{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">  T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi               21.Hukuk Dairesi  2025/266 Esas 2025/838  Karar <br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2025/266 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2025/838<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br><br><br>İNCELENEN DOSYANIN\t<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 02/06/2022<br>NUMARASI\t\t: 2021/194 Esas 2022/377 Karar<br><br>DAVA\t: Alacak <br>DAVA TARİHİ\t: 29/03/2021<br>KARAR TARİHİ\t: 14/07/2025 <br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 18/07/2025 <br><br>\tTaraflar arasındaki alacak istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.  <br>\tDAVA<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında işletme hakkı devir sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme uyarınca dağıtım tesisleri ve dağıtım tesislerinin işletilmesinde kullanılması gerekli diğer ilave unsurlar üzerindeki işletme hakkının, müvekkilinin mülkiyet hakları saklı kalmak kaydıyla davalı dağıtım şirketine devredildiğini, dağıtım tesislerinin, dağıtım sisteminin, tesislerin üzerinde bulunduğu taşınmazların dağıtım faaliyeti için gerekli olan işletme ve varlıkların mülkiyetinin müvekkiline ait olduğunu, davalının ise müvekkiline ait olan sistem, tesis, taşınmaz ve varlıkların işletme hakkını sadece 36 kw ve altı gerilim seviyesindeki elektrik enerjisinin hatlar üzerinden nakli amacıyla devraldığını, işletme hakkı devir sözleşmesi dahilindeki koşul, izin ve kısıtlamalar dışında elektrik dağıtım şirketlerince herhangi bir iş ve işlem yapılmasının mümkün olmadığını, sözleşmede işletme hakkı devredilen varlıkların dağıtım şirketlerince dağıtım faaliyeti dışında kullanılabileceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığını, dağıtım şirketlerinin elde ettiği gelirlerin nasıl paylaştırılacağının Dağıtım Sistemi Gelirlerinin Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ Hükümleri çerçevesinde belirlendiğini, sözleşmede düzenlenmeyen bir hususta Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumu'nun tebliğ ile düzenleme yapmasının mümkün olmadığını, tesis ve basılı evraktan reklam amacıyla yararlanma esaslarını düzenleyen yönetmeliğin halen yürürlükte bulunduğunu, elektrik dağıtım şirketlerinin mülkiyeti müvekkiline ait olan trafo merkezleri, aydınlatma ve nakil direkleri ile diğer taşınmazların müvekkilinin rızası olmadan kiralamasının hukuken mümkün olmadığını, bu hususun dağıtım şirketlerine bildirilmesine rağmen şirketlerin haksız bir şekilde gelir elde etmeye devam ettiklerini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla mülkiyeti müvekkiline ait olan taşınmaz ve tesislere ilişkin davalı şirket tarafından işletme hakkı devir sözleşmesi ve mevzuata aykırı bir şekilde tahsil olunan reklam bedellerinden, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı vb. kurulumuna ilişkin bedellerden ve taşınmazların kiraya verilmesinden elde edilen bedellerden şimdilik 1.000,00 TL'nin işletme hakkı devir sözleşmesi tarihi baz alınarak tahsil tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizleri ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi talep ve dava etmiştir. <br>\t\t\t       CEVAP<br>\tDavalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının taleplerinin açık olmadığını, davanın zaman aşımına uğradığını, davacının özelleştirme tarihinden öncesi için talepte bulunmasının hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin davacıya ait taşınmaz ve tesisler üzerinde mülkiyet iddiası bulunmadığını, müvekkilinin taraflar arasındaki ihds uyarınca işletme hakkını kullandığını, ihds'de yer alan işletme hakkı tanımlamasından ve diğer hükümlerden müvekkiline taşınmaz ve tesislerden reklam bedeli, kira bedeli vs. adlar altında gelir elde etmesinin yasaklandığı sonucu çıkmadığını, sınırlamanın mülkiyet hakkı sahibi olan davacıya herhangi bir külfet yüklemediğini, müvekkilinin işletme hakkına haiz olduğu taşınmaz ve tesisler üzerinden reklam, kira vs adlar altında gelir elde etmesinin ihds'ye aykırı olmadığını, mevzuat kapsamında da buna ilişkin engel bulunmadığını, bu bedellerin tahsili hukuka aykırılık teşkil etmediğinden EPDK'nun da tarife düzenlemelerini söz konusu bedelleri kapsayacak şekilde yaptığını, ... Genel Müdürlüğü Tesis ve Basılı Evraktan Reklam Amacıyla Yararlanma Esasları Hakkında Yönetmeliğin kadük kaldığını, uyuşmazlıkta uygulanmasının mümkün bulunmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir. <br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece, taraflar arasında imzalanan sözleşme hükümleri incelendiğinde davacının davalıya ait elektrik dağıtım bölgesindeki dağıtım tesislerinin çıplak mülkiyeti dışındaki haklarının, bilhassa bu taşınmazlar üzerindeki kullanım haklarının, dağıtım tesislerinin gereği gibi işletilebilmesi için varlığı zorunluluk arz eden taşınmaz, tesis, araç-gereç, iş makinaları, telsiz cihazları ve bunların mütemmim cüzlerinin mülkiyet hakları saklı kalmak kaydıyla işletme haklarının halihazırdaki fiil ve hukuki durumu ile davalıya devredildiği, sözleşmede işletme hakkının şirketin dağıtım tesislerinin, dağıtım tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer ilave unsurlar üzerinde bu sözleşmede yer alan hükümlerle sınırları belirlenen hakkı ve bu hakkın tanınması nedeniyle yürürlükteki mevzuattan ve bu sözleşmeden doğan bütün sorumluluk şeklinde tanımlandığı, davalının davaya konu edilen, işlettiği dağıtım şebekesi üzerinden elde ettiği reklam ve kira gelirlerini elde etmesini sınırlayan herhangi bir hükmün sözleşmede bulunmadığı, davalı tarafından elde edilecek bu gelirlerin davacıya verilmesi gerektiğine ilişkin bir düzenlenme de bulunmadığı, 6446 sayılı Kanun ve bu Kanuna dayanılarak hazırlanan Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği uyarınca elektrik dağıtım şirketlerinin, dağıtım faaliyetiyle birlikte yürütülmesi, verimlilik artışı sağlayacak nitelikteki piyasa dışı bir faaliyeti yürütmelerine olanak tanınmış olup, dağıtım şirketleri bakımından verimlilik artışı sağlayan nitelikte bir faaliyetten elde edilen reklam veya kira gelirleri oluştuğu takdirde bu gelirlerin dağıtım şirketlerinin tarife hesaplamalarına konu edilmesinin 6446 sayılı Kanunun 1. maddesinde belirtilen \"Tüketicilere düşük maliyetli elektrik sunulması\" amacına uygunluk arz ettiği, dağıtım şirketlerinin düzenleyici hesap planlarına kaydedilmiş olması kaydıyla EPDK’ya sundukları reklam ve kira gelirleri tarife dışı işletme geliri olarak kabul gördüğü, reklam ve kiraya verme faaliyetleri nedeniyle elde edilen gelirlerin (reklam ve kira geliri) davalının tarife hesaplamalarına dahil edildiği, Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği’nin 5. maddesi uyarınca davalı şirketin faaliyetleri de dahil olmak üzere dağıtım tarifelerinin, düzenlemeye tabi tarifeler olduğu, bu şirketlerin gelir ve gider kalemlerinin EPDK tarafından düzenlenip denetlendiği, dağıtım şirketi olan davalının sorumlu olduğu dağıtım bölgesinde işlettiği dağıtım şebekesi üzerinden elde ettiği reklam ve kira (baz istasyonu, araç, bina, arazi, veri transferi iletişim alt yapısı kullanım geliri) gelirlerinin EPDK’nun tarife düzenlemelerinde yer almasının, bu gelirlerin elde edilmesine hem ilgili mevzuatta cevaz verildiğini hem de bu gelirlerin bahse konu dağıtım şirketlerinin gelir gereksinimlerinde hesaba katıldığını gösterdiği, davacı ile davalı arasında imzalanan işletme hakkı devir sözleşmesinin niteliği itibariyle, özel hukuk sözleşmesi niteliğinde olduğu, bu sözleşme ile bedeli mukabilinde davacı tarafından davalıya ilgili dağıtım bölgesindeki dağıtım tesislerinin kullanılması ve işletilmesi haklarının devredildiği göz önünde bulundurulduğunda, davalının davacıdan sözleşme ile almış olduğu işletme hakkını bir başkasına devretmesi söz konusu olmayıp, işletme hakkının esasına müteallik olmayan mülkiyeti davacıya ait olan taşınmaz ve tesisler üzerinden davalı tarafından elde edilen reklam bedellerinin, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı vb. kurulumuna ilişkin bedellerinin ve taşınmazların kiraya verilmesinden elde edilen bedellerin davacı tarafından talep edilmesinin yerinde olmadığı, taraflar arasında imzalanan işletme hakkı devir sözleşmesi uyarınca davalının elde etmiş olduğu reklam bedellerinin, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı vb. kurulumuna ilişkin bedellerin ve taşınmazların kiraya verilmesinden elde edilen bedellerin davalının EPDK tarafından düzenlenen gelir tarifesi içinde yer aldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme kararının gerekçesi hukukta ve yasada öngörülen zorunlu unsurları taşımadığını, istinafa konu mahkeme kararının çelişkili, yoruma ve tereddüte açık şekilde yazıldığının görüldüğünü, mahkeme kararının gerekçesinde bilirkişi raporundaki ifadelerin aynen kopyalanması ile yetinildiğini, iddia ve savunmanın dayandığı esaslı olgular gerekçe kapsamında değerlendirilmediğini, davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiği, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığı ortaya konulmadığını, hükme dayanak gerekçelerin bir bütünlük arz etmediğini, birbiri ile hiçbir bağlantı kurulamayacak unsurların yan yana getirilerek zorlama ile aralarında gerçekte olmayan bağlantılar kurularak gerekçe oluşturulduğunu, neticede hukuka uygun olmayan bir sonucun ortaya çıktığını, mahkemenin gerekçeli kararı tarafsızlığına itiraz ettikleri 05/10/2021 tarihli bilirkişi raporundaki değerlendirmelerle birebir aynı ifadeleri içerdiğini, dosyaya sunulan 05/10/2021 tarihli rapora, bilirkişi heyetinde yer alan ...’ın ... Elektrik Dağıtım A.Ş’nin vekili sıfatıyla mahkemelerde duruşmalara katılarak savunmada bulunduğunun anlaşıldığını, anılan bilirkişinin tarafsızlığına itiraz edildiğini, itiraz üzerine 2021/194 Esas sayılı dosyanın 25/11/2021 tarihli duruşmasında, mahkemece dosyanın sehven sadece davalı vekilince bildirilen bilirkişilere tevdi edildiğini, dosyanın bir başka bilirkişi heyetine tevdiine karar verildiğini, tarafsızlığı konusunda itirazda bulundukları bilirkişi raporundaki değerlendirmelerden aynen kopyalanarak oluşturulmuş olup verilen hüküm hukuka ve yasalara uygun düşmediğinden mahkeme kararının bozulması gerektiğini, mahkeme kararında bilirkişi raporundaki ifadelerin aynen kopyalanması ile yetinildiğini, iddia ve savunmanın dayandığı esaslı olguların gerekçe kapsamında değerlendirilmediğini, davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğinin, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığının ortaya konulmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda hukuki nitelendirme ve değerlendirmeler de bulunmakta olup, bu raporu hazırlayan bilirkişi heyetinde özel hukuk alanında uzman bir bilirkişinin olmadığının görüldüğünü, hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerin hakim tarafından yapılması gerektiği açık yasa hükmü olmasına karşın bilirkişi tarafından yapılan kanun ve sözleşme maddelerine ilişkin hatalı ve çelişkili değerlendirmelerin yanlış hukuki nitelendirmelerin mahkemece aynen kopyalanarak karara gerekçe yapılmasının usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda ve dolayısıyla mahkeme kararında, İHDS'nin 5.1 maddesinde geçen ve devredilen taşınmazlar üzerindeki kamulaştırmadan kaynaklanan ayni hakları ifade eden \"bu taşınmazlar üzerindeki kullanım hakları\" ibaresini tüm sözleşmeye teşmil ederek İHDS ile dağıtım sisteminin, dağıtım tesislerinin ve dağıtım tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların işletme hakkının değil, kullanım hakkının davalıya devredildiği dolayısıyla İHDS'nin kira sözleşmesi olarak değerlendirilmesi gerektiği gibi bir sonuç varsayılıyor ise açıkça hatalı ve hukuka aykırı bir değerlendirme olacağını, kullanım hakları ifadesi İHDS’de sadece 5.1 maddesinde geçmekte ve buradaki bağlamında da devredilen taşınmazlar üzerindeki kamulaştırmadan kaynaklanan ayni hakları ifade ettiğini, kanun koyucu özelleştirme yöntemlerinden işletme hakkı devri ile kiralamanın bir ve aynı sonucu doğurduğunu kast etse idi bunları yasada ayrı tanımlarla belirtmeyeceğini, dolayısıyla işletme hakkı devri ile kiralama ayrı kavramları ifade etmekte olup, mahkeme kararının gerekçesinde işletme hakkı devir sözleşmesiyle davalıya kullanım hakkının verildiğini, İHDS'nin kira sözleşmesinin doğurduğu sonuçları doğuracağı varsayımı açıkça hatalı olup, yasaya ve hukuka aykırı olduğunu, dağıtım tesislerinin, dağıtım sisteminin, tesislerin üzerinde bulunduğu taşınmazların, dağıtım faaliyeti için gerekli olan işletme ve varlıkların mülkiyetinin müvekkili kuruma ait olduğu hususunda teredüt bulunmadığını, mülkiyet hakkına dayalı olarak bu varlıklar üzerinde kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma haklarının da genel müdürlüğe ait olduğunu, müvekkili kurumun davadaki talebinin mülkiyet hakkından kaynaklanıyor olması olduğunu, davacı tarafından müvekkil mülkiyetindeki varlıklar üzerinden elde edilen gelirlerin müvekkili kuruma verilmesi gerektiğine dair bir hükmün İHDS’de bulunmadığı gerekçesiyle, müvekkili kurumun mülkiyet hakkına dayalı talep hakkının bulunmadığı sonucuna varılamayacağını, davacı şirkete işletme hakkı devredilen taşınmaz ve tesisler üzerinde her türlü kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma hakkının mülkiyet hakkı sahibi genel müdürlüğe ait olduğunda şüphe bulunmadığını, davacı şirkete müvekkili kurum mülkiyetindeki varlıklar üzerinde sadece işletme hakkının tanındığını, işletme hakkının bu varlıklar üzerinde davacı şirkete kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma hakkı vermediği istinaf dilekçesinde gerekçeleriyle ortaya konulduğunu, müvekkili kurumun, İHDS’de davalının reklam ve kira gelirleri elde etmesini sınırlayan hüküm bulunduğuna dair bir iddia ve itirazı da bulunmadığını, müvekkili kurumun itirazı, davalı şirketin kendisine işletme hakkı devredilmiş ve mülkiyeti müvekkili kuruma ait varlıklar üzerinden piyasa dışı faaliyet (kira, reklam, vb geliri elde edilmesi) yürütmesine dair müvekkili kurumdan izin alması gerektiğini, önceden sözleşmede düzenlenmemiş olsa dahi sözleşme serbestisi çerçevesinde tarafların sonradan bu konuda anlaşmaya varmaları gerektiği noktasında toplandığını, yani davalı şirketin piyasa dışı faaliyet yürütmesini İHDS’de sınırlayan hükümlerin bulunduğu taraflarınca iddia edilmemekte, buna karşın iddia ve itirazı davalı şirketin piyasa dışı faaliyet yürütürken müvekkili kuruma ait varlıkları kullanabilmesi için bunun sözleşme ile taraflar arasında ayrıca kararlaştırılması gerektiği noktasında toplandığını, bir şeyin maliki olan kişinin, onun ürünlerinin de maliki olacağı amir hükmü gereği, davalının müvekkili kurum mülkiyetindeki varlıklar üzerinden tek taraflı tasarrufuyla elde ettiği gelirlerin müvekkiline ait olacağını, işletme hakkı devir sözleşmesinin amacının müvekkili kurumun uhdesinde bulunan dağıtım sisteminin, dağıtım tesislerinin ve dağıtım tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların, mülkiyet hakkı saklı kalmak koşuluyla işletme hakkının devredilmesi şeklinde belirlendiğini, burada üzerinde durulması gereken ifadenin mülkiyet hakkı saklı kalmak kaydı ile ifadesi olduğunu, o halde davalı şirketin sadece dağıtım tesisinin işletilmesi hakkına sahip olduğunu, ayrıca işletme hakkı kapsamına girmeyen unsurlar üzerinde bir hak sahibi olmayacağı sonucuna ulaşılacağını, işletme hakkının davalının dağıtım tesisleri ve dağıtım tesislerinin işletmesinde kullanılması gerekli diğer ilave unsurlar üzerinde bu sözleşmede yer alan hükümlerle sınırları belirlenen hakkı ve bu hakkın tanınması nedeniyle yürürlükteki mevzuattan ve sözleşmeden doğan bütün sorumluluklarını ifade ettiğini, bu durumda davalının sadece tesislerin işletilmesinde kullanılması gerekli unsurlar üzerinde hak sahibi olacağının kabulünün gerektiğini, sözleşmenin konusunun elektrik dağıtım sisteminin, dağıtım tesislerinin ve dağıtım tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların dağıtım faaliyetleri için işletme hakkının devri olduğunu, ihds ile davalı şirkete sadece işletme hakkı kapsamında kalan ve sadece bu amaca hizmet eden taşınır ve taşınmaz malvarlığı değerlerinin işletme amacıyla sınırlı olmak üzere tahsisinin öngörüldüğünü, mülkiyet hakkı müvekkili kurumda kalmak şartı ile işletme hakkının devrinin amaçlandığını, mülkiyeti müvekkili kuruma ait olan tesisler üzerinde işletme hakkı kapsamına girmeyen reklam ve kira gelirleri gibi semerelerin de malike ait olacağı konusunda bir şüphe bulunmadığını, bir şeyin maliki olan kişinin, onun ürünlerinin de maliki olacağını, ürünlerin dönemsel olarak elde edilen doğal veya hukuki ürünler ile bir şeyin özgülendiği amaca göre adetler gereği ondan elde edilmesi uygun görülen diğer verimler olarak TMK'nun 685. maddesinde düzenlendiğini, bu nedenle müvekkili kurumun davalının işletme hakkı kapsamına girmeyen reklam gelirleri ile kira gelirlerini talep etme hakkına sahip olacağını, mahkemenin bu gerekçesindeki düşünceye göre sözleşme ile sınırlanmayan hususlarda davalı şirketin her türlü tasarruf hakkı bulunduğu sonucu çıktığını, bunun mülkiyet hukukuna ve sözleşmeler hukukuna uygun düşmeyeceğini, işletme hakkı yalnızca dağıtım faaliyeti için ve sözleşmede yer alan kapsam ve şartlar dahilinde devredildiğini, bu sözleşme maddeleri ortadayken mahkeme gerekçesinde olduğu gibi, davalının kira, reklam, vb. gelirler elde etmesini sınırlayan bir hükmün sözleşmede bulunmadığını, davacının elde ettiği bu gelirleri müvekkili kuruma vermesi gerektiğine ilişkin bir hüküm de bulunmadığı yargısı ile davacının sözleşmede düzenlenmeyen bir hususta dilediği şekilde tasarrufta bulunabileceği dolayısıyla müvekkilinin mülkiyetindeki varlıklar üzerinde müvekkili kurumdan izin almadan gelir elde etmesinin hukuka uygun olduğu neticesine ulaşılması mahkemenin haksız ve hukuka aykırı hüküm verdiğini gösterdiğini, işletme hakkının devrinin kullanım hakkının devri anlamına gelmediği ortada iken, yani davalı şirkete müvekkili mülkiyetindeki varlıkların kulanım hakkı dahi verilmemişken mahkemenin davalının işlettiği dağıtım şebekesi üzerinden elde ettiği reklam ve kira gelirlerini elde etmesini sınırlayan herhangi bir hükmün sözleşmede bulunmaması nedeniyle davacının müvekkili kurumun iznini almaksızın bu gelirleri elde edebileceği şeklinde hükme ulaşmasının hukuka aykırı olduğunu, müvekkili kurum, davalının işletme hakkı kapsamına girmeyen reklam gelirleri ile kira gelirlerini talep etme hakkına sahip olduğunu, davalı şirket sözleşmeye aykırı şekilde müvekkili kurumun izni olmadan mülkiyet hakkını ihlal ederek müvekkili kurum mülkiyetindeki varlıklardan gelir elde etmeye devam ettiğini, bu nedenle sözleşmeler hukukuna aykırı davranan davalıya karşı iş bu davanın açıldığını, muğlak olan bu gerekçeden müvekkil kurumun mülkiyetindeki varlıklar üzerinden davalı şirketin elde ettiği reklam, kira, vb. gelirler davalının tarife hesaplamalarına dahil edildiği için bu gelirler üzerinde müvekkil kurumun hiçbir hak iddia edemeyeceği gibi bir sonuç çıkarılması kastediliyor ise, böyle bir sonuç çıkarılamayacağını, EPDK’nın dahi bu görüşte olmadığını, mahkeme bunu kastediyor ise bunun fahiş hata olduğunu, mahkemenin sözleşme hukukunu yoksaymış olacağı anlamına geldiğini, şirketlerin düzenlemeye tabi tarifelerini hazırlayan, gelir ve gider kalemlerini düzenleyip denetleyen EPDK’nın yazılarında dahi, davalı şirketinde dahil olduğu özel sektör elektrik dağıtım şirketlerinin piyasa dışı faaliyet yürütürken müvekkili kuruma ait varlıkları kullanabilmesi için bunun şartlarının sözleşme ile taraflar arasında ayrıca kararlaştırılması gerektiğini, davalının müvekkili kurumdan almış olduğu işletme hakkını tesis ve taşınmazları kiralamak suretiyle bir başkasına devretmiş sayılıp sayılmayacağının yargılama sürecinde ve mahkeme gerekçesinde irdelenmediğini, davalı ile müvekkili kurum arasında akdedilen işletme hakkı devir sözleşmesinde davalıya dağıtım tesisleri ve mütemmim cüzlerinin kullanma hakkının verilmediği sadece hizmet üretimi için işletme hakkının verildiğini, işletme hakkı devir sözleşmesinde davalıya devredilen dağıtım tesisleri ve taşınmazların özgülendikleri amaç dışında kullanılabileceğine dair bir icazet bulunmadığını, davalının, devredilen tesisler ve taşınmazları özgülendikleri amaç dışında kullanılabilmesi için müvekkili kurumdan izin almasının gerekli olduğunu, neticede izin alınmamış olması halinde elde edilen gelirlerin müvekkili kuruma ait olması gerektiğini, işletme hakkının esasına müteallik olmayan tanımlamasının hukuki karşılığının ne olduğu bilirkişi raporunda açıklanmadığı gibi mahkeme gerekçesinde de bu tanımlama ile neyin kastedildiği tereddüte mahal vermeyecek şekilde açıklıkla yazılmadığından bu ifadeye yönelik istinaf itirazlarını detaylandıramadıklarını, sadece bu ifadenin hukuki olmadığını belirterek hukukta tanımlaması olmayan bu muğlak, açık ve kesin olmayan, yoruma açık ifadelerle hüküm kurulduğundan mahkeme kararının bu yönüyle de hatalı olduğunu, Elektrik Piyasasında Gelir Ve Tarife Düzenlenmesi Kapsamında Düzenlemeye Tabi Unsurlar Ve Raporlamaya İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ düzenlemeye esas tarife dışı işletme gelirleri başlıklı 5. Maddesinde düzenlemeye esas tarife dışı işletme gelirlerinin a) düzenlemeye esas işletme giderinin hesaplanmasında dikkate alınan gider unsurundan kaynaklanan tarife dışı işletme gelirleri, b) düzenlemeye esas yatırım harcamasının hesaplanmasında dikkate alınan harcamalarla tesis edilmiş varlıklardan elde edilen gelirler, c) birinci uygulama dönemi öncesinde tesis edilmiş duran varlıklardan sağlanan kira, iştirak ve bağlı ortaklıklardan sağlanan temettü ve benzeri gelirler, d) bağış ve benzeri gelirler şeklinde düzenlendiğini, düzenlemeye esas tarife dışı işletme gelirlerinin iştirak, bağlı ortaklıklardan sağlanan temettü, bağış ve benzeri gelirler hariç olmak üzere a) düzenlemeye esas işletme giderinin hesaplanmasında dikkate alınan gider unsurundan kaynaklanan tarife dışı işletme gelirleri, b) düzenlemeye esas yatırım harcamasının hesaplanmasında dikkate alınan harcamalarla tesis edilmiş varlıklardan elde edilen gelirleri, c) birinci uygulama dönemi öncesinde tesis edilmiş duran varlıklardan kira ve benzeri elde edilen gelirleri kapsadığını, dağıtım şirketinin elde ettiği kira ve reklam gelirlerinden bir kısmı EPDK tarafından elektrik tarifesi hesaplamalarında dikkate alınmakta bir kısmı ise dağıtım şirketine gelir olarak bırakıldığını, davacı şirketin müvekkili kurumun mülkiyetindeki varlıklar üzerinden elde ettiği gelirlerin tamamının tarife hesaplamasında dikkate alınmadığını, büyük bir kısmı davalı dağıtım şirketine gelir olarak bırakıldığını, müvekkili kurumun, davalı şirketin kira, reklam, vb. gelirleri elde etmesine mevzuatta izin verilmediği şeklinde bir iddia ve itirazının bulunmadığını, mevzuat hükümlerinden görüleceği üzere davalı şirkete dağıtım faaliyetiyle birlikte yürütülmesi verimlilik artışı sağlayacak nitelikteki piyasa dışı bir faaliyeti yürütme hakkı verildiğini, buna davanın başından beri bir itirazları bulunmadığını, müvekkili kurumun itirazı, taraflar arasında akdedilmiş bulunan işletme hakkı devir sözleşmesi gereğince davalı şirketin, kendisine işletme hakkı devredilmiş ve mülkiyeti müvekkil kuruma ait varlıklar üzerinden piyasa dışı faaliyet (kira, reklam, vb. geliri elde edilmesi) yürütmeden önce müvekkili kurumdan izin alması gerektiğini, sözleşme serbestisi gereğince tarafların bu konuda anlaşmış olmaları gerektiği noktasında toplandığını, davalı şirketin piyasa dışı faaliyet yürütürken müvekkili kuruma ait varlıkları kullanabilmesi için bunun sözleşme ile taraflar arasında kararlaştırılması gerektiği noktasında toplandığını, EPDK tarafından onaylanan tarifeler, tarifesi düzenlemeye tabi lisans sahibi tüzel kişilerin gelir düzenlemesinin bir sonucu olarak ortaya çıktığını, EPDK tarafından hazırlanarak Resmi Gazetede yayımlanan tebliğ hükümleri ile müvekkilinin malik sıfatından kaynaklanan talep hakkını sınırlandırılmasının amaçlanmadığını, bu düzenlemelerin taraflar arasında geçerli olan sözleşme serbestisine halel getirecek şekilde yorumlanamayacağını, şirketlerine yapılan taleplerin, mülkiyetten doğan hakları dikkate alınarak müvekkili kurumun izni dahilinde karşılanması gerektiğini, bunun dışında yapılacak uygulamalarda tüm yasal hakları çerçevesinde gerekli girişimlerde bulunulacağının bildirildiğini, buna rağmen davalı şirket sözleşmeye aykırı şekilde müvekkili kurumun izni olmadan mülkiyet hakkını ihlal ederek müvekkili kurum mülkiyetindeki varlıklardan gelir elde etmeye devam ettiğini, mahkemede ... A.Ş. Genel Müdürlüğü Tesis Ve Basılı Evraktan Reklam Amacıyla Yararlanma Esasları Hakkında Yönetmelik hükümlerinin incelenmediğini, elektrik direklerinin, bina tipi trafo ve kesici ölçü kabinlerinin reklam amacıyla kullanımlarından doğan hak ve ücretlerini belirlemeye, sözleşme süresi sonunda değiştirmeye ... Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu'nun yetkili olduğunun açıkça ifade edildiğini, 25. maddesinde; \"bu yönetmelik hükümleri çerçevesinde hazırlanan sözleşmelerin şekli ve usulü ... tarafından belirlenir.\" hükmünün yer aldığını, yönetmelikte yer alan hükümler hilafına bir işlem tesis edilmesi hukuka aykırı olup, davalı tarafından reklam-kira geliri elde edilirken yürürlükteki yönetmelik hükümlerine de uyulmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava; vekaletsiz iş görmeden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.<br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;  <br>\tDavacı tarafından davalıya gönderilen 25/12/2020 tarihli yazı, EPDK tarafından davacıya gönderilen 13/09/2012 tarihli yazı sureti, EPDK müzekkere cevapları, yargılama aşamasında enerji uzmanı, mali müşavir, elektrik mühendisi bilirkişi heyetinden alınan 05/10/2021 tarihli birinci bilirkişi raporu ile elektrik mühendisi, hukukçu, elektrik mühendisi bilirkişi heyetinden alınan 11/02/2022 tarihli ikinci bilirkişi raporu, işletme hakkı devir sözleşmesi dosya içerisinde yer almaktadır. <br>\tEPDK tarafından davacıya gönderilen 13/09/2012 tarihli yazıda, kira vb. işlemlerin davacının müsaadesi ile yapılması, bu işlere ait bedel tespitinin şirket tarafından yapılması, bunlarla ilgili tasarruf hakkıyla cezai ve hukuki sorumluluğunda dağıtım şirketine ait olmak üzere elektrik dağıtım ve perakende satışı amacı dışında sağlanan gelirleri davacı hesabına aktarılması hususlarının davacı ve diğer işletme hakkı devir sözleşmesi tarafı olan şirketçe değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. <br>\tDavacı tarafından davalıya gönderilen 25/12/2020 tarihli yazıyla, işletme hakkı devir sözleşmesinin konusunun sözleşmede yer alan kapsam ve şartlar dahilinde dağıtım bölgesindeki mevcut ve yeni yapılacak elektrik dağıtım sisteminin, dağıtım tesislerinin ve dağıtım tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların dağıtım faaliyeti için işletme hakkının devri, bu tesislerin iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi ile ihtiyaç duyulan yeni dağıtım hat ve tesislerinin yapımı, sözleşmenin herhangi bir şekilde sona ermesinde söz konusu bütün tesislerin davacıya veya davacının belirleyeceği kuruluşa geri devredilmesiyle bu konularda tarafların her türlü hak ve yükümlülüklerinin tespit edilmesinin oluşturduğu, mülkiyeti davacıya ait olan dağıtım tesisleri ve taşınmazlar üzerine reklam alınması, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı vb. tesis edilmesi, bu taşınmazların kiraya verilmesi iş ve işlemlerinin dağıtım faaliyeti ve işletme hakkı devir sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmadığı gibi, sözleşmede dağıtım tesisleri ve taşınmazlardan dağıtım faaliyeti haricinde gelir elde edilebileceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığı, işletme hakkı devrine konu varlıkların dağıtım faaliyetinde kullanılabileceği, davalı tarafından konuya ilişkin herhangi bir bildirim ve müsaade talebinde bulunulmaması rağmen mülkiyeti davacıya ait taşınmaz ve tesisler üzerinden ihds'ye ve mevzuata aykırı bir şekilde kira ve reklam gelir elde edildiğinin tespit edildiği bildirilmiştir. <br>\tYargılama aşamasında alınan birinci bilirkişi raporunda, taraflar arasında akdedilen işletme hakkı devir sözleşmesi uyarınca davalının elde ettiği reklam bedelleri, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı vb. kurulumuna ilişkin bedellerin ve taşınmazların kiraya verilmesinden elde edilen bedellerin davalının EPDK tarafından düzenlenen gelir tarifesi içinde yer aldığı, davacıya iadesinin gerekmediği yönünde kanaat bildirilmiştir. <br>\tAlınan ikinci bilirkişi raporunda, davacı taşınmaz ve tesislerin kullanım hakkını davalıya devretmekle kullanım hakkı konusunda tasarruf yapma yetkisini de davalıya devrettiği, 19/12/2015 tarihli resmi gazetede yayınlanan dağıtım sistemi gelirinin düzenlenmesi hakkında tebliğin 25. maddesi ile dağıtım şirketinin bölgede işlettiği dağıtım şebekesi üzerinden elde ettiği reklam ve kira gelirleri gibi gelirlerin, dağıtım şirketlerinin gelirleri arasında sayıldığı, davacının reklam ve kira gelirlerine ilişkin talebinin yerinde olmadığı, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise 2007-2019 yılları arasında kira ve reklam gelirleri toplamı olan 2.640.474,34 TL'nin dava tarihine kadar faiziyle birlikte davacı tarafından davalıdan talep edilebileceği tespit edilmiştir. <br>\tDavacı yan taraflar arasında işletme hakkı devir sözleşmesi imzalandığını, anılan sözleşme ile mülkiyeti davacıya ait dağıtım tesisleri, dağıtım sistemi, tesislerin üzerinde bulunduğu taşınmazlar, dağıtım faaliyeti için gerekli olan işletme ve varlıkların işletme haklarının davalıya devredildiğini, davalının ise bu sözleşmeye aykırı olarak mülkiyeti davacıya ait olan taşınır ve taşınmazlardan reklam ve kira gelirleri elde ettiğini iddia etmiş, davalı yan ise taraflar arasında imzalanan işletme hakkı devir sözleşmesinde reklam ve kira geliri elde etmesini yasaklayan bir sözleşme hükmü bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. <br>\tTaraflar arasındaki uyuşmazlık, mülkiyeti davacıya ait olan, işletme hakkı ise davalıya devredilen taşınır ve taşınmazlar üzerinden davalının reklam ve kira geliri elde etmesinin taraflar arasındaki işletme hakkı devir sözleşmesine aykırılık teşkil edip etmediği, aykırılık teşkil ediyor ise davalının ne kadar reklam ve kira geliri elde ettiği, davacının davalının elde ettiği reklam ve kira gelirlerinin tahsilini davalıdan talep edip edemeyeceği, talep edebilecek ise miktarı, uygulanması gereken zaman aşımı süresi hususlarından kaynaklanmaktadır. <br>\tDavacı vekilinin istinaf itirazları incelendiğinde, taraflar arasında akdedilen İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin  “Amaç” başlıklı 1. maddesinde; \"... Anonim Şirketi (...) ile ... Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi arasında imzalanan bu Sözleşme'nin amacı; Bingöl, Elazığ, Malatya ve Tunceli illerinden oluşan Elektrik Dağıtım Bölgesi'nde yer alan ve ... uhdesinde bulunan Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların, mülkiyet hakkı saklı kalmak koşuluyla ... Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi'ne İşletme Hakkının devredilmesi ile Dağıtım Tesisleri'nin ve gerekli diğer unsurların iyileştirilmesi, güçlendirilmesi ve yeni Dağıtım Tesisi yapımının esaslarını ve tabi olduğu hükümleri belirlemektir.''  hükmüne yer verildiği,<br>\tİşletme Hakkı Devir Sözleşmesinin “Tanımlar ve Kısaltmalar” başlıklı 2. maddesinde işletme hakkının, “Şirket'in, Dağım Tesisleri ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilmesinde kullanması gerekli diğer ilave unsurlar üzerinde bu sözleşmede yer alan hükümlerle sınırları belirlenen hakkı ve bu hakkın tanınması nedeniyle yürürlükteki mevzuattan ve bu sözleşmeden doğan bütün sorumlulukları” şeklinde tanımlandığı,<br>\tİşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin “Sözleşmenin Konusu” başlıklı 3. maddesinde; “Sözleşme'nin konusunu; sözleşme'de yer alan kapsam ve sartlar dahilinde, dağım bölgesi'ndeki mevcut ve yeni yapılacak elektrik Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların dağıtım faaliyeti için işletme hakkının devri bu tesislerin iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi ile ihtiyaç duyulan yeni dağıtım hat ve tesislerinin yapımı ve Sözleşme'nin herhangi bir şekilde sona ermesinde söz konusu bütün tesislerin ...'a veya ...'ın belirleyeceği kuruluşa geri devredilmesi ile bu konularda Tarafların her türlü hak ve yükümlülüklerinin tespit edilmesi oluşturmaktadır.\" hükmüne haiz olduğu görülmüştür.<br>\tİşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin “Devir” başlıklı 5.1 maddesinde de;  “Devir, Dağıtım Bölgesi'nde yer alan, mülkiyeti ve/veya kullanma hakkı ...'a ait olan Dağıtım Tesisleri ve Dağıtım Sistemi ile bunların üzerlerinde yer aldığı mülkiyetindeki ve/veya kullanımındaki taşımazlar, bu taşımazlar üzerindeki kullanım hakları, Dağıtım Tesisleri'nin gereği gibi işletilebilmesi için varlığı sorumluluk arz eden taşınmaz, tesis, araç-gereç, iş makinaları, telsiz cihazları ve bunların mütemmim cüzlerinin mülkiyet hakları saklı kalmak kaydıyla, İşletme Haklarının halihazır fiili ve hukuki durumu ile Şirket'e devredilmesidir.” ifadelerine yer verildiği anlaşılmıştır.<br>\tDosya kapsamında yer alan ve mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarında, taraflar arasında imzalanan 24/06/2006 tarihli İşletme Hakkının Devri Sözleşmesi  kira sözleşmesi olarak kabul edilmiş ve bu bağlamda davacı ...'ın, taşınmaz ve tesislerin kullanım hakkını davalı yana devretmekle, kullanım hakkı konusunda tasarruf yapma yetkisini de davalıya devretmiş olduğu kabul edilmiş ise de, taraflar arasındaki sözleşme davacı ...'ın özelleştirilmesinde kabul edilen yöntemin gerçekleştirilmesine yönelik olarak  imzalanan bir sözleşmedir. <br>\tSözleşmenin amacı sözleşmenin birinci maddesinde sözleşmede belirtilen bölgede “...'ın uhdesinde bulunan Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların, mülkiyet hakkı saklı kalmak koşulu ile ... Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi'ne İşletme Hakının devredilmesi ile Dağıtım Tesisleri'nin ve gerekli diğer unsurların iyileştirilmesi, güçlendirilmesi ve yeni Dağıtım Tesisi yapımının esaslarını ve tabi olduğu hükümleri belirlemek” olarak belirtilmiş, sözleşmenin konusunu düzenleyen 3.1 maddesinde de “Dağıtım bölgesindeki mevcut ve yeni yapılacak Elektrik Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların, Dağıtım Faaliyeti için İşletme Hakkı'nın devri, bu tesislerin iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi ile ihtiyaç duyulan yeni dağıtım hat ve tesislerin yapımı ve sözleşmenin herhangi bir şekilde sona ermesinde söz konusu bütün tesislerin ...'a veya ...'ın belirleyeceği kuruluşa geri devredilmesi ile bu konularda tarafların her türlü hak ve yükümlülüklerinin tespit edilmesi” olarak belirtilmiştir.<br>\t4628 Sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 14. maddesinde ...'ın özelleştirilmesine ilişkin olarak, Bakanlık, ..., Elektrik Üretim Anonim Şirketi, bunların müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıklarının özelleştirilmesine yönelik öneri ve görüşlerini Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bildirir. Özelleştirme işlemleri, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümleri dairesinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yürütülür.\t<br>\t(Ek fıkra: 10/05/2006-5496 S.K./4.mad) ...'ın faaliyet alanında yer alan ve dağıtım faaliyeti için gerekli olan işletme ve varlıklar üzerinde, mülkiyeti saklı kalmak kaydı ile ... ile belirlenen dağıtım bölgelerinde faaliyet göstermek üzere kurulan elektrik dağıtım şirketleri arasında işletme hakkı devir sözleşmesi düzenlenebilir.<br>\tBu özelleştirme uygulamaları çerçevesinde, bu Kanunda belirtilen piyasa faaliyetlerinde yer alan gerçek ve tüzel kişilerden, yabancı gerçek ve tüzel kişiler elektrik üretim, iletim ve dağıtım sektörlerinde, sektörel bazda kontrol oluşturacak şekilde pay sahibi olamazlar. (Ek fıkra:09.07.2008-5784 S.K./4.mad) ''Elektrik Üretim Anonim Şirketi ve/veya müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıkları özelleştirme programına alınsa bile bunların bağlı oldukları Bakanlık veya kurumları ile ilgileri ve mülkiyetinin bağlı bulundukları kurum ve/veya kuruluşlara aidiyeti aynen devam eder. Ancak, bu kuruluşların özelleştirmeye hazırlanmalarına yönelik teknik, mali, idari ve hukuki işlemler, personele ilişkin işlemler ve özelleştirilmelerine ilişkin iş ve işlemler, 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilir. Ancak bu kuruluşların ve bu kapsamda oluşturulabilecek yeni anonim şirketlerin yönetim kurulu başkanlığı ve üyelikleri, denetim ve tasfiye kurulu üyelikleri ve genel müdürlükleri ile ait oldukları kuruluşlardan ayrı olarak özelleştirme programına alınan ve anonim şirkete dönüştürülmelerine gerek görülmeyen müesseselerde, müessese müdürlükleri ve yönetim komitelerine, işletme ve işletme birimlerinde bunların müdürlüklerine yapılacak atamalar ve bu görevlerden alınma işlemlerine ilişkin olarak Başbakana teklifte bulunma yetkisi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına aittir. Başbakan bu maddeyle ilgili yetkisini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına devredebilir.\" düzenlemesine yer verilerek, ... ile belirlenen dağıtım bölgelerinde faaliyet göstermek üzere kurulan elektrik dağıtım şirketleri arasında işletme hakkı devir sözleşmesi imzalanması mümkün kılınmıştır.<br>\t4046 Sayılı Özelleştrime Uygulamaları hakkında kanunun 18/A maddesinde özelleştirme yöntemleri düzenlenirken, kiralama ve işletme hakkının devredilmesi de özelleştirme yöntemleri arasında gösterilmiş ayrı ayrı belirtilmiş, 18/A-b maddesinde kiralama “kuruluşların aktiflerindeki varlıklarının kısmen veya tamamen bedel karşılığında ve belli bir süre ile kullanma hakkının verilmesidir.” şeklinde, 18/A-c maddesinde işletme hakkının verilmesi “Kuruluşların bir bütün olarak veya aktiflerindeki mal ve hizmet üretim birimlerinin-mülkiyet hakkı saklı kalmak kaydıyla bedel karşılığında belli süre ve şartlarla işletilmesi hakkının verilmesidir.” şeklinde tanımlayarak, her iki durum biribirinden ayrılmıştır. İşletme hakkının devredilmesinde “belirli süre” ile devredilebileceği kabul edilmiş olup, gerek kiralamada gerekse işletme hakkının devrinin belirli bir süre ile yapılma imkanı olduğu halde ayrı ayrı yasada düzenlemiş olması söz konusu sözleşmenin kira sözleşmesinden farklı bir sözleşme olduğunu ortaya koymaktadır. Kiralama ile işletme hakkının devri sözleşmesi arasındaki fark sözleşmelerin süreli olup olmamasından değil kiralamada özelleştirilen kuruluşların ve varlıkların kullanılma hakkı verilirken, işletme hakkının devredilmesinde, Kuruluşların bir bütün olarak veya aktiflerindeki mal ve hizmet üretim birimlerinin mülkiyet hakkı saklı kalmak kaydıyla işletilmesi hakkının verilmesinden kaynaklanmaktır. İşletme hakkının verilmesinde esas olan bir malın kullanımı değil, Kamu İktisadi Kuruluşu tarafından hali hazırda yürütülmekte olan hizmetlerinin, işletme hakkını devralan tarafından yerine getirilmesine devam edilmesi ve hizmetlerin iyileştirilmesidir. İşletme hakkının devri sözleşmesinden önceki devreden kuruluşun dağıtım bölgesindeki abonelerle yapılan abonelik sözleşmeleri, devir sözleşmesinden sonra da  devam ettiği ve devralanı bağladığı gibi, işletme hakkını devralan tarafından işletme süresince yapılan aboneliklerde, sözleşmenin sona ermesinden sonra da işletmeyi işletecek olan firmaları bağlayacak olması nedeniyle hasılat kira sözleşmesinin unsuru olan “hasılat veren bir malın veya hakkın kullanılmasını ve semerelerinin iktitafını terk etme” kavramından daha geniştir. Bu nedenle sözleşmenin sırf belirli süreli olduğundan bahisle kira sözleşmesi olduğu söylenemez (Emsal Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin  06/11/2013 tarih, 2013/13729 Esas 2013/14873 Karar sayılı ilamı).<br>\tYapılan açıklamalar karşısında somut olaya gelindiğinde, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin konusunun, elektrik dağıtım sisteminin, dağıtım tesislerinin ve dağıtım tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların Dağıtım Faaliyetleri için işletme hakkının devrini oluşturduğu, 24/07/2006 tarihli işletme hakkı devir sözleşmesi ile davalıya, sadece “işletme hakkı” kapsamında kalan ve sadece bu amaca hizmet eden taşınır ve taşınmaz malvarlığı değerlerinin işletme amacıyla sınırlı olmak üzere tahsisinin öngörülüp mülkiyet hakkı davacıda kalma şartı ile işletme hakkının devrinin amaçlandığını, 24/07/2006 tarihli işletme hakkı devir sözleşmesinde mülkiyeti davacıya ait olan tesisler üzerinde davalının herhangi bir reklam ve kira geliri elde etme hakkı düzenlenmediğini, ilgili hakların dağıtım şirketlerine devredildiğine dair sözleşmede  bir hüküm bulunmadığı, mahkemece benimsenen bilirkişi raporunda taşınmazların “kullanım hakkı”nın davalı yana devredilmiş olduğu ve EPDK tarafından yayınlanan 01/01/2016 tarihinde yürürlüğe giren 19/12/2015 tarih 29567 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Dağıtım Sistemi Gelirinin Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ'in 25. maddesiyle, reklam ve kira gelirlerinin dağıtım şirketine ait olacağının açıkça düzenlenmiş olması karşısında davalının taşınmazlardan elde ettiği gelirleri davacının talep edemeyeceği kanaatine varılmış ise de, ayrıntısı ile izah edildiği üzere, sözleşmenin konusunun sözleşmede yer alan kapsam ve şartlar dahilinde dağıtım bölgesindeki mevcut ve yeni yapılacak elektrik dağıtım  sisteminin dağıtım  tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların dağıtım faaliyeti için işletme hakkının devri olup, davalı tarafça dağıtım faaliyetini gerçekleştirdiği, mülkiyetinin davacıya ait olduğu hususunda ihtilaf bulunmayan taşınır/taşınmazlarda GSM baz istasyon ve reklam gelirleri elde etmesinin taraflar arasındaki sözleşmeye göre mümkün olmadığı, bahsi geçen tebliğde \"Dağıtım şirketinin bölgede işlettiği dağıtım şebekesi üzerinden elde ettiği reklam ve kira (baz istasyonu, araç, bina, arazi, veri transferi iletişim alt yapısı kullanım geliri)'' gelirlerinin dağıtım şirketinin gelirleri arasında sayılmasının bu gelirlerin davalı tarafça elde edilmesini meşrulaştırmayacağı, bu hali ile davalı tarafça mülkiyeti davacıya ait olan taşınır ve taşınmaz malvarlığı değerlerinin dava dışı 3. kişiye kiraya verilip kullandırılması hakkı olmamasına rağmen, aksi yönde davranarak gelir elde ettiği ve davacının iş bu gelirin davalıdan tahsili talebiyle eldeki davayı açtığı görülmüştür.<br>\tUyuşmazlığın çözümü için öncelikle ilgili yasal düzenleme ve kavramlar ile davanın hukuki niteliğinin açıklanması gerekmektedir.<br>\tVekaletsiz iş görme 6098 sayılı TBK'nun 526 ile 531. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, genel olarak bir kimsenin sözleşme veya hukuken yükümlü olmadığı hâlde başka bir kimsenin hukuk ve menfaat alanına müdahale ederek iş görmesinden doğan hukuki ilişkiyi ifade etmektedir. Vekaletin bulunmaması, görülen işin bir vekâlet ilişkisine veya başka bir sözleşmesel ilişkiye ya da benzer bir yükümlülüğe dayalı olmadan yapılması anlamına gelmektedir. Görülen işin başkasına ait olması gerektiği de açıktır. Ancak bazı durumlarda görülen işte vekâletsiz iş görenin de menfaati olabilir. Bu durumda ortak yarar söz konusu olur ki; ortak yararın bulunduğu durumlarda iş göreninin menfaati iş sahibinin menfaatine göre daha üstün değilse işin başkasına aidiyeti unsuru var sayılır. Vekaletsiz iş görme nedeniyle taraflar arasında kurulan ilişki bir sözleşme ilişkisi olmamakla beraber iş gören ile iş sahibi arasında kanuni bir borç ilişkisi doğmaktadır.<br>\tVekaletsiz iş görme, yasal düzenleme uyarınca gerçek (caiz olan) vekaletsiz iş görme ve gerçek olmayan vekaletsiz iş görme olmak üzere ikili bir ayrıma tabiidir.<br>\t TBK'nun 526. maddesine göre, bir kimsenin vekaleti olmaksızın iş sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak veya onun hukuka ve ahlaka aykırı yasaklaması olmadan gördüğü iş, gerçek vekaletsiz iş görmedir. Gerçek vekaletsiz iş görmede, iş gören iş sahibinin menfaatine ve yararına iş görme iradesi ile hareket etmektedir. TBK'nın 530. maddesinde ise iş görenin başkasının işini kendi menfaatine görmesi suretiyle oluşan gerçek olmayan vekaletsiz iş görme düzenlenmiştir. Bu hükme göre göre iş sahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile, iş görmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir; ancak zenginleştiği ölçüde, iş görenin masraflarını ödemek ve giriştiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür. Görüleceği üzere gerçek olmayan vekaletsiz iş görmede, iş görende  başkasının işini görme iradesi bulunmamaktadır. İş gören başkasının hukuk alanına girerek bir iş görmekte ise de bu işi kendi işi olarak kendi menfaatine yapmaktadır. Kanundaki bu hükme göre iş sahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile gerçek olmayan vekaletsiz işgörmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir.<br>\tBu bağlamda, konularının benzer olması nedeniyle Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04/06/1958 tarih ve 1958/15 Esas 1958/6 Karar sayılı kararına değinmekte fayda bulunmaktadır. Çünkü içtihadı bileştirme kararları, konularıyla sınırlı ve sonuçlarıyla bağlayıcı olmakla birlikte gerekçeleriyle de yol göstericidir. Bu yol göstericilik kararın sonuç kısmının yorumlanması, kapsamının belirlenerek uygulanması için gerekli olduğu kadar, dayandığı esasların başka müesseselerin yorumlanıp uygulanabilmesi için de geçerlidir.<br>\t Anılan karar gerekçesinde; “Bir kimsenin kendisine ait olmadığını bildiği veya bilebilecek durumda olduğu bir malı kendisinin malı imiş gibi kiraya vermesi ve kiracılardan kira paralarını toplaması faaliyeti bir iş görmedir ve mal kiraya verene ait olmadığı cihetle görülen iş, başkasının işidir. Malı kiraya verip kira paralarını alan kimse, mal sahibinin menfaatine değil, fakat kendi menfaatine hareket ettiğinden dolayı, ortada başkasının işini gören kimsenin, iş sahibinin yerine kendi menfaatine hareket etmiş olması durumu vardır ki böyle bir durumda işi görülen kimse (yani mal sahibi), işi görenden (yani kiraları toplayandan) Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmünce, kira paralarının (yani işin görülmesinden iş görenin elde ettiği menfaatlerin) kendisine verilmesini isteyebilir. Borçlar Kanununun bu maddesinin matlabı (İş yapan kimsenin kendi menfaati için yapıldığı halde) ve metni ise (Kendi menfaati için yapılmamış olsa bile iş sahibi, yapılan işten hasıl olan faideleri temellük etmek hakkını haizdir. Temellük ettiği faidelere göre, işi yapan kimsenin masrafını tazmin ve yapmış olduğu taahhütlerden onu tahlis eder) şeklindedir. Az önceki açıklamalardan hadisede, bu maddenin ilk cümlesinin tatbik şartlarının gerçekleşmiş olduğu anlaşılmaktadır”,<br>\t“Vekâletsiz tasarrufta iş görenin başkasının işini görme niyetiyle hareket etmesi esas olması itibariyle kiraya verdiği malı kendi malı gibi kiraya veren ve kiraları kendi malının kirası gibi toplayan kimse de başkasının işini görme kastı bulunmadığı cihetle hadisede Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmünün tatbiki mümkün olmayacağı ileri sürülemez. Zira, Borçlar Kanununun 410 ile 413. maddelerinde kanun, hakiki vekaletsiz tasarrufu tanzim etmekte, 414. maddesinde ise hakiki olmayan vekaletsiz tasarrufa diğer tabirle hükmi vekaletsiz tasarrufa ait bazı esasları bildirmektedir; hakiki vekaletsiz tasarrufun kanuni şartları arasında, iş görenin başkasının işini gördüğü iradesiyle hareket etmiş olması durumu varsa da hükmi vekaletsiz tasarrufta böyle bir şart aranmaz (Oser - Sechönenberger - yukarıda anılan eser - Art. 419 N. 9). İsviçre Federal Mahkemesinin kararlarından alınmış olan şu örnekler dahi hükmi vekaletsiz tasarrufta başkasının işini görme niyetinin kanuni şartlardan bulunmadığını göstermektedir: Bir ihtira beratının kanuna aykırı olarak bir üçüncü kişi tarafından kullanılması; makine ısmarlamış bulunan bir kimsenin işinde kullanılmak üzere fabrikacıya vermiş olduğu model ve resimlerin fabrikacı tarafından üçüncü kişiye satılacak makinelerin yapılması için müsaadesiz olarak kullanılması; rehinli alacaklının rehin edilmiş malı akde aykırı olarak temlik etmesi.. bütün bu hallerde Federal Mahkemece Borçlar Kanununun 414. maddesinin tatbiki cihetine gidilmiştir. Demek, söz konusu 414. maddenin tatbiki için başkasının işini görme iradesinin aranmayacağı cihetinde hukuk alimlerinin görüşleriyle Federal Mahkemenin görüşleri birleşmiş bulunmaktadır ki bu hukuki anlayış, heyetin büyük bir ekseriyetince de kanuna uygun bulunmuştur” şeklindeki açıklamalara da yer verildikten sonra; <br>\t“Bir kimsenin başkasına ait olduğunu bildiği veya bilebilecek durumda bulunduğu bir gayrimenkulü kendi malı imiş gibi kiraya verip kiraları toplamış olması sebebiyle hak sahibinin o kimseden kiraların alınması için açacağı davanın gerek Borçlar Kanunun 414. maddesine dayanan, gerekse Medeni Kanunun 908. maddesine dayanan bir dava olarak tavsifi mümkün olduğuna ve fakat tereddüt halinde, Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmüne dayanan menfaatlerin devri davası sayılacağına ve bundan dolayı on yıllık müruruzamana tabi olacağına” karar verilmiştir (Emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15/04/2021 tarih 2017/11-2407 Esas 2021/502 Karar ve 23/09/2020 tarih 2017/1-1257 Esas 2020/661 Karar sayılı ilamları).<br>\tAçıklanan bu yasal düzenlemeler ve ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı ...'ın mülkiyetindeki taşınır ve taşınmazların davalı tarafından kiraya verilerek kira ve reklam bedellerinin tahsil edildiğini bildirerek davalının elde ettiği kira ve reklam gelirlerinden şimdilik 1.000,00 TL'nin davalıdan tahsilini talep ettiği görülmüştür.<br>\tDava dilekçe içeriği ve dayanılan maddi vakıalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde istemin gerçek yönünün haksız işgal tazminatı veya sözleşmeden kaynaklı alacak  olmayıp, kendilerinden onay almaksızın sözleşme hükümlerine aykırı olarak mülkiyeti davacıya ait taşınmaz/taşınırı kiraya veren davalıdan  gerçek olmayan vekâletsiz iş görme hükümleri uyarınca elde ettikleri menfaatin devri istemine ilişkindir.<br>\tVekaletsiz iş görmeden kaynaklanan alacak istemine ilişkin davada, yani  vekaletsiz  iş  görme halinde, 818 sayılı BK (6098 sayılı BK.), özel bir zamanaşımı süresi öngörmediğinden, BK'nun 125. maddesindeki (6098 sayılı yasa 146. madde) on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerekmektedir (Emsal Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 29/11/2021 tarih 2021/3857 Esas 2021/12136 Karar sayılı ilamı).<br>\tBu bağlamda, mahkemece, taraflar arasındaki İHDS'nin ve bunun dayandığı mevzuatın davacıya devredilen tesislerin mülkiyet hakkının açıkça davacıda olduğunun yazıldığı ve sözleşmelerde bunların kiralanması, reklam alınması vs şekilde gelir elde edilmesi ve edilecek gelirin davalıya ait olacağına dair hüküm bulunmadığından eldeki davanın  gerçek olmayan vekâletsiz iş görme hükümlerinden doğan menfaatin devrine ilişkin alacak davası olduğu ve eldeki davada vekaletsiz iş görmeye ilişkin on yıllık zaman aşımı süresinin uygulandığı gözetilerek, delillerin bu hükümler çerçevesinde değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmesine rağmen yukarıda yazılı olduğu şekilde hüküm tesisinde isabet görülmemiştir.<br>\tHal böyle olunca Dairemizce, somut olayda davalının dava dışı üçüncü kişi/kişiler ile reklam sözleşmesi, telsiz, baz istasyonu, TV aktarıcısı vb. kurulumuna ilişkin sözleşme ve taşınmazların kiraya verilmesine ilişkin kira sözleşmesi imzalamak suretiyle mülkiyeti davacıya ait olan taşınmaz/taşınırdan gelir elde ettiğinin bilirkişi raporu ile belirlendiği, davacı tarafça  yukarıda açıklanan yasal düzenleme çerçevesinde gerçek olmayan vekaletsiz iş görme hükümleri kapsamında dava tarihinden geriye dönük on yıl süre ile davalının elde ettiği gelirlerin kendisine ödenmesini davalıdan talep edebileceği, bilirkişice tespit edilen ve  dava tarihinden geriye dönük on yıllık süre zarfında talep edilebilecek alacağın 1.000,00 TL'den fazla olduğu gözetilerek ve HMK'nun 26. maddesi ile talep ile bağlı kalınarak ve davalının temerrüte düşürüldüğüne ilişkin tebliğ edilmiş bir ihtar bulunmadığından temerrütün dava tarihi itibariyle gerçekleştiği dikkate alınarak davanın kabulü ile şimdilik 1.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekmiştir. <br>\tTüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında isabet görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>\tHÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;<br>\tA)1-Davacı vekilinin istinaf talebinin KABULÜNE,<br>\t2-Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 02/06/2022 tarih 2021/194 Esas 2022/377 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, <br>\t3-Davanın KABULÜNE, 1.000,00 TL'nin dava tarihi olan 29/03/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsil edilerek davacıya verilmesine, <br>\t4-Alınması gereken 615,40 TL bakiye karar ve ilam harcından peşin olarak yatırılan 59,30 TL ile istinaf aşamasında yatırılan 21,40 TL bakiye karar harcının mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,<br>\t5-Davacı tarafından yatırılan 59,30 TL başvurma harcı, 59,30 TL peşin harç ile 21,40 TL bakiye karar harcının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>\t6-Davacı tarafından yapılan 189,00 TL tebligat ve posta gideri ile 5.850‬,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 6.039,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>\t7-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,<br>\t8-Davacı dava ve duruşmalarda kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 1.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, <br>\t9-6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/A ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-13. maddesi uyarınca alınması gereken 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye irat kaydı gerekmekte ise de, davacı tarafından istinaf aşamasında yatırıldığı anlaşılan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan tahsil edilerek davacıya verilmesine, <br>\t10-Bakiye gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,<br>\tB)1-Davacı tarafından yatırılan 80,70 TL maktu istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, <br>\t2-Davacı tarafından yatırılan 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile posta gideri olarak yapılan 43,00 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,<br>\t3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, <br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda\tHMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 14/07/2025 <br><br>Başkan -              Üye -                 Üye -             Zabıt Katibi -<br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden  elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"56456c2750754f1e","SID":"ed19605dd1c0c548"}}