{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    21. HUKUK DAİRESİ     2025/283 Esas  - 2025/830 Karar<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2025/283 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2025/830<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br><br>İNCELENEN DOSYANIN\t<br>MAHKEMESİ\t:ANKARA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t:24/10/2022<br>NUMARASI\t\t: 2021/245 Esas 2022/684 Karar<br><br>DAVA\t: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ\t: 09/04/2021<br>KARAR TARİHİ\t: 14/07/2025<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 14/07/2025<br><br>\tTaraflar arasındaki alacak istemine  ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. <br>\tDAVA<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında işletme hakkı devir sözleşmesi yapıldığını, bu devir tarihinden itibaren davalının kullanımında olan mülkiyeti davacıya ait taşınmaz ve tesislere ilişkin davalı şirketle III. kişiler arasında imzalanan reklam, baz istasyonu, tesis, TV aktarıcısı gibi sözleşmelerle mülkiyeti davacıya ait taşınmazların kiraya verilmesi  nedeniyle davalının haksız olarak gelir elde ettiğini bildirerek,  sözleşmeye aykırı olarak davacının elde ettiği gelirlerden  şimdilik 1.000,00 TL'nin işletme hakkı devir sözleşmesi tarihi baz alınarak tahsil tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizleri ile birlikte davalıdan tahsiline  karar verilmesini talep etmiştir.<br>            CEVAP<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın 18/11/2015 tarihli 59147 sayılı yazısı ile varlığını iddia etiği reklam ve kira bedelleri hakkında gerekli girişimlerde bulunacağını ifade ettiğini, ancak söz konusu yazıdan itibaren 6 yıl geçtiğini, davacının  dava ikame edildiği tarihe kadar hiçbir yasal girişimde bulunmadığını ve  davacının taleplerinin 18/11/2015 tarihinden başlayarak iki yılın geçmesi ile zamanaşımına uğradığını ,İHDS ile devredilen tüm taşınır ve taşınmaz mallara ilişkin yapılabilecek her türlü faaliyetin davalı şirkete bırakılmış olup güç hattı iletişimi için kullanılması haricinde devre konu varlıkların  mülkiyet hakları haricinde tüm hakları ile birlikte davalı şirkete devredildiğini, bu doğrultuda, İHDS'de devredilen taşınır ve taşınmaz malların kira ve reklam için kullanılmasını engelleyen herhangi bir hüküm bulunmadığından, davacı şirketten izin alınarak söz konusu faaliyetlerin gerçekleştirilmesini gerektiren herhangi bir düzenleme de bulunmadığı bildirerek  davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>Mahkemece; davacı ... ile davalı  arasında imzalanan İşletme hakkı devir sözleşmesinin  niteliği itibari ile, özel hukuk sözleşmesi niteliğinde olup, bu sözleşme ile bedeli mukabilinde davacı ... tarafından davalıya  ilgili dağıtım bölgesindeki dağıtım tesislerinin kullanılması ve işletilmesi haklarının devredildiği göz önünde bulundurulduğunda,  davalının davacı ... 'tan sözleşme ile almış olduğu işletme hakkını  bir başkasına devretmesi söz konusu olmayıp, \"İşletme hakkının\" esasına müteallik olmayan \"mülkiyeti davacıya ait olan taşınmaz ve tesisler üzerinden davalı tarafından elde edilen reklam bedellerinin, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı vb. kurulumuna ilişkin bedellerinin ve taşınmazların kiraya verilmesinden elde edilen bedellerin\" davacı ... tarafından talep edilmesinin yerinde olmadığı, taraflar arasında imzalanan işletme hakkı devir sözleşmesi uyarınca davalı şirketin elde etmiş olduğu reklam bedellerinin, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı vb. kurulumuna ilişkin bedellerin ve taşınmazların kiraya verilmesinden elde edilen bedellerin, davalının  EPDK tarafından düzenlenen gelir tarifesi içinde yer aldığı  anlaşılmakla , davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasında akdedilen işletme hakkı devir sözleşmesinde yer alan düzenlemeler bakımından; İşletme Hakkı Devir Sözleşmesinde mülkiyeti davacıya ait olan tesisler üzerinde davalının herhangi bir reklam ve kira geliri elde etme hakkı düzenlenmediği için davalı tarafça mülkiyeti müvekkile ait olan tesisler üzerinden elde edilen ve işletme hakkı kapsamına girmeyen reklam ve kira gelirleri gibi semereler malik olan davacıya ait olduğunu, taraflar arasında akdedilen 24/07/2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesinin, taraflar arasındaki her türlü ilişkileri ve işletme hakkına ilişkin ilke ve esasları ayrıntılı olarak düzenlediğini, o halde davalının  sadece dağıtım tesisinin işletilmesi hakkına sahip olup,  ayrıca işletme hakkı kapsamına girmeyen unsurlar üzerinde bir hak sahibi olmayacağı sonucuna ulaşıldığını, işletme hakkının  ise,  davalının “Dağıtım Tesisleri ve Dağıtım Tesisleri'nin işletmesinde kullanılması gerekli diğer ilave unsurlar üzerinde bu sözleşmede yer alan hükümlerle sınırları belirlenen hakkı ve bu hakkın tanınması nedeniyle yürürlükteki mevzuattan ve sözleşmeden doğan bütün sorumluluklarını” ifade ettiğini, bu durumda,  davalının sadece tesislerin işletilmesinde kullanılması gerekli unsurlar üzerinde hak sahibi olacağının kabulü gerekeceğini, sözleşmenin konusunun, Elektrik Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların Dağıtım Faaliyetleri için işletme hakkının devri oluşturduğunu, 24/07/2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi ile davalıya, sadece “işletme hakkı” kapsamında kalan ve sadece bu amaca hizmet eden taşınır ve taşınmaz malvarlığı değerlerinin işletme amacıyla sınırlı olmak üzere tahsisinin  öngörülüp  mülkiyet hakkı davacıda kalma şartı ile işletme hakkının devrinin amaçlandığını, 24/07/2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesinde mülkiyeti davacıya âit olan tesisler üzerinde davalının herhangi bir reklam ve kira geliri elde etme hakkı düzenlenmediğini, bu nedenle mülkiyeti davacıya ait olan tesisler üzerinde, işletme hakkı kapsamına girmeyen reklam ve kira gelirleri gibi semerelerin de malike ait olacağı,  İHDS'de düzenlenmeyen ve İHDS kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmayan davalı şirket tarafından elde edilen reklam-kira gelirlerinin davacıya ödenmesi gerektiğini, mahkeme kararının gerekçesinin  hukukta ve yasada öngörülen zorunlu unsurları taşımadığını, istinafa konu mahkeme kararının çelişkili, yoruma ve tereddüte açık şekilde yazıldığının görüldüğünü, mahkeme kararının gerekçesinde bilirkişi raporundaki ifadelerin aynen kopyalanması ile yetinildiğini, iddia ve savunmanın dayandığı esaslı olgular gerekçe kapsamında değerlendirilmediğini bildirerek  ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. <br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava;vekaletsiz iş görmeden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.<br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;  <br>\tDavacı tarafça, davalı ile yapılan işletme hakkı devir sözleşmeleri hükümlerine aykırı olarak, mülkiyeti davacıya ait taşınmazların davalı tarafça dava dışı üçüncü kişilere  kiraya verilmesi suretiyle elde edilen gelirin davalıdan tahsili talebiyle eldeki davanın açıldığı, davalı tarafın, işletme hakkı devir sözleşmesi kapsamında taşınmazları kiraya vererek  gelir elde etmesinin mevzuata uygun olduğunun savunulduğu, mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verildiği, ilgili karara karşı davacı ...'ın  istinafa geldiği görülmüştür.<br>\tDavacı tarafın istinaf itirazları doğrultusunda dosyamız kapsamındaki uyuşmazlığın, mülkiyeti davacıya ait olan, işletme hakkı ise davalıya devredilen taşınır ve taşınmazlar üzerinden davalının reklam ve kira geliri elde etmesinin taraflar arasındaki işletme hakkı devir sözleşmesine aykırılık teşkil edip etmediği, aykırılık teşkil ediyor ise davalının ne kadar reklam ve kira geliri elde ettiği, davacının davalının elde ettiği reklam ve kira gelirlerinin tahsilini davalıdan talep edip edemeyeceği, talep edebilecek ise miktarı, uygulanması gereken zaman aşımı süresi hususlarında  toplandığı görülmüştür.<br>\t \tTaraflar arasında akdedilen İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin  “Amaç” başlıklı 1. maddesinde; \"... Anonim Şirketi (...) ile ...   Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi arasında imzalanan bu Sözleşme'nin amacı; Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova illerinden oluşan Elektrik Dağıtım Bölgesi'nde yer alan ve ... uhdesinde bulunan Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların, mülkiyet hakkı saklı kalmak koşuluyla ... Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi'ne İşletme Hakkının devredilmesi ile Dağıtım Tesisleri'nin ve gerekli diğer unsurların iyileştirilmesi, güçlendirilmesi ve yeni Dağıtım Tesisi yapımının esaslarını ve tabi olduğu hükümleri belirlemektir.''  hükmüne yer verildiği,<br>\tİşletme Hakkı Devi Sözleşmesinin “Tanımlar ve Kısaltmalar” başlıklı 2 maddesinde işletme hakkının , “Şirket'in, Dağım Tesisleri ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilmesinde kullanması gerekli diğer ilave unsurlar üzerinde bu sözleşmede yer alan hükümlerle sınırları belirlenen hakkı ve bu hakkın tanınması nedeniyle yürürlükteki mevzuattan ve bu sözleşmeden doğan bütün sorumlulukları” şeklinde tanımlandığı,<br>\tİşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin “Sözleşmenin Konusu” başlıklı 3.maddesinde;  “Sözleşme'nin konusunu; sözleşme'de yer alan kapsam ve sartlar dahilinde, dağım bölgesi'ndeki mevcut ve yeni yapılacak elektrik Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların dağıtım faaliyeti için işletme hakkının devri bu tesislerin iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi ile ihtiyaç duyulan yeni dağıtım hat ve tesislerinin yapımı ve Sözleşme'nin herhangi bir şekilde sona ermesinde söz konusu bütün tesislerin ...'a veya ...'ın belirleyeceği kuruluşa geri devredilmesi ile bu konularda Tarafların her türlü hak ve yükümlülüklerinin tespit edilmesi oluşturmaktadır.\" hükmüne haiz olduğu görülmüştür.<br>\tYine İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin “Devir” başlıklı 5.1 maddesinde de;  “Devir,DağıtımBölgesi'nde yer alan, mülkiyeti ve/veya kullanma hakkı ...'a ait olan Dağıtım Tesisleri ve Dağıtım Sistemi ile bunların üzerlerinde yer aldığı mülkiyetindeki ve/veya kullanımındaki taşımazlar, bu taşımazlar üzerindeki kullanım hakları, Dağıtım Tesisleri'nin gereği gibi işletilebilmesi için varlığı sorumluluk arz eden taşınmaz, tesis, araç-gereç, is makinaları, telsiz cihazları ve bunların mütemmim cüzlerinin mülkiyet hakları saklı kalmak kaydıyla, İşletme Haklarının  halihazır fiili ve hukuki durumu ile Şirket'e devredilmesidir.” ifadelerine yer verildiği anlaşılmıştır.<br>\tDosya kapsamında yer alan ve mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda taraflar  arasında imzalanan 24/06/2006 tarihli İşletme Hakkının Devri Sözleşmesi  kira sözleşmesi olarak kabul edilmiş ve bu bağlamda, davacı ...'ın, taşınmaz ve tesislerin kullanım hakkını davalı yana devretmekle, kullanım hakkı konusunda tasarruf yapma yetkisini de  davalıya devretmiş olduğu kabul edilmiş ise de,   taraflar arasındaki sözleşme ...'in özelleştirilmesinde kabul edilen yöntemin gerçekleştirilmesine yönelik olarak  imzalanan bir sözleşmedir. <br>\tSözleşmenin amacı sözleşmenin birinci maddesinde sözleşmede belirtilen bölgede “...'ın uhdesinde bulunan Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların, mülkiyet hakkı saklı kalmak koşulu ile  ... Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi'ne  İşletme Hakının devredilmesi ile Dağıtım Tesisleri'nin ve gerekli diğer unsurların iyileştirilmesi, güçlendirilmesi ve yeni Dağıtım Tesisi yapımının esaslarını ve tabi olduğu hükümleri belirlemek” olarak belirtilmiş, sözleşmenin konusunu düzenleyen 3.1 maddesinde de “Dağıtım bölgesindeki mevcut ve yeni yapılacak Elektrik Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların, Dağıtım Faaliyeti için İşletme Hakkı'nın devri, bu tesislerin iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi ile ihtiyaç duyulan yeni dağıtım hat ve tesislerin yapımı ve sözleşmenin herhangi bir şekilde sona ermesinde söz konusu bütün tesislerin ...'a veya ...'ın belirleyeceği kuruluşa geri devredilmesi ile bu konularda tarafların her türlü hak ve yükümlülüklerinin tespit edilmesi” olarak belirtilmiştir.<br>\t4628 Sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 14. maddesinde ...'ın özelleştirilmesine ilişkin olarak, Bakanlık, ..., Elektrik Üretim Anonim Şirketi, bunların müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıklarının özelleştirilmesine yönelik öneri ve görüşlerini Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bildirir. Özelleştirme işlemleri, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümleri dairesinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yürütülür.\t<br>\t(Ek fıkra: 10/05/2006-5496 S.K./4.mad) ...'ın faaliyet alanında yer alan ve dağıtım faaliyeti için gerekli olan işletme ve varlıklar üzerinde, mülkiyeti saklı kalmak kaydı ile ... ile belirlenen dağıtım bölgelerinde faaliyet göstermek üzere kurulan elektrik dağıtım şirketleri arasında işletme hakkı devir sözleşmesi düzenlenebilir.<br>\tBu özelleştirme uygulamaları çerçevesinde, bu Kanunda belirtilen piyasa faaliyetlerinde yer alan gerçek ve tüzel kişilerden, yabancı gerçek ve tüzel kişiler elektrik üretim, iletim ve dağıtım sektörlerinde, sektörel bazda kontrol oluşturacak şekilde pay sahibi olamazlar.\t (Ek fıkra:09.07.2008-5784 S.K./4.mad) '' Elektrik Üretim Anonim Şirketi ve/veya müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıkları özelleştirme programına alınsa bile bunların bağlı oldukları Bakanlık veya kurumları ile ilgileri ve mülkiyetinin bağlı bulundukları kurum ve/veya kuruluşlara aidiyeti aynen devam eder. Ancak, bu kuruluşların özelleştirmeye hazırlanmalarına yönelik teknik, mali, idari ve hukuki işlemler, personele ilişkin işlemler ve özelleştirilmelerine ilişkin iş ve işlemler, 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilir. Ancak bu kuruluşların ve bu kapsamda oluşturulabilecek yeni anonim şirketlerin yönetim kurulu başkanlığı ve üyelikleri, denetim ve tasfiye kurulu üyelikleri ve genel müdürlükleri ile ait oldukları kuruluşlardan ayrı olarak özelleştirme programına alınan ve anonim şirkete dönüştürülmelerine gerek görülmeyen müesseselerde, müessese müdürlükleri ve yönetim komitelerine, işletme ve işletme birimlerinde bunların müdürlüklerine yapılacak atamalar ve bu görevlerden alınma işlemlerine ilişkin olarak Başbakana teklifte bulunma yetkisi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına aittir. Başbakan bu maddeyle ilgili yetkisini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına devredebilir. “ düzenlemesine yer verilerek, ... ile belirlenen dağıtım bölgelerinde faaliyet göstermek üzere kurulan elektrik dağıtım şirketleri arasında işletme hakkı devir sözleşmesi imzalanması mümkün kılınmıştır.<br>\t4046 Sayılı Özelleştrime Uygulamaları hakkında kanunun 18/A maddesinde özelleştirme yöntemleri düzenlenirken, kiralama ve işletme hakkının devredilmesi de özelleştirme yöntemleri arasında gösterilmiş ayrı ayrı belirtilmiş, 18/A-b maddesinde kiralama “kuruluşların aktiflerindeki varlıklarının kısmen veya tamamen bedel karşılığında ve belli bir süre ile kullanma hakkının verilmesidir.”, şeklinde, 18/A-c maddesinde İşletme Hakkının Verilmesi “ Kuruluşların bir bütün olarak veya aktiflerindeki mal ve hizmet üretim birimlerinin-mülkiyet hakkı saklı kalmak kaydıyla bedel karşılığında belli süre ve şartlarla işletilmesi hakkının verilmesidir.” şeklinde tanımlayarak, her iki durum biribirinden ayrılmıştır. İşletme hakkının devredilmesinde “belirli süre” ile devredilebileceği kabul edilmiş olup, gerek kiralamada gerekse  işletme hakkının devrinin belirli bir süre ile yapılma imkanı olduğu halde ayrı ayrı yasada düzenlemiş olması söz konusu sözleşmenin kira sözleşmesinden farklı bir sözleşme olduğunu ortaya koymaktadır. Kiralama ile işletme hakkının devri sözleşmesi arasındaki fark sözleşmelerin süreli olup olmamasından değil kiralamada özelleştirilen kuruluşların ve varlıkların kullanılma hakkı verilirken, işletme hakkının devredilmesinde,  Kuruluşların bir bütün olarak veya aktiflerindeki mal ve hizmet üretim birimlerinin mülkiyet hakkı saklı kalmak kaydıyla işletilmesi hakkının verilmesinden kaynaklanmaktır.  İşletme hakkının verilmesinde  esas olan bir malın kullanımı  değil, Kamu İktisadi Kuruluşu tarafından hali hazırda yürütülmekte olan hizmetlerinin, işletme hakkını devralan tarafından yerine getirilmesine devam edilmesi ve hizmetlerin iyileştirilmesidir. İşletme Hakkının Devri sözleşmesinden önceki devreden kuruluşun dağıtım bölgesindeki abonelerle yapılan abonelik sözleşmeleri, devir sözleşmesinden sonra da  devam ettiği ve devralanı bağladığı gibi, işletme hakkını devralan tarafından işletme süresince yapılan aboneliklerde, sözleşmenin sona ermesinden sonra da işletmeyi işletecek olan firmaları bağlayacak olması nedeniyle hasılat kira sözleşmesinin unsuru olan “hasılat veren bir malın veya hakkın kullanılmasını ve semerelerinin iktitafını terk etme” kavramından daha geniştir. Bu nedenle sözleşmenin sırf belirli süreli olduğundan bahisle kira sözleşmesi olduğu söylenemez (Emsal Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin  06/11/2013 tarih, 2013/13729 Esas 2013/14873 Karar sayılı ilamı)<br>\tYapılan açıklamalar ışığında  somut olay irdelendiğinde; taraflar arasında imzalanan sözleşmenin konusunun, elektrik dağıtım sisteminin, dağıtım tesislerinin ve dağıtım tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların Dağıtım Faaliyetleri için işletme hakkının devrini oluşturduğu , 24/07/2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi ile davalıya,  sadece “işletme hakkı” kapsamında kalan ve sadece bu amaca hizmet eden taşınır ve taşınmaz malvarlığı değerlerinin işletme amacıyla sınırlı olmak üzere tahsisinin  öngörülüp  mülkiyet hakkı davacıda kalma şartı ile işletme hakkının devrinin amaçlandığını, 24/07/2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesinde mülkiyeti davacıya ait olan tesisler üzerinde davalının herhangi bir reklam ve kira geliri elde etme hakkı düzenlenmediğini,  ilgili hakların dağıtım şirketlerine devredildiğine dair sözleşmede  bir hüküm bulunmadığı, mahkemece benimsenen bilirkişi raporunda taşınmazların “kullanım hakkı”nın davalı yana devredilmiş olduğu ve EPDK tarafından yayınlanan 01/01/2016 tarihinde yürürlüğe giren 19/12/2015 tarih 29567 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan “Dağıtım Sistemi Gelirinin Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ”in 25. maddesiyle, reklam ve kira gelirlerinin dağıtım şirketine ait olacağının açıkça düzenlenmiş olması karşısında davalının taşınmazlardan elde ettiği gelirleri davacının talep edemeyeceği kanaatine varılmış ise de, ayrıntısı ile izah edildiği üzere, sözleşmenin konusunun sözleşmede yer alan kapsam ve şartlar dahilinde dağıtım bölgesindeki mevcut ve yeni yapılacak elektrik dağıtım   sisteminin dağıtım  tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların dağıtım  faaliyeti için işletme hakkının devri olup, davalı tarafça dağıtım faaliyetini gerçekleştirdiği, mülkiyetinin davacıya ait olduğu hususunda ihtilaf bulunmayan taşınır/taşınmazlarda GSM  baz istasyon ve reklam gelirleri elde etmesinin taraflar arasındaki sözleşmeye göre mümkün olmadığı, bahsi geçen tebliğde “Dağıtım şirketinin bölgede işlettiği dağıtım şebekesi üzerinden elde ettiği reklam ve kira (baz istasyonu, araç, bina, arazi, veri transferi iletişim alt yapısı kullanım geliri)'' gelirlerinin dağıtım şirketinin gelirleri arasında sayılmasının bu gelirlerin davalı tarafça elde edilmesini meşrulaştırmayacağı , bu hali ile davalı tarafça mülkiyeti davacıya ait olan  taşınır ve taşınmaz malvarlığı değerlerinin dava dışı III.kişiye kiraya verilip kullandırılması hakkı olmamasına rağmen  , aksi yönde davranarak gelir elde ettiği ve  ve davacının iş bu gelirin davalıdan tahsili talebiyle eldeki davayı açtığı görülmüştür.<br>\tUyuşmazlığın çözümü için öncelikle ilgili yasal düzenleme ve kavramlar ile davanın hukuki niteliğinin açıklanması gerekmektedir.<br>\t Vekâletsiz iş görme 6098 sayılı TBK'nın 526 ile 531. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, genel olarak bir kimsenin sözleşme veya hukuken yükümlü olmadığı hâlde başka bir kimsenin hukuk ve menfaat alanına müdahale ederek iş görmesinden doğan hukuki ilişkiyi ifade etmektedir. Vekâletin bulunmaması, görülen işin bir vekâlet ilişkisine veya başka bir sözleşmesel ilişkiye ya da benzer bir yükümlülüğe dayalı olmadan yapılması anlamına gelmektedir. Görülen işin başkasına ait olması gerektiği de açıktır. Ancak bazı durumlarda görülen işte vekâletsiz iş görenin de menfaati olabilir. Bu durumda ortak yarar söz konusu olur ki; ortak yararın bulunduğu durumlarda iş göreninin menfaati iş sahibinin menfaatine göre daha üstün değilse işin başkasına aidiyeti unsuru var sayılır. Vekâletsiz iş görme nedeniyle taraflar arasında kurulan ilişki bir sözleşme ilişkisi olmamakla beraber iş gören ile iş sahibi arasında kanuni bir borç ilişkisi doğmaktadır.<br>\t  Vekâletsiz iş görme, yasal düzenleme uyarınca gerçek (caiz olan) vekaletsiz iş görme ve gerçek olmayan vekaletsiz iş görme olmak üzere ikili bir ayrıma tabiidir.<br>\t  TBK’nın 526. maddesine göre, bir kimsenin vekâleti olmaksızın iş sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak veya onun hukuka ve ahlaka aykırı yasaklaması olmadan gördüğü iş, gerçek vekâletsiz iş görmedir. Gerçek vekâletsiz iş görmede, iş gören iş sahibinin menfaatine ve yararına iş görme iradesi ile hareket etmektedir. TBK'nın 530. maddesinde ise iş görenin başkasının işini kendi menfaatine görmesi suretiyle oluşan gerçek olmayan vekâletsiz iş görme düzenlenmiştir. Bu hükme göre göre iş sahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile, iş görmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir; ancak zenginleştiği ölçüde, iş görenin masraflarını ödemek ve giriştiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür. Görüleceği üzere gerçek olmayan vekâletsiz iş görmede, iş görende  başkasının işini görme iradesi bulunmamaktadır. İş gören başkasının hukuk alanına girerek bir iş görmekte ise de bu işi kendi işi olarak kendi menfaatine yapmaktadır. Kanundaki bu hükme göre iş sahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile gerçek olmayan vekaletsiz işgörmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir.<br>\t  Bu bağlamda, konularının benzer olması nedeniyle Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04/06/1958 tarih ve 1958/15 E., 1958/6 K. sayılı kararına değinmekte fayda bulunmaktadır. Çünkü içtihadı bileştirme kararları, konularıyla sınırlı ve sonuçlarıyla bağlayıcı olmakla birlikte gerekçeleriyle de yol göstericidir. Bu yol göstericilik kararın sonuç kısmının yorumlanması, kapsamının belirlenerek uygulanması için gerekli olduğu kadar, dayandığı esasların başka müesseselerin yorumlanıp uygulanabilmesi için de geçerlidir.<br>\t  Anılan karar gerekçesinde; “Bir kimsenin kendisine ait olmadığını bildiği veya bilebilecek durumda olduğu bir malı kendisinin malı imiş gibi kiraya vermesi ve kiracılardan kira paralarını toplaması faaliyeti bir iş görmedir ve mal kiraya verene ait olmadığı cihetle görülen iş, başkasının işidir. Malı kiraya verip kira paralarını alan kimse, mal sahibinin menfaatine değil, fakat kendi menfaatine hareket ettiğinden dolayı, ortada başkasının işini gören kimsenin, iş sahibinin yerine kendi menfaatine hareket etmiş olması durumu vardır ki böyle bir durumda işi görülen kimse (yani mal sahibi), işi görenden (yani kiraları toplayandan) Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmünce, kira paralarının (yani işin görülmesinden iş görenin elde ettiği menfaatlerin) kendisine verilmesini isteyebilir. Borçlar Kanununun bu maddesinin matlabı (İş yapan kimsenin kendi menfaati için yapıldığı halde) ve metni ise (Kendi menfaati için yapılmamış olsa bile iş sahibi, yapılan işten hasıl olan faideleri temellük etmek hakkını haizdir. Temellük ettiği faidelere göre, işi yapan kimsenin masrafını tazmin ve yapmış olduğu taahhütlerden onu tahlis eder) şeklindedir. Az önceki açıklamalardan hadisede, bu maddenin ilk cümlesinin tatbik şartlarının gerçekleşmiş olduğu anlaşılmaktadır”<br>\t“Vekâletsiz tasarrufta iş görenin başkasının işini görme niyetiyle hareket etmesi esas olması itibariyle kiraya verdiği malı kendi malı gibi kiraya veren ve kiraları kendi malının kirası gibi toplayan kimse de başkasının işini görme kastı bulunmadığı cihetle hadisede Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmünün tatbiki mümkün olmayacağı ileri sürülemez. Zira, Borçlar Kanununun 410 ile 413. maddelerinde kanun, hakiki vekaletsiz tasarrufu tanzim etmekte, 414. maddesinde ise hakiki olmayan vekaletsiz tasarrufa diğer tabirle hükmi vekaletsiz tasarrufa ait bazı esasları bildirmektedir; hakiki vekaletsiz tasarrufun kanuni şartları arasında, iş görenin başkasının işini gördüğü iradesiyle hareket etmiş olması durumu varsa da hükmi vekaletsiz tasarrufta böyle bir şart aranmaz (Oser - Sechönenberger - yukarıda anılan eser - Art. 419 N. 9). İsviçre Federal Mahkemesinin kararlarından alınmış olan şu örnekler dahi hükmi vekaletsiz tasarrufta başkasının işini görme niyetinin kanuni şartlardan bulunmadığını göstermektedir: Bir ihtira beratının kanuna aykırı olarak bir üçüncü kişi tarafından kullanılması; makine ısmarlamış bulunan bir kimsenin işinde kullanılmak üzere fabrikacıya vermiş olduğu model ve resimlerin fabrikacı tarafından üçüncü kişiye satılacak makinelerin yapılması için müsaadesiz olarak kullanılması; rehinli alacaklının rehin edilmiş malı akde aykırı olarak temlik etmesi.. bütün bu hallerde Federal Mahkemece Borçlar Kanununun 414. maddesinin tatbiki cihetine gidilmiştir. Demek, söz konusu 414. maddenin tatbiki için başkasının işini görme iradesinin aranmayacağı cihetinde hukuk alimlerinin görüşleriyle Federal Mahkemenin görüşleri birleşmiş bulunmaktadır ki bu hukuki anlayış, heyetin büyük bir ekseriyetince de kanuna uygun bulunmuştur” şeklindeki açıklamalara da yer verildikten sonra; <br>\t“Bir kimsenin başkasına ait olduğunu bildiği veya bilebilecek durumda bulunduğu bir gayrimenkulü kendi malı imiş gibi kiraya verip kiraları toplamış olması sebebiyle hak sahibinin o kimseden kiraların alınması için açacağı davanın gerek Borçlar Kanunun 414. maddesine dayanan, gerekse Medeni Kanunun 908. maddesine dayanan bir dava olarak tavsifi mümkün olduğuna ve fakat tereddüt halinde, Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmüne dayanan menfaatlerin devri davası sayılacağına ve bundan dolayı on yıllık müruruzamana tabi olacağına” karar verilmiştir.(Emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15/04/2021 tarih, 2017/11-2407 E., 2021/502 K ve 23/09/2020 tarih, 2017/1-1257 E., 2020/661 K sayılı ilamları) <br>\tAçıklanan bu yasal düzenleme ve ilkeler ışığında  somut olay değerlendirildiğinde; davacı ...'ın mülkiyetindeki taşınır ve taşınmazların davalı tarafından kiraya verilerek kira bedellerinin tahsil edildiğini, uzun süreden beri kira gelirinden pay almak istediklerini  dile getirmelerine karşın kendilerine herhangi bir bedel ödenmediğini bildirerek davalının elde ettiği gelirlerden şimdilik 1.000,00 TL'nin  davalıdan  tahsilini talep ettiği görülmüştür.<br>\tDava dilekçe içeriği ve dayanılan maddi vakıalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde istemin gerçek yönünün haksız işgal tazminatı veya sözleşmeden kaynaklı alacak  olmayıp, kendilerinden onay almaksızın sözleşme hükümlerine aykırı olarak mülkiyeti davacıya ait taşınmaz/taşınırı kiraya veren davalıdan  gerçek olmayan vekâletsiz iş görme hükümleri uyarınca elde ettikleri menfaatin devri istemine ilişkindir.<br>\tVekaletsiz iş görmeden kaynaklanan alacak istemine ilişkin davada , yani  vekaletsiz  iş  görme halinde, 818 sayılı BK (6098 sayılı BK.), özel bir zamanaşımı süresi öngörmediğinden, BK'nın 125. maddesindeki (6098 sayılı yasa 146.madde) on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerekmektedir. (Emsal Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 29/11/2021 tarih, 2021/3857 E., 2021/12136 K)<br>\tBu bağlamda, mahkemece, taraflar arasındaki İHDS'nin ve bunun dayandığı mevzuatta davacıya devredilen tesislerin mülkiyet hakkının açıkça davacıda olduğunun yazıldığı ve sözleşmelerde bunların kiralanması, reklam alınması vs şekilde gelir elde edilmesi ve edilecek gelirin davalıya ait olacağına dair hüküm bulunmadığından eldeki davanın  gerçek olmayan vekâletsiz iş görme hükümlerinden doğan menfaatin devrine ilişkin alacak davası olduğu ve eldeki davada vekaletsiz iş görmeye ilişkin on yıllık zaman aşımı süresinin uygulandığı gözetilerek, delillerin bu hükümler çerçevesinde değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmesine rağmen yukarıda yazılı olduğu şekilde hüküm tesisinde isabet görülmemiştir.<br>\tHal böyle olunca, somut olayda,  davalı tarafın   dava dışı üçüncü kişi ile 01/01/2018 tarihinden sonra 123  adet GSM Baz İstasyonlarının Kurulum Sözleşmeleri ve reklam kira sözleşmesi imzalamak suretiyle mülkiyeti davacıya ait olan taşınmaz/taşınırdan gelir elde ettiğinin bilirkişi raporu ile belirlendiği, davacı tarafça  yukarıda açıklanan yasal  düzenleme çerçevesinde gerçek olmayan vekaletsiz iş görme hükümleri kapsamında dava tarihinden geriye dönük on yıl süre ile davalının elde ettiği gelirlerin kendisine ödenmesini davalıdan talep edebileceği, bilirkişice tespit edilen ve  dava tarihinden geriye dönük on yıllık süre zarfında talep edilebilecek alacağın 1.000,00 TL'den fazla olduğu  anlaşılmakla, mahkemece HMK'nun 26 maddesi ile talep ile bağlı kalınarak ve dosya kapsamında dava tarihinden önce davalının temerrüte düşürüldüğüne ilişkin tebliğ edilmiş bir   ihtar bulunmadığından temerrüdün dava tarihi itibariyle gerçekleştiği dikkate alınarak  şimdilik 1.000,00 TL'nin, dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekmesine rağmen , davanın reddi dosya kapsamına , usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.<br>\tTüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında isabet görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>\tHÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;<br>\tA)1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile,<br>\t2- Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24/10/2022 tarih ve 2021/245 Esas 2022/684 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/(1).b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,<br>\t3-Davacının davasının KABULÜ ile,<br>\tHMK'nun 26 maddesi uyarınca taleple bağlı kalınarak 1.000,00 TL'nin dava tarihi olan 09/04/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin hakkının saklı tutulmasına,<br>\t4-Alınması gereken 615,40 TL bakiye karar ve ilam harcından peşin olarak yatırılan 59,30 TL ile istinaf aşamasında yatırılan 21,40 TL bakiye karar harcının mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,<br>\t5-Davacı tarafından yatırılan 59,30 TL başvurma harcı, 59,30 TL peşin harç ve  21,40 TL bakiye karar harcının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>\t6-Davacı tarafından yapılan 264,60 TL tebligat ve posta gideri ile 7.200,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 7.464,6‬0 TL yargılama giderinin  davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>\t7-Davalı tarafça yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, <br>\t8-Davacı davada kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/2 maddesi uyarınca 1.000,00 TL  vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, <br>\t9-6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/A ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-13. maddesi uyarınca alınması gereken 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye irat kaydı gerekmekte ise de, davacı tarafından istinaf aşamasında yatırıldığı anlaşılan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan tahsil edilerek davacıya verilmesine, <br>\t10-Bakiye gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,<br>\tB)1-Davacı taraftan istinaf karar harcı olarak alınan 179,90 TL  karar harcının  talep halinde davacıya iadesine, <br>\t2-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan 492,00 TL istinaf kanun yolun başvurma harcının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,<br>\t3-Davacı tarafından istinaf aşamasında posta masrafı olarak yapılan 198,00 TL istinaf yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>\t4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, <br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda\tHMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 14/07/2025<br><br>Başkan-       Üye -                           Üye -                      Zabıt Katibi -<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e70515b038df5d8d","SID":"00b3bb4e70d5ed65"}}