{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">  T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi               21.Hukuk Dairesi  2025/590 Esas 2025/858 Karar <br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2025/590 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2025/858<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br>BAŞKAN\t\t: ... \t  ...<br>ÜYE\t\t: ... \t  ...<br>ÜYE\t\t: ...         ...<br>KATİP\t\t: ... \t...<br><br><br>İNCELENEN DOSYANIN\t<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>TARİHİ\t\t: 12/03/2025 (Ara Karar)<br>NUMARASI\t\t: 2025/134 Esas<br><br>TALEP\t: İhtiyati Tedbir<br>TALEP TARİHİ\t: 19/02/2025<br>KARAR TARİHİ\t: 18/07/2025 <br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 18/07/2025 <br><br>\tTaraflar arasındaki genel kurul kararının yok hükmünde olduğunun tespiti ve iptali, ortaklığın tespiti, payların iadesi ve tescili istemine ilişkin davanın yargılaması sırasında ihtiyati tedbir talebinin reddine yönelik olarak verilen ara karara karşı ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. <br>\tTALEP<br>\tİhtiyati tedbir talep eden davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirkette %20 pay sahibi olduğunu, şirketin yönetim süresince diğer ortaklar tarafından müvekkilinin ortaklık haklarının sistematik şekilde ihlal edildiğini, hukuka aykırı işlemlerle şirketin yönetiminin usulsüz bir şekilde ele geçirildiğini, müvekkilinin genel kurul toplantılarına katılımının engellendiğini, şirket genel kurul kararlarında sahte imzalar ve gerçeğe aykırı beyanda bulunulmasıyla müvekkilinin şirket üzerindeki haklarının gasp edildiğini, 1992 yılından itibaren alınan kararların yok hükmünde olduğunu, 11/11/1992 tarihli genel kurulun müvekkilinin katıldığı son olağan genel kurul toplantısı olduğunu, ticaret siciline sunulan hazirun cetvelleri ve toplantı tutanaklarında müvekkiline ait imzaların yanı sıra bazı yönetim kurulu üyeleriyle denetçilerin imzalarının da asıllarına hiçbir şekilde benzemeyecek şekilde açıkça taklit edilerek kullanıldığının tespit edildiğini, noterlik nezdinde düzenlenen imza beyannamelerindeki bazı imzaların dahi gerçekliğinin şüpheli olduğunu, 04/08/2003 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında şirketin yönetiminin davalı ... ve aile bireylerine devredildiğini, anılan davalının şirketi usulsüz bir şekilde ele geçirerek tüm hisseleri kendi ailesine devrettiğinin tespit edildiğini, yönetim organlarının kötüye kullanıldığını, müvekkilinin 1992 yılından itibaren gerçekleştirilen hiçbir genel kurul toplantısı için usulüne uygun bir davet almadığını, bu toplantılardan haberdar edilmediğini, müvekkilinin eşinden boşanması ve akabinde şirketin hakim ortağı ... ile arasında husumet oluşması nedeniyle şirket genel kurul toplantılarının müvekkilinden bilinçli olarak gizlendiğini, toplantılara katılımının engellendiğini, tutanaklarda yer alan imzaların müvekkiline ait olmadığını, şirket taşınmazlarının bir kısmının davalılar adına satışının yapıldığını, başka usulsüz işlemlerinde gerçekleştirildiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 11/11/1992 tarihinden sonra yapılan genel kurul toplantılarının müvekkilinin bilgisi ve rızası dışında sahte imzalarla gerçekleştirildiğini tespit ettikleri ve mahkemece tespit edilecek 24/12/1993, 03/11/1995, 31/05/1996, 12/05/1997, 18/03/1998, 18/03/1999, 2001, 2004, 06/05/2024 ve 28/06/2024 tarihli genel kurulların ve bu toplantılardan alınan tüm genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine, müvekkilinin hiçbir şekilde devretmediği, ciro etmediği, herhangi bir belgeye imza atmadığı ve karşılığında herhangi bir bedel almadığı hisselerinin usulsüz şekilde elinden alınması nedeniyle müvekkiline ait olduğunun ve şirkette pay sahibi olduğunun tespitine, payların iadesine ve adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiş, dava dilekçesinde ayrıca davalı şirketin kurucu ortağı olduğu ...'a (... A.Ş.) ait hisseleri de kapsayacak şekilde, şirketin yönetimsel faaliyetlerine, tüm taşınır ve taşınmaz mal varlıkları ile davalıların haksız şekilde elde ettiği tüm mal varlıklarına ihtiyati tedbir konulmasına ve re'sen kayyım atanmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece, 6102 sayılı Kanunda şirketlere yönelik olarak idare ve temsil kayyımlığından açıkça bahsedilmediği, kayyımlık kurumunun, TMK'da hükme bağlandığı, koşulları oluştuğunda ve TTK'nun 1. maddesi hükmü esas alındığında TMK'nun 426 ve devamı maddelerinin de şirketlere uygulanmasının mümkün olacağı, organ boşluğunda temsil kayyımı atanmasının gündeme gelebileceği, denetim kayyımı atanmasına yönelik açıklık bulunmadığı, uyuşmazlıkta, davalı şirketin tüzel kişiliğini koruduğu, faaliyetine devam ettirdiği, temsil ve ilzam sorunun olmadığı, bu aşamada denetim ve temsil kayyımı atanması yönündeki tedbir talebinin yerinde bulunmadığı, anılan tüzel kişiliğin sahibi olduğu hisseler dahil davalıların taşınır ve taşınmaz mal varlıklarının dava konusunu teşkil etmediği, davalı tüzel kişiliğin, ticari faaliyetini devam ettirdiği, kanıtların henüz toplanmadığı, davalıların taşınır ve taşınmaz malları üzerinde tedbir konulması şartlarının da oluşmadığı, davacı vekilinin ihtiyati tedbir isteminin koşulları oluşmadığı gerekçesiyle davacının ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.<br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tİhtiyati tedbir talep eden davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yeterli inceleme ve araştırma yapılmadan karara varıldığını, TTK'ya göre genel kurul kararlarının geçerliliği için hem kanuna hem de ana sözleşmeye uygunluğun şart olduğunu, söz konusu şirketin halen temsil ve ilzama yetkili görünen yönetim kurulunun seçildiği genel kurul toplantısında ve ana sözleşme değişikliği yapılan 28.06.2024 tarihli genel kurul toplantısında Bakanlık temsilcisi bulunmadığını, 06/05/2024 tarihli genel kurul ile Genel Kurulun Çalışma Esas ve Usullerine İlişkin İç Yönerge düzenlenerek Bakanlık temsilcisinin katılımına ilişkin 16. madde de “Bakanlık temsilcisinin katılımı zorunlu olan toplantılar için temsilcinin istenmesine ve bu temsilcinin görev ve yetkilerine ilişkin anonim şirketlerin genel kurul toplantılarının usul ve esasları ile bu toplantılarda bulunacak bakanlık temsilcileri hakkında yönetmelik hükümleri saklıdır” ifade edilse de kayıtlı sermayenin artırıldığı ve iştigal konusunu değiştiren şirket ana sözleşmesinin görüşüldüğünü, değiştiği 11.05.2024 tarihli genel kurul toplantısında da Bakanlık temsilcisi talep edilmediğini, ilgili yönetmelik ve mevcut ana sözleşme hükümlerine aykırı hareket edildiğini, 28.06.2024 tarihinde ana sözleşme değiştirilerek “eski ana sözleşmeden çıkarılan maddelere ilişkin bilgi madde 11 toplantılarda komiser bulundurma maddesi kaldırılmıştır.” ifadesine yer verildiğini, bu durumda bir an için mevcut organlar yasal olarak kabul edilse dahi ana sözleşme değişikliği ile komiser bulundurma zorunluluğunun kalktığı tarihin 28.06.2024 tarihi olduğunu, bu tarihten önce  06.05.2024 tarihinde Bakanlık temsilcisi olmadan yapılan yok hükmündeki olağanüstü genel kurulda yönetim kuruluna usulsüz ve hukuka aykırı şekilde seçilen ... ve ...'nın şirketi temsil ve ilzama yetkili bulunmadığını, dolayısıyla usulüne uygun seçilmiş bir yönetim organı da olmadığını, diğer yandan pay devri yaparak payları tek kişide toplanmasına neden olan kişilerin payı kimlerden nasıl aldıklarının, ödeme yapıp yapmadıklarının şaibeli olduğunu, denetçi raporlarındaki  imzaların da kuvvetle muhtemel raporu düzenleyen kişiye ait olmadığını, şirket hesapları, gelir gider durumunun uzun süre denetlenmediğini, ana sözleşmenin ve mevzuatın emredici hükümlerinin eksiksiz uygulandığının davalı tarafça kanıtlanamadığını, dava konusu genel kurulda alınan kararların batıl olduğunu, genel kurulda alınan yönetim kurulu üyelerinin her birine  100.000'er TL aylık ödeme kararının şirketin yararı için alınmadığını düşündüklerini, fiktif alacak ve borçlarla şirketin, dolayısıyla gerçek pay sahiplerinin de zarara uğratılmaya çalışıldığını, huzur hakkı ödenmesinin doğrudan finansal tabloları ilgilendirdiğini, bu hususun da görüşülmesinin hukuka aykırılık taşıdığını, sermayeden fazla neredeyse miktarın huzur hakkı adı altında dağıtılmasının objektif iyi niyet kuralları ile bağdaşmadığını, örtülü kâr payı dağıtılması anlamına geldiğini, ihtiyati tedbir kararının, bir hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde ve talep edenin davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi şartıyla uyuşmazlık konusu hakkında uygulanacak geçici bir hukuki koruma olduğunu, ihtiyati tedbir verilebilmesinin en önemli şartlarından birinin, ihtiyati tedbir sebebinin mevcut olması olduğunu, Kanunda bu hususun genel olarak düzenlendiğini, hakime oldukça geniş bir takdir alanı bırakıldığını, Kanun'un burada \"mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından\" söz ettiğini, bu hüküm dikkate alındığında, mevcut durumun değişmesi halinde, hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması, hakkın elde edilmesinin tamamen imkansız hale gelmesi, gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğması tehlikesi varsa, ihtiyati tedbir sebebinin var kabul edileceğini, hakim kararında somut sebep gösteremiyor, bunu en azından açıklayacak veya asgari ölçüde ikna edecek delil değerlendirmesi yapamıyor, yaklaşık ispat ölçüsünü yakalayamıyorsa tedbire karar vermemesi gerektiğini, ancak bunun da hiçbir zaman tam bir ispat seviyesinde ispat şartına dönüşmemesi gerektiğini, somut olayda şirkete ait çok sayıda taşınmazın usulsüz olarak üstüne geçiren şirkete hakim ortağın torunu ve suç duyurusunda bulundukları ... ...'nın oğlu olan ... ve kardeşi ...  ile birlikte halen şirketin yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptıklarını, söz konusu yöneticilerin şirket yönetiminde olduğu sürece delillerin karartılması yoluyla şirketin bu taşınmazlar nedeniyle uğramış olduğu zararın telafisinin imkansız olacağını, şirkete ait ... hisselerinden elde edilen kar paylarının bu güne kadar şirkete intikal ettirilmemiş olması ve  mevcut yönetim kurulunun daha önce şirket mal varlığını üzerlerine geçirmesi nedeniyle kar payı gelirlerinin şirkete intikal ettirilmeme tehlikesinin bulunduğunu, 1992 yılı sonrasına ait genel kurul kararlarının kurucu şekli unsurları düzenleyen emredici hükümlere aykırı olduğu için yok hükmünde olduğunu, şirketin mevcut yönetim ve pay sahibi kişilerin haklarının kaynağının yokluğunu iddia ettikleri genel kurul kararları ile gerçek olmayan pay devrine  dayanması nedeniyle yasal  dayanaktan yoksun olduğu iddiaları doğrultusunda verilecek karar sonucu haklı oldukları kanıtlansa dahi zararının telafisinin mümkün olmayacağını, Kanunlara aykırı olarak işlem yapanlar ve taklit imzalarla kendilerine çıkar sağlayanların korunmuş olacağını, şirket kuruluşuna ayni sermaye olarak koydukları taşınmazların şirket genel kurul kararı olmadan şirketin yönetim kurulu üyesi ... ... tarafından amcası Remzi Kırmızı'ya bilahare kendisine ve kardeşlerinin adına tapuya tescil edildiğinin Mut Tapu Müdürlüğünün dosyada bulunan cevabi yazısından anlaşıldığını, davalı şirketten 24.12.1998 tarihinde çok sayıda değerli taşınmazın usulsüz bir şekilde o tarihte ve 2024 tarihine kadar da yönetim kurulu üyesi olan ve şu andaki yönetim kurulu üyelerinin babası ... ... tarafından şu anda yönetim kurulu üyesi kabul edilen ...'ya geçtiğini, mevcut yönetim kurulu üyesi ...'nın şirketin mal varlığını hukuksuz  olarak  edinmesinin göz ardı edildiğini, mahkemenin Silifke Tapu Müdürlüğünden tapu kayıtlarını eksik olarak 2006 yılı sonraki kayıtları bildirdiğini, bu nedenle delillerine ulaşılamadan ara karar verildiğini belirterek ilk derece mahkemesi ara kararının kaldırılmasına, yönetime ilişkin ihtiyati tedbir kararı verilmesini istemiştir. <br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tTalep; HMK'nun 389 vd. maddeleri uyarınca ihtiyati tedbir istemine ilişkindir.<br>\tHMK'nun 389/1. maddesi uyarınca, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle bir hakkın elde edilmesi önemli ölçüde zorlaşacak ya da tamamen imkansız hale gelecek ise veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.<br>\tHMK'nun 390/1. maddesi uyarınca ihtiyati tedbir dava açılmadan önce esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden, dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilebilecektir. <br>\tİhtiyati tedbir kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca tarafların dava konusu ile ilgili olarak hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte geniş veya sınırlı hukuki korumadır.<br>\tAnkara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/539 Esas 2023/797 Karar sayılı kararıyla davacı ... tarafından Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü aleyhine açılan ihya davasında yapılan yargılama sonunda davanın kabulü ile ... Gıda Dış Tic. A.Ş.'nin (davalı) ihyasına karar verildiği, kararın kesinleştiği görülmüştür.<br>\tİhtiyati tedbir talep eden davacı vekili, davalı şirket ortağı olduğunu, şirketin yönetimi sürecinde diğer ortaklar tarafından müvekkilinin haklarının sistematik olarak ihlal edildiğini, hukuka aykırı işlemlerle şirketin yönetiminin usulsüz bir şekilde ele geçirildiğini, genel kurul toplantılarında alınan kararların sahte imzalarla alındığını, müvekkilinin şirket üzerindeki hakların gasp edildiğini, genel kurul toplantı tutanaklarındaki imzaların müvekkiline ait olmadığını ileri sürerek davalı şirketin 11/11/1992 tarihinden sonra yapılan genel kurul toplantılarının müvekkilinin bilgisi ve rızası dışında sahte imzalarla gerçekleştirildiğini tespit ettikleri ve mahkemece tespit edilecek 24/12/1993, 03/11/1995, 31/05/1996, 12/05/1997, 18/03/1998, 18/03/1999, 2001, 2004, 06/05/2024 ve 28/06/2024 tarihli genel kurulların ve bu toplantılardan alınan tüm genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine, müvekkilinin hiçbir şekilde devretmediği, ciro etmediği, herhangi bir belgeye imza atmadığı ve karşılığında herhangi bir bedel almadığı hisselerinin usulsüz şekilde elinden alınması nedeniyle müvekkiline ait olduğunun ve şirkette pay sahibi olduğunun tespitine, payların iadesine ve adına tesciline karar verilmesi talebiyle açtığı davada davalı şirketin kurucu ortağı olduğu ...'a (... A.Ş.) ait hisseleri de kapsayacak şekilde, şirketin yönetimsel faaliyetlerine, tüm taşınır ve taşınmaz mal varlıkları ile davalıların haksız şekilde elde ettiği tüm mal varlıklarına ihtiyati tedbir konulmasına ve re'sen kayyım atanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece yukarıda özetlenen gerekçeyle ihtiyati tedbir talebinin reddine hükmedilmiştir.   <br>\tDavacı yanın ihtiyati tedbir talebi davalı şirkete kayyım atanmasına ve davalı şirketin kurucu ortağı olduğu ...'a (... A.Ş.) ait hisseleri de kapsayacak şekilde, şirketin yönetimsel faaliyetlerine, tüm taşınır ve taşınmaz mal varlıkları ile davalıların haksız şekilde elde ettiği tüm mal varlıklarına ihtiyati tedbir konulmasına yöneliktir.<br>\tTicaret Kanunumuzda mahkemeye anonim ortaklık yönetim kurulu üyelerini (gerekçe ne olursa olsun) görevden alma ve yerlerine yenilerini atama yetkisi tanımamıştır; bu yetki genel kurula aittir. Bu nedenle mahkemenin yönetim kurulu üyelerini yönetim ve temsil yetkilerinin ellerinden alması sonucunu doğuran yönetim kayyımı atanması kararını ancak bu yetkilerin hukuken veya fiilen kullanılamadığı hallere özgü olarak verilebilmesi gerekir. Kısaca mahkeme yönetim kurulu üyelerinin sahip oldukları ve kullandıkları yönetim ve temsil yetkilerini, çoğunluğun gücünü kötüye kullandığı, azınlığı ezdiği, ortaklar veya yönetim kurulu üyeleri arasında derin anlaşmazlıklar olduğu, şirketin sürekli zarar ettiği vb. gibi gerekçelerle ellerinden alarak bir temsil kayyımına veremez. <br>\tYönetim kayyımlığı, yönetim boşluğu giderilinceye kadar devam eden geçici bir koruma önlemidir. Yönetim kayyımının görevi tüzel kişinin yasal organın oluşması ya da organın çalışmasındaki fiili veya hukuki tıkanıklığın giderilmesi (engelin kalkması) ile sona erer. <br>\tŞu halde hakim, şirketin iyi yönetilmediği gerekçesiyle yönetim kayyımı atayamaz; diğer bir anlatımla, hakim şirket yönetiminde \"yerindelik\" denetimi yapamaz. MK'nın 427/4.maddesinin amacı şirketi daha iyi bir yönetime kavuşturmak değildir; bu olgu şirketin iç sorunudur. Şirket yönetiminin izlemek ve değerlendirmek yetkisi münhasıran genel kurula aittir. Yönetimi beğenmeyen ve yerinde bulmayan genel kurul, yönetim kurulu üyelerine görevden alabilir, tekrar seçmeyebilir; ibra etmeyebilir ve haklarında sorumluluk davası açılmasına karar verebilir. <br>\tYönetim kurulu üyelerinin şirketi özensiz yönettiği, hatta görev ve yetkilerini kötüye kullandıkları iddiaları da kayyım atanması yoluyla çözümlenemez. Ortaklar bu iddiaları genel kurula taşıyıp orada sorunlara çözüm arayabilirler. Bu konuda TTK'nun 437. maddedeki bilgi alma ve inceleme, 438. madedeki özel denetim isteme, 553 vd.'da ki yönetim kurulu üyeleri aleyhine sorumluluk davası açma, 445 ve 447 uyarınca genel kurul ve yönetim kurulu kararları aleyhine iptal ve butlan davaları açma ve (azlık olarak) 531. maddeye göre şirketin haklı sebeple feshini dava etme haklarından yararlanabilirler. Kısaca ortaklar bütün bu konulardaki ihlal iddialarını ve azınlığın çoğunluk tarafından ezildiği yakınmalarına TTK'nun tanıdığı bireysel ya da azlık hakları ile çözüm aramak zorundadırlar. Bu yolda gitmeyerek anılan gerekçelerle mahkemeden şirkete yönetim kayyımı atanmasını istemek mümkün değildir (Prof. Dr. Ersin Çamoğlu, Anonim Ortaklığa Yönetim Kayyımı Atanması, İstanbul Barosu Dergisi, Cilt 91, Sayı 5, Yıl 2017, sahife 17,24 ve 25).<br>\tTürk Medeni Kanunu'nun 403/2. maddesinde, kayyımın, belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için atanacağı, 426. maddesinde vesayet makamının, aşağıda yazılı olan veya kanunda gösterilen diğer hallerde ilgilisinin isteği üzerine veya re'sen temsil kayyımı atayacağı, kayyım atamasının yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel olmayacağı, 427. maddesinde ise bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa kayyım atanacağına ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.  <br>\tSomut olayda ihtiyati tedbir talep eden davacı yan, hissedarı bulunduğu davalı anonim şirketin yönetim kurulu başkanı olan diğer ortağın usulsüz işlemler yaptığını, şirketten dışlandığını iddia ederek şirkete kayyım atanmasını talep etmiştir. <br>\tTürk Ticaret Kanunu'nda kayyım atanmasına ilişkin düzenleme mevcut olmadığından talebin Türk Medeni Kanunu'nda yer alan kayyıma ilişkin hükümlere göre değerlendirilmesi gerekecektir. Türk Medeni Kanunu'nun 403/2. maddesinde kayyımın, belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için atayacağı, 426. maddesinde vesayet makamının, aşağıda yazılı olan veya kanunda gösterilen diğer hallerde ilgilisinin isteği üzerine veya re'sen temsil kayyımı atayacağı, kayyım atamasının yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel olmayacağı, 427. maddesinde ise bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa kayyım atanacağına ilişkin düzenlemeler yapılmış olup mevcut düzenlemeler ile ilk derece mahkemesinin kayyım atanmasına yönelik ihtiyati tedbir talebinin reddi gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde ihtiyati tedbir talebinin reddine yönelik ilk derece mahkemesi ara kararında bir isabetsizlik görülmediği gibi, davalıların taşınır ve taşınmaz mal varlıkları dava konusunu teşkil etmediğinden anılan talep yönünden de  ihtiyati tedbir koşullarının oluşmadığı gözetilerek anılan kısma ilişkin ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ilk derece mahkemesi ara kararında da bir isabetsizlik görülmemiştir. <br>\tTüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir talebinin reddi yönündeki ara kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>\tHÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;<br>\t1-İhtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, <br>\t2-İhtiyati tedbir talep eden davacıdan alınması gerekli olan 615,40 TL istinaf karar harcı peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, <br>\t3-İhtiyati tedbir talep eden davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)-f maddesi uyarınca kesin olmak üzere dosya üzerinden oy birliği ile karar verildi. 18/07/2025 <br><br>Başkan - ...             Üye - ...                   Üye -  ...                Zabıt Katibi - ...<br>...     ...  ...   ... <br>Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden  elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"64032d19a50f8f8b","SID":"895258272058227d"}}