olması, kendiliğinden limited şirket ortağına kar payı talep etme yetkisi vermeyecektir. Şirket ortaklarına kar payı dağıtılabilmesi için, öncelikle ortaklara kar payı dağıtılması yönünde genel kurulca bir kararın alınması gerekmektedir. Kar payı dağıtımına karar vermek genel kurulun devredilmez yetkileri arasında olduğundan, şirket müdürü olan davalının bu konuda tek başına karar verme yetkisi bulunmadığından, kar payı dağıtılmaması da TTK'nun 630/3 fıkrası kapsamında haklı neden teşkil etmeyecektir.  Davacılar tarafından, davalının eşit işlem ilkesine aykırı davrandığı, davacıların bilgi Davacılar tarafından, davalının eşit işlem ilkesine aykırı davrandığı, davacıların bilgi edinme haklarını kullanmalarını engellediği iddia olunmuştur. Dosya kapsamında davalının TTK'nun 627 maddesine aykırı şekilde ortaklara eşit şartlar altında eşit işlem yapmadığına dair herhangi bir delil bulunmamaktadır.Dosya kapsamının incelenmesinden, taraflar ve vekilleri arasında değişik tarihlerde bir çok kez toplantı yapıldığı, bir çok konunun görüşüldüğü, davacı tarafa bilgi paylaşımı yapıldığı görülmektedir. Ayrıca, TTK'nın 614. maddesi gereğince, davacıların, davalının, kendilerinin bilgi edinme ve inceleme hakkının kullandırılmadığı gerekçesiyle Mahkemeye başvurma hakları bulunmasına rağmen, davacılar tarafından bu şekilde yapılmış bir başvuru da bulunmamaktadır. Kaldı ki, tarafların pay sahibi oldukları diğer bir şirket olan ... Şti. yönünden, davacılar tarafından bilgi edinme talebiyle açılmış olan İstanbul 10 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/280  Esas, 2019/811 Karar  Sayılı dosyasında verilen kararın incelenmesinden, davacıların bilgi edinme ve inceleme hakkının kullandırılması talebiyle mahkemeye başvurdukları, mahkemece davalı şirketçe bilgi edinme ve inceleme hakkının kullandırılmasına yönelik talebin yerine getirilmiş olduğu gerekçesiyle talebin kesin olarak reddedildiği anlaşılmıştır. Bu nedenlerle davacılar, davalının eşit işlem ilkesine aykırı davrandığı ve bilgi edinme ve inceleme hakkının kullanılmasını engellediği yönündeki iddialarını ispat edememişlerdir.Davacılar tarafından, davalının dava dışı şirketi kötü yönettiği ve şirketin zarara uğramasına sebep olduğu ileri sürülmüş. Mahkememizce alınan kök ve ek bilirkişi raporunda yer alan mali tespitlerden, şirketin 2016 yılında 6736 Sayılı Kanun kapsamında vergi affından yararlandığı ve reel olarak karda olmasına rağmen, 2016 yılında bilançonun kayden zararda olduğu, ancak fiktif bir zarar kaydı olduğu, şirketin 2017 yılında kayden ve fiilen  karda olduğu anlaşılmıştır. Buna göre davacıların davalının şirketi kötü yönettiğine yönelik iddiaları da ispat olunamamıştır.Bu itibarla davacıların, davalının haklı nedenle şirket müdürlüğünden azli ve şirkete kayyım atanması yönündeki taleplerinin yerinde olmadığı, TTK'nun 630/2 ve 3. fıkralarında belirtilen koşulların oluşmadığı değerlendirilerek bu yöndeki taleplerin reddine karar verilmiştir.Davacılar tarafından davalının aldığı müdürlük ücretinin genel kurul kararına dayanmadığı ve  davalının bu ücretleri alarak şirketi zarara uğrattığı ileri sürülerek bu ücretlerin TTK'nun 644/1-a bendi atfı ile TTK'nun 553/1 fıkrası uyarınca dava dışı şirkete ödenmesine karar verilmesi talep edilmiştir.TTK'nun 553/1 fıkrası uyarınca; kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Yönetici sorumluluğu ile amaçlanan; zarar verene isnat edilebilecek ve onun hukuk düzenince onaylanmayan bir davranışından kaynaklanan zararın giderilmesidir. Sorumluluğu düzenleyen 6102 sayılı TTK'nun 553.maddesi hükmüne göre yöneticiler kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurları ile ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Yöneticilerin Türk Ticaret Kanununa istinaden hukuki sorumluluklarına hükmedilebilmesi; zarar, hukuka aykırılık, kusur, illiyet bağı koşullarının gerçekleşmesine bağlıdır. TTK'nun 616/1-f bendi uyarınca limited şirket müdürlerinin ücretlerinin belirlenmesi genel kurulun devredilmez yetkileri arasındadır. Somut olayda davalının, herhangi bir genel kurul kararı olmaksızın, ücret aldığı bilirkişi incelemesi ile tespit edilmiştir. Yine incelenen sicil kayıtları ve bilirkişi raporlarından, davacıların murisi ...'ın vefatına kadar, davalı ile birlikte şirket müdürü olduğu,  her ikisinin de şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili olup, benzer yönetici ücretini aldıkları tespit edilmiştir. Davacıların murisinin vefatından sonra davalının şirketin tüm yönetim işlerini tek müdür olarak yürüttüğü de tarafların kabulündedir. Davalının aldığı ücret bir genel kuruluna dayanmamakla birlikte, dava dışı şirket ile davalı arasında, şirket işlerinin yürütülmesi faaliyeti bakımından bir vekalet ilişkisi söz konusudur. 6098 Sayılı  TBK'nun 502/3 fıkrası uyarınca vekil, sözleşme veya teamül varsa ücrete hak kazanır. Dava dışı şirket ile müdürler arasında bu yönde bir temaül bulunduğu alınan bilirkişi raporları ile de tespit olunmuştur.Dava dışı şirketin yapısı, iş hacmi, davacılar murisinin ölümünden sonra şirket işlerinin tamamen müdür olan davalı tarafından yürütülmek zorunda kalınması hususları dikkate alındığında, davalının almış olduğu ücretin makul olduğu, davacıların murisinin daha önce almış olduğu ücretlerle ve yine geçmiş yıllarda takdir edilen ve genel kurulun denetiminden geçerek ödenen ücretlerle  uyumlu olduğu değerlendirilmiştir. Bu anlamda, haksız fiilin özel bir türü olan yönetici sorumluluğu nedeniyle tazminat talep koşullarının da oluşmadığı anlaşılmıştır.Tüm bu nedenlerle aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.\"  gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacılar ve davalı vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;  mahkemece, davalının azli için haklı nedenlerin varlığı bilirkişi raporları ile sabit olmasına rağmen bu hususlar dikkate alınmaksızın azil talebinin  reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, davalının  müdürlük görevini hakkaniyete, özen ve bağlılık yükümlülüğüne, eşit işlem yapma borcuna, kanuna ve şirket sözleşmesine aykırı yürüttüğünü,  davacıların  talebine rağmen 2016 yılı olağan genel kurulunu 2 yıldan fazla bir süre  ile  toplantıya çağırmadığını,  2016 ve 2017 yılları olağan genel kurulunu 31/03/2018 tarihinde yaptığını, yetkilerini kötüye kullandığını,  kök raporun 12. sayfası son paragraf  ve 13. sayfasında \" Yine ihtarname ile iki defa talep edilmesine rağmen ve davalı müdür sıfatıyla genel kurulu toplama yetki ve görevinde bulunmasına rağmen, genel kurulun davalı tarafından toplanmamış olması, 2016 ve 2018 yılında şirketin varlıklarında nakit çıkışı nedeniyle azalmaya neden olan 6736 ve 7143 sayılı yasadan yararlanarak, şirketten 2016 yılında avans olarak çekmiş olduğu nakdin %3'nü vergi olarak ödeyerek sıfırladığı ve tüm bu işlemlerde davacıların onayının alınmadığı dikkate alındığında dava dışı şirketi 2022 yılına kadar temsile yetkili kılınan davalının müdürlük görevinin kaldırılmasına, şirkete kayyım atanmasına, davalının 2016 yılında dava dışı şirketten çekmiş olduğu nakdin 85.934-TL'lik kısmının davalıdan tahsili sonucuna varılmıştır.\" dendiğini,  14. sayfasının ilk paragrafında\"Davacıların murisinin 16 Şubat 2016 tarihinde vefat etmesine karşılık, her mali yılın sona ermesinden itibaren üç ay içinde yapılması gereken ( TTK. m 617) genel kurul toplantısının yapılmaması, bunun üzerine davacının 28/03/2017 tarihli ihtarnameyle genel kurul toplantısının yapılmasını talep etmesi, davalının göndermiş olduğu 13 Nisan 2017 tarihli cevabi ihtarnamede genel kurulu en kısa sürede toplantıya çağaracağını belirtmiş olmasına rağmen bu taahhüdünü ancak 13 Haziran 2017 tarihide yerine getirmesi, davacıların göndermiş olduğu 27 Eylül 2017 tarihli ihtarnameyle genel kurulun toplantıya çağarılmasını tekraren talep etmek zorunda kalması...\"  davalının müdürlükten azli için haklı nedenlerin oluştuğu sonucuna varılmaktadır.\" denildiğini,  davacıların 28.03.2017 tarihli ihtarname ile genel kurul yapılmasını talep etmesine  rağmen davalının 13/04/2017 tarihli cevabi ihtarnamede en kısa süre toplayacağını bildirdiğini, davalının  en kısa zamanda yapılacağı taahhüdü varken  genel kurulun  yapılması için tekraren  mahkemeye başvurulmasının beklenmesi yönündeki mahkeme tespitinin hatalı olduğunu, kar payı dağıtılmasının genel kurulun devredilemez yetkileri arasında olduğundan bahisle müdürün azli için haklı neden teşkil etmeyeceği  tespitinin de hatalı ve eksik olduğunu,   davalının, davacıların yönetime katılmasını engellediği gibi  şirket gelirlerinin büyük bir kısmını da  kendi uhdesine aldığını, davalının amacının şirketi tek başına kendi şahıs şirketi gibi yönetmek olduğunu ve maaş adı altında aldığı fahiş ücretlerin kesintiye uğramaması amacıyla hareket ettiğini, eşit oya rağmen davacılar yönetime katılamazken  davalının müdür olduğundan bahisle kendisine maaş bağlamasının yetki gaspı olduğunu,  pay sahiplerinin oy hakkını kullanırken serbest olmakla birlikte bu hakkını başkalarına zarar vermek amacıyla kullanmasının MK m.2'ye aykırı olduğunu, mahkemece şirketin kötü yönetilmediği yönündeki değerlendirmesinin de bilirkişi raporlarının aksini yansıttığını,  gerekçeli kararının 4. sayfasının 3. Paragrafında '' Davacılar tarafından, davalının dava dışı şirketi kötü yönettiği ve şirketin zarara uğramasına sebep olduğu ileri sürülmüş. Mahkememizce alınan kö ve ek bilirkişi raprunda yer alan mali tespitlerde, şirketin 2016 yılında 6736 sayılı Kanun kapsamında vergi affından yararlandığı ve reel olarak karda olmasına rağmen, 2016 bilançonun kayden zararda olduğu, ancak fiktif bir zarar kaydı olduğu, şirketin 2017 yılında kayden ve fiilen karda olduğu anlaşılmıştır. Buna göre davacıların davalının  şirketi kötü yönettiğine ilişkin iddiaları da ispat olunamamıştır.\" şeklinde hüküm kurulsa da  dosyada alınmış olan kök rapor ve ek bilirkişi raporlarında bunun aksinin yer aldığını, kök raporunun 12. sayfasının 3. paragrafında \" ...'ın şirketten olan alacak ve borçları külli halefiyet yoluyla mirasçılarına geçmiş olup, mirasçılara/davacılara geçen borcun ve alacak için yapılan işlemlerde davacıların  haberdar edilmemesi dikkate alındığında, davalının yetkisini paylaşmayarak bilgi vermeyerek ve onay almayarak ortaklık hukukuna aykırı davrandığı sonucuna varılmaktadır.\"  denildiğini,  aynı raporun 12. sayfasının 4. paragrafında ise \" 7143 sayılı Kanun maddelerinde yer alan Matrah artırımının mükellefler için bir zorunluluk olmadığı ancak mükelleflerin bilerek veya bilmeyerek yapmış oldukları vergi kayıp ve kaçağına sebebiyet vermeleri nedeni ile yasa hükmünden yararlanarak...\", ek raporda \" Eldeki uyuşmazlıkta davalının, %50 hissedar olan davacılarla ortak karar almaksızın yapmış olduğu işlemlerinde ortayı çıkması muhtemel olumsuzlukları (vergi ziyasi vb.) önlemek, ilgili kanunlar gereğince sorumluluktan kurtulmak amacıyla matrah artırımdan yararlanmak suretiyle şirketi zarara uğratmıştır. Zira davalı vergi kanunundaki yükümlülüklerini, usulüne uygun yerine getirmiş olsa idi, dava dışı şirket 32.560-TL ek bir maliyetle karşı karşıya kalmayacaktı.\" denildiğini,  mahkemenin gerekçeli kararında yer alan \" reel olarak karda olmasına rağmen, 2016 bilançonun kayden zararda olduğu, ancak fiktif bir zarar kaydı olduğu\" mütalaasının tamamen İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan 2017/941 Esas sayılı dosyasında alınmış olan bilirkişi raporunda yer aldığını,  mahkemenin lehe bilirkişi raporlarındaki değerlendirmeleri yok sayarak, tarafların aynı şekilde ortak oldukları bir başka şirket olan ...Şti'ne ait İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde görülmekte olan 2017/941 Esas sayılı dosyasında hatalı ve yanlış değerlendirmeler içeren 3. ek  bilirkişi raporundaki beyanları dikkate alarak hüküm kurduğunu,  hatalı olan o hükmün de istinaf edildiğini,  gerekçeli kararda \"Dava dışı şirketin yapısı, iş hacmi, davacılar murisinin ölümünden sonra şirket işlerinin tamamen müdür olan davalı tarafından yürütülmek zorunda kalınması hususları dikkate alındığında, davalının almış olduğu ücretin makul olduğu, davacıların murisinin daha önce almış olduğu ücretlerle ve yine geçmiş yıllarda takdir edilen ve genel kurulun denetiminden geçerek ödenen ücretlerle uyumlu olduğu değerlendirilmiştir.\"  denilse de  bilirkişi raporlarının aksi yönde olduğunu, bilirkişi raporlarının hiçbirinde 3 ortaklı, 50.000-TL sermayeli bir şirkette müdürlere ödenmesi gereken maaş araştırılması yapılmadığını, mahkemeden de böyle bir  talepte bulunulmadığını, mali tablolarda  ödenen avansların her yıl ve ay farklılıklar içerdiğini,  davalının, murisin  vefatından sonra 2016 yılında 2500-3800 Euro olarak çektiği miktarı, 2017 yılında 500 Euro olarak, 2018 ve 2019 yıllarında ise 3000 EURO olarak çektiğini,  davalının  hangi ortaklar kurulu kararına dayanarak kendi maaşını zaman zaman değişen miktarlarda, EURO  olarak belirlediğinin anlaşılamadığını, denetlenemediğini, salt maaş adı altında şirketten çekilen meblağların  dahi şirketi zarara uğrattığını, bunun  hakkaniyete, özen ve bağlılık yükümlülüğüne, eşit işlem yapma borcuna ve kanuna aykırı olduğunu, çekilen bu meblağların \"...\" olduğu tespitinin de  bilirkişi raporları ile çeliştiğini, kök bilirkişi raporunun 15.sayfasının  b bendinde ''Müdürlerin ücret, huzur hakkı, primi kardan pay vb. mali  haklarının belirlenmesinin genel kurulun devredilemez yetkileri arasında olduğu ( TTK m. 616/1-f) davalı müdürün aldığı ücrete ilişkin olarak dosya kapsamına herhangi  bir genel kurul kararı sunmadığı, dolayısıyla genel kurul kararı olmadan müdürlerin kendilerine ücret takdir etmelerine yönelik genel kurulun devredilemez nitelikteki yetkisi kapsamına giren bir konuda aldığı kararın \"işlev gasbı\" niteliği taşıdığı, hukuken yok hükmünde olduğu, yok hükmünde bir karar dayalı alınan ücretin sebepsiz zenginleşme oluşturduğu bu nedenle alınan ücretlerin şirkete iade edilmesi gerektiği, müdürün almış olduğu ücret ile ilgili olarak bir teamül oluştuğu yönündeki s savunmasının da yerinde olamayacağı.... \" tespitine yer verildiğini, ek raporun 13. sayfasının b bendinde ise ''Müdürün almış olduğu ücret ile ilgili olarak bir teamül oluştuğu yönündeki davalının savunmasının yerinde olmayacağı,zira TTK m. 616 hükmünün emredici nitelikte olduğu, hakkında emredici nitelikte hüküm olan hallerde tamamlayıcı veya yorumlayıcı hükümlere, ticari örf ve adet kuralına veya teamüllere başvurulamayacağı...\" tespitine yer verildiğini, çekilen meblağların sebepsiz zenginleşme oluşturduğu, butlanla hükümsüz olduğunun bilirkişi raporları ile sabitken ve şirkete iadesi gerekirken ret kararının hatalı olduğunu, raporlarda da da sabit olduğu üzere, ne müteveffa ne de davalının  şirketten her ay avans çekmediğini,  2015 yılında murisin  6 ay için 13.600 EURO şirketten avans çektiğini,  2016 yılında ise 1 ay 3.000 EURO avans çektiğini, davalının 2015 yılında 6 ay 13.600 EURO  çektiğini, 2016 yılında 10 ay için 29.846  EURO avans çekilmişken, 2017 yılında 12 ay için toplamda 6.000-EURO şirketten avans olarak çekildiğini, mali hesaplara \"yönetici ücreti \" olarak yansıtıldığını, bu rakamın  2018 yılında aniden aylık 3000 EURO olarak haksız ve hukuka aykırı olarak davalıya  ödenmeye başlandığını, hal böyle iken, ortakların şirketten çekmiş olduğu avans miktarlarının, maaş ödemesi yönünde teamül oluşturduğunun kabulünün hatalı olduğunu, şirketten haksız ve hukuka aykırı olarak, herhangi bir genel kurul kararı olmaksızın çekilen meblağların  da şirkete iadesi gerektiğini,  davalının emsal şirketlere nazaran bu kadar yüksek maaş almasının hakkaniyete, özen ve bağlılık yükümlülüğüne, eşit işlem yapma borcuna, sermayenin geri ödenmesi yasağına ilişkin TTK 601maddesine aykırı olduğunu,  ... Şti'nin sermayesi yalnızca 50.000,00-TL'dir, faaliyet olarak yabancı kumaş ve iplik firmalarının mümessilliğini yaparak, aldığı komisyon ücretleri ile faaliyetini sürdürdüğünü, şirket müdürünün bu kadar yüksek ücret almasını gerektiren hiçbir haklı sebep  olmadığını,  31 Mart 2018 tarhinde yapılan 2016 ve 2017 yıllarına ilişkin olağan genel kurul toplantı tutanağının 3. maddesinde de \"2017 dönemi için ise şirket müdürüne verilen ücretin uygun değildir, yüksektir, genel kurul kararı olmadan verilmiştir.\" şeklinde müvekkillerinin müdüre ödenen ücrete ilişkin onaylarının bulunmadığının açık olduğunu, Ayrıca 27 Nisan 2019 tarihinde yapılan 2018 yılı olağan genel kurulunda, davalıya 1.000-TL ücret ödenmesinin talep edildiğini, ancak yapılan oylamada önerilerin hiç biri kabul edilmediğini,  2018 ve 2019 mali yıllarına ilişkin olarak da şirketten maaş adı altında çekilen meblağları da ayrıca dava konusu ettiğini, şirketin mali kayıtlarına göre, 2017 yılında net karı 176.027,03-TL iken 2018 yılında ise 19.701,74-TL olduğunu, davalının  2016 yılında şirketten maaş adı altında 100.132,86-TL,  2017 yılında  30,611,67-TL ve nihayet 2018 yılında ise fahiş bir artışla 177.045,66-TL şirketten para çektiğini,  hal böyle iken  davacıların genel kurulda şirket müdürünün ibrasını kabul etmemekte ve kar payı dağıtımı da yapılamamakta olduğunu,  davacıların şirket müdürünün ibrası yönünde oy kullanması ve kar payı dağıtımını kabul etmesi halinde, ortak olarak şirketten alabilecekleri kar payı miktarlarının şirket müdürüne ödenen fahiş ücretin yakınına bile yaklaşamamasının  da ayrıca yerel mahkemenin dikkatinden kaçtığını, şirketin 2018 yılı genel kurulunda şirket müdürünün ücret konusu görüşüldüğünü,  genel kurulun bir karara varamadığını,  davalı  şirket müdürünün bu güne kadar ücretinin belirlenmesi için iş davası da açmadığını, davalının  kötü niyetle şirket taşınmazlarını satması veya ipotekle takyit etmesi veya usulsüz olarak kıymetli evrak düzenleyerek davacılara zarar vermesinin  muhtemel olduğunu, bu nedenle, öncelikle ... Şti. adına taşınmaz satış ve ipotek tesisi ile kambiyo senedi düzenleme yetkilerinin HMK. 389/1 ve 390/1. maddelere göre tedbiren kaldırılması yönünde tedbir taleplerinin olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacıların birçok sebepten dolayı davalı şirket müdürün azli ile şirkete kayyum tayini,  85.934-TL'nin tahsili şeklinde  taleplerde bulunduğunu,  müdürün azli iddialarının maddi ve hukuki sebepleri ile zarar iddialarının dayanağı maddi ve hukuki sebepler birbirinden bağımsız olduğunu, bu sebeple, somut davada, HMK'nın 110.maddesinde düzenlenmiş olan “Davaların Yığılması” durumu  olduğunu, bu halde, reddedilen talepler (davalar) yönünden ayrı ayrı ücreti vekalete hükmedilmesi gerekirken tek bir ücreti vekalete hükmedilmiş olmasının hatalı olduğunu, ayrıca  iadesi istenen 85.934 TL üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, maktu ücrete hükmedilmiş olmasının da ayrıca hatalı olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının vekalet ücreti yönünden usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın düzeltilmesini talep etmiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, TTK'nın 630/2 maddesi uyarınca şirket müdürünün yönetim yetkilerinin kaldırılması ve şirkete kayyım atanması, TTK'nın  644/1-a maddesi yollaması ile TTK'nın 553 vd. maddeleri gereğince limited şirket yöneticisinin şirkete vermiş olduğu zararın tazmini  istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacılar vekili  ve davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacılar vekili; davacıların murisi ... ile davalının  dava dışı...Şirketinin %50'şer ortağı  ve münferiden yetkili müdürleri iken murisin 16.02.2016 tarihinde vefat ettiğini, davalının genel kurulu toplantıya çağırmadığını, bu şekilde kar dağıtım kararı alınmasına engel olmaya çalıştığını, eşit işlem yapma borcuna  aykırı davrandığını,  genel kurul kararı olmaksızın şirketten  fahiş ücret aldığını, bu şekilde şirketi zarara uğrattığını ve kötü yönettiğini ileri sürerek, davalının müdürlük görevinden  azline, şirkete kayyım atanmasına ve şirkete verdiği  zarar miktarından şimdilik  85.934,00 TL'nin davalıdan tahsili ile dava dışı şirkete verilmesine karar verilmesini  talep ve dava etmiştir.Davalı vekili ise; davacılara talep edilen bilgi ve belgelerin verildiğini, genel kurulun toplandığını,  aldığı ücrete ilişkin  ücret uygulamasının, yaklaşık 18 yıllık ortaklık ilişkisinin başından beri uygulanan,  davacıların murisinin de  kabul ettiği bir uygulama olduğunu, geçmiş yıllarda şirket kayıtlarında avans olarak gösterilen bu ücretlerin 2016 yılındaki 6736 sayılı vergi affından istifade ile kapatıldığını,  2017 yılı başından itibaren de bu durumun kayıtlara da gerçek şekilde yansıtıldığını, şirketin kar etmediğini, kar dağıtımın da genel kurulun takdirine olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Dava dışı ... Şirketinin sicil kayıtlarının incelenmesinde; şirketin 29.11.1999 tarihinde kurulduğu, ortaklarının davacıların murisi ... ve davalı ... olduğu %50'şer hissedar oldukları, 22.02.2012 tarihli ortaklar kurul kararı ile ortakların  on yıl süreyle münferiden şirketi temsile yetkili müdür olarak yetkilendirildikleri, davacıların murisi ...'ın 12.02.2016 tarihinde vefat ettiği, 13.06.2017 tarihli genel kurul toplantısında davacıların  hissedar murisin  mirasçıları olarak hisselerinin tespit edilerek kararın sicilde ilan edildiği netice olarak davacıların %50, davalının %50 oranıyla eşit şekilde hissedar  oldukları anlaşılmıştır.TTK'nın 630/1 maddesi uyarınca genel kurul, müdür veya müdürleri görevden alabilir, yönetim hakkı ve temsil yetkisini sınırlandırabilir. Maddenin ikinci fıkrası uyarınca her bir şirket ortağına, haklı sebeplerin varlığı haline yöneticilerin yönetim hakkı ve temsil yetkilerinin kaldırılması veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteme hakkı getirilmiştir. Maddenin sonraki fıkrasında ise yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesinin veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesinin haklı sebep olarak kabul olunacağı düzenlenmiştir.Bu durumda, mahkemece, her somut olayın özelliğine göre azil için haklı nedenlerin oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerekir.Görüldüğü gibi yasa hükmünde yöneticinin azli için haklı sebep olabilecek durumlar sınırlı olarak sayılmamış ve her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi gerektiği belirlenmiştir. TTK'nın  644/1-a maddesi yollaması ile uygulanması gereken TTK'nın 553/1 maddesi uyarınca ise, şirket yöneticileri yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. TTK'nın 553-555 maddeleri gereğince, şirket alacaklıları ve pay sahiplerinin şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açmaları imkanı mevcuttur. Yöneticinin, ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların da dolaylı zarar görmesine yol açar. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların ve alacaklıların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. TTK'nın 553. maddesi uyarınca şirket  ortakları,şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açabilir.Davacılar da  davalının müdürlük görevinden  azline, şirkete kayyım atanmasına ve   şirkete verdiği  zararın tazminine karar verilmesini istemiştir.Her ne kadar mahkemece, alınan bilirkişi ek ve kök raporu aksine, davanın reddine karar  verilmiş ise de, eksik inceleme ile karar verildiği anlaşılmaktadır. Şöyle ki; Somut olayda, davacılar, davalının dava dışı şirketi kötü yönettiğini, şirketten genel kurul kararı olmadan maaş adı altında paralar çekerek şirketin zarara uğramasına sebep olduğunu ileri sürerek, şimdilik  85.934,000 TL'nin  şirkete ödenmesine karar verilmesini talep etmişlerdir.Mahkemece gerekçeli kararda  ''Alınan kök ve ek bilirkişi raporunda yer alan mali tespitlerden, şirketin 2016 yılında 6736 Sayılı Kanun kapsamında vergi affından yararlandığı ve reel olarak karda olmasına rağmen, 2016 yılında bilançonun kayden zararda olduğu, ancak fiktif bir zarar kaydı olduğu, şirketin 2017 yılında kayden ve fiilen  karda olduğu anlaşılmıştır. Buna göre davacıların davalının şirketi kötü yönettiğine yönelik iddiaları da ispat olunamamıştır. Bu itibarla davacıların, davalının haklı nedenle şirket müdürlüğünden azli ve şirkete kayyım atanması yönündeki taleplerinin yerinde olmadığı, TTK'nun 630/2 ve 3. fıkralarında belirtilen koşulların oluşmadığı değerlendirilerek bu yöndeki taleplerin reddine karar verilmiştir.'' denilerek bu talep reddedilmiştir. Ancak mahkemece alınan bilirkişi kök ve ek raporunda,  davalının vergi kanunlarındaki yükümlülüklerini usulüne uygun  yerine getirmiş olsa idi   dava dışı şirketin 32.560, TL ek  maliyetle karşılaşmayacağı  belirtilmiş, şirketi zarara uğrattığı tespitine dair değerlendirme yapıldığı anlaşılmaktadır. Buna göre mahkemece atıf yapılan bilirkişi raporundaki tespit ile   konuya ilişkin mahkeme  gerekçesi çelişkili olmuştur.  Bilirkişi raporu takdiri delil olup, hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirilebilir ise de mahkemece raporun aksine  karar verilmesi halinde bilirkişi raporuna neden itibar edilmediğinin gerekçesinin de açıklanması gerekir.Ancak mahkemece bu yönde bir gerekçeye de yer verilmemiştir.Bunun dışında, mahkemece gerekçeli kararda,  münferiden yetkili diğer müdür ...'ın vefat etmesinden sonra şirketten çekmeye devam ettiği meblağlara ilişkin olarak yaptığı değerlendirmede '' ...davacıların murisinin vefatından sonra davalının şirketin tüm yönetim işlerini tek müdür olarak yürüttüğü de tarafların kabulündedir.Davalının aldığı ücret bir genel kuruluna dayanmamakla birlikte, dava dışı şirket ile davalı arasında, şirket işlerinin yürütülmesi faaliyeti bakımından bir vekalet ilişkisi söz konusudur. 6098 Sayılı  TBK'nun 502/3 fıkrası uyarınca vekil, sözleşme veya teamül varsa ücrete hak kazanır. Dava dışı şirket ile müdürler arasında bu yönde bir temaül bulunduğu alınan bilirkişi raporları ile de tespit olunmuştur.Dava dışı şirketin yapısı, iş hacmi, davacılar murisinin ölümünden sonra şirket işlerinin tamamen müdür olan davalı tarafından yürütülmek zorunda kalınması hususları dikkate alındığında, davalının almış olduğu ücretin makul olduğu, davacıların murisinin daha önce almış olduğu ücretlerle ve yine geçmiş yıllarda takdir edilen ve genel kurulun denetiminden geçerek ödenen ücretlerle  uyumlu olduğu...\" gerekçesine yer verilmişi ise de bilirkişi kök ve ek raporunda,   davalının diğer ortak ve müdür olan murisin vefatından  sonra  çekmeye devam ettiği  meblağlardan 85.934 TL'nin davalıdan tahsili gerektiği belirtilmiş, davalının 2016 yılında murisin vefatından  sonra avanslar adı ile 2017 yılında da huzur hakkı adı ile  aldığı meblağın  daha önce aldığı ücretle uyumlu olup olmadığı veya makul olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır.  Bu noktada da mahkeme gerekçeli kararı ile bilirkişi raporu çelişmekte ve  mahkeme kararının gerekçesinin  dayanağı anlaşılamamaktadır. Somut olayda,  bilirkişi raporuna göre, davalının herhangi bir genel kurul kararı olmaksızın 2016 yılında diğer ortağın  ve müdürün ölümünden sonra toplam 90.448,26 TL avanslar  hesabından  nakit para çektiği,  2017 yılında ise huzur hakkı adı altında 30.611,67 TL para çektiği  tespit edilmiş olup mahkemece, davacıların murisinin   ölüm tarihi olan 16.02.2016 tarihinden  itibaren davalının 2016 yılında avanslar adı ile 2017 yılında da huzur hakkı adı ile   şirkette aldığı  meblağların   dava dışı şirketin iş hacmi nazara alınarak daha önce muris ile birlikte çalıştığı dönemde aldığı ücretle uyumlu ve makul olup olmadığı, makul olmaması halinde  bu yıllar için alınabilecek aylık makul ücretin ne olabileceğinin tespiti için ek rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olmuştur.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, esasa dair istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.<br>KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına,2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,3-Taraflarca yatırılan istinaf peşin karar harçlarının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince yatıranlara iadesine,4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, yeniden verilecek nihai kararla birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve  kesin olarak karar verildi. 26.06.2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1252bc8e971529f5","SID":"3727abee440d472c"}}