{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    <br>T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2024/281 <br>KARAR NO\t\t: 2025/1439<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>NUMARASI\t\t: 2021/844 Esas-2023/404 Karar<br>DAVA TARİHİ\t: 11/11/2021 <br>KARAR TARİHİ\t: 11/05/2023<br>DAVANIN KONUSU\t: Gecikme Tazminatı ve Kira Bedeli<br>DAİRE KARAR TARİHİ\t: 10/07/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 10/07/2025<br><br>İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/844 Esas 2023/404 Karar sayılı dosyasından verilen 11/05/2023 tarihli kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin istenilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü.<br>İSTEM:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkili şirketin davalı şirketten 08.06.2017 tarihli Gayrimenkul Satış ve Borçlanma Sözleşmesi gereğince.... İli .... İlçesi, ... Ada. ....Parselde bulunan ...kat ... Nolu bağımsız bölümleri (dükkan niteliğinde) inşaat halindeyken satın aldığını ve tapuda kendi adına tescil ettirdiğini, bu sözleşmede işin bitiş tarihi olarak 15.06.2017 olarak belirlendiğini, ancak sözleşmede belirlenen 15.06.2017 olarak belirlenen iş bitiş tarihinin üzerinden 4 yıldan fazla süre geçmiş olmasına rağmen inşaatın bitmediğini, müvekkili şirketin taşınmazları tapuda devralırken davalı tarafça inşaatın %95 seviyede tamamlandığını belirten 05.09.2017 tarihli yazı sunulduğunu ve inşaatın en kısa sürede bitirileceği taahhüt edildiğini, ancak inşaat şu an %95 seviyelerine gelmesine rağmen davalının kötü niyetli tutumu ile halen tamamlanmadığını, davalı tarafın %95 oranda bitirilmiş olan inşaatı tamamlamak için herhangi bir çaba göstermediği gibi ruhsat ve yapı kullanma izni almak için başvuru bile yapmadığını, ruhsat ve yapı kullanma izni alınmadığı için 05.09.2017 tarihinde yüzde %95 seviyesine gelen inşaat 4 yıl 5 aydır tamamlanamadığını, davalı tarafın tamamen kötü niyetli olarak ruhsat, yapı kullanma izni almadığı ve inşaatı bitirmediğini, taraflarca imzalanan sözleşmenin 4. maddesinin 6.6. bendinde \"İşin bitiş tarihi 15.06.2017 olup bu tarihe kadar iş bitmez ise aylık, alıcıya 5.000,00 TL gecikme bedeli ödettir.\" hükmü ve yine aynı sözleşmenin 7. Maddesinin .8. bendinde \"satıcı bağımsız bölümü teslim tarihinden itibaren 30 gün içinde teslim etmediği takdirde, aylık kira bedeli olarak l. 000.00 TL bedeli alıcıya ödemeyi taahhüt ettiğini, ancak sözleşme ile belirlenen kira bedeli 1.000.00 TL. olsa da inşaatın tamamlanmayan %5 lik kısmının 4 yıl 5 aydır bitirilmemesi, ülkemizin şu an içinde bulunduğu ekonomik koşullar, gayrimenkul kira bedellerinin sözleşmenin imzalandığı tarihten günümüze kadar öngörülemeyecek bir şekilde artmış olması sebebiyle müvekkilinin yoksun kaldığı gelirinin belirlenen bedelden yüksek olduğunu, her bağımsız bölüm için 1.000 TL kira bedelinin çok düşük kaldığını, bilirkişi tarafından inceleme yapılarak ve bölgedeki emsal kira bedelleri karşılaştırılarak bağımsız bölümlerin kira getirileri hesaplandığında müvekkilinin yoksun kaldığı gelirin tam olarak tespit edilebileceğini belirterek; daha fazla zarar görmemesi adına inşaatın ruhsat ve yapı kullanma izninin alınması için müvekkiline yetki verilmesini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 100.000.00 TL gecikme tazminatının ve 100.000 TL kira bedelinin ( yoksun kalınan gelirin ) işleyecek faizi ile birlikte davalı şirketten tahsilini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesi ile gecikme tazminatı talebini 244.000 TL'ye yükseltmiştir.<br>CEVAP:<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davalı müvekkilinin projeden yer alan davacı da dahil müşterileri ile defalarca toplantılar yaptığını, ülkemizde yaşanan ekonomik krizden ne kadar derinden etkilendiğini ve şirket içinde ortaklar arasında yaşanan yönetim krizinin de yarattığı sıkıntıları samimiyet ile anlattığını, davacı dahil neredeyse tüm müşterilerin de davalı müvekkiline hak vererek müvekkilinin zor günlerini atlatması ve özellikle şirket içindeki yönetim krizinin bitmesi için bekleme kararı aldıklarını, davacının kendi isteği ile inşaatın bitmesini beklemeye karar vermiş olmasına ve 4 sene boyunca hiçbir hukuki girişimde bulunmadan beklemesine rağmen ardından dava açıp 2017 yılından bu yana gecikme tazminatı ve kira kaybı talep etmesinin Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre bir hakkın kötüye kullanılması olduğunu, ayrıca taraflar arasında imzalanmış olan sözleşmenin; ‘’7.5 maddesinde açıkça belirtildiği üzere \"Satıcı mücbir sebep, olağanüstü hal gibi kendisine bağlı olmayan nedenlerin söz konusu olması halinde bu nedenlerin ortadan kalktığı tarihe kadar teslimle mükellef değildir.\" Şu halde teslim tarihine mücbir sebep ya da engelin devam ettiği süre kadar süre eklenir. ekonomik kriz satıcı açısından mücbir sebeptir.\" şeklinde düzenlendiğini, davalı müvekkilinin ekonomik krizden o denli etkilenmiş olduğunu ki, kredi kullandığı banka olan .....'a kredi taksitlerini ödemekte gecikmiş olduğunu, bankanın bu nedenle müvekkili şirket hakkında icra takibi başlattığını, sözleşmede teslim tarihi olarak her ne kadar ruhsat alımından sonraki 16. ay olarak belirlenmişse de ülkemizin geçirmiş olduğu döviz krizleri ile beraber ekonomik sorunlarla mücadele eden müvekkil şirketin, piyasada mal tedarik etmesi anlamında da son derece güçlü zorluklarla karşılaştığını ve buna rağmen inşaatı bitirme gayretini göstermiş olup, yine teslim tarihini düzenleyen sözleşmenin 7.1 hükmünde Satıcıdan kaynaklanmayan her türlü durumun teslim süresinin ertelenmesini gerektiren bir sebep olduğu da düzenlenmiş olup, taraflarca işbu sözleşme hükümlerinin kabul edilerek imza altına alındığını, 2017 yılından bu yana yaşanan ekonomik kriz kesinlikle mücbir sebep olduğunu, ayrıca neredeyse iki yıldır ülkeyi ve tüm dünyanı etkisi altına alan Kovid 19 pandemisi de açık bir mücbir sebep olduğunu, taraflar arasında imzalanan sözleşmede bulaşıcı hastalıklar mücbir sebep sayıldığı gibi ayrıca Çalışma şartlarının hükümet tarafından resmi olarak aylarca kısıtlandığı bir dönem yaşandığını, 24 mart 2020 tarihli Resmi Gazete yayınlanan 518 sayılı Vergi Usul Kanunu tebliğinde Kovid 19 pandemisinin yasal olarak Bulaşıcı Hastalık olduğu ve mücbir sebep olarak kabul edildiği karar altına alındığını, devlet tarafından uygulanan sokağa çıkma yasakları nedeni ile müvekkili şirketin inşaatı gibi bir çok proje gecikmeye uğradığını, sözleşmeye konu proje tamamlandığını, yapı kullanma belgesi müracaatı aşamasına gelmiş bağımsız bölümlerin içine girildiğinde natamam gibi görünmesinin nedeni bu bağımsız bölümleri satın alan veya kiralayacak olan kişi veya firmaların kendi kurumsal kimliklerine göre kendi dekorasyonlarını yapmak istemelerinden kaynaklı olduğunu, bu nedenle yer döşemeleri vs gibi dekorasyona konu imalatlar yapılmadığını, bunun dışında kalan ve projede bulunan tüm imalatlar resmi mimari ve uygulama projelerine tamamen uygun olarak yapıldığını, davacı taraf, sözleşme ile kararlaştırılan gecikme halinde aylık 1.000.00 TL. kira bedelinin düşük kaldığı, yoksun kaldığı gelir kaybının daha fazla olduğunu iddia ve dava etmekte ise de bu talebinin kabulü mümkün olmadığını, her iki taraf da tacir olduğunu ve sözleşme ile bağlılık esas olduğunu, bu nedenle de kabul anlamına gelmemek kaydı ile bu bedelden daha fazla bir kira kaybı talep edilmesi hukuken mümkün olmadığını ayrıca, hem gecikme tazminatı ve hem de kira kaybı bedelinin aynı anda talep edilmesinin de hukuken mümkün olmadığını savunarak; davanın reddini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ:<br>Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 100.000,00 TL cezai şart tazminatı ile 48.000,00 TL kira bedelinin davalıdan dava tarihinden (11/11/2021) itibaren 144.000,00 TL cezai şart tazminatının ise ıslah tarihi olan 06/04/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF TALEBİNDE BULUNAN:<br>Davacı ve davalı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;<br>-2 adet bağımsız bölümün dava konusu olduğu dikkate alınmadığından yoksun kalınan kira bedeli olarak sadece bir bağımsız bölüm yönünden 48.000 TL kira bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin hatalı, usul ve yasaya aykırı olduğunu, sözleşmede açıkça teslimde gecikme olması halinde bir bağımsız bölüm için için satıcının alıcıya aylık 1.000 TL kira parası ödenmesi kararlaştırıldığını ancak müvekkilinin zemin kat 32 ve 33 nolu olmak üzere 2 adet bağımsız bölüm satın aldığını, nihayetinde davanın konusu taleplerin 2 adet bağımsız bölüme ilişkin olduğunu, gerek sözleşmenin konusu ve gerekse davadaki talebinin 2 bağımsız bölüme ilişkin olup sadece bir bağımsız bölüme ilişkin eksik alacak tutarına hükmedilerek davanın kısmen reddine karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu, <br>-sözleşmede işin bitim süresi olarak 15.06.2017 tarihi kararlaştırıldığını, sözleşmenin 7. Maddesinin .1 bendinde \"satıcı teslim tarihini zorlayıcı sebepler dışında iki ay erteleyebilir\" hükmüne yer verildiğini, bu hükme göre taşınmazın en geç teslim edileceği tarih 15.08.2017 tarihi olduğunu, davanın 11.11.2021 tarihinde açıldığını, 15.08.2017- 11.11.2021 tarihleri arası 4 yıl 2 ay 26 gün olduğunu, yani yerel mahkemenin bir bağımsız bölüm yönünden hüküm altına aldığı kira parasının dahi eksik olduğunu, dava tarihine kadar olan 2 ay 26 günlük kira parasının hiç hüküm altına alınmamasının bir başka usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini,<br>-mahkemece tek bir bağımsız bölüme ilişkin olarak onda da 2 ay 26 gün eksik hesaplama sonucu bulunan tutar üzerinden yapılan hesaplamayla tesis edilen karar neticesi davanın kısmın reddine karar verilmiş bu nedenle de davalı taraf lehine 9.200.-TLvekalet ücretine hükmedildiğini, bu yönüyle de kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, sonuç olarak açılan davada yapılan yargılama sonucu, davalının teslime yönelik edimini yerine getiremediği, taraflar arasındaki sözleşme uyarınca kira bedeli ile ceza şart talep etme hakkı yönünden tüm unsurların gerçekleştiğini, 32 ve 33 bağımsız bölümler için toplam 100.000 TL yoksun kalınan kar (kira bedeli) bedeline hükmedilmesi gerekirken yalnızca 48.000 TL tek bir bağımsız bölüm için kira bedeline hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne dair karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; cevap dilekçesini takrar ederek; <br>-mahkemece bu yönde iddia ve savunma bulunmadığından bahisle sözleşme geçerli sayılmış ise de bunun doğru olmadığını, 6098 Sayılı TBK'nun 237. madde hükmü emredici hüküm olup mahkemece resen dikkate alınması gerektiğini, 6098 sayılı Borçlar Kanunu 237. Maddesi gereğince taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için, sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmesinin zorunlu olduğunu, Yasanın bu maddesi emredici olup resen dikkate alınıp davanın reddine karar verilmesi gerektiğini,<br>-kabul anlamına gelmemek kaydı ile yerleşik Yargıtay içtihatları doğrultusunda davacı tarafından hem gecikme tazminatı hem de kira kaybı talep etmesinin de mümkün olmadığını, davacının tamamen kötü niyetli olarak teslim dahi almadığı bir taşınmazı hukuken kiraya vermesi zaten mümkün değilken bir de buna dayanarak kira kaybını müvekkilden talep etmesinin söz konusu olamayacağını, <br>-yine kabul anlamına gelmemek kaydı ile müvekkilinin mücbir sebep savunmaları hiç dikkate alınmadığını, bu yöndeki delillerin toplanmadığını, müvekkilinin içinde bulunduğu ekonomik koşullar ve müvekkili hakkında başlatılan icra takipleri ve vergi borçlarını dahi ödeyemediğinden müvekkili açısından mücbir sebebin oluştuğunu, taraflarca sözleşme hükümlerinde anlaşma sağlanıp imza altına alınmış olması sebebiyle bu hüküm de tarafları bağlayıcı nitelikte olduğunu, davalı müvekkilinin ülkede yaşanan ekonomik kriz, Covid-19 pandemi dönemindeki zorunlu kapanmalar ve İzmir depremi neticesinde yaşanan ciddi ekonomik zorluklar kesinlikle mücbir olduğunu, ülkede yaşanan ekonomik krizden ne kadar derinden etkilendiğini ve şirket içinde ortaklar arasında yaşanan yönetim krizinin de yarattığı sıkıntıları tüm müşterilerine samimiyet ile anlattığını, davacı dahil neredeyse tüm müşterileri de davalı müvekkiline hak verdiğini ve müvekkilinin zor günlerini atlatması ve özellikle şirket içindeki yönetim krizinin bitmesi için bekleme kararı aldıklarını fakat ardından bu davanın açılmasının asıl kötüniyet olduğunu, davacının kendi isteği ile inşaatın bitmesini beklemeye karar vermiş olmasına ve 4 sene boyunca hiçbir hukuki girişimde bulunmadan beklemesine rağmen ardından dava açıp 2017 yılından bu yana gecikme tazminatı ve kira kaybı talep etmesi Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre bir hakkın kötüye kullanılması olduğunu,<br>-taraflar arasında imzalanmış olan sözleşmenin 7.5 maddesinde açıkça belirtildiği üzere \"Satıcı mücbir sebep, olağanüstü hal gibi kendisine bağlı olmayan nedenlerin söz konusu olması halinde bu nedenlerin ortadan kalktığı tarihe kadar teslimle mükellef olmadığını, bu halde teslim tarihine mücbir sebep ya da engelin devam ettiği süre kadar süre ekleneceğini, \"ekonomik kriz satıcı açısından mücbir sebeptir.\" şeklinde düzenlendiğini, sözleşmenin 7.1 hükmünde \"Satıcıdan kaynaklanmayan her türlü durumun teslim süresinin ertelenmesini gerektiren bir sebep\" olduğu da düzenlenmiş olup, taraflarca işbu sözleşme hükümleri kabul edilerek imza altına alındığını, 2017 yılından bu yana yaşanan ekonomik kriz kesinlikle mücbir olduğunu, o dönemde tüm dünyanı etkisi altına alan Covid-19 pandemisi de açık bir mücbir sebep olduğunu, taraflar arasında imzalanan sözleşmede bulaşıcı hastalıklar mücbir sebep sayıldığı gibi ayrıca çalışma şartlarının hükümet tarafından resmi olarak aylarca kısıtlandığı bir dönem yaşandığını, her iki tarafın da tacir olduğunu ve sözleşme ile bağılılığın esas olduğunu, bu nedenle de kabul anlamına gelmemek kaydı ile bu bedelden daha fazla bir kira kaybı talep edilmesi hukuken mümkün olmadığını, ayrıca hem gecikme tazminatı ve hem de kira kaybı bedelinin aynı anda talep edilmesinin de hukuken mümkün olmadığını, kararın herhangi bir gerekçesi bulunmadığı için açıkça T.B.K.nun emredici hükmüne ve H.M.K.na aykırı olup eksik inceleme sonucu verildiğini belirterek kararın kaldırılmasına ve davanın reddine dair karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: <br> İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen ilk derece mahkemesi kararı hakkında 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br> Dava, taraflar arasında haricen akdedilen adi yazılı gayrimenkul satış ve borçlanma sözleşmesi uyarınca davalı tarafından davacıya satılan bağımsız bölümlerin taahhüt edilen tarihte teslim edilmemesi sebebiyle sözleşmede kararlaştırılan gecikme bedeli ve kira bedelinin (yoksun kalınan gelir) tahsili istemine ilişkindir.<br>Taraflar arasında yapılan 08.06.2017 tarihli \"Gayrimenkul Satış Ve Borçlanma Sözleşmesi\" başlıklı sözleşme ile taraflarca 3.700.000,00.-TL satış bedeli karşılığında ... ili ....ilçesi ... ada ....parselde kayıtlı .... kat ..... bağımsız bölüm numaralı dükkan niteliğindeki taşınmazların davalı satıcı tarafından davacı alıcıya satışı kararlaştırılmış, 18.09.2017 tarihinde de davacı adına tapu devirleri yapılmıştır.<br>TMK. 706, TBK. 237, Tapu K.26 ve Noterlik K. 60. Maddeleri hükümleri gereğince tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Taraflar arasında haricen yapılan tapulu taşınmazların satışına ilişkin adi yazılı sözleşme resmi biçimde yapılmamış ise de; davalı tarafından davacıya satılan taşınmazların 18.09.2017 tarihinde davacı adına tapu devirlerinin yapılması nedeniyle taraflar arasında yapılan 08.06.2017 tarihli adi yazılı taşınmaz satım sözleşmesi geçerli hale geldiğinden tarafları için hak ve borçlar doğurur. Tapuda taşınmaz devri yapılmış ise bu satışın ödeme ve teslim koşullarını düzenleyen harici yapılan sözleşme geçerli olup tarafları için hak ve borç doğurur. (Yargıtay 13 HD 2015/22858 esas 2016/17539 karar sayılı içtihadı emsal niteliktedir.) Bu nedenle taraflar arasında yapılan 08.06.2017 tarihli adi yazılı taşınmaz satım sözleşmesinin uyuşmazlığın çözümünde esas alınması gerekmektedir.<br> Taraflar arasında yapılan 08.06.2017 tarihli adi yazılı taşınmaz satım sözleşmesinin 4.maddesinin 6.6. Bendinde işin bitiş tarihinin 15/06/2017 olduğu, bu tarihe kadar iş bitmez ise alıcıya aylık 5.000 TL gecikme bedeli ödeneceği, 7. Maddesinin 8. Bendinde satıcının bağımsız bölümü teslim tarihinden itibaren 30 gün içinde teslim etmediği takdirde alıcıya aylık 1.000 TL kira bedeli ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği belirtilmiş, sözleşmenin 7.maddesinin 5.bendinde ise satıcının mücbir sebep, olağanüstü hal gibi kendisine bağlı olmayan nedenlerin söz konusu olması halinde bu nedenlerin ortadan kalktığı tarihe kadar teslimle mükellef olmadığı, bu halde teslim tarihine mücbir sebeple ya da engelin devam ettiği süre kadar süre ekleneceği, ekonomik krizin satıcı açısından mücbir sebep olduğu belirtilmiştir. Sözleşmenin 7.maddesinin 1. Bendinde ise bağımsız bölümünü tesliminin inşaat ruhsatının alımından sonra 16 ay olduğu, satıcıdan kaynaklanmayan her türlü durumun teslim süresinin ertelenmesini gerektiren bir sebep olduğu, ayrıca satıcının teslim tarihini zorlayıcı sebepler dışında (bu sebepler gerçekleşmese dahi) 2 ay erteleyebileceği, böyle bir durumda alıcının her ne ad altında olursa olsun tazminat vs. talep etme hakkının olmadığı belirtilmiştir. <br>Dava konusu taşınmazların tapuda devri ile geçerli halen taraflar arasında yapılan 08.06.2017 tarihli sözleşme hükümlerine göre davalının taşınmazları teslim etmesi gereken tarihin en geç 15.08.2017 tarihi olduğu, ancak davalının bu tarihte ve dava tarihinde sözleşmeye göre işi bitirip taşınmazları davacıya teslim etmediği, davalının teslime yönelik edimini yerine getirmediği, sözleşmenin 4. maddesinin 6.6 bendi ve 7.maddesinin 8. Bendi hükümlerine göre davacı tarafın davalıdan 50 ay için aylık 1.000 kira bedeli ile aylık 5.000 TL gecikme bedeli talep edebileceği, sözleşme hükümlerine göre davalının taşınmazları teslim etmesi gereken 15.08.2017 tarihinde pandemi ve İzmir depreminin henüz gerçekleşmediği, sözleşme tarihi ile teslim tarihi arasında yaklaşık olarak 1,5 ayın bulunması da gözetilerek davalının kendisinden kaynaklanan ekonomik sorunlar ve ortaklar arasındaki yönetim sorunları nedeniyle taşınmazları teslim etmesi gereken 15.08.2017 tarihinde teslim edemeyeceğini basiretli bir tacir olarak öngörmesi gerektiği, basiretli bir tacir olarak hareket etmek zorunda olan davalı şirketin sözleşmeyi imzalamakla sözleşme hükümleri ile bağlı olduğu ve sözleşme hükümlerine göre hem gecikme bedeli hem de kira bedeli talep edilebileceği, davalı şirketin mali durumu ve borçlarının bulunması ile yönetim sorunlarının kendisinden kaynaklandığı, mücbir sebep olarak kabul edilemeyeceği, bu nedenlerle davalı şirketin sözleşme hükümleri ile teslim edememesi halinde ödemeyi kabul ettiği gecikme bedeli ve satılan her iki taşınmaz için ayrı ayrı kira bedellerinden sorumlu tutulması gerektiği sonuç ve kanaatine varılmakla; ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle davalı vekilinin istinaf nedenleri yerinde değildir, ancak davacı vekilinin istinaf nedenleri ise yerindedir.<br>Yukarıda açıklanan nedenlerle, dosya içeriğine ve toplanan delillere göre kararın usul ve yasaya aykırı olduğu, davacı vekilinin istinaf nedenlerinin yerinde olduğu, davalı vekilinin istinaf başvuru nedenlerinin yerinde olmadığı anlaşılmakla, HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, HMK 353/1-b-2 maddesi uyarınca davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile davanın kabulüne dair yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde karar verilmesi gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>2-Davacı vekilinin istinaf talebinin KABULÜ ile İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/844 Esas 2023/404 Karar sayılı dosyasında verilen 11/05/2023 tarihli kararının KALDIRILMASINA, <br>3-Davanın KABULÜ ile 100.000,00 TL gecikme tazminatı ile 100.000,00 TL kira bedelinin davalıdan dava tarihinden (11/11/2021) itibaren, 144.000,00 TL gecikme tazminatının ise ıslah tarihi olan 06/04/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte alınarak davacıya verilmesine, <br>4-Alınması gereken 23.498,64 TL karar ve ilam harcından davacı tarafından yatırılan 3.415,50 TL peşin harç ve 2.459,16 TL ıslah harcı ile ilk derece mahkemesince düzenlenen 06/09/2023 tarihli 2023/606 Harç No'lu harç tahsil müzekkeresiyle tahsili istenilen 14.071,86 TL olmak üzere toplam 19.946,52 TL'nin mahsubu ile kalan bakiye 3.552,12 TL'nin davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,<br>5-Davacı tarafından yatırılan 3.415,50 TL peşin harç ve 2.459,16 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 5.874,66 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>6-Davacı tarafından ilk derece mahkemesi yargılama aşamasında karşılanan 1.600,00 TL bilirkişi ücreti, 173,20 TL tebligat masrafı ve 59,30 TL başvurma harcına ilişkin toplam 1.832,50 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>7-Davalı tarafından ilk derece mahkemesi yargılama aşamasında karşılanan yargılama gideri bulunmadığından, bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,<br>8-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 55.040,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>9-Kullanılmayan ve artan gider avansların karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine,<br>10-İstinaf talebinde bulunan davacı tarafından yatırılan 179,90 TL istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine,<br>11-İstinaf talebinde bulunan davalı taraftan alınması gereken 19.946,52 TL istinaf nispi karar harcından, davalı tarafından yatırılan 4.986,63 TL istinaf karar harcının mahsubu ile kalan bakiye 14.959,89 TL'nin davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, <br>12-İstinaf aşamasında davacı tarafından karşılanan 50,00 TL tebligat masrafı ve 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcına ilişkin toplam 542,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>13-Davalı tarafından istinaf aşamasında karşılanan yargılama gideri bulunmadığından, bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,<br>İlişkin, dosya üzerinde yapılan inceleme ve müzakere sonucunda, HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içinde temyiz yolu açık olmak üzere 10/07/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. <br><br><br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fe127871d9f6f53c","SID":"a1d738af3c3803b8"}}