{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1546 <br>KARAR NO:2025/620<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO:2018/852<br>KARAR NO:2020/655<br>KARAR TARİHİ:18/12/2020<br>DAVA:Kayıt Kabul <br>KARAR TARİHİ:28/05/2025<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde; icra dairesinin yetkisine yapılan itirazda doğru icra dairesinin bildirilmesi gerektiğini, taraflar arasındaki sözleşmede İstanbul Mahkemeleri ve İcra Dairelerinin yetkili kılındığını, geçersiz yetki itirazı nedeniyle icra dairesinin yetkili hale geldiğini, müvekkili şirketin 25.07.2017 tarihli sözleşme gereğince davalı/borçlu şirkete beş fatura ile mal satımı ve teslimi gerçekleştirdiğini, taraflar arası ticari ilişkinin müvekkilinin davalıya düzenlediği beş fatura, davalının müvekkiline düzenlediği üç iade faturası ve bir kalem davalı ödemesinden müteşekkil olduğunu, davalının düzenlediği iade faturalarının Bursa ... Noterliği'nin 26/01/2018 tarih, ... yevmiye sayılı ihtamamesi ile davalı şirkete iade edildiğini, iade faturalarına konu malların müvekkili şirkete iadesinin söz konusu  olmadığını, son faturadan 2 ay 13 gün sonra hatalı malzeme ve zarar bedeli açıklamaları ile fatura düzenlenmesinin hukuken kabul edilebilir mahiyette olmadığını, TTK'nın 23/1-c uyarınca muayene ve ihbar külfetinin yerine getirilmesi gerektiğini beyanla, itirazın iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafından talep edilen meblağın müvekkili şirketin ticari defter ve kayıtları ile uygunluk arz etmediğini, müvekkil şirketin davacı tarafa borcunun olmadığını, davacı tarafça sözleşme gereği müvekkili şirkete gönderilmiş olan malların ayıplı çıktığını, malların ayıplı olması dolayısıyla 3 adet iade faturaları kesildiğini, davacı tarafın mallarının ayıplı çıkmasından dolayı müvekkili şirketin üstlenmiş olduğu işlerinin iptal olduğunu ve müvekkili şirketin zarara uğradığını savunarak davanın reddini ve kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davanın fatura alacağı nedeniyle başlatılan takibe itirazın iptali istemiyle açıldığı, yargılama sırasında davalının iflasına karar verilmiş olması nedeniyle İİK'nın 235. maddesi kapsamında kendiliğinden iflas masasına kayıt kabul davasına dönüştüğü, ... sayılı takip dosyası incelendiğinde, 28.919,27 TL asıl alacak talebiyle başlatılan ilamsız takibe davalının süresinde itirazı üzerine takibin durdurulduğu, davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığı, davalının icra dairesi yetkisine itiraz ettiği, dava şartı olan bu hususta yapılan hukuki değerlendirme sonucu, itiraz dilekçesinde bildirdiği yerleşim yeri adresi (Başakşehir) Küçükçekmece icra dairelerinin yetkisine girdiğinden, tacir taraflar arasında akdedilen yetki sözleşmesiyle İstanbul icra daireleri yetkili kılındığından, davalının Bakırköy icra dairelerinin yetkili olduğuna dair itirazının HMK'nın 19. maddesine göre doğru yetki itirazı sayılamayacağından ara kararla reddedildiği, davacının iflas masasına alacağının kaydı için başvurmasının sağlandığı, tasfiyenin adi usulde yürütülmesi nedeniyle İİK'nın 194. maddesi uyarınca ikinci alacaklılar toplantısından 10 gün geçmesi beklendiği, düzenlenen ve davacı vekilince dosyaya sunulan sıra cetvelinde davacının kayıt başvurusunun 83 no.lu kayıt sırasında mahkememiz dosyasından bahsedilerek \"ihtilaflı alacak\" olarak kaydedilmiş olduğu, tarafların ticari defter ve belgeleri mali bilirkişi vasıtasıyla incelenerek rapor alındığı, ayrıca davanın kayıt kabul davasına dönüşmesi nedeniyle, davacının tespit edilen alacağı için takip tarihi ile iflas tarihi arasında işleyen avans faizi ile (tahsil harcı-icra vekalet ücreti hariç) takip masrafları icra hesaplamaları konusunda uzman bilirkişiden rapor alınarak tespit ettirildiği, mali bilirkişiden rapor alınması aşamasında inceleme günü davalı tarafa tebliğ edilerek (HMK md 222 uyarınca) ticari defterler ibraz edilmezse davacının defterlerinin incelenmesi sonucu alınacak rapora ve dosya kapsamına göre karar verileceği davalı tarafa ihtar edilmişse de davalı taraf ticari defterleri bilirkişi incelemesine ibraz etmediği, davalı vekili (iflas öncesi) davacının ayıplı mal teslimi nedeniyle iade faturaları düzenlendiğini ve müvekkilinin zarar ettiğini ileri sürdüğü, davacının itiraz ettiği 19.01.2018 tarihli iki iade faturasından birinin iade zararı açıklamalı zarar yansıtma faturası olduğu, birinin ise mal iade faturası olduğu, davacının son mal satış faturasından 2 ay 13 gün sonra bu iade faturalarının davalı tarafça borcu sıfırlayacak şekilde düzenlenmiş olduğu, davacının malları ayıplı ise bile tacir olan davalının bu durumu TTK'nın 23. ve TBK'nın 223. maddeleri uyarınca hemen muayene ve kontrol ederek açık ayıplarda derhal 2 gün içinde gizli ayıplarda ise 8 gün içinde veya ürünle ayıbın özelliğine göre makul süre içinde davalıya ihbar etmekle yükümlü olduğu, davalının davacıya yasal sürelerde ayıp ihbarında bulunduğuna dair bir delil davalı tarafça dosyaya sunulmadığı gibi, ayıbın niteliği ve hangi malın ayıplı olduğuna dair bir somutlaştırma yapılıp delil de sunulmadığı, ayıp nedeniyle uğranılan zarara ilişkin yansıtma faturasının dayanağının ve zararın ne şekilde oluştuğu ve hesaplandığının da dosyada davalı tarafça açıklanmadığı, somutlaştırılmadığı ve delille ispatlanmadığı, davacının 8 günlük yasal sürede davalının son iki iade faturasına itiraz ettiği açık olmakla faturaların kesinleştiğinden bahsedilemeyeceği hususları hep birlikte gözetildiğinde, davacının sahibi lehine delil teşkil eden ticari defter kayıtları ve davalıya sistem üzerinden iletilen ve davalının yasal sürede itiraz etmemesi nedeniyle içerik itibariyle kesinleşen e-fatura alacakları nedeniyle davalının ödemeleri ve davacının kabulünde olan 3 adet iade faturası mahsubu sonrası takip tarihi itibariyle alacağının talep edilebilir alacak olduğu, ticari iş nedeniyle takip sonrası avans faizinin de istenebileceği, iflas idaresince davacının alacağının kesin alacak olarak kabul ve kayıt edilmemiş olması, ihtilaflı alacak olarak sıra cetveline alınması nedeniyle, denetime ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporlarıyla tespit edilen davacı alacağının müflis borçlu şirket iflas masasına kaydına, ancak kayıt kabul davasına dönüşen davada İİK'nın 235. maddesine göre hüküm kurulması gerekmesi ve İİK'nın 67. maddesine göre hüküm kurulmamış olduğundan davacının icra inkar tazminatı talebinin yasal dayanağı kalmaması nedeniyle  bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, ayrıca kayıt kabul davası maktu harç ve vekalet ücretine tabi olduğundan buna uygun harç-vekalet ücretine karar vermek gerektiği gerekçesiyle Davanın KABULÜ ile, Davacının 28.919,27-TL fatura asıl alacağı, takip tarihiyle iflas tarihi arası işleyen 5.562,01-TL avans faizi, 199,70-TL takip masrafları olmak üzere toplam 34.680,98-TL alacağının, müflis ... A.Ş.'nin Bakırköy ...İflas Dairesi ... sayılı dosyasında iflas masasına kayıt ve kabulüne, Kayıt kabul davasına dönüşen dava nedeniyle yasal dayanağı kalmayan icra inkar tazminatı talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde; kararın temelini oluşturan bilirkişi raporlarında müflis şirketin ticari defterleri incelenmemesine rağmen bu raporların hükme esas alındığını, davaya konu icra takibinde davacı tarafından talep edilen meblağın müflis şirketin ticari defter ve kayıtları ile uygunluk arz etmediğini, müflis şirketin yargılamada delil olacak işbu defter ve kayıtları iflas etmeden önce tanzim etmemiş olsa dahi bu hususun iflas idaresini bağlamayacağını, iflas idaresi bünyesinde olan defter ve kayıtlar bakımından yerinde inceleme yapılmasını talep ettiklerini, müflis şirketin davacıya belirtilen miktarda borcu olmadığını, davacı tarafça müflis şirkete gönderilen malların ayıplı çıktığını ve malların ayıplı olması dolayısıyla müflis şirket tarafından davacıya 3 adet iade faturası kesildiğini, ayıplı mal ifası dolayısıyla müflis şirketin üstlenmiş olduğu işlerin iptal olduğunu ve müflis şirketin zarara uğratıldığını, olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp için 8 günlük inceleme ve ihbar süresi söz konusu olmayacağını, bunun yanı sıra TBK'nın 225. maddesi uyarınca satıcılığı meslek edinen taraflar için özel bir düzenleme getirildiğini, ayıplı malların ifası sonrası düzenlenen iade faturalarının ayıp ihbarından başkaca bir şey olmadığını, düzenlenen iade faturalarının da davacının ağır kusuru olduğunu gösterdiğini belirterek, kararın kaldırılmasını ve davanın reddini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE:Dava, satış sözleşmesi kaynaklı cari hesap ekstresi alacağı nedeniyle başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olarak açılmış iken, davalı şirketin yargılama sırasında iflas etmesi nedeniyle kayıt kabul istemine dönüşmüştür.Davaya konu ... sayılı dosyası incelendiğinde; takip alacaklısının ... Şti, borçlunun ise ... A.Ş. olduğu, 28.919,27 TL üzerinden 15.01.2018 tarihinde başlatılan icra takibinde 12.01.2018 tarihli cari hesap ekstresi borcun sebebine dayanıldığı, ödeme emrinin takip borçlusuna 16.01.2018 tarihinde tebliğ edildiği, 19.01.2018 tarihinde yetkiye ve borca itiraz edildiği, 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 67 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 1 yıllık hak düşürücü süre içinde itirazın iptali davasının açıldığı tespit edilmiştir.Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/1177 E. sayılı dosyasından 03.04.2019 tarihinde ... Şirketi hakkında iflas kararı verilmiştir.Davacının yargılamanın devamı sırasında bu iflas nedeniyle 39.392,62 TL alacağın kaydı için masaya 83 kayıt numarası ile başvurduğu ve alacak talebinin reddedildiği anlaşılmıştır.İlk Derece Mahkemesince 15.03.2019 tarihli ön inceleme duruşmasındaki, \"Davalının icra dairesi yetkisine itirazın sözleşme yetki maddesine de borçlunun yerleşim yerine göre yetkili icra dairelerinin doğru gösterilmemiş olması nedeniyle usulüne uygun yetki itirazı sayılamayacağından reddine,\" dair icra dairesinin yetkisine yapılan itirazın reddine dair ara kararın isabetli olduğu anlaşılmıştır.Taraflar arasındaki 25.07.2017 tarihli malzeme satınalma sözleşmesinin fiyatlar başlıklı 5. maddesi:\"Tüm fiyatlar Türk Lirası (TL) cinsinden verilmiştir. İş bu sözleşme kapsamında bulunan neothenm marka 5 cm aralıklı 28 dansite mantarlı yerden ısıtma levhasının-straforunun kalıp maliyeti dahil ve İstanbul işveren Şantiyesine teslim m2 birim fiyatı 6,76 TL (altı TürkLirası ellibeş kuruş) + KDV 'dir. KDV oranında vuku bulacak artışlar veya KDV yerine ihdas edilecek vergiler İşvaren'nin sorumluluğu altındadır. Faturalamada esas Birim fiyat cetvelinde (Ek-1) yer alan ve fiyatlardır. 5 cm aralıklı mantarlı yerden ısıtma levhasının-straforunun birim fiyatı, 60.000 m2 üretim göre hazırlandığı için işveren bu miktarın alımını ...'ye garanti etmektedir. Kalıp imalat termini data ulaştıktan sonra 23 takvim günü, Kalıbın tedarikçi'ye gelmesi imalata alınması ve üretim 10 takvim günü, İstanbula sevk edilmesi 2 takvimi günü ve toplamda 35 takvim günü olacaktır. 5 cm mantarlı yerden ısıtma levhası kalıbının mülkiyeti, işverene ait olacaktır. Isıtma lavhasının-straforu birim fiyatının içinde 60.000 m2 için ödenecek katıp bedeli 0,53 TL/m2 + kdv'dir.\" şeklindedir.İlk Derece Mahkemesince talimat yoluyla davacı ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme neticesinde mali müşavir bilirkişiden aldırılan 12.06.2019 tarihli raporda:\" ...davacı tarafın ticari defterlerinin usule uygun tutulmuş ve beratları yasal sürelerde alınmış elektronik defterler olduğu yani sahibi lehine delil teşkil eder mahiyette bulunduğu, davacının 2017'de davalıya 5 adet e-faturayla mal satımı yapmış olduğu, davalının düzenlediği 3 adet iade faturasının da davacı defterlerinde kayıtlı olduğu ve açık hesaptan düşülmüş olduğu, bu 3 iade faturası mahsubu sonrası bakiye 28.919,27 TL alacağı bulunduğu, takipte istenen tutarın da bu kadar olduğu, ancak davacının son faturasından sonra davalının davacıya düzenlediği toplam 28.919,27 TL tutarlı (borcu sıfırlayan) iki adet davalı iade faturasının davacı tarafça kabul edilmeyerek itiraz ve davalıya iade edilmiş olduğu, ticari defterine de kaydedilmediğini, takip tarihi itibariyle davacının takipte talep edilen kadar alacaklı olduğu...\" şeklinde kanaat bildirilmiştir. İlk Derece Mahkemesince iflas kararı öncesi kurulan 15.03.2019 tarihli ön inceleme duruşmasının 5 numaralı ara kararı uyarınca davalı vekiline inceleme gün ve saaatini bildirir meşruhatlı ara karar ile davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarını sunması için kesin süre verilerek sonuçlarının hatırlatıldığı, davalı tarafça da ticari defter ve kayıtlarının sunulmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin aksi yöndeki ticari defter ve kayıtlarının incelenmediğine yönelik istinaf sebebine itibar edilmemiştir. 6098 sayılı TBK'nın 219. maddesinde; ''Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.'' 223. maddesinde; \"Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.\"231. maddesinde; \"Satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Alıcının satılanın kendisine devrinden başlayarak iki yıl içinde bildirdiği ayıptan doğan def'i hakkı, bu sürenin geçmiş olmasıyla ortadan kalkmaz. Satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, iki yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamaz.\"6102 sayılı TTK'nın 23/1.c. maddesinde; \"Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.\" hükümleri yer almaktadır. 6102 sayılı TTK'nın 23/1.c maddesi uyarınca ticari alım satımlarda alıcının açık ayıplar için iki günlük, gizli ayıplar için ise sekiz günlük olan yasal süreler içerisinde inceleme yükümlülüğünü yerine getirip ayıp ihbarında bulunması gerekmektedir.Yine 6098 sayılı TBK'nın 223.maddesinde ise alıcı tarafından işlerin olağan akışına göre imkan bulunur bulunmaz malın gözden geçirilerek ayıp varsa uygun bir süre içinde satıcıya bildirilmesi gerektiği, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hali dışında, alıcının gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal etmesi durumunda satılanı mevcut haliyle kabul etmiş sayılacağı açıklanmış yani açık ayıp niteliğinde olmayan ve sekiz günlük inceleme süresinde tespit edilemeyen, kullanımla ortaya çıkan ayıplar yönünden ayrı bir düzenleme getirilmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 18/03/2021 tarihli, 2019/2952 E. 2021/2938 K. sayılı kararı; \"...6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca ticari alım satımlarda alıcı, açık ayıplar için iki, gizli ayıplar için ise sekiz günlük olan yasal süreler içerisinde inceleme yükümlülüğünü yerine getirip ayıp ihbarında bulunmalıdır. Bu hak düşürücü sürelere tabi inceleme yükümlülüğünü yerine getirmeyen alıcının ayıba bağlı hakları da ortadan kalkmaktadır....açık ayıp niteliğinde olmayan ve 8 günlük inceleme süresinde tespit edilemeyen başka bir anlatımla kullanımla ortaya çıkan ayıplar yönünden 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili düzenlemeleri uygulanacaktır. Ticari satışlarda ayıba karşı tekeffül hükümleri malın alıcıya tesliminden itibaren 2 yıl geçince zamanaşımına uğramakla birlikte,  6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 231. maddesine göre satıcı daha uzun bir süre bu sorumluluğu üstlenmiş olabilir..\" şeklindedir.İspat; dava konusu yapılan hakkın gerçekten var olup olmadığının anlaşılması, maddi hukukun o hakkın doğumunu veya sona ermesini kendisine bağladığı vakıaların doğru olup olmadığının tespit edilmesi sonucunda mümkün olur ve dava konusu hak ile buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları yönünde mahkemeye kanaat verilmesi işlemidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda 187/1.maddesinde \"İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir.\" şeklinde düzenlenmiştir. Vakıa (olgu) ise, kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylardır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir. Hakim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise HMK'nın  \"İspat Yükü\" başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup; \"İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.\" şeklinde düzenlenmiştir. Yani ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana düşer.Kendisine ispat yükü düşen taraf için bu bir yükümlülük (mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür (külfettir).Zira taraf kendisi tarafından ispatı gereken bir vakıayı ispat edemezse, karşı taraf (ve mahkeme) onu mutlaka ispat etmesini isteyemez (yükümlülük). Kendisine ispat yükü düşen taraf, o vakıayı ispat edememiş sayılır; mesela, kendisine ispat yükü düşen ve fakat bunu yerine getiremeyen taraf davacı ise, davasını ispat edememiş sayılır ve dava bu nedenle reddedilir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, 6. b., 2.c., s.1972). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17/04/2024 tarihli 2024/11-135 E. 2024/185 K. sayılı kararı; \"...Türk Borçlar Kanunu'nun 146 ncı maddesiyle alacak haklarının tâbi olacağı genel  zamanaşımı  süresi on yıl olarak düzenlemiştir. Ancak madde metninde de açıklandığı üzere kanun koyucu tarafından bunun aksine yasal düzenleme yapılabilir. Türk Borçlar Kanunu'nun 149 uncu maddesine göre zamanaşımı süresi, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. 6098 sayılı Kanun'un 90 ıncı maddesi uyarınca ifa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya hukukî ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her borç, doğumu anında muaccel olur. Sözleşmeden doğan borçlarda zamanaşımının işlemeye başlaması için alacağın muaccel (istenebilir) olması yeterlidir. Alacaklı, alacağının varlığından haberdar olmasa dahi, alacağın muaccel olmasıyla birlikte zamanaşımı süresi işler. Borcun ifası bir süreye bağlanmışsa, alacak sürenin dolması ve ifa gününün gelmesiyle muaccel olur, o günden itibaren de zamanaşımı işler. Alacağın muacceliyeti, alacaklının bir bildirimine (ihbarına) bağlı ise, zamanaşımı bu bildirimin yapıldığı günden itibaren işlemeye başlar (6098 sayılı Kanun md. 149/2). ...Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu aracın 29.04.2014 tarihinde satın alındığı, araçta meydana gelen arıza neticesinde davacı tarafından yapılan 03.03.2016 tarihli onarım başvurusuna davalı tarafından verilen 04.03.2016 tarihli cevap ile aracın garanti kapsamında tamiratının yapılamayacağının belirtildiği, bedel karşılığında araçtaki arızanın tamir edilmesi sonrasında ise eldeki davanın 09.08.2016 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.<br>Davalı şirket garanti veren sıfatı ile garanti sözleşmesi kapsamında araçtaki ayıptan kaynaklanan zarardan garanti süresince sorumludur. Öte yandan 6098 sayılı Kanun'un 231 inci maddesi gereğince satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, iki yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamaz. Bu anlamda taraflar arasındaki satım sözleşmesinde iki yıllık garanti süresinin öngörülmüş olması nedeniyle anılan hükümden ayrılmayı gerektiren daha uzun bir sürenin söz konusu olduğu söylenemez. Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince, mahkemece ayıba karşı tekeffül borcunun ikrar edilmesinin zamanaşımını kesen sebeplerden olduğu, araçtaki ayıbın öğrenildiği tarih olan 07.03.2016 tarihinde ayıbın zımnen de olsa ikrar edildiğinin kabulü ile zamanaşımının kesilmesi nedeniyle davanın zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı kabul edilmiş ise de; zamanaşımını kesen sebepler 6098 sayılı Kanun'un 154 üncü maddesinde sayılmış olup bu sebepler arasında ayıbın varlığı veya ikrarı zamanaşımını kesen nedenler arasında yer almamaktadır. Dolayısıyla 6098 sayılı Kanun'un 231 inci maddesi birinci fıkrasında düzenlenen zamanaşımı süresinin dolmasını müteakip eldeki davanın açıldığı sabit olup aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca davalının satım konusu aracı devretmekte ağır kusuru da dosya kapsamı itibariyle ispatlanamamıştır.Bu sebeple İlk Derece Mahkemesince, davanın zamanaşımından reddine karar verilmesi gerekirken yasal cevap süresi içerisinde davalı tarafından ileri sürülen zamanaşımı definin reddine karar verilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır...\" şeklindedir. Somut olayda, davacının icra takibindeki borcun sebebine dayanak faturaları davalıya hitaben düzenlemesinden sonra davalı tarafça 19.01.2018 tarihli 12.274,61 TL bedelli ve 19.01.2018 tarihli 16.644,66 TL bedelli iade faturalarını düzenlediği, bu iade faturalarının davacı defterinde kayıtlı olmadığının mali müşavir bilirkişi tarafından tespit edildiği, davacı tarafça iki adet iade faturasının  Bursa 10. Noterliği'nin 26.01.2018 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile iade edildiği sabittir. Davacı tarafça daha önce düzenlenen cari hesap ekstresine konu satış faturalarına konu ürünlerin ve akdi ilişkiye konu alacağın ispat edildiği anlaşılmakla ispat yükünün ayıp savunmasında bulunarak iade faturaları düzenleyen davalı taraf üzerinde bulunduğu anlaşılmaktadır. İlk olarak 19.01.2018 tarihli 12.274,61 TL bedelli iade faturasının \"Diğer Gelirler İade (zarar)\" açıklamasıyla düzenlendiği, cevap dilekçesinde de bu kapsamda davalının işlerinin iptal olarak zarar uğradığının savunulduğu anlaşılmış ise de, davalının zarar iddiası kapsamında dosyaya herhangi bir delili sunmadığı ve bildirmediği anlaşıldığından bu fatura yönünden ispat yükünün yerine getirilemediği anlaşılmıştır. Diğer 19.01.2018 tarihli 16.644,66 TL bedelli iade faturası yönünden ise 3 ayrı yerden ısıtma levhası ürüne ait açıklama içerdiği, üzerinde yer alan açıklama itibariyle davacı tarafından düzenlenen 02.11.2017 tarihli 35.968,67 TL faturalara konu malzemelere ilişkin olduğunun anlaşıldığı, bu malzemelere ilişkin 6102 sayılı TTK'nın 23/1.c. maddesi kapsamındaki süreler içinde ayıp ihbarında bulunulduğu dair davalı tarafça herhangi bir delil ileri sürülmediği, malzemelerdeki ayıbın türü ve niteliğinin dahi cevap dilekçesinde açıklanmadığı anlaşılmakla dosya kapsamındaki mevcut deliller itibariyle davalı tarafın ayıp savunmasını yönünden üzerinde bulunan ispat yükünü yerine getiremediği kanaatine varıldığından davalı istinaf sebeplerine itibar edilmemiştir. Açıklanan sebeplerle; incelenen mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanunun 353/1.b.1 alt bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı  tarafından yatırılan 162,10 TL istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına,3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcının davalı tarafından yatırılan 59,30 TL'nin mahsubu ile bakiye 556,10 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,4-İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davalıya ilk derece mahkemesince iadesine,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,6100 sayılı Kanunun 362/1.a bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 28/01/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e1419008100ca897","SID":"9050dea01280e755"}}